![]() |
Evrenin Genişlemesi
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür. => Evrenin Genişlemesi Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir. Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta< tartışılmıştır. Evrenin Genişlemesi 1. Mucize İddiası 2. Zariyat/47'nin Anlam(lar)ı 3. Kuran'daki Evren Algısı 4. Sonuç 1. Mucize İddiası Mucizeci ekolün sıkça dillendirdiği meşhur iddilardan biri de "evrenin genişlemesi" bahsidir. Önce iddiayı bu ekolün dilinden dinleyelim:
2. Zariyat/47'nin Anlam(lar)ı İlk olarak dikkat çeken husus mucize iddiacılarının kutsal olarak gördükleri kitaba karşı sergiledikleri "ilmi samimiyetsizlik" örneğidir. Yukarda aynen alıntıladığımız iddiada Zariyat/47'nin diğer çeviri ve yorumlarından söz edilmemekte, "evrenin genişlemesi" ayetten zorunlu olarak çıkan "tek mümkün anlam" olarak sunulmaktadır. Oysa -Müslümanlar tarafından da genel kabul gören- birkaç meal ve tefisir örneğine bakmak durumun hiç de böyle olmadığını anlamak için yeterli olacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (internet sitesinde de bulunan) resmi Kuran Meali'nde ayet şu şekilde çevrilmiştir:
Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:
Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede "eli geniş" veya ‘eli bol'dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde "gönlü geniş" ifadesi hoşgörülü olmayı, "mezhebi geniş" ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de "geniş" sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur. Arapçada, dolayısı ile Kuran'da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228'de "eli geniş" ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (çünkü Arapçada "eli geniş" deyimi zenginlik ifade eder). Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) "onlar ki elleri geniştir" gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da "Bakın işte, bu eserde "eli geniş" ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir" demesi ne denli gülünç ise "kuvvetli, takatlı" olma ve "bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme" anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür. Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin "Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin." şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı "eli geniş", "gönlü geniş" deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman'ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça'da zengin) anlamında kullanılan "eli geniş" deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran'ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran'ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri adlı eserinde, Zariyat/47'nin açıklamasında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır.
3. Kuran'daki Evren Algısı Oldukça genç bir kuram olarak evrenin genişlemesi teorisi ancak "modern" evren anlayışı bağlamında anlamlı olabilir. Bu "modern" evren algısı en kaba hatlarıyla günümüzde ilkokul düzeyinde genel malum olan -örneğin- Dünya'nın yuvarlak olduğu ve Güneş Sistemi'ndeki diğer gezegenlerle birlikte Güneş'in etrafında döndüğü, Ay'ın Dünya etrafında döndüğü, "gökler"in Dünya üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı değil uçsuz bucaksız uzay olduğu gibi bilgilerden oluşmaktadır. İlkel evren algısında ise Dünya düz bir tepsi veya döşek şeklindedir. Güneş bu düz tepsinin/döşeğin belli bir noktasında doğar, yükselir ve diğer uç noktasında batar. "Gökler" ise bu döşek üzerine kurulmuş ve yıldızlarla süslenmiş bir kubbe/çatıdır. Üstelik -mucizevi bir şekilde- direk/sütun olmadan yukarda durabilmektedir. Bu naif dünya ve evren algısının hakim olduğu bir ortamda "göklerin genişlemesi"nden söz edilmesi hiçbir surette modern evren anlayışı bağlamında geçerliliği olan "evrenin genişlemesi kuramı" ile ilişkilendirilemez. (ki zaten yukarda açıklandığı üzere ayetteki ilgili ibarenin manâsı da mekânsal genişleme değildir.) Şimdi önyargısız bir şekilde ilgili Kuran ayetlerinde hangi evren anlayışının(1) hakim olduğunu inceleyelim: http://www.mucizeyalanlari.com/img/kgevren.png İlk olarak mucize iddiacılarının Zariyat/47'yi örnek olarak gösterirken -her nedense- hiç söz etmedikleri hemen bir sonraki ayete de bakalım:
Aynı anlayış diğer bazı ayetlerde de ifade edilmiştir:
Yani Kuran'daki evren anlayışında Dünya uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gök cismi değil; aksine "gökler" işte bu Dünya üzerine kurulmuş, "kandillerle" (yıldızlarla) süslenmiş, aslında yere düşmesi gereken fakat Allah'ın görünmez direklerle havada tuttuğu bir kubbe/çadır olarak düşünülmekte… Üstelik Kuran'da işte bu şekilde tahayyül edilen "gökler"in (bilim-öncesi ilkel evren modellerinin ortak bir özelliği olarak) doğaüstü/mistik "yorumlanması" da yer almakta.
4. Sonuç Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir "genişleme" olarak yorumlamak tıpkı "eli geniş" ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim'e yapılan bir tecavüzdür. Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde "göklerin genişlemesi" kastedilmiş olsaydı bile Kuran'da "gökler"in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir. Dipnotlar (1)Metinde "modern" evren anlayışı bilinçli olarak "en ilkel" evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya'nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo'dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus'un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa'da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo'nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo'nun Dünya'nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya'nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen "en ilkel" evren algısının "en ilkel"olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için "en ilkel" olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran'da işte bu "en ilkel" evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası'nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha "modern" hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu "en ilkel" evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir. (2) 1242-1273 yıllarında yaşayan Imam El Kurtubi, Zariyat/48'deki ilgili ibareyi şu cümleyle açıklamıştır:
(4) Dünyanın başı ve sonu olan düz bir tepsi olduğu ve güneşin bir uçtan doğup diğerinden battığı düşüncesini ifade eden daha birçok ayet ve hadis örneği getirilebilir. Burada hepsine değinemesek de ana metindeki ayetlere ilaveten bir ayet ve bir de hadis ekleyelim:
Muhammed'in nasıl bir evren algısına sahip olduğunu şu sahih hadisten de açıkça anlayabiliriz: Bilim-öncesi topluluklarda tarih boyunca sorulagelmiş olan bir soruya Peygamber cevap vermekte: "Güneş geceleri nereye gidiyor?" Peygamberin cevabı:
|
Sevgili Dostum ulpian ;
Kaynakçaların bolluğu ,detayı ve konunun işleniş tarzı emek isteyen bir araştırma olduğunu kanıtlar ki "Her Şeyden Mucize" çıkarmaya çalışan akıllara tokat gibi inmektedir.İnsanlığı bir kez daha düşünmeye iten harika bir çalışma olmuş. Keşke ilk emir "OKU" değil, "DÜŞÜN" olmuş olsaydı, "MANTIK YÜRÜT ,AKLINI KULLAN" olmuş olsaydı da insanımız "OKU"duğundan, "GÖR" düğünden (!) mucize çıkarma arayışına kapılmasaydı. |
Sayın ulpian güzel bir çalışma yapmışsınız fakat bazı şeyleri unutmuşsunuz.
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı? Burda dedkleriniz hala bir oluşum içindedir ama kime göre tabiki nesnel dünyada olan ve yaratımın içinde olan bizlere göre.Fakat Tanrı'ya göre bu iş bitmiştir sadece bize göre devam etmektedir. Ve zaten evren hala bir yaratım süresi içindedir.Fakat bize göre ona göre değil. Zaman nedir.İki nesne(madde)arasındaki süredir.Biz ve evrendeki her madde birer nesneyiz ve bu nesnellik içinde olduğumuz sürece bu boyutta zaman kavramı içinde yaşayacağız. İkincisi insanların yaratımı konusu.Sanırım farkındasınız hala insanlar dünyaya gelmekte.Hepmiz birden bir anda burda yer almadık,kainatın sonuna kadarda bu meydana gelme sürecektir. Fakat Tanrı katında herkez meydana gelmiştir,yaşamıştır,ölmüştür,cennet yada cehennemdeki yerini almıştır.Biz zamana bağlı mahlukat oduğumuz için tüm bunların gelecekte olacağını düşünüyoruz ve zaten içinde bulunduğumuz boyut itibari ilede öyledir. Lehvi Mahvuz isimli kitapta tek bir yaprağın bile akibeti kıyamete kadar yazmakta,sizce neden dersiniz? Sonuç olarak yaratılım halen sürmekte,fakat bize göre,Tanrıya göre değil. İnsanlarda halen dünyaya gelmekte,fakat Tanrı katında herkez dünyaya gelmiş ve yaşamış ve kendi akibetlerine kavuşmuşlardır. Burda anlamamız gereken boyutsal bir kırılmadır. Yinede çalışmanız için yapmış olduğunuz efora ve zamana teşekkürler... Tanrı'yı kendimiz gibi düşünmediğimiz zaman hepsinin cevabını alacaksınız. Saygılarımla... |
Alıntı:
eleştirinize daha sonra cevap vermeye çalışacağım. Ama mesajınızdan gördüm ki, şu an asmakta olduğum çalışmalar sadece benim şahsıma aitmiş gibi algılanabilmekte. Onun için yukardaki ilk satırlara ek bir ifade ekleyeceğim şimdi: Makaleler, çalışma grubumuzun ortak ürünüdür. saygılarımla |
Öyle ise tüm ekibe çalışmalarında başarılar dilerim...
Saygılarımla... |
Sevgili Ulpian ;
Konu ile alakası veya korelasyonu açısından, biraz kafanızı karıştırayım mı ? şu : Saffat 5 : Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin ve Rabbidir doğuların. Mearic 40 :Andolsun doğuların Rabbine ve batıların Rabbine, gerçekten de bizim gücümüz yeter. iki ayette "Gökler" "Doğular" ve "Batılar" dan bahs var da :) |
Sevgili Ulpian ;
Sevgili AerA da hazır akletmek,düşünmekten bahsetmişken. Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'yi, "O geldiğinde dünya üzerindeki herkes Onu görecek" çıkarımı ve anlayışı yüzünden, dünya düzdür diyen Kilisenin, yanılması vari, bir yanılma mı var acaba İslam alimlerinde bu tür ayetlerin tefsiri ve anlayışı konusunda ? Bunu da düşünmek gerekir mi ? |
Alıntı:
lütfen kızma ama, metni maalesef okumamışsın. :)
|
Peki sevgili ulpian biz metni okumamış,
Kilise de o çıkarımından dünya düzdür dememiş, dünya güneşin etrafında dönmez olgusu yüzünden Galileo'ye karşı çıkmıştır olsun. Biz de şehir efsanelerinde kalmış olalım da, "Batlamyus faraziyesi" ni nereye koyacağız bu durumda :) |
Enbiya/33
“Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da Odur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir.” Yasin/40 “Ne Güneş Aya yetişir, ne gece gündüzü geçer. Hepsi bir yörüngede yüzer, gider.” Yukarıdaki ayetlere dikkatlice bakalım.Güneş ve ayın bir yörüngede yüzdüğünü belirtiyor.Peki dünya? Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir. Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır. Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur. Ayetteki gece ve gündüz,dünyanın dönüşü ile ilgilidir.Kendi eskseni etrafında,bir yörüngede. Şahsen ben yukarda verdiğiniz Ayet örneklerinden dünyanın bir tepsi şeklinde görüldüğü anlamınıda çıkaramamıştım zaten. Saygıalrımla... |
Alıntı:
Batlamyus ile Galileo arasında 1400 yıl var! Galileo zamanında Kilise, Dünya'nın yuvarlak olduğunu biliyor ve öğretiyordu. Fakat Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu. Kilise açısından önemli olan, Yerküre'nin evrenin merkezi olmasıydı. Kilise, kurum olarak düz dünya tezini bildiğim kadarı ile hiç bir zaman, fakat Galileo zamanında kesinlikle savunmuyordu. saygılarımla |
Sayın ulpian bu başlık altındaki 3. ve 10. mesajlarımı dikkatle okuyup değerlendiriniz.
Zira birince iletimde zaman-mekan kavramlarını karıştırmanız anlamında önemlidir. İkinci iletimdeki ise gündüz gece ve dünya nın kendi etrafında dönmesi hakkındaki,ayettir ve yuvarlak olduğunu belirmek adın(ayette) kanıt niteliğindedir. Değerli cevaplarınızı bekliyorum. Saygılarımla... |
Sevgili Ulpian ;
Kopernik'in bir Rahip olduğu, Kilisedeki bir çok kişinin de, Kopernik ve Galileo^ye inanmaları, Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak, Galileo'nin bu kuramının, Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını, Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor. Anlatmak istediğim bu. |
Alıntı:
gerçekten de Kilise Galileo zamanında Dünya'nın yuvarlak olduğunu zaten biliyor ve öğretiyordu, fakat Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu. Bak, valla billa... :) sevgili nogada, cevap vermeye çalışacağım. Ama şu sıralar sitedeki metinleri foruma taşıma işiyle uğraştığımdan biraz bekleteceğim için kusura bakmayınız. sevgilerimle |
sayın nogada,
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
=> Güneş’in Gidiş İstikameti Vermiş olduğunuz iki ayetten nasıl bütün bu bilgileri çıkarttığınıza şaşmamak mümkün değil. Güneşle Ay'ın belli birer yörüngede/rotada hareket etmekte olduğu çıplak gözle görülen, en ilkel toplumlarca da bilinen basit bir olgudur. Yasin/40'ta geçen ''Güneş'in Ay'a yetişemeyeceği, Ay'ın da Güneş'i geçemeyeceği'' sözü, işte bu başlığın makalesinde anlatılan, Kuran'ın ilkel evren algısını doğrulamaktadır zaten. Dünya düz bir tepsi ve evrenin merkezi. Gökler işte bu Dünya üzerine kurulmuş bir çadır/kubbe. Güneş bir uçtan doğuyor, yükseliyor ve diğer uçtan batıyor. Ay da aynı şekilde kendi yörüngesinde hareket ediyor. Ve ne hikmetse, Ay ile Güneş birbiriyle çarpışmıyor, biri diğerini geçmiyor! saygılarımla |
Saygideger nogada;
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?-nogada- Zaman tamamen, evrensel genislikteki mekanda dunya da yasayan bir suru parcadan biri olan insanoglu turu parcasina aittir. Dolayisiyle, kendisi mekanda, bilhassa bir tek olarak dogup, yasayip, oldugunden yarattigi zamana karsi bir yaris icindedir. Bu temelde; kendi dusuncesi kavram olarak neyi yaratabiliyorsa; bunu yarattigi(yaratici, tanri, Allah v.s.) ve algiladigi (evren, dunya, doga v.s.) her seye de mal eder. Tanriya insanoglunun kendisi vermis oldugu insanoglu fiziksel yapisi (el, ayak, beyin, dusunce) ve hareketsel islev (konusma, yazma, kizma, yakma, imtihan,ceza, affetme v.s.) i ile zaten tanrinin bu dunyayi veya gokyuzunu yaratiisi zamansal kilmistir. Evren en genis mekan olma vasfiyla, bosluk, uzay, gokyuzu, ufuk v.s. temelinde, ZAMANSAL DEGILDIR ve ZAMANDAN BAGIMSIZDIR. Cunku zaman insanoglunun evren butununun bir parcasi olarak yarattigi ve butune de mal ettigi bir soyut kavramdir. O yuzden evren butununu bir parcasi gibi degerlendirip, ona parcasal ozellikler yuklemek, insanoglunun alisilagelmis yanasimlarindan biridir. Cunku insanoglunun algisi, sadece bir icerik ve parca olmak yetisindedir. Bir butun degil. Bu yuzden evrene zamansal bir icerik vermek; zamana ihtiyaci olmayan ve zamandan bagimsiz butune disaridan bir icerik yuklemekten baska bir sey degildir. Insanoglunun huyu, kendi neyi yarattiysa ve onu kendine uyguluyorsa; bunu hem yarattiklarina da uygular, algiladiklari somutlara da, ustelik icerik olan parca olarak degil; bir butun olan mekan olarak. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Alıntı:
Dünyanın küreselliği ile kilise ilişkisi ikili bir yapı gösterir. Kilisenin skolastik düşünce tarzına uygun olarak Hırıistiyanlığın Topoğrafyası adlı bir kitap yazan Kosmas'ın tasvir ettiği "dört köşesinde melekler tarafından taşınan kubbesi ile düz dünya" kilisenin resmi görüşü olarak bilinir ve kabul edilirdi. Ancak 1200'lü yıllarda yaşamış Hollywood'lu John tarafından yazılan Küre isimli kitap tüm avrupa okullarında okutulurdu. İlgilenirseniz : http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=4469 |
kuran da evrenin genişlemesi
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُون Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne). Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47) 1. ve es semâe : ve sema, gökyüzü 2. beneynâ-hâ : onu biz bina ettik 3. bi eydin : bir kudretle, büyük bir kuvvetle 4. ve innâ : ve muhakkak ki biz 5. le : elbette 6. mûsiûne : genişletici olan Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır. KAYNAK; S. Waqar Ahmed Husaini, The Quran for Astronomy and Earth Exploration from Space, Goodword Press, 3. baskı, New Delhi, 1999, ss. 103-108. Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar. 1. Rus Fizikçi Alexander Friedmann; KAYNAK; http://ro.wikipedia.org/wiki/Alexander_Friedman 2. Belçikalı Georges Lemaitre KAYNAK; http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Lemaitre 3. Edwin Hubble; http://tr.wikipedia.org/wiki/Edwin_Hubble Edwin Hubble teleskobuyla; http://quest.nasa.gov/hst/images/EdwinHubble.gif Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı. Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak keşfedilmişti. Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören "durağan evren modeli" ile ters düşmemek için, bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra, "hayatının en büyük hatası" olarak adlandıracaktı KAYNAK; http://www.time.com/time/time100/sci...le/hubble.html |
hakgeldi kardeşşş..
sen bu yazının başını hiç ama hiç okumadın sanırım !!!!! bir zahmet okur musun??? teşekkürler |
Alıntı:
iyide ulpian; sen şu tefsirci bu tefsirci söyledi dersin söylediğine dair hangi kitap yani hangi diyanet işleri bakanlığının hangi mevcut bilgileri olan kitabında ya da sayfasında geçer sen sayfaları vermemişsin sadec demişsin ki; şu söledi bu söyledi. ayrıca biz ayetin arapça - türkçe kelime karşılığını gel beraber okuyalım. وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne). Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz. kelime, kelime türkçe karşılığı; 1. Ve Es Semae; Ve Sema Gökyüzü 2. Beneyna-ha; Onu Biz Bina Ettik 3. Bi Eydin; Bir kuvvetle, Büyük Bir Kuvvetle 4. Ve İnna; Ve Muhakkak ki Biz 5. Le; Elbette 6. musiune; Genişletici olan. ulpian; Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Ayette geçen "Eyd" sözcüğü güç anlamındadır. Allah'ın gücünün ne demek olduğunu en güzel gösteren de, akıllara durgunluk verecek derecede birbirine bağlı ve görkemli gökyüzünün bina edilmesidir. Gök kelimesi ile hangi anlam kastedilirse kastedilsin değişmez. İster yıldızların ve gezegenlerin yörüngeleri kastedilsin isterse, milyonlarca yıldız kümelerini içeren ve adına galaksi denilen yıldız toplulukları kastedilmiş olsun, ister yıldızların ve gezegenlerin serpili bulunduğu şu uzay boşluklarından herhangi biri kastedilsin, ister "sema" sözcüğünün ifade ettiği anlamlarda diğerleri kastedilsin, farketmez... Genişlik sözcüğü de bunun gibi apaçık gözler önündedir. Sayıları milyonu bulan ve akıl almaz kütlelere sahip bulunan bu yıldızlar, engin uzay denizine serpiştirilmiş birer zerre gibidirler. kaynak; http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm |
Sayın hakgeldi,
lütfen şu okumadan yorum yapma alışkanlığınızdan vazgeçseniz. :) ''Kaynak vervemişsin'' diyorsunuz. Metinde geçen tefsir örneklerinin kaynakları, yazar ismi, eser adı, yayınevi, sayfa veya ayet numaraları ile verilmiştir. Lütfen tekrar okuyun. Ayrıca metni eleştirmek için c/p yapmış olduğunuz mucize iddiası zaten bizim metnimizin en başında alıntılanmıştır. Yani ortada tutarsız, mesnetsiz, yanlış bir mucize iddiası metni var. Biz önce bunu alıntılamışız, ondan sonra uzun uzun eleştirmişiz. Siz de bizim eleştirimize cevap olarak tekrar aynı metni alıntılayıp buraya asıyorsunuz. :) saygılarımla |
Çalışma çok güzel olmuş... emeği geçen herkesin ellerine sağlık :)
Alıntı:
http://www.turandursun.com/forumlar/...68&postcount=5 |
Alıntı:
EYD, "yed" kelimesinin çoğulu olabilirse de burada "Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla." (Sâd, 38/17) âyetinde olduğu gibi teyidin aslı olan "kuvvet" mânâsına olması daha ağır basar. Bu beyan "Allaha kaçın!" ifadesi ile "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 51/56) âyetinin muhtevasına ve mânâsına önceden yapılmış bir hazırlıktır. Nitekim "Şüphesiz rızık veren güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." (Zâriyât, 51/58) âyeti ile teyid olunacaktır. Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki mânâsı vardır: Birisi, kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu mânâ hem, "Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir." (Fâtır, 35/35), hem de "O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır." (Bakara, 2/255) âyetlerinin mânâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder, biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz, demek olur. bak o ilmi konudandan söz etmiş doğrudur demiş |
Alıntı:
söz konusu olan iddia bu ayetin modern astronomi bilimindeki ''evrenin genişlemesi kuramı''na işaret etmesidir. Lütfen birazcık vaktinizi ayırıp bu kuramın ne dediğini, neye dayandığını inceleyin. Ve tekrar sorun kendinize: Elmalılı bu kuramı çağrıştıran birşeylerden mi bahsetmiş? saygılarımla |
Alıntı:
ulpıan ayette der ki; musiun e bu kelimein türkçe karşılı; Genişletici olan Demektir. aç arapça lisanına bak bu verdiğim kelimeye ayette geçiyor mu geçmiyo mu? daha söze gerek var mı??? |
Alıntı:
|
Alıntı:
bak ne kadar açık ayet veriyorum ulpıan!!! Ve Es Semae; Ve sema, gökyüzü Beneyna-ha; Onu biz bina ettik Bi Eydin; Bir kudretle, Büyük Bir kuvvetle Ve İnna; Ve muhakkak biz Le; elbette MUSİUNE; GENİŞLETİCİ OLAN وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne). Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. dolasıyla evrenin genişlediği ayetin kelimesinin türkçe karşılığı, köküne yani, ne denmek istiyor mansına baktığımızda gerçek karşımıza çıkmaktatır ulpıan arapça bilmeden kelime karşılı nedir öğrenmeden örnek veriyosun bir kere 1929. yılında rus fizikçi Alexander Friedmann ile amerikalı edwin hubble bu gerçeği bulmuşlar mı bulmamışlar mı elbette bulmuşlar peki söyle bana 1400 sene önce daha ilmin ve bilmin olmadığı dönemde kuran bunu nasıl söyler ???? |
sayın hakgeldi
(1) hala kaynak vermeden baska yerlerden c/p yapıyorsunuz. (2) Bu yazdıklarınız zaten aynen bu şekilde bizim metnimizin en başında alıntılanmış. Yani bizim uzun uzun eleştirdiğimiz metni tekrarlayarak karşı çıktığınızı sanmaktasınız.... gerçekten garip... |
Alıntı:
o zaman ben şöyle diyeyim her şey açık diyorsununuz da ben de bu verdiklerimi yazdım diosun da neresi çelişki, neresi ben göremedim niye iftira eder gibi çelişki mevcut diosun bak kabul ediyosun???? |
Alıntı:
??? sanırım anlaşamayacağız sayın hakgeldi... Eğer diyorsanız ''sizin yazdıklarınız beni tatmin etmedi. ben hala bu ayette mucize olduğuna inanıyorum", ona da birşey diyemeyiz tabii... inanç bu... ne diyelim... |
Alıntı:
:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım. |
Alıntı:
''Metni okumadım'' diyorsunuz yani... Hala... Ben ne yapayım şimdi bu durumda? |
Alıntı:
kuranda bir mucize uydurulur ve tefsirciler artık o mucizeye yakın tefsir yapmaya başlarlar mesela evrenın genişlediği edwın hubble tarafından ispatlanınca tefsirlere bu ayetler yerleşmeye başladı: 47-Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz. ama evrenın genışlemesi ispatlanmadan önceki yanı muhammed hamdi'nin tefsirinde zariyat 47 böyle yazıyordu.. 47- Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik (rahatlık) ve kudret sahibiyiz. şimdi sen diyorsun ya ulpiana kabul etmiyorsun diye..kabul etmemekte haklı..100 yıl önce mesela zariyat 47 yi bi hocaya sorsan ikinci ayetteki gibi açıklardı şimdi gidip okumuş bi hocaya sorsan ilk ayetteki gibi sana açıklar!!! arapça zengin bi dil olduğundan herkes işine gelecek şekilde ayetlere yorum yapabiliyor!..ben bu turan dursunun sitesini yıllardır takib ediyorum bir konuda kanıt olarak ayet vereceklerse harfi harfine doğru ve islami kaynaklardan alıntı yaparak veriyorlar! sen gidip taraflı yorum yapan harun yahya nın sitesinde bakarsan ve islama inanmak istediğin için harun yahya yı haklı bulmaya çalışırsın..ama istediğin haklı olamaz gerçeği gösterenler haklı olur:nod:.. |
Aşağıdaki mealler
http://www.kuran.gen.tr sitesinden alınmıştır. DİYANET MEALİ: Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter. E.HAMDİ YAZIR: Bir de göğe bakın Biz onu kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki Biz onu genişletmeye de malikiz. Y.NURİ ÖZTÜRK: Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz. SUAT YILDIRIM: Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz. MUHAMMED ESED: EVRENİ (30) [yaratıcı] güc[ümüz] ile inşa eden Biziz: ve, şüphesiz, Biziz onu istikrarlı bir şekilde genişleten. Sayın Ulpian, 1. Yukarıdaki meallerden gördüğünüz gibi günümüz tefsircileri kainatın genişlemesinden bahsediyorlar. (Diyanet meali hariç) 2. Şimdi Sayın Ulpian; Kuran genişliyor diyor, bilim de öyle diyor. Burada zorlama bir mana yok. Sadece itiraz edecek bir noktanız var: O da niçin eski tefsirciler Kuranı böyle yorumlamadılar diyebilirsiniz. 3. Takıldığınız nokta: Eski tefsirciler kainatın genişlemesinden niçin bahsetmemişler. Niçin önceden bahsedip bilimsel gelişmelere ön ayak olmamışlar. Bilim, atomu bir zamanlar üzümlü bir keke benzetmişti. Kainatın sadece yıldızlardan oluştuğunu zannediyorlardı. Ama zamanla bilim gelişti ve hatalarını anladılar. Kimse o bilim adamlarını yerden yere vurmadı, çünkü o zamanki bilim o kadar gelişmişti. Şimdi niçin, fizikçi, kimyacı, matematikçi, biyolog, astronom olamayan tefsircilerin, kainatın genişlemesinden bahsetmesini bekliyorsunuz? Bırakın tefsircileri, kimse kainatın genişlemesini bilmiyordu hatta tahmin bile edemiyordu. 4. Reddiyelerinizin çoğunda eski tefsircilerin söylediklerini delil olarak gösteriyorsunuz. Maalesef Onlar Kuranı anlayabildikleri kadarıyla açıklamışlar. Bilim adamları da kainataki olayları anlayabildikleri kadar açıklamışlar ve açıklamaya devam ediyorlar!!! 5. Sizden alıntı: Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir”demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür. Burada mûsiûne kelimesinin kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında olduğunu savunuyorsunuz. Eğer kelimenin birinci manası sizin dediğiniz gibi ise haklısınız. Yok eğer kelimenin birinci yani açık manası genişletmek ise o zaman kaybedersiniz. |
bütün mücize yalanları konularını okudum, inançlı biri olarak kimisine hak verdim. Ancak bazı konularda o kadar zorlama yapmışsınız ki dayanamadım üye oldum.
Arapça benim ikinci ana dilimdir, yani herhangi bir islami yerde eğitimini görmedim, kendimi bildim bileli ana dil olarak konuşuyorum ve kendi çabamla geliştirdim. Musiun kelimesine gelince; ves' kelimesi genişlik anlamındadır aynı kökten gelen musi' kelimesi de genişleten anlamındadır. Musi'un ise kuranın hakim anlatım biçimi olan çoğul halidir. Bu anlamlar tevilsiz imasız mecazsız yorumsuz kelimenin ilk anlamıdır. Halen günlük hayatta arapça konuşurken "genişlik" için aynen bu kelimeyi kullanırız. Çeviri ve tefsir yapan din adamları çağlarında yaşayan insanlara ayetlerin açıklamasını yaparken evrenin genişlediği bilinmediği için kendilerinin ve insanların anlayabileceği çekilde tevil etmişlerdir. Aşağıdaki linkten görebileceğiniz üzere 31 mealin 22 si "genişleticiyiz" şeklinde çevirmişlerdir. Bazıları ise genişlik kelimesini kullanmış ancak başka şeylere yormuşlardır http://www.kuranmeali.org/51/zariyat..._mealleri.aspx 7.yy da uzay kavramının bugünkü gibi algılanması mümkün olmadığından, allah bilmedikleri bir kelime kullanmamış ve uzaydan halkın bildiği ve pek çok ayetten de anlaşıldığı gibi uzay anlatılırken sema kelimesi kullanılmıştır. Bu durumda bu ayetin evrenin genişlemesine işaret ettiği en kuvvetli yorumlanma şekli olacaktır. Aksi iddalar ise kişinin kendini tatmin edebilmesi için zorlanmış teviller olacaktır. Umarım katkıda bulunabilmişimdir. |
bilen arkadaşlar için soruyorum
arkadaşlar bu arapça lego misali; cümle içinde kelimeyi ve eki kafana göre dilediğin yere koyalabileceğimiz kadar kuralsız bir dil mi? (yani eki istediğin kelimeye ekle, kelimeyi de cümlenin ister başına ister sonuna istersen ortasına ekle gibi) diyelim 500 sene önce türk peygamber gelmiş olsun evrenin genişlmesi hakkında ayet yazdığını düşünelim bu ayette "Ben tanrı uzayı büyük bir kudretle inşa ettim ve uzayı sürekli genişletiyorum" diye yazsaydı uzayın genişlediğini bilim adamları keşfetmeden de önce bilebilirdik |
Alıntı:
Siz hemen bütün ayetleri düzeltirsiniz, "Orada aslında öyle demiyordu, genişlemediği yazıyordu, işte bu da 1400 yıl önce bildirilen bir mucize." dersiniz. Yani yaptığınız işin adı "sallamasyon"dur... Sizin yaptığınız şuna benziyor bak: Maide suresi Araf suresi Rad suresi Sebe suresi İşte Kuran, 1400 yıl öncesinden, insanların Mars'a ulaşabileceklerini haber vermiştir. Yaptığınız şey bundan farksız değil. O yüzden, Kuran ile ilgili cevaplanmayı bekleyen ve niyeyse bir türlü somut cevaplar alınamayan yüzlerce konu varken; 2-3 tane "sallamasyon" tuttu diye (ki o da gerçekten tuttuysa artık) kimse fikrini değiştirmez. Hinduların konusunu açmıştı bir arkadaş, okuyun da mucize görün. |
selam
sizin bahsettiğiniz ayetlerden yerin düz olduğu değil döşek gibi serildiği manası daha açık çıkıyor.ve döşek gibi sermek demek aynen döşek nasıl üzerine yatmak için seriliyorsa yeryüzüde insanların üzerinde yaşaması için serilmiştir.
Aynı zamanda evet gökler, eğer Allah c.c. kudretiyle dileyip evrenin tüm yasalarından genişleme ve merkez kaç kuvvetini yaratmasaydı yer çekiminin etkisiyle (ki bu yer çekimi deyince sadece bizim dünyamız değil evrendeki tüm nesneler için geçerli) her biri birbirinin üzerine kapaklanırdı. Ayrıca kuranı bir bütün olarak ele aldığında evrenle ilgili keşfedilmiş bilgilerle karşılaşırsın ki bir taneside göklerin kat kat yaratılmış olmasıdır ve güneşin ayın ve yeryüzünün belirlenen yörüngelerde akıp gittiği gerçeğidir. Birde evet ayetlerin açıklamasında zamanla değişiklikler olacaktır çünkü insanoğlunun bilgi birikimi yeni keşiflerle artıp ufku genişledikçe bu şekilde yeilini anlamlar verilmesi doğaldır.ayetlerle ilgili her açıklama doğrudur diyemeyiz ama o zaman böyle denmiş şimdi neden böyle yorumlanmış demek bence biraz yavan duruyor.Misal bilim dünyasında kabul görmüş teoriler yeni teknolojik gelişmelerle gözlemlenme imkanı bularak kökten değişebiliyor.Ve Yüce Allah c.c. elbette kitabı söylediği gibi tüm zamanlar için gönderdiğini düşününce haliyle insanlığın gelişmesine bağlı olarak kitabın farklı yorumlanacak bölümleri de bu gelişimin etkisiyle yeniden yorumlanabilir.Ve bir çok konuda aslında yapılmaya çalışılan kuranı kerim ayetlerini çürütme çabasının kökeninde kibirden ve eziklikten öte birşey göremiyorum.çünkü ayetleri tek tek ele alıp kuran bütünlüğünden ayırmaya çalışmak batı emperyalizminin böl parçala yönet taktiğine benzemektedir.Buda elbette iman kavramını anlamamaktan geçiyor. uzun zaman önce yapılan meal ve tefsirlerin bilgi eksikliğinden hatalı olabileceğini kabul etmek yerine zorlama çıkarımlarla ispat edebilecek tek şey aslında hiçbir şeydir. |
Evrenin genişlemesi duracak mı ya da evren kendi üstüne çökecek mi...Bunları bilmiyoruz ama eğer bunlar olursa, bu sefer bu ayeti nasıl yorumlayacaklar :)
Müslümanların kompleksini anlamakk mümkün değil.Bilimde geri kaldılar.Bunu kapatmak için Kuranı kullanıyorlar.Biz bilimde geriyiz ama Kuran, bilimden ileri mesajı veriyorlar. |
Alıntı:
İslam yalandan ibarettir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:19 . |