Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Örnek İnsan Mevlana (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=1925)

pante 25-03-2006 20:58

Örnek İnsan Mevlana
 
MEVLANA

Büyük Türk Mutasavvufu , Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de , kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi , ona, daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu isim Şems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış ; Adeta adı yerine sembol olmuştur.

Rumi , Anadolu demektir.
Mevlana’nın , Rumi diye tanınması , geçmiş yüzyıllarda Diyarı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.

Mevlana’nın doğum yeri , bugünkü Afganistan’da bulunan , eski büyük Türk kültür beldesi Belh’tir.
Mevlana’nın Doğum tarihi ise (6 Rebiu’l Evvel, 604) 30 Eylül 1207’dir.

Asil bir aileye mensup olan Mevlana’nın annesi , Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun ; babaannesi , Harezmşahlar (1157 Doğu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi , Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dır.

Babası , Sultanü’l-Ulema (Alimlerin Sultanı) ünvanı ile tanınmış , Muhammed Bahaeddin Veled ; büyükbabası , Ahmet Hatibi oğlu Hüseyin Hatibi’dir.

korelmis 25-03-2006 21:27

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Yaşadığım sürece Kur'an'ın çırağıyım
Seçilmiş Muhammed'in yolunun toprağıyım
Buna uymayan bir söz benden nakledilirse
Rahatsızım bu sözden, ben bu sözden uzağım

diyor Mevlana.

Mevlana İslam'ın sevgi ve hoşgörü bahçesinde açmış bir güldür. Her insanın bir takım hataları olabilir. Kuran'da temiz akıllı olanlar sözün tamamını dinleyip, sonra en güzeline uyanlar olarak tarif edilir. Bir gülün dikenleri, gülün kokusundan istifade etmemize engel olmamalıdır.

pante 25-03-2006 22:03

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
5-6 yaşlarında iken , yaklaşan Moğol istilası nedeniyle , Belh'den ayrılan Mevlana'nın ailesi , 10 yıl sürecek uzun yolculuğa Nişabur ve ardından Bağdat'a giderek başlamıştı.Daha sonra Hac için Mekke ve Medine'ye giden aile , buradan Şam'a geçmiş ve bir süre burada kalmıştı.Oradan Malatya , Erzincan , Sivas , Niğde üzerinden Karaman'a yerleştiler.7 yıl Karaman'da kaldıktan sonra , Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat'ın daveti üzerine Konya'ya yerleştiler.

Mevlana , 1225 yılında Gevher sultan ile evlendi.1231 yılında babasını kaybeden Mevlana ilim dünyasında bir boşluk içinde kaldı.Bu boşluğu , 1244 yılında , rüyasında gördüğü büyük insanı aramaya çıkan bir başka ilim ve düşünce adamı Şemsi Tebrizi doldurdu.

Beden bakımından ondan ayrıyım ama , bedensiz ve cansız ikimiz de bir nûruz.

Ey arayan kişi! İster onu gör , ister beni. Ben O’yum , O da ben. *


Gününün çoğu zamanını Şems ile felsefe ve ilahi sohbete ayıran Mevlana'yı halk Şems'den kıskanıyor ve Şems'i istemiyordu.Gücenip Şam'a giden Şems , Mevlanayı yasa boğunca Şems'e çağrı yapılıp yeniden kavuşmaları sağlandı.1248 yılında tekrar Konya'dan ayrılan Şems'den bir daha haber alınamadı.
Eski Yunan'daki filozofların felsefe teatilerini normal karşılayanların , bu iki filozofun karşılıklı derslerine , felsefe oturumlarına garip bakmaları ve iftiralara yeltenmeleri mantık almıyor.

Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma...
Benim için ağlama, yazık, vah vah deme;
Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır,
Cenâzemi gördüğün zaman firâk, ayrılık deme,
Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır,
Beni toprağa verdikleri zaman, elvedâ elvedâ demeye kalkışma,
Mezar, cennet topluluğunun perdesidir.
Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gurûbdan hiç ziyân gelir mi?
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?
Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf’u ne diye kuyuda feryad etsin?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç
Zîrâ senin Hayy u Hû’yun, mekânsızlık âleminin fezâsındadır.

pante 25-03-2006 23:25

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mevlana ve kadın : ( Bakalım Mevlana kadınları alçaltıyor , küçümsüyor mu?)


Mevlâna *hayatında iki evlilik yaşamış ; ilk eşi Semerkantlı Lala Şerafettin’in kızı Gevher Hatun’un ölümünden sonra , daha önce eşi vefat etmiş olan Konyalı Kerra Hatunu zevceliğe almıştır.
Yani aynı anda birden fazla kadınla evli olmamıştır.Bu davranış da onun -her ne kadar dinî müsaâde olsa bile- tek eşliliğe verdiği önemi göstermektedir. Zaten Mesnevî’sindeki bir beyitinde “Kendine gel; iki sevgiliyi sevmek kötüdür” (Mesnevî, V/1465) diyerek bunu açıkça vurgular.

Nikâhta iki kişinin birbirine denk olması lâzım. Yoksa iş bozulur, geçim kalmaz.” (Mesnevî, IV/196, 197)

Mevlâna erkeklerle kadınları kıyaslar ve câhillerin kadınlarına galip geldiğini ; akıllı erkeklerin ise eşlerine mağlup olduğu sonucuna vararak teşbihler yoluyla şu tespitlerde bulunur :
“İnsan , yiğitlikte Zaloğlu Rüstem bile olsa , Hamza’dan bile cesur olsa yine de hükmetme hususunda karısının esiridir.
Görünüşte su, ateşten üstündür ...
Fakat ikisinin arasına bir tencere (sevgi) girdimi ateş o suyu kaynatır , buharlaştırır , yok eder.
Görünüşte su nasıl ateşten üstünse sen de kadından üstünsün ; fakat hakikatte ona mağlupsun , onu istemektesin.
Kadınlar , akıllı erkeklere karşı galip gelirler ; fakat cahil kişiler kadınları mağlup ederler.
Bu tür cahiller, sert ve kaba olan insanlardır.
Bunlarda acıma , lutfetme ve sevme duygusu azdır ; çünkü yaratılışlarında hayvanlık duygusu üstündür.


Sevgi ve acıma insanlık özelliğidir, hiddet ve şehvet ise hayvanlık.” (Mesnevî, I/2427, 2429-2431, 2435, 2436)

Mevlâna erkeklerin üstünlüğünün ise ileri görüşlülüğünden olduğunu belirtir ve şöyle der:
“Ey yiğit kişi! Erkeklerin kadınlara üstünlüğü kuvvet , kazanç ve mal-mülk bakımından değildir.
Öyle olsaydı , aslan ve fil daha kuvvetli olduklarından dolayı insandan daha üstün , daha yüce olurdu.
Erkeklerin kadınlardan üstün olması erkeğin , kadına nazaran daha çok işin sonunu görebilmesindendir.
Erkek de , işin sonunu tahmin edip göremezse , bu becerisi olanlara karşı kadın gibi noksan sayılır.”
(Mesnevî, IV/1618-1621)

“Sevgiyle acılar, tatlılaşır; bakırlar altına dönüşür.
Muhabbetle tortular, berraklaşır; dertler, şifa verir.
Muhabbetle ölü, canlandırılır. Sevgiyle padişah, köle yapılır.”
(Mesnevî, II/ 1529-1531)

Kadınların ev ekonomisine ve eşine katkısı :

Mevlâna , kadınların erkekleri üzerindeki etkisini maddî boyutta da inceleyerek şu çarpıcı beyitleri söyler:
“Niceleri , kazançla padişah kesildiler ; niceleri de kazanç peşinde çırılçıplak kaldılar.
Niceleri kadın alarak Kârun gibi zengin oldu ; niceleri de kadın yüzünden borçlandı gitti.”
(Mesnevî, VI/3688, 3689)


"muhabbet ve merhamet insanlığın, hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır."

26-03-2006 01:24

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Alıntı:

1248 yılında tekrar Konya'dan ayrılan Şems'den bir daha haber alınamadı
Bu kısımın oldukça karanlık olduğunda İslami tarihçiler bile mutabıktır. Çünkü Şemsin Konya'ya bu 2. gelişinde aniden kaybolduğu biliniyor. "Şems'in tekrar Konya'dan ayrılması" nı iddia edebilmek için ise Şems'in Konya'dan ayrıldığını görenlerin olması gerekirdi. En azından ayrılma hazırlıkları yaptığına dair bilgiler olmalıydı oysaki yok. Şems'in ne olduğunu sanırım hiç bir zaman bilemeyeceğiz. *Tarihin karanlıkları içinde yanıtı olmayan bir soru olarak kalacak bu. Sadece varsayımlar ileri sürülebilecek: "Konya'dan ayrıldı" veya "Mevlana'nın müritleri tarafından öldürülüp cesedi gizlendi" gibi. Tek gerçek, bir daha ne Konya'da ne de başka bir şehirden Şems ile ilgili bir haberin bir daha alınamayışıdır.

sargon 26-03-2006 02:52

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Alıntı:

panteidar";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 29021)
Mevlâna erkeklerle kadınları kıyaslar ve câhillerin kadınlarına galip geldiğini ; akıllı erkeklerin ise eşlerine mağlup olduğu sonucuna vararak teşbihler yoluyla şu tespitlerde bulunur


Alıntı:

Kadınlar , akıllı erkeklere karşı galip gelirler ; fakat cahil kişiler kadınları mağlup ederler.
Bu tür cahiller, sert ve kaba olan insanlardır.
Bunlarda acıma , lutfetme ve sevme duygusu azdır ; çünkü yaratılışlarında hayvanlık duygusu üstündür.


Sevgi ve acıma insanlık özelliğidir, hiddet ve şehvet ise hayvanlık.” (Mesnevî, I/2427, 2429-2431, 2435, 2436)

Doğru söze ne denir.. Bu adam gerçeğe ermiş arkadaşlar.... *:D *:D

pante 26-03-2006 15:52

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Prof.Bayraktar Bayraklı diyor ki ;
Alıntı:

"Mevlana Moğol şeyiymiş, emperyalizm yapmış; ne alâkası var Allah aşkına yahu? Böyle bir sistem, bu kadar büyük bir filozofa, bu kadar büyük bir filozofun karşısına, bir düşünür, bir mütefekkirin aleyhine nasıl konuşur bir tarih kürsüsü profesörü, benim aklım almıyor. Tarihçi olduğu için felsefesini anlamıyor adamın. Yani, Mevlana'nın felsefesini anlamadığı için, Fihi Mâ Fih'yi nasıl savunuyor. Fihi Mâ Fih'in özü nedir? Ne diyor Fihi Mâ Fih'te? İnsan eşittir düşünce. "Düşünmeyen adam hayvandır" diyor. Düşünceyi bu kadar öne çıkaran, aklı bu kadar öne çıkaran Mevlana'yı nasıl kalkar emperyalist söylersiniz. Mesnevî'sinde sevgi, insan sevgisini işliyor, Divan-ı Kebir'inde ilâhi aşkı işliyor; siz nasıl böyle konuşuyorsunuz Mevlana hakkında "emperyalist felsefe yapılmıştır", benim aklım almıyor. Bunlar nasıl ilim adamlarıdır, nasıl düşünürdür bunlar, nasıl kitap yazıyorlar ben anlamıyorum. Bir insanın aleyhine, bir insanı tezyif etmek için, kötülemek için böyle konuşulur mu?.."Bayraktar Bayraklı

MEVLANA’YI ANLATAN KİTAPLAR AMERİKA’DA EN ÇOK OKUNANLAR ARASINDA...

Endonezya Mevlana Vakfı Başkanı ve İslam Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nasaruddin Umar , dünyanın en büyük online kitap satış merkezi olan ''amozon.com''un birkaç ay önce Mevlana hakkında 100'den fazla eseri satışa sunduğunu belirterek , bugün Mevlana hakkında yazılan kitapların ABD'de en fazla okunan eserler arasında yer aldığını söyledi.
Hoşgörünün yok olmaya başladığı , dünyanın birçok yerinde insanların kaosa sürüklendiği dönemde Mevlana'nın daha iyi anlaşıldığını ifade eden Umar , Mevlana hakkındaki kitaplar , şiirler ve hatta şarkıların bile giderek büyük ilgi gördüğünü bildirdi.
Mevlana'nın fikirlerinin temelinde hoşgörü , sevgi ve aşk olduğunu artık tüm dünya insanının çok iyi bildiğini ifade eden Umar , ''Geçen yıl bazı üniversitelerde verilecek dersler ve araştırmalarım için ABD'de bulundum. ABD'lilerin maddiyat dışında kendilerini mutlu edecek , bir akım , bir yol aradığını gördüm. Bazı Avrupalılar ve ABD'liler , aradıkları mutluluk ve huzuru Mevlana'da buluyor. Bugün Mevlana , dünyanın hemen her yerinde yakın dan tanınıyor'' dedi.

http://www.sabah.com.tr/2004/12/18/gun107.html

Savaşa dair ne varsa ben orada yokum.
Sevgiye , barışa , kardeşliğe dair ne varsa ben oradayım.


Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) 2007'yi 'Dünya Mevláná Yılı' ilan etti.
http://www.kanald.com.tr/haber/yasam....08/2007.shtml


MEN BENDE-İ KUR'ANEM EGER CAN DAREM
MEN HÂK-İ REH-İ MUHAMMED MUHTAREM
EGER NAKL KUNED CÜZ İN KES EZ GÜFTAREM
BİZAREM EZ U VEZ AN SUHEN BİZAREM

pante 26-03-2006 16:16

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Güçlü olmak iyidir, ama zorbalık kötü.
İyi dinle ve öğren; Oğuzhan bu öğüdü:

Akıllı ve güçlü ol, ama haksızlık etme,
Gücünü ve aklını kötülükte tüketme.

Zalime boyun eğme, bu onu güçlendirir;
Her zaman hakkı gözet, etrafını sevindir.

"Kim ki olur dünyada zulüm ederek âbâd,
Elbette akıbeti olacaktır çok berbat."

“Ey ahmak, madem farkettin farkı,
Artık kendine gel de bitsin artık bu şarkı.

Terbiyesizlik etme, yakma kendi canını,
Boyuna bosuna bak, kendini iyi tanı.

Elini yıkamadan hamur açmaya bakma;
Ticareti bilmeden dükkân açmaya kalkma.

Kendi denginle yaşa, kendi denginle uğraş;
Kedi isen kediyle, itsen itlerle dalaş.

Kul isen kulluğu bil, sultanlığa yeltenme,
Denizi görmemişken kaptanlığa özenme.

Boyunu aşan işe haddini bil, bulaşma,
Sorumlu olmadığın işlerle de uğraşma.”

Şaşı eder insanı aşırılık ve öfke
Ruhu dönemez olur gerçeğe, doğru yöne.

Garaz öne çıkınca altlarda kalır hüner,
Perdeler yer değişir, gönülden göze iner.

Vicdanını karartıp rüşvet alırsa hakim
Farkedemez kim mazlum, göremez kimdir zalim.

Kırmak istemiyorsan içerdeki şişeyi,
İyi anlamalısın çok önemli bir şeyi :

İki tane gözün var biri semaya bakar
İkincinin bakışı hep yere doğru akar.

Kapat iştah ve istek, eleştiri gözünü.
İbret ve şükürle bak, iyi tanı özünü.

Nasihata kulak ver, iyi görürüm sanma,
Hep gönül gözüyle bak, toprak gözüne kanma.

Madde gözü tembeldir, hep kolayını arar
Yanlış yöne götürür insanı kolay yollar.

Üşenme, kaynağı bul, zor gelse de nefsine
Doğru yollarda ara, yokuş ve dik gelse de.

Bırak zannı, şüpheyi, hedefin olsun gerçek.
Varınca göreceksin her zahmete değecek.

Asıl şaşılık budur, budur gözdeki mertek :
Zannetmekle bilmenin farkını görememek.

Bulanıktan uzak dur, her işin olsun berrak;
Ancak temiz bir kalptir, yüzü ak çıkaracak

Hele de vesveseye aman sakın kapılma
Güvenilmez bilgiyi kendine rehber kılma.

Vehimden de uzak dur doğru bilgi zannetme,
Hele de evhamları ona buna iletme.

Doğru olsun her işin, doğrudan uzaklaşma,
Doğru bil, doğru düşün, doğrudan asla şaşma...

pante 26-03-2006 22:08

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
İNSAN SEVGİSİ :

Mevlana'nın nazarında insan son derece değerli bir varlıktır.
* *"alemden maksat insandır"

* *"İnsanın bir soluğu , bir cana değer; * *
* *Ondan düşen bir kıl , bir madene değer.

* *(Rubailer,78)


Aşk Geldi , Damarımda Derimde Kan kesildi . Beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ötesi hep 0......”.

Alınan sevgi Allah katından alınıp tüm insanlara yansıtılmaktadır. Bu sevginin kemale erişi ise , aşığın aşkta yok oluşudur. İşte gerçek yokluk noktası ilahi vuslattır.
Şu sözü tüm söylenenleri topluyor. "Aşk’sız olma ki ölü olmayasın , aşk’ta öl ki diri kalasın".

Mevlana aşkı ve Tanrıya ulaşmayı şöyle anlatır. “Hamdım, Piştim, Yandım”.

Ast olan sevmedir. İnsan mayasındaki bu duyguyu arıtmalı ve ayıklamalıdır. Bedenimiz bir arı kovanı gibidir.

Bu kovanın balı ve mumu da ilahi aşk’tır. İşte sevginin insana egemen olması evrensel barışı da, dünya kardeşliğini de yaratacaktır. Dostluğun da , sulhun da temeli sevgidir. *Her şeyi ve her yaratığı sevmek ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir. Bu sevginin kapıları Tanrı sevgisiyle açılır.

“Oğul düşmanının Seni Sevmesini İstiyorsan, kırk gün onun iyiliğini iste, sana karşı düzelecektir. Zira gönülden gönüle yol vardır”.

*Ancak insan kendisindeki bu değerleri idrak ettiği , varlığındaki cevheri keşfettiği zaman insan olma özelliğini taşır ;

* "Canında bir can var, o canı ara ...
* *Beden dağında bir mücevher var , o mücevherin madenini ara ...
* *A yürüyüp giden sufi , gücün yeterse ara ;
* *Ama dışarıda değil , aradığını kendinde ara."

* *(Rubailer, 22)

*"Sen su değilsin , toprak değilsin , başka bir şeysin sen...
* *Balçık dünyadan dışarıdasın , yolculuktasın sen.
* *Kalıp bir arktır, can o arka akan bengisu ;
* *Fakat sen , senliğinde kaldıkça ikisinden de haberin yoktur."
(Rubailer, 205)

* *
* *İnsan yalnız bedenden ibaret değildir. Ona hayat veren , Hak nuruna dost olan ruhtur. Bu gerçeği bilen ve ruhunu dosta yöneltenler gerçek insandır ve bunlar melekten üstündür.

*
* Ancak insan kendisine bağışlanan bu üstünlüğe ulaşmak için dört vasıftan kurtulmalıdır. İnsana ayak bağı olan bu dört huy, dört kuşa aittir. Tavus kuşu gibi azametli , kaz gibi hırslı , horoz gibi şehvete düşkün olmak ve karga gibi olmayacak ümitlere düşüp , uzun ömre tamah etmek. (Mesnevi, V/31-52)


"Sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
ofkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,
ya göründüğün gibi ol."

"Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok."

anthemoessa 26-03-2006 22:22

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mevlana yüreği aslında iyilik dolu bir insan olabilir...Ancak eleştirilecek bazı yönlerinin de olduğunu inkar edemeyiz...

Mevlana Kur'an'a bağlı mıdır? yoksa "kafir" midir? Kur'an'a bağlıysa "gel ne olursan ol gel putperest olsan yine gel" anlayışı ve benzerleri içinde pek de güzellik göremediğim Kur'an'a ters düşer...

Bence ikinci seçenek...Yani Mevlana bazen Kur'an'a "bağlı" gibi gözükse de aslında başka fikirlerden etkilenmiş biri...

Bu konuda Dr. ümit Haktanır'ın "Tasavvuf hastalığı ve Mevlana" isimli eserini tavsiye ederim...Mevlana'nın Kur'an ile islam ile nasıl çeliştiğini bizzat müslüman bir "akademisyen"den okumanızı tavsiye ederim.

sargon 26-03-2006 22:49

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Aslında başlangıçta bu tartışmanın iki ayrı başlık altında yapılmasının daha iyi olacağını düşünmüştüm. Ama öyle ki artık başlıkları ben de karıştırır oldum. Başka bir topic'de Moğollar ve İslamiyet ilişkisine girmiştim. Ancak tartıştığımız konu birçok yönden ilginçlikler taşıyor. Alevilik, Bektaşilik, Ahilik, fütüvvet ilke ve esasları gibi konuşları da anlamamız gerekiyor.

Cihangir Gener'in Ahilikle ilgili uzunca bir yazısı var ve konumuza ilişkin kısmını buraya aktaracağım.

Ezoterik-Batıni ekollerin bu topraklar üzerindeki en çok etki bırakmış bir kolu olan Ahi’liğin ne olduğunu anlamak için önce, bu müessesenin köklerinin nerede olduğunu görmek gerekir.

Ezoterik-Batıni ekollerin en önemli kaynaklarından birisi olan Mısır, Halife Ömer döneminde İslamiyet ile karşılaştı. Bu dönemde her yönden zayıflamış bulunan Mısır’ı işgal etmek Müslümanlar için hiç de zor olmadı. Zayıf krallık, güçlü Müslüman orduları karşısında derhal teslim oldu. Mısır’ın, Hıristiyan ve Yahudi olan azınlığının dışında eski çok tanrılı inanırlarının tamamı İslamiyet’i kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak ayakta bir müessese vardı. İskenderiye Okulu. Halife Ömer, bu ezoterik okulun, daha önce pek çok yıkım ve yangınlardan geçmiş *kütüphanesini yakınca okul da dağıldı. Ancak, buradaki bilginler, İslamiyet’in içerisindeki muhalif kanadı, Ali yandaşlığını seçerek, hem Müslüman görünümü kazandılar, hem de kendi inançlarını İslamiyet’e adapte ederek, bu inancın yaşamasını sağladılar. Böylece İslamiyet içerisindeki Tasavvuf müessesesi doğmuş oldu. Bu bilginler Müslümanların işgal ettiği tüm topraklara yayıldılar ve İslamiyet’in Ortodoks Sünni kanadı zayıflamaya başladığı anda kendi öğretileri doğrultusunda pek çok devletin kurulmasına da ön ayak oldular.

İşte bu devletlerden birisi olan Fatımi’ler M.S. 909’da Mısır’da kuruldu. Adını, Hz. Muhammed’in kızı ve Ali’nin karısı olan Fatma’dan alan Fatımi’ler, dönemin en yaygın Batıni ekolü olan İsmaililiği örnek alarak, *tamamen Batıni inançlı bir devlet oluşturdular. Fatımiler, İsmaililiğin 6. derecesine sahip kardeşlerden kurulu bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bu meclislerin başında 7. dereceye sahip İsmaili şeyhleri devlet başkanı konumunda yer alıyorlardı.

Fatımiler, Sünni inançlı Müslümanların saldırılarına karşı koyabilmek için, Mısır’lı eski sanatkar loncalarını ihya ettiler ve yarı askeri bir örgütlenme ile loncaları kalkındırdılar. ‘’İzciler’’ anlamına gelen ‘’Fütüvvet’’ adı altında, genç İsmailili sanatkarlardan kurulu muazzam bir askeri güç oluşturuldu. Diğer Batıni örgütlenmelerde olduğu gibi Fütüvette de derecelere dayalı bir sistem esastı. İsmaililik 7 derece iken, Fütüvvet 9 derece üzerine örgütlendi. Fütüvvet teşkilatının ilk derecesi Nazil, ikincisi Tim Tarik, üçüncüsü Meyan Beste derecesi idi. 4. derece Naip Vekili, 5. derece Nakip ve 6. derece de Baş Nakip dereceleriydi ki bu derece müntesiplerinin en önemli görevleri askeri örgütlenmeyi düzenlemek ve her türlü töreni yürütmekti. 7. derece saliklerine kardeş anlamına gelen ‘’Ahi’’ adı verilirdi. Türk’ler arasında yaygınlaşan Fütüvvetin yan kuruluşu Ahiliğin, adını bu kaynaktan aldığı sanılmaktadır. Fütüvvet içinde Ahi’lerin görevleri şeyh yardımcılığı mertebesindeydi. 8. derece, her biri kendi teşkilatının başında olan şeyhlerin derecesi idi. 9. derece ise, tıpkı İsmaili örgütlenmesinde olduğu gibi sadece bir tek kişiye, şeyhlerin şeyhine verilirdi. Tüm Fütüvvet teşkilatının lideri olan ve sadece devlet başkanı konumundaki Şeyh el Cebel’e karşı sorumlu olan bu kişinin ünvanı ‘’Şeyhüssüyun’’ idi. Diğer Batını ekoller gibi Fütüvvetin öncelikli amacı, saliklerini İnsanı-ı Kamil yapmaktı. Olgun ve mükemmel insan olmak için bu 9 basamaktan geçmek gerekiyordu. Bu kuruluş sistemi daha sonra, Selahhattin Eyyubi döneminde Sünni Müslümanlarca da benimsendi ve aynı adlı örgütlenmeyi Sünnilerde uyguladı. *


Bundan sonraki bölümde bu fütüvvet teşkilatının Selçuklu ve Osmanlı'da nasıl Ahilik, sonra Gedik şeklinde biçimler aldığına değiniliyor. Tekrar kuruluş dönemine geçildiği yerden öykümüze devam edebiliriz.

Şimdiye dek ele geçen ve Çobanoğlu tarafından yazılan en eski Türkçe fütüvvetnamede, Ahi zaviyelerinde uygulanan kurallar ortaya konmuştur. Bu fütüvvetnameye göre Ahilere tarih, önemli kişilerin, bilginlerin yaşam öyküleri, tasavvuf, Türkçe, Arapça, Farsça ve edebiyat öğretilirdi. Bir kişi ahi olmadan önce sanat, ticaret ya da bir meslek sahibi olmak zorundadır. Bu uğraşılardan hiçbirinde çalışmayan kişi ahi olamaz. Çobanoğlu fütüvvetnamesinde, manaların, kendilerinden başkalarına *gizli olduğu ve bu manalarda, ‘’başkalarını bırak bize yönel’’ dendiği görülmektedir. Çobanoğlu fütüvvetnamesinde, yola girme (fütüvvetciliğe katılma) şed kuşanma töreninde, şakirt ağzından nakibin okuduğu icazet tercümanlarının, hemen hemen aynen Bektaşi nefeslerine benzediği dikkati çekmektedir. Bektaşilerde tercüman, dua demektir. Türkçe tercümanlarda ahilik yoluna katılanların, diğer Ahi aşıklarına hizmetkar olacağı ifade edilir ve Şed (kuşak) müridin beline bağlanırken üç düğüm vurulur. Fütüvvetnamelerde, Alevi-Bektaşi etkisi açıkça kendini göstermektedir. Bu fütüvvetnameye göre de fütüvvetin temelini tasavvuf oluşturmaktadır.

Bektaşiliğin yanı sıra, Batıni doktrinin Anadolu’daki diğer kurumlaşması, Ahilik örgütü vasıtasıyla meydana gelmiştir. Mısır fütüvvet örgütü Türkler arasında Orta Asya da yaygınlaşmış ve ‘’Ahilik’’ adını almıştır. Anadolu’ya Yesevi dervişleri ve İsmaili Daileri ile birlikte gelen Ahiler, meslek örgütü mensubu olmaları nedeniyle kırsal alanlardan ziyade, şehirlere yerleştiler. Anadolu Ahilerinin örgütlü bir güç haline gelmelerini Horasan erenlerinden bir Yesevi olan Ahi Evren Veli sağlamıştır. Bu; onun lakabıdır. Onun tam künyesi Nasıruddin Mahmut B. Ahmet’tir.(1171-1262). 1220’li yıllarda Moğolların, Türk Harzemşahlar ülkesini yakıp yıktıkları sırada oralardan Anadolu’ya gelmiştir. Ahi Evren, Anadolu’ya geldikten sonra Konya’ya gitmiş ve orada, Mevlana Celaleddin Rumi’nin can dostu Şems Tebrizi’ye biat ederek tasavvuf dersi almış ve bir derviş olmuştur. Konya uleması bu halden gücenmiş, Ahi Evren de ulemaya ve sultana gücenerek Kayseri’ye gitmiş, Debbağlık’la geçinmeye başlamıştır. Ancak ardında, Selçuklu başkenti Konya’da *çok güçlü bir örgüt bırakmıştır. Şems Tebrizi’nin öldürülmesinden sonra, Mevlana’nın en yakın dostu konumuna, Ahi Evren’in sağ kolu olan Sadrettin geçmiş ve bu dostluk neticesinde Mevlevilik ve Ahilik gibi iki Batıni ekol Anadolu’ya damgasını vurmuştur. *

Ahi Evren yüzyıllardır savaşçılık ve dini-ahlaki bilgiler vermekte büyük ve önemli görevler yerine getirmiş bulunan fütüvvet teşkilatından ve fütüvvetnamelerden yararlanarak Ahi teşkilatını kurmuştur. Ahi Evren yaşadığı dönemde ahlakla sanatın ahenkli birleşimi olan ahiliği öylesine itibarlı duruma getirmiştir ki, bu kurum yüzyıllar süresince bütün esnaf ve sanatkara yön vermiş, onların işleyişini düzenlemiş, yeniçeriliğin kuruluşunda, Hacı Bektaş törenleriyle birlikte önemli rol oynamış, devlet adamları bu kuruluşa girmeyi şeref saymışlardır. Ahi olmak için bir meslek ya da sanat sahibi olma zorunluluğu yoktur. Ahi zaviyelerine işçi ve çıraklardan başka, öğretmenler, müderrisler, kadılar, hatipler, vaizler, emirler, yani bölgenin saygılı ve ulu kişileri devam ederdi. Ahiliğe kabul şartı, iyi ahlaklılık, yardım severlik ve cömertlik olduğundan teşkilata girenler, temiz, ahlaklı ve iyilik sever kişilerdi. Ahiler arasından yüksek sırada yöneticiler, tabipler, valiler, komutanlar, müderrisler ve kadılar yetişmiştir.

Ahi Evren’in şeyhliği altında Ahilik teşkilatı kısa sürede tüm Selçuklu şehirlerine yayılmış ve Babailer isyanı sırasında Batınilere elden gelen tüm yardımı yapmıştı. Ahiler, daha sonraki dönemlerde de kendilerine en yakın kişiler olarak Alevileri, Bektaşileri ve Mevlevileri gördüler. *Osmanlı devletinin kuruluşunda Ahiler oldukça önemli bir rol oynadı. Bazı kaynaklar, devletin kurucusu olan Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’nin ve 3. sultan 1. Murat’ın Ahi teşkilatı üyesi olduklarını belirtmektedir. Ancak Osmanlı devleti genişlemeye ve imparatorluğa dönüşmeye başlayınca sultanlar, kendilerinden önceki Türk yöneticilerinin yolunu seçmiş ve kitleleri yönetmekte yöneticilere daha fazla *imkan sağlayan Sünni tarikatlara girmişlerdir. Ahilikte temel ilke, örgüte üye olanların kesin eşitliğidir. Üyelerin hepsi birbirinin kardeşidir. Ancak, aşama bakımından küçükten büyüğe doğru sonsuz bir saygı vardır. Ahiliğe girecek olanlarda belirli nitelikler aranır. Üyelik için kişinin örgüt bünyesinden birisi tarafından önerilmesi zorunludur. Küçültücü işlerle uğraşanlar, çevresinde iyi tanınmayanlar, örgüte kötü söz getirebileceği düşünülenler Ahi olamazlar. Örneğin insan öldürenler, hayvan öldürenler (kasaplar), hırsızlar, zina ettiği ispatlananlar örgüte katılamaz. Kasapların insan öldürenler ile aynı kategoriye konulması Batıni inançtan kaynaklanmaktadır.


Bundan sonraki bölümler Ahiliğin detaylarına ilişkin. Metnin tümünü okumak isteyenler için

http://historicalsense.com/Archive/ahilik_1.htm

Aktarmanın bu noktasında bir tartışma açılabilir artık. Mevlevilik, Ahilik, Bektaşilik aynı batıni ekolden besleniyorlar. Mevlevilik ve Ahilik birbirlerine zıt ekoller midir? Yada Ahiler Moğollara karşı savaşmayı savunan, Mevleviler ise teslimiyetçi akım mıdır?

Yahu işin açığı, bu üç akım da (Mevlevilik, Alevilik, Bektaşilik) İslamiyet'in Türk versiyonu değil mi? Sünni olan Arap, Şii olan da Fars versiyonu değil mi? Bizimkiler gericilikten kırılan Arap versiyonunu baştan beri kabul etmemişler aslında. Arapların en görkemli zamanında kabul ettiremedikleri anlayışı, körü körüne Kuran, kitap, kara taş putperestliği, 4 karı, kadınları 2 metre geriden kara çarşafın içinde yürütmek bizim kültürümüze uymamış arkadaş.

Haa, bu türk İslam versiyonlarından Alevilik zulme daha çok başkaldıranı, Mevlevilik daha tevekkülcü olanı. Olabilir, bu akımlar arasındaki tartışma bitmez. Bektaşilerle Aleviler arasında da farklılıklar var. Ama hiçbiri Arap İslamiyeti kadar gerici ve yobaz değiller.

pante 26-03-2006 22:52

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Barış Kardeşim ;
Muhakkak ki Mevlana'nın da eleştirilecek tarafları vardır.
Bu nereden baktığınıza bağlıdır.
İslam penceresinden farklı , ateist pencereden farklı eleştirilir.
Eleştirilmediği takdirde zaten , bir gariplik var demektir.
Çünkü ortada farklı bir felsefe var.Diğer düşüncelerin eleştirmemesi mümkün mü?

Ancak eleştiriler felsefe konumundan çıkıp kişiselleştiği ve gerçek dışı isnatlara , yalanlara başvurulduğu takdirde çirkinlik oluşturur.
Diyelim ki ben Marx'a karşıyım.Görüşlerine katılmıyorum.Fikirlerini tartışacağım yerde ;
" Marx Yahudidir.Türk düşmanıdır.Eşcinsel olduğu rivayet edilir.Fransız casusudur gibi saçma sapan iddialar ve iftiralar da bulunursam bu yakışık almaz.

Düşünürlerin , liderlerin putlaştırılıp dokunulmaz kılınması , insanın fikir özgürlüğünü de yokeder.
Sol siyaset içinde bu yoğun bir şekilde yaşanmıştır."Marx dediyse , Lenin yazdıysa doğrudur" Onların yazdıkları , söylediklerinde asla yanlış olmaz şeklinde , farklı sol görüşlerin önüne engel çekilmiştir.Bu hala böyledir.
Ben bu açıdan bir Mevlana'cı veya Atatürk'çü veya başka bir şeyci değilim.

Görüşlerimin temellerini oluşturan 1-2 kişi değil , bir çok kişidir.Peygamberlerden de , Sokrat , Aristo ve Platon'dan da , Farabi ve İbni Sina'dan da , Mevlana'dan , Yunus'tan , Arabi'den , Voltaire'den , Spinoza'dan , White Head'den de , Hegel'den , Marks'dan ve Atatürk'den de aldıklarım , kattıklarım vardır.
Tüm görüşlerini alıp karıştırırsanız tabi ki çorba olur.Ama her büyük düşünürün ve liderin örnek alacağınız doğru taraflarını bulabilirsiniz.Bir kişiye bağlandığınızda ise tüm yanlışları , eksikleriyle kabullenirsiniz ki bu sizi tamamlamaz , çizginizi yanlış oluşturabilirsiniz.İnançlı da olsanız , inançsız da olsanız dinde , siyasette , sosyal yaşamda bu böyledir.
Balarısının binlerce çiçekten yaptığı bala benzer bu.Tek çiçekten balın fayda ve lezzetine nazaran , binbir çiçekten olan bal çok farklıdır..Tavsiye ederim.

aspartam 26-03-2006 23:10

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Sen neye inandığını ben de senin ne olduğunu bilmiyorum.Aşure gibi bir adamsın...

pante 26-03-2006 23:13

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Aspartam kardeşim;
Yine krizin mi tuttu.
Geldiler mi yoksa?
Bu da geçer , rahat ol..

sargon 26-03-2006 23:39

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
İzninizle bir alıntı daha yapmak istiyorum. Bu sefer Alevilik ve tasavvuf anlayışlarının tarihi üzerine bir çok çalışma yapmış olan İsmail Kaygusuz'un konu hakkındaki değerlendirmesini aktaracağım. Böylece fütüvvet teşkilatlarının oluşumundan daha somuta, konumuza Mevlana'ya doğru ineceğiz. Kaygusuz'un * Faili Meçhul Bir Siyasal Cinayet Kurbanı Şemseddin Tebrizi (1183/4-1247/8) – Şems'in Tarihsel, İnançsal ve Siyasal Sorunlarının Çözümü Üzerine Bir Deneme adlı çalışmasının sonuç bölümü. Ancak bir şey ilginç, Şems-i Tebrizi Hacı Bektaş Veli'nin de hocası, ilginç değil mi?

Alevi-Bektaşi araştırmacıları da, "Vilayetnâme"yi temel alarak, Şems'in Hacı Bektaş Veli'nin halifelerinden olduğu ve onu "baş ile git başsız gel" diye ağır bir görevle Mevlana'ya gönderdiğinde ısrarlıdırlar. Oysa Şemseddin ondan en az 30 yaş büyük ve tersine Hacı Bektaş'ın eğitilip yetiştirilerek bir batıni velisi, bir kutb olmasında büyük emeği vardır.

Buyrun sonuç bölümünü birlikte okuyalım:

*Şemseddin Tebrizi (1183/4-1247/8) bir batıni İsmailidir. Ancak sıradan bir İsmaili değil; Şems (Güneş), Şems-i Tebriz (Tebriz'in Güneşi), Şemseddin Tebrizi (Tebrizli din güneşi), Şemseddin Muhammed, Şemseddin bin Hasan-i İhtiyar, Pir Şemseddin el-Tabriz vb. farklı isimler, İsmaili İmamları soyundan bir Huccet ya da baş Dai makamında bulunan bir sufi, mutasavvıf düşünür ve bir dava adamıdır. Aynı zamanda onu, yaşamının değişik devrelerinde yönetici, siyaset adamı, askeri komutan ve bir diplomat olarak görmekteyiz...

Eski ve yeni Sünni-Şii yazarlar, araştırmacılar ise Şems'in, kendilerinin bağlı bulundukları mezhep ve tasavvufi tarikatlarlarından (Şii, Şafii / İşari, Hanefi / Mevlevi vb.) birinden olduğunu göstermekten çekinmemişler. Onu batıniliğinden ve Alamut İsmaililiğinden koparmak için çok büyük çaba harcamışlardır.

Daha önce bizim de aralarında bulunduğumuz Alevi-Bektaşi araştırmacıları da, "Vilayetnâme"yi temel alarak, Şems'in Hacı Bektaş Veli'nin halifelerinden olduğu ve onu "baş ile git başsız gel" diye ağır bir görevle Mevlana'ya gönderdiğinde ısrarlıdırlar. Oysa Şemseddin ondan en az 30 yaş büyük ve tersine Hacı Bektaş'ın eğitilip yetiştirilerek bir batıni velisi, bir kutb olmasında büyük emeği vardır. O bir batıni Dai'si olarak, Alamut İsmaili İmamının Huccet'i ya da baş Dai'si olan Şemseddin Muhammed (bin) Hasan İhtiyar'a bağlıydı. 1224'de Hacı Bektaş onunla tanışırken 18 yaşından küçüktü. Çok büyük olasılıkla Şems'in korumalığında, bir Kuhistan kalesi olan Şahdiz kalesindeki Abdulmalik Attaş (ölm. 1107) tarafından kurulmuş İsmaili medresesinde ya da 1257 yılında yakılıp yıkılmadan önce, yaklâşık 200 bin ciltlik kitaplığı bulunduğu söylenen Alamut kalesinde batıni eğitimini tamamlamıştı.

Araştırmalarımız Şemseddin Tebrizi ile 1224-1226 yılları arasında Kuhistan eyaleti İsmaili valisi (muhtaşim'i) Şemseddin Muhammed (bin) Hasan İhtiyar'ın aynı kişi olduğu düşüncesine götürdü. Bu olayın üzerinde hiç durmamış görünen İsmaili tarihi araştırmacıları, her nedense Tebrizi'nin öldürüldüğü tarihlerde 7-8 yaşında bulunan Pir Salahaddin oğlu Pir Şemseddin Muhammed Sebzavari (Multani Taparazi) ile Şems Tebrizi'nin aynı ya da farklı kişilikler oldukları üzerine çok sayıda yazılar döktürmüşlerdir. Zaten aynı kişi olmaları olanaksızdır; buna rağmen Hind kıtasında ve Orta Asya İsmaili toplulukları arasında Pir Şemseddin'in Şems Tebrizi olarak adlandırıldığı, birbirine karıştırıldığı konusuna -araştırmacıların çoğu aynı kişi olmadıklarını vurguladıkları halde- akılcı ve anlamlı çözümler getirilmemiştir. Bunun yolu da, geleneksel söylemlerin ve kaynakların verdiği doğrudan ve dolaylı bilgileri yorumlayarak, Şemsi Tebrizi ile Alamut İmamları ve Alamut yönetimiyle sağlam bir köprü kurmak ve Hind ve Sind'deki dava etkinliklerini araştırmaktan geçer. Biz bu yolu seçtik; Alamut İmamı Celaleddin Hasan'ın büyük oğlu olan Şemseddin Muhammed'in kırk yaşlarındayken Kuhistan valisi olarak atanması kadar doğal bir durum olamazdı. Açıklayıcı bir belge olmamasına rağmen, 1227'den itibaren aynı Şemseddin Muhammed'in Hind ve Sind bölgelerinde yıllarca İsmaili dava etkinliklerini çok etkili bir biçimde yürütmüş olduğuna inanıyoruz. Eğer böyle olmasaydı, 14. yüzyılın ilk çeyreğinden, ikinci yarısının başlarına kadar yerli dillerde söylediği binlerce ginan (beyitler) ve garbi'leriyle (şarkılar) inancın propagandasını yapmış ve keramet olarak günümüze gelmiş etkinlikleriyle gönüllerde taht kurmuş; ayrıca soyundan gelen Pir'lerle davayı kuşaklar boyu sürdürmüş Pir Şemseddin Muhammed Multani'den (ölm. 1356) sonra, hâlâ İsmaili halklarının toplumsal belleğinde Şemsi Tebrizi kalır mıydı?

Ayrıca ilk post-Alamut İmamı Şemseddin Muhammed'in (1257-1310), Tebriz'deki yerli sufiler tarafından Şemsi Tebrizi olarak tanındığı görülmektedir. Pir Shihabuddin Shah (ölm. 1884) "Khitabat-i Alliya" (Tehran, 1963, p. 42) kitabında şu açıklamayı yapıyor:

"Tebriz'de yaşayan Şemseddin Muhammed yerli halk tarafından, yakışıklı görünüşünden ötürü, güneşle karşılaştırılıp, güneşe benzetildi; böylece ona 'Tebriz'in Güneşi' denildi. Bu adlandırma Mevlana Celaleddin'in (batıni) öğretmeni Şemsi Tebrizi ile onun arasında karışıklığa neden oldu, fakat gerçekte onlar daima farklı kişilikler idi"

1244 yılında Şemseddin Muhammed bin Hasan Tebrizi'yi artık Konya'da görüyoruz. Üç yıl sonra ansızın, kimseye birşey söylemeden 11 Şubat 1246 tarihinde ortadan kayboluyor Şems Tebrizi. Alamut İmamından aldığı buyruk üzerine son olarak bir diplomatik görev yerine getiriyor; Alamut Nizari İsmaili devleti ve Bağdad Halifeliğinin elçilik heyetinin başında iki eski Kuhistan mustaşim'i olarak Şemseddin Muhammed ve Şihabuddin, birlikte Mogol başkentinde 24 Agustos 1246'da toplanan Kurultay'a katılıyorlar.

Ancak bu son yüklendiği siyasal ve diplomatik görevin içeriği, yeni Mogol Hanı Guyuk (ölm. Nisan 1248) tarafından düşmanca karşılanması yüzünden, Şems'in kendi sonunu hazırladı. Bir yıl dört ay sonra sonra Konya'ya geri dönen Şemseddin Tebrizi 1247 sonunda ya da 1248 yılı başlarında; kendilerine menşur (yarlıg) verip Rum'a Sultan olarak atamış olan Guyuk Han'a yaranmak için, Rukneddin Kılıçarslan III'ün veziri Bahauddin tarafından katlettirilmiş ve olay "faili meçhul bir cinayet" olarak tarihe geçmiştir. Bu çalışmayla olayın 754 yıldan beri korunmakta olan gizeminin bir kıyısından çok ince bir gedik açtığımızı düşünüyoruz. Umuyoruz ki bu gedik, çeşitli tartışma ve tezlerle genişletilir.

sargon 27-03-2006 00:37

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Prof. Mikail Bayram'ın Ahiliğin Doğuşu başlıklı bir yazısı var. Önce linkini veriyorum:

http://www.bilecik.gov.tr/ilimiz/osmanli/ahilik.htm

Prof. Bayram'ın yazısını konumuz çerçevesinde takip ediyorum. Önce Ahiliğin kurulduğu dönemde Anadolu'daki bilimsel ortamdan bahsediyor. Anadolu Selçuklularında akla dayalı Mutezile mezhebinin *devlet adamları arasında sempati kazanmış olduğunu aktarıyor.

Kutalmış'ın oğulları ve ahfadı olan Türkiye Selçuk*lularının ilk sultanları, dini ve ilmi konumları hakkında fazla bir bilgi mevcut değildir. En azından Anadolu’nun fatihi Süleyman Şah-ın babasının yolunda ve onun anla*yışında olduğu rahatlıkla söylenebilir. Türkiye Selçuklu*ları sultanlarının da atalarından gelen geleneği sürdür*düklerini İbnü'l-Esir bildirmektedir. Bununla beraber II. Kılıç Arslan'ın felsefi konulara ilgi duyduğunu ve bu konudaki ilmî tartışmalara katıldığını Süryani Mihail bildirmektedir.[10] İbn Bibi 1. G. Keyhüsrev'in İbn Si*na 'nın hayranlarından olduğunu bildirmektedir.[11] Mu*taassıb bir şafii olan İbnü'l-Esir II. Kılıç Arslan'ın diğer oğlu II. Süleymanşah için şöyle diyor: ''Ancak onun itika*dının bozuk olduğu felsefi inançlar taşıdığı bu inançta olan kimseleri himaye ettiği onlara destek verdiği bildirilmekte*dir''.[12] Demek oluyor ki bu bilimsel ve felsefi gelenek Anadolu'da devam etmiştir. İşte buna benzer haberler Selçuklular zamanında (ilk bir buçuk asırda) Anadolu'da devlet adamlarının Mu'tezile mezhebine yatkın oldukl*arını ortaya koymaktadır.

Aslında paragrafın başındaki cümle ilginç. Çünkü Roux da Selçuklu Sultanlarının okuma yazma bile bilmediklerini ve aslında hala Şaman anlayışlarını sürdürdüklerini yazar. Ayrıca Selçuklu Sultanları ne kadar müslüman sayılırlar, tartışmalıdır. Bunu daha önce bu forumda tartışmıştık. Mutezile mezhebinin de makul gelmesi anlaşılır bir durum gerçekten.

Bayram yazısının devamında Selçuklularda Ahiliğin bilimsel yönünün öne çıkmasına karşın, Osmanlılarda bunun algılanmadığını yazar.

Burada şunu da belirtmek duru*mundayım: Selçuklular zamanında Ahi*lik bilimsel bir temele dayanmakta iken ve bilimin verilerinden pratik hayatta yararlanmayı esas almış iken Osmanlılar döneminde Ahiliğin bu bilimsel yönü*nün algılanamadığı veya bu yönüyle Ahiliğin Osmanlılara intikal etmediği anlaşılmaktadır. Nitekim Ahiliğin fikir babası olan Ahi Evren'in ve eserlerinin Osmanlı uleması tarafından bilinmeme*si ve tanınmaması ve hatta Selçuklular Dönemi'ndeki Ahi çevreleri ile ilgili bilgilerin Osmanlılara intikal etmemesi de bunu göster*mektedir. Bunun da en önemli sebebi Kösedağ yenilgi*sini takip eden bir asır boyunca (1243/1335) Anadolu'da hüküm süren Moğol iktidarının Ahi Evren Hace Nasi*rüddin Mahmud ve arkadaşları üzerindeki ağır şiddetli ve zalim baskı ve takipler sonucu onların eserlerinin ya*yılamaması ve okunamaması, onların yarattığı bilimsel geleneğin Anadolu'da devam etmesini engellemiş oldu*ğunu düşünüyorum.

Selçuklu döneminde Ahi Evran'ın akılcı anlayışı kabul görmüşken, Moğol istilası ile bu anlayış baskı altına alınmış ve güçlenememiştir.

Bu aynı dönem Baba İshak ve Baba İlyas ayaklanmaları dönemi değil midir? 1239 ayaklanmanın başladığı tarih. Ahi Evran ayaklanmaya destek verenlerden biri. Bu ayaklanmadan sonra Moğol istilası altındaki Selçuklu egemenleri Sünni anlayışa yönelmiyorlar mı? Anadolu egemenlerinin işine Sünni anlayış daha çok geldiği için bu anlayışın benimsenmesi için baskılar yapılmıyor mu? Biz mi yanlış biliyoruz?

Prof. Bayram'a göre gericileşmenin nedeni Sünni anlayış değil. Bundan hiç bahsetmiyor. Şu 5 maddeyi sıralıyor Bayram:

I. XIII. asrın ilk çeyreğinden itibaren çok sayıda mutasavvıf ve dervişler Moğol istilası önünden kaçıp Anadolu'ya sığınmışlar*dır. Bu tasavvufi zümrelerin Anadolu'da faaliyet göstermeleri sonucu Anadolu'da fikrî denge tasavvuf lehine bir gelişme göstermiştir.

II. Moğol iktidarının Anadolu halkı üzerinde yarattığı şiddetli fikrî ve siyasî baskı ve gerçekleştirdiği acımasız katli*amlar Anadolu halkını bezginliğe ve ümidsizliğe sevk etmiştir. Bu durum me'yus ve çaresiz insanlara umut ve hu*zur kaynağı olan tekke ve zaviyelere rağ*beti arttırmıştır. Bu hızlı gelişme aklî ve tabii ilimlere karşı ilgiyi azaltmıştır.

III. Moğolların Anadolu'da gerçek*leştirdikleri katliam ve zulümle de pek çok aydın, kültürlü ve bilge kişilerin telef olmasına veya Moğol zulmünden kaçıp Anadolu'yu terk etmelerine, Ahi teşkilatının baş mimarı Ahi Evren ve arkadaşları da Kırşehir' de katliama uğramalarına se*bep olmuştur.

IV. Moğol hakimiyeti, Anadolu Selçuklu Devle*ti'nin siyasi otoritesinin ve ekonomik gücünün zayıfla*masına sebep olmuştur. Bu durumda ilim adamlarının himayesiz kalmalarına ve Anadolu'dan göçmelerine yol açmıştır. Ancak XIII. asrın sonlarında istiklallerini ilan eden Türkmen beylerin -sınırlı da olsa* bazı ilim ve fikir adamlarını himayelerine aldıkları görülmektedir.

V. Moğol iktidarının himayesini kazanan Mevlana Celaleddin-i Rumî ve etrafındakilerin Anadolu'da fikri üstünlük kurmaları da aklı ilimlerin gerilemesine se*bep teşkil etmiştir. Zira Mevlana Celaleddin-i Rumî, babası Bahaüddin Veled hocaları Seyyid Burhaneddin*i Tirmizî ve Şems-i Tebrizî, oğlu Sultan Veled genel olarak akla ve akılcılığa muhalif kişilerdir. Bunların Anadolu' da akılcılığa aklı ilimlerle uğraşanlara karşı savaş açmaları ve Moğol iktidarının desteği ile fikrî üs*tünlük kurmaları Anadolu'da akılcılığın gerilemesine felsefe ve pozitif ilimlerin horlanması zihniyetini do*ğurmuştur.


Bayram'a göre bu durumun sorumlusu Moğol istilası ve Mevlana'dır. Mevlana akla muhaliftir. İşte bu yüzden Anadolu'da felsefe ve pozitif bilimler horlanmıştır.

Bayram'a göre başta Anadolu'da akılcı tasavvufi anlayış oluşmuş iken(Ahi Evran) , sonradan akılcılığa karşı tasavvufi anlayış (Mevlana) gelişmiş.

Bu devrede Anadolu'da aklı ilimlerle ve bilimle uyumlu ve hatta tabiatı ve eşyanın sırlarını inceleyip araştırmaya esas alan tasavvufi bir duyuş ve düşünüş bi*çimi (âfakîlik) oluşmuş iken.[35] Moğol istilasından sonra bu duyuş ve düşünüşte olan Ahi ve Türkmen ve çevrele*rin teşkilat ve tarikatları dağıtılmış aklı ilimlere muha*lif olan çevrelerin meşrepleri ön plâna çıkmıştır. Bu du*rumda Anadolu'da tabii ve aklî ilimler tamamen hima*yesiz kalmıştır. Moğol istilasından sonra Anadolu' da hızlı bir mistikleşme görülmektedir. Bunun sonucu ola*rak bu dönemde telif edilen eserlerin büyük ekseriyeti tasavvufî-dinî ve edebî eserlerdir.

Moğol istilasından sonra bir mistikleşme görülür diyor Bayram. Yahu Ahi Evran da, Mevlana da, Hacı Bektaş da mistik değil mi? Bunlar aynı ekol değiller mi? Babai ayaklanmalarından sonra Ahi Evran'ın, Babailiğin gerilediği, Mevleviliğin ve Bektaşiliğin güçlendiğine tamam da, gericiliğin asıl nedeni egemen Selçuklu sarayının Sünni anlayışı benimsemesi değil midir?

Konuyu bilen arkadaşlar yardım etsinler de işin içinden çıkalım bir :)

sargon 27-03-2006 05:19

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Moğol İstilası korkunç. İslam dünyası en parlak dönemine çıkmışken Moğollardan öyle bir darbe yiyor ki, nerdeyse herşeyin nedeni Moğol istilası oluyor artık. Örneğin İslamın bilim ve fende o zamana kadar gelişmiş olmasına karşın birden çöküntüye düşmesinin nedeni Moğollar sayılıyor. Uyduruyor muyum? İşte size Osmanlı Araştırmaları Vakfı'nın Moğol İstilası üzerine yazısı. Yazarı Rahmi Tekin.

XII. yüzyıl İslam medeniyetinin en parlak ve göz kamaştırıcı yüzyılıdır. XIII. yüzyıla gelindiğinde İslam medeniyetinin tahribi birinci derecede Moğollar’ın eliyle olmuştur. Gerçekten medeni hayatın tahribinde ve İslam Alemi’nin böyle büyük bir felakete uğramasından sonra, ilim ve medeniyetin gerilemesi için başka şart ve sebepler aramak beyhudedir.

Prof. Dr. Laszlo Rasonyi’nin Moğollar’ın tahribatı hakkında bu kısa ve veciz tesbiti oldukça yerindedir; ...o (Moğol tahribatı) manevi değerleri saklayan kitleleri imha etti. Şehirleri, medeniyet ocaklarını yaktı. İslam dünyasında Orta-Asya’nın tekrar önem kazanması bir hayli zaman aldı.[1]

Muasır düşünürler ve daha sonra gelen İslam mütefekkirleri Moğol İstilasını, İslam dünyasının başına gelebilecek en büyük felaket olarak nitelendirmişlerdir. Moğol istilasının İç-Asya, Türkistan, Harezm, Horasan, Afganistan, İran, Irak, Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Suriye’de verdikleri zayiat çeşitli kaynaklar ve görgü şahitleri ile tesbit edilmiş ve yapmış oldukları tahribat asırlar sonra da tasvir edilmiştir. Müslüman ve Hıristiyan kaynaklarının ittifak ettikleri bu zulümleri anlatmaktadırlar.

XIII. yüzyılın ilk yarısında yaşayan el-Muaffık Abdullatif Moğol tahribatını şöyle anlatıyor:

Moğol istilası tarihleri unutturdu ve onların musibeti yer yüzünü doldurdu. Hiç bir halk şehirlerine giremeyinceye kadar onları tanımaz ve hiç bir asker onlarla karşılaşmayıncaya kadar onları bilmezdi. Moğol kadınları da çok iyi silah kullanır ve erkekler gibi savaşırlardı. Rastladıkları her eti yerlerdi. Yaptıkları katliamlarda erkek, kadın, yaşlı ve çocuk ayrımı yapmazlar tamamını siler süpürürlerdi. Onların gayesi insanlık nevini yok etmekti, yoksa gözleri malda mülkde değildi.[2]

Yine o dönemin dehşetini Sıbt İbnu’l-Cevzi, İbnu’l-Esir ve Suyuti gibi tarihçiler dehşet ve hayretle anlatmaktadırlar. Moğol istilasının dehşetine şahit olan İbnu’l-Esir, Moğolların İslam alemine tasallutlarını dünyanın en büyük hadisesi ve musibeti olarak değerlendirerek şöyle demektedir:

Zaman yaratıldığından beri böyle bir bela görülmemiştir. Öyle bir musibet ki, bütün mahlukat onlardan zarar görüyor. Onlardan zarar görenlerin başında tabi ki Müslümanlar gelmektedir. Eğer birisi çıksa ve dese ki, Kâinat yaratıldığından bu ana kadar böyle bir musibet görmemiştir, iddia etse, muhakkak ki, doğru söylemiş olur. Çünkü tarih böyle bir afeti daha kaydetmemiştir.[3]

Celaleddin Suyuti ise, Moğolların tahribatını Buhtunnasara’nın İsrailoğulları’nı katl ve Beytu’l-Makdis’i tahribatına benzetmektedir.[4] İbni Haldun da Moğol tahribatını uzun uzun anlatarak, yapmış oldukları tahribat hakkında eserinde geniş yer vermektedir.[5]

Moğol tarihçisi Cüveyni de Buhara ve Semerkand’da ki tahribatı ve katliamı anlatırken şöyle diyor, kıyamete kadar bunların nesilleri çoğalsa dahi, eski nüfuslarının onda birine çıkamayacaktır, diye belirtmiştir.[6]


Gördüğünüz gibi Moğol saldırısı bir dehşettir. Bir başka kaynaktan da şunu ekleyelim. "Ebul Fida'ya göre, halife bir çuvala konulur, çuvalk dikilir ve sonra ayaklarla çiğnenir. (Altay Türklerinde Ölüm, Jean-Paul Roux)" Aslında Moğol inancına göre halife şerefli bir şekilde öldürülür. Eğer kanı akıtılsaydı halifenin şerefi lekelenmiş olacaktı.

Ama Moğol istilası aslında Anadolu açısından tersine olumlu sonuçlar yaratır. Çünkü:

Moğol katliamından kaçan Türk göçebeleri ile birlikte pek çok ilim ve kültür mensubunun Anadolu’ya göçmesinin şüphesiz Anadolu’da İslam medeniyetinin ilerlemesinde katkısı olmuştur. Bir çok Müslüman Türk oymağı kütleler halinde Horasan’dan, Harezm’den Anadolu’ya gelerek Anadolu’nun tahkim ve imarında büyük rol oynamışlardır. Fakat bunlara rağmen, istiladan sonra başlayan imar ve kültür faaliyetleri geniş medeniyet harabeleri yanında çok sönük ve küçük kalmıştır.

Moğol istilasının İslam aleminde bu kadar yankılanmasına rağmen, bazı tarihçiler, Moğol tahribatının, Anadolu’ya kazandırdıkları yanında pek önemli olmadığını, dolayısıyla Moğol tahribatını kaynaklarda anlatıldığı şekliyle kabul etmemektedirler. Konuya daha değişik bir yorum tarzı getirmektedirler.[7]


Burda yazarın kaynağına bakalım hemen.


[7] Moğol tahribatı hakkında farklı bir yorum için bakınız; W.Barthold/F.Köprülü, İslam Medeniyeti Tarihi, Ankara trs, s.61-72,184; W. Barthold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, Haz. H. Dursun Yıldız, Ankara 1990, s.405-447; Söz konusu kaynakta Moğol hakimiyeti hakkında geniş bilgi mevcuttur. Ayrıca bkz. Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, İstanbul 1981, s.251 vd.

Demek ki, Moğol istilası bu tarihçilerimizin hepsinin hocalarından sayılacak F.Köprülü, W.Barthold ve Zeki Velidi Togan tarafından farklı şekilde değerlendiriliyormuş. Neden acaba? Ve nasıl? Yazarımız açısından bu doğru olmadığı için bu değerli tarihçilerin görüşlerini vermeye dahi gerek görmemiş.

Osmanlı Tarih Araştırmaları Vakfı'nın linkini veriyim. İsteyen tümünü okusun. Ama artık beni ilgilendiren Fuat Köprülü ve Zeki Velidi Togan'ın ne dediği. Tabii elimde yok ama bulursam yazacağım.

http://www.osmanli.org.tr/yazi.php?bolum=4&id=263

Bu arada Moğol'lar henüz Anadolu'ya gelmemişlerdir. Harezm ülkesini istila etmişlerdir. Bu döneme ilişkin milliyetçi tarih yazarlarımız Anadolu Sultanı olan Alaattin Keykubat'ı öve öve bitiremiyorlar. Moğollar'la iyi geçinme politikası izleyerek Moğollar'ı uzak tutmayı başardığını anlatıyorlar. Celalettin Harezm-Şah'a şöyle bir mektup gönderiyor:

...Tatar ordusu ile iyi geçinmeniz ve onlara karşı alttan alma yolunu tutmanızdır. ...ümidimiz odur ki, tatlı dille ve mal gücüyle, alevi dünyanın her yanını sarmış, Doğu taraflarını yakıp kül etmiş olan bu fitne ateşi söndürülür. ...Moğol Hanı’na elçiler gönderip, onlarla anlaşma yolunu tutun ve onlara karşı hiç bir şekilde ayrılık ve düşmanlık yoluna sapmayın...[14]

Artık bunu anlamak zor. Ama bundan sonrasını anlamak daha da zor.

Buna rağmen doğudan çok dehşetli bir kasırga gibi gelen Moğol kuvvetleri karşısında dayanmanın mümkün olamayacağını anlayan akıllı hükümdar, İlhan-ı Azam’a şeklen tabi olduktan sonra, iç karışıklıkları ve Celaleddin Harezm-Şah’ın bir takım hücumlarını def etmek için uğraştı.

Yahu kardeşim, biraz insaf olmaz mı insanda. Ortada apaçık bir Moğol tabiyeti yok mu? Şeklen tabi olmak ne demek. Bir de çok dirayetli devlet adamı. Neyse Alaaddin Keykubat 1237'de ölür. Yerine geçen oğlu II. Keyhüsrev daha da berbat bir idarecidir. Ülke kaynamaktadır. Ve iki yıl sonra da Babai isyanı patlak verir. İşin açığı asıl olarak Anadolu Selçuklu sultanları Moğol işbirlikçisidir. Ama bu hep gizlenir, saklanır. İsyan eden halk karalanır, Baba İshak karalanır. İşte bir örnek:

İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’in ilk yılları, saltanat kavgalarıyla geçti. Bu sırada Moğol zulmünden kaçan göçebe Türkmenler, doğu tarafından Anadolu’ya girdiler ve çeşitli bölgelerde iskân edildiler. Bid’at bilmeyen hâlis Müslüman Türklerin sâfiyetinden ve çeşitli sıkıntıları olan kesif göçebe nüfustan faydalanmak isteyen kötü kimseler türedi. Peygamberlik iddiâsı ile ortaya çıkan Baba İshak, göçebelere yeni bir devir müjdeleyerek bâzı câhil Türkmenleri etrâfında topladı. Babaîler adıyla tanınan bu Türkmenler, isyân ederek, birçok beldeyi tahrip ettiler. 1240 senesinde Kırşehir’in Malya Ovasında yapılan savaş sonunda Babaîler mağlûp edilerek, isyân bastırıldı.

http://www.dallog.com/tdsa/hukumdarl...seddinkey2.htm

İşte bu kadar basittir. Türkçülerimiz sorunu böyle çözüyorlar. Öz be öz Türk bir anlayış olan Baba İshakların tasavvufu yerine Arap Sünni gerici anlayışını, Moğol işbirlikçisi Sultanların yerine ise Mevlana'yı koy, aradan sıyrıl. Prof. Mikail Bayram'ı "Türk Tarihi" yazarları ve Rahmi Tekin tamamlıyorlar.

sargon 27-03-2006 05:35

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Ve işte Baba İshak budur:

BABA İSHAK

"Hey oğul, gel gidelim seninle Ferhat iline

Sevinin dal dal sarktığı elma bahçelerine

Amasya'dır, bir kan gülü açar mağrasında

Horasanlı Baba İlyas yolcusu İshak'm

Güneşteki kardeşliğin ekmekteki güneşin

Türkmen töresinde bir eski devrimcinin

Anadolu'nun gökyüzüne vuran öyküsüne

Bir yaprak açıp insanın gönül betiğinden

Derdi ki,İshak Baba Türkmen

"Bizler Oğuz oğluyuz, kutsaldır toprağımız

Gökyüzüdür bayrağımız, dolaşır şarabımız

Bir eşit salkımdan mayalaşıp elden ele

Yer yüzünde insan oğlundan yanayız

Karşıyız bey oğluna, sultan kuluna

Seviden, hoşgörüden, gülüşten

Dut yaprağını ipeğe çeviren işten yanayız"

Duyurtu saldı ki köylü Anadolu'ya

Ermiş savaşçı Baba İshak,

Bir bozuk düzendir Selçukoğlu Konya

Acemdir saray direği, yabandır yıkılacak

Hıgıldayan bir güzel düzendir akça kavak

Obaların direğini tutan halk ağacı'...

Bir kulaktır ses alır, saraydan dışarı

Köylü Anadolu'nun Türkmen oğullan

Vardılar Baba fshak'ın eteğine

Al yazma kadınlar, çocuklar söğüt dalı sapan

Dediler: Söyle Baba İshak, öğret, yol, iz aç bize

Karabulut bunalımı atalım üstümüzden.

Sevinç mayası kat kara somun ekmeğimize

Geldik işte, Canik dağlarından oba,oba

Çorum'dan, Sivas'tan ve uzak Maraş'tan

Gecelerimizi yıldız kağnılanyla çekerek

Baba İshak eyitti mağrasından, seslendi:

"Kardaş, Türkmen oğulları, yer yüzü evinizdir

Toprağıyla yaşadığımız, ekmeği ile döşediğimiz

Ve bir gül dalı altında birleştiğimiz

Bir eşit dönüşümdür ölüm1..

Üç yağıdır savaşacağınız; "Baskı-ezinç-yağma

Üç dostunuz var: "Yaşamak gönlünüzce..."

Beyliğiniz söylenir dilinizce

Buğday, su ve güneş yetmeli evinizce..."

Baba İshak, tan yeri ağaranda, çoban yıldızı yol verende

Düştü Türkmen oğullannın önüne.

Bir kol Sivas yollanndaydı.

Parayla tutulmuş Frenk askerleriyle

Köylü buğdayı altına çeviren çarşı beyleri

Sürüklenip gittiler değirmeni döndüren suyla.

Ne ki hey oğul, öykümüzün sonu acı,

Varlıklı sultanların utkusu kıyıcıdır.

Devrildi bozkır güneşi karanlığın ardına

Kırşehir kilimi yandı Malya ovasında.

Yalnızdı Tokat Türkmenler'i ve Adıyaman çobanlan

Bir umut eğiliyorlardı, belki Amasya ovası

Doğurgan gücüyle buğdayın anası

Yedi kılıçlı yörük kadını, güneş arka çıkardı halka

Bir güzel düş adına çarpışan Baba Ishak'a

Gün döndü, gün devrildi bir kan düğünü

Gelin bacılan ve Türkmen savaşçıları bir gerdekte

Amasya'da ay doğarken devirdi geceye

Yetiş ey Baba İshak *� dediyse de köylü Anadolu

Yetişemedi...

Şundan ki, Amasya'da ay doğarken

Bir düş salkımıydı kalenin burçlarında

Baba İlyas'ın sallanan ermiş başı..

Ay başlangıçtır yaz gecesine,

Seher vaktine ve yol çıkışlarına gebe.

Işığın doğurgan anasından...

Sürdü halk dalının kırımı, yarayı gül yaprağı ile saran

Gönüller çardağı Hacı Bektaş gününe dek..

Yetişemediğinden ermiş dut ağacı Baba îshak

O kanlı kıyımdan kalmadır, Anadolu'da açan her gelincik

pante 27-03-2006 14:28

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Sargon ;
Güzel bir çalışma yapmışsın.Bazı noktalarda , netlik kazandırmak amacıyla katkıda bulunmak isterim.

Anadolu Selçuklular , Moğol tehlikesi sırasında Eyyübi saldırılarıyla uğraştıkları gibi , içte de Türkmen isyanları ile uğraşıyorlardı.
Nitekim Moğol saldırısından önce Babai isyanı yaşandı.
Baba İshak , İslamiyeti reddeden , Hz. Muhammed'i sahte peygamber olarak niteleyen ve kendisini de peygamber ilan eden bir Türkmen'dir.Tanrı'yı insan biçiminde tanıttığından bölge hristiyanlarının da desteğini almıştır.Fakir yaşantısı ve kimseden yardım kabul etmemesi , iyiliği , şevkati ve gösterdiği kerametlerle ünü yayılır.Güçlenen Baba İshak , Selçuklu sultanlarını din dışı ve adaletsiz yönetimiyle suçlayarak halkı isyana çağırır.
1240'a doğru cihad kararı alınınca , Adıyaman bölgesinden başlanarak peygamberliğini kabul etmeyenler kılıçtan geçirilir.Malatya subaşısını bozguna uğratır , şehri yağmalar , yakıp yıkarlar.Sivas ,Tokat ve Amasya'da yağmalanır.
Babai başarısı karşısında ,Selçuklu sultanı telaşa kapılır.Beyşehir gölünde bir adaya çekilir.Moğol istilası için Erzurum'da toplanan kuvvetlerini yardıma çağırır. Bu arada Amasya subaşısı bir baskınla Baba İshak'ı öldürür.Babailer peygamberlerinin öldüğüne inanmaz , onun göğe çıktığına ve meleklerle birlikte geri döneceğine inanarak isyanı sürdürür ve Konya'ya doğru ilerlerler.
Erzurum'dan gelen ordu Kırşehir ovasında Babailerle karşılaşır.Ordudaki İslam askeri Baba İshak'ın dinsel etkisinden çekinerek geri durur.Bununüzerine ordu içindeki hristiyan Frank atlıları ilk hücumu yapar.Cesaretlenen Arapların saldırısıyla da Babailer hezimete uğratılır.

Bu savaş , Selçuklu ordusunu yorar.Bundan yararlanan Moğollar Erzurum'a saldırır ve halk kılıçtan geçirilir.Ardından sıra ile bütün şehirler , senin de yazdığın gibi yakılır , yıkılır , yağmalanır.
Moğolların Anadolu istilasını anlatmak uzu yer kaplar.İstilaya karşı direnişte her kesimden insan ve çevre devletlerden , hristiyanlardan ,Ermenilerden de yardım da vardır.Buna rağmen istila önlenemez.
Moğollar tüm şehirleri haraca bağlar , hatta kendi adamlarını yönetime getirir.Moğollara karşı direniş cılız bir şekilde sürse de netice vermez.

Kaynak : Türklerin Tarihi/Doğan Avcıoğlu

Bazı noktalara da sonraki yazımda değineceğim.

sargon 27-03-2006 14:43

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Alıntı:

panteidar";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 29134)
Baba İshak , İslamiyeti reddeden , Hz. Muhammed'i sahte peygamber olarak niteleyen ve kendisini de peygamber ilan eden bir Türkmen'dir.Tanrı'yı insan biçiminde tanıttığından bölge hristiyanlarının da desteğini almıştır.Fakir yaşantısı ve kimseden yardım kabul etmemesi , iyiliği , şevkati ve gösterdiği kerametlerle ünü yayılır.

Ortalığı alıntılara boğduk ama, bir sonuç çıkarabilmek için önce bilgiyi toparlamak gerekiyor, değil mi. Aşağıdaki alıntı da bir alevi milliyetçi siteden:


Anadolu Selçukluları devrinde Ahiler’le Türkmenler’in aynı meslek ve meşrepte olduklarını ve müşterek bir dini ve siyasi anlayışın mücadelesini sürdürdüklerini, yaşayış ve düşünüş bakımından belli bir pınardan beslendiklerini göstermektedir” (41) diyen Mikail Bayram, bu arı-duru pınarın Alevilik öğretisi olduğunu itiraf edememektedir. Ama tüm bunlara karşın; Baba İshak harekâtı ile Ahi Evren’in ilişkisini saptamaktadır ki, tarihsel olarak önemli bir tesbittir.

İbn Bibi; Baba İshak’ın züht, takva ve verâ sahibi bir kişi, yüksek irşad ve ikna kabiliyeti olan bir mürşid, üstün ahlâki meziyetleri bulunan bir halk adamı, halk arasında geçerli nefesi ile ün salan fakat ücret, hediye gibi hiçbir maddi çıkarı kabul etmeyen ermiş bir sofi olduğunu, çobanlığı kendisine meslek edinen ve otlattığı koyunlara dahi son derece müşfik davranıp, hak ve hukuka riayetkâr bir insan olduğunu söylemekten kendini alamamıştır... Baba İshak; Selçuklu yönetimin Ahilere ve Türkmenlere karşı uyguladığı zulüm ve işkenceye son vermek için, Konya’ya devlet yetkilileriyle görüşmeye gittiğini Eflaki’den öğrenmekteyiz...

Baba İshak Konya’ya giderken Halifesi Hacı Bektaş’a da uğramış, Hacı Bektaş’ın Mevlana’ya yazdığı mektubu Konya’da Mevlana’ya sunmuş ve bir süre görüşmüştür... (42)

Selçuklu devlet ricaliyle görüşmesinden bir sonuç alamayan Baba İshak, halkı ayaklandırmak için, Dede, Baba ve Ahi şeyhleriyle görüşerek isyana hazırlar.

Baba İshak, Türkmenleri silahlandırır ve Şeyh Baba Resül (İlyas)’ın saptadığı tarihte isyan bayrağını açar. (43)


Kaynak: http://membres.lycos.fr/babaishak/links0.html

pante 27-03-2006 20:01

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mevlana dönemi Anadolu toplumuna da bir göz atmak da fayda var..

Türkler , Moğol istilasına değin Anadolu'da küçük bir azınlıktır.Kimi tarihçilere göre 200 - 300 bin , en yüksek rakamı veren 1 milyon der.
Hristiyanlar rum , ermeni ve süryaniler çoğunluğu teşkil ederler.Ayrıca Kürt ve Arap ve İran'lılar ağırlıkta olan milliyetlerdir.

Türkmenlerden kaçan ve İstanbul'a göç eden Rumlardan boşalan arazi ve tarlalarda , tarımla uğraşacak insan bulunamadığından , Rumların topraklarına geri dönmesi için davet çıkarılıyor ve bir hoşgörü ortamı oluşturuluyordu.Devlet , tarımla uğraşan hristiyanları korumaya almıştı.Türkmenler ise göçebe hayatı yeğliyorlardı.

Devlet yönetiminde Rumlar üst mevkilere kadar yükseltilmişti.Bunun yanında esir alınan hristiyan çocuklardan devşirilip İslam olanlara da önemli görevler veriliyordu.
Kiliselere asla dokunulmuyor , kiliseler İstanbul Patriğine bağlı olarak faaliyetlerini sürdürüyorlardı.Tam bir inanç özgürlüğü vardı.

Bu hoşgörü ortamı öylesine şaşırtıcıydı ki , bazı Bizans kaynakları , II.Keykavus ile II.Kılıç Arslan'ın "gizli hristiyan" olduğunu öne sürüyordu.

Zamanla kentlerdeki İslamlaşma artmış ancak dil ve kültürde bir değişiklik yaşanmamıştır.Bölgede İran dili ve kültürü ağır basar.Türkçe tutulan bir değildir ve çoğunluk bilmez zaten.Arapça bile Anadolu'da az bilinir.Ortak dil Farsçadır.Karatay , halk anlamadığı için bir Arapça yapıtı Farsçaya çevirir.Edebi yapıtların hemen hemen tümü Farsçadır.Mevlana'da eserlerini Farsça yazar.

Mevlana'yı peygamberlerle kıyaslayan Hristiyanlar ; "Her peygamberi bir dinden insanlar sevdiği halde , Mevlana'yı her dinden insan sever ve över." derler.
Mevlana'nın cenazesine her dinden ve milletten insanlar katılır.Kur'an'dan , İncil'den , Tevrat ve Zebur'dan ayetler okurlar , ağlarlar ve " Biz Musa'nın , İsa'nın ve bütün peygamberlerin gerçekliklerini onun açık sözlerinden öğrendik , bu din padişahı bizim de önderimizdir." derler ve şunu da eklerler :
"Siz müslümanlar Mevlana'yı devrinin Muhammed'i olarak tanıyorsanız , biz de onu çağımızın Musa'sı , İsa'sı olarak biliyoruz."

aldostu 27-03-2006 20:54

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Sevgili Pante ,

Güzellerin de hatası olur..
Hani arabesk şarkılarda var ya..
"Hatamla sev beni.."

Dünü dünde bırakan , her gün yeni bir güzellikyakalayan,gönlünde hergün Rab'bine ait yeni bir aşk tomurcuğu açan Mevlana C.Rumiyi bütün yanlış ve doğruları ile okuyalım ve doğrularını , aşk-ı *ilahisini içimize sindirelim..

AŞK..YALNIZ ve SADECE AŞK..

En zor yerdesin dostum..
En zor yerde..
Ne Müslümana yaranacaksın..
Ne Hristiyana..
Ne de Materyaliste..

Ama amaç yaranmak mı..
Yoksa bu ,gözümüzü kapattığımız veya kısdığımız için karanlık zannettiğimiz berzahta,
Elindeki bir garip kandille yolu aydınlatıp da..
Birkaç kişiye daha , birkaç adım daha attırarak..
Birkaç adım ileriye taşıyabilmek gayreti mi....

Ama kandili kendi önünü doğru dürüst aydınlatmayan bir insan..
Kendi sendelerken..
Nasıl başkalarına yol gösterecek..

Ve hepimizin en sevmediği şeyi..
Yok oraya değil,
Doğruya ..buraya gel !..Doğru burada diyerek..

İsmi çirkin..
Temenni ederim içi güzel kardeşim..
İnsanın kinini ..
Ne de hoş bohçalamışsın isminde..
Dostumuz “Hasictear”….

Burada,hiçbir şey yazmasan da..
İsmin yetiyor..
Ne diyelim..
Doğruyu kim biliyor ki..biz bildiğimizi iddia edelim..Sende haklısın içi güzel kardeşim..

Farklı bir şey söylemek ne kadar zor..
Bunca Peygamber..
Bu kadar itilmiş,alaya alınmış,taşlanmışken..
Garib İsa’m çarmıhını sırtında taşımışken..
Bir şeyler anlatmaya çalışmışlar insanlara..
Ömür vermişler,doğru bildiklerini anlatmaya..

Ama – vahyi - , ama – ilhami – ama – akli –
Ömürleri pahasına , her türlü meşakkate katlanmışlar..
Güçlüklere göğüs germişler..
Sadece inandıklarını,doğru bildiklerini anlatmak için.

Sevin , sevmeyin..
Servet ve itibar önlerine konduğu halde..
Vazgeçmemişler..dönmemişler yollarından..

Ateist dostlarım ..o kadar gaddar olmayın..
Sevmeseniz de , takdir edin..değerlendirin..

Yahudilikde..
Sargon dostumuz iyi bilir (Peygamberlik etmek) tabiri var..
Biz de ona mı soyunduk ne..( ..?..)
Rüzgar bazen fazla şişirir yelkeni de,
Dalgaların üzerinde uçarken,ters dönüverir tekne..
Biz haddimizi biliriz..
Zaten küçücük teknemiz..
Kırk yerinden de su alıyor..
Yok..havalanmayız dostum..
Bırakın havalanmayı..
Biz bir ayağımız teknede iken.
Tek ayağımızı da sarkıtarak suyun içinde , yere basmayı ihmal etmeyiz elhamdülillah..

Bir dostumuz ne güzel yakalamıştı bizdeki açığı.!!.
“Aldostu dine karşı gözüküyor ama,her satırı din kokuyor..” diye..
Hem dindar değilim diyeceksin..
Hem Elhamdülillah diyeceksin..

Zor dostum zor..
Sen “ Dindar “ değilim “ Allahdar’ım ” desen kim anlayacak..
İkisi çok iç içe algılanıyor ama..
Biri bütün..biri parçası ..…

Sesin yankı bulur mu yalçın kayalarda..
Keşke bir başka dilde,birkaç yabancı dilde..
Japonca,urduca,almanca,çince de söyleyebilsem bunu..
Anlaşılır mı acep.?
Bağırsam , bağırsam bir dağın tepesinde..
“Seniii seviyoruuumm” desem..
“Seni özlüyorum..”
“Nerdesin..nerdesin ..,neredesiiiin..”
Diye..duyar mı ki..

Güzellikleri bulmak zor..
Bırak özelini bulmayı..varolan..
Güzellikleri görmek bile zor..
İşte gördük dostlarım..
Mevlana bile yerden yere vuruldu..
Biri sevdi ya..öteki vurdu üstüne..
En doğruyu ben biliyorum ya..
En , en doğruyu ben biliyorum..

Heyhat..Doğrular nerede ben nerede..
Diyebilsek..diyebilsek bunu..
Güzelliklerin tümünün yaratıcıda olduğunu..
Yaratılanın ancak güzelin bir kısmını bulduğunu kabul edebilsek..
Ve güzelliği bulmak için..
Her gün bir yerden göçsek..
Her gün yeni bir yere konsak..
Gezsek her yerdeki,her şeydeki güzelliği görmek için.

Niye bağlarsınız ayağınıza demir prangayı dostlarım bilemem ki..
Ben ateistim demekle , çözdünüz mü gerçeğin düğümünü..
Ben Müslümanım..ben Hrıstiyanım demekle bitti mi
Sorulacak bütün sorular..
Bulundu mu bütün cevaplar..

Başkasını aldatmak çok kolay..
Ama kendini aldatabilir mi dürüst insan. !!
Neyse..ne değişecek ki anlatmakla..
Ama ümit işte..
Ümit..
Kimisi için elma şekeri..
Kimine boyacı sandığının çekmecesine girecek birkaç lira..
Kiminin düşündeki kadın..
Kimi içinde kendi sarmalında,gerçeği bulma..
Kimine göre de bir dosta ulaşma..
Ümitleriniz düşten çıksın..gerçek olsun..

Şimdi..bakın ne diyorum güzel arkadaşlarım..
Hatasını,çirkin sözlerini,yanlışlarını bırakalım da..
Şu buz gibi gönül tazeleyen şerbetinden içelim hep beraber Mevlana’nın..
Bırakalım,dini,diyaneti..
Materyali,bilimi,maddeyi..
Güzel güzel içelim bu şerbeti..
Çirkinliği varsa,beri dursun..
Görünen güzelliğini sevelim ..

* * * *

Bu gün AHMED benim

ama dünkü Ahmed değil.

Bu gün anka benim,

ama yemle beslenen kuşcağız değil.

Enel hak kadehiyle bir yudum içen sızdı hak şarabından,

Şişelerle, küplerle içtim ben sızmadım.

Ben sultanların aradığı sultan,ben hacetler kıblesiyim.

Gönül kıblesiyim ben.

Ben Cuma mescidi değilim, insanlık mescidiyim ben.

Ben saf aynayım , sırrım dökülmemiş paslanmamışım.

Ben kin dolu bir gönül değilim, tur i sina nın gönlüyüm ben.

Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum

benim sarhoşluğumun sonu yok.

Tarhana çorbası içmem ben,

can yemeği yerim, içerim can şerbeti.

İşte sararttı seni bir gümüş bedenlinin özlemi, altın haline geldin artık.

Sen altına aşıksın, altın benim rengime aşık.

Gönlü saf sufiyim ben,

benim tekkem alem, medresem dünya benim.

Değilim abalı sufilerden.

İster yakarış eri ol sen, meyhane eri istersen,

bundan sanki ne çıkar.

Yok Cumartesi imiş yok Cuma imiş, bence ne farkı var.

Gerçeğin tadını alan er,

ne altına aldırış eder,

ne kalender tacına bakar.

Ne tasası vardır, ne kini.

Ey Tebrizli hak Şemsi,

yüzünü göstermeseydin sen, yoksul çaresiz kalırdı kulun,

ne gönlü olurdu, ne dini...

* * *

Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

*****

Gönül dolusu,gönül güzellikleri diliyorum..
İnancı ne olursa olsun herkese.. * * * * * * * * * * * * * * * Aldostu

sargon 27-03-2006 21:42

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Baki Öz'ün araştırmasını aktarıyorum şimdi de. Baki Öz Prof. Bayram'ın söylediklerini aktarıyor belki de.


TEBRİZLİ ŞEMS (ŞEMS- İ TEBRİZİ):

Şems, Tebrizli’dir. Türkmen’dir. Kaynaklarda hükümdar çocuğu olduğu yazılır. “Devletşah” ise İsmaili prensi olduğunu belirtir. Suriye ve Anadolu’nun önemli kültür kentlerinden bulunmuş, eğitim almıştır. Tebrizli Ebu Bekir şeyhidir. Ondan birçok bilgiler edinmiştir. Dünya anlayışı “Vahdet- i Vücut kuramı”na dayanmaktadır. Ahi’dir. Bu yolla Bektaşilik’le ilişki kurmuş ve Hacı Bektaş’ın yanında yer almıştır. Kalenderi ve Melami bir yapısı ve dünya anlayışı vardır. Hacı Bektaş tarafından Mevlana’ya gönderilerek, Bektaşilik’le Mevleviliğin yakınlaşmasını sağlamakla görevlendirilir. Bu gelişmeler “Vilayetname” de anlatılır.Kaynaklar Tebrizli Şems ile Mevlana’nın buluşmasını “iki denizin kavuşması” olarak nitelerler. Şems, Mevlana’nın mürşidi olur. O’nu çok konuda aydınlatır. Önünü açar. Katı İslamçı kalıplardan ve dogmalarından kurtarır. Yaşama daha rahat bakmasını sağlar. Mevlana’ya ve Mevleviliğe Melami bir nitelik kazandırır. Bu etkilerden olacak ki, daha sonraları Mevlevilik içerisinde “Şemsi Kolu” doğacak ve Şems’in Melami- Bektaşi anlayışını sürdüreceklerdir. O’nun ölümünden sonra, zamanla “Şemsiler” adıyla Şii- Alevi- Batıni bir topluluk doğacaktır.

Şems, Hacı Bektaş ve Mevlana döneminin insanıdır. Ne zaman doğduğu bilinmemektedir. Konya’da Mevlana’ya gelişi 1244’lerde olur. Bu yıllarda olgun yaşta olmalıdır. Bu nedenle 1200’lerin başlarında doğma olasılığı büyüktür. Konya’da kalışı iki dönemlidir. Birinci dönem; 23. Ekim. 1244- 15. Şubat. 1246, ikinci dönemse; 8. Mayıs. 1247- 5. Aralık. 1247 tarihleri arasında sürer. Konya’da öldürülür(5. 12. 1247). Burada ve Pakistan’ın Moltan’da olduğu gibi daha birçok yerde makamı vardır. Mezarı ise, Hacıbektaş’ta Pirevi’ndedir. Mevlana’nın evletlığı Kimya ile evlendirilmiştir.

Şems, Konya’nın bunalımlı dönemini yaşar. Siyastler yoğundur. Konya’da Moğol egemenliği kurulmaya çalışılmaktadır. Mevlana ile Şems Moğol yanlısı olmalarına karşın, Mevlana’nın oğlu Alaeddin Çelebi, Ahiler ve şeyhleri Ahi Evren Moğol karşıtıdırlar. Dahası Moğollar’a karşı savaşım vermektedirler. Şems’in Konya’da kimi çevrelerce “istenmeyen adam” ilan edilmesinin ve sonunda “bilinmeyen katillerce” öldürülmesinin nedenlerini bu siyaset yoğunluğundan aramak gerekir.

Mevlana’nın oğlu Alaeddin Çelebi’nin Şems’in evlendiği Kimya Hatun’dan gözü vardır. Fakat babası onu karşı olduğu Şems’e vermiştir. Konya halkı ve Mevleviler Şems’in Mevlana’yı değiştirdiğini, Sünni inançtan uzaklaştırdığını düşünmektedirler. Şems, Mevlana gibi Konya’da zulüm estiren ve ülkelerini işgal eden Moğollar’dan yanadır. Halkın Moğollar’a boyun eğmesini istemektedir. Vezir Nasüriddin’le de sürtüşmeye girmiştir, aralarında hoşnutsuzluk vardır. İşte bu çok koşul ve nedenler, Şems karşıtı çevreleri bir araya getirebilmiştir. Alaeddin Çelebi ve Ahi Evren’in Şems’in öldürülmesinde dolaylı veya doğrudan parmakları vardır. Vezir Nasirüddin adamlarına Şems’i öldürtmüştür. Zaten olaydan hemen sonra Alaeddin Çelebi Kırşehir’e Ahi Evren’in yanına yerleşir. Bir bakıma ona sığınmıştır. Mevlana’nın kızgınlığı uzun zaman sürer. 1261’lerde başka olaylar da bahane edilerek, Mevlana oğlu Alaeddin Çelebi ile Ahi Evren’i Moğol yanlısı ve müridi olan Kırşehir valisi Nurettin Caca’ya öldürttürür.

Kaynak: http://www.alevibektasi.org/tbaki.htm

sargon 27-03-2006 22:12

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Bu araya girip bir iki şey söylemek istiyorum. Anadolu Selçuklu Devleti nasıl bir devlettir. Nüfusunun yüzde onu türk olan bir devlet, Burada nasıl olmuşsa olmuş, Türkler bir devlet kurmayı başarmışlar. Bir taraftan da değişik nedenlerle akın akın Anadolu'ya göçler oluyor. Selçuklu Sultanları Sünni olmayan Türkmenler buraya sürüyorlar. Moğollardan kaçanlar geliyor. Dervişler, dedeler, babalar geliyorlar. Ve Anadolu'da o zaman 5 dil konuşuluyor. Farsça, Rumca, Türkçe, Ermenice ve Süryanice. Tam bir halklar mozayiği var.

Moğol saldırısından önce yönetime isyan eden Türkmenlere karşı kullanılan ordu ne ordusudur bir bakar mısınız: Paralı Frank askerlerinden oluşan bir ordu. Anadolu Selçuklu devleti nasıl bir türk devletidir ki Türkmenlerin isyanını Frank ordusuyla bastırıyor. Bu devlet aynı zamanda "şekilsel" olarak Moğol egemenliğini daha Alaeddin Keykubat döneminde kabul etmiş. *

Anadolu halklarına dönersek. Bu karışık halk 1096- 1270 yılları arasında 4 tane Haçlı Seferine uğrar. Anadolu katliamlar, açlık, kıtlık çeker. Yüzbinlerce insan ölür. Haçlı savaşları hıristiyanlar ile müslümanlar arasındaki ilişkileri de bozar, kapanmaz yaralar açar. Bu yaralar nasıl kapanacaktır. Dönemin hümanist ve evrensel anlayışları Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş gibi kişiler bu sorumluluğu üstlenirler işte.

sargon 27-03-2006 22:32

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Moğolların daha önce de saldırıları ve talanları olsa da asıl Moğol istilası meşhur Kösedağ savaşından sonra olur. II. Gıyaseddin Keyhüsrev sevk sefa düşkünü bir adam olarak anlatılır. Yöneticisi gaddar Sadettin Köpek'tir.

Babai olayından Selçuklular’ın yıprandığını gören Moğollar Anadolu’nun istilasını düşünürler. Sultan II. Gıyasettin Keyhüsrev/ vezir Sadeddin Köpek yönetici ikilisi acizdir. Selçuklu sınırlarında dolaşan Boycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu Kafkasya’daki Gürcü ve Ermeni birlikleriyle *Erzurum’u kuşatır. Kenti alır, yakar ve yıkar. Erzincan ve Kemah yağmalanır. Sivas’a doğru ilerlenir. Selçuklular 80 bin kişilik ordularıyla Suşehri ‘nde Moğolları karşılarlar. 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı’nda Selçuklular panik içerisine girer, ordu bozulur ve başlarında sultanları II. G. Keyhüsrev olmak üzere kaçarlar. Selçuklular’ın böyle kolayca bozulacaklarını düşünemeyen Moğollar cesaret bulur ve ileri hareketlerini sürdürüler. Suriye ve Mısır’a kaçmak isteyen halkı ve askerleri öldürürler. Sivas alınarak halkın çoğu öldürülür ve kent üçgün yağma edilir. Kayseri üzerine yürünür. Bura da yağmalanır. 10 bin dolayında Kayseri halkını Meşhed ovasına çıkararak hunharca katlederler. Geri dönülür. Erzincan alınarak yağmalanır ve halkı katledilir. Selçuklu ülkesi ikibuçuk ay hükümetsiz kalır. Malatya subaşısı Reşididdin halka haber vermeden hazinelerle birlikten kaçarak Halep’e sığınır. Ermeniler yollarda yakaladıkları sığınmacıları öldürürler. Türkmenler karışılıklar çıkarırlar. Ticaret ve tarım bozulur. Ülkede kıtlık başlar. Ülke anarşiye boğulur. İktidar boşluğu doğar, yönetim mücadeleleri başlar. Anadolu, Moğol egemenliğine geçer. Selçuklular, Moğollar’a vergi verir ve onların bağlısı olurlar. Bu statü 1277’ye dek sürer. Bu tarihten sonra da Moğallar Anadolu’yu işgal eder ve doğrudan yönetirler. Moğollar’ın kurduğu bu yönetim İlhanlı Devleti’nin 1335’de parçalanışına dek sürer.

Moğollar Silvan'ı ele geçirdiklerinde karşılaştıkları tablo karşısında şok olurlar.

Hülagü Han, Suriye seferi sırasında şehzade Yaşmut’a 1257’de Mardin ve Meyyâfârkin (Silvan) ’i aldırtır. Silvan kuşatmaya direnir. Açlık felaket halini alır. Kent halkı kedi, köpek ve fareleri yerler. Moğollar, kente girdiklerinde birbirleri üzerine yığılmış insan ölüleriyle karşılaşırlar.

sargon 27-03-2006 22:44

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Baki Öz'ün araştırmasından devam.. *

6.XI.- XIII. Yüzyıl Anadolu’ sunun Düşünsel ve İnançsal Yapısı:

İslam dünyasında felsefe hareketleri Abbasiler döneminde Hıristiyanlaşmış Yunan felsefesine ait yapıtların çevirilmeleriyle başlar. Felsefeden dayanak bulan tasavvuf giderek sistemleşir. X. y. yıldan sonra tasavvuf bir düşünce sistemine dönüşür. Asıl felsefe akımları da yine X. y. yıl başlarında doğar. Öncülüğü, Doğa felsefesi ile ilgili akımlar yapar. Giderek bu akım; Eflatun’la Aristo’nun felsefe sistemlerini uzlaştıran ve bunu Yeni Eflatuncu yorumlarla donatan Meşaicilik ile, Eflatunculuk’la gnostik felsefeyi birleştirerek yeni bir atılım yapan İşrakilik olarak iki çığırda gelişirler. Buna karşın İslam dünyası XII. ve XIII. y. yılda iki önemli badire atlatır. Bunlar Haçlı seferleriyle Moğol istilasıdır. Bu olaylar VIII. - XI. y. yıllar arasındaki olguyu (pozitif / müsbet) bilim araştırmalarını ve özgür düşünceyi zayıflatır. Eşari kelamcılığı düşünce tartışmalarını durdurur. Eğitim, iskolastik biçim alarak bağnazlığı arttırmıştır. Felsefe akımlarına hoşgörü kesilmiştir. Felsefe, Kelamcılığın sonuca varış aracı olmuştur. XIII. y. yıldan sonra felsefe akımları yerlerini tümüyle kelam ve tasavvuf hareketlerine bırakmışlardır.

Haçlı seferleri ve Moğol istilası sonrasında Anadolu’da dinsel ve düşünsel bağdaşma oldukça bozuldu. Kitle içerisinde kızgınlık ve kırgınlıklar doğdu. Anadolu düşünsel ve inançsal birliği derin yarlar aldı.

XIII. yüzyıl bu dinsel ve mezhepsel kargaşalıklara çözüm arama çabalarıyla geçer. Hacı Bektaş Veli Anadolu toplumunun düşünce ve inanç uzlaşımının ve dayanışmasının mimarı olur. Bu yanıyla XIII. y. yıl dinlerin ve mezheplerin bir biriyle kaynaşma sağladığı bir dönem olur.

İslam dünyasında düşünce ve inanç akımları genellikle iki temel üzerinde yapılanmışlardır. Birincisi Ehlisünnet (Sünnilik), ikincisiyse Ehlibeyt (Şiilik/ Alevilik) . Ara akımlar bu iki koldan birine yanaşarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Mutezile, İhvanülsafa, Mazdekilik, Karmatilik, Hurremilik, İsmaililik, Batınilik… gibi akımlar hep Ehlibeyt akımı içerisinde yerlerini alarak genel İslam anlayışına kazandırılmışlardır. Bu akımların İslam temeli üzerinde Bektaşilik adı altında yoğrulmasında Hacı Bektaş Veli önemli rol oynar.

Asya göçleriyle birçok da Türkmen dervişi, mutasavvıfı, dedesi, babası, düşünürü Anadolu’ya gelirler. Bunlar Türkistan- Horasan- Maveraünnehir’de Melamilik, Yesevilik ve Vahdet- i Vücut akımları içerisinde yoğrulmuş kimselerdir. Anadolu’nun kentlerine yerleşir, çoğu kez yüksek kesimlere seslenir, aristokrat ve aydın tabakası içerisinde yaşarlar. Bir bölümüyse kırsal kesimlere ve halk arasına yerleşirler. Bu hareket Anadolu’da kendi içerisinde biçimlenir. Birincisi Muhyiddin Arabi (öl. 1241) ve evlatlığı Sadruddin Konevi(öl. 1274) ile temsil edilenler ahlakçılığı temel alırlar. İkinci gurupsa Kübrevilik ile Suhreverdilik tarikatlarında toplanırlar ve daha hoşgörülü, daha estetik bir karakter gösterirler. Necmeddin Razi (öl. 1256), Bahaüddin Veled (l. 1228), Burhaneddün Muhakkik- i Tirmizi (öl. 1240) Kübrevililiği temsil ederler. Evhaduddin Kirmani’yse (öl. 1237) Suhrevirdiliğin temsilcisidir. Bu tarikatlar İranilik etkisi taşırlar. Orta Anadolu’nun Konya, Kayseri, Tokat ve Amasya gibi ticaret ve kültür merkezlerine yerleşirler. Halkın dinsel yaşamında önemli ölçüde rol oynarlar .

Bu iki ahlakçı ve estetikçi akım XIII. y. yılın ortalarında Mevlana Celaleddin (öl. 1273) ve Mevleviliği doğurur. Mevlana, özellikle Selçuklu yöneticileriyle iyi ilişkiler içerisindedir. Mevlevilik’se kent insanının ve yönetici çevrelerin tarikatı olacaktır. Ahi Evren’in kurduğu Ahilik’se kent insanını örgütlemesi ve ekonomik yaşama sokmasıyla birlikte, Mevleviliğe göre ayrı bir yol izler.

Tasavvuf, XIII. y. yıl Anadolu’ sunda göçebe, yarı göçebe ve köylük çevrelerde önemli temsilciler bulur. Bu akımı Anadolu’ ya “Horasan Erenleri” getirmişlerdir. İslama yaklaşımı yüzeyseldir. Bu bir “halk tasavvufu” akımıdır. Temsilcileri baba, dede ve atalardır. Horasan Melamiliğinin/ Melametiliğinin devamcısıdırlar. Hacı Bektaş Veli bu hareket içerisinden ortaya çıkacak ve bu harekete yeni bir düzen verecektir.

Bu genel akımların dışında XIII. y. yıl Anadolu’ sunda yaşamış ve toplum üzerinde derin izler bırakmış birçok düşünür ve inanç adamı vardır. Fahreddin Irakeyn (öl. 1289) ’in Tokat’ ta tekkesi vardır. Kalenderiler’le ilişkilidir. Sıraceddin Urumavi (öl. 1283) Konya’da yaşamış ve Mevlana yanlısıdır. Bir başka Mevlana yanlısı olan Kutbeddin Şirazi hikmet, tabiiye, riyaziye ve tıp uzmanıdır. Hacı Mübarek Haydari ise Haydari halifelerindendir. XIII. y. yılda yaşamıştır. Tabduk Emre ile Yunus Emre de yine bu yüzyılın insanlarıdır. Batıni- Alevi akımın içerisinde yer almış ve toplumumuz üzerinde bugünlere kalacak ölçüde izler bırakmışlardır.

Hacı Bektaş Veli, tasavvufun Anadolu’da en gelişmiş dönemini yaşadığı XIII. yüzyılın insanıdır. Bu düşünce- inanç akımlarının ve tasavvuf hareketinin en canlı olduğu dönemde hareketin içerisinde yer almıştır. Horasan Melamiliği’nden Anadolu Batıni- Alevi Kalenderiliği’ne uzanan çizginin temsilcisidir. Düşünce ve inanç hareketlerinin en canlı olduğu bir çağda, bu hareketlere bir düzen kazandırarak, Bektaşilik çığırı içerisinde toparlayarak, birçok hareketi Bektaşilik özgünlüğü içerisinde eritip, karıp ve yoğurup biçimlendirmeyi başarmıştır. O’nun ululuğu işte buradan kaynaklanır.

sargon 28-03-2006 02:47

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Baba İshak, Baba İlyas, Taptuk Emre, Abdal Musa, Ahi Evran, Sarı Saltuk, Karaca Ahmet ve daha niceleri.. Bu insanlar aynı yüzyılın kahramanları hep. Bunlardan birini, Barak Baba'yı buraya aktarmadan duramayacağım. Dönemin özelliklerini bu kadar güzel anlatan bir örnek var mıdır başka. Buyrun. Öenmli gördüğüm bölümleri renklendirdim. Özellikle Geylan emirinin Sünni yobazlığına dikkatinizi çekerim. Barak Baba'yı öldürtür. Bu Arapçı müslümanlarda zerre kadar insan sevgisi yoktur. Tarih de buna şahittir, bugün de.

BARAK BABA
Barak Baba, 1257’de Tokat’ın Çat köyünde doğmuştur. Burası Babai hareketinin merkezidir. Barak Baba böylesi bir düşünsel- siyasal birikimin tam merkezinde olan biridir. Bu durum onun düşünsel ve siyasal kimliğinin oluşmasında belirleyici olur.

Prof. Köprülü’ye göre Barak Baba, “Moğol Şamanlığı’nın sufiliğe etkisinin güzel bir örneği”dir.İlk dönemlerinde Baba İlyas’ın halifelerinden Aybek Baba’ın en iyi müritlerindendir. Sonraları, özellikle olgunluk döneminde aynı çığırdan olan Hacı Bektaş’ın halifelerinden Sarı Saltuk’un müridi olur ve bu bağlılığını sürdürür. Onun Sarı Saltuk’a bağlanması Kırım’a yerleştikten sonra olur.

“Vilayetname” Barak Baba’yı Hacı Bektaş’ın halifeleri arasından gösterir. Hacı Bektaş’ın; “Bir halifem de Barak Baba’dır. O gerçek bir erdir. Ona söyleyin, Karesiye varsın, Balıkesri’ye gidip orasını yurt edinsin” dediği belirtilir.Bu durum Barak Baba’nın Bektaşilik geleneği içerisinde yer aldığının, Bektaşilik Tarikatı’nın bir üyesi olduğunun kanıtıdır.

Aynı gelenek içerisinde yer alan Yunus Emre de bir şiirinde ondan söz eder ve piri Taptuk Emre’nin yakını olduğunu belirtir. Yunus’un dizelerinde bu bağıntı şöyle kurulur:

Yunus’a Tapduk’dan oldı hem Barak’tan Saltık’a
Bu nasip çün cuş kıldı ben nice pinhan olam

Şaman- Sufi karışımı bir tutum sergiler. Saçı, sakalı tıraşlı, uzun bıyıklı, belden yukarısı çıplak, el ve ayak bilekleri demirden halkalı, başında boynuzlu bir maskeyle dolaşmakta, çalgı çalmaktadır. Bu durumuyla “zavalıları eğlendirmek istediğini” belirtmektedir. Onun bu tavırları, Sünni inanç ilkelerine pek uymamaktadır. Eski Yunan’ın Kinik filozoflarını andıran bir yaşam felsefesi ve davranışı vardır. “Haydari Kalenderi’lerinden”dir. Amasya’da halkı “Al- i aba sevgisi”ne çağırmıştır. Ötedünyaya inanmamakta, ruhgöçüne inanmaktadır. Tanrı’nın Hz. Ali’nin kişiliğinden ortaya çıktığına ve sonradan Sultan Hudabende’yle birleştiğine inanmaktadır. Farzların özünün “Ali sevgisi” olduğunu savunmaktadır. Güzelleri Tanrı olarak görüp, secde etmektedir. Mala- mülke değer vermez, kendisine verilen paraları herkesle paylaşmaktadır.

Tarihler çoğukez genel adlandırmalardan bulunarak Barak Baba’yı “Şii” olarak nitelendirirler.Oysa ruhgöçü, Ali ruhunun başkalarından ortaya çıkması gibi inançlara Şiilik ve Caferilik oldukça karşıdır. Kaldı ki, Sarı Saltuk’un müritlerinden olması da onu Şii olmaktan alı kor. Oysa o, bu düşünceleriyle daha sonraki yıllarda Azerbaycan’da ortaya çıkacak olan Fazlullah’ın Hurufiliğinin ve Ali İlahiliğin temellerini atar.

Münecimbaşı, Yazıcıoğlu, el- Birzali ve İbni Aybek es- Safedi gibi eski yazarlar Barak Baba’nın Selçuklu prensi olduğunu yazarlar. B. Noyan ile C. Öztelli de bu kaynakların görüşünü benimseyerek onu bir Selçuklu prensi olarak görürler. Sava göre, Barak Baba Bizans’a sığınan Selçuklu sultanı II. İzzettin Keykavus’un iki oğlundan biridir. Çocuklar orada Hıristiyanlaşmışlardır. İkinci oğulu, Patrik oğul edinmiştir. Sarı Saltuk’un Patrik’le ilişkisi iyidir. Çocuğu Patrikten alarak Müsliman olarak yetiştirir ve kendine mürit edinir. Adını “Barak” kor. Sarı Saltuk’un ölümünden sonra Barak Anadolu’ya geçer.

Tarihsel olay doğrudur. Yalnız, Barak Baba’nın II. İ. Keykavus’un oğlu olduğu kuşkuludur. Kaynaklar söylenceden öteye gitmiyorlar. Eğer sav doğruysa Barak Baba, Türkmenler’in “Barak” aşiretinden olmaması gerekir. Çünkü Selçuklu hanedan üyeleri Oğuzlar’ın Kınık boyundadırlar. O zaman Barak Baba ile Urfa, Gaziantep dolaylarında yaşayan Barak aşireti arasından bir bağ olmaması gerekir. Bu bağ, sonradan kurulmuş olmalıdır. Görüldüğü kadarıyla Kıpçakca’dan “Köpek” anlamına gelen “Barak” adını da ona şeyhi Sarı Saltuk vermiştir. Barak aşiretinden olduğu için bu adı vermiş olmalıdır. Asıl adı bu değildir. Bu ad onun Kalenderice ve Kinik yaşam felsefesine oldukça uymaktadır. Bu ad ona bu iki niteliğinden ötürü takılmış olmalıdır. Bana, onun Barak aşiretinden oluşu daha doğru gelmektedir. İbni Hacer onun Tokatlı bir katibin çocuğu olduğunu yazar. Bu bilgiyi Prof. Z. V. Togan da mantıksal bulur.Zaten Tokat doğumlu olması da onun İ. Keykavus’un oğlu olmadığını kanıtlar. Keykavus’un oğlu olsaydı Konya doğumlu olması gerekirdi. Ayrıca Urfa ve Antep Barakları’nın dedeleri Tokat’tan gelmektedirler ve bu Baraklar’dan oldukça saygı görmektedirler. Baraklar’ın bir bölümünü Selçuklular Tokat ve Yozgat dolaylarına yerleştirmişlerdir. Barak Baba, buralara yerleştirilen Baraklar’dan olmalıdır. Heriki yöredeki Baraklar arasındaki ilişki dedeler yoluyla kurulmuştur. Bilindiği gibi Alevi- Türrkmenliğin tüm özelliklerini taşıyan Baraklar Kanuni dönemine ait eski kayıtlarda Bayat boyunun bir oymağı olarak gözükür. Kimi araştırmalara göreyse Baraklar, XV. y. yılda Yeni- İl’in Dulkadırlı koluna bağlı Barak adlı bir Cerid obasıdır.

Barak Baba, Kırım’da Moğol Hanlığı’nın hizmetine girmiştir. Gazan Han(1295- 1304) ve oğlu Olcaytu Hudabende(1304- 1317)’nin saygısını görmüştür. Saray ve Tatar halkı tarafından sevilip sayılmaktadır. Halkın, Alevi İslamı benimsemesini sağlamıştır. Onun saray ve halk tarafından benimsenmesinde, Moğol şamanlığına benzer bir inanç görünümü sergilemesinin rolü olmuştur. Oniki İmamcı Şiiliğin Moğol yönetimince benimsenmesi, resmi mezhep olarak alınması ve ülkede hutbelerin Oniki İmam adına okutulması Barak Baba sayesinde olmuştur. Halk arasında da “Moğollar’ın şeyhi”, “Tatar şeyhi” ve “Barak Suvar” olarak adlandırılmaktadır.

Barak Baba, sarayda oldukça saygındır. Elçi kurullarında o da görevlendirilmektedir. 1306 yılında Memlüklü sultanıyla görüşmek için bir dervişler topluluğuyla Şam’a gönderilmiştir. Şeri İslama uymayan tutumu oldukça tepki çekmiştir. Bir yıl sonra da Geylan emiri Kutlu Şah’a elçi olarak gönderilmiştir. Geylan emiri şeyh ve Müslüman olmasına karşın Barak Baba’nın Sünni İslam dışı tutumuna aşırı tepki göstermiş, “Müslüman biri olarak Müslüman olamayanlara yardımcı olmaması gerektiği gerekçesiyle” 1307 yılında öldürtmüştür. Olcaytu Hudabende bu olay üzerine Gelanlılar’ı asker göndererek cezalandırmış ve şeyhinin ölüsünü Azerbaycan’daki Sultaniye kentine getirtmiş ve orada gömerek kendisine bir türbe yaptırmıştır. Dervişlerine vakıflar ayırmış ve zaviyeler yaptırmıştır.

Barak Baba’nın geniş bir müritler topluluğu oluşmuştur. Genel Alevi- Bektaşilik çerçevesinde kalan bu topluluk kendisinden sonra da sürmüştür. Onun bu bağlılar topluluğuna “Baraklılar (Barağiyun/ Barakıyyun) ” denmiştir. Cahit Öztelli bu adın verilişini Barak Baba’ya olan tarikat ilişkisine değil de, Baba’nın Barak aşiretinden olmasına bağlar.Oysa durum tam da böyle değildir. Güneydoğu Anaduolu’daki Alevi Barak aşiretinin dedelerinin Tokat’tan gitmesi aşiret Baraklılar’la tarikat ilişkisi sonucu oluşan Baraklılar’ın zamanla bütünleştiği, kaynaştığı ve aynı adı taşıdıkları anlaşılmaktadır. Baraklar’ın tarikat nitelikli varlıklarına XIV. y. yıl ortalarında rastlanır. Gölpınarlı 1351 tarihini taşıyan mezar taşlarından bu izlenimi edinir.Baraklılar Timur döneminde de(1370- 1405) İran’da varlıklarını önemli biçimde sürdürürler.

Barak Baba’nın on sayfalık şathiye biçiminde “Kelimat- ı Barak Baba” adını taşıyan Çağatayca bir risalesi vardır. Kitap, masal edebiyatına kaynak olacak bir gereçler yığınıdır. Farsça bir açıklaması vardır. Kitap, 1449’da İlyas adlı birince Türkçe’ye çevrilerek yazılmıştır. Kitabın bilinen bu en eski nüshası Amasya Kütüphanesi’ndedir.

pante 24-10-2006 22:50

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mevlana hayatını, bildiklerini halka öğretmek için adadı, derslerinde, sohbetlerinde ve yazdığı kitaplarda en karışık felsefe teorilerini, en zor kelam (sözcük) bilgisini en basit ifadelerle anlatıp yazmayı bildi. Tam bir varlık birlikçiydi. Hak ile halkı birbirinden ayırmaz, halkı Hak'kın bir sureti bir tecellisi olarak görürdü. Kusursuz bir sufi olarak, Hak'kı halkta görüp sevmek gerekliliğine inanır ve savunurdu. Her şey Hakkın bir tecellisi olunca, ortada suçlu-suçsuz, güzel- çirkin, iyi-fena diye bir şey kalmaz, bütün bunlar Hakkın çeşitli görünüşleri olurdu.

Mevlana, tasavvuf inancını sadece bir teori olarak benimsemeyip, günlük hayatına da uyarlamıştı. Bu bakımdan büyük ve içten bir hak dostuydu. Çocukları, kadınları, suçluları, hastaları, ayırt etmeden hepsine sevgiyle yaklaşır, sevgiyle davranır, bağlılık gösterir, saygı duyardı.
Hükümdarlara, vezirlere, seçkinlere ayrıcalık tanımaz 'insan' kavramından yola çıkardı. Ona göre, insan önce kendisindeki kin, kıskançlık, hırs, merhametsizlik gibi kötü huyları görüp, onları eğittikten sonra başkalarını kınamalıydı.
Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıydı. İyilik yapmak bir tür ibadetti ki, hem yapan, hem de yapılan kimse için yararı vardı. Dinlerin, felsefelerin, ahlak sistemlerinin insanı daha mutlu, daha değerli yapma yolunda birer araç olduğunu görmüştü. Bu araçların herhangi birinde takılmak, durmak istemez, aslolan gerçeğe giden yolun 'aşk' olduğuna inanırdı. En küçük yaratıktan en ulu varlığa kadar yayılmış, insanın alıp verdiği her nefesle bir olan sonsuz bir sevgi. Bu sevgiyi besleyen sınırsız bir hoşgörürlük ve karıncadan Süleyman'a yaygın bir vefa idi onun aşkı.

Bu, insanların dıştan gördüğü evreni içten görüşü demekti. Bu sevgi coşkunluk durumu geçince tüm insanlara, tüm canlılara yayılır, iyiyi güzeli doğruluğu amaçlar. Ona göre Aşk insanı hırstan, kibirden, varlıktan ve benlikten kurtaracak tek ilaçtır. İnsan onunla bireysellikten kurtulur. Bu düşüncesini;
"Gerçek sevgilide suret yoktur. Güneş ışıkları duvara vurunca, duvar parlaktır, güzeldir. Fakat bu güzellik, bu parlaklık, duvarda, duvarın üstünde değil, güneştedir. Duvar yıkılsa bile güzellik güneşte sonsuzdur. Şu halde kerpice değil, güneşe gönül vermek gerek." diye tanımlar.

pante 18-12-2006 00:13

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Bugün 17 aralık Mevlana'nın vuslat günü. Yani Aşkına kavuştuğu gün. 17 aralık 1273'de yaşamını yitiren Mevlana için her yıl vuslat gününde “Şeb-i Arus” düğün töreni yapılıyor.

Bizde aydınlanma olmadı, diyenlerin yüzüne bakarak 13. yüzyılda doğdu Mevlana Celaleddin Rumi güneşi. Ne doğudan gelen vandalizm, ne batıdan gelen haçlı orduları onun hümanist aydınlığına engel olabildiler.

O nur ki 800 yıldır insanlığı aydınlatmakta. Onu anlayanlarla anlamayanlar asla bir olamazlar. Anladıktan sonra onun ateşi ego denen zavallı çemberi kırar geçer de ondan sual olmaz bir daha. Nezihe Araz’ın “Aşk peygamberi” dediği Mevlana tüm dünyada binlerce sitesi, milyonlarca hayranı ve kitaplarıyla ruhsuz An’a ruh üflemekte. Egosuyla herkesin sırtına yük olan zavallılara der ki:

“Hür ol da yeryüzünde at gibi hür yürü. Cenaze gibi kimsenin sırtına binme. Tanrı nimetine küfranda bulunan, ister ki herkes kendisini yüklensin de ölüyü mezara götürür gibi götürsünler. Rüyada kimi tabuta binmiş götürülüyor görürsen yüce rütbeli, büyük mevkili bir adam olur o. Çünkü tabut halkın sırtına yüktür.”

Rum dülgere Mevleviler sormuşlardı: “Neden Müslümanlıktan iyi din yoktur, diyorsun da Müslüman olmuyorsun?”

Dülger mahcup mahcup güldü: “Elli yıldır Hıristiyan’ım. İsa’dan utanıyorum, vefasızlık etmekten…”

Tam o sırada Mevlana geldi: “Evet” dedi. “İmanın sırrı buradadır. Haktan, vefasızlıktan korkan Hıristiyan da olsa imanlıdır. Bırakın adamı 50 yıl kime hizmet etmişse yine ona etsin. Ne farkeder?”

Hüsam Çelebi’nin aklında bundan daha canlı bir anı var: Alaaddin Camii’nde bir hoca: “Allah’a şükürler olsun ki, bizi kafir yaratmadı, Hıristiyan yaratmadı.” diye şükrediyormuş. Dinleyenler bunu Mevlana’ya söylemişler. İçerlemiş:
“Sapık! Sade kendi sapık değil, kendiyle birlikte halkı da saptırmada. Kendini onların terazisiyle tartıyor da bir dirhem fazla geldim diye övünüyor. Erse gelsin, peygamberlerle erenlerin terazisiyle tartılsın, o zaman değerini anlar, ne olduğunu görür.”

Bugün içi boşalan entelektüel yapımız «şeb-i arus» ile vuslata ererse yeni bir sentezin düğün gecesi de yakındır demek.

Dünya her nefeste yaratılır çünkü. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider.
Nezihe Araz/ Aşkın Peygamberi

servet 18-12-2006 04:05

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
bak mevlanaya karşı olan ateist çıkar mı, çıkmaz. çünkü mevlana din ile değil aşkla,sevgiyle hoşgörüyle ön planda olmuştur, o yüzdendir tüm inanç mensuplarınca sevilmesi. onun derdi din yaymak, cihat etmek değil sevgiyi yaymak olmuştur, sevgi olmadıktan sonra din olsa nolcak.

pante 08-01-2007 00:13

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Unesco 2007'yi *dünyada Mevlana yılı ilan etti. Katkıda bulunalım..

MESNEVİ'DEN...

Her şey sevgilidir, aşıksa bir perde; diri olan
sevgilidir aşıksa bir ölü. Kimin aşka meyli yoksa
kanatsız bir kuşa döner; eyvahlar olsun ona.
Sevgilimin ışığı önde, artta olmadıkça nasıl önü-ardı
akıl edeyim ben? Aşk bu sözün söylenmesini ister; ayna
gammaz olmaz da ne olur? Aynan, biliyor musun, neden
gammaz değil? Yüzünden toz, pas silinmemiş, arınmamış
da ondan.
[ I, 30-34 ]

Bu dünya bir dağdır, yaptıklarımızsa ses; ses
yankılanır, gene bize döner gelir.
[ I, 215 ]

Bu riyazatlar, bu cefalar potanın, gümüşten posayı
ayırması içindir. İyinin, kötünün sınanması, kaynayıp
kötü tortudan ayrılması, üste ağması içindir altının.

[ I, 232-3 ]

Tanrı, bize yardım etmek dilerse gönlümüze, ağlayıp
inleme isteğini verir. Ne mutlu gözdür o göz ki onun
için ağlar; ne kutlu gönüldür ki onun için
yanar-kavrulur. Her ağlamanın sonu gülmektir; sonu
gören kişi mutlu bir kuldur. Nerde akarsu varsa orada
yeşillik vardır; nerde akan gözyaşı varsa oraya rahmet
gelir.
[ I, 822-25]

Geminin içindeki su, gemiyi batırır; gemi altındakı
suysa gemiye arka olur. Malı-mülkü gönlünden sürmüştü
de bu yüzden Süleyman, ancak yoksul adını takınmıştı.
Ağzı kapalı testi, uçsuz-bucaksız denizin üstünde hava
dolu bir gönülle yüzer-gider. İçte yoksulluk havası
oldu mu insan, dünya denizinin üstünde eğleşir. Bu
dünya, tümden onun mülküdür de gönlünün gözünde hiçbir
şey değildir mal-mülk.
[ I, 990-94 ]

Kim saygı sayarsa, saygı görür; kim şeker getirirse,
badem helvası yer. Temiz şeyler kimler içindir?
Temizler için. Sevgiliyi hoş tut, hoşluk gör; incit,
incin.
[ I, 1500-1 ]

Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek. Sen de
söze, dinlemek yolundan gir.
[ I, 1636 ]

Yandım ben; birisi kavını tutuşturmak isterse benden
tutuştursun da çerçöpü alevlensin-gitsin.
[ I, 1730 ]

Sel selliğini yapmaya, gürleyip akmaya başladı mı
başından kes seli; yoksa her yanı rezil eder, yıkar
gider. Fakat yıkılacakmış alem, varsın yıkılsın, gam
yemem ben; yıkık yerin altında padişahın definesi
bulunur. Tanrı'ya batmış kişi, daha da fazla batmak
ister; can denizinin dalgası gibi alt üst olmayı
diler. Denizin dibi mi daha hoş gelir ona, üstü mü,
onun oku mu daha güzeldir, kalkanı mı? A gönül,
neş'eyi beladan ayırd edersen, vesvese tarafından
paralanmış olursun. Dileğine erişmekte şeker tadı bile
olsa değil mi ki sevgili, dilekten vazgeçmeni istiyor;
vazgeç dilekten. A dost, aşıkların yaşayışı
ölmektedir; gönül vermedikçe gönlü bulamazsın sen.

[I, 1751-7;1759]

Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu
görmüştür. Böylece o mumun ışığı, yüz muma nakledilse,
o mumdan yüzlerce mum yakılsa, sonuncusunu gören bile,
asıl ilk mumu görmüş sayılır. Işığı istersen son
mumdan al; istersen can mumundan; hiçbir farkı yoktur.
İstersen son mumun ışığını gör; istersen geçmişlerin
mumunu gör.
[ I, 1955-58 ]

Dinleyen, hem susuz, hem de arayıcı olursa, öğüt
veren, ölü bile olsa söyler. Dinleyen, yeni gelmiş,
usanmamış olursa, dilsiz bile yüz dilli kesilir.

[ I,2388-9 ]

Kadın. Tanrı ışığıdır, sevgili değil; kadın sanki
yaratıcıdır; yaratılmış değil.
[I,2446]

Sevgi, acıları tatlılaştırır; çünkü sevgilerin temeli,
insanı doğru yola götürmektir. [I, 2591]

Sevgi, yalnız düşünce, tamamiyle mana olsaydı
namazının, orucunun şekilleri de yok olur-giderdi.
Dostların birbirlerine sundukları armağanlar bile
dostluğu belirten şeylerdir. Bu armağanlar, gizli
olan, görünmeyen sevgilere tanıklık etsin diye
sunulur.
[I, 2636-8]

Tanrı'yı bir bilmek nedir? Kendini, o birin önünde
yakıp yandırmak. Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan
geceye benzeyen varlığını yakadur. Bakırı kimyada
eritir gibi varlığını, onun varlığında erit-gitsin.
İki elinle ben'e biz'e sımsıkı yapışmışsın; bütün bu
yıkıntılar ikilikten meydana gelmededir.
[I, 3021-4]

Ana rahmindeki çocuk gibi azıcık oyna, kımılda da,
sana ışıkları gören duygular versinler.
[I, 3192]

Kendini gören, birinin suçunu gördü mü, içinde
cehennemden bir alevdir, belirir. O ululanmaya da din
gayreti adını takar; kendindeki o ateşe tapan nefsi
görmez bile.

Herkesin ürktüğü, kaçtığı ölüme bile acı-acı
gülümserler. Kimsecikler, onların gönüllerine bir
zarar veremez; sedefe zarar gelir, inciye gelmez.

[I,3507-8]

mehmetk_kk 08-01-2007 00:57

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
selamlar
sevgili pante, mesnevide geçen ahlaka muğayyir konular hakkında ne düşünüyorsunuz?Bunlar sonradan eklenme uydurma deniyor,kimileride bunların farklı manaları var diyerek tevil yolunun seçiyor.senin mevlana hayranı olduğunu gördüğüm için sordum yanlış anlaşılmasın.

onur 08-01-2007 03:56

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Alıntı:

bak mevlanaya karşı olan ateist çıkar mı, çıkmaz. çünkü mevlana din ile değil aşkla,sevgiyle hoşgörüyle ön planda olmuştur, o yüzdendir tüm inanç mensuplarınca sevilmesi. onun derdi din yaymak, cihat etmek değil sevgiyi yaymak olmuştur, sevgi olmadıktan sonra din olsa nolcak.
Sevgili Servet sana sonuna kadar ( bir inanan ) olarak katılıyorum.Ama Mevlana nın mayasının da İslam ve Kuran olduğuda bence inkar edilemez.

BArış:
Mevlana yüreği aslında iyilik dolu bir insan olabilir...Ancak eleştirilecek bazı yönlerinin de olduğunu inkar edemeyiz...

Mevlana Kur'an'a bağlı mıdır? yoksa "kafir" *midir? Kur'an'a bağlıysa *"gel ne olursan ol gel putperest olsan yine gel" anlayışı ve benzerleri *içinde pek de *güzellik göremediğim Kur'an'a *ters düşer...

Bence ikinci seçenek...Yani Mevlana bazen Kur'an'a "bağlı" gibi gözükse de aslında başka fikirlerden etkilenmiş biri...

Bu konuda Dr. ümit Haktanır'ın *"Tasavvuf hastalığı ve Mevlana" isimli eserini tavsiye ederim...Mevlana'nın Kur'an ile islam ile nasıl çeliştiğini bizzat müslüman bir "akademisyen"den okumanızı tavsiye ederim.


Sevgili Barış neden insanlar kendilerinin * tekamül ettikleri seviyeyi tenkit edip sorgulamazda kişilerin *ulaştığı sonuçlara kendi kalıplarını yamarlar?Kuran a bağlımıdır değilmidir.Bağlı olup olmaması onun hakkındaki düşüncelerini mi farklılaştıracak.Yoksa seni bir daha Kuran ı anlamak üzere üzerinde düşünmeye mi sevkedecek?Ayrıca Kuran a ters düşen de ne ola.İnsanları davet etmekmi Kuran a ters.Kuran sadece hristiyanları ve musevilerimi İslam a davet eder.Putperestler Allah ın Kulluğu dışındaki vatandaşlarmıdır ki.Kuran da tövbesini bozan a bir daha affedilme kapıları kapalımıydı yoksa ben mi yanlış biliyormuşum.Acaba harbiden ben angavalmıyım da Kuran ı çoğu insandan farklı algılıyorum.Bence gel bu sayfanın hoş akibetini benim gibi boş laflar yazarak bozmayalım.Pantenin yollarını gözleyelim.
Ayrıca Sargon fikrimce bence iki başlıkta değilde pantenin başlattığı çizgide gitse de hiç olmazsa bu sayfada güzellikler görsek.
Sevgili pante emeğine sağlık .ne olur devam et.Bu konuyu genişletelim.Çünki inancın algılanması yönünde bu çok önemli.Çok ihtiyacı var bugünün insanının mevlanalara yunuslara...

ozgur_beyin 08-01-2007 13:22

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
sevgili pante ,Mevlana hakkındaki *yazılarını zevkle ve bilgilenerek
* okuyorum. *senin görüş açından , Mevlana'ın müslümanlığını *merak ediyorum. yazarsan sevinirim
* * * * * * selamlar

pante 08-01-2007 22:25

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mehmet, sorduğun soru ile ilgili bir başlıkta konuyu tartışmıştık. Verdiğim yanıtlardan birkaç alıntı
yapıyorum:

Tasavvuf ve Mevlana , yobazların , gericilerin , şeriat düzeni peşinde koşanların önündeki en büyük engellerden biridir.
Müslüman kitleleri , barış , sevgi *ve hoşgörü ilkeleriyle kucaklamış olan *Mevlana ve Tasavvuf etkilerinin kırılmadan , çirkin emellerinin gerçekleşemiyeceğini görenler *, son zamanlarda bu değerlere saldırmayı çıkar yol olarak görmektedirler.
Bunun başka bir izahı olamaz.Mevlana'dan bir rahatsızlık yok iken , tüm dünya Mevlana sevgi ve hoşgörüsünü takdir ederken , bu çirkin saldırı ve iftiraların başka bir sebebi olabilir mi?
Şeriatçi yobazlar , Türkiye Cumhuriyetinde halkı kenetleyen , birlik ve beraberlik adına ne varsa , her fırsatta adi yalanları ve ipe sapa gelmez iftiralarıyla ülke bütünlüğünü bozmak için , bölücü terör örgütleriyle dahi işbirliği yapacak kadar alçaklaşmışlardır.
Atatürk'e , laikliğe ve demokrasiye saldırılarının yanında , şimdi de Mevlana'yı hedef almaları , şeriate giden yolda katettikleri ölçüyü de ortaya koymaktadır.
Ama emellerine ulaşamıyacaklar.Ne Atatürk için ne Mevlana için attıkları çamurları , bu millet kaale almayacak ve bu sevgi büyümeye , yükselmeye devam edecektir.


Dünyanın sevdiği bir insana sahip olmakla onur duyacağına , bundan rahatsız olan zihniyete ben hasta olarak bakıyorum.
2007 dünyada Mevlana yılı..
Sen kalk de ki dünyaya ;
Bu Mevlana bildiğiniz gibi değil.Yazılarında porno var.
"Bre haddini bilmeyen seviyesiz" demezler mi adama..
Sen onun yazdığı yüzlerce öykünün içinden sadece 2-3 tanesini alıp ta , o 2-3 öykünün içinde namahrem kelimeler geçiyor diye , bir büyük şahsiyeti nasıl aşağılamaya kalkışırsın?
O 2-3 öykünün devamındaki ibret dolu sözleri ve yol göstermeleri nasıl görmezden gelirsin?
Amerika'da en çok okunan kitaplar arsında geliyor Mevlana'nın eserleri..
Müslümanlığa geçişi sağlayan , müslümanlığın terör , şiddet olmadığını dile getiren , İslamın üzerinde bir şemsiye gibi yer alan Tasavvufu ve Mevlana'yı karalamak sana ne kazandıracak?
Allah'tan kork.Bu mu müslümanlık?
Mevlana'nın İslam'a getirdiği faydanın milyarda birini getirdin mi bu yaşına kadar ?
Ateistlerin eleştirisine eyvallah.Safları belli.Onlar yazar , biz cevaplarız gücümüzce.
Hiçbir ateist senin seviyesizliğine düşmedi.Bu kadar da olmaz ki?
Edebin de bir sınırı var..Ne Türk'lüğünü bıraktın adamın , ne müslümanlığını..
Mevlana'nın felsefesi , benim bu yazıma müsaade etmeyecek kadar insani , hoşgörülü , sabırlıdır.
Senin gibileri ve inandığın o aşağılıkları da hakir görmeyecek , onlara dahi tahammül edecek bir kamil insan seviyesindedir.


Mevlana'ya yönelik iftiralar

pante 08-01-2007 23:32

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Alıntı:

"sevgili pante ,Mevlana hakkındaki *yazılarını zevkle ve bilgilenerek
*okuyorum. *senin görüş açından , Mevlana'ın müslümanlığını *merak ediyorum. yazarsan sevinirim"
Mevlana, sevdiğim, değer verdiğim büyük insan ve filozoftur.
O'nu müslüman da sever, Hristiyan da, dinsiz de, ateist de.
Dünyada kaç insan ya da filozof sayılabilir böyle her kesimden takdir edilen ve sevilen?
O ne sadece müslüman olduğu için, ne sadece hümanist olduğu için ne de sadece panteizm benzeri tasavvufçu olduğu için sevilmiştir. O, tüm yaşamıyla, tavır ve davranışlarıyla, fikir ve düşünceleriyle, inançlarıyla, hitapları ve eserleriyle, dostluğa ve kardeşliğe verdiği önemle, aşkı ve sevgiyi öne çıkarmasıyla, insanlığı ve barışı ilke edinmesiyle, Tanrıyı korkulan değil sevilen varlık olarak sunumuyla, hatta ölümüyle, ölümünün şölen günü ilan edilmesiyle bu sevgi ve saygıya mazhar olmuştur.

Gelelim soruna sevgili Özgür_Beyin;
Mevlana müslümandır. Galu bela müslümanıdır. Bunu aşağıdaki linkte açıklamıştım:

Tanrıya inananlar müslümandır

Mevlana; ne geçmişin Ebubekir, Ömer, Osman, ne zamanımızın Humeyni, Usame, Faysal türünde bir müslümandı.
O, Hallac-ı Mansur gibi düşünür ama onun gibi ölüme meydan okumazdı. Öyle bir gizdi ki eserlerinden müslümanı da, dinsizi de, ateisti ve panteisti de pay çıkarabilirdi.
O, İslam'dan bağnazlık değil, cihat-savaş değil sevgi, barış, kardeşlik çıkarmıştı. Bağnaz ortama rağmen felsefi düşüncelerini İslam'la yoğurarak sunmasını bilmişti.
Evrime-tekamüle inanır, vahdet-i vücud'u yani varlıkların birliğini, bir anlamda panteizmi savunurdu. Ancak bunu İslam'dan bağımsız değil, İslam olarak sunardı. Yüzlerce çeşit İslam yorumcusu içinde o ve Tasavvuf farklı yorum türlerinden biri gibiydi. Üstelik de Anadolu halkları ve Türkler, İranlılar için bu yorum hiç de garip değil, aksine tam da istedikleri, alışageldikleri gibiydi. Belki de genlerinde vardı bu. Onun için Mevlana'ya bağlandılar, benimsediler.

Bir Arabistan'lı için iklimi ve alışkanlıkları nedeniyle namaz ritüeli yeterli olabilirdi ama Anadolu insanı hareketli, coşkun bir yapıdaydı. O nedenle de müzik ve semah onlara ilaç gibi gelmişti.
Bugün folklor da öyle değil midir?

sonra devam ederiz.

ozgur_beyin 09-01-2007 00:30

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
sevgili pante, teşekkür ederim.

sargon 11-01-2007 01:20

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Mevlana konusunu nerdeyse bir yıl önce tartışmıştık. Bu başlık o sırada açılan başlıklardan sadece biri. Burdan devam edeyim. Ben şimdiye kadar Mevlana'yı devrinin hümanist, tasavvuf felsefesini Sünni'lere daha yakın bir tarzda ama yine de kendine özgü bir biçimde yorumlayan bir isim olarak görüm. Aşağı yukarı aynı dönemlerde yaşayan Hacı Bektaş, Ahi Evran, Yunus, hatta Babaları (Baba İshak ve Baba İlyas) bile birbirlerine yakın olarak görmüşümdür. Elbette önemli farklılıklar vardı ama aynı ekolden besleniyorlardı. Batıni (gizemci) bir felsefeydi bu. Mevlana da bu anlayışın en önemli iki üç isminden biriydi.

Şeriatçıların saldırıları karşısında da Mevlana'nın hümanist yanını savundum. Prof. Mikail Bayram'ın üç iddiası vardı.

1. Mevlana Moğol işbirlikçisiydi, hatta ajanıydı. Öz oğlunu bile bu yolda öldürtmekten çekinmemişti.
2. Anadolu'da Mevalana'ya kadarki dönemde kültürel bir canlılık yaşanmıştı. Mevlana bu kültürel canlılığı kapatan ve önüne geçen isim idi. Mevlana ile canlı ortam öldürülmüştü.

Prof. Bayram'ın iddialarına şeriatçılar pornografik yazılarını malzeme olarak ekliyorlardı. Bence bu tamamen önemsiz bir konudur. Anca eğlence malzemesi olarak bir değeri olabilir.

Araştırdım ve Bayram'ın iddialarına o zaman karşı çıktım. Özellikle de ikinci iddiasına. Birinci iddiası doğru çıktı. Başka yazarlar da aynı şeyi yazıyorlardı. Yine de bu durumla ilgili bilinmeyen şeyler olabilir.

Ancak bugün beni açıkçası şok eden bir başka yazı daha çıktı karşıma. Bu sefer yazar pek de öyle tartışmalı biri değil. Bence Türkiye'nin en değerli tarihçilerinden biri: Server Tanilli. "Yüzyılların Gerçeği ve Mirası" adlı kapsamlı çalışmasının 2. cildinden aynen aktarıyorum:

Mevlana Celalediin Rumi (1207-1273), Belhli bir soylu aileden geliyor. Küçük yaştayken, ailesi Anadolu'ya göçer; yetişmesi de orada olacaktır. Mevlana, şiirlerinde, rint bir şair olarak şeriat ölçülerini zaman zaman aşarsa da, temelde bir şeriat adamı olarak kalmıştır. Özellikle Mesnevi'de, bir Kuran yorumcusudur. Öyle, denildiği gibi hoşgörüden yana da değildir; tam tersine felsedeyi yasaklar. Sonra, inanışları dışında kalan bütün dinleri ve mezhepleri Tanrı'dan uzak sayar; Müslüman olup dinin gereklerini bütünüyle yerine getirmeyenlerin bile öldürülmelerini uygun bulur: Din ve mezhep ayrımı yanında ırk ve ulus ayrımı da yapar; Türk'ü ve Hintli'yi kötüler. Onun "aşk" ve "insan sevgisi"nden söz ederken bunları göz önünde tutmalı. Toplumda en yukarıda gördüğü, şeyhler, ermişler, padişahlar, varlıklılardır; alt katta ise halk ve köylüler vardır ve kötüler onları. Bu yanlarıyla, tipik bir egemen sınıfın sanatçısıdır. Öyle olduğu için de, Mevlevilik, bir "burjuva tarikatı" olarak, saraylarda, konaklarda ve seçkinler arasında yayılıp desteklenecektir.

Aynı yüzyılda diliyle ve gönlüyle bir "halk adamı" olan Yunus'la Mevlana iki kutup gibidir; onu, Türk ulusal kültürü içinde görmekse bütünüyle yanlıştır. (Tanilli, agy, sayfa 291)


İlginç bir durum. Ya Tanilli yanılıyor, ya da biz yanlış biliyoruz. En doğrusu bu iddiaları direk kaynaklara bakarak araştırmak. Arama yapmak isteyenler için daha önce Pante'nin verdiği Mesnevi linkini vereyim. Tabii diğer kitaplara da bakmak gerekebilir.

http://www.halveti.net/masnawi.asp?cat=1

frodo 11-01-2007 15:05

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
13.Yüzyılda Anadolu'da başlıca üç "sufi" akım belirgindir.

1.Bağdat okulunun ılımlı ve oldukça sünni mistizizmi.Al-Gazali'den esinlenen bu akım Nur-ed-din,Selahaddin ve halefleri tarafından Suriye ve Mısır kentlerinde yaygınlaştı,ulema tarafından kabul gördü.
2.Gazi birliklerinde izlenebilen ve islamdan "sapkın" şekillerde görünen, bu eğilimi ile Babai geleneğe dayanan sufizm.
3.Zanaatçı ve tacir kesimlerde yankı bulan, Gazi birliklerindeki islam anlayışından daha çok ortodoks (sünni) islama yakın, entelektüel ve Allah kavramı birincilerden daha zayıf "kentli" sufizm..

Mevlevilik bu kabaca tanımlamaya çalıştığımız sufist akımlardan ,kentli entellektüel sufizmine girer. Bu akımın sosyal olaylarla hemen hemen hiç ilgisi yoktur. Daha çok egemenlere ve saraya yakındır.Aynı ekolden gelmekle birlikte "ahi" örgütlenmeleri bile hoşlanmaz mevlevilikten.

Grek ve hristiyan dünyası mevleviliği ve Mevlana'yı sever ve aziz gibi algılarlar. Konyada yaşayan bir keşişin onu ve yaşam biçimini İncil'e uygun olduğunu söylediğini öğreniriz Aflaki'den. Ancak Türklerle ilgili çelişik bir durumdadır Mevlevilik.Gene Aflaki'den öğrendiğimize göre bahçesinin duvarını yaptırmak için Türk işçiler çalıştıran bir soyluya şöyle seslenir : "Efendi..bu inşaat için Rum işçiler almalısın. Türk işçiler yalnızca yıkmak için işe yarar, dünyanın imar edilmesi Greklerin bir özelliğidir, ama o dünyanın tahrib edilmesi Türklere mahsustur." Bu noktada Türkleri "insan görünümündeki kaba hayvanlar" olarak niteleyen
Gazali ile örtüşür düşünceleri. Ancak her iki düşüncede de İranlılaşmış "soylu" Türkler değildir aşağılanan...

Mevlana ve düşüncesi ne kadar özgündür ? Sanırım bu topic güncelliğini koruyacak. İlerde bir kaç not da ben eklemek isterim.

pante 12-01-2007 00:59

Re: Örnek İnsan Mevlana
 
Bir kimsenin bir başkası hakkındaki görüşü, zannı, iddiası hiç birşey ifade etmez. O iddiasını kanıtlaması gerekir. Kanıtı yoksa, iddia doğru olarak nitelendirilemez.
Bu tür bir iddia sevdiğiniz, güvendiğiniz bir yazar, bir lider tarafından da dile getirilmiş olabilir. Bu durumda iddiasına siz inanabilirsiniz. Ama bu gerçek demek değildir. Sizin inancınız o yöndedir sadece. "Bilmem kim de böyle diyor" laflarını kanıt gibi algılamaya, algılatmaya yeltenirseniz eğer; ileride size karşı da sunulacak bu tür iddialara "kanıtı yok" diyemez, ses çıkaramazsınız..
Onun için bu yöntemi alışkanlık haline, temayül haline getirmeyin.

Server Tanilli'nin yazdıkları bu anlamda birşey ifade etmiyor.

Mikail Bayram'ın "Mevlana'nın Moğol ajanı olduğu" iddiası doğru falan çıkmadı. Mevlana'nın Tatarlarla ilgili Mesnevi'deki sözlerinden ya da Moğolların Mevlana'ya dokunmamalarından onun ajan olduğu sonucuna varmak abesle iştigaldir.

Daha önce Özgür Beyin'in sorusunu yanıtlarken şöyle yazmıştım:

Alıntı:

"O, Hallac-ı Mansur gibi düşünür ama onun gibi ölüme meydan okumazdı. Öyle bir gizdi ki eserlerinden müslümanı da, dinsizi de, ateisti ve panteisti de pay çıkarabilirdi."
Mevlana, Hallac-ı Mansur ve benzeri öldürülenler, katledilenler ile arasındaki farkı şöyle yanıtlar:

"Onların makamı âşıklık makamıydı. Âşıklar belalara düşkün olurlar! Bizim makamımız ise maşukluk (sevilmeklik) makamıdır. Maşuk daima hükmünü yürütür. O ruhların sultanı ve nefislerin emiri ve akılların egemeni olur! "

Her insandan kahramanlık, yüreklilik, cengaverlik bekleyemezsiniz. Bazıları silahıyla, bazıları kalemiyle, bazıları sözlü eylemiyle kahramandır. Örneğin Mahatma Gandhi, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi önderidir ama barış adamıdır, şiddete ve teröre karşıdır, pasifist bir yapıya sahiptir. Şimdi biz Gandhi'nin onurlu mücadele tarafını bırakıp, pasifistliğini mi eleştirelim.

Mesnevi'den cımbızla çekilir gibi yapılan alıntılarla bir hoşgörü, barış, sevgi abidesini " Bakın, burada ne yazıyor, demek ki bu adam aslında öyle değilmiş" diyerek kirletemezsiniz.
"Egemenlerin yanında, halkın karşısındaymış, Rumları över, Türkleri yerermiş gibi" sınıfsallık, etnik ayırımcılık yaftası yapıştıramazsınız.

Bu tür yol ve yöntemler kullanıldığında hiç kimse sevdiği, inandığı, güvendiği kişiyi, lideri savunamaz. Bu yolla Atatürk de, Lenin de, Marx da, Turan Dursun da, Orhan Pamuk da aklınıza kim gelirse çürütülebilir o zaman.

"Orhan Pamuk hırsızdır" dedi diye Psiko arkadaşımıza nasıl yüklenildiğini çok iyi biliyoruz ki onun elle tutulur kanıtı dahi mevcuttu. Ama Pamukseverler şiddetle karşı çıktılar. :)


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:09 .