![]() |
Padişahlar İçki İçer miydi?
OSMANLI PADİŞAHLARI İÇKİ İÇER MİYDİ?
Büyük Birlik Partisi üyesi olan bir grup dün İdil Biret’in konserini protesti etti. Gerekçeleri ise Topkapı Sarayı’nda içki içilmesiydi. Göstericiler bir süre slogan attıktan sonra polis tarafından dağıtıldı. Biz de odatv.com olarak Osmanlı Padişahlarının içki içip içmediğini merak ettik. Konuyu Topkapı Sarayı Müdürü olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya sorduk. Ortaylı, bu konuda isim vermenin ayıp olacağını, ancak sarayda içki içen de içmeyen de padişahların olduğunu söyledi. Hatta cemiyette içmeyi yasaklayıp özel hayatında içen padişahlar olduğunu ifade etti. İşte İlber Ortaylı’nın açıklamaları: Kendisine dokunan ve hasta olan padişahlar da var. İçenler var, genç yaşta ölenler de var. Ama içmeyenleri de var. yarı yarıya olabilir, belki fazla da olabilir. Şimdi tek tek sayamam. Bazılarının ne yaptıklarını hiç bilmiyorum. Cemiyetteki, dışarıdaki insan neyse sarayın içindeki de o. Bir sofra, meze kültürü var. balık ve bazı deniz mahsulatı sevenler var. Onları deniyorlar demek ki. Onlar daha çok içki ile tüketilen şeyler. Kendisi içki içenlerin içkiye karşı çıkarttıkları yasaklayıcı kanunları var. kendisi içiyor ama cemiyette yasaklıyor. Sebebi muhtelif, onları bilmek lazım. İçki imalatını yasaklayanlar var. İmalatı yasaklamayıp meyhaneleri yıktıranlar var. Odatv.com 14 Temmuz 2009 http://www.odatv.com/Siyaset/osmanli...ydi-16872.html |
Bu tür şeyleri halktan niye hala saklıyorlar?
Yer yüzünde gerçeklerle karşılaştırılmayan tek toplum Türkiye toplumu. Fatih SUltan Mehmet'in içki içtiğini öğrenen halkın din yolunda niyazi olmayacaklarından mı korkuluyor? Çanakkale'de Alman Generali Sanders'in emrinnde ölen yüzbinlerce Türk çocuğu bunları bilseydi ne olurdu acaba? |
Bu halkın ekmeğini yiyen tarihçiler ne yazık ki hala halka gerçekleri söylememekte kararlılar.
Üstat Çetin Altan'ın sık sık sözünü ettiği bir olay vardır. Zamanın birinde tarihçinin biri bir kitapta halkın duymamasını isteği bigiler olan sayfaları koparıp atmış. 2009 yılındayız. Halkın ekmeğini yiyerek semirenler hala halka gerçekleri söylememeğe devam ediyor. Ve bu toplum hemen her alanda sondan ilk onda. Olumsuzluklarda ilk üçe oynadığımızı söylemeye gerek yok. |
http://img66.imageshack.us/img66/2231/eaydn.jpg
ERDOĞAN AYDIN'IN YORUMU "Topkapı'da Yeni Bir Şey Yok, 'Alperenler' Hep Böyle..."13 Temmuz 2009 Pazartesi 17:07 Tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, "Topkapı Sarayı'ndaki İdil Biret konserini 'kutsal yerde içki içiliyor' diyerek basan Alperen Ocakları'nın son 10 yılda gerçekleşen saldırılarda yer aldığını, bunun da derin devletin sevmediği kesimlere yönelik yıllardır sürdürdüğü politikanın tezahürü olduğunu" söyledi. "Devlet uzantılı Türk milliyetçiliği 1960'lı yıllardan beri sokaktaki sivil muhalefete, farklı seslere, alternatif demokratik Türkiye projesine karşı sürekli olarak saldırgan milisleri kullandı. Bu kah İslamcı kah doğrudan doğruya milliyetçi bir bayrak, kimlik ve sloganlar altında şekillendi. Öğeleri örgütlersel düzlemde değişse bile genel olarak böyle bir refleks derin devletin hep temel bir refleksi olageldi." "Devlet ve medya Alperenleri 'hoş görüyor'" Aydın, Alperen Ocakları'nın Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) geriye çekilmesinden dolayı mı ön plana çıktı?" sorumuza şöyle yanıt veriyor: "Bu grubun adı, MHP'ye hakim olan ekibin hem kendi meşruiyet alanını genişletmek hem de özellikle 12 Eylül öncesinde ve Kürt sorununda görece kullanılmışlığına son vermek için geri çekilmesiyle ön plana çıktı." "Büyük Birlik Partisi (BBP) lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünden sonra özel bir durum doğmadı"ğını söyleyen Aydın, "BBP'ye bağlı Alperen Ocakları'nın son 10 yıldır Trabzon ve Sakarya'daki linç girişimlerinde, Sivas katliamında, Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinde, 6-7 Eylül sergisinin basılması gibi bir dizi olayda yer aldığını" hatırlattı. "Medya ve devletin bu grubun saldırılarını ya görmezden geldi ya da hoş gördü" dedi. "Alperenler Yazıcıoğlu yaşarken de böyleydi" "Yazıcıoğlu yaşarken de Alperen Ocakları bu tip linç, saldırı, itiraz ve tehdit girişimlerinde yer aldı. Bu süreçte hem Avrupa Birliği sürecinde demokratik bir maskeyle hareket eden ulusal basın hem de devlet nezdinde meşru görülmeye, gösterilmeye ve/veya görmezden gelinmeye çalışıldı." "Fakat" diyor Aydın, "bu olayların hiçbiri normalde olması gereken adli bir soruşturmaya tabi tutulmadı. Tıpkı 60'lı yıllarda İslamcı kesimlerin ve 70'lerde MHP'nin olduğu gibi. Aslında bu yargının da bu grubun yaptıklarını meşru gördüğünün göstergesi." Nerede saldırı orada Alperenler BBP'nin gençlik örgütü Alperen Ocakları'nın adının karıştığı bazı olaylar şunlar: * Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kayatuzu Yazıcıoğlu'nu bir TV programında eleştiren Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı'yı yumrukladı. * Dink cinayetini azmettiren Yasin Hayal, BBP üyesi ve Alperen Ocakları'nın müdavimiydi. Yine cinayetin diğer sorumlusu olarak yargılanan Erhan Tuncel de Alperen Ocakları üyesiydi. Eski Trabzon Alperen Ocakları Başkanı Mustafa Öztürk de, aynı davada uzun süre tutuklu olarak yargılandı. * Sultanbeyli'de 30 Mart 2006'da lise öğrencileri arasındaki kavgada, Kürt kökenli öğrenci Şahin A. bıçaklanarak öldürülmüştü. Katil zanlısı V.K.'nin Alperen Ocakları üyesi olduğu ortaya çıkmıştı. * Alperenler, Papa Benedictus'un Kasım 2006'daki Türkiye ziyareti sırasında Ayasofya Müzesi'nde korsan namaz kılıp slogan atmışlardı. BİANET |
pervane Misakı Milli sınırlarımızı gösteren haritayı basmandaki amaç vatansızlikmıdır. ?
yazıyı yazan erdoğan aydın kimdir ? nerde çakma yazar var özaldan sonra moda oldu allaha şükür. |
içmezlermiydi yaw hemde nasıl içerlerdi :)
|
Alperenler eskinin akıncılarının yerini almak üzere.....Akıncıları bilen bilir...AKP nin tek eksiği aktif ve militan bir gençlik kolunun ve ocaklarının eksikliği idi....Muhsin Yazıcıoğlu öldü Partinin karizmatik lideri yok...en güçlü oluşum Eski adı Nizam'ı Alem ülkü ocakları yeni adı Alperen ocakları hemen hemen tüm yurtta örgütlü ve açıkta kapanın elinde kalacak...AKP bu fırsatı kaçırmaz diye düşünüyorum..sahiplenir....
|
evet alperenler son dönemde özellikle var oldukları yerde yeniden aktif çalışmaya başladılar..
yaptıkları bazı işler var zaten son olarakta topkapı sarayını bastı mallar... |
Alıntı:
|
Alıntı:
Yazarların hepsini okumaktan gözlerin bozuldu galiba. Erdoğan Aydın tarih ve teoloji konusunda bütün ezberlerinizi dağıtan bilim insanıdır. Çakma insanlar resmi tarihin peşinde kulaktan dolma masallarla uyutulurken zor şartlarda emek harcayıp tüm resmi tarih anlayışınızı yerle bir etti. |
Alperen ve ülkü ocakları devletin eteğine sığınıp, satır ve döner bıçakları ile örencilere saldıran, sonra polis koruması altında okulu terkeden süper kahramanlardır:)
Bu saldırının ardından yaralanan, okulun içinde herkezin gözü önünde saldırıya uğrayan öğrenciler polis tarafından gözaltına alınır. tetikçi ve tahsilatçılar ile uyuşturucu ticaretinin piyonları bu süperkahramanlardan yetiştirilir. |
Alıntı:
|
Su katılmamış Alperen öküzleri işte. Türk-Islam yobazları. Artık tabii dünya değişti, tepkilerini "demokratik" yollardan dile getirmişler.
|
Erdoğan Aydın "aydın gibi aydın" denebilecek bir avuç insandan birisi. Cumhuriyet'ten atılması büyük talihsizlikti.
|
Padişahlar içki içerlermiydi?
Akşamdaaan akşama. Efendi efendi içseler iyi, enteresan ölüm sebepleri de var. II. Selim hamamda alem yaparken düşüp ölmüş. Ölüm sebebi karşısında Alkol - düşme yazıyor. (ayrıntısı için +18 bölümünün açılmasını bekliyorum) 3 intahar, 3 siroz, 1 depresyon, 4 boğdurularak, 1 zehirlenerek. Tek savaş meydanında ölüp şehit olan I. Murat. Padişahlar içinde Hacca gitme skoru "0" |
Alıntı:
|
aaa siz görmediniz mi olayı sevgili saroz çok iyi açıklamış..
orda sarayın önünde akhen de vardı....ekibini almışta gitmiş... |
Alıntı:
İnsanlar tarih öğrenmek için bu adamın kitaplarına para verip alıyorlar. Ama beyimiz, muhtemelen kendine göre uygun görmediği gerçekleri gizlemekte bir sakınca görmüyor. |
SarhoŞ yaŞiyorsam ben bu yaŞimda.anlam ne halkin taŞlamasinda.her suÇla eĞer bİz sarhoŞ olsaydik. Ayik bİr kİmse kalmazdi dÜnyada. Ö. Hayyam.
|
güzel olmuş atay :)
|
Erdoğan Aydının Fatih, fetih ve mitler isimli kitabında Fatih sultan mehmetin sık sık içki alemleri yaptığını, hatta bu alemlerin birinde bir saray görevlisinin oğlunu (cinsel amaçlı) istettiğini, ancak görevlinin yollamadığını yazmıştı.
Daha sonra görevlinin gözleri önünde önce çocuklarının, sonra karısının kellelerini kestirip en son da bunları bilerek izlettiği görevlinin kellesini kestirmiş. Ne söylenebilir ki. adaletin ve hoşgörünün Fatihi yaptırmış bunları.... |
Alıntı:
|
hacca gitmediklerini biliyorum(bu sitede öğrendim)
erdoğan aydın kimdir..salman rüşd özentisi olan biri.. çetin altana da üstad diyen arrkadaşım..üstadlar bir beyitten tüm edebiyatcılara rezil olacağı bir anlam çıkartmaz.. dinsiz olan herkes..sizin için aydın gibi aydın..çetin altan gibi üstadtır.. |
Alıntı:
Bu lafları, böyle üst tondan söyleyebilmen için, Erdoğan aydın ve çetin altanın eserlerini okuyup, şu konuda yanlışlarını tespit ettim. şurada, şu nedenle, şuna özenmiştir, veya şu yazısı nedeni ile rezil olmuştur demelisin. Yoksa, dogmatik düşünen bir fanatiğin hezeyanları olarak okunmaktan kurtulamazsınız... |
yahu 4. murat içkiyi yasakladığında yaverleri muratın sarayına içkiler götürüyordu..
saraylarda içkiler gırla gidiyordu lale devrinden ise hiiç bahsetmıyelim... |
altan ailesi gazeteci ve yazarsa ben de napolyonum.
|
ÇETİN ALTAN ÖDÜLÜNÜ BAŞBAKAN'DAN ALDI
Başbakan Erdoğan Kültür ve Sanat Ödülü'nü eski milletvekili ve gazeteci Çetin Altan'a verdi. Aya İrini'de düzenlenen törende Erdoğan Çeteleri konuştu. İŞte o kunuşma ve Erdoğan'ın söyledikleri: Başbakan Erdoğan, Türkiye'de artık bazı imtiyazlı çevrelerin hiçbir risk almadan, emek ve değer üretmeden ülkenin imkân ve kaynaklarına göz dikmesini istemediklerini ifade etti. Türkiye'nin çetelerle mücadele ettiği bu dönemde hukukun üstünlüğünün yükselmesini gündemine aldığını belirten Erdoğan, "Statükoyu muhafaza ederek değişime direnenleri de artık istemiyoruz." diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü düzenlenen törenle eski milletvekili ve Gazeteci Yazar Çetin Altan'a takdim etti. Aya İrini Müzesi'nde düzenlenen törene; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı Egemen Bağış, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, İstanbul Valisi Muammer Güler, İBB Başkanı Kadir Topbaş ve çok sayıda sanatçı katıldı http://www.cafesiyaset.com/haber/200...andan-aldi.php |
Çetin Altan benim için ne zaman öldü?
Çetin Altan'ın ailesini, çektiği sıkıntıları, yaşadığı mücadele dolu hayatı paylaştığı ve artık tarihe mal olmuş bir yazısı vardır. 'Dertleşme'yi hala saklarım, bence Türk deneme yazarlığında bir başyapıttır. 'Neden bu kadar çok suçlandığımı kendi kendime de sorduğum oluyor. Çünkü yarım yüzyıldır yazı yazıyorum. Türkiye'de yazı yazanları, insanın büyükelçi olmuş sınıf arkadaşları bile sevmezler' der. Usta yazar, çarpıcı finale kadar okuru işliyor işliyor ve bombasını patlatıyor: 'Ahmet, Mehmet, Zeynep kocaman oldular... Onların ellerine yanaklarına dokunurken hala yıldızlar dolanıyor içimde... Yeryüzü serüvenindeki parantezin artık kapanmasını özlüyor gibiyim sanki... Durmadan suçlanmış olsam da salt yazı yazarak yaşamışlığın tuhaf bir tadı var içimde... Bir daha dünyaya gelsem yine sadece yazı yazardım...' 12 Şubat 1997'de yazmış Altan bu satırları, Sabah'ta. Ertesi gün kıyamet koptuğunu hatırlıyorum. Başka köşe yazarlarından o 'parantezin' kapanmamasına dair yakarışlar yükseldi. O gün Çetin Altan benim için ölümsüzleşmişti. Fakat çok kısa bir süre sonra benim için öldü Çetin Altan. Onu kendi içimde öldürdüm. Ve yine, ne tesadüf ki, 'Dertleşme' başlıklı bir yazısıyla. İnanır mısınız tam beş sene sonra, 13 Mart 2002'de. *** 'Ben yazı yazmasam ne olur? Hiçbir şeycik olmaz. Ama ben yine de 'yazı'ya layık olmaya ömür vermiş bir kalem emekçisi olarak, kaybolmayı isterim sessiz ve sedasız...' Yazarla okur arasında hesaplaşma anları vardır; okurun yazar tarafından kandırıldığını hissettiği. Öyle bir andı benim için... İkinci 'Dertleşme' yazısının sonunda okura gazetesi Sabah'ı şikayet ediyor ve son bir, bir buçuk senedir kendisine değer verilmediğini söylüyor. Bu yüzden 'kaybolmak' istermiş gibi bir izlenim yaratıyor. Sanki bırakacakmış gibi... Sabah o yıllarda zor günler geçiriyor; maaşlar ödenmiyor, büyük fedakarlıkla gazete çıkıyor, sahiplik yapısı değişiyor. Yayın yönetmeni bile para almıyor... İşin aslı sonradan ortaya çıkıyor... Çetin Altan o sırada Milliyet'ten yüklü bir transfer teklifi alıyor ve buna bir kılıf uyduracak: 'Bana kıymet verilmiyor' diye... Zaten bir süre sonra da Milliyet'e geçiyor. O gün benim için Altan ailesinin bütün hayatlarının, o hayatları aktardıkları bütün satırlarının planlı bir PR çalışmasını olduğunun kanıtı oldu-en azından 80'li yıllardaki Özal dönüşümünden sonra. Anladım ki Çetin Altan'ın derdi yazarlığa kıymet falan değil... Basbayağı para... Yazarlığı bırakmaktan söz ediyor mesela, oysa görüyoruz ki hiç öyle bir niyeti yok. Maksat konuşulsun, birkaç kişi daha pohpohlasın onu o kadar. Nitekim o dönem de Haşmet Babaoğlu'ndan Can Dündar'a, Fehmi Koru'ya kadar bir koro 'Aman ağabey' diye ağlıyor yine... *** Çetin Altan'dan sonra, kendi içimde bir de Ahmet Altan'ın ölümünü yaşadım ben. O da Yeni Yüzyıl'daki bir yazıyla oldu. Politik yorumlarından dolayı baskı varmış, öyle diyorlardı, yazılarına ara verdi ve kahraman oldu. Sonra, zar-zor ikna edilmiş ama sadece 'hayat' üzerine yazsın diye. Öyle dedikodu yayıldı; güya 'Artık siyaset yazmam' demiş... 'Vazgeçemeyeceğim kadar kıymetli değil hayatım, ben şanslı olanlardanım, hayatımdan daha kıymetli bir şeylerim var benim, öyle altı boş mukaveleler taşımıyorum koynumda, hayatım karşılığında anlaşmalar yapmıyorum' diye döndü. Ne kadar etkileyici değil mi? Bir yazarın özgürlük beyanı, kaçış bildirisi adeta. Ahmet Altan'ın okura, sisteme, medyaya resti gibi okumuştum. Gerçek bir 'veda' yazısı olarak... Sonra ne oldu dersiniz? Bir hafta sonra, bir 'aşk' yazısıyla geri döndü Altan. Sonra bu böyle devam etti... 'Hani senin koltuğunun altında mukaveleler yoktu' diye geçti aklımdan. 'Keşke yazmasaymış' diye düşündüm. Tıpkı babası gibi... O satırların ardından karanlığa karışsa, kaybolsa ortadan -en azından bir süreliğine- gözümde, ona inanmış 'okurunun' gözünde ölümsüz olacaktı. Saygımı hiçbir zaman yitirmeyecektim. Ama maalesef ben Altan ailesinde yazı 'tanrılarında' olmaması gereken bir özellik gördüm: Meğerse onlar da bizim gibi ölümlüymüş... İşte bu yüzden Çetin Altan'a Başbakan ödül verirken herhangi bir duygu kıpırdaması yaşamıyorum içimde. Ölü şairi vatandaş yapmak gibi absürd bir durum olduğunu düşünüyorum. Ölü yazara madalya takmak... Benim için Çetin Altan'ın o ödülü alması devletin ondan özür dilemesi değil. Onun devlete boyun eğmesi anlamına geliyor. Bir uzlaşmanın yansıması... 'Tamam hizaya geldim' dedi, bunu sistematik bir biçimde yaptı ve madalyayı kaptı... Ailece yaptılar. Ne yazık... Ne acı... http://www.aksam.com.tr/2009/08/04/y...man_oldu_.html |
''bir firengi kafir olduğun bilirdi avniya
belin ü boynunda zünnar u çelipayı gören'' üstad! çetin altan bu beyiti fatih sultan mehmet hristiyandır diye çevirmiştir.. bir de murat bardaçıya kulak verelim..: fatih’in o şiiri öyle değildir çetin bey! çetin altan, bir ay içerisinde iki defa, fatih sultan mehmed’in hristiyan olduğunu ileri sürdü ve şair hükümdarın eseri olan bazı mısraları da iddiasına dayanak olarak gösterdi. ‘avni’ mahlásıyla şiirler yazan fatih’in hristiyanlığının kanıtı, çetin bey’e göre ‘bir frengi káfir olduğun bilürdi avniya / belde zünnarini boynunda çelipayı gören’ mısralarıydı. çetin bey bu mısraları günümüz türkçesi’ne ‘avniya, bilirdi senin bir káfir hristiyan olduğunu. belinde keşiş kuşağını, boynunda haçını gören’ şeklinde naklediyor ve daha sonra ‘böyle tarihsel ve çarpıcı bir belgeyi görmezlikten gelmenin yararı kime?’ diye soruyordu. sözü uzatmadan, kısaca söyleyeyim: çetin bey’in yazdığı mısraların imlásı da, günümüzün diliyle karşılıkları da, yorumu da yanlıştır! sözkonusu mısralar fatih’in ‘bağlamaz firdevs’e gönlünü galata’yı gören / servi anmaz anda ol serv-i diláráyı gören’ beytiyle yani ‘galata’yı gören kişi gönlünü cennete bağlamaz, o gönül alan servi boylu güzeli görenler de bir daha servinin adını anmazlar’ diye başlayan meşhur gazelinin son beytidir. fatih gazelde kendisinden değil, galata tarafında rastladığı bir hristiyan gençten sözetmekte, sonraki mısralarda o genci bir hayli övmekte ve şiirini, doğru biçimi ‘bir frengi káfir olduğun bilirdi avniyá / bilek ü boynunda zünnár u çelipáyı gören’ olan beyitle bitirmektedir. bu mısralar, ‘ey avni (kendisi, yani fatih)! belindeki papaz kuşağını ve boynundaki haçı görenler onun bir frenk káfiri olduğunu bilirler’ anlamına gelir. dolayısıyla şiirin fatih’in hristiyanlığı ile hiçbir alákası yoktur! üstte, bu şiirin fatih sultan mehmed’in bugün istanbul millet kütüphanesi’nde muhafaza edilen elyazması divanındaki orijinal metni yeralıyor. bilenler hemen okuyabilir, hattá ‘böyle tarihsel bir belgenin anlamını çarpıtmanın yararı kime?’ diye sorabilirler. |
Erdoğan Aydın hakkındaki iddianızın altını doldurun katre efendi...
|
sayın saroz..çetin altan için söylediklerim bir iddiadır..çünkü tüm edebiyatçılara rezil olmuştr dedim..bunu ispatlamam gerekti....sadece murat bardakçı değil iskender pala da tepki vermiştir..bu bir iddiadır..ve nedenini yazdım..
erdoğan aydın için sölediklerim iddia değildir..kişisel görüşümdür..salman rüşd özentisi olan biridir..benim grşm..açıklama yapmak zorunda değilim..açıklama yapmak zorunda old.m konu çetin altana aitti ve açıklamamı yaptım.. diğerleri sizi ve beni bağlamaz saygılar.. |
Sayı katre,
Fatihin annesi sıkı bir hristiyandı. Fatih annesi için kilise bile yaptırdı. Ancak fatihin hristiyan olduğuna dair kaynağım yok. Erdoğan Aydın konusunda kişisel fikrinizi söylediniz, ama altını bilgi ve belge ile doldurmak zorunda olmadığınızı söylediniz. Buradan ,kişisel görüşlerinizin altının boş olduğunu, önyargılarla değerlendirme yaptığınızımı anlamak gerekiyor? |
cevap verecek EDİT kalmadığı için topiği kapatabiliriz:)))
|
Alıntı:
|
Alıntı:
...sayın saroz üsdat dediğiniz insanın ne kadar üsdat old.anlatmaya çalıştım..ve sanırım bu konuda bir sıkıntımız yok. neden erdoğan aydın ı turan dursun a ya da ilhan arsel e özeniyor diye sölemedim.. aslında sölemem gerekirdi.. hepsi birbirinin özentisi.. ister önyargı de..ister başka bir şey..grşlerimin içi boş olmadığını ısrarla size çetin altan açıklamamda anlattım..erdoğan aydın ve diğerlerinden okuduğum eserler bana yeter..ve kendi grşmü yeterince destekler..hepsinde İslam düşmanlığı..ya diyorum turan dursun..önceden müslümandı..ya hu hiç ii bi tarafı yok mudur İslamiyetin bi anda nasıl oldu ..belini kıracak kadar dininden döndü..hepsi İslam ı olabildiğince kötülemeye adamış kendini..tmm inanma anlarım ama..her cümlesi İslamiyeti karalıyor bu yazarların..tmm kötüle ..eleştir ..buna bir şey demem ..ama eleştiri tek taraflı bir şey değildir..o zaman yaptıkları eleştiri değildir..karalamak ..kötülemektir..hepsi özenti..birbirinin özentisi.. saygıalr.. |
Alıntı:
Kimbilir belkide saraydaki içki alemine takılmıştır.:loco: Ya diyorum padişahta halkı gibin. halkından içen varsa padişahlardanda vardır. Sorun ne. Dördüncü Murat içmişse İkinci Abtülhamitte içmemiş. Atatürk içmişşe Turgut Özalda içmemiş. Herkes kendinden sorumlu. |
Topkapı Sarayı ve Osmanlı Padişahlarının içki müptelası olduğuna dair iddialar
Burada şu gerçeklerin bilinmesinde fayda mülahaza ediyoruz: A) Osmanlı Devletini teşkil eden fertler ma'sûm ve günahsız değillerdir. İçlerinde I. Murad, II. Murad, Fâtih, Yavuz ve II. Abdülhamid gibi "veliyyullah"denilen fertler bulunduğu gibi, içki ve benzeri günahları irtikâb eden şahıslar da bulunabilir. Nazarî plânda İslâm'ın bütün düsturlarının kabul edilerek tatbik edildiği bir vâkı'adır. Ancak tatbikatta bu esaslara muhâlefet edenlerin bulunduğu da bir vâkı'adır. Her ikisini de inkâr etmek mümkün değildir. Her şeyde olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nin iyilikleri de vardır, hataları da vardır. Ancak 600 sene boyunca hasenâtının seyyiâtına ağır bastığı içindir ki, kader-i İlâhi bu uzun süre içinde İslâm'ın bayraktarlığı ünvanını onlara ihsân etmiştir. Seyyiâtı hasenâtına ağır basınca da, bu şerefli ünvan yine kaderin hükmüyle ellerinden alınmıştır. En kötü zamanlarında bile, değil içki gibi İslâm'ın açık bir hükmüne muhâlefet, içtihadî meselelerde dahi şer'î hükümlere ri'âyet etmek için elden gelen gayreti gösterdiklerini, sayıları milyonları bulan arşiv belgeleri isbat etmektedir. B) Maalesef, Osmanlı tarihi ve edebiyatında geçen bazı tabirler, Osmanlı Devleti'nde içkinin tamamen serbest olduğu mâ'nâsına gelecek şekilde te'vil ve izah edilmek istenmektedir. Bu tâbirlerden bazılarına dikkat çekmek istiyoruz. "îş ü işret", bunların başında gelmekte ve tarihlerdeki "padişah, îş ü işreti severdi "tarzında geçen ifadeler, içki ve sefâhet hayatı yaşardı şeklinde yorumlanmaktadır. Halbuki bu ifadenin asıl mânâsı, îş=yaşama, işret=keyifli hayat ve eğlence demektir. Yaşamanın tadını çıkarma ve keyifli hayat, meşrû dairede olduğu gibi, gayr-i meşrû dairede de olabilir. O halde, bu tâbirleri, başka karîne olmadan gayr-i meşrû hayat diye izah etmek, peşin fikirlilik olur. Ancak Yıldırım Bâyezid gibi bazı devlet adamlarının içki içtiğine dair açık deliller varsa, bunu başka türlü yorumlamak da doğru olmaz. "Sâkî"kelimesi de manası çarpıtılan kelimelerdendir. Kelime manası, keyif meclislerinde kadehle içilecek şeyleri takdim eden şahıs manasını ifade eder. Ancak mevlidde şerbet dağıtana sâkî dendiği gibi, meyhânede şarap dağıtana da aynı ad verilir. Sâkî kelimesini, her yerde, içki kadehini dağıtan diye açıklamak, elbette ki kasıtlı bir peşin fikirliliktir. Osmanlı Sarayında sâkîler elbette vardır. Ancak bunların, içki kadehlerini dağıtan ve dolduran kişiler olduklarını, serbestçe içki dağıttıklarını ve bunun açık bir şekilde yapıldığını söylemek insafsızlık olur. "Şarap"kelimesi de öyledir. Aslında her çeşit içecek demek olan bu kelime, günümüzde haram olan ve Arapça'da "hamr"kelimesiyle ifade edilen içki karşılığında kullanılmaktadır. Halbuki Osmanlı döneminde, şerbet ve su da dahil olmak üzere bütün içilecek şeylere yani bugünkü karşılığıyla meşrubâta "şarap"dendiği bir vâkı'adır. İslâm hukukunun yasakladığı sarhoşluk verici içkileri içenlere, hadd-i şirb denilen şer'î cezayı uygulayan devlet adamlarının kendilerinin, açıkça bu fiili işlemeleri mümkün değildir; ancak kanunlarla tatbikat arasında fark bulunabilir. Böyle bir fiili işleseler bile, bunun açıktan işlenen bir günah olmadığı kesindir. Nitekim Dimitri Kantemir'in II. Selim'le ilgili beyânları da bunu teyid etmektedir. Bu arada, mezkûr kelimelerin tasavvufdaki manaları ile bir kısım metinlerde kullanıldığını da unutmamak icab etmektedir. C) Türkler Müslüman olduktan hemen sonra, İslâm'a muhâlif olan bütün âdetlerini de kâideten ve nazarî olarak tamamen terk etmişlerdir. İslâm'ın te'siri altında ve ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar devrinde (X. asır) kaleme alınan Kutadgu Bilig'deki şu cümleler, bunun en bâriz misâlidir: "Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbâl elden gider. Dünya beyleri şarabın tadına ulaşırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur. Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat kalır?". Daha sonraki Müslüman Türk Devletlerinin içki hakkındaki tutumlarını ise, kendilerine resmî kod olarak kabul ettikleri fıkıh kitaplarında ifadesini bulan şer'î hükümler ortaya koymaktadır. Osmanlı hukukçuları, içki hakkındaki hükümlerde İslâm hukukçularının kabul ettikleri esasları aynen benimsemişlerdir. Bütün İslâm hukukçuları ise, başta şarap (hamr) olmak üzere, sarhoşluk verici içkilerin azının ve çoğunun haram, yani kesin olarak dinen yasak olduğunu kabul etmişlerdir. Ancak İslâm'ın tesbit ettiği ve had denilen cezayı gerektirecek içki içme suçunun târifinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. İmam-ı A'zam Ebu Hanife'ye göre, az veya çok şarap (hamr) içmek yahut sarhoş edecek kadar diğer içkileri kullanmak, had cezasını gerektiren bir suçtur. Diğer İslâm hukukçuları ise, her çeşit içkiyi, az veya çok içmenin had cezasını gerektiren bir suç olacağını açıklamışlardır. Ebu Hanife şarap demek olan hamr ile diğer içkileri ayırt ederken, diğer İslâm Hukukçuları hepsini aynı hükme tâbi kılmaktadırlar. Osmanlı Devlet'inde tercih edilen birinci görüşe göre had cezasını gerektiren içki içme suçunun (ki buna şirb denmektedir) iki unsuru vardır: Birincisi, az da olsa şarap içmek veya diğer içkileri içerek sarhoş olmaktır. Yani bütün içkilerin haram olduğunda ittifak etmekle beraber, had cezasını gerektirecek suçun teşekkülünde küçük bir görüş ayrılığı vardır. İkincisi, cezâî kasıd ve irâdedir. Zorla içirilen içkiler, had cezasını gerektirmez. Bu unsurlardan biri eksik olduğunda, had cezası tatbik edilmez; ancak devletin tesbit ettiği ta'zir cezaları uygulanır. Had cezası ise, eksik ve fazla olmadan içki içene sopa ile seksen kırbaç vurmaktır. Osmanlı Devleti'nin son on yılına kadar, bütün Müslüman Türk Devletlerinde, İslâm'ın içki için tesbit ettiği ceza aynen tatbik edilmiştir. Bunu şer'îye sicillerinde görmek mümkün olduğu gibi Osmanlı Kanunnâmelerinde de görmek mümkündür. Osmanlı Devleti'nde konuyla ilgili şer'î hükümler, Avrupalı bir hukukçunun diliyle "1810 tarihine gelinceye kadar, mer'î olmuştur. Gerçi bu hükümler, tatbikatta tam icra olunmadığı da söylenebilirse de, nazariyâtta kuvvetine riâyet olunmuştur". Araştırmalar, Osmanlı Devleti'nin son on yılına kadar bu tatbikatın devam ettiğini göstermektedir. Ancak Osmanlı Devleti'nin son yıllarında kabul edilen Men'-i Müskirât Kanunu, içki içenlere verilen cezaları, alternatifli olarak düzenlemiş ve bunlardan birini de hadd-i şer'î olarak zikretmiştir. Bu kanun, devletin içinde ve dışında çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Osmanlı padişahları, çok az istisnalar dışında, hem fiilen ve hem de kavlen İslâm'ın getirdiği içki yasağına uymuşlar ve bu yasağa uyulması için gerekli hukukî tedbirleri almışlardır. Bütün Osmanlı Padişahları bu konuda hassastırlar; ancak bunlardan II. Bayezid'e ait olan bir fermanın, sadeleştirilmiş metnini, sizlere takdim ederek, meseleyi bütün yönleriyle vuzûha kavuşturmak istiyoruz:"1. Dergâhıma arz olundu ki, sancağınıza bağlı şehir, kasaba ve köylerde, düğünlerde, toplantılarda ve benzeri yerlerde, açıkça şarap içildiği, çeşitli sarhoş edici içkiler kullanıldığı, her türlü rezalet ve sefâhetin irtikâb edildiği görülmüştür. Ayrıca İslâm'ın şe'âirine ri'âyet edilmeyerek fâsıkların bu gibi gayr-i meşrû fiillerinden, bütün Müslümanların ve özellikle de âlimler ve sâlihlerin rahatsız olduğu bildirilmiştir. 2. Emrim size ulaşınca, bu konuda tam ihtimam gösteresiniz. Sen ki, sancak beğisin, kâdîlarsınız. Bizzat bu işin üzerinde durub kazanızdaki halka, şehirlerde, köylerde ve kasabalarda tekrar te'yîd ve tehdît ile yasak edesiniz. 3. Bundan sonra hiç bir yerde, fâsıklar toplanıp açıkça günâh işlemeyeler ve İslâm'ın şe'airine gereği gibi ri'âyet edeler. 4. Sen ki, sancak beğisin, bu hususu görüp gözetip emrime aykırı hareket edenleri kâdî kararıyla hakkından gelip, şer'î hükümleri ve emirlerimi icrâ edesin. Şöyle bilesiniz ve alâmet-i şerife itimat edesiniz". Osmanlı Padişahlarının bu yasaklarına ve şerî'ate karşı bu hassâsiyetlerine rağmen, açıkça şer'î hükümleri çiğnemeleri nasıl düşünülebilir? Bu misâlden de anlaşılmaktadır ki, Osmanlı Padişahları hakkında söylenen "sarhoş"ve "aile hayatı berbat"gibi ithâmlar, tamamen iftirâdır ve belli bir vesikaya dayanmamaktadır. Şunu da önemle belirtelim ki, bütün bu izahların yanında I. Bâyezid Han, II. Selim ve IV. Murad'ın gençliklerinde bazen içki kullandıkları, bir kısım Osmanlı kaynaklarında açıklanmaktadır. Zaten bizim meselemiz de bütün Osmanlı Padişahlarını ma'sum göstermek değildir. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz |
Fatihin annesi sıkı bir hristiyandı. Fatih annesi için kilise bile yaptırdı. Ancak fatihin hristiyan olduğuna dair kaynağım yok.
Hristiyan olan Fatih'in üvey annesi Sırp Despot'unun kızı Mara Hatun'dur . Öz annesi Hüma hatun başkasıdır. milliyetinde kesinlik yok. ( bk. Erhan Afyoncu Sorularla Osmanlı imparatorluğu; ilgili kısım.) Osmanlı Devletini teşkil eden fertler ma'sûm ve günahsız değillerdir. İçlerinde I. Murad, II. Murad, Fâtih, Yavuz ve II. Abdülhamid gibi "veliyyullah"denilen fertler bulunduğu gibi...; Hiçbir Padişah Veli veya Evliya değildir. Asla olamaz da. Çünkü istemese bile bir takım kimselere haksızlık yapar, can yakar. Padişahlık bu konularda bir tercih meselesidir. Dergâhıma arz olundu ki, sancağınıza bağlı şehir, kasaba ve köylerde, düğünlerde, toplantılarda ve benzeri yerlerde, açıkça şarap içildiği, çeşitli sarhoş edici içkiler kullanıldığı, Bazı Padişahlar koyu dindardır. Bundan kaynaklanıyor. Devletin özellikle başkentin karakteri padişahın dindarlığıyla bazen değişiklik gösterebilir. Osmanlı padişahları içinde içki içenler (benim bildiklerim): Yıldırım Beyazıd, II. Murad, II.Selim(Sarhoş) IV. Murad ve Abdülmecid Han. Pederim Abdülmecid Han içki ve cimaa kurban gitti. Biraderim Murad Efendi'nin deilrmesine sebeb olan şey de içkidir. (II.Abdülhamid, sürgün günlerinde sözlediği bir söz aktaran Ziya Şakir, "Sultan Hamid'in Son Günleri" isimli kitap;) Ulucamiyi yaptıran yıldırım Bayezid' e Bursa Kadısı Hızır Bey: ( başkası da olabilir, camii başka da olabilir. Ama Padişah yıldırım Bayezid) Yanına bir de meyhane yaptırsaydın! ( Necip Fazıl, Ulu Hakan Abdülhamid Han isimli kitap) Sultan Murad, Emirgune ile yaptığı bir işret aleminden sonra fenalaşarak öldü. ( Uzunçarşılı Tarihi Cilt 3; IV. murad'la ilgili bölüm) Sultan Abdülhamid Han'a gelince kendisi asla içki içmezdi. Alkolun insanın mahvına ve küçük düşmesine sebep olan bir şey olduğuna inanırdı. ( Kızı Ayşe Sultan Babam Abdülhamid Han, Ziya Şakir, Samih Mümtaz vb kitaplar.) |
Fatih Sultan Mehmet Diyaloglar : (istanbula ilk giriş)
FSM : toprağım yine gel ha.. hıçk.. :D:D Constantine : ?? |
Bazı padişahlar alkol bağımlılığına karşı mücadele etmişler, alkolikler de bu padişahların gizli gizli içtikleri dedikodusunu çıkarmışlar. Padişahların yetiştikleri toplumsal çevre ve toplumsallaşma biçimleri onların alkollü içki kullanmalarına elverişli değil. İçen padişah olsa bile bu istisnaidir. Delilsiz, belgesiz padişahlar aleyhine birtakım dedikoduları tarihi gerçek diye yazmak ucuz bir tarihçilik olsa gerek. Hele İlber Ortaylı'nın konuşması, bir bilim adamına yakışmayacak tarzda. İçen padişah varsa bunun delillerini de ortaya koyarak açıklarsın. Yok ise, bu konuda söylenenler dedikodudan ibaret dersin olur biter.
Kafa çekmek çok matah bir şey değil. İçmeyenler bir şey kaybetmiş değiller. Yeryüzünde milyonlarca insan alkol bağımlısı, bunu savunmanın insani bir tarafı yok. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:36 . |