Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Kur'an'da Mucize Yoktur (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=16)
-   -   Evrenin Genişlemesi (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15944)

ulpian 10-01-2010 13:56

Evrenin Genişlemesi
 
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.

=> Evrenin Genişlemesi

Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir.

Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta< tartışılmıştır.

Evrenin Genişlemesi

1. Mucize İddiası
2. Zariyat/47'nin Anlam(lar)ı
3. Kuran'daki Evren Algısı
4. Sonuç




1. Mucize İddiası
Mucizeci ekolün sıkça dillendirdiği meşhur iddilardan biri de "evrenin genişlemesi" bahsidir.
Önce iddiayı bu ekolün dilinden dinleyelim:
  • Harun Yahya (Adnan Oktar)'a ait sitelerden:
    "Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:Biz göğü ‘büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47
    Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.
    (…)
    Bu bilimsel gerçek henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken Kuran'da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın sözüdür."

2. Zariyat/47'nin Anlam(lar)ı

İlk olarak dikkat çeken husus mucize iddiacılarının kutsal olarak gördükleri kitaba karşı sergiledikleri "ilmi samimiyetsizlik" örneğidir. Yukarda aynen alıntıladığımız iddiada Zariyat/47'nin diğer çeviri ve yorumlarından söz edilmemekte, "evrenin genişlemesi" ayetten zorunlu olarak çıkan "tek mümkün anlam" olarak sunulmaktadır. Oysa -Müslümanlar tarafından da genel kabul gören- birkaç meal ve tefisir örneğine bakmak durumun hiç de böyle olmadığını anlamak için yeterli olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (internet sitesinde de bulunan) resmi Kuran Meali'nde ayet şu şekilde çevrilmiştir:
  • Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Ve sadece bir dipnot olarak mucizecilerin iddia ettikleri çeviri ve yoruma değinilmiştir:
  • "Âyet "Göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz" şeklinde de tercüme edilebilir. Bu bakış açısı modern astrofizikte gündemde bulunan "evrenin sürekli genişlemekte olduğu" görüşünü desteklemektedir."
Diyanet Vakfı'nın Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş'ten oluşan uzman heyetine hazırlattığı tefsirde bu ayetle ilgili olarak şu açıklamalar yer almıştır:
  • "Şüphesiz biz genişletmekteyiz" diye çevrilen cümle için yapılan başlıca yorumlar şunlardır:
    a)
    Biz vüs'at yani genişlik ve kudret sahibiyiz. Semadaki bu ihtişamı sağlamakla kudretimizden bir şey eksildiği sanılmamalıdır; dilesek daha da genişletiriz. Bakara Suresi'nin 255 ve Kaf Suresi'nin 38. ayetlerindeki içerik ve üslûp bu manâyı çağrıştırmaktadır.
    b)
    Hiçbir şeye muhtaç olmadığımız gibi nimetleri bol bol ihsan eden de biziz. Sıkıntıları giderir, darda kalanlara genişlik veririz.
    c)
    Evreni genişletmekteyiz. Bu yorum daha çok uzay cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı ve aralarındaki mesafenin gitgide arttığı yönündeki bilimsel tespitten hareketle ortaya konan "genişleme teorisi" ışığında yapılmıştır."
    Kur'an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Ankara/2007, Zariyat/47
Görüldüğü üzere konunun uzmanları "evrenin genişlemesi" manâsını tek mümkün anlam olarak değil -aksine- en düşük ihtimal olarak görmektedir.
Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:
  • "Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki manâsı vardır: Birisi kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu manâ hem "Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir." (Fâtır, 35/35) hem de "O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır." (Bakara, 2/255) ayetlerinin manâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder. "Biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran, darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz" demek olur."
    Elmalılı M. Hamdi Yazır
    , Hak Dini Kur'an Dili, Zariyat/47
Ömer Nasuhi Bilmen, ayeti
  • "Ve göğü bir kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki biz elbette kaadirleriz."
olarak çevirmiş ve şu açıklamayı eklemiştir:
  • "Şöyle ki: (Ve göğü bir kuvvetle) Pek muazzam olan bir kudretle, bir şiddetle (bina ettik) varlık alanına getirdik (ve şüphe yok ki, biz) yâni: Büyüklük ve yücelikle vasıflanmış olan ilahî zatını (elbette kaadirleriz.) Böyle nice alemleri meydana getirmeğe kaadiriz. Evet.. Yüce zatın kudret ve hakimiyeti pek geniştir; mahlûkatı idareye, onların yaşamalarını, geçimlerini sağlamaya fazlasiyle kâfidir.
    "musi'une" kuvvet, takat, genişlik sahibi demektir."
    Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Zariyat/47
Daha birçok farklı meal ve tefsir örneğinden de görülebileceği üzere bizzat konunun uzmanlarının tespitine göre ayetteki ilgili kısım Kuran'ın dili olan 6-7. yüzyıl Arapçası'nda bir ifade kalıbı olarak öncelikle "kuvvet, güç, takat, genişlik" sahibi olmayı anlatmakta bunun yanısıra "bol bol nimet verme", "darlıkları, sıkıntıları açma, genişletme" anlamına da gelmekte.


Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede "eli geniş" veya ‘eli bol'dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde "gönlü geniş" ifadesi hoşgörülü olmayı, "mezhebi geniş" ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de "geniş" sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur.


Arapçada, dolayısı ile Kuran'da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228'de "eli geniş" ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (çünkü Arapçada "eli geniş" deyimi zenginlik ifade eder).


Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) "onlar ki elleri geniştir" gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da "Bakın işte, bu eserde "eli geniş" ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir" demesi ne denli gülünç ise "kuvvetli, takatlı" olma ve "bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme" anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.


Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin "Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin." şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı "eli geniş", "gönlü geniş" deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman'ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça'da zengin) anlamında kullanılan "eli geniş" deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran'ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran'ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler.


Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri adlı eserinde, Zariyat/47'nin açıklamasında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır.
  • Başta Einstein olmak üzere son asrın fizikçileriyle astronomları bu muhteşem kâinatın bir bütün halinde devamlı genişlediğini söylüyorlar. Kuvvetli bir ihtimalle eğer bunun doğruluğu isbat edilirse, Kur'an'daki ilgili beyânın bu manâya delalet ettiğini söyleyebiliriz. Zira ayetin böyle bir yoruma tahammülü vardır ve o zaman inkarcı maddecilerin on beş asır öncesine dönüp o çağda böyle bir tespitin mümkün olup olmadığını araştırmaları gerekir.

3. Kuran'daki Evren Algısı

Oldukça genç bir kuram olarak evrenin genişlemesi teorisi ancak "modern" evren anlayışı bağlamında anlamlı olabilir. Bu "modern" evren algısı en kaba hatlarıyla günümüzde ilkokul düzeyinde genel malum olan -örneğin- Dünya'nın yuvarlak olduğu ve Güneş Sistemi'ndeki diğer gezegenlerle birlikte Güneş'in etrafında döndüğü, Ay'ın Dünya etrafında döndüğü, "gökler"in Dünya üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı değil uçsuz bucaksız uzay olduğu gibi bilgilerden oluşmaktadır. İlkel evren algısında ise Dünya düz bir tepsi veya döşek şeklindedir. Güneş bu düz tepsinin/döşeğin belli bir noktasında doğar, yükselir ve diğer uç noktasında batar. "Gökler" ise bu döşek üzerine kurulmuş ve yıldızlarla süslenmiş bir kubbe/çatıdır. Üstelik -mucizevi bir şekilde- direk/sütun olmadan yukarda durabilmektedir. Bu naif dünya ve evren algısının hakim olduğu bir ortamda "göklerin genişlemesi"nden söz edilmesi hiçbir surette modern evren anlayışı bağlamında geçerliliği olan "evrenin genişlemesi kuramı" ile ilişkilendirilemez. (ki zaten yukarda açıklandığı üzere ayetteki ilgili ibarenin manâsı da mekânsal genişleme değildir.)


Şimdi önyargısız bir şekilde ilgili Kuran ayetlerinde hangi evren anlayışının(1) hakim olduğunu inceleyelim:


http://www.mucizeyalanlari.com/img/kgevren.png
İlk olarak mucize iddiacılarının Zariyat/47'yi örnek olarak gösterirken -her nedense- hiç söz etmedikleri hemen bir sonraki ayete de bakalım:
  • Zariyat/47
    Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
  • Zariyat/48
    Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
Zariyat/48'de "yerin" döşendiği, yani bir döşek gibi serildiği, yayıldığı anlatılmaktadır. Ayete her önyargısız bakan bu cümlenin Dünya'nın düz bir tepsi/döşek olduğu fikrini desteklediğini kabul edecektir. (2)
Aynı anlayış diğer bazı ayetlerde de ifade edilmiştir:
  • Hicr/19
    Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik (3), yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Kuran'da Kehf Suresi'nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn'in hikâyesi anlatılır.
  • 83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
  • 84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
  • 85. O da bir yol tutup gitti.
  • 86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz "Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin" dedik.
Kehf/86'da açıkça Dünya'nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır. Güneş, Dünya'nın bir ucunda doğuyor, gök-kubbe boyunca yükseliyor ve diğer ucunda da batıyor. Yani "güneşin battığı bir yer", bir uç/kenar mevcut. Dünyanın bu ucuna kadar giden olursa (Zülkarneyn gibi) Güneş'in battığı noktaya varmış olur. Hattâ -ayete göre- Güneş'i "kara bir balçıkta" batarken izleyebilir. (4)
  • Ra'd/2
    Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş'a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır.
  • Lokman/10
    Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.
  • Hac/65
    Görmüyor musun ki Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Bu ayetlerde de yine Dünya'nın düz bir tepsi/döşek olduğu ve göklerin de işte bu tepsi/döşek üzerine kurulmuş ve muzicevi bir şekilde, herhangi bir görünebilen direk olmadan yukarlarda duran bir kubbe/çatı olduğu anlayışı ifade bulmaktadır. Açık bir şekilde "gökler" çadır gibi Dünya üzerine yükseltilen/kurulan bir kubbe olarak düşünülmüş ve yere düşmeyip de yukarda kalabildiği için açıklamalar getirilmiş.


Yani Kuran'daki evren anlayışında Dünya uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gök cismi değil; aksine "gökler" işte bu Dünya üzerine kurulmuş, "kandillerle" (yıldızlarla) süslenmiş, aslında yere düşmesi gereken fakat Allah'ın görünmez direklerle havada tuttuğu bir kubbe/çadır olarak düşünülmekte…
Üstelik Kuran'da işte bu şekilde tahayyül edilen "gökler"in (bilim-öncesi ilkel evren modellerinin ortak bir özelliği olarak) doğaüstü/mistik "yorumlanması" da yer almakta.
  • Mülk/5
    Andolsun ki biz (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kuran'daki bu ilkel evren anlayışı için ayrıca bkz: "Altı Günde Yaratılış" => 3. "Altı Günde Yaratılış"ın Çarpıklığı

4. Sonuç

Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir "genişleme" olarak yorumlamak tıpkı "eli geniş" ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim'e yapılan bir tecavüzdür.


Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde "göklerin genişlemesi" kastedilmiş olsaydı bile Kuran'da "gökler"in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir.




Dipnotlar

(1)Metinde "modern" evren anlayışı bilinçli olarak "en ilkel" evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya'nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo'dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus'un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa'da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo'nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo'nun Dünya'nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya'nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen "en ilkel" evren algısının "en ilkel"olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için "en ilkel" olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran'da işte bu "en ilkel" evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası'nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha "modern" hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu "en ilkel" evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.


(2) 1242-1273 yıllarında yaşayan Imam El Kurtubi, Zariyat/48'deki ilgili ibareyi şu cümleyle açıklamıştır:
  • Yani Biz yeri tıpkı bir döşek gibi suyun üzerinde yaydık ve uzattık.
    El Kurtubi, Tefsiri-el Camiul Ahkamul Kur'an, çeviren: M. Beşir Eryarsoy, Buruç Yayınları Zariyat/48
983 yılında öldüğü kabul edilen Es-Semerkandi'nin tefsirinde Zariyat/47 ve 48'in şu açıklaması yer almaktadır:
  • Hak Teâlâ kendi birliği ve sonsuz kudretinin delillerini bildirdi. Ve şöyle buyurdu: İnsanları yarattık. Gücümüzle-kuvvetimizle onu hiç yoktan var ettik. Gökleri dileğimizle sapasağlam kıldık. Yeri de Kâbenin altından başlamak üzere Kâbenin her bir yanına beşyüz yıllık mesafeli şekilde yaydık.
    Ebu'l-Leys Semerkandi Tefsiri, Zariyat 47-48
(3) Döşek gibi serilen Dünya'nın üstüne yerleştirilen dağlar hakkında başka ayetlerde şu "bilgi" verilmektedir:
  • Lokman/10
    Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
  • Nahl/15-16
    Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
  • Enbiya/31
    Yeryüzüne insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Oysa bugün bilinmektedir ki en şiddetli deprem hatları, dağların yoğunluklu olduğu bölgelerle de örtüşmektedir.


(4) Dünyanın başı ve sonu olan düz bir tepsi olduğu ve güneşin bir uçtan doğup diğerinden battığı düşüncesini ifade eden daha birçok ayet ve hadis örneği getirilebilir. Burada hepsine değinemesek de ana metindeki ayetlere ilaveten bir ayet ve bir de hadis ekleyelim:
  • Şu'ara/28
    Mûsâ, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu böyledir" dedi.
Bu ayette de dünya'nın doğuda ve batıda olmak üzere bir başı ve sonu olduğu tasavvuru ifade bulmuştur.
Muhammed'in nasıl bir evren algısına sahip olduğunu şu sahih hadisten de açıkça anlayabiliriz:
Bilim-öncesi topluluklarda tarih boyunca sorulagelmiş olan bir soruya Peygamber cevap vermekte: "Güneş geceleri nereye gidiyor?"
Peygamberin cevabı:
  • Arş'ın altında secde yapmaya gider; bu maksatla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: "Geldiğin yere dön!" denir. Böylece battığı yerden doğar.(Buhari, Tefsir Ya-sin 1, Bed'ul-Halk 4, Tevhid 22,23, Müslim, İman 250, (159), Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, 4225)

AerA 10-01-2010 14:14

Sevgili Dostum ulpian ;

Kaynakçaların bolluğu ,detayı ve konunun işleniş tarzı emek isteyen bir araştırma olduğunu kanıtlar ki "Her Şeyden Mucize" çıkarmaya çalışan akıllara tokat gibi inmektedir.İnsanlığı bir kez daha düşünmeye iten harika bir çalışma olmuş.

Keşke ilk emir "OKU" değil, "DÜŞÜN" olmuş olsaydı, "MANTIK YÜRÜT ,AKLINI KULLAN" olmuş olsaydı da insanımız "OKU"duğundan, "GÖR" düğünden (!) mucize çıkarma arayışına kapılmasaydı.

nogada 10-01-2010 14:32

Sayın ulpian güzel bir çalışma yapmışsınız fakat bazı şeyleri unutmuşsunuz.

Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?

Burda dedkleriniz hala bir oluşum içindedir ama kime göre tabiki nesnel dünyada olan ve yaratımın içinde olan bizlere göre.Fakat Tanrı'ya göre bu iş bitmiştir sadece bize göre devam etmektedir.

Ve zaten evren hala bir yaratım süresi içindedir.Fakat bize göre ona göre değil.

Zaman nedir.İki nesne(madde)arasındaki süredir.Biz ve evrendeki her madde birer nesneyiz ve bu nesnellik içinde olduğumuz sürece bu boyutta zaman kavramı içinde yaşayacağız.

İkincisi insanların yaratımı konusu.Sanırım farkındasınız hala insanlar dünyaya gelmekte.Hepmiz birden bir anda burda yer almadık,kainatın sonuna kadarda bu meydana gelme sürecektir.

Fakat Tanrı katında herkez meydana gelmiştir,yaşamıştır,ölmüştür,cennet yada cehennemdeki yerini almıştır.Biz zamana bağlı mahlukat oduğumuz için tüm bunların gelecekte olacağını düşünüyoruz ve zaten içinde bulunduğumuz boyut itibari ilede öyledir.

Lehvi Mahvuz isimli kitapta tek bir yaprağın bile akibeti kıyamete kadar yazmakta,sizce neden dersiniz?

Sonuç olarak yaratılım halen sürmekte,fakat bize göre,Tanrıya göre değil.

İnsanlarda halen dünyaya gelmekte,fakat Tanrı katında herkez dünyaya gelmiş ve yaşamış ve kendi akibetlerine kavuşmuşlardır.

Burda anlamamız gereken boyutsal bir kırılmadır.

Yinede çalışmanız için yapmış olduğunuz efora ve zamana teşekkürler...

Tanrı'yı kendimiz gibi düşünmediğimiz zaman hepsinin cevabını alacaksınız.

Saygılarımla...

ulpian 10-01-2010 14:39

Alıntı:

nogada´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279284)
Sayın ulpian güzel bir çalışma yapmışsınız fakat bazı şeyleri unutmuşsunuz.

sayın nogada,

eleştirinize daha sonra cevap vermeye çalışacağım. Ama mesajınızdan gördüm ki, şu an asmakta olduğum çalışmalar sadece benim şahsıma aitmiş gibi algılanabilmekte. Onun için yukardaki ilk satırlara ek bir ifade ekleyeceğim şimdi: Makaleler, çalışma grubumuzun ortak ürünüdür.

saygılarımla

nogada 10-01-2010 14:44

Öyle ise tüm ekibe çalışmalarında başarılar dilerim...

Saygılarımla...

Psiko 10-01-2010 14:45

Sevgili Ulpian ;

Konu ile alakası veya korelasyonu açısından,
biraz kafanızı karıştırayım mı ?
şu :
Saffat 5 : Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin ve Rabbidir doğuların.
Mearic 40 :
Andolsun doğuların Rabbine ve batıların Rabbine, gerçekten de bizim gücümüz yeter.
iki ayette "Gökler" "Doğular" ve "Batılar" dan bahs var da :)

Psiko 10-01-2010 14:52

Sevgili Ulpian ;

Sevgili AerA da hazır akletmek,düşünmekten bahsetmişken.
Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'yi,
"O geldiğinde dünya üzerindeki herkes Onu görecek" çıkarımı ve anlayışı yüzünden,
dünya düzdür diyen Kilisenin,
yanılması vari,
bir yanılma mı var acaba İslam alimlerinde bu tür ayetlerin tefsiri ve anlayışı konusunda ?

Bunu da düşünmek gerekir mi ?

ulpian 10-01-2010 14:57

Alıntı:

Psiko´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279294)
Sevgili Ulpian ;

Sevgili AerA da hazır akletmek,düşünmekten bahsetmişken.
Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'yi,
"O geldiğinde dünya üzerindeki herkes Onu görecek" çıkarımı ve anlayışı yüzünden,
dünya düzdür diyen Kilisenin,
yanılması vari,
bir yanılma mı var acaba İslam alimlerinde bu tür ayetlerin tefsiri ve anlayışı konusunda ?

Bunu da düşünmek gerekir mi ?

sevgili Psiko,

lütfen kızma ama, metni maalesef okumamışsın. :)

  • (1)Metinde “modern” evren anlayışı bilinçli olarak “en ilkel” evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya’nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo’dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus’un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa’da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo’nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo’nun Dünya’nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya’nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen “en ilkel” evren algısının “en ilkel”olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için “en ilkel” olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran’da işte bu “en ilkel” evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası’nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha “modern” hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu “en ilkel” evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.

Psiko 10-01-2010 15:00

Peki sevgili ulpian biz metni okumamış,
Kilise de o çıkarımından dünya düzdür dememiş,
dünya güneşin etrafında dönmez olgusu yüzünden Galileo'ye karşı çıkmıştır olsun.
Biz de şehir efsanelerinde kalmış olalım
da,
"Batlamyus faraziyesi" ni nereye koyacağız bu durumda :)

nogada 10-01-2010 15:07

Enbiya/33
“Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da Odur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir.”


Yasin/40
“Ne Güneş Aya yetişir, ne gece gündüzü geçer. Hepsi bir yörüngede yüzer, gider.”

Yukarıdaki ayetlere dikkatlice bakalım.Güneş ve ayın bir yörüngede yüzdüğünü belirtiyor.Peki dünya?

Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir. Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır

Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.

Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.

Ayetteki gece ve gündüz,dünyanın dönüşü ile ilgilidir.Kendi eskseni etrafında,bir yörüngede.


Şahsen ben yukarda verdiğiniz Ayet örneklerinden dünyanın bir tepsi şeklinde görüldüğü anlamınıda çıkaramamıştım zaten.

Saygıalrımla...

ulpian 10-01-2010 15:09

Alıntı:

Psiko´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279298)
Peki sevgili ulpian biz metni okumamış,
Kilise de o çıkarımından dünya düzdür dememiş,
dünya güneşin etrafında dönmez olgusu yüzünden Galileo'ye karşı çıkmıştır olsun.
Biz de şehir efsanelerinde kalmış olalım
da,
"Batlamyus faraziyesi" ni nereye koyacağız bu durumda :)

Soruyu, daha doğrusu sorudaki mantığı pek anlayamadım sevgili Psiko,

Batlamyus ile Galileo arasında 1400 yıl var!
Galileo zamanında Kilise, Dünya'nın yuvarlak olduğunu biliyor ve öğretiyordu. Fakat Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu. Kilise açısından önemli olan, Yerküre'nin evrenin merkezi olmasıydı.

Kilise, kurum olarak düz dünya tezini bildiğim kadarı ile hiç bir zaman, fakat Galileo zamanında kesinlikle savunmuyordu.

saygılarımla

nogada 10-01-2010 15:20

Sayın ulpian bu başlık altındaki 3. ve 10. mesajlarımı dikkatle okuyup değerlendiriniz.

Zira birince iletimde zaman-mekan kavramlarını karıştırmanız anlamında önemlidir.

İkinci iletimdeki ise gündüz gece ve dünya nın kendi etrafında dönmesi hakkındaki,ayettir ve yuvarlak olduğunu belirmek adın(ayette) kanıt niteliğindedir.

Değerli cevaplarınızı bekliyorum.

Saygılarımla...

Psiko 10-01-2010 15:58

Sevgili Ulpian ;

Kopernik'in bir Rahip olduğu,
Kilisedeki bir çok kişinin de,
Kopernik ve Galileo^ye inanmaları,
Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak,
Galileo'nin bu kuramının,
Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını,
Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor.
Anlatmak istediğim bu.

ulpian 10-01-2010 16:02

Alıntı:

Psiko´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279317)
Sevgili Ulpian ;

Kopernik'in bir Rahip olduğu,
Kilisedeki bir çok kişinin de,
Kopernik ve Galileo^ye inanmaları,
Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak,
Galileo'nin bu kuramının,
Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını,
Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor.
Anlatmak istediğim bu.

sevgili Psiko,

gerçekten de Kilise Galileo zamanında Dünya'nın yuvarlak olduğunu zaten biliyor ve öğretiyordu, fakat Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu.

Bak, valla billa... :)


sevgili nogada,

cevap vermeye çalışacağım. Ama şu sıralar sitedeki metinleri foruma taşıma işiyle uğraştığımdan biraz bekleteceğim için kusura bakmayınız.

sevgilerimle

ulpian 13-01-2010 04:04

sayın nogada,

Alıntı:

nogada´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279669)
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?

Burda dedkleriniz hala bir oluşum içindedir ama kime göre tabiki nesnel dünyada olan ve yaratımın içinde olan bizlere göre.Fakat Tanrı'ya göre bu iş bitmiştir sadece bize göre devam etmektedir.

Tanrı'nın zamandan münezzeh olduğu düşüncesi ile ''Ona göre bitmiştir'' cümlesi birbiriyle çelişmektedir. Zamandan münezzeh olan için geçmiş zaman da söz konusu olamaz.



Alıntı:

nogada´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279669)
Zaman nedir.İki nesne(madde)arasındaki süredir.

İlginç bir ''zaman'' tanımı olmuş. :)



Alıntı:

nogada´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279669)
Lehvi Mahvuz isimli kitapta tek bir yaprağın bile akibeti kıyamete kadar yazmakta,sizce neden dersiniz?

Benim ateist olduğumu biliyorsunuz dimi?


Alıntı:

nogada´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279669)
Tanrı'yı kendimiz gibi düşünmediğimiz zaman hepsinin cevabını alacaksınız.

?

Alıntı:

nogada´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279676)
Enbiya/33
“Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da Odur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir.”


Yasin/40
“Ne Güneş Aya yetişir, ne gece gündüzü geçer. Hepsi bir yörüngede yüzer, gider.”

Yukarıdaki ayetlere dikkatlice bakalım.Güneş ve ayın bir yörüngede yüzdüğünü belirtiyor.Peki dünya?

Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir. Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır

Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.

Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.

Ayetteki gece ve gündüz,dünyanın dönüşü ile ilgilidir.Kendi eskseni etrafında,bir yörüngede.

Bu konu şu başlıkta daha detaylı bir şekilde işlenmekte:

=> Güneş’in Gidiş İstikameti


Vermiş olduğunuz iki ayetten nasıl bütün bu bilgileri çıkarttığınıza şaşmamak mümkün değil. Güneşle Ay'ın belli birer yörüngede/rotada hareket etmekte olduğu çıplak gözle görülen, en ilkel toplumlarca da bilinen basit bir olgudur.

Yasin/40'ta geçen ''Güneş'in Ay'a yetişemeyeceği, Ay'ın da Güneş'i geçemeyeceği'' sözü, işte bu başlığın makalesinde anlatılan, Kuran'ın ilkel evren algısını doğrulamaktadır zaten.

Dünya düz bir tepsi ve evrenin merkezi. Gökler işte bu Dünya üzerine kurulmuş bir çadır/kubbe.
Güneş bir uçtan doğuyor, yükseliyor ve diğer uçtan batıyor. Ay da aynı şekilde kendi yörüngesinde hareket ediyor.

Ve ne hikmetse, Ay ile Güneş birbiriyle çarpışmıyor, biri diğerini geçmiyor!

saygılarımla

evrensel-insan 13-01-2010 04:27

Saygideger nogada;

Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?-nogada-

Zaman tamamen, evrensel genislikteki mekanda dunya da yasayan bir suru parcadan biri olan insanoglu turu parcasina aittir. Dolayisiyle, kendisi mekanda, bilhassa bir tek olarak dogup, yasayip, oldugunden yarattigi zamana karsi bir yaris icindedir.

Bu temelde; kendi dusuncesi kavram olarak neyi yaratabiliyorsa; bunu yarattigi(yaratici, tanri, Allah v.s.) ve algiladigi (evren, dunya, doga v.s.) her seye de mal eder.

Tanriya insanoglunun kendisi vermis oldugu insanoglu fiziksel yapisi (el, ayak, beyin, dusunce) ve hareketsel islev (konusma, yazma, kizma, yakma, imtihan,ceza, affetme v.s.) i ile zaten tanrinin bu dunyayi veya gokyuzunu yaratiisi zamansal kilmistir.

Evren en genis mekan olma vasfiyla, bosluk, uzay, gokyuzu, ufuk v.s. temelinde, ZAMANSAL DEGILDIR ve ZAMANDAN BAGIMSIZDIR.

Cunku zaman insanoglunun evren butununun bir parcasi olarak yarattigi ve butune de mal ettigi bir soyut kavramdir.

O yuzden evren butununu bir parcasi gibi degerlendirip, ona parcasal ozellikler yuklemek, insanoglunun alisilagelmis yanasimlarindan biridir. Cunku insanoglunun algisi, sadece bir icerik ve parca olmak yetisindedir. Bir butun degil.

Bu yuzden evrene zamansal bir icerik vermek; zamana ihtiyaci olmayan ve zamandan bagimsiz butune disaridan bir icerik yuklemekten baska bir sey degildir.

Insanoglunun huyu, kendi neyi yarattiysa ve onu kendine uyguluyorsa; bunu hem yarattiklarina da uygular, algiladiklari somutlara da, ustelik icerik olan parca olarak degil; bir butun olan mekan olarak.

Saygilarimla;
evrensel-insan

frodo 13-01-2010 11:48

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279677)
Soruyu, daha doğrusu sorudaki mantığı pek anlayamadım sevgili Psiko,

Batlamyus ile Galileo arasında 1400 yıl var!
Galileo zamanında Kilise, Dünya'nın yuvarlak olduğunu biliyor ve öğretiyordu. Fakat Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu. Kilise açısından önemli olan, Yerküre'nin evrenin merkezi olmasıydı.

Kilise, kurum olarak düz dünya tezini bildiğim kadarı ile hiç bir zaman, fakat Galileo zamanında kesinlikle savunmuyordu.

saygılarımla

Alıntı:

Psiko´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279679)
Sevgili Ulpian ;

Kopernik'in bir Rahip olduğu,
Kilisedeki bir çok kişinin de,
Kopernik ve Galileo^ye inanmaları,
Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak,
Galileo'nin bu kuramının,
Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını,
Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor.
Anlatmak istediğim bu.

Bu konuyla ilgili daha önce bir kısa araştırma yapmış ve forumlarda yayınlamıştım.

Dünyanın küreselliği ile kilise ilişkisi ikili bir yapı gösterir. Kilisenin skolastik
düşünce tarzına uygun olarak Hırıistiyanlığın Topoğrafyası adlı bir kitap yazan Kosmas'ın tasvir ettiği "dört köşesinde melekler tarafından taşınan kubbesi ile düz dünya" kilisenin resmi görüşü olarak bilinir ve kabul edilirdi.

Ancak 1200'lü yıllarda yaşamış Hollywood'lu John tarafından yazılan Küre
isimli kitap tüm avrupa okullarında okutulurdu.

İlgilenirseniz :

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=4469

hakgeldi 19-01-2010 13:44

kuran da evrenin genişlemesi
 

وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُون

Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).



Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

1. ve es semâe : ve sema, gökyüzü
2. beneynâ-hâ : onu biz bina ettik
3. bi eydin : bir kudretle, büyük bir kuvvetle
4. ve innâ : ve muhakkak ki biz
5.
le : elbette
6. mûsiûne : genişletici olan

Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.

KAYNAK; S. Waqar Ahmed Husaini, The Quran for Astronomy and Earth Exploration from Space, Goodword Press, 3. baskı, New Delhi, 1999, ss. 103-108.

Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar.

1. Rus Fizikçi Alexander Friedmann;

KAYNAK; http://ro.wikipedia.org/wiki/Alexander_Friedman

2. Belçikalı Georges Lemaitre

KAYNAK; http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Lemaitre

3. Edwin Hubble;

http://tr.wikipedia.org/wiki/Edwin_Hubble

Edwin Hubble teleskobuyla;

http://quest.nasa.gov/hst/images/EdwinHubble.gif


Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı.


Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.


Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.

Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak keşfedilmişti. Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören "durağan evren modeli" ile ters düşmemek için, bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra, "hayatının en büyük hatası" olarak adlandıracaktı


KAYNAK; http://www.time.com/time/time100/sci...le/hubble.html

uyar 19-01-2010 17:41

hakgeldi kardeşşş..

sen bu yazının başını hiç ama hiç okumadın sanırım !!!!!

bir zahmet okur musun??? teşekkürler

hakgeldi 21-01-2010 22:10

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279667)
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.

=> Evrenin Genişlemesi

Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir.

Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta< tartışılmıştır.

Evrenin Genişlemesi

1. Mucize İddiası
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı
3. Kuran’daki Evren Algısı
4. Sonuç




1. Mucize İddiası
Mucizeci ekolün sıkça dillendirdiği meşhur iddilardan biri de “evrenin genişlemesi” bahsidir.
Önce iddiayı bu ekolün dilinden dinleyelim:
  • Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
    “Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim’de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47
    Yukarıdaki ayette geçen “sema (gök)” kelimesi Kuran’ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye “Şüphesiz biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)” olarak çevrilen Arapça “inna le musiune” ifadesindeki “musi’une” kelimesi “genişletmek” anlamına gelen “evsea” fiilinden türemiştir. “Le” ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek “çok fazla” anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade “Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz” anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran’da bize bildirilenle aynıdır.
    (…)
    Bu bilimsel gerçek henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken Kuran’da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah’ın sözüdür.”

2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı

İlk olarak dikkat çeken husus mucize iddiacılarının kutsal olarak gördükleri kitaba karşı sergiledikleri “ilmi samimiyetsizlik” örneğidir. Yukarda aynen alıntıladığımız iddiada Zariyat/47’nin diğer çeviri ve yorumlarından söz edilmemekte, “evrenin genişlemesi” ayetten zorunlu olarak çıkan “tek mümkün anlam” olarak sunulmaktadır. Oysa -Müslümanlar tarafından da genel kabul gören- birkaç meal ve tefisir örneğine bakmak durumun hiç de böyle olmadığını anlamak için yeterli olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (internet sitesinde de bulunan) resmi Kuran Meali’nde ayet şu şekilde çevrilmiştir:
  • Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Ve sadece bir dipnot olarak mucizecilerin iddia ettikleri çeviri ve yoruma değinilmiştir:
  • “Âyet “Göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu bakış açısı modern astrofizikte gündemde bulunan “evrenin sürekli genişlemekte olduğu” görüşünü desteklemektedir.”
Diyanet Vakfı’nın Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş’ten oluşan uzman heyetine hazırlattığı tefsirde bu ayetle ilgili olarak şu açıklamalar yer almıştır:
  • “Şüphesiz biz genişletmekteyiz” diye çevrilen cümle için yapılan başlıca yorumlar şunlardır:
    a)
    Biz vüs’at yani genişlik ve kudret sahibiyiz. Semadaki bu ihtişamı sağlamakla kudretimizden bir şey eksildiği sanılmamalıdır; dilesek daha da genişletiriz. Bakara Suresi’nin 255 ve Kaf Suresi’nin 38. ayetlerindeki içerik ve üslûp bu manâyı çağrıştırmaktadır.
    b)
    Hiçbir şeye muhtaç olmadığımız gibi nimetleri bol bol ihsan eden de biziz. Sıkıntıları giderir, darda kalanlara genişlik veririz.
    c)
    Evreni genişletmekteyiz. Bu yorum daha çok uzay cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı ve aralarındaki mesafenin gitgide arttığı yönündeki bilimsel tespitten hareketle ortaya konan “genişleme teorisi” ışığında yapılmıştır.”
    Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Ankara/2007, Zariyat/47
Görüldüğü üzere konunun uzmanları “evrenin genişlemesi” manâsını tek mümkün anlam olarak değil -aksine- en düşük ihtimal olarak görmektedir.
Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:
  • “Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki manâsı vardır: Birisi kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu manâ hem “Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir.” (Fâtır, 35/35) hem de “O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.” (Bakara, 2/255) ayetlerinin manâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder. “Biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran, darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz” demek olur.”
    Elmalılı M. Hamdi Yazır
    , Hak Dini Kur’an Dili, Zariyat/47
Ömer Nasuhi Bilmen, ayeti
  • “Ve göğü bir kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki biz elbette kaadirleriz.”
olarak çevirmiş ve şu açıklamayı eklemiştir:
  • “Şöyle ki: (Ve göğü bir kuvvetle) Pek muazzam olan bir kudretle, bir şiddetle (bina ettik) varlık alanına getirdik (ve şüphe yok ki, biz) yâni: Büyüklük ve yücelikle vasıflanmış olan ilahî zatını (elbette kaadirleriz.) Böyle nice alemleri meydana getirmeğe kaadiriz. Evet.. Yüce zatın kudret ve hakimiyeti pek geniştir; mahlûkatı idareye, onların yaşamalarını, geçimlerini sağlamaya fazlasiyle kâfidir.
    “musi’une” kuvvet, takat, genişlik sahibi demektir.”
    Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Zariyat/47
Daha birçok farklı meal ve tefsir örneğinden de görülebileceği üzere bizzat konunun uzmanlarının tespitine göre ayetteki ilgili kısım Kuran’ın dili olan 6-7. yüzyıl Arapçası’nda bir ifade kalıbı olarak öncelikle “kuvvet, güç, takat, genişlik” sahibi olmayı anlatmakta bunun yanısıra “bol bol nimet verme”, “darlıkları, sıkıntıları açma, genişletme” anlamına da gelmekte.


Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede “eli geniş” veya ‘eli bol’dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde “gönlü geniş” ifadesi hoşgörülü olmayı, “mezhebi geniş” ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de “geniş” sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur.


Arapçada, dolayısı ile Kuran’da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228’de “eli geniş” ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (çünkü Arapçada “eli geniş” deyimi zenginlik ifade eder).


Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir” demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.


Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin “Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin.” şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı “eli geniş”, “gönlü geniş” deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman’ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça’da zengin) anlamında kullanılan “eli geniş” deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran’ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran’ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler.


Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri adlı eserinde, Zariyat/47’nin açıklamasında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır.
  • Başta Einstein olmak üzere son asrın fizikçileriyle astronomları bu muhteşem kâinatın bir bütün halinde devamlı genişlediğini söylüyorlar. Kuvvetli bir ihtimalle eğer bunun doğruluğu isbat edilirse, Kur’an’daki ilgili beyânın bu manâya delalet ettiğini söyleyebiliriz. Zira ayetin böyle bir yoruma tahammülü vardır ve o zaman inkarcı maddecilerin on beş asır öncesine dönüp o çağda böyle bir tespitin mümkün olup olmadığını araştırmaları gerekir.

3. Kuran’daki Evren Algısı

Oldukça genç bir kuram olarak evrenin genişlemesi teorisi ancak “modern” evren anlayışı bağlamında anlamlı olabilir. Bu “modern” evren algısı en kaba hatlarıyla günümüzde ilkokul düzeyinde genel malum olan -örneğin- Dünya’nın yuvarlak olduğu ve Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerle birlikte Güneş’in etrafında döndüğü, Ay’ın Dünya etrafında döndüğü, “gökler”in Dünya üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı değil uçsuz bucaksız uzay olduğu gibi bilgilerden oluşmaktadır. İlkel evren algısında ise Dünya düz bir tepsi veya döşek şeklindedir. Güneş bu düz tepsinin/döşeğin belli bir noktasında doğar, yükselir ve diğer uç noktasında batar. “Gökler” ise bu döşek üzerine kurulmuş ve yıldızlarla süslenmiş bir kubbe/çatıdır. Üstelik -mucizevi bir şekilde- direk/sütun olmadan yukarda durabilmektedir. Bu naif dünya ve evren algısının hakim olduğu bir ortamda “göklerin genişlemesi”nden söz edilmesi hiçbir surette modern evren anlayışı bağlamında geçerliliği olan “evrenin genişlemesi kuramı” ile ilişkilendirilemez. (ki zaten yukarda açıklandığı üzere ayetteki ilgili ibarenin manâsı da mekânsal genişleme değildir.)


Şimdi önyargısız bir şekilde ilgili Kuran ayetlerinde hangi evren anlayışının(1) hakim olduğunu inceleyelim:


http://www.turandursun.com/forumlar/...1&d=1258728259
İlk olarak mucize iddiacılarının Zariyat/47’yi örnek olarak gösterirken -her nedense- hiç söz etmedikleri hemen bir sonraki ayete de bakalım:
  • Zariyat/47
    Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
  • Zariyat/48
    Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
Zariyat/48’de “yerin” döşendiği, yani bir döşek gibi serildiği, yayıldığı anlatılmaktadır. Ayete her önyargısız bakan bu cümlenin Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu fikrini desteklediğini kabul edecektir. (2)
Aynı anlayış diğer bazı ayetlerde de ifade edilmiştir:
  • Hicr/19
    Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik (3), yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Kuran’da Kehf Suresi’nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in hikâyesi anlatılır.
  • 83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
  • 84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
  • 85. O da bir yol tutup gitti.
  • 86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz “Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin” dedik.
Kehf/86’da açıkça Dünya’nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır. Güneş, Dünya’nın bir ucunda doğuyor, gök-kubbe boyunca yükseliyor ve diğer ucunda da batıyor. Yani “güneşin battığı bir yer”, bir uç/kenar mevcut. Dünyanın bu ucuna kadar giden olursa (Zülkarneyn gibi) Güneş’in battığı noktaya varmış olur. Hattâ -ayete göre- Güneş’i “kara bir balçıkta” batarken izleyebilir. (4)
  • Ra’d/2
    Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır.
  • Lokman/10
    Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.
  • Hac/65
    Görmüyor musun ki Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Bu ayetlerde de yine Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu ve göklerin de işte bu tepsi/döşek üzerine kurulmuş ve muzicevi bir şekilde, herhangi bir görünebilen direk olmadan yukarlarda duran bir kubbe/çatı olduğu anlayışı ifade bulmaktadır. Açık bir şekilde “gökler” çadır gibi Dünya üzerine yükseltilen/kurulan bir kubbe olarak düşünülmüş ve yere düşmeyip de yukarda kalabildiği için açıklamalar getirilmiş.


Yani Kuran’daki evren anlayışında Dünya uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gök cismi değil; aksine “gökler” işte bu Dünya üzerine kurulmuş, “kandillerle” (yıldızlarla) süslenmiş, aslında yere düşmesi gereken fakat Allah’ın görünmez direklerle havada tuttuğu bir kubbe/çadır olarak düşünülmekte…
Üstelik Kuran’da işte bu şekilde tahayyül edilen “gökler”in (bilim-öncesi ilkel evren modellerinin ortak bir özelliği olarak) doğaüstü/mistik “yorumlanması” da yer almakta.
  • Mülk/5
    Andolsun ki biz (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kuran’daki bu ilkel evren anlayışı için ayrıca bkz: ”Altı Günde Yaratılış” => 3. ”Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı

4. Sonuç

Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir “genişleme” olarak yorumlamak tıpkı “eli geniş” ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim’e yapılan bir tecavüzdür.


Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde “göklerin genişlemesi” kastedilmiş olsaydı bile Kuran’da “gökler”in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir.




Dipnotlar

(1)Metinde “modern” evren anlayışı bilinçli olarak “en ilkel” evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya’nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo’dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus’un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa’da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo’nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo’nun Dünya’nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya’nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen “en ilkel” evren algısının “en ilkel”olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için “en ilkel” olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran’da işte bu “en ilkel” evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası’nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha “modern” hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu “en ilkel” evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.


(2) 1242-1273 yıllarında yaşayan Imam El Kurtubi, Zariyat/48’deki ilgili ibareyi şu cümleyle açıklamıştır:
  • Yani Biz yeri tıpkı bir döşek gibi suyun üzerinde yaydık ve uzattık.
    El Kurtubi, Tefsiri-el Camiul Ahkamul Kur’an, çeviren: M. Beşir Eryarsoy, Buruç Yayınları Zariyat/48
983 yılında öldüğü kabul edilen Es-Semerkandi’nin tefsirinde Zariyat/47 ve 48’in şu açıklaması yer almaktadır:
  • Hak Teâlâ kendi birliği ve sonsuz kudretinin delillerini bildirdi. Ve şöyle buyurdu: İnsanları yarattık. Gücümüzle-kuvvetimizle onu hiç yoktan var ettik. Gökleri dileğimizle sapasağlam kıldık. Yeri de Kâbenin altından başlamak üzere Kâbenin her bir yanına beşyüz yıllık mesafeli şekilde yaydık.
    Ebu’l-Leys Semerkandi Tefsiri, Zariyat 47-48
(3) Döşek gibi serilen Dünya’nın üstüne yerleştirilen dağlar hakkında başka ayetlerde şu “bilgi” verilmektedir:
  • Lokman/10
    Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
  • Nahl/15-16
    Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
  • Enbiya/31
    Yeryüzüne insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Oysa bugün bilinmektedir ki en şiddetli deprem hatları, dağların yoğunluklu olduğu bölgelerle de örtüşmektedir.


(4) Dünyanın başı ve sonu olan düz bir tepsi olduğu ve güneşin bir uçtan doğup diğerinden battığı düşüncesini ifade eden daha birçok ayet ve hadis örneği getirilebilir. Burada hepsine değinemesek de ana metindeki ayetlere ilaveten bir ayet ve bir de hadis ekleyelim:
  • Şu’ara/28
    Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu böyledir” dedi.
Bu ayette de dünya’nın doğuda ve batıda olmak üzere bir başı ve sonu olduğu tasavvuru ifade bulmuştur.
Muhammed’in nasıl bir evren algısına sahip olduğunu şu sahih hadisten de açıkça anlayabiliriz:
Bilim-öncesi topluluklarda tarih boyunca sorulagelmiş olan bir soruya Peygamber cevap vermekte: “Güneş geceleri nereye gidiyor?”
Peygamberin cevabı:
  • Arş’ın altında secde yapmaya gider; bu maksatla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: ”Geldiğin yere dön!” denir. Böylece battığı yerden doğar.(Buhari, Tefsir Ya-sin 1, Bed’ul-Halk 4, Tevhid 22,23, Müslim, İman 250, (159), Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, 4225)


iyide ulpian; sen şu tefsirci bu tefsirci söyledi dersin söylediğine dair hangi kitap yani hangi diyanet işleri bakanlığının hangi mevcut bilgileri olan kitabında ya da sayfasında geçer sen sayfaları vermemişsin sadec demişsin ki; şu söledi bu söyledi.

ayrıca biz ayetin arapça - türkçe kelime karşılığını gel beraber okuyalım.

وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).

Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.

kelime, kelime türkçe karşılığı;

1. Ve Es Semae; Ve Sema Gökyüzü

2. Beneyna-ha; Onu Biz Bina Ettik

3. Bi Eydin; Bir kuvvetle, Büyük Bir Kuvvetle
4. Ve İnna; Ve Muhakkak ki Biz

5. Le; Elbette

6. musiune; Genişletici olan.

ulpian;

Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır.


Ayette geçen "Eyd" sözcüğü güç anlamındadır. Allah'ın gücünün ne demek olduğunu en güzel gösteren de, akıllara durgunluk verecek derecede birbirine bağlı ve görkemli gökyüzünün bina edilmesidir. Gök kelimesi ile hangi anlam kastedilirse kastedilsin değişmez. İster yıldızların ve gezegenlerin yörüngeleri kastedilsin isterse, milyonlarca yıldız kümelerini içeren ve adına galaksi denilen yıldız toplulukları kastedilmiş olsun, ister yıldızların ve gezegenlerin serpili bulunduğu şu uzay boşluklarından herhangi biri kastedilsin, ister "sema" sözcüğünün ifade ettiği anlamlarda diğerleri kastedilsin, farketmez... Genişlik sözcüğü de bunun gibi apaçık gözler önündedir. Sayıları milyonu bulan ve akıl almaz kütlelere sahip bulunan bu yıldızlar, engin uzay denizine serpiştirilmiş birer zerre gibidirler.

kaynak; http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm

ulpian 22-01-2010 01:09

Sayın hakgeldi,

lütfen şu okumadan yorum yapma alışkanlığınızdan vazgeçseniz. :)

''Kaynak vervemişsin'' diyorsunuz. Metinde geçen tefsir örneklerinin kaynakları, yazar ismi, eser adı, yayınevi, sayfa veya ayet numaraları ile verilmiştir. Lütfen tekrar okuyun.

Ayrıca metni eleştirmek için c/p yapmış olduğunuz mucize iddiası zaten bizim metnimizin en başında alıntılanmıştır. Yani ortada tutarsız, mesnetsiz, yanlış bir mucize iddiası metni var. Biz önce bunu alıntılamışız, ondan sonra uzun uzun eleştirmişiz. Siz de bizim eleştirimize cevap olarak tekrar aynı metni alıntılayıp buraya asıyorsunuz. :)

saygılarımla

İvan Karamazov 22-01-2010 21:45

Çalışma çok güzel olmuş... emeği geçen herkesin ellerine sağlık :)

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 279667)
Kuran’da Kehf Suresi’nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in hikâyesi anlatılır.
  • 83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
  • 84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
  • 85. O da bir yol tutup gitti.
  • 86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz “Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin” dedik.
Kehf/86’da açıkça Dünya’nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır.

ne yazık ki her müslüman için bu kısım o kadar açık değil :lol: ya da kendileri de bunu algılamış olacaklar ki ne yapsak, nasıl bir kulp taksak diye didinip duruyorlar :lol:

http://www.turandursun.com/forumlar/...68&postcount=5

hakgeldi 25-01-2010 20:18

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 283051)
Sayın hakgeldi,

lütfen şu okumadan yorum yapma alışkanlığınızdan vazgeçseniz. :)

''Kaynak vervemişsin'' diyorsunuz. Metinde geçen tefsir örneklerinin kaynakları, yazar ismi, eser adı, yayınevi, sayfa veya ayet numaraları ile verilmiştir. Lütfen tekrar okuyun.

Ayrıca metni eleştirmek için c/p yapmış olduğunuz mucize iddiası zaten bizim metnimizin en başında alıntılanmıştır. Yani ortada tutarsız, mesnetsiz, yanlış bir mucize iddiası metni var. Biz önce bunu alıntılamışız, ondan sonra uzun uzun eleştirmişiz. Siz de bizim eleştirimize cevap olarak tekrar aynı metni alıntılayıp buraya asıyorsunuz. :)

saygılarımla

tamam verilmiş mesela elmalılı ne demiş;

EYD, "yed" kelimesinin çoğulu olabilirse de burada "Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla." (Sâd, 38/17) âyetinde olduğu gibi teyidin aslı olan "kuvvet" mânâsına olması daha ağır basar. Bu beyan "Allaha kaçın!" ifadesi ile "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 51/56) âyetinin muhtevasına ve mânâsına önceden yapılmış bir hazırlıktır. Nitekim "Şüphesiz rızık veren güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." (Zâriyât, 51/58) âyeti ile teyid olunacaktır. Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki mânâsı vardır: Birisi, kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu mânâ hem, "Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir." (Fâtır, 35/35), hem de "O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır." (Bakara, 2/255) âyetlerinin mânâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder, biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz, demek olur.

bak o ilmi konudandan söz etmiş doğrudur demiş

ulpian 25-01-2010 20:23

Alıntı:

hakgeldi´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284114)

bak o ilmi konudandan söz etmiş doğrudur demiş

Lütfen yapmayın sayın hakgeldi,

söz konusu olan iddia bu ayetin modern astronomi bilimindeki ''evrenin genişlemesi kuramı''na işaret etmesidir. Lütfen birazcık vaktinizi ayırıp bu kuramın ne dediğini, neye dayandığını inceleyin. Ve tekrar sorun kendinize: Elmalılı bu kuramı çağrıştıran birşeylerden mi bahsetmiş?

saygılarımla

hakgeldi 25-01-2010 20:28

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284116)
Lütfen yapmayın sayın hakgeldi,

söz konusu olan iddia bu ayetin modern astronomi bilimindeki ''evrenin genişlemesi kuramı''na işaret etmesidir. Lütfen birazcık vaktinizi ayırıp bu kuramın ne dediğini, neye dayandığını inceleyin. Ve tekrar sorun kendinize: Elmalılı bu kuramı çağrıştıran birşeylerden mi bahsetmiş?

saygılarımla


ulpıan ayette der ki; musiun e bu kelimein türkçe karşılı; Genişletici olan Demektir. aç arapça lisanına bak bu verdiğim kelimeye ayette geçiyor mu geçmiyo mu? daha söze gerek var mı???

ulpian 25-01-2010 20:29

Alıntı:

hakgeldi´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284117)
ulpıan ayette der ki; musiun e bu kelimein türkçe karşılı; Genişletici olan Demektir. aç arapça lisanına bak bu verdiğim kelimeye ayette geçiyor mu geçmiyo mu? daha söze gerek var mı???

Bu söylediğiniz zaten karşı çıkmakta olduğunuz metnimizde aynen bu şekilde geçmekte... Nereyi anlamıyorsunuz; nasıl yardımcı olabilirim... bir anlasam.

hakgeldi 25-01-2010 20:43

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284118)
Bu söylediğiniz zaten karşı çıkmakta olduğunuz metnimizde aynen bu şekilde geçmekte... Nereyi anlamıyorsunuz; nasıl yardımcı olabilirim... bir anlasam.

ben diorum ki ayet şöyle der;


bak ne kadar açık ayet veriyorum ulpıan!!!

Ve Es Semae; Ve sema, gökyüzü

Beneyna-ha; Onu biz bina ettik

Bi Eydin; Bir kudretle, Büyük Bir kuvvetle

Ve İnna; Ve muhakkak biz

Le; elbette

MUSİUNE; GENİŞLETİCİ OLAN

وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ


Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).

Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.


Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. dolasıyla evrenin genişlediği ayetin kelimesinin türkçe karşılığı, köküne yani, ne denmek istiyor mansına baktığımızda gerçek karşımıza çıkmaktatır

ulpıan arapça bilmeden kelime karşılı nedir öğrenmeden örnek veriyosun

bir kere 1929. yılında rus fizikçi Alexander Friedmann ile amerikalı edwin hubble bu gerçeği bulmuşlar mı bulmamışlar mı elbette bulmuşlar peki söyle bana 1400 sene önce daha ilmin ve bilmin olmadığı dönemde kuran bunu nasıl söyler ????

ulpian 25-01-2010 20:45

sayın hakgeldi

(1) hala kaynak vermeden baska yerlerden c/p yapıyorsunuz.

(2) Bu yazdıklarınız zaten aynen bu şekilde bizim metnimizin en başında alıntılanmış. Yani bizim uzun uzun eleştirdiğimiz metni tekrarlayarak karşı çıktığınızı sanmaktasınız....

gerçekten garip...

hakgeldi 25-01-2010 20:48

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284125)
sayın hakgeldi

(1) hala kaynak vermeden baska yerlerden c/p yapıyorsunuz.

(2) Bu yazdıklarınız zaten aynen bu şekilde bizim metnimizin en başında alıntılanmış. Yani bizim uzun uzun eleştirdiğimiz metni tekrarlayarak karşı çıktığınızı sanmaktasınız....

gerçekten garip...


o zaman ben şöyle diyeyim her şey açık diyorsununuz da ben de bu verdiklerimi yazdım diosun da neresi çelişki, neresi ben göremedim niye iftira eder gibi çelişki mevcut diosun bak kabul ediyosun????

ulpian 25-01-2010 20:50

Alıntı:

hakgeldi´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284127)
o zaman ben şöyle diyeyim her şey açık diyorsununuz da ben de bu verdiklerimi yazdım diosun da neresi çelişki, neresi ben göremedim niye iftira eder gibi çelişki mevcut diosun bak kabul ediyosun????


???

sanırım anlaşamayacağız sayın hakgeldi...

Eğer diyorsanız ''sizin yazdıklarınız beni tatmin etmedi. ben hala bu ayette mucize olduğuna inanıyorum", ona da birşey diyemeyiz tabii... inanç bu... ne diyelim...

hakgeldi 25-01-2010 20:55

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284128)
???

sanırım anlaşamayacağız sayın hakgeldi...

Eğer diyorsanız ''sizin yazdıklarınız beni tatmin etmedi. ben hala bu ayette mucize olduğuna inanıyorum", ona da birşey diyemeyiz tabii... inanç bu... ne diyelim...


:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım.

ulpian 25-01-2010 21:02

Alıntı:

hakgeldi´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284130)
:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım.


''Metni okumadım'' diyorsunuz yani... Hala...

Ben ne yapayım şimdi bu durumda?

sidarta_kalyani 02-02-2010 23:10

Alıntı:

hakgeldi´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 284130)
:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım.

ÖRNEK OLARAK EVRENİN GENİŞLEMESİNİ VERMİŞSİN!
kuranda bir mucize uydurulur ve tefsirciler artık o mucizeye yakın tefsir yapmaya başlarlar mesela evrenın genişlediği edwın hubble tarafından ispatlanınca tefsirlere bu ayetler yerleşmeye başladı:
47-Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.
ama evrenın genışlemesi ispatlanmadan önceki yanı muhammed hamdi'nin tefsirinde zariyat 47 böyle yazıyordu..
47- Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik (rahatlık) ve kudret sahibiyiz.
şimdi sen diyorsun ya ulpiana kabul etmiyorsun diye..kabul etmemekte haklı..100 yıl önce mesela zariyat 47 yi bi hocaya sorsan ikinci ayetteki gibi açıklardı şimdi gidip okumuş bi hocaya sorsan ilk ayetteki gibi sana açıklar!!! arapça zengin bi dil olduğundan herkes işine gelecek şekilde ayetlere yorum yapabiliyor!..ben bu turan dursunun sitesini yıllardır takib ediyorum bir konuda kanıt olarak ayet vereceklerse harfi harfine doğru ve islami kaynaklardan alıntı yaparak veriyorlar! sen gidip taraflı yorum yapan harun yahya nın sitesinde bakarsan ve islama inanmak istediğin için harun yahya yı haklı bulmaya çalışırsın..ama istediğin haklı olamaz gerçeği gösterenler haklı olur:nod:..

lida 05-02-2010 23:04

Aşağıdaki mealler
http://www.kuran.gen.tr
sitesinden alınmıştır.

DİYANET MEALİ: Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
E.HAMDİ YAZIR: Bir de göğe bakın Biz onu kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki Biz onu genişletmeye de malikiz.
Y.NURİ ÖZTÜRK: Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz.
SUAT YILDIRIM: Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz.
MUHAMMED ESED: EVRENİ (30) [yaratıcı] güc[ümüz] ile inşa eden Biziz: ve, şüphesiz, Biziz onu istikrarlı bir şekilde genişleten.


Sayın Ulpian,
1. Yukarıdaki meallerden gördüğünüz gibi günümüz tefsircileri kainatın genişlemesinden bahsediyorlar. (Diyanet meali hariç)
2. Şimdi Sayın Ulpian;
Kuran genişliyor diyor, bilim de öyle diyor. Burada zorlama bir mana yok. Sadece itiraz edecek bir noktanız var: O da niçin eski tefsirciler Kuranı böyle yorumlamadılar diyebilirsiniz.
3. Takıldığınız nokta: Eski tefsirciler kainatın genişlemesinden niçin bahsetmemişler. Niçin önceden bahsedip bilimsel gelişmelere ön ayak olmamışlar.
Bilim, atomu bir zamanlar üzümlü bir keke benzetmişti. Kainatın sadece yıldızlardan oluştuğunu zannediyorlardı. Ama zamanla bilim gelişti ve hatalarını anladılar. Kimse o bilim adamlarını yerden yere vurmadı, çünkü o zamanki bilim o kadar gelişmişti.
Şimdi niçin, fizikçi, kimyacı, matematikçi, biyolog, astronom olamayan tefsircilerin, kainatın genişlemesinden bahsetmesini bekliyorsunuz? Bırakın tefsircileri, kimse kainatın genişlemesini bilmiyordu hatta tahmin bile edemiyordu.

4. Reddiyelerinizin çoğunda eski tefsircilerin söylediklerini delil olarak gösteriyorsunuz. Maalesef Onlar Kuranı anlayabildikleri kadarıyla açıklamışlar. Bilim adamları da kainataki olayları anlayabildikleri kadar açıklamışlar ve açıklamaya devam ediyorlar!!!


5. Sizden alıntı: Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir”demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.

Burada mûsiûne kelimesinin kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında olduğunu savunuyorsunuz. Eğer kelimenin birinci manası sizin dediğiniz gibi ise haklısınız. Yok eğer kelimenin birinci yani açık manası genişletmek ise o zaman kaybedersiniz.

bymehmet 01-09-2012 23:15

bütün mücize yalanları konularını okudum, inançlı biri olarak kimisine hak verdim. Ancak bazı konularda o kadar zorlama yapmışsınız ki dayanamadım üye oldum.

Arapça benim ikinci ana dilimdir, yani herhangi bir islami yerde eğitimini görmedim, kendimi bildim bileli ana dil olarak konuşuyorum ve kendi çabamla geliştirdim. Musiun kelimesine gelince;

ves' kelimesi genişlik anlamındadır aynı kökten gelen musi' kelimesi de genişleten anlamındadır. Musi'un ise kuranın hakim anlatım biçimi olan çoğul halidir. Bu anlamlar tevilsiz imasız mecazsız yorumsuz kelimenin ilk anlamıdır. Halen günlük hayatta arapça konuşurken "genişlik" için aynen bu kelimeyi kullanırız. Çeviri ve tefsir yapan din adamları çağlarında yaşayan insanlara ayetlerin açıklamasını yaparken evrenin genişlediği bilinmediği için kendilerinin ve insanların anlayabileceği çekilde tevil etmişlerdir. Aşağıdaki linkten görebileceğiniz üzere 31 mealin 22 si "genişleticiyiz" şeklinde çevirmişlerdir. Bazıları ise genişlik kelimesini kullanmış ancak başka şeylere yormuşlardır

http://www.kuranmeali.org/51/zariyat..._mealleri.aspx

7.yy da uzay kavramının bugünkü gibi algılanması mümkün olmadığından, allah bilmedikleri bir kelime kullanmamış ve uzaydan halkın bildiği ve pek çok ayetten de anlaşıldığı gibi uzay anlatılırken sema kelimesi kullanılmıştır.

Bu durumda bu ayetin evrenin genişlemesine işaret ettiği en kuvvetli yorumlanma şekli olacaktır. Aksi iddalar ise kişinin kendini tatmin edebilmesi için zorlanmış teviller olacaktır.

Umarım katkıda bulunabilmişimdir.

orcotusi5 02-12-2012 16:54

bilen arkadaşlar için soruyorum

arkadaşlar bu arapça lego misali; cümle içinde kelimeyi ve eki kafana göre dilediğin yere koyalabileceğimiz kadar kuralsız bir dil mi? (yani eki istediğin kelimeye ekle, kelimeyi de cümlenin ister başına ister sonuna istersen ortasına ekle gibi)



diyelim 500 sene önce türk peygamber gelmiş olsun evrenin genişlmesi hakkında ayet yazdığını düşünelim

bu ayette "Ben tanrı uzayı büyük bir kudretle inşa ettim ve uzayı sürekli genişletiyorum" diye yazsaydı uzayın genişlediğini bilim adamları keşfetmeden de önce bilebilirdik

Jingo 02-12-2012 17:59

Alıntı:

bymehmet´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453738)
bütün mücize yalanları konularını okudum, inançlı biri olarak kimisine hak verdim. Ancak bazı konularda o kadar zorlama yapmışsınız ki dayanamadım üye oldum.

Arapça benim ikinci ana dilimdir, yani herhangi bir islami yerde eğitimini görmedim, kendimi bildim bileli ana dil olarak konuşuyorum ve kendi çabamla geliştirdim. Musiun kelimesine gelince;

ves' kelimesi genişlik anlamındadır aynı kökten gelen musi' kelimesi de genişleten anlamındadır. Musi'un ise kuranın hakim anlatım biçimi olan çoğul halidir. Bu anlamlar tevilsiz imasız mecazsız yorumsuz kelimenin ilk anlamıdır. Halen günlük hayatta arapça konuşurken "genişlik" için aynen bu kelimeyi kullanırız. Çeviri ve tefsir yapan din adamları çağlarında yaşayan insanlara ayetlerin açıklamasını yaparken evrenin genişlediği bilinmediği için kendilerinin ve insanların anlayabileceği çekilde tevil etmişlerdir. Aşağıdaki linkten görebileceğiniz üzere 31 mealin 22 si "genişleticiyiz" şeklinde çevirmişlerdir. Bazıları ise genişlik kelimesini kullanmış ancak başka şeylere yormuşlardır

http://www.kuranmeali.org/51/zariyat..._mealleri.aspx

7.yy da uzay kavramının bugünkü gibi algılanması mümkün olmadığından, allah bilmedikleri bir kelime kullanmamış ve uzaydan halkın bildiği ve pek çok ayetten de anlaşıldığı gibi uzay anlatılırken sema kelimesi kullanılmıştır.

Bu durumda bu ayetin evrenin genişlemesine işaret ettiği en kuvvetli yorumlanma şekli olacaktır. Aksi iddalar ise kişinin kendini tatmin edebilmesi için zorlanmış teviller olacaktır.

Umarım katkıda bulunabilmişimdir.

Diyelim ki 30 sene sonra evrenin GENİŞLEMEDİĞİ kanıtlandı.

Siz hemen bütün ayetleri düzeltirsiniz, "Orada aslında öyle demiyordu, genişlemediği yazıyordu, işte bu da 1400 yıl önce bildirilen bir mucize." dersiniz.

Yani yaptığınız işin adı "sallamasyon"dur...

Sizin yaptığınız şuna benziyor bak:

Maide suresi
Araf suresi
Rad suresi
Sebe suresi

İşte Kuran, 1400 yıl öncesinden, insanların Mars'a ulaşabileceklerini haber vermiştir.

Yaptığınız şey bundan farksız değil.

O yüzden, Kuran ile ilgili cevaplanmayı bekleyen ve niyeyse bir türlü somut cevaplar alınamayan yüzlerce konu varken; 2-3 tane "sallamasyon" tuttu diye (ki o da gerçekten tuttuysa artık) kimse fikrini değiştirmez.

Hinduların konusunu açmıştı bir arkadaş, okuyun da mucize görün.

david caine 23-01-2013 00:58

selam
 
sizin bahsettiğiniz ayetlerden yerin düz olduğu değil döşek gibi serildiği manası daha açık çıkıyor.ve döşek gibi sermek demek aynen döşek nasıl üzerine yatmak için seriliyorsa yeryüzüde insanların üzerinde yaşaması için serilmiştir.
Aynı zamanda evet gökler, eğer Allah c.c. kudretiyle dileyip evrenin tüm yasalarından genişleme ve merkez kaç kuvvetini yaratmasaydı yer çekiminin etkisiyle (ki bu yer çekimi deyince sadece bizim dünyamız değil evrendeki tüm nesneler için geçerli) her biri birbirinin üzerine kapaklanırdı.
Ayrıca kuranı bir bütün olarak ele aldığında evrenle ilgili keşfedilmiş bilgilerle karşılaşırsın ki bir taneside göklerin kat kat yaratılmış olmasıdır ve güneşin ayın ve yeryüzünün belirlenen yörüngelerde akıp gittiği gerçeğidir.
Birde evet ayetlerin açıklamasında zamanla değişiklikler olacaktır çünkü insanoğlunun bilgi birikimi yeni keşiflerle artıp ufku genişledikçe bu şekilde yeilini anlamlar verilmesi doğaldır.ayetlerle ilgili her açıklama doğrudur diyemeyiz ama o zaman böyle denmiş şimdi neden böyle yorumlanmış demek bence biraz yavan duruyor.Misal bilim dünyasında kabul görmüş teoriler yeni teknolojik gelişmelerle gözlemlenme imkanı bularak kökten değişebiliyor.Ve Yüce Allah c.c. elbette kitabı söylediği gibi tüm zamanlar için gönderdiğini düşününce haliyle insanlığın gelişmesine bağlı olarak kitabın farklı yorumlanacak bölümleri de bu gelişimin etkisiyle yeniden yorumlanabilir.Ve bir çok konuda aslında yapılmaya çalışılan kuranı kerim ayetlerini çürütme çabasının kökeninde kibirden ve eziklikten öte birşey göremiyorum.çünkü ayetleri tek tek ele alıp kuran bütünlüğünden ayırmaya çalışmak batı emperyalizminin böl parçala yönet taktiğine benzemektedir.Buda elbette iman kavramını anlamamaktan geçiyor.
uzun zaman önce yapılan meal ve tefsirlerin bilgi eksikliğinden hatalı olabileceğini kabul etmek yerine zorlama çıkarımlarla ispat edebilecek tek şey aslında hiçbir şeydir.

Olimpiyat 01-03-2013 10:28

Evrenin genişlemesi duracak mı ya da evren kendi üstüne çökecek mi...Bunları bilmiyoruz ama eğer bunlar olursa, bu sefer bu ayeti nasıl yorumlayacaklar :)

Müslümanların kompleksini anlamakk mümkün değil.Bilimde geri kaldılar.Bunu kapatmak için Kuranı kullanıyorlar.Biz bilimde geriyiz ama Kuran, bilimden ileri mesajı veriyorlar.

Pirate 01-03-2013 16:11

Alıntı:

Olimpiyat´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 474831)
Evrenin genişlemesi duracak mı ya da evren kendi üstüne çökecek mi...Bunları bilmiyoruz ama eğer bunlar olursa, bu sefer bu ayeti nasıl yorumlayacaklar :)

Müslümanların kompleksini anlamakk mümkün değil.Bilimde geri kaldılar.Bunu kapatmak için Kuranı kullanıyorlar.Biz bilimde geriyiz ama Kuran, bilimden ileri mesajı veriyorlar.

Diyorum ya hocam. Bundan 30 sene sonra, evrenin genişlemediği ortaya çıksa, bütün Müslümanlar, Zariyat suresinin o ayetininin yorumunu hemen düzeltip 'Aslında bu ayette evrenin genişlemesi yoktur, bu da 1400 yıl önce bildirilen bir mucizedir.' diyecekler.

İslam yalandan ibarettir.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:19 .