![]() |
Kehf suresi 86. ayet; "Güneşin balçıkla olan ilişkisi&q
bu konuyla ilgili bir başlık vardı. ama orada konu dağıldığı için o başlığa burda cevap vermek istedim.
herkes bu sureden yola çıkarak kuranın dünyanın yuvarlak olduğunu bilmeyenler tarafından uydurulduğu için ayetin saçmalığını öne sürüyor. hatta o devirdeki insanların güneşin hakikatende denize battığını sandıklarını söylüyorlar. tabiki bunların hepsi bir art niyet ve ön yargı. en iyi meal olarak kabul edilen elmalılı hamdi'nin mealinden yola çıkalım. elmalının mealinin en iyi meal olarak kabul edilmesi ise kelimelerin orjinalliğini bozmamasındandır. ayetin iniş sebebi rahatlıkla anlaşılıyor. birileri efendimiz'e soru sormuşlar. Allah'da efendimize zülkarneyn hakkında bunları izah etmesini söylemiştir. kehf(83) Bir de sana Zülkarneynden suâl ediyorlar, de ki size ondan bir yadigâr okuyacağım kehf(84) Biz onun için Arzda bir müknet hazırladık ve ona her şeyden bir sebeb verdik kehf(85) Derken bir sebebi ta'kıb etti kehf/86 :"Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubü fi aynin hamietiv ve vecede indeha kavma kulna yazel karneyni imma en tüazzibe ve imma en tettehize fihim husna" kehf/86 :"Tâ gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin" elmalılı yorum: Nihayet güneşin battığı yere ulaştı. Yerleşmiş olduğu yerin gün batı tarafından ta sonuna kadar vardı. Tefsir bilginlerinin de yaptıkları açıklamaya göre, Okyanus denilen Atlas Okyanusunun batı kenarına ulaştı. Bu Okyanus denizinde "Halidat" ismi verilen adaların bir zamanlar uzunluk (boylam) başlangıcı olarak kabul edildiklerini kaydediyorlar. Bununla birlikte biz bugün bu Halidat adalarının ne olduğunu tayin edemiyoruz. Özetle uzak batıya vardığı vakit güneşi (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Veya "hâmiye" kırâetine göre, kızgın bir pınar içinde batıyor buldu. Tefsir bilginleri buradaki aynı, su pınarı; hamieyi balçıklı; hâmiye'yi de kızgın mânâsına tefsir etmişlerdir ki, güneşi balçıklı veya kızgın bir pınar içinde batıyor buldu demek olur. Bu şekilde bu su pınarından maksat, okyanus ve özellikle denizin ufuktaki batış noktasıdır. Batıya varıncaya kadar geçtiği memleketlerde birtakım saltanatların batışını görerek giden Zülkarneyn, uzak batıda geçtiği yolda önüne çıkan Okyanus kenarında güneşin batışını seyretmek için ufka baktığı zaman Allah mülkünün genişliği ve yüceliği içinde o koca okyanus etrafı gök ile çevrilmiş bir kuyu havzası gibi sınırlı bir su kaynağı manzarasını alıyor. Fakat içilebilecek parlak ve duru bir kaynak gibi değil, kara balçıkla bulanmış, dibi görünmez karanlık bir kuyu gibi görünüyor ve güneş bunun ufkunda batarken zayıflamaya başlayan parıltısı, allı morlu yansımalarıyla puslar içinde çalkalanarak karanlık bir batağa batıyor da, battığı nokta balçıklı bir göz gibi bulanıp kararırken aynı zamanda renk ve buharıyla kaynayan kızgın bir köz halinde bulunuyor. Demek Zülkarneyn'in vicdanında güneş batışının bıraktığı intiba bu olmuştur ki, bu müşahedenin en ibret verici mânâsı, en son bir sınırda duracağı kesin olan dünya ululuğunun sınırlı olduğunu anlamaktır. “güneşin batması” ile, “bir şeyin suda batması” türkçede aynı kelimedir. arapçada ise farklı kelimelerdir. Güneşin batması “Garebe” fiiliyle ifade edilir. bu kelimenin kökünden türeyen kelimelerin bazıları türkçedede kullanılır. Örneğin "garb", "mağrib" aynı kökten türemiş kelimelerdir. mağrib: Batı taraf, batıda bir yer. Garb. Güneşin battığı cihet. Akşam vakti. Afrikanın şimâl tarafı. Türkiye'ye nisbetle garbda bulunan Fas, Tunus, Cezayir ve İspanya tarafı. Bir şeyin suda batması ise "gareke" fiilidir. "Gareke" fiilide türkçeye geçmiştir. örneğin: (Suya "gark" oldu) cümelsindede bu kelime kullanılmıştır. kuran-ı kerimde de birşeyin suda batması tarif edilrken bu kelime kullanılır. aşağıdaki ayette de göreceksiniz. kehf/71: "Bunun üzerine ikisi bir gittiler, nihayet gemiye bindiklerinde tuttu gemiyi yaraladı, â, dedi: ehalisini gark etmek için mi yaralandın onu? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" güneşin batışı ile birşeyin suda batmasının arapçada farklı kelimeler olduğunu idrak ettiğinizi umuyorum. nitekim bütün dünyanın hâla kullandığı bir tabir var. dünyayı doğu ve batı olarak ikiye ayırmak. pkei nedne dünyayı doğu ve batı olarak ikiye ayırıyoruz. bir şeyin mevkisini tarif ederken daha iyi anlaşılsın diye. uzka doğu ülkeleri derken, bu ülkelerin doğunun en uzağında olduğunumu anlıyoruz. ama dünya düzmüş gibi , en doğu ve ve en batı varmış gibi konuşuyoruz. Yüce yaratıcıda tıpkı bizim gibi konuşmuşdur. herşeyi bildiği halde 1400 sene önceki insanların idrak edebileceği bir şekilde anlatmıştır. ve bu anlatım zülkarneyn'nin görüş itibari iledir. allah bunları kendisi gördüğünü iddia etmiyor. kehf suresinde zulkarneny ile ilgili bütün ayetleri okuyunca anlatım tarzının nasıl olduğunu anlayabilrisiniz. saygılarımla. |
Aslinda bence diger forumda da konu cok dagilmamisti. Sadece konu Zulkarneynin kim oldugu uzerine yogunlasmisti. Sen batma fiillerine yogunlasmissin.
1. Garebe ve Gareke aciklamalari icin tesekkurler. Aslinda bana kalirsa bu ayrim cok da buyuk bir fark yaratmiyor. Gercekten de ornegin Ege sahillerinden gunesin batisini seyretseniz gunes bir denize batar. Arabistandan Akdeniz kiyilarina gitseniz de ayni sekilde gunesi denize batar gorursunuz. Ayette bir sozcuk oyunu yapilmistir belki, edebi bir anlatim tarzi olabilir. Ama onemli olan bu degil. Onemli olan Zulkarneynin dunyanin en batisina kadar gidip orda gunesin batisini seyretmesi, sonra da dunyanin en dogusuna kadar gidip orda da gunesin dogusunu seyretmesidir. Gunesin battigi yerde balcik gibi bir deniz vardir. Diger tarafta ise, yani gunesin dogdugu yerde ustlerinde elbiseleri olmayan, bina nedir bilmeyen insanlar vardir. Gunes bunlarin ustune dogar. Bence asil bilgi burdadir. Dunyanin en dogusu ve en batisinda ne oldugu hakkinda bize bilgi verilir. 2. Diger forumda yogunlastigimiz konu Zulkarneyn'in kim oldugu idi. Sence Zulkarneyn kimdir. Bir peygamber midir? Insanlar Zulkarneyni niye Muhammed'e sorarlar? Unlu biri midir bu Zulkarneyn? 3. Yecuc Mecuc nedir? Kimdir? Zulkarneyn daglarin arasini demir ve bakirla mi doldurmustur? |
kehf/86 :dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin.
yukarıdaki ayet zülkarneynin bir peygamber olduğunu gösterir, diyen yorumcularda var. peygamber olup olmadığını bilemeyiz. mühim bi konu değil bu. peygamber olma ihtimali de yüksek ama. yada hızır gibi bişeyde olabilir. 89- Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu. 91- Iste Zülkarneyn'in kudret ve saltanati böyleydi. Ve biz onun yaninda olan her seyi bilgimizle kusatmistik. 92- Sonra yine bir yol tuttu. 93- Nihayet iki dag arasina ulastiginda onlarin önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmustu. 94- Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çikariyorlar. Onun için, bizimle onlar arasinda bir sed yapman sartiyla sana bir vergi versek olur mu?" 95- Dedi ki: "Rabbimin bana vermis oldugu servet ve saltanat, sizin vereceginiz seyden daha hayirlidir. Bana maddî yardimda bulunun da sizinle onlarin arasina en saglam seddi yapayim. 96- "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dagin iki ucunu denklestirdigi vakit: "Ates yakip körükleyin" dedi. Demiri bir ates koru haline getirince. "Bana erimis bakir getirin üzerine dökeyim" dedi. 97- Artik Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne asabildiler ne de delebildiler. 98- Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldigi vakit de onu dümdüz yapacaktir. Rabbimin vaadi de haktir. Bedüüzzamanın yorumu: "alimlerin rivayetine göre, Zülkarneyn ünavnından da anlaşılacağı gibi, Yemen padişahlarından, Zülyezen gibi zü kelimesiyle başlayan isimleri bulunduğundan, bu Zülkarneyn, İskenderi Rumî değildir.yemen padişahlarından birisi olabilir, Hazret-i İbrahim'in zamanında bulunmuş ve Hazret-i Hızır'dan ders almış. İskenderi Rumî ise, Milâttan 300 sene önce gelmiş ve Aristo'dan ders almış. Bu Yemenî Zülkarneyn, tefsirlerde eskiden beri İskender namıyla tanınmasının sebebi, ya o Zülkarneyn'in bir ismi İskender'dir ki, büyük iskender ve Eski İskender'dir. Veyahut, âyât-ı Kur'âniyenin zikrettiği hâdisât-ı cüz'iyeler, küllî hâdisâtın uçları olduğu sebebiyle, Zülkarneyn olan büyük iskender nebi gibi yol göstericiliği ile zalim kavimler ile mazlum halkın ortasında zalimlerin şerrinden korunmaları için yağmacılara mani olmak için çin settini kurduğu gibi; İskender-i Rumî gibi saldırgan cihangirler ve kuvvetli padişahlar vesilesiyle, ve mânevî âlem-i insaniyetin padişahları olan bir kısım nebiler ve bazı resiler dahi mânevî ve irşadî vesilesi ile, o Zülkarneyn'in arkasında gidip, ona tabi olup, mazlumları zalimlerden kurtaracak çarelerin mühimlerinden olan dağların ortalarında sedleri, sonra dağların başlarında kaleleri kurmuşlar. Ya bizzat maddî kuvvetleriyle veyahut irşad ve tedbirleriyle tesis etmişler. Sonra, şehirlerin etrafında surları ve ortalarında kaleleri, tâ son çare olan kırk ikilik topları ve kale-i seyyar gibi diritnavtları yapmışlar. Hattâ yer yüzünün en meşhur seddi ve kaç günlük uzak bir mesafe tutan çin seddini, Kur'ân lisanıyla Ye'cüc ve Me'cücün veya diğer tabirlerle tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve insanları kaç defa alt-üst eden ve Himalaya Dağlarının arkasından çıkan ve şarktan garba kadar harap eden merhametsiz kavim ve yağmacı milletlerin Hint ve Çin'deki mazlum insanlara tecavüzlerini durdurmak için, o Himalaya silsilelerine yakın iki dağ ortasında uzun bir sed yaptığı ve o vahşi kavmin saldırılarına çoğu zaman mâni olduğu gibi, Kafkas dağlarında, dar bir geçitte bir boğazda yine çapulcu, yağmacı kavim olan tatarların hücumunu durdurmak için, Zülkarneyn-misali eski İran padişahlarının desteğiyle sedler yapılmıştır. Bu neviden çok sedler var. Kur'ân-ı Hakîm, insanlarla, bir hadiseyi zikredip, bütün o olaylara benzer yeni hadiseleri ihtar ederek konuşuyor. İşte bu görüştendirki, Sedde ve Ye'cüc ve Me'cüce dair rivayetler ve sözler ayrı ayrı gidiyor. Hem Kur'ân-ı Hakîm, münâsebât-ı kelâmiye cihetinde, bir hadiseden başka bir hadiseye geçer. Bu ilişkiyi düşünmeyen zanneder ki, iki hadisenin zamanları birbirine yakındır. İşte, Seddin harabiyetinden kıyametin kopmasını Kur'ân'ın haber vermesi, zaman yakınlığı, belki münâsebât-ı kelâmiye cihetinde iki nükte içindir: Yani, bu sed nasıl harap olacak, öyle de dünya harap olacaktır. Hem nasıl ki fıtrî ve İlâhî sedler olan dağlar metindir, ancak kıyametin kopmasıyla harap olurlar. Öyle de, bu sed dahi dağ gibi metindir, ancak dünyanın harap olmasıyla yok olabilir, inkılâbât-ı zaman tahribat yapsa da çoğu sağlam kalır demektir. Evet, Sedd-i Zülkarneyn'in külliyetinden bir ferdi olan çin seddibinlerce sene yaşadığı halde daha meydanda duruyor. İnsanın eliyle zemin sayfasında yazılan mücessem, mütehaccir, mânidar, tarihten uzun bir satır olarak okunuyor." bedüzzamanın yorumu böyle. aslında bu konuda kimse bişey bilmiyor. kuranın edebi uslubu ve arapların 1400 sne önce kullandığı kelimeler ile dünya tarihinin kişilere verdiği isimler farklı olduğu için bedüüzaman bu suale böyle cevap vermiş. benim bu konu hakkında herhangi bir yorumum olması zordur. o yüzden bedüzzamandan yararlandım. bedüüzzamanın bu yorumunu günümüzün türkçesine uyarlamaya çalıştım. bazı kelimelerin manasını bilmediğim için değiştirmeden yazdım. |
Kehf Suresi'nin bu ayetleri, Kuran'daki dünya tanımının yuvarlak değil de düz, tepsi gibi olduğunun en önemli bulgularını içerir. Zulkarneyn önce güneşin battığı yere varıyor ayette anlatıldığına göre. Oysa bugünkü coğrafya bilgilerimiz güneşin battığı belli bir yerin olmadığını söylüyor bize, çünkü dünya yuvarlaktır ve sürekli ekseni etrafında dönmektedir. Bundan dolayı güneş, dünyanın her noktasında da batmaktadır. Oysaki düz, tepsi gibi bir dünya anlayışında güneş dünyanın en batısındaki ülkeden batar en doğusundaki ülkeden ise doğar.
Zulkarneyn, acaba mağrip olarak adlandırılan en batıdaki yere varmak için yaptığı seyahatte akşamları konakladığı yerlerde güneş batmıyormuydu? Güneş, Fas'ta da batar, Tunus'ta da batar, Türkiyede'de, Çin'de de, her yerde batar ve doğar. Bunları elbette Kuranı yazan da biliyordu ancak Kuran'ı yazanın yanıldığı konu güneşin battığı en batıdaki yerin Zulkarneynin son vardığı yer olduğunu sanması idi. Yani, örneğin Fas'ın atlantik sahillerini güneşin battığı en batıdaki yer sanması idi. Bu, tepsi şeklinde dünya anlayışının sonucu idi. Sonrasında Zulkarneynin en doğuya yaptığı yolculuk için de aynı şeyleri söyleyebilir. Bu sefer tepsinin en doğusuna gidiyor, orada görüyor ki güneş işte oradan doğuyormuş. |
sevgili cem;
yuvarlakmı düzmü konusu geçti. eğer alah kuranda dünyanın küre biçimde olduğunu açıkca söyleseydi, siz yine yalanlamak için şöyle bire yol seçeçektiniz. "dünyanın yuvarlak olduğunu 3000 sene evel bilmem ne bilim adamı söylemişti, muhammed de o bilim adamından yararlandı" diyecektiniz. kuran edebi uslubu günümüzdede haal kulanılır. o konu hakkındaki yeterli açıklamayı yaptım. en son sual zülkarneynin ve yecüc mecücün kim olduğu idi. saygılar |
Güneş şu dağın arkasından doğuyor diye bir cümle sarfettiğimde,ne anlaşılıyor..Hiç kimse çıkıpta o sana öyle görünüyor,aslında güneşin belli bir yerden doğduğu ve battığı yer yok dese o kişiye ne denir..Cümlenin anlamını-amacını kavrayamadığını,ayağıma kara sular indi diyerek yorgunluğumu belirtmeye çalışsam,ayakkabımda kara su arayacağını düşünürüm..mesela oruç bahsinde;siyah iplik beyaz iplikten ayrılıncaya kadar yeyin,için ayeti vardır..bazıları bu mecazi benzetmeyi gerçek olarak algılamış,bunun böyle olmadığı görünüm olarak böyle olduğu zamana dikkat etmemiz gerektiğini Peygamber Efendimiz'in (s.av) sözlerinden anlıyoruz..
Burada Zulkarneyn(a.s)'ın gözünden bir manzara gösteriliyor..Buna dikkat et panteidar.. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
http://www.turandursun.com/images/ta...ar/kehf_86.jpg Ayrıca, Zulkarneynin doğuya yaptığı yolculukta da aynı mantık güdülmektedir. Çünkü Kuranı yazan kişiye göre dünya düz bir tepsi gibi idi. Uzun yolculuklar sonunda güneşin doğduğu ve battığı yere varılabilirdi. |
Exclusive neyi anlamadığını anlayamadım..nereyi anlamadın? cümleyi iyi okurmusun?buna devrik cümle denir..Yabancıysan bilememde türksen bilmen lazım..genelde böyle anlayamama problemleri yabancı uyruklularda oluyor..Örnekte verdim bu çerçevede değerlendir..yani edebi bir benzetmeden bahsediyoruz,astronomik bir benzetme değil...
|
Cem arafatın yazısını okuyupta mı yazdın okumadan mı?Birde ayetin öncesi ve sonrasını da yazarmısın?arapçasıyla beraber..Yani bu tür örnekleri pek çok gördükte.. :D
|
alimlerin rivayetine göre, Zülkarneyn ünavnından da anlaşılacağı gibi, Yemen padişahlarından, Zülyezen gibi zü kelimesiyle başlayan isimleri bulunduğundan, bu Zülkarneyn, İskenderi Rumî değildir.yemen padişahlarından birisi olabilir, Hazret-i İbrahim'in zamanında bulunmuş ve Hazret-i Hızır'dan ders almış.
İskenderi Rumî ise, Milâttan 300 sene önce gelmiş ve Aristo'dan ders almış. (Arafat) Tarihte dogudan batiya kadar tum dunyayi (o zamanin tum dunyasini) fethetmis Yemenli biri yok. Bu rivayet her seyi Arap gormeye calisanlarin rivayetleri olmasin. Ayrica Hz. Ibrahim'le birlikte adi geciyor Zulkarneynin ama ayni donemde mi yasadigi soyleniyor. Ben tam hatirlayamadim simdi. Oyle olsa bile Hz. Ibrahim ne zaman yasamistir? Bilen yok. Hizir'dan ders mi almis? Su sitede ise Hizir, halasinin oglu ´ http://www.sevde.de/islam_Ans/A/abi_hayat.htm Kuran'da bahsedilen sekilde en batiya, Magrip'e kadar gidip. muhtemelen Okyanus'ta gunesin batisini, sonra da en doguya, muhtemelen Hindistan'a gidip gunesin dogusunu seyretmis olan kisi buyuk ihtimalle Iskender'dir. Baska biri yok tarihte. Yecuc Mecuc ise araplar icin Iran platosunun otesindeki duzluklerde yasayan vahsi Turk ve Mogollardir. Yanilmiyorsam Herodot tarihinde de Yecuc Mecuc denilen bir kavim olup, yilan ve ciyanla beslendikleri yazili. Dr. Hikmet Kivilcimli'nin boyle bir aktarmasini hatirliyorum. Iste bunlar Turklerdir ve Iskender bunlara karsi bir set yapmistir. Bu settin Cin Seddi ile alakasi yoktut. Cin Seddini yapanlar tek kisi degil, bir seri Cin kralidir. Once kuleler yapmislar, sonra aralarini birlestirmisler. Bunlar da ayni kavme karsi ama cok cok uzak diyarlarda yapilmis. Arap ve Iran halklarinin zihnindeki set Iskender'in settidir. Seddi Iskender. Bu set yikilmistir. Cin seddi ise ayaktadir. Kiyamete kadar ayakta kalacak olan set eger buysa, coktan yerle yeksan durumdadir. Daglarin arasinin demir ve bakirla doldurulmasi olayi nedir peki. Yani daglarin arasini Zulkarneyn once demirle dolduruyor. Sonra korukleyip akkor hale getiriyor. Sonra da niyeyse bir de uzerine bakir getirip dokuyor. Zaten demirle doldurulunca sapasaglam olmasi gereken dagdan ve demirden bu sete niye bakir dokulur, bilmiyoruz. Ne yazik ki, bu sekilde daglarin arasi demirle doldurulmus bir set de bugune kadar bilinmiyor. Ben bunun bir abarti, efsanelerde olan bir abarti oldugunu dusunuyorum. Nuh tufanindaki butun dunyayi sularin kaplamasi inancinda oldugu gibi bisey yani. |
ben allahla pazarlık yapmadım. allah bana "benim dinimi sonuna kadar ne pahasına olursa olsun saçmalık gördüğün halde yinede savun seni mükafatlandırıcam" da demedi.
benim tek derdim 1400 senelik hatta binlerce senelik peygamberler tarihinden bu güne kadar gelen son ve değişmemiş bir kitap olan kuran ile ilgili ancak allahın sözü olabilecek, 1400 sene öncesinde bilinmesi zor olan bazı biyolojik gerçeklerin bu kitapta edebi bir uslupla anlatılmış olduğu ayetlere dikkat ettiğim için bu kitabı irdeliyorum. ilk okuduğumda banada biraz garip geldi. güneşin batmasıyla ilgili ve bir şeyin denizde batması ile ilgili açıklamayı yaptım. geriye ise zülkarneynin nereye yol aldığı kalmıştır. kelime manalarından yararlanarak gerekli açıklamayı yapmıştım. eğer muahmmed dünyanın tepsi gibi olduğunu düşünseydi sahabe sorduğu zaman tepsi gibi derdi. tekrar ele alalım. "kara çamurlu göze" ifadesi Arapçası "aynin hamie"dir. Bu ifadedeki "ayn" kelimesi "göz, pınar, çeşme, kaynak" anlamlarına gelir. "Hamie" kelimesi ise "siyah çamur, balçık, bulanık, çamurlu" manalarındadır. bu ayette zülkarneynin mevkisi anlatılmıştır. batının ve doğunun en uç noktalarına gittiği anlatılmıştır. bedüüzzaman ise afrika dolaylarında olabileceğinide söylemiştir. burdan bizim anlıyacağımız ise,edebi usluba göre güneşin batması değil, zülkarneynin nereye gittiğidir. bedüzzaman'a göre; Zülkarneyn'in mağrib (batı) tarafına seyahatı, şiddet-i hararet zamanında ve bataklık tarafına ve Güneş'in gurub avanına ve volkanlı bir dağın fışkırması vaktine tesadüf ettiğini beyan etmekle, Afrika'nın tamam istilâsı gibi çok ibretli mes'elelere işaret eder... Hem çeşme (ayn), teşbihtir. Uzaktan büyük bir deniz, küçük bir havuz gibi görünür. Hararetten çıkan sis ve buharlar ve bataklıklar arkasında görünen bir denizi, çamur içinde bir çeşmeye teşbihi ve Arabçada "çeşme, Güneş, göz" manasında olan "ayn" kelimesi, esrar-ı belâgatça gayet manidar ve münasibdir... kuranın en önemli özelliklerindne biride ilginç uslubudur. arapçaya çok iyi hakim olmadığımız için bazı ayetlerin ne kastettiğini tam manası ile algılayamıyoruz. sadece bu ayet değil bunun gibi garip bir şekilde tercüme edilmiş çok ayet var. ilim sahibi olmadan fikir sahibi olan sizler ise hep bu yanılgılara düşüyorsunuz. bu konu hakkında kimse bişey bilmiyor demiştim daha önce (sargon). demişsinki; "Tarihte dogudan batiya kadar tum dunyayi (o zamanin tum dunyasini) fethetmis Yemenli biri yok." kuranda hep bilinmiyenler vardır. sen "zülkarneynin" uydurulmuş olduğunu düşündün. uydurulduğu sanılılan bir kişi de "haman"dır. Kuran-ı kerimde Firavun ile birlikte anılan kişilerden birisi "Haman"dır. Haman, Kuran'ın 6 ayettinde, firavunun en yakın adamlarından birisi olarak anlatılır. (KASAS suresi 6. ayet) Ve onlara arzda (yeryüzünde) hakimiyet verip Firavun, Haman ve ordularına korktukları şeyi, onların vasıtasıyla gösterelim. (KASAS suresi 8. ayet) Bunun üzerine Firavun hanedanı onu yitik olarak aldılar, çünkü o, ileride kendilerine bir düşman, bir tasa olacaktı. Doğrusu Firavun da Haman da askerleri de hep canilerdi. (KASAS suresi 38. ayet) Firavun ise şöyle dedi: «Ben, sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum. Ey Haman, haydi benim için çamur üzerine bir ocak yak da bana bir kule yap; belki Musa'nın tanrısına çıkarım; ama ben kesinlikle onun yalan söyleyenlerden olduğunu sanıyorum. (ANKEBÛT suresi 39. ayet) Karun'a Firavun'a ve Haman'a da (gönderdik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık delillerle geldi de onlar; o yerde kibirlenip kafa tuttular. Oysa, (azabın) önüne geçecek değillerdi. (MÜ'MİN suresi 24. ayet) Firavun'a, Haman'a ve Karün'a; onlar dediler ki: «Bu bir sihirbaz, bir yalancı. (MÜ'MİN suresi 36. ayet) Firavun da: Ey Haman, bana bir kule yap, belki ben erişirim o yollara. "haman" kelimesi tevrat ve incildede geçmez. efendimizin incil ve tevrattan yararlandığı söyleyen gafiller yine yanılmışlardır. haman isminin sırrı Mısır hiyeroglifinin yaklaşık 200 yıl önce çözülüp, eski Mısır yazıtlarında "Haman" isminin bulunmasıyla ortaya çıktı.O zamana kadar Eski Mısır dilinde yazılmış yazılar okunamıyordu. Eski Mısır dili hiyeroglifti ve çağlar boyunca bu dil varlığını sürdürdü. ama milattan 2. ve 3. yüzyülda Hristiyanlığın yayılması ve kültürel etkisiyle Mısır, dinini ve dilini unuttu, yazılarda hiyeroglif kullanımı azaldı ve sona erdi. Hiyeroglif yazısının kullanıldığı bilinen en son tarih MS 394 yılına aittir. bir gün zülkarneynin de sırrı çözülür. o zaman istediğiniz kadar yalanlamaya çalışın. gördüğün gibi kuran bilinmeyenleri hep açıklamıştır. hz muahmmed tam bir tarih kitabı yazmışta bunlardan haberimi yokmuş. antropologların ve evrimcilerin kitaplarını okuduğunuz kadar. hz muhammedin yazdığı tarih ve hidayet kitabını okuyun. ilim sahibi olmadan da fikir sahibi olmayın. en büyük hatanız bu. peşin hükümlülü olmanızda hata yapmanıza sebep oluyor kardeşlerim. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
sen yazdıklarımı iyi okumuyosun cen:
güneşin batmasındaki garebe(tağgrubu) ifadesi açıkladım. klasik reddetme piskolojisi işte. tabiki araplar arapçayı iyi biliyorlar. orda kimse islamiyeti tartışmaz. çünkü adamların kendi dili. senden mi öğrencez arapların ne kadar arapça bildiğini. "zülkarneynin de sırrı çözülür" dedim. yani zülkarneynin kim olduğu çözülür dedim. haman isminin sırrının çözüldüğü gibi zülkarneynde çözülür dedim. iyi okumuyosun sanırım. kuran bilim ve din kitabıdır. bilim kitabı olduğunu sana her fırsatta ispatlarım. daha önce kuran mucizeleri başlığında açıklamıştım. hafızanı yoklarsa hatırlarsın. kuranda bilim dışı hiç bişey yoktur. |
Sana resimli kelime mealini bile gösterdim: "Sonunda güneşin battığı yere" anlamına geldiğini kelimelerin her birinin altında arapça kelimesi ile gösteriyor. İşte belge, hem de İslami kaynaktan. Çoğu meal de aynı şekilde. Bunun itiraz edilecek bir yanını görmüyorum.
Zulkarneyn gidiyor gidiyor ve sonunda güneşin battığı yere varıyor, burası en batıdaki (!) nokta sözüm ona. Yazan kişinin coğrafi bilgisinin çok eksik olduğu burada da anlaşılıyor. Çünkü daha batıda başka yerler de var. Kanarya adaları, Bermuda adaları, Küba, Amerika, Meksika vs. pek çok yer var. Ama o zaman için oralar bilinmiyordu. Dolayısıyla Zulkarneynin en batıya (mağribe) vardığı söylenerek büyük bir gaf daha yapılıyor. Zulkarneyn gemiye binebilseydi çok değil kısa bir yolculuktan sonra o dönemde bile Kanarya adaları'na yani daha batıya varabilirdi. Zulkarneynin doğuya yaptığı yolculuk ile ilgili ayetleri de bu ayetle birlikte düşünün. Aynı hatalı bilgiler doğuya yolculukla ilgili de yazılmıştır. Zulkarneyn uzun zaman gidiyor gidiyor ve bir de bakıyor ki güneşin doğduğu yere varmış! İfade, aylar süren bu yolculukta daha evvelden güneşin doğduğu yere ulaşamadığını çok açık belirtiyor. Bu şekilde aynı hatanın iki kez üst üste yapılması nedeniyle ayeti yazanın yanlış bilgilerle donandığına emin olabiliyoruz. Alıntı:
Posted: Sun Jan 01, 2006 3:31 am Post subject: -------------------------------------------------------------------------------- sen yazdıklarımı iyi okumuyosun cen: güneşin batmasındaki garebe(tağgrubu) ifadesi açıkladım. klasik reddetme piskolojisi işte. tabiki araplar arapçayı iyi biliyorlar. orda kimse islamiyeti tartışmaz. çünkü adamların kendi dili. senden mi öğrencez arapların ne kadar arapça bildiğini. Alıntı:
Alıntı:
|
sevgili cem. sen soruyorsun. bizde cevaplıyoruz. ikna olmak istersen olrusun istemezsen olmassın. yukarda kelimelerin manalarına hatta köklerine kadar değindim. eğer ben bu işi beceremiyorsam git arapça öğren. kendin idrak etmeye çalış. tekrar yazıyorum.
Araplar kuranı çok iyi biliyor. 1400 sene önceki kullnılan kelimeler şimdikinden farklı olablilir ama kökleri aynıdır. ki araplar o kelimelerin ne mana ifade ettiğini çok iyi biliyor. arapların ne bildiği konusunda bize ahkâm kesmek düşmez. şunu unutmayalım. bu kitap 1400 senelik değşikliğe uğramamış tek din kitabıdır. araplara gelmiş bir kitapdır. alemlere öğüt olmuştur. nasihat olmuşdur. bir çok mucizevi yönleri vardır. bunların bir kısmını daha önce açıklamıştım. kuran bazen dolaylı bazen de apaçık ifadelerle dolu bir kitaptır. bunları iyi bildiğini sanıyorum cem. bu ayette ise malesef diğer ayetlerde olduğu gibi baştan savma çeviriler yüzünden sizin hedefiniz olmuştur. kuran bir bilim kitabıdır. sence öyle değilmi. "rüzgarların aşılayıcığından, dağların hareketinden, ana rahmindeki embriyonun moder tıppın ve Neotional Geographic kanalınında söylediği gibi (3 karanlık) evreden bir başka şekilden bir başka şekile dönüştürüleren yaratılıyor. kurandaki tarifte aynen böyledir. sütün oluşumundan atmosferin koruyucuğuluna, "Ve nefeslendiği dem o sabahaki" ayetinde görüldüğü gibi fotosentesin zamnına, ve bunun giib şu an aklıma gelmiyen bir çok bilimsel ve apaçık. bariz şekilde beyan edilmiş ayetlerin olduğu bir kitap elbetteki insna sözü olamaz. heleki 1400 sene önceki araplardan böyle bir sözün uydurulması mevzu bahis değildir. seni düşünmeye davet ediyorum. islamiyete değil sadece düşünmeye davet ediyorum. kehf suresine gelince. Kuran meali konusunda elmalılı hamdi yazırdan yararlanıyorum. en sağlam kaynak onu meali olarak kabul edilir. kehf 86: "Tâ gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin" kehf 86: "Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubü fi aynin hamietiv ve vecede indeha kavma kulna yazel karneyni imma en tüazzibe ve imma en tettehize fihim husna" senin gösterdiğin resimde "güneşin battığı yere ulaştığında" demişsin. hayır kardeşim öyle değil. "Tâ gün batıya vardığı vakit" Güneşin batması “Garebe” fiiliyle ifade edilir. bu kelimenin kökünden türeyen kelimelerin bazıları türkçedede kullanılır. Örneğin "garb", "mağrib" aynı kökten türemiş kelimelerdir. mağrib: Batı taraf, batıda bir yer. araplarda gidilebilecek en batı kara parçası olarak kullanılır. Bir şeyin suda batması ise "gareke" fiilidir. "Gareke" fiilide türkçeye geçmiştir. örneğin: (Suya "gark" oldu) cümelsindede bu kelime kullanılmıştır. kuran-ı kerimde de birşeyin suda batması tarif edilrken bu kelime kullanılır. aşağıdaki ayette de göreceksiniz. kehf/71: "Bunun üzerine ikisi bir gittiler, nihayet gemiye bindiklerinde tuttu gemiyi yaraladı, â, dedi: ehalisini gark etmek için mi yaralandın onu? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" güneşin batışı ile birşeyin suda batmasının arapçada farklı kelimeler olduğunu idrak ettiğini umuyorum. nitekim bütün dünyanın hâla kullandığı bir tabir var. dünyayı doğu ve batı olarak ikiye ayırmak. peki neden dünyayı doğu ve batı olarak ikiye ayırıyoruz. bir şeyin mevkisini tarif ederken daha iyi anlaşılsın diye. uzka doğu ülkeleri derken, bu ülkelerin doğunun en uzağında olduğunumu anlıyoruz. ama dünya düzmüş gibi , en doğu ve ve en batı varmış gibi konuşuyoruz. Yüce yaratıcıda tıpkı bizim gibi konuşmuşdur. herşeyi bildiği halde 1400 sene önceki insanların idrak edebileceği bir şekilde anlatmıştır. ve bu anlatım zülkarneyn'nin görüş itibari iledir. allah bunları kendisi gördüğünü iddia etmiyor. kehf suresinde zulkarneny ile ilgili bütün ayetleri okuyunca anlatım tarzının nasıl olduğunu anlayabilrisiniz. seninde dediğin gibi 1400 sene önceki ifadede böyle anlaşılmamışta olabilir. dil zamanla değişime uğrayınca böyel bir ifadede olmuş olabilir. bu ayette dünyanın düz olduğuna dair bir ifade olduğunada nasıl kanaat getirden anlamadım doğrusu. güneşin suya battığını anıyolar desen bi derece. ama her gün ayne yerden çıkan güneşin suyun içine dirip söneceğini düşünememişlermi. ben olsaydım bunu sorardım . eğer güneş suya giriyorsa neden sönmüyor. ve batıda giriyorsa doğudan nasıl çıkıyor. gibi bir çok soru olması gerkirdi. ama araplar bizim anladığımız gibi anlamadığı için senin dediğin düzlük ifadesini kimse tartışmaz. kuranın meali konusunda mehmet akif bile kendinden emin olamamaış kuranı tam manası ile ifade edemiyeceğini düşünmüş ve ölümündne sorna mealinin yakılmasını istemiştir. |
Alıntı:
Bu bilgiler ışığı altında "gün batıya varmak", "güneşin battığı yere varmak" ile aynı anlamdadır. Elmalılı Hamdi'nin mealinde diğerlerininkinden fark yoktur. Ayrıca dikkatini çekerim güneşin denizin içinde batıp batmaması ile ilgili benim söylediğim birşey yok baştan beri. O kısımı sargonla tartışıyordunuz sanırım. Bu nedenle garabe-garake ayrımı beni ilgilendirmiyor, o kısımla ilgili eleştirim yoktu. Benim baştan beri üzerinde durduğum nokta gün batıya ve gün doğuya varmak anlamında. Ayrıca önceki yazımdaki Zulkarneynin en batıya varamamış olması gerektiğini çünkü atlas okyansu kıyılarından az bir mesafe ileride Kanarya adalarının olduğunu da belirtmiştim. Ana karnındaki 3 karanlık evre teorisini araplar eski yunanlılardan almıştır. Eski yunanlılar tıpda da ileri idi çoğu konuda müslüman araplara kaynaklık etmiştir. Bu konuyu ayrı bir başlık altında ele alırız detayıyla. |
Bir ek daha yapayım:
Sitenin sol sütununda Kuran Meali kısmı var. Elamlılı Hamdi meali. Bir İslami siteden alındı bu modül. Kehf suresi 86. ayet Elamlılı meali: 18.86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Elmalılı Hamdi'nin orijinal meali Osmanlıca olduğundan farklı Elmalılı mealler var. Elimde de bir Ayntabi Mehmet Efendi meali var. 17 yy. ünlü mealcisi. Orda ne yazıyor bakalım: 86. Nihayet, güneşin gurüb ettiği yere vardı. (Huzur Yayınevi, sf. 302) Gördüğünüz gibi mealler bile sizi kurtaramıyor. |
Sevgili Arafat,
Oncelikle sana tesekkur etmek istiyorum. Beni Haman ile tanistirmis oldun. Daha dogrusu Haman hakkinda yapilan tartismalarla tanistirmis oldun. Senin yazdiklarin olmasaydi bu bilgilere bakmayi bile dusunmezdim. Yada aklima gelmezdi. Demissin ki: Alıntı:
Once H.Y.nin nasil yazdigina bakalim. http://www.harunyahya.org/imani/hy_k...cizeleri4.html "Kuran'da Firavun'la birlikte adı geçen kişilerden birisi "Haman"dır. Haman, Kuran'ın 6 ayetinde, Firavun'un en yakın adamlarından biri olarak zikredilir. Buna karşılık Tevrat'ta Hz. Musa'nın hayatını anlatan bölümde, Haman'ın adı hiç geçmez. Fakat Haman ismi Eski Ahit'in sonraki bölümlerinde, Hz. Musa'dan yaklaşık 1100 sene sonra yaşamış ve Yahudilere zulmetmiş bir Babil kralının yardımcısı olarak geçmektedir" (HY:den alinti) Halbuki H.Y'den degil de surrdan okusaydin http://www.mucizeler.com/bolumler/62...inin_sirri.htm sorunun ne oldugunu daha dogru sekilde ogrenmis olacaktin. Sorun Haman'in adinin gecmemesi degildir. Haman adi Tevrat'ta gecer, ancak firavunun yardimcisi olarak degil, Pers Krali Ahasveros'un yardimcisi olarak gecer. Eski Anlasmanin Ester adli kitabinda gecer ve oyku oldukca acik ve anlasilir bir oykudur. Kuran'da ise Musa'nin donemine donulur ve Haman, firavunun yanina yerlestirilir. Tabii bu durum muslumanlar icin bir sikinti konusu olmus. Haman hakkinda detayli bilgiyi Tevrat'tan veya su sitelerden bulabilirsin. http://www.jewishencyclopedia.com/vi...d=156&letter=H http://www.keyway.ca/htm2001/20010107.htm H.Y. Haman adinin Tevrat'in Musa ile ilgili bolumunde "hic" gecmedigini soylemis ve seni yaniltmis. Evet orda gecmiyor, cunku Ester'de geciyor. Alıntı:
Alıntı:
|
Burda Haman uzerine bir tartisma konuyu dagitacak. O yuzden tartismayi ayri bir baslik yapmak istiyorum. Orda bu konuda gorsulerini detayli yazmani isterim.
Zulkarneyn'le ilgili o kadar sey anlattim. Bunlara hic girmemissin. Yecuc Mecuc'e girmemissin. Sadece gunesin batmasina iliskin seyler yazmissin ki, onlar hakkinda Cem gerekli aciklamayi yapmis. (Acikcasi gunesin suya batip sonmesi dusuncesi hic aklima gelmemisti, harika bir dusunceymis, tabii ki sonen gunes sonraki gun nasil tekrar dogacak. Ama ne ben ne de Cem Muhammedin boyle dusundugu seklinde bir iddiada bulunmamisiz.) Diyorsun ki: Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
"Tâ gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin"
Gün batıya varmaz ama gün batısı diye bişey var. Yani şöyle olmalı; "Tâ gün batısına vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin" Kehf 85 de özne zülkarneyn olduğu için, zülkarneyn gün batısına varmış demektir. Gün batısına ve ya bunun gibi gök kuşağının başladığı ve bittiği yere varılmaz eğer bunu uyduranın ve ya gönderenin coğrafya bilgisi olsaydı. Ama edebiyatı çok güzel, gün batıya varıp onu balçıkla sıvayıp ışığını örten bi kavim bulması hayali harika. |
yani demek istediğim gün batıya varmıyor, gün özne değil ki batıya varsın, özne bir önceki kehf 85 de zülkarneyn dimi.
|
hmmm;
arkadaşlarım; kuran-ı meal ederken günümüzde hemen hemen herkes bazı kelimeleri çeviri yapmamışlardır. hatta çoğu çeviri yapmak bile istememiştir. böyle bir yanılgıya düşmemek için. alimlerin ileri görüşlülüğüne saygı duyuyorum. güneşin batması ile ilgili kafa karıştıracak bir şeyin olduğunu sanmıyorum. yeterli açıklamayı yaptım. zülkarneynin kim olduğunu ise bilmem. o konuda bediüzzaman'dan faydalandım. haman'nın kimliğide çok önemli değil. ama diğer başlıkta tartışmaya gelirim. sevgili cem, ve sevgili sargon; kuran-ı kerimi bilmeyen biri ile tartışmam çok yanlış biliyorum ama malesef burda sizinle tartışma gafletinde bulunuyorum. bu kitapta ilmi delillerin olduğu bir gerçektir. bu kitabı yalanlamak için "yok yunanlılar 3 karanlık evresini biliyodu yok bu kitabı yazanın çoğrafya bilgisi yoktu", falandı filandı gibi iddialar tükenmez. ben hoşgörüyorum. ama sizde sallarken biraz destekli sallayın. neredeyse kurandaki bütün bilimsel gerçeklerin eski yunanlılar ve eski mısırlıların bildiğini söyliyeceksiniz. genetik bilimi yokken de evrim saçmalığının ortaya atılmasınada ve ısrarla savunulmsına da ben anlam veremiyorum. şu 3 karanlık evresi iddian çok cahilceydi sargon. bana adnan oktar lavuğundan yararlandığımı ve yanılgıya düştüğümü söyledin. senin kaynakalrınının lavuk olmadığını söyleyebilirmisin. söyleyemessin. çünkü sende kimden faydalandığını bilmiyorsun. ortaya dallamanın biri "üç karanlığı eski yunanlılar biliyomuş" saçmalığını atıp çekiliyo. sizde o delilnin attığı taşı çıkarmaya çalışıyorsunuz. kendimi kandırmayalaım. bu kitap embriyoloji ile ilgili yazılmış ilk kaynaktır. ebriyoloji tarihinin ne zaman başladığını öğren istersen. bi araştır bakalım, 3 evre olayı ne zaman keşfedilmiş. peşin hükümlülükle bir yere varılmaz arkadaşım. kuranın allahın kitabı olduğuna dair delilim oldukça fazladır. kuran-ı kerim, bazen dolaylı bazen açık ifadelerle olayları zikreder. tabi bunu iyi kavrayabilmek için arapçayı iyi bilsek daha iyi olur. arapça gerçektende çok karışık bir dil. bi ara birisi "allah nedne böyle bir bir kelimenin bir sürü anlama geldiği bir dilde insnalara ulaştı" dedi. o dil o zamanlar böyle milyonlarca anlama gelmiyordu. sizde haklısınız. bir allah varsa ortada mükemmel bir kitap olmalıdır diyeceksiniz. ama kör olduğunuz için göremiyorsunuz. ortada mükemmel bir kitap var. malesef müslümanlar dinlerini değiştirmişlerdir. sadece kitapları asıl kalmıştır. kitabın değişmemesi ise aşırı takva sahibi olmalarındandır. kormuşlardır. kimse değiştirmeye cüret etmemiştir bu kitabı. dünyanın düz olduğunun anlaşıldığı bir ayetin aslında ne kadar isabetli bir uslub olduğunu anlatmak sitiyorum. tabki ayette dünyanın şekli ile ilgi bir ifade yoktur. ben yinede arz edeyim. 1975 yılında bir islam ülkesinde verilen fetvayı paylaşmak istiyorum. dünyanın döndüğünü öğrenmesi ile ortaya attığı fetva saçmalığı. Suudi Arabistanlı Şeyh Abdul Aziz Bin Baz, “Dünya’nın Sakin Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” isimli resmi makamlarca basılan risalesinde şunları söylemektedir: “Kim bunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır... Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl (bunların hiçbiri görülmediğine göre) bu iddia (dünyanın hareketli olduğu iddiası) sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.” şimdi kardeşleirm. siz diyorsunuzki kuran allahın kitabı ise herşey açık olmalı. 1975 yılında, dünyanın döndüğünü öğrenince kafayı yiyip fetva verip insanları kafir ilan eden bir insna var. eğer 1400 sene önce dünyanın şekli hakkında açık bir ifade olsa idi ne olurdu düşünemiyorum. dünya yuvarlaktır diye bilmemle efendiyi idam etmişlerdi. düşünsenize müslümanların hiç şansı kalmazdı herhalde. kuran 1400 sene önce bir anlam ifade etmeyen ayetlerle doludur. zaten çoğu ayet hakkında peygaöberin yorumu bile olmamıştır. 3 karanlık evre yada rüzgarların dölleyici oluşu vs. bilimsel bir açılma için bilimsel bir temel olması lazım. ama kuran bir anlam ifade etmeyen ayetlerinin şu şekilde savunur. sad/88: "Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz" nitakim kuranın bu iddiasıda doğrudur. onun verdiği haberi bir zaman sonra biz öğrendik. ve öğrenmeye devam ediyoruz. siz ise art niyet sonucu büyük bir kibirle bu kitaba kafa tutuyorsunuz. meallerin kurbanı olmuşsunuz. çünkü bilmiyorsunuz. ben ne yapayım. size arap dili edebiyatı öğretememya. ben açıklarım ama siz her halıkarda desteksiz sallayara inkar edersiniz. inkar edemeyenlerde oldu zaman zaman. cevabını alıp konuşmayanlarda oldu. malesef kuran bilmediğiniz için bu sonuçlara hedef oluyorsunuz. benim yapacak birşeyim yok. siz ne zaman ön yargıdan uzak durusanız. aklınızı kullanıp düşünürseniz size o zaman birşeyleri ifade edebilir. ama ben yinede bu sitede yazmaya devam edicem. siz ne kadar cahil olsanız bile. hep diyorum yine diyecem. ilim sahibi olmadan fikir sahibi olma gibi bir hakkınız yok. aksi takdirde kendinizi kandırmış olacaksınız. |
Arafat arkadasim, fazla havaya girmissin, sanirim kibirinden yazdigimiz cevaplari bile okumamissin. 3 karanlik evresi diye biseyden bahsetmedim ben. Adnan Oktar'dan yararlanip Haman'in adinin Tevrat'tan gecmedigini soylemissin. Bir daha mi alinti yapiyim. Laf kalabaligina getirip tartismalari bulandirmaya calisma. Yazdigin yazida tartismayi ilgilendiren kac cumle var, bir bakar misin.
Once okumayi ogren, sonra yazmaya gec bence. Fazla acele ediyosun. |
dostum bunun hava ile kibir ile bi alakası yok. siz konuyu dağıtıyosunuz ben konuşunca alakasız cevap vermiş oluyorum. haman olayını daha iyi araştırıp aydılanırız. onda bi sorun yok. çokta önemli değil zaten. 3 karanlık olayını cem kardeşim yazmış.
yazıların hepsini iyi okuyorum. onda bi şüphen olmasın. okumadan cevap verecek değilim tabiki. hepinizin yazısını okuyup tek seferde cavaplamaya çalıştığım için hangi iddiayı kimin söylediği karıştırmışım. üç karanlık olayında cahillik yapan sen değilmişsin. olur bazen böyle. böyel olduğu zaman o iddiayı ben söylemedim dersin olur biter. yaızyı okumuyomusun denmez. bu başlıkta seninle tartışmıştık. sorun zülkarneynin kim olduğu idi. bende ortaya bir kaç tane kuran mucizesi diye ayet söyleyince tabiki sizin inkarlarınız arkası tükenmez. eski yunanlıların tıpda ile olduğuınuı söylemişsiniz. bende diyorumki; eski yunanlıların tıpta ileri olduğunu 3 karanlığı bildiklerini kuran mucizeleir ispatlanmadan önce ortaya atın. bu böyle sürer gider. herkes bir iddia atar. kimin doğru dediğini bilemeyiz tabiki. günümüzde kuran düşmanlığı almış yürümüş. insnalar sırf kuranın safsata olduğunu ortaya çıkarmak için çalışıyolar. sorna böyle sizin inandığınız şeyler ortaya çıkıyo. siz de benim hakkımda böyle düşünüyosunuzdur. ama şunu söyleyebilirm. ben kuranı meal edenlerin meal etmedikleri kelimeleri biliyorum. ve böylece eksik anlam çıkan ayetlerde var. bende sizin kadan bu kitabı ve bilim dünyasındaki yenilikleri araştırıyorum. körükörüne bi bağlılığım yok bu kitaba. ama görünen köy içinde klavuza gerek yoktur. |
Arafat yazdı:
Alıntı:
Bu cümleyi neden e n b a ş t a n yazmıyorsun, da sargonun yaptığı çok titiz araştırmadan sonra yazıyorsun? Harun Yahya -Adnan Oktar- denen tescilli cins-i sapığın başkalarına yazdırdığı defalarca ispatlanmış olan yazılarını kaynak alıyorsun. Risaleleri kaynak olarak alıyorsun Birileri hatalara işaret edince, yok siz bilmezsiniz Kuranı, yok kabahat sizle tartışanda falan ayakları.. Ben yakıştıramadım açıkçası bu söylemi sana. |
Mutezile kardeşim; bu cümleler hiç bi zaman yakışık almaz. ama benim bu cümleyi söyleme sebebim cem ve sargonun art niyetidir. ben isterimki hep beraber ortada allahın kitabı diye söylenen bir kitabı araştıralım. kabahat bulmaya çalışmayalım. cinsi sapık olan adnan'dan haberim var. ama bediüzzaman kaynak olarak alıyorum. herhangi bir konu hakkında kendi düşüncem yoksa bediüzamanın düşüncesidir diye yazıyorum zaten. risaleri kaynak olarak almada ne gibi bir sakınca vardır anlamadım. sizde ırkçı evrimcileri kaynak alıyorsunuz. turan amcanızı kaynak alıyosunuz.
ben 3 karanlık mucizesindne bahsediyorum, cem 3 karanlık olayını eski yunnalıalr biliyodu diyo. yan,i anlıyacağın iyice saçmalıyolar. ortaya yunnalılar tarafından yazılmış kurandan daha eski bir embriyolojik bilgi içeren kitap dahi getiremessiniz. bazı şeyleri kabullenmeyip iyica saçmalıyolar. bende onlara birşey bilmemekle itam ediyorum. onların bulduğu her kaynak doğru bizimkiler saftasa öylemi yani. biraz mantıklı olalım derim. bu cümleyi söyledim arkasındayım. bildiklerinizin doğru olduğuna emin değilsiniz. hiç bir şeyi araştırmadan sadece kuranda kabahat arama yolunu tercih etmişsiniz. ben ecrime karşı çıkıyorum. ama evrimi araştırıyorum. bu adamların derdi ne diye araştırıyorum. acaba evrim mantıklımı. olabilirmi gibi düşüncelerele araştırıyorum. ama onlar hiç bir zaman acaba allah varmı demezler. sorunları da bu zaten. anlatabildim umarım. |
Kehf suresi 86. ayetindeki "onu kara çamurlu bir gözede batmakta (Garabe) ( مغرب) buldu," ifadesinden yola çıkarak Kur'an'da güneşin suyun içine battığını söylendiği iddia edilmektedir. Yine bu ayetlerdeki ifadeden dünyanın düz olduğu sonucunu çıkartmaktadırlar. Oysa diğer tüm iddialar gibi bunlar da doğru olmayan iddialardır.
Bu eleştirilerdeki en büyük hata kelimelerin anlamlarını kavrayamamak ve anlayış eksikliğidir. Bu gösterdiğimiz ayette iki yerde geçen ve Türkçe'ye "batmak" olarak çevrilmiş iki kelime vardır. Bunlara bir daha bakalım: Sonunda güneşin battığı (mağrib) ( مغرب) yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta (Garabe) ( غرب) buldu, yanında bir kavim gördü. (18 Kehf Suresi - 86) Yukarıdaki ayette güneşin suyun içine batıyormuş gibi bir ifade olduğu iddia ediliyor. "Güneşin batması" ile, "bir şeyin suda batması" Türkçe'de aynı kelime olabilir, fakat bu kelimeler Arapça'da ayrı kelimelerdir. Bu farkın bilinmemesi veya karmaşadan yararlanmak istenmesi, bu son derece yanlış olan iddiada bulunulmasına neden olmuştur. Güneşin batması "Garebe" fiiliyle ifade edilir. Hatta bu kökten türeyen kelimeler Türkçe'ye de geçmiştir. Örneğin "garb" ( غرب)ya da "mağrib" (مغرب ) aynı kökten türeyen kelimelerdir, "batı" (yön) anlamlarına gelir. Bir nesnenin suda batması ise "gareke" ( غرق) fiilidir ve "garabe" ( غرب) den farklı bir fiildir. Bu kelime de aslında Türkçe'ye geçmiştir. Suya gark oldu derken bu fiili kullanırız. Kur'an'da, da bir şeyin suyun içine batması anlamında bu kelime kullanılır, mesela Kehf suresinde: …. "İçindekilerini batırmak (garake)( غرق) için mi onu deldin?....." (18 Kehf Suresi - 71) denmektedir Şimdi güneşin batmasıyla, bir şeyin suda batmasının Türkçe de batmak fiiliyle kullanıldığını, Arapça da ise farklı kelimeler olduğunu açıktır. Dolayısıyla yukarıdaki ayette de güneşin suyun içinde bir cisim gibi batmasından bahsedilmesi söz konusu değildir. Bizim anladığımız (normal muhakemesi olanların anladığı) şekildeki, güneşin batışıdır. Aslında buradaki batmak fiilini Arapça karşılıklarını bilinmese bile yukarıdaki eleştirileri yapan arkadaşların anladığı gibi anlamak bir art niyet sonucudur. Acaba biri "Ben dün deniz kıyısında gittim ve güneşin denizde batışını seyrettim." dese bundan siz güneşin suyun içine battığını mı anlaşılır? Ya da "güneş her sabah doğuyor" derken güneşin bir annesi var, her sabah bu anne doğum yapıp, güneşi doğurduğu sonucuna mı varılır? Zaten kelimelerin Arapça karşılıklarına bakıldığında konunun çok açık olduğu anlaşılacaktır. Güneşin battığı yer olarak ayette geçen kelimenin orijinali "mağrib" ( مغرب)kelimesidir. Bu kelime batıda bir yer anlamına gelir. Bu ifade batıda gidilecek en uzak yeri ifade etmektedir. Mesela Kuzey Afrika ülkesi Fas'a Araplar "Mağrip" derler. Çünkü batı yönünde gittikleri bir yer olduğu için böyle isimlendirmişlerdir. Buradan da dünya düz anlamı kesinlikle çıkmaz. Mesela günümüzde de Türkçede ya da diğer dillerde benzer ifadeler kullanılır. Japonya bir uzak doğu ülkesidir. (İngilizcede de Türkçedekiyle aynı anlama gelen "Far East" kelimesi vardır). Doğuda gidilebilecek en uzak ülke Japonya'dır. Japonya'nın dünyanın en doğudaki ülke denmesi dünyanın düz olduğunu göstermez Sanırım daha tertipli yerine oturmuş ve düzenli görünümü aldı konu hakkındaki izah |
Alıntı:
|
Alıntı:
sizin üzerinizde somutlaştıralım o vakit http://www.manzara.gen.tr/w1/G%C3%BC...5%9F%C4%B1.jpg cenkvarol sahile doğru yol tuttu ve güneşi kuzguni gri de batar buldu lütfen sayın cenk ortada son derece açık iki ayrı fiil var bak hem ayet hemde kelime olarak belirttim "gareke" ( غرق) fiili kast ettiğiniz anlamda batmayı temsil eder gark oldu battı deriz hatta eğer kehf 86. ayetde bu fiil olsa idi derdim ki adamlar haklı .. ama eleştiri konusu 86. ayettde hangi fiil var (Garabe) ( غرب) grub etmek güneşi grubu yani insaf ölçülerinde değerlendirildiğinde daha fazla kelama ihtiyaç var mı |
Sn. serhend,
"batmak" fiilleri arasındaki farkı belirtmektesiniz, gerçekten de "garabe" fiili somut, fiili anlamda batmayı temsil etmesin, bunun öyle olduğunu kabul edelim. benim sormak istediğim böylesi fiili batma durumu yoksa nasıl oluyorda bu yere "erişilebiliyor/ulaşabiliyor"? Ayetin çevirilerinde güneşin battığı yere "erişti / ulaştı / vardı" deniyor. ister güneş battı diyelim ister daldı isterse çöktü... eğer güneşin gerçek anlamda toprak veya deniz gibi somut birşeyin içine girmediğini biliyorsanız, güneşin battığı yere mesela gitmekten bahsedebilirsiniz ama o yere erişmekten bahsedemezsiniz. Çünkü bu dünya üzerinde bu bağlamda erişilebilecek/ulaşılabilecek olan herhangi bir yer yoktur. Umarım anlatabilmişimdir. |
Alıntı:
Bahsedebilirsiniz niye bahsedemeyesiniz ki? Insan algisinda boyle tanimlanabilir. Veya; Orn; Tanimlamada uzerinde gunes batmayan topluluk denir. Bu fiili olarak uzerinde gunesin batmadigi bir topluluk mudur? Degildir elbette. Ancak gucunu izah ettiginizde bu sekilde tesbihle yorumlarsiniz. (cok guclu,cok parlak, herkesin yikamayacagi vs.) Ayette acikca suya batan bir topluluk/uygarlik vs. de olabilir bahsedilen, soyle suyla batmi topluluklari bir dusunun bakalim tarihe iliskin.Ornegin, su ile batan, gorkemli uygarlik/lar hangileridir kitaba gore? Ayrica kitapta gecen her Sems kelimesi, bildigimiz tepedeki gunesi tanimlamaz, ayni zamanda uygarlik/krallik vb. olusumlari da tanimlar. |
Alıntı:
(bu ara ordaki güneş bildiğimiz güneş değil yeryüzündeki bir medeniyet falan derseniz o zaman oraya varmış mı varmamış mı, orası batmış mı çıkmış mı bunları tartışmanın da bir anlamı kalmaz, güneş bir medeniyetse onunla birlikte anılan ay ve yıldızları ne yapmamız gerekecek o da ayrı bir soru tabi.) |
Alıntı:
Peki, yol almadan erisebilir misiniz gideceginiz yere sayin cenkvarol? Gitmek, yol almak ve erismek hepsi birbiriyle iliskilidir, ayri seyler degildir ki!? Kralliklarin, hanedanliklarin bolca bulundugu bir donemde, sinirlar bu sekilde belli olur cunku.. O zaman ki insanlar da sinir, toprak vs. kavramindan bi haber degillerdi ki sonucta? Iki farkli anlamda da alsaniz bu boyledir.Ay ve yildiz ve bircok baska unsur da ayni sekildedir zaten kitapta. Insan algisinda boyledir, mesela gunes grup yapti, gunes gruba girdi, gunes buluta girdi dersiniz, gunes grup yapar mi, gruba girer mi, buluta girer mi? Benzer ornek sizin calismalariniz mesela.. Orada islediginiz unsurlar. |
Gitmek, yol almak ve erismek hepsi birbiriyle ilişkilidir, evet ancak hepsi aynı şeyler değildir. Bir kuş güneşe doğru kanat çırptı, uçtu gitti, yol aldı diyebilirsiniz ama o kuş güneşin battığı yere varıp kondu diyemezsiniz. Siz güneşe gittikçe o size ilk adım attığınız anki gibi herzaman aynı uzaklıkta kalacaktır. gitmeye devam edersiniz ancak güneşin battığı yer hep aynı uzaklıkta gözükmeye devam eder, bu yüzden güneşin battığı yere ulaşmak diye birşey asla söz konusu olamaz. Dikkat ederseniz ben dikkati güneşi buluta, yere, denize girip girmediği olayına çekmiyorum, madem fiili anlamdda bir batma yok o yere nasıl "erişiliyor" onu soruyorum.
|
Alıntı:
Dersiniz niye diyemeyesiniz ki? Kus'lu biri pekala Gunes'e gidebilir. Yani nasil ele adiginiza baglidir. Ama kitapta kus'lulari anlatan pasajlari bilmiyorsaniz, her bahsedileni kanatli kus zannetmeniz isten bile degildir. Hatta bunun sonucunda Hudhud kusu diye oturup kus dahi ararsiniz hayvanlar aleminde.. Kitaplarin esprisi buradadir. Dortnala, soluk soluga kosmak nasil ki bir gidis, yol alisi ifade ediyorsa, ayni sekilde kanat cirpmak, ucarak gitmek de kullanilabilir. Algi da kullanilabilir, daima batiya giderseniz. Zira bildik gunes caglardan beri ayni sekilde dogar ve batar insan algisinda. Cag'a iliskin degismez yani. Bu akildisidir. Anladim ama, aksam oldugunda da gunes batti diyorsunuz degil mi? Ornek cumle; Gunes battiginda, Ankara'ya varmistik. Gunes nereye batti? Hicbir yere batmadi fiili olarak, insan algisinda ifade edilisi bu sekildedir. Ona bakarsaniz sayet, gunes dahi yoktur, gunes dediginiz sey yildiz'dir epi topu. Siz adina gunes derseniz, gunes olur. |
Alıntı:
güneşin battığı, gözden kaybolduğu yere nasıl "ulaşılabiliyor" diyorum, yeryüzünde böyle ulaşılabilecek bir yer yok diyorum. Güneş battığında Ankara'ya varmıştık dersiniz, vardığınız yer bellidir, Ankara güneşin battığı yer der misiniz peki?, eğer Ankara'yı biliyorsanız demezsiniz. İşte kitaptaki anlayış güneşin battığı yeri Ankara gibi toprak üzerinde somut bir yer olarak tahmin ettiği için onunla ilgili hikayesini güneşin battığı yere ulaşmaktan, erişmekten bahsederek anlatıyor. |
Alıntı:
Yukarda da yazdim, keza ornekledim zaten okumuyorsunuz sanirim. Batiya gidersiniz bu kadar basittir.. Algida bu sekilde izah edilir. Ve caglardan beri insan algisinda gunes daima dogudan dogup, batidan batar. Bu hic degismez insan algisinda. Milattan once bilmemkac da bu boyledir, simdi de boyledir. Bunun yanisira atifta bulundugunuz uygarliga, kralliga hanedanliga da gidersiniz, bir bakmissiniz ki batmis/cokmus yani.. Anlasilmayan bir yer var mi? Ya da soyle sorayim, nicin yildiz kaydi diyorsunuz gece gokyuzune baktiginizda? Yildiz batti diyor musunuz boyle bir durumda? Demiyorsaniz sayet nicin? Sonucta bu kitaplar insan urunu, bu minvalde dusunmek bu kadar zor olmasa gerek. |
ama ayette "gitmekten" bahsetmiyor ki, "erişmek, varmak, ulaşmak" diyor, bunu nasıl bir sayıp da bu kadar basit diyorsunuz, anlamıyorum. "Ahmet okula gitti", "Ahmet okula vardı" aynı manaya gelmez, ilkinde kesinlik ortada bir "yönelmenin" olduğuyken ikincisinde kesinlik sonuca "ulaşılmış" olmasıdır, okul bulunmuş, okula gitme işi artık tamamlanmıştır.
insanların doğu batı anlayışından ziyade bu sözler madem Allah'a ait onun açısından bakmak gerekiyor, bu sözler dünya ve güneşi yaratan Allah'ın sözleri değil miydi, işte herşeyin en iyisini bilen böylesi bir Allah "güneşin battığı yere varınca orada bir kavim gördü" gibi bir laf etmez, dünyada güneşin battığı diye bir yer yok ki oraya varılsın, orada bir kavim olsun, onun yerine "güneşin battığı yere doğru gidince orada bir kavim gördü" diyebilirdi mesela, bundan da o yerin batıda bir yer olduğu anlaşılmış olurdu. |
Alıntı:
Basit oldugu ve insan urunu oldugu icin basite aliyorum. :) Bakin ornek cumle veriyorum. Ahmet okula gitti. Siz simdi bunu benden duydunuz. Ben bunu soyledim diye bu kesin %100 dogru mudur sizin icin? Inanir misiniz yani? Bakiniz ayette belaga kullaniliyor. Hatta, rivayet oldugu, eristigi zaman, magribe, Gunes'i batiyor buldu.........filanca filanca filanca, biz ona dedik ki; ister azap et, ister guzel davranista bulun, zaten batmis, Zulkarneyn'de ne diyor buna karsilik? Zulmedenleri sadece cezalandiririz.Yani oradaki toplulugun tamamini degil, sadece zulmedenler. Magrib nedir sayin cenkvarol? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:56 . |