Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Hz.Ali için inmiş ayetler (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2088)

sargon 05-05-2006 13:11

Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Çok enteresan şeyler var bu alevi dünyasında. Buyrun bakalım, Baki Öz'ün "Hz. Ali’nin Kimliğinde Ahlak ve İnanç" adlı araştırmasından Ali için inmiş ayetler:

Kuran yorumcularına göre; Hz. Ali, Kuran’da dokuz ayette “mümin” olarak anılmıştır. Bu ayetler yalnızca onun için inmiştir. Secde 18. ayet Ali ile Velid b. Ukbe arasında geçen bir olay üzerine inmiştir. Ali, ona “fasıksın” demiştir. Enfal 62 Bedir savaşı ile ilgili olarak Ali ile Hamza gibi “müminlere”, Enfal 64’se yalnızca Ali için inmiştir. Ahzâb 23, Tanrısıyla and içip bunun sonucunda şehit olmayı bekleyen Ali içindir. Tevbe 19, Mekke’de hacılara üstünlük taslayan Abbas’la tartışarak onu yeren Ali için inmiştir. Casiye 21 ile Beyyine 7’de “mümin” olarak anılanların içinde Ali de vardır ve üstünlüğü vurgulanır. Maide 55 camide namaz kılan ve rüküde olan Ali’nin sadaka isteyen dilenciye cömertlik göstererek yüzüğünü vermesi üzerine inmiştir. Peygamber Muhammed Ali’nin bu duyarlılığı karşısında çok duygulanmış ve “ehlimden Ali’yi bana vezir kıl, onunla arkamı güçlendir” diyerek Tanrı'ya yakarışta bulunmuştur. İnsan 5-11. ayetleri de yine Ali ile eşi Fatıma’nın cömertlikleri ve işlerini kendilerinin görmesi nedeniyle inmiştir. Bakara 274’se Ali’nin 4 dirhemini gösterişten kaçınarak ihtiyaçlılara vermesi üzerine inmiştir. Mücadele 12’de Ali’nin üstün kişiliğine vurgu yapılır.[1]

Peygamber, 622 yılında Mekke’den Medine’ye gizlice göçerken, kendisinin evinde olduğu kanısını yaratmak ve ve müşriklerce izlenmesini önlemek amacıyla evde Ali’yi bırakmıştır. Ali bu yaşamına mal olabilecek oldukça tehlikeli görevi hiç ikileme düşmeden severek, içtenlikle yapmıştır. Bu Ali’nin Muhammed’e ve onun yoluna olan inancının ve bağlılığının bir sonucudur. Bunun üzerine Bakara 207. ayeti iner. Tanrı buyruğunda yüceltilen Ali için; “…Tanrı rızasına ulaşmak için adeta varlığını ve kendini satar, Tanrı’nın rızasını alır.” denir.[2]

Nahl- 42’deki “zikr ehli”nin Hz. Ali’nin kendilerini amaçladığını İbni Caber-i Taberi yazar. Suyuti, Tevbe 119’daki “gerçeklerle birlikte olun” biçimindeki hükmü “Ali ile olun” biçiminde yorumlar. Peygamber Şuara 214’ü kırk kişinin üzerinde yakın bulduğu bir topluluğa elçiliğini açıklarken, karşı çıkmalar olmuş, Peygamber de içlerinde kendisine candan yardımcı olacak birini istemiş ve bu sadece özveriye dayanan gönül görevini Ali üstlenmiştir. Suyuti’ye göre Taha 29-32. ayetler inerken, Peygamber Hz. Musa’nın kardeşi Harun’u kendisine yardımcı edinmesini örnek alarak, Ali’nin kendisine “vezir olması”nı ve Tanrı'dan Ali ile “güçlendirilmesi”ni ister. Maide 55-56’da sözü edilen “veli” Ali’dir. Ünlü yorumcu Fahrettin Razi de Maide 54’ün Hayber Savaşı’nda sancağın Ali’ye verilmesi üzerine indiğini belirtir. Al-i İmrân 61’deki “oğullarınız”la Hasan’la Hüseyin, “kadınlarınız”la Fatima, “biz”le ise Ali amaçlanmıştır.[3]

Şii bilginler gibi birçok dürüst Sünni bilgin ve Kuran-Hadis otoritesi yazdıkları yorum kitaplarında Kuran’da Ali’yi ve Ehlibeyt’i amaçlayan birçok ayetten söz ederler. Muhammed El Kanduzi, El Hamvini Tahrim 4’ün Ali için indiğini, bunun üzerine Peygamber Muhammed’in “Ali seni müjdelerim. Tanrı senin Cebrail’le kardeş olduğunu söyledi. Meleklerle müminler tanıktır” dediğini belirtirler. Yine El Kanduzi Ahzâb 25’de Tanrı’nın Ali’nin “gücü” ile “savaşın kazanıldığı”nı buyurduğunu yazar. Elhac 1’de “Ali’nin mucizesi” kanıtlanır. Enfal 62’de Bedir Savaşı’nın “Ali’nin gücü” ile kazanıldığı belirtilir. Ankebut 52, Bakara 189, Fatir 32, Yasin 12 ve Raid 43’de Ali yerin göğün bilgisine sahiptir. Her bilgi Ali’dedir. Ali, “Kitabın bilimi”ne sahiptir. Yani, “Kuran-ı natık”tır (Konuşan Kuran). Bu Sünni yazar, ayrıca Bakara 112’nin de Ali için indiğini belirtir. El Baydavi, El Hamvini gibi Şii ve El Ayyaş Vassam gibi Sünni yazarlar İnsan suresinin Ali ve Ehlibeyt için indiğini yazarlar. El Kanduzi Bakara 208’deki “silm” sözünün Hz. Ali olduğunu, “Ali’ye teslim olunuz” anlamını içerdiğini belirtir. Yine aynı yazar Bakara 257 ve 289’la Ali’nin “velâyeti” ve Ehlibeyt’in ve Peygamber’in “şefaati” ile İslam dinine girileceğinin vurgulandığını yazar. Elhaşir 20 ile Rahman 7-8-9. ayetlerinde Ali’nin “velâyeti”nin hak bilinip “yadsınmaması” gerektiğini bu yolla “hakkın kabul edilmesi” belirtilir. Maide 40’da Cennet’le Cehennem’in anahtarları Ali’ye bırakılır. Nisa 144’de “kafirlerin arkalarından gidilmemesi” istenerek Ali “veli ve vasi” kılınır. “Velilik”, Ali’ye ait olur. Bakara 58, Nur 15 ve Elmülk 27’de Ali’nin Tanrı katında “yüceliği” dile getirilir. Bakara 31-37-124’de Peygamber’le Ali ve Ehlibeyt’in “aynı nurdan yaratıldığı” vurgulanır. Enam 160’da Ehlibeyt’e kötülük yapılmasından kaçınılması önerilir. Tövbe 3’de Ali Tanrı’nın “müezzini” olarak nitelenir.[4] Hadid 3’de Ali’nin, öncellerden önce varlık gösterdiği, evrende “ilk yaratılan” olduğu vurgulanır. Şii kökenli hadis kaynakları da Peygamber’in Ali’nin “sır” olduğunu, bu yanının “yadsınamayacağı”, Ali ile birlikte Adem yaratılmadan “Tanrı’nın öz nurundan” 80 bin yıl önce var oldukları, “Tanrı’ya ilk tapınanlar” olduklarını, ikisinin nurunun tüm peygamberlerden ortaya çıktığını belirtiğini yazarak Hadid suresine dayanak kazandırırlar. Al-i İmrân 84’de de gerçek inanan ve İslam’ın Ali olduğu belirtirlir. Ali’nin inancı, örnek Müslümanlığı topluma model olarak gösterilir.[5]

www.alewiten.com , 21.11.2002

----------------------------------------------------

[1] Şemsüddin Ahmet Efendi ve Mustafa Yağmurlu’dan aktaran Uluçay (1997), C. I: 152 vd., 157 vd. Ayrıca Kuran’da Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin ayetlerin geniş bir değerlendirilmesi için bkz. Enis Emir: Fazilet-i Ehlibeyt-i Resullallah, Der Yay. İstanbul 1993: 29-74 .

[2] Bkz. Mahmut Esat (1965): 118; Gölpınarlı (1991): 71 vd.; Çağatay (1972): 160 vd.

[3] Bkz. Gölpınarlı (1979): 30-39.

[4] Konu şu kaynaklar taranarak hazırlanmıştır. Bkz. Şerafettin Serin: Allah ve Ehlibeyt’in Tanıtımı Aleviler, Nusayriler ve Şiiler Kimlerdir?, Koza Yay. Adana 1995: 62-99; Uluçay (1997), C. I: 164-168.

[5] Şerafettin Serin: Ehli Beyt, Koza Yay. Adana: 41, 44, 47.

sargon 05-05-2006 14:16

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Uzun alıntıları okumaktan çok kişinin üşendiğini biliyorum. Ancak bazen bir konuyu anlayabilmek için uzunca bir yazıyı okumammız gerekebiliyor. Bu yüzden bazen araya girip açıklamalar yapmayı tercih ediyorum.

Ali ve ehlibeytle ilgili "inmiş" çok sayıda ayet olduğunu iddia ediyor Şii ve Aleviler. Aslında bana oldukça mantıklı gelen bir iddia bu. Muhammed'in karıları için yada başka bir sürü ıvır zıvır konuyla ilgili ayet olduğuna göre ülke yönetimiyle de ilgili ayetlerin olması beklenir. Zaten çok sayıda hadis var Ali'ye Muhammed'in kendinden sonraki halife olarak gördüğüne dair.

Peki bu ayetler nerde. Ne olmuş olabilir bu ayetlere. Panteidar'dan birkaç defa duymuştum. Şiiler bazı ayetleri keçi yedi diyormuş. Benim gördüğüm kadarıyla pek keçi yedi demiyorlar. Basbayağı ayetler yokedildi diyorlar.

Aslında Kuran yeni baştan yazılmış. Emevi iktidarının ihtiyacı doğrultusunda ayetler çekip çıkarılmış, yüzlerce ayet çıkarılıp metin "nüzul" sırasına göre değil, büyük sureden küçük sureye doğru dizilince ortaya elimizdeki ne olduğu anlaşılmayan, uyduruk Kuran metni çıkmış.

sargon 05-05-2006 14:25

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Kuran ayetleri gelişi sırasında Peygamber’in yanında bulunan bu işin tutkunları tarafından ezberlenerek belleklere yerleştirilir. Peygamber’in ölümüyle ayetleri belleğinde tutan birincil kuşağın yaşlanmaları nedeniyle ölebilecekleri ve giderek Kuran ayetlerinin unutulabileceği, zamanla ayetler konusunda çelişkilerin doğabileceği düşüncesiyle Ebu Bekir’in halifeliği döneminde ezberdeki Kuran ayetleri yazılı hale getirilerek Peygamber’in eşlerinden Hafsa’ya bırakılarak saklanması istenir. Osman’ın halifeliği dönemindeyse bu Hafsa’daki Kuran alınarak bugünkü biçimiyle yeniden düzenlenir. Sure ve ayet adlarıyla numaraları konur. Birden çok nüsha yapılarak genişlemiş İslam Devleti’nin her eyaletine bir tane gönderilerek, toplumdan bu Kuran’a uyulması istenir. Hafsa’dan getirilen ilk Kuran derlemesi metni, ileride çelişecek anlamalara yol açar düşüncesiyle yakılarak ortadan kaldırılır.[1] Kuran’ın son elimizde bulunan biçimi ise, Muaviye döneminde Haccac tarafından düzenlenmiştir.[2] Okul kitaplarına kadar giren Kuran’ın yazılı biçime dönüşmesi bilgisi böyledir. Yalnız, Kuran’ın 114 sure ve 6666 ayetten oluştuğu ve hiçbir kutsal kitaba nasip olmayacak biçimde “eksiksiz” ve “tamam” olduğu sürekli vurgulanır. Oysa, günümüzde Kuran’ın ayetleri sayıldığında 6234 ayetle karşılaşılmaktadır. 432 ayet eksik gözükmektedir. Sünni çevreler kimi ayetlerin birleştirilmesiyle ve ayet başlarındaki 114 besmelenin konmamasının bu eksik görünümün doğmasına yol açtığını ileri sürerlerse de, bu konuda pek inandırıcı olamazlar. Besmeleler eklense de eksiklik giderilememektedir. Bu eksiklik, geçmişte de günümüzde de kafaları haklı olarak kurcalamaktadır. Doğru olduğu benimsenen kimi hadis kitaplarında Kuran yorumları nedeniyle değindikleri kimi ayetlerin Kuran metninde görülmeyişi kuşkuları daha da arttırmaktadır.[3]

İlkin Ebu Bekir döneminde toplatılan ve yazıya geçirilen Kuran’ı toplatma kurulunun başına “Ehlibeyt düşmanlığı”yla bilinen Zeyd bin Sabit getirilmiştir. Bilindiği gibi, Fatıma’nın evine baskına gidenlerden biri de bu Zeyd’dir. Bu işle doğrudan uğraşan, Kuran’a vakıflığı ve Peygamber’e bağlılığıyla, ayrıca “bilimsel yeterliliği” kanıtlanmış olan Ali’nin getirilmeyişi düşündürücüdür. Oysa, bu dönemin İslam öncüleri arasında bilimsel, edebi ve düşünsel yanı olan tek kişi olarak Ali’den söz edilir. Ali neden kurul başkanlığına getirilmemiş de, Muhammed soyuna karşıtlığıyla tanınan Zeyd getirilerek, Kuran bu kişinin yönetimindeki kurula yazdırılmıştır? Oysa, bu bilgi işidir. Buna da en vakıf olan Ali’dir. Ali, zaten o sıralarda bu alanda çalışmalar yapmaktadır. Kuran’ı, Ali’nin derlemesi ve yazması en doğalı ve akla uygunu değil midir?[4]

Sünni halk çevreleri ile bilim çevreleri her ne kadar Kuran’ın “eksiksiz” olduğunu ve “kalem karışmadığı”nı söyleyip yazsalar da; gerçeği o ölçüde örtülemek olası değildir. Bu durumu Diyanet’in eski görevlilerinden ve “İslam tarihi” alanında önemli uzmanlardan M. Asım Köksal da örtüleyememiş olacak ki, Kuran ayetlerinin “altıbin ayetten sonrasının itilaflı” olduğunu belirtmek zorunda kalmıştır.[5]

Şu bir gerçek ki, Haşimi olan Peygamber Muhammed’in dili ile inen Kuran, sonradan toplanıp Kureyş konuşuğuna çevrilince, kimi sorunları da birlikte getirmiştir. Anlamlar, kaynağa göre değişikliğe uğramıştır. Örneğin, Küfeliler Mesud oğlu Abdullah ölünceye dek onun sıralamasıyla Kuran’ı okumuşlardır. Peygamber dönemindeki 6666 ayetin Osman düzenlemesi ile eksikleştiği bilinmektedir. Osman’ın oluşturduğu kurulun Ehlibeyt’e ilişkin kimi ayetleri çıkardığı söylenmektedir. Osman mushafındaki sıralamanın tarihsel inişe uygun olmadığı da kesin bilinmektedir. Doğallıkla bu düzenleme biçimi ve yöntemi de bilime ters düşmektedir. Yine, Kuran’da kimi sözcüklerin ve ifadelerin çıkarıldığı söylenilenler arasındadır. “Ali-Muhammed” (Muhammed’in soyu) tamlamalarının tümü değiştirilmiştir. Maide 67. ayetinin “rebbike”den sonra gelen “Ali” sözcüğü, Şuara 227. ve Nisa 168. ayetlerindeki “Al-i Muhammed”ler çıkarılmıştır. Yine Maide 67’deki Peygamber döneminde varolan “İnne Ali’yyen mevl’el mümine” (Ali müminlerin mevlasıdır) tümcesi de çıkarılanlar arasındadır.[6]

Kuran ve hadis uzmanlarının, yorumcuların ve kimi bilim çevrelerinin belirledikleri gibi özellikle Halife Osman döneminde yapılan Kuran düzenlemesi sırasında Ali ve Ehlibeyt’e yer veren ayetlerlerin önemli bir bölümüyle, yani Ali ve Ehlibeyt’i doğrudan ilgilendiren, onlar için inenlerin çıkarılması yalnızca ima edenlerin bırakılmasıyla; sonradan “Emeviler” olarak Arap-İslam Devleti’nin yazgısında önemli rol oynayacak olan ve aynı zamanda Haşimoğullarının öncesi ve sonrasıyla önemli bir rakibi olan Ümeyyeoğullarını yeren veya onların İslam’ın doğuşundaki olumsuz tutumlarını kötü örnek olarak sunan ayetlerin çıkarıldığı, dahası Ümeyyeoğularını kayıran kimi ayet ve imaların bir Ümeyyeoğlu olan ve aynı zamanda kabile duyarlılığına katı bir biçimde bağlı olan Halife Osman döneminde sokuşturulması hiç de olmayacak şey değildir. Gerçekçi bilim çevreleri bu kuşku üzerinde ciddiyetle dururlar. Ne yazık ki, ilk metnin yakılması düşüncelerin doğrulanması olanağını ortadan kaldırmakta, düşünülenlerin bir savdan öteye gidememesine neden olmaktadır.[7]

A. J. Dierl “Osman Kuranı”nın, Tanrı katında gönderilen Kuran’ın “güvenilir bir kopyası” olmadığını, günümüzdeki metnin “birçok filitreden geçmiş ve özgün biçiminden uzaklaşmış” olduğunu, “deforme edildiği”ni, “niceliksel ve niteliksel kayıplara uğradığı”nı, asıl metnin “çarpıtıldığı”, derleme sırasında Ali ile Peygamber’in “demokratik, adil, hümanist görüşlerini içeren bölümlerin atıldığı”nı, 400 dolayında ayetin çıkarıldığı ve yanlızca “üstü kapalı pasajlar”ın kurtulabildiğini Alman Kuran uzmanlarından Dr. Günter Lüling’e dayanarak yazar.[8]

Kurtubi ve Ayşe’den aktarılan bilgilere göre, Ahzâb suresinin 200 ayet olması gerekmektedir. Kaldı ki bu sure, bugün de elimizde bulunan Osman düzenlemesi olan Kuran’da 73 ayettir. Prof. Süleyman Ateş; “Peygamber döneminde ikiyüz ayet olan bu surenin Osman döneminde ancak yetmişüç ayet olarak, yani aslından çok eksik olarak yazıldığını” belirtir. Prof. Y. N. Öztürk de bu doğrultuda bir saptamadan bulunarak; “Ahzâb suresinin mushaflardaki şeklinden çok daha uzun olduğu ve bir bölüm ayetlerinin Halife Osman tarafından mushaf tertipleme sırasında dıştan bırakıldığı yolunda rivayetler var”dır der.[9]

Özellikle Şii / Alevi çevreler Hz. Ali’nin belki tümünü olmasa bile Kuran’ın önemli bir bölümünü Hz. Muhammed’in sürekli yanında olan ve ona, ona vahiy olunan dine en içtenlikle inanan biri olarak derlediği, sonunda bir “Ali Mushafı / Ali Kuran’ı” doğduğunu söyler ve yazarlar. Doğallıkla bu da tartışılan bir konu olmuş, “Ali Mushafı” bir türlü ele geçmemiş, bu alandaki tartışmalar bir türlü sonuçlanmamıştır. Yalnız, bu alanda önemli “rivayetler” vardır. Salim b. Seleme’nin rivayetinde Ali’nin yazdığı “Mushaf”ın okunduğu belirtilir. Ali, “bunun Tanrı’nın Muhammed’e indirdiği gibi olanı” olduğunu söylemiştir. Cabir’in aktarmasında da Kuran’ı; “Tanrı’nın indirdiği gibi toplayıp belleyenin yalnızca Ali b. Ebu Talib ve ondan sonraki imamlar” olduğu belirtilir. Peygamber ve Ali’in ilk dönem en içtenlikli yakınlarından Ebu Zerr el-Gıffari’nin “rivayeti”ne göreyse; Ali Kuran’ı toplar ve onu ensarla muhacirlere getirir. Peygamber’in vasiyeti gereği onu sahabeye sunar. Yalnız Ebu Bekir, Ömer ve Osman gibi ilk dönemin siyasetinin başını çeken kimseler bu derlemeye itibar etmezler. Dahası ortadan kaldırılması için mücadele verirler. Ali’nin Kuran düzenlemesinin, bu dönemin sahabelerinin bir bölümünün olumsuzluklarını sergilediği ileri sürülmektedir. Tepkiler de ondan çıkmıştır.

Şii bilginlerine göre Kuran derlemesinde ilk adımı Ali atmıştır. Peygamber’in isteğiyle; Ali’nin Kuran’ı toplayıp, sure ve ayetlerini düzenlediği konusunda “icma” vardır. Yalnız Sünni çevrelerde bu konuda farklı yorumlar vardır. Suyuti’nin İbni Sirin’den aktardığına göre; Peygamber’in ölümünden sonra Ali eve kapanarak Kuran’ı toplamıştır. Ebu Davut bu hadisi “zayıf” kabul eder. İbni Hacer’le el-Alusi de “ezberlemek” biçiminde değerlendirmişlerdir. İbnü’l-Münâdi’ye dayanan İbn en-Nedim; Ali’nin Kuran’ı üç günde topladığını ve bu mushafın Cafer ül-Sadık’ta olduğunu yazar.

“Ali Mushafı”nın “iniş sırası”na göre düzenlendiği belirtilir. İbn Eşte’he göre; Ali mushafına “nasih” ve “mensuh”la ilgili bilgiler de eklemiştir. Suyuti de Ali Kuranı’nın “iniş sırası”nı izledğini, bu mushafın “Alak-Müdessir-Kalem-Müzemmil-Tebbet-Tekvir” vb. sıralaması içerdiğini belirtir.

Şiilere göre Ali mushafı önceleri oğlu Hasan’a, sonralarıysa diğer İmamlara ve sonunda ise Mehdi’ye kalmıştır. “Ali Mushafı”, kaybolan bu İmam’ın yanında saklıdır. Bu İmam’ın ortaya çıkışıyla birlikte, belirtilen bu Kuran da açığa çıkmış olacaktır.

Sünni yazarların birçoğu yadsımalarına karşın, Ahmet Faruki Serhendi gibileri de Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın derledikleri Kuran’ın dışında bir de Ali’nin derlediği bir Mushaf’ın olduğunu kabul ederler.[10] Sünni çevrenin günümüzün önemli ilahiyatçılarından Prof. Süleyman Ateş de “Yüce Kuran’ın Çağdaş Tefsiri” kitabında (1988-1992, C. VII: 127 vd.) kendi soyu içerisinde korunup sürdürülen bir “Hz. Ali özel Kuran nüshası”nın var olduğunu kabul eder. Yalnız bunun da Osman düzenlemesinden “surelerin dışında” bir farkının olmadığı düşüncesindedir.[11]

“Ali Mushafı / Kuranı” konusunda bilgi veren Ş. Karataş bu düzenlemeye ilişkin Sünni bakış açısıyla şu değerlendirmeyi yapar:

“Aslında Ali Mushafı bireysel bir çalışmadır ve diğer mushaflardan içerik yönünden bir farkı yoktur. Sadece tertip farklılığı ve Ali’nin, mushafına kimi özel notlar eklemesinden başka bir şey söz konusu edilemez. Ebu Bekir, Kuran’ı toplamayı genel bir boyuta yaymak istediğinden Ali’nin bireysel mushafına itibar etmemiş, onu yeterli görmemiş olabilir. Bu durum kimi ayetlerin eksik bırakıldığı sonucunu doğuramaz. Belki de eksikler Ali’nin tuttuğu özel notlardır ki, bunlar Kuran’ın yorumu doğrultusunda onun Peygamber’den duyduklarına dair olabilir. (…) İlk üç halife döneminde Kuran’ın mushaf olarak toplanması yeterliliğe ulaştığı için Ali halifeliğe geçtiğinde herhangi bir karışmada, değiştirmede bulunmamış; bu bireysel mushaf Ali’den çocuklarına kalmış ve tarihin akışı içinde yitirilmiş olmalıdır. Nitekim bu mushafın Gaip 12. İmam’ın yanında olduğunu belirten Şii söylentiler bu belirlemeyi üstü kapalı olarak doğrulamaktadır”.[12]

Bu konuda ünlü Kuran tarihçisi doğubilimci Nöldeke’nin kuşkular içeren değerlendirmesi ve yorumu şöyledir:

“Hz. Muhammed’in yeğeni ve damadı olan Ali b. Ebu Talib çeşitli geleneklerde bir Kuran derlemesinin sahibi olarak anılır. Bir geleneğe göre, o bunu Peygamber’in sağlığında onun açık buyruğuyla yapmıştır. Söylendiğine göre Ali, bu işi Peygamber’in baş yastığı arkasında bulduğu yapraklar, ipek parçaları ve notlar aracılığıyla yapmış ve Kuran’ı toplamadan evden çıkmamaya and içmiştir. Kimileri bu olayı Peygamber’in ölümünden hemen sonra olduğunu ve Ali’nin andını Ebu Bekir’e biat etmemek için bahane saydığını söylerler. Ayrıca, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Ali’nin insanoğlunda saptadığı unutkanlık dolayısiyle bir karara varıp Kuran’ı belleğinden üç gün içinde kağıda geçirdiğini de anlatırlar. Fihrist yazarı Ali’ye ait Kuran’ın bir parçasını görmüş olmalıdır. Bütün söylenenlerde doğru bir yan bulmak olası değildir pek. Bu bildirilerin kaynakları da (Bunlar Şiilik açısından Kuran yorumları ve Şiilik etkisinde kalmış Sünni tarih kitaplarıdır.) zaten kuşkuludur. Şiiler, mezheplerinin sahibi hakkında ne söylemişlerse tek yanlı kalmışlardır. Bu söylentiler, içerik bakımından, tarihin bütün kesin olgularına aykırı düşmektedir. Ne Kuran derlemesi konusundaki gelenekler ne de başka Osman öncesi derlemeler Ali’nin benzer bir çalışması hakkında bilgiye sahiptirler. Hz. Ali de gerek halifeliği sırasında gerekse daha önce kendi derlemesinden söz etmiş değildir. Ve Şiilerin asla böyle bir derlemeye sahip bulunmadıkları kesindir”.[13]

Eski kaynaklarda sık sık “Ali Kuranı”ndan söz edilir. Bilindiği gibi Büveyhloğulları 11. yüzyılın ortalarında Oniki İmamcılık temelinde bir devlet kurmuşlardır. 12. yüzyıl tarihçilerinde İbn’ül Ezrak El-Farıkî (117- 1177)’ın özgün adı “Meyyafarkin ve Amed Tarihi” olan kitabında Büveyhloğlu Melik Aziz Nasruddevle’yi ziyared ederken; “Hazreti Ali’nin yazısıyla yazılmış bir Kuranıkerim”i birlikte götürerek armağan ettiğini ve “sana dünyayı da, ahireti de getirdim” dediğini yazar.[14]

Osmanlılar döneminde de “Ali Kuranı”na rastlanılmıştır. Bir Ali ve Ehlibeyt âşığı olan Osmanlı kaptanıderyalarından Seydi Ali Reis, Hind seferi sonucunda karadan dönerken Semerkant’ta “Hz. Ali’nin hattıyla yazılmış Kuran-ı Kerim”i gördüğünü ve ziyaret ettiğini belirtir.[15] Seydi Ali’nin bu saptamasını 17. yüzyıl Osmanlı tarihçilerinde İbrahim Peçevi de Seydi Ali Reis’in; “Hazreti Ali’nin yazısı ile yazılı Kuran’ı” gördüğünü belirterek onu onaylar.[16] Araştırmacı Haydar Kaya Topkapı Sarayı’nda basılmayı ve yayınlamayı bekleyen Hz. Ali tarafından yazılmış bir Kuran olduğunu yazar.[17] Demek ki, Hz. Ali’nin yazdığı ve derlediği bir Kuran’ın olduğu gerçektir.

Hz. Ali’nin Kuran’ın büyük bir bölümünü derlediği, dahası Kuran konusunda olayın içinden gelen biri olarak yorumlar da yaptığı doğal ve mantıksal gelmekle birlikte, düzeni eline geçirenler kendilerine karşı gördükleri bu tür verilerin yaşamasına ve insanlığın eline geçmesine ne yazık ki izin vermemişlerdir. “Ali Kuranı / Mushafı”nın da başına gelenler budur. Tarihsel kayıtlar varlığına değinmelerine karşın, bugün elimizde böyle bir mushaf metni yoktur.[18]

www.alewiten.com, 21.11.2002

---------------------------------------------------

[1] Çağdaş tarihçilerden Taberi bu yakılma olayına Halife Osman’ın ağzından anlatarak yer verir. Bkz. Tarih-i Taberi Tercemesi (1983), C. III: 159; Ayrıca Kuran’ın nasıl ve kimlerin elinde derlenip yazıya geçirilişinin öyküsü için bkz. Kaya (1996): 237-245.

[2] Bkz. Sena (1971): 194.

[3] Bütün Kuran edisyonları ve Kuran düzenlemesini bütün boyutlarıyla ele alan bilimsel bir inceleme için bkz. Th. Nöldeke; Fr. Schwally: Kuran Tarihi (Çev. Muammer Sencer), İlke Yay. İstanbul 1970.

[4] Geniş bilgi için bkz. Dinçer (1996): 41 vd.

[5] Geniş bir değerlendirme için bkz. Dinçer (1996): 60 vd.

[6] Bkz. Nejat Birdoğan: Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik, Hamburg Alevi Kültür Merkezi Yay. İstanbul 1990: 50.

[7] Weil, Nöldeke, Schwally gibi Batılı bilginler eldeki sure ve ayet metinlerini karşılaştırarak bizi doğrular sonuçlara ulaşmışlardır. Ortaya çıkan sonuçta Kuran’a karşı bir sahtecilik söz konusudur. Kuran düzenlemesi yaptıran halifeler bu konuma düşmüşlerdir. “Bencilce bir tutumla ayetin tümünü veya bir bölümünü kendi çıkarları için değiştirmişlerdir”. Weil örnek olarak 17. surenin 1. ayetini gösteriyor. Bu savlara göre halife Osman, “Emeviler Aleyhine şiddetle saldırıları içeren vahiyleri Kuran’dan çıkartılmıştır”. Bkz. Nöldeke; Schwally (1970): 102; Koç (1986): 48. Brockelmann’ın bu konuda yorumu da şöyle olur: “Peygamber’in en eski sahabilerinden ve Kuran’ı en iyi bildiğini söyleyen Abdullah b. Mesud gözden geçirilmiş Kuran nüshasının tahrif edilmiş ve eksik olduğuna ilişkin garip bir sav ortaya attı. Bu nüshada, Muhammed düşmanları arasında Ümeyye sülalesinin de lânet edilmiş olduğu ayetlerin kaydedilmediğini söylüyordu”. Bkz. Brockelmann (1992): 52.

[8] Geniş açıklamalar için bkz. Anton Josef Dierl: Anadolu Aleviliği (Çev.Fahrettin Yiğit), Ant Yay. İstanbul 1991: 17, 23 vd., 28, 74, 93, 128 vd.

[9] Bkz. Y. N. Öztürk: Kuran’daki İslam (1997): 518 vd.

[10] Bkz. Dinçer (1996): 42 vd.

[11] Bkz. Y. N. Öztürk: Kuran’daki İslam (1997): 520.

[12] Ş. Karataş: Şiada ve Sünni Kaynaklarda Kuran Tarihi, Ekin Yay. İstanbul 1996: 137-142; Uluçay (1997), C. I: 147-152.

[13] Nöldeke; Schwally (1970): 13 vd.

[14] Bkz. İbn’ül Ezrak: Mervani Kürtleri Tarihi (Çev. M. E. Bozarslan), Koral Yay. İstanbul 1975: 142.

[15] Osmanlı’nın ünlü donanma komutanlarından Seydi Ali Reis IV. Hind seferiyle görevlendirilir. 1553’de sefere çıkar. Yolda gemileri fırtınadan battığından, birbölüm tayfasıyla yolculuğunu yaya sürdürek 1558’de İstanbul’a döner. Hindistan’dan gelirken yol boyu derviş, düşünür ve biim adamlarıyla görüşür. Kutsal yerleri ve türbeleri ziyaret eder. Bunlar arasında Semerkant’ta Hz. Ali Kuranı’nı da ziyaret eder. Bkz. Seydi Ali Reis: Mir’at-ül Memalik (Çev. ve Haz. Necdet Akyıldız), Tercüman Yay. İstanbul: 90.

[16]Bkz. İbrahim Peçevi Efendi: Peçevi Tarihi (Çev. ve Haz. Bekir Sıtkı Baykal), Kültür Bak. Yay. Ankara 1981, C. I: 264.

[17] Bkz. Kaya (1996): 243.

[18] 1950’li yıllarda Alevilik tutkulularından Halil Öztoprak böyle bir metnin Mısır ve Pakistan’da olduğunu ileri sürüp Türkiye’ye getirmek ve yayınlamak savında bulunmasına karşın ne var ki başarılı olamamış, böyle bir metini toplumumuza kazandıramamıştır. Sav, sadece güzel bir tutkudan öteye gidememiştir.

Kaynak: http://membres.lycos.fr/babaishak/links0.html
Bu linke girince alt taraflarda faydalı kitaplar diye bir bölüm var. Çıkan kitaplardan üzerinde hiç bir yazı olmayan sadece bir Hz.Ali resmi olan kitabı tıklayın. Baki Öz'ün "Hz. Ali’nin Kimliğinde Ahlak ve İnanç" adlı çalışması burda duruyor. Epey iyi gizlemişler yani :D

sargon 05-05-2006 20:31

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
İslamiyet'le ilgilendikçe insan sürekli hayretler içinde kalıyor. Genel olarak dinlerin temelinde bilinmeyen şeyler, hayal gücü, çeşitli güçlerle mücadele gibi şeyler var ama İslamiyet bunların hepsinin ötesine geçmiş, çok enteresan bir görüntü sergiliyor.

İnsan elini hangi konuya atsa yalan dolanla karşılaşıyor. Böyle birşey nasıl olabilir, bir bakar mısınız. Hangi konuda sıkı sıkıya sarılınan bir iddia varsa gerçek tam tersi çıkıyor. Birkaç tanesi:

1. Türkler gönüllü olarak müslüman olmuşlardır
Tamamen yalan. Kaynaklarıyla defalarca açıkladık.

2. Kuran değişmemiş tek "kutsal kitap"tır.
Bu topic'deki yazılar bunun tümüyle bir sünni uydurması olduğunu gösteriyor.

3. Kuran apaçık bir kitaptır.
Bunun böyle olmadığını, arapsaçına çevirilmiş, içinden çıkalmaz bir metin olduğunu gösterdik.

4. Ömer adalet timsalidir.
Ömer'le ilgili topic'de de bunun bir uydurma olduğunu açıkladık.

5. Huzur İslam'dadır.
Göstermeye gerek var mı bilmiyorum. Tarih de, güncel de tersini apaçık gösteriyor.

Bu liste böyle devam edip gidecek görünüyor. Bu kadar çok yalan dolan üzerine bir din nasıl kurulur, bir sistem nasıl kurulur. Artık insanın sağlıklı düşünmesini de engelliyor bu din. Ne dese yalan sözüyle bakmaya başlıyor insan. Bunun nasıl böyle olduğu, kimin bu hale getirdiği de bir önem taşımıyor artık. Sonuç bu işte.

akson 05-05-2006 21:48

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Bu genis bilgilerden dolayi sargon a,alevi kulturunde yetismis biri olarak cok tesekkur ediyorum ve bende bir tasdik notu eklemek istedim;alevilerde kesinlikle osman ismi yoktur,hicbir alevi aile cocuguna osman ismi koymaz bu artik alevilerde kemiklesmis bir adet olmustur yillardan beri sure gelen,detaylarini bende yillardan beri kulaktan dolma bilgilerle ogrendigim ve yillarca kafamda soru isaretlerinin cogunu "ozetle"burada buldugum su alevi meselesini kucumsemeyelim arkadaslar,cunku bu kabuk baglamamis yara ulkemizde AB nin bile dikkatini cekmis.Cogunuz biliyorsunuz ki ulkemizde yasayan alevi kesimi seriatin karsisinda yillardan beri "cumhuriyet"semsiyesi altinda golgelenmekte ve bu durumu AB kullanmak istiyor;biz aydin gencler kendini cok akilli sanan AB ye karsi, kendimizi korelmis ve koreltilmis beyinlerden sakindigimiz gibi, yurdumuzu da sakinalim
Sargon a tekrar tesekkurler

05-05-2006 22:17

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
SAÇMALIK ÜZERİNE SAÇMALIK....Hz. peygamber'e küfreden şahsiyetler(!)kalkıp onun en güzide sahabilerinden Hz.Ali'ye sahip çıkmayamı çalışıyorlar.Zamanım olmadığından dolayı yazıların tamamını okuyamadım.Yalnız orada gözüme Mustafa Asım Köksal'ın sözü gözüme ilişti.İslami ilimlerle uğraşan bir şahıs olmamdan mütevellit bu söze rastlamıştım.Benim dikkatimi celbeden o sözün farklı yorumlanması.YANİ O ARKADAŞ KURAN-I KERİM'E KIT AKLINCA BİR HATA,BİR EKSİKLİK İFADE ETMEK İSTİYOR...Pek zamanım yok,ondan dolayı kısaca anlatayım.Kuranı kerim ayetlerinin 6000'den sonrası,yani bu sayıdan sonrası EHL-İ SÜNNET alimlerimizce ihtilaflıdır.yani kimi 6632 ayet vardır demiş,kimi ise 6666 ayet vardır demiştim.Bu kesinlikle dediğim gibi Ehl-i sünnet alimlerince yapılmış içtihadlardır...Fazla zamanımın olmadığını söylemiştim......

deli_cevat 05-05-2006 22:26

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
sayın mücahid biraz daha uzun zamanınız olduğunda yeterince konuşmak ve tartışmak dileğiyle esen kalın
sevgiler saygılar

06-05-2006 08:04

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Alıntı:

ŞERİATÇIYIM";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 32070)
...Pek zamanım yok,ondan dolayı kısaca anlatayım.Kuranı kerim ayetlerinin 6000'den sonrası,yani bu sayıdan sonrası EHL-İ SÜNNET alimlerimizce ihtilaflıdır.yani kimi 6632 ayet vardır demiş,kimi ise 6666 ayet vardır demiştim.Bu kesinlikle dediğim gibi Ehl-i sünnet alimlerince yapılmış içtihadlardır...Fazla zamanımın olmadığını söylemiştim......

Şeriatçı Efendi,

Öyle 'Dur hele şu garpuzu yiyegh de gelek, barnaklar yapışgankene *kiyborda yazılmıyo', 'Suriçi'nde gavga varımış, gecegondu yıgıyolarmış, bi yol gidip seyrediym de sonra gelirim gine' *falan deyip vurkaç olmaz. Sen önce kitabını anladığın bir dilden, öyle tapınarak abdest alarak falan değil, KİTAP GİBİ bir oku hele. İleri geri sallanarak ezeberlemekten bahsetmiyorum dikkat et, roman okur gibi, tarih kitabı okur gibi okuyacaksın. Sonra bir daha geleceksin buralara, görüşeceğiz. Yok memlekette bu kadar dinsiz imansız ve de kitapsızın olması seni rahatsız ediyorsa, yapacağın hiçbirşey yok, ALIŞACAKSIN!! * Kendi terminolojinizdir bu. Daha da rahatsız oluyorsan, rahat edebileceğin sitelere takılacaksın, Adnancıları, Fethullahçıları okuyacaksın. Ama gene de sen en iyisi *kuran okuyarak başla, 'ferahlarsın'. *Hadi koçum bekliyoruz.

06-05-2006 08:31

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Bakınız beyefendi,
benim derdim dini mübin-i İslamdır,ona karşı yapılmış asılsız tarizlere ğöğsümü iktiham etmektir.Allah2ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye çalışan zavallılara irşad edip,onları o bataklıktan kurtarmaktır.Buna bini terminolojide "emr-i bi'l maruf" denir.Benim başka bir iddiam yok...
selametle

deli_cevat 06-05-2006 11:25

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
sevgili şeriatçı efendi ismini aldığın sistemle yönetilen ülkeler kadar zavallı değilsindir umarım umarım sen bu iddalara cevap verebilirsin

06-05-2006 19:17

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Alıntı:

ŞERİATÇIYIM";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 32091)
Bakınız beyefendi,
benim derdim dini mübin-i İslamdır,ona karşı yapılmış asılsız tarizlere ğöğsümü iktiham etmektir.Allah2ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye çalışan zavallılara irşad edip,onları o bataklıktan kurtarmaktır.Buna bini terminolojide "emr-i bi'l maruf" denir.Benim başka bir iddiam yok...
selametle

Seni nasıl irşad ettiler Şeriatçı Efendi? Gittiğin Işık Evlerinde karnını doyurup altına yatak verdiler mi? hani ilk gittiğinde tipi güven telkin eden okumuş yazmış bir 'abi' önce nutuk irad eyleyip sonra odadakilkere hızlı hızlı -cevapları evvelden hazırlanmış- sorular sorup hepsine hızlı hızlı cevaplar alırken orada hiçbirşey yiyip içmediğin halde kendinden geçtiğin oldu mu? Ertesi sabah, *gece ne olduğunu, o tartışmaların *nasıl son bulduğunu hiiiiiç hatırlamadan kendini o evin bir odasında uyanır buldun mu?

Ben buldum. Yirmi yıllık dinsizdim bu olay olduğunda, uyandım, nerede olduğumu hatırlamaya çalışıp hemen annemi aradım;

-'Anne ben artık örtüneceğim, bugünden itibaren de namaza başlıyorum' dedim. Ciddiydim bunu söylediğimde.

Yaaaa Şeriatçı Efendi, ikram ettikleri hiçbirşeyi yiyip içmediğim halde konuşmaları takibetmeye çalışırken nasıl kendimden geçtiğimi merak ediyor musun? Akşamki konuşmaların hiçbirini hatırlamamama rağmen, yirmi yıl evvel kafamda dini inançla ilgili bütün soruları cevaplandırıp bilime ve teknolojiye iman etmeye karar vermiş olduğum halde *nasıl olup da bir gecede, birkaç saatte 'nurlanıp', 'aydınlanıp' *sabahın köründe yok namaza başlayacağım yok kafamı örteceğim diye yaşlı anama telefon edip kadıncağızın tansiyonunu fırlatmamın sebebini merak ediyor musun?

'Sub-liminal messages' denen birşey var Şeriatçı Efendi. CD'yi, kaseti koyuyorlar alete, sen abilerin ablaların konuşurken fonda Sordum Sarı Çiçeğe diye ilahi dinlediğini sanıyorsun, senin sarı çiçeğin içine gizlenmiş ses kayıtları var. Sen üst bilincinle sadece müziği duyuyorsun ama bilinçaltın, beynin gizlenmiş ses kaydını algılıyor. Gizlenmiş ses kaydında Turkakola, Ülker reklamı varsa açıklayamadığın bir açlıkla bakkala, buzdolabına koşup o ürünleri alıyorsun. Yok efendim bisküvi reklamı değil de 'namaza başla, kafayı kapat, şeriata dayalı devlet kur, Cumhuriyeti yok et, bilmemne mesajı alıyorsan deriiiin uykulardan uyanır uyanmaz beynine işlenen talimatı yerine getirmeye koşuyorsun. *

Ya meraktan ya meraktan gelir insanın başına ne gelirse, ama merak etmeden de aslı esası öğrenilmiyor hiçbir şeyin. Meraktan kabul ettim Işık Evi davetini. Çözdüm olayınızı. Darısı senin ve senin gibi enayilerin başına.

Git kendine bir kız bul, sev, seviş, iki bardak şarap için birlikte, bi sinemaya gidin elele seyredin filmi. Huri de nuri de burada evlat, kevser şarabı da.

Hadi git şimdi sub-liminal messages bahsini oku bakayım. Kuranda yazmaz, başka yerlere bakacaksın. Ha bi de bak bakalım ortalıkta kaset, CD faslından ne var, koy makinaya dinle tek başına, ama dikkat et aynı kaseti her dinlediğinde içinden ne yapmak geliyor. Sana bugünlük bu kadar irşad yeter, hazmet, devam ederiz.

Haaa bi de 'sünnetli' sanıyordun ya, sünnetli de değilmiş peygamberin. Şuraya bi yol bakıver hele. http://www.turandursun.com/modules.p...howpage&pid=56
Bu siteye bilimsel açıklamasını da koymuşlar sevabına. İnsandı o adam da...insanları manipüle etmesini bilen, uyanık, küçük yaşta kızlara *eğilimli, çükü olan, çişini yapan, osuran *herhangi bir adamdı (Bkz. Fethullah Gülen). *

Garpuzu yi gel, gene oturak gonuşak Şeriatçı tosunum benim. Büyütme öyle kafanda, senin benim gibi adamın tekiydi.

servet 06-05-2006 21:49

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
yazılanlar soluksuz okunacak türdenmiş, paylaşım için teşekkürler.
insanlar hala kuranın bir harfinin bile değişmediği masalına inanıp duruyorlar, çünkü inanmak istiyorlar. demekki allahın kitabı değiştirilmiş, allah bu kadar acizmi kitabıyla oynatıyor, yani allah insanlara yenilmiş oldu. muhammed neden bu emirleri yazıya dökmedi, çünkü gerek duymadı, ben sağken uygulatırım öldükten sonra ne alt yerlerse yesinler anlayışı gütmüştür.

06-05-2006 23:08

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
İlk cevabım size olacak Cevat Bey;
O beğenmediğniz sistemle 600 yıl bir medeniyet refah ve sükun içinde yaşamıştır.Şimdi bu sistemle yönetilen ülkelerin zelil bir durumda olmasının en büyük sebebi bu sistemi hakkıyla yaşamamaları ve bazı inhiraflar yapmalarıdır.Yani ehl-i sünnetten iraz edip şialık gibi islamiyetle bağdaşmayan bir saçmalığın peşinden gitmeleri gibi..En büyük ikinci amil ise bu ülkelerin emperyalist kimi ülkelerin kuklaları olmalarıdır.Amerika'nın bir piyonu olan Arabistan gibi...Kimi insanların harika,mükemmel bir sistem dedikleri komünizm ise bir asrını bile dolduramadı.Var gerisini sen düşün.Ziya Paşa'nın dediği gibi:
İslam imiş devlete pa-bendi terakki,
Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı...
Elimden geldiğince cevaplarımı kısa tutmaya çalışıyorum."kıymetnadi......"isimli şahsiyetin yaptığı gibi saçma sapan,asılsız hezeyanlarla(birde buna yazının uzun olması eklenince)uğraşmıyorum.Öncelikle sana şu kadarını söyleyeyim ki,söylediklerin birer saçmalık.Şahısların yaptıkları muameleler islamiyete asla izafe ettirilemez.Bende sana senin güruhundan birkaç ahlaksız,şerefsiz insan gösteripte işte bunların işi budur demem nasılsa,seninde yaptığın iş bunun aynısıdır.AMA DOĞRUYA SENİN VE SENİN GİBİLERİNİN LUGATINDA AHLAK ŞEREF MEFHUMUNUN YERİ YOKTUR.Sana hakaret olarak sarfettiğim kelimeler eminim zannınca iltifat olarak telakki ediliyordur.Eğer benimle ciddi olarak tartışmak istiyorsan edep dairesinin sınırlarını geçme ve eğer yapabilirsen(!)benimle ciddi konuları konuş...

akson 06-05-2006 23:26

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Sana cok ciddi soruyorum seriatci;tanri zamandir basligi altindaki sorularimi yanitlar misin?

istavrit 07-05-2006 03:10

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Alıntı:

ŞERİATÇIYIM";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 32143)
AMA DOĞRUYA SENİN VE SENİN GİBİLERİNİN LUGATINDA AHLAK ŞEREF MEFHUMUNUN YERİ YOKTUR...

bay seriatci

islamin en sereflisi ve ahlaklisi muhammeddir...

9 yasinda kizla gerdege girmistir...
evlatliginin karisini bosatip kendine es edinmistir...
60'a yakin kadin cariye almistir...

kilavuzunuz bu ise varin gerisini siz hesaplayin...

Şahısların yaptıkları muameleler islamiyete asla izafe ettirilemez
buna muhammedin yaptiklari muamelelerde dahilmidir?
bir kerede sizden dinleyelim islam ahlakini...ama ayet ve hadislerle..kisisel yorumlariniz ve gormek istediginiz sekli ile degil..sizin ahlak anlayisinizida islama izafe ettirmeyecegiz..islam ne diyor ve ne yapiyor...

konu dagilmasin..cevabinizi (varsa) islamda kadin topic'inde aciklayin lutfen

CMKT 07-05-2006 03:33

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
ŞİALIK İNANCI SADECE İRAN'DA İKTİDAR OLMUŞTUR.Sadece tek ülkede.Fakat vatandaş tüm islam alemi bu yüzden bozuldu filan diyor.İkincisi ki bu acziyetinin en açık kanıtı kişilerin yaptığı islamı bağlamaz filan.Bu tipik islamcı savunmasıdır.Şimdi bu ''KİŞİ''ler diye bahsettikleri ve sıkışınca kendilerini bağlar dedikleri insanların her birini evliya yapmadınız mı?O eli kanlı katillerin adını evliya diye anmadınız mı?Peki ya sonra?Sıkışınca hemen kıvır..Bu gerçekten müslüman belli..

CMKT 07-05-2006 03:37

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
İkincisi ise osmanlı Türk milletine sadece sıkıntı yaşatmıştır.Saraylar devasa birer kerhanedir.Saraylar fuhuş yuvasıdır.Fakat bu saraylarda yaşayan zatlar tarihte övülmekte bazılarına evliya bile denmektedir.Osmanlı her türlü Türk olmayana müsamaha gösterdi fakat Türk milleti o osmanoğullarına tutsak olmuş millet hep çile çekti.İslamcılığını yapabilirsin.Ama Türklüğün adını kullanarak bunu yapma

07-05-2006 11:25

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Mübalağa yapıyorsan,öncelikle evlendiği en küçük yaştaki hanımın yaşı 9 değil...Ama dediğin gibi 9'a yakın ufak bir yaş.Bu sorunun cevabını anlayabilmek için o günkü Arapların şartlarını anlayabilmen lazım.Şu bir gerçektir ve kimi derslerde okutulur.Coğrafi konum veya başka nedenlerden dolayı insanların gelişmesi daha çabuktur.Örnek olarakta sıcak bir memleketteki bir kadın şahsiyetin ergenlik çağı 11-12 iken bu soğuk bölgelerde 16-17'ye çıkar.Dediğim gibi resulullahın 9 yaşındaki bir kimseyle evlendiği yalandır,mübalağadır.
Diğer soruna cevap vereyim:
Öncelikle Hz. Muhammed (s.a.v) manevi evladı Zeyd'den zorla ayırmamıştır.Sizler biryerden birşeyler duyuyor,hiçbir şeye dayanmadan konuşuyorsunuz.Zeyd'in hanımından ayrılmasının sebebi Zeyd'in diğer yaşamında köle olmasından dolayı,hanımıyla aralarında ufak bir tatsızlığın yaşanmasındandır.
Anlayamadım doğrusu neden 60 tane cariyesi var dediğin peygamber hakkında insanlara dağıtmaktan,insanlara yardımcı olmaktan evinde hiçbirşey yoktu demiyorsun.Dur ben sana söyleyeyim;çünkü bilmiyorsun ve yuların başkalarının elinde sürülüyorsun.SANA UYAN DİYORUM.Kesinlikle siyer-i nebi bilmiyorsun.Bana peygamberimizinde 60 cariyesi olduğunu kanıtlayamazsın.
VESSELAM.....

deli_cevat 07-05-2006 11:45

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
dünyada şeriat ile yönetilen ülkelere bak bide laik ülkelere bak hangisi daha geri ondan sonra konuş

deli_cevat 07-05-2006 11:56

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
o yaş 6 olmasın yaşı kemale ermiş birinin 6 yaşındaki kız ile evlenmesi sizin ahlak anlayışınız sana kalsa islamın dışındakilerde ahlak yok bi siz ahlaklısınız bi siz şereflisiniz o da ne şerefse 4 tane kadın almak sizin şerefiniz peygamber sünneti diye 6yaşındaki kız ile evlenmek kadını öcü gibi yapmak acaba neden sadece hz.Muhammede o kadar kadın helal edilmiştir bunu hiç düşündünmü yada neden hz.Muhammed'in kadınları ile olan ilişkileri kuran ile hz.Muhammedin canının isteğine göre yapılacağı belirtilmiştir neden kadınların koynundayken hz.Muhammed'e ayetler daha kolay iner bunu söyleyer sağlam sahih hadisler var itiraz edebilirmisin yada açıklama yapabilirmisin

07-05-2006 15:09

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Acaba helalinden 4 kadınla evlenmenin doğru olmadığını bildiren o deli şahsiyet,bugün yüce önderimizin kurduğu toplumdaki ahlak ilkelerinden inhiraf etmenin izahını yapabilirmi?4 kadınla evlenmek sadece peygambere mahsusmuş.YALAN....Peygamberimizin 9 diğer bir rivayete göre 12 hanımı vardı.İşte 4'ten fazla evlilik yapmak peygamberimize mahsustu.Şer'an bir kimsenin 4 erkekle evlenmesi ayıp oluyorda,hemcins kimselerin veya hayvanlarla izdivaç yapanlarınki modernlikmi oluyor...Sanki evet cevabını duyar gibi oluyorum.Madem ayet istiyorsun al:"Allah size hanımlardan 2'şer 3'er 4'er evlenmeyi helal etti"Ama yok sen hadımsan bunlar gücüne gidiyorsa bilemem.Şairin dediğ gibi:
ATARLAR SENK-İ TARİZİ DIRAHTI MEYVEDAR ÜZRE....(meyveli ağacı taşlarlar)

akson 07-05-2006 15:56

peygamberin "mubarek" hanimlari
 
Ayesi-i Siddiyka:
Resulullah, ilk zevceleri Hatcetü'l Kübra hayatta iken başka bir kadınla evlenmemişti. Ölümünden sonra bir müddet daha evlenmedi. Osman İbn Maz'un hanımı Hz. Hule binti Hakim, Resulullah'a gelerek evlenme konusunu dile getirdi. Resulullah kiminle evleneyim diye sorduğu zaman, Hule:
-Kız da vardır dul kadın da vardır, hangisinmi istersiniz? Dul kadın Sude bint-i Zema, kız ise Ebubekir'in kızı Ayşe. Emr ederseniz ben gidip bir ağız yoklayayım.

Hule Zatı Risaletpenahilerinin gönlünün isteğini öğrendikten sonra Hz.ebubekir'in evine geldi ve meseleyi kendisine anlattı. O zaman *Hz.Ebubekir (r.a.) Resulullah ile din kardeşi olarak sözleşmişti. Cahiliye devrinde söz kardeşlerinin çocukları arasında nikah caiz değildi. *Bu yüzden Hz.Hule'nin sözüne Hz.Ebubekir (r.a.) hayretle:
-Resulullah benim söz kardeşimdir, bu nasıl olur? der.
Hule meseleyi Resulullah'a aktardığında Allah Resulü buyururlar:
-Ebu *Bekir benim din kardeşimdir, bu şekilde kardeşler arasında nikah caizdir.

Hazret-i Sûde Bint-i Zem'a :
Hz.Sude, Hz.Hatice'den sonra Resulullah'ın evlendiği ilk hatun idi. Bu sıralar Hz.Hatice'nin vefatı nedeniyle Peygamberimiz pek üzgün idiler, yalnızlık çekmekteydiler. Hz.Osman Ibn-i Mazun'un karısı Hz.Hule kendilerine:
-Ya Resulullah, yeniden evlenmezmisiniz? diye sorar. Resulullah bu sorusunu nazari itibare alınca, durum Hz.Sude'ye ilewtildi, o da memnuniyetle kabul ederek.
- Fakat usulü *gereğince birde babama sorayım, dedi.
Kısa zamanda bütün hazırlıklar tamamlandı, 400 dirhem mukabilinde Zatı Risaletpenahileriyle nikahlandı.

Resulullah'ın vefatından sonra evden hiç çıkmadı.



Hz.Ayşe'nin Resulullah'a nikahlanması 620 yılında oldu. Nikahın kıyılmasından iki yıl geçtikten sonra zifaf olmuştur.

Nikahını Hz.Ayşe anlatıyor:
"Ben nikah olacağım zaman çocuklarla oynuyordum. Annem benim evden dışarı çıkmama bir şey demezdi. o zamana kadar benim nikahdan haberim yokdu."

Cuveyriye Bint-i Haris:
Hicret'in *altıncı yılında Mustakiloğulları Medene'ye saldırı için hazırlık yapmaya başladılar. Durumu öğrenen Resulullah onlardan önce davranarak onlardan önce davrandılar. Bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar esir olarak alındı. Esirlerin arasında bulunan, kabile reisinin kızı Cüveyriye için, dokuz okkiye altın kurtuluş fidyesi olarak tespit edildi. Cuveyriye yirmi yaşlarındaydı. Kurtuluş fidyesini temin edemeyince Hz.Peygamberimize gelerek:
- E y Allah'ın Peygamberi, benim başıma gelen felaketi *biliyorsun. Sabit beni dokuz okkiye kurtuluş fidyesi ile serbest bırakacak. Beni *kurtar. Resulullah cevap olarak buyurdular ki:
- Ondan daha hayırlı *bir teklifim var, kabul eder misin?
- Teklifiniz nedir ya Resulullah?
- Hem o parayı verip *seni *azat edeceğim, hem de seninle evlenmek istiyorum.
- Memnuniyetle kabul ederim.
- Ben de kabul ettim.

Bu haber hemen yayıldı. Yüz cibvarında bulunan esirleri ellerinde tutan sahabiler, "Biz Allah elçisinin hısımlarını nasıl esir olarak tutabiliriz" diyerek tüm esirleri *serbest bıraktılar. Bu manzara karşısında serbest kalanlar ve diğer Müstakiloğulları İslam'a girdiler.
Zatı Saadetleri Cuveyriye'yi babasına teslim edip, ondan istedi.

Hatice-yi Kubra:
Hz.Hatice ilk önce Varaka ibn-i Nevfel'e nişanlanmış ancak nikah yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale ve ismi İbn-i Nebbaş olan bir zat ile nikahlanır. Ebu Hale'nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid ile evlenir. Atik'in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye ile evlenir. O'nunda ölümü üzerine dul kalır.

Hz.Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli *bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanı *düzenlerdi. bunlar O'nun işlerini idare eder ve ticaretini yürütürlerdi .Hak teala Hz.Hatice'ye bol dünya malı vermişti. Fakat ardı *arkasına geçirdiği *sıkıntılı ve üzüntülü *hadiseler onju dünyaya karşı soğutmuştu.

O zamanlar Zati saadetleri s.a.v.'in pak ve temiz ahlakı, namus ve haysiyeti dillere destan olmuş, bunun için de "EMİN" lakabı
ile anıla gelmekkteydi. Hz.Hatice bütün bunları hesaba katarak, büyük bir istekle, kendilerini, ticaret işlerini idare etmek hususunda vazifelendirmek için haber salar,
"Benim mallarımı Şam'a götürmek ve benim ticari işlerime bakmak istersen, kendi *kölem Meysere'yi senin yanına katarım ve Şam'a gidersiniz. Ne kazanırsanız, başkalrına verdiğim haktan size daha fazlasını veririm" der.

Zatı saadetleri kabul eder, ticaret mallarını yükletip Basra tarafına doğru yola çıkar. Az bir müddet içinde mallarını iyi bir fiyatla satar. Mekke'ye dönüp *hesap görüldüğünbde her defasınınkinin iki *misli *kazanç elde edildiğ i görülür. Hz.Hatice memnun olur o da konuşmuş olduğunun iki misli ni verir.

Zatı Saadetleriyle Evlenmesi

Hz.Hatice, etraflıca bir araştırma daha yapar. Kendilerinde evlenme arzusu başgösterir. Nefise isminde cariyesi ile haber gönderip, isteğini iletir, alınan cevap üzerine haberi amcası Amr İbn-i Esed'e ulaştırır.

Babası Ficar savaşında ölmüş bulunan Hz.Hatice'nin velisi bu amcasıydı ve onun işlerinide o görürdü. Hazret-i Resul-i Ekrem s.a.v. amcası Ebu Talib ve Amr *İbni-i Esed her iki ailenin ileri gelenlerindendi. Aileler o zamnın örf ve adetleri gereğince *Hz.Hatice'nin evinde toplanır. Nikahı Ebu Talib kıyar. Mehir olarak 500 altın mehir tesbit edilir. Hz.Hatice o sıralar 40, Resulullah 25 yaşlarındaydı.

İslamiyet

Allah Resulüne ilk vahiy nazil olduğu zaman, korkarlar, gelip *durumu Hz.Haticeye anlatırlar. Hz.Hatice.
"Sen doğru konuşursun, sılayı rahmi *gözeten kimsesin, emanete dikkat edersin, misafirperversin, halkın sıkınt8ılı ve üzüntülü *zamanlarında yardıma koşarsın, Hak *Teala seni *yalnız bırakmayacaktır."

Hz.Hatice (r.a), amcası Veraka İbn-i Nevfel'e gider, meseleyi *anlatır. Devrin meşhur Hristiyan alimlerinden olan Veraka anlatılanları dinledikten sonra şöyle der.
"İşte bu Musa'ya görünen hususdur ki, şimdi de bunda zuhur etmiştir. Keşki *benim kudretim ve imkanım olsa da O kavminin arasında ortaya çıktığı zaman kendisinin yardımına yetişebilsem. Keşki imkan olsa da sizin kavminiz onu yerinden ettikleri zaman kendisine yardım edebilsem."

Veraka bu sözleri söyledikten kısa bir zaman süre sonra vefat eder. Resulullah'ın uzun bir müddet yardımcısı Hz.Hatice (r.a) olur. Derdini yalnız o dinler. Birlikte gizli *gizli *ibadet ederler. Bütün imkanını ona sunar, eline koluna kuvvet olur.

Sevgisi

Böyle bir bağlılıkla kocasına yönelen kadın elbetki onun rızasını alıp, ona itaat eder, onun rahat etmesini, huzura kavuşmasını düşünür. Bu bir yana Hz.Hatice (r.a.) öyle bir kadındı ki, dirayeti, zekası ve aklı ile kocasına karşı yönelen her türlü *fenalığın önüne geçmesini *bilmiş, kocasına muhalif bulunan müşriklere hadlerini bildirip, onların şerrinden korumayı başarmıştı.

Vefatlarından sonra bile Resulullah *daima onu övgüyle anardı. Bu konuda Hz.ayşe (r.a) şöyle der.
"Hz.Haticeye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem. Bir gün Resulullah'ın yanında Hz.Hatice'den bahis geçmişti. Bu benim damarıma dokundu. Döndüm dedim *ki, o yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir. Resulullah bu sözü *duyunca *kederlendihatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken olduğunu hissettim. Şöyle buyurdular:
'Yemin ederim ki *böyle değil. ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım. o iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiğ i zaman halk bütün bütün kafir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi *malı ve serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan çocuğum olmadığı halde *Hak Teala bana ondan evlat verdi."

Evet, Peygamberimiz Hz.Hatice haytta iken O'nun üstüne başka bir hanım almamıştı.

Hazret-i Meymune Bint-i Haris:Resulullah'ın son nikahları kendisiyle oldu. Bu nikahta Hazret-i Abbbas Ibn-i Abdulmuttalib r.a. vekaleten bulunmaktaydı. O sıralarda Zatı saadetleri umre niyetiyle Mekke'ye doğru yola çıkmışlardı. Zatı Saadetleri Umre ehramını bağladıktan sonra 500 dirhem mehriye ile kendilerini nikahladılar. Umre dönüşü Mekke'ye on millik mesafede, Serf mevkinde konakladıklarında Hz.Meymune oraya getirilmişti, evlenme merasimleri burada oldu.

Cariyesi bir ara Hz.İbn-i Abbas'ın evine gitmişti. Orada karı koca arasında bazı çekişmeler olduğunu görür, arada ufak tefek incinmeler olduğunu anlar, sorup öğrenmek ister, ev sahibi muayyen günlerde, karısının yatağını ayırmak istermiş. Hz.Meymune bunu duyunca cariyesine:
"Git ve söyle, neden Resulullah'ın usülüne aykırı hareket etmek ister. Bu ginbi *durumlarda Resulullah bizim yatağımızda istirahat buyururlardı."

Kendisinden 76 *hadis rivayet edilmiştir.

Hazret-i Safiye bint-i Hayy :Ganimet malları taksm edilir. Esirlerde bölüşülmek için toplanılır. O sırada Sahabilerden Vahye el-Kelbi huzuru saadete arz edip:
- Bana bir cariye lazımdır, der.
Resulullah, esir kadınlar arasından istediğini *seçmesini *buyurur. O da Safiyeyi seçer. Safiye, imtiyaz sahibi bir hatun olduğundan diğer sahabiler bu seçime itiraz ederek:
- Safiye Beni Nudeyr bir kavmin başkanının kızıdır. böyle bir cariye ancak Zatı Risaletpenahilerine yakışır, derler.
Zatı Saadetleri de sahbilerin bu fikrini kabul *buyurdular. Vahye'ye de bir başka cariye verdiler, hem onu razı ettiler, hem de itirazlara meydan kalmadı.
Resulullah, Yahudiler ile bir anlaşma imzaladıktan sonra Safiye'ye İslam ve Yahudilik hakkında görüşlerini sordu.
"Ey Allah'ın Resulü ! İslam'ı arzu etmiş ve sen davet etmeden önce seni tasdik etmiştim. Babam da senin davanın doğruluğu itiraf ederdi. Fakat ırkçılık onu götürdü. Ben Allah'tan başka ilah olmadığına ve senin Allah'ın Resulü olduğuna kesinlikle inanıyorum." cevabını alınca Hz.Safiye'yi azad edip, onunda isteği üzerine kendilerine nikahladılar.
Hz.Peygamber (s.a.v.) yeni hanımını yakından tanımaya fırsat bulabildiği ilk gece onun yanağında yeşil bir benek gördü. Sorması üzerine Hz.Safiyye'nin cevabı şu olmuştu:
-Bir süre önce rüyamda, gökteki ayın yerinden ayrılıpgöğsümün üzerine düştüğünü gördüm: bunu kocama anlattığımda o "Sen şu Medine Kralı ile evlenmek istiyorsun" dedi. suratıma şiddetli *bir şamar indirdi, işte bu onun izidir.

Hayberden ayrılışlarında Resulullah O'nu kendi develerine bindirirler ve kendi hırkalarını onun başına örterler. Bunda maksat halkın Hz.Safiyenin artık Ezvac-ı Mutahherattan olduğunu bilmesidir. Medineye geldiklerinde kendilerine büyük bir ziyafet çektiler.

Hz.Safiye'nin güzelliğini *duyan ensar kadınları görmeğe gelirler. Hz.Ayşe de örtünüp *gelir. Kadınlar görüp *gittikten sonra Zatı Saadetleri Hz.Ayşe'ye yanaşıp yavaşcacık buyurdular:
- Nasıl, Ayşe?
Hz.Ayşe arz eder:
- Bir yahudi kızı.
Zatı Risaletpenahileri *buyururlar:
- Hayır Ayşe, böyle deme, müslüman oldu ve iyi *müslüman.

*Hazret-i Ümmü Habibe:
İrtidad olyından önce Hz.Ummu Habibe bir rüya görmüştü. Kocasının suratı gayet çirkinleşip maymuna dönmüştü. Son zamanlardaki *hareketlerindeki *değişiklikler ve bir rüya ortada bir şeyler olduğunu gösteriyor, ancak bir şey diyemiyordu. Rüya'nın ertesi günü kocası onu karşısına alarak:
"Önceleri din konusunu uzun uzadıya düşünmüştüm. Hristiyanlıktan daha hayırlı *bir din görmeyip Hristiyan olmuştum. Sonra Muhammed'in dinine girdim ve şimdi tekrar Hristiyanlığa döndüm" sözleri ile kocasının gerçekten İslam'dan çıktığını anladı. Ümmü Habibe rüyasını kocasına anlatıp onu İslam'a davet etmeyi *çalıştıysa başarılı olamadı. Kocası da onun üzerinde Hristiyanlığa döndürmek için çok büyük baskı uygulamış ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştı. Hz.Ümmü Habibe dininde sebat gösterdi. Kocasından ayrıldı. Ubeydullah ise içki alemlerinde öldü gitti.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Ummu Habibe yapayalnız kalmıştı. Habeşistanda gurbet bir ülkede dul *bir kadın idi. O Mekke'nin yüksek aristokrat bir ailesine mensuptu. Bu yüzden kolay kolay evlenemezdi. Korunmaya muhtaçtı. Babası ebu süfyan henüz Müslüman olmamış, Müslümanların en büyük düşmanlarındandı. Babasının yanına dönemezdi. Resulullah Ümmü Habibew'nin bu durumunu haber almıştı, iddeti *bittikten sonra nikah için kendilerine haber ulaştırdılar. Bunun için Amr İbn-i Umeyye Damari. Habeşistan hükümdarına gönderildi. Zatı saadetlerinin, mümesili *gelince, Hükümdar kendi *cariyesini Hz.Ummu Habibeye gönderip, meseleyi anlattı:
"Resulullah s.a.v., senin nikahın hakkında bana bir mektup göndermiştir. Şimdi sen bu işe razı isen, bir vekil tayin eyle de nikah işini tamamlayalım" diye bildirdi.
Hz.Ummu Habibe de Halid İbn-i Said'i kendisne vekil tayin etti ve nikahın tamamlanmasını bildirdi. Akşam üzeri Habeşistan Hükümdarı, Müslümanları topladı ve Hz.Cafer İbn-i Ebu Talib'i de çağırıp, şahitlik ettirdi ve kendisi nikahı *kıydı. Aynı mecliste Zatı Risaletpenahilerin ödemesi için dört yüz dirhem mehriye kararlaştırıldı ve bu mehriye nakden Halid İbn-i Said'e verildi. Nikah bitip, hakl dağılıp gitmek üzere iken Hükümdar Said'e dönüp:
"Gitmeyin, durun. Enbiyanın sünnetidir ki, nikah zamanında yemek yene ve öyle gidile" Hepsi oturdular yemek yedikten sonra ayrıldılar.
Nikah kıyıldığında Hicri 6.yıl idi ve *Hz.Ummu Habibe 36 yaşında idi. Nikahdan birkaç gün sonra diğer müslümanlarla birlikte iki gemiyle yola çıktılar. Medinenin limanı olan yere geldiler. *Resulullah Hayber Gazasında Ketibe Kalesinin fethi ile meşgul idi. Tam o sırada onlarda geldiler Peygamberimiz:
"Bilmemki bu iki şeyin hangisi ile sevineyim, Hayber'in fethi ilemi ,yoksa Cafer'in gelişi ile mi?" diye sevincini belirrtmişti. Bu arada Hayber'den alınan ganimetlerden Habeşistan muhacirlerinede hisse verildi.
Peygamberimizin diğer hanımları bu yeni eşi iyi bir şekilde karşılamak istediler. Başlangıçta Hz.aişe onda kendisini kıskandıracak bir şey bulamadı. Zira yaşı fazlaydı. Onu kendi tarafına çekmek istedi. Ebu Süfyanın kızı bunu kabul etmedi. Ebu Süfyan kızının düşmanı ile evlenmesine kızması gerekirken aksine o bir bakıma memnuniyetini ifade etti.
"O reddeedilemeyecek bir erkektir" diyerek bu evlkiliği tasvip *ettiğinide gösterdi.
Resulullah, Ümmü Habibe için daha önceden bir oda yaptırmıştıki bu oda diğer hanımlarınınkine göremescide en uzak olanı idi. Resulullah'ın emriyle Bilal, Hz.Ümmü Habibe'yi odasına götürmüş. O da orada bir süpürge bulmu, yanındaki kölesi ile birlikte odayı temizlemiş, bir kıl yaygı sererek odayı döşemişti. Resulullah eve akşam olup *geldiğinde güzel bir koku hissetmiş, odayıda döşenmiş olarak görünce:
"Kureyş kadınları etrafı döşeyen, yerleşik kadınlardır. Bedevi *ve arabi *değilerdir." buyurarak Hz.Ümmü Habibe'nintemizlik ve döşeme zevkini takdirt etmişlerdir.
Peygamberimizin, onunla evlenmesi, onun sabrının, cihadının ve çektiği sıkıntıların bir mükafatı idi. Ayrıca bu evlilik İslam Hukuku bakımından da önem taşımaktaydı. Çünkü *bu nikah "Gaybi nikah" olarak icra edilmişti.

Hazret-i Ümmü Seleme :
Zatı Saadetleriyle Evliliği

Ebu Seleme'nin vefatında Hz.Ummu Seleme r.a. hamileydi. İddet geçtikten sonra Hz.Ebu Bekir, bu hatunun yalnızlığını ve kimsesizliğini *düşünerek evlenem teklifinde bulundu, fakat Hz.Ummu Seleme kabul etmedi.
Zatı Saadetleri olan bitenlere çok üzülmüş ve müteessir olmuştu, bu sefer kendisi Ummu seleme'ye bir teselli olmak üzere kendisine nikah haberi *gönderir, Hz.Ummu Seleme elbetteki emr-i Saadeti kabul *etmiyorum sdiyecek değildi. Ancak bir kaç gün gecikti ve bazı şartlar ileri *sürdü. Resulullah da şartları kabul buyurdular.
Hicri 4.sene Şevval ayında, nişkah akdi *tamamlandı. Acısı dinmiş, ömrünün sonuna kadar da bu saadetin tadını aklından çıkarmamıştı..
Ebu Seleme'nin onun için ettiği *duası kabul olmuştu:
"Ya Rabbi benden sonra karım Ummu Seleme'ye benden çok daha iyi bir koca nasib eyle"
Zati *saadetleri, Hz. Ummu Seleme ile nikahlanınca kendisine ev eşyası olark, bir çift el değirmeni, iki su tulumu, bir yatak ve içi *hurma lifleri ile doldurulmuş iki yastık, lütf ettiler. işte yeni evlilerin ev eşyasu bu idi. Zatı Saadetleri, diğer hanımları içinde bunun aynısını vermişti..
Hz.Ummu seleme'nin güzelliğini duyan Hz.Ayşe nikahtan sonra gıpta eder, kendisini *görmeğe gelir. Görünce:
"Ummu Seleme, söylendiğinden daha da çok güzeldir" der. Gelir meseleyi Hz.Hafsa'ya anlatır. *O da: "Halk *böyle demiş ve sen tesir altında kalmışsın, güzelliğine güzel ama bira mübalağa etmişler..." Hz. Hafsa böyle demesine der ama içini *bir kuruntu alır. İkisi birlikte gidip görürler ve iyice dikkat ederler. Bu sefer Hz.Ayşe şöyle der: "Hafsa haklıdır"
Hz.Ummu Seleme Resulullah ile evlendikten ve evine geldikten sonra Zatı Saadetleri kendini ilk görmeye geldiklerinde, Hz.Ummu Seleme, kucağında süt çocuğunu emzirmekteydi. Resulullah bu durumu görünce geri çıkarlar. Süt kardeşleri bu durumu haber alınca üzülürler ve çocuğu alıp *kendi *evlerine götürürler. Bir kaç gün evlerinde baktıktan sonra çocuğu geri *getirirler.
Hz.Ummu Seleme, Resulullah ile evlendiği ilk gün bile kendi eli ile yemek pişirmişti. Tesadüf aynı *gün kadın sahabilerden Hz.Zeynep Bint-i Huzeyme vefat eylemişti. Koca evine geldiğinin hemen akabinde, onun evine gidip, yokladıktan sonra derhal işe girişir, hemen bir tencere alır, bir parça yağ eritir, daha önce öğütüp hazırlamış olduğu unu ve tatlıyı karıştırıp, gayet nefis ve lezzetli *bir yemek hazırlar Ev eşyası daha önce getirilip *hazırlar ve bu yemeği *yerler.


Hazret-i Zeyneb bint-i Cahş :Köklü ve değişmez bir gelenek olarak üst tabakaya mensup, asil ve zengin kızların fakir ve kölelerle evlenmesi yasaktı. Ancak Hz.Zeyneb'in ilk kocası Hz.Zeyd İbn-i Harise *r.a. Resulullah'ın azadlı *kölesiydi. Bu zatı, Zatı saadetleri *evlatlığa kabul edip, azat etmişler ancak o Resulullah'ın yanından ayrılmamışlardı. Resulullah'ın emirleri gereğince, Hz.Zeyneb r.a. ile evlendiler. Fakat bu çok acayip bir durumdu. Hiç alt tabakadan biri hemde azatlı bir köle asil bir aile kızı ile evlenemezdi. Fakat, İslamiyet, insanlar arasında eşitlik ve birlik hükmü ortaya koyunca, böyle bir cahiliye geleneğinin ortadan kalkması gibi tabi bir şey ne olabilirdiki? Resulullah (s.a.v) bu uygulama ile, İslam da insan eşitliğini ortaya koyuyordu.

Bilindiği gibi Allah elçisinin en önemli tebliğ metotlarından biri de Allah tarafından gelen emir ve yasaklar önce kendisinde uygulaması, şayet bunları kendi şahsında uygulama imkanı yoksa veya böyle bir imkanı bulamamışsa, o emir ve yasakları en yakın akrabalarına uygulaması idi. *


Bu uygulama doğrultusunda; Resulullah (s.a.v.) halası "Ümeyye binti Abdulmuttalib"in kızı Zeyneb binti Cahş'i, Zeyd b. Hârise'ye birbirleriyle evlenmek üzere aday olarak belirler, Zeynep Zeyd *kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk saymaz ve ona varmak istemez..

...ve Cenab-ı Hak buyurur:

"Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır." (1)


Bunun üzerine Zeyneb, Allah ve Resulünün emrine itaat etmek için Zeyd ile evliliği kabul eder. Hz.Zeyneb r.a., şahsı için değil, İslamını hükmünü herkes anlasın, *diye rıza gösterir ve evlenir.

Evliliğin üzerinden bir sene kadar geçmiş olay bir örnek olmuş kök salmıştı.


Ancak, Hz.Zeyneb r.a sırf Resulullahın emrine itaatla Zeyde varmış, fakat gereği gibi ısınamamıştı. Ara sıra Peygamber'e akrabalığından dolayı şerefli olması ve asaletiyle övünerek Zeyd'e karşı büyüklenmek istiyordu. Gerçekten kumandanlığa layık olarak yaradılmış olan Zeyd buna bir süre sabretti ise de Resulullaha varıp Zeyneb'den ayrılmak istediğini arz eyledi. Resulllah (s.a.v.)da bunu nefsinde uygun gördüğü halde, birdenbire müsade etmeyip buyurdular ki:
- *Hanımını kendine sıkı tut *Ve Allah'tan kork. Kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün, *Allah katında helallerin en çirkini boşamadır.

Zatı Saadetleriyle Evliliği
İslam'dan önceki Cahiliyye döneminde yaşayan güçlü *örf ve geleneklerden biri de evlatlığın öz evlat gibi muamele görmesiydi. Hatta bu sebeple başlangıçta Zeyd b. Harise'y "Zeyd bin Muhammed" deniyordu. Yani "Muhammed'in oğlu, Zeyd". bu anlayışa göre hareket edildiği takdirde elbetteki öz evlat ile baba arasındaki hükümler neyi gerektiriyorsa evlatlık ile baba arasındaki hukuk bunu gerektiriyordu. Evlatlığın hanımın evlatlığı, öz oğlun hanımlığı gibi kabul ediliyordu.


... ve sıra bu *kötü adetin ortadan kaldırılmasına gelmişti.

Cenab-ı Hak buyuruyor:


"Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah Katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek *yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir...." (2)


Bu ayeti kerimenin nuzülünden sonra Zeyd'de, *Zeyd b. Harise diye çağrılmaya başlandı. Evlatlık müessesinin böylece, Kur'an-ın emri ile kaldırılması ile bunun bir kalıntısı olan "evlatlık hanımlarının, evlat edinenler tarafından alınamayacağı" anlayışınında ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu durum için en uygun durumda olan bu sefer *Resulullah idi. Ortaya çıkacak fitne ve dedikodudan çekiniyordu. Ama İslam'ın gerektirdiği bu prensip, kesinlikle kendisi üzerine uygulanacaktı. *

Cenab-ı Hak buyuruyor:


"Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir." (3)


Hz.Zeyneb r.a. Resulullah'ın emriyle Zeyd ile evlenmeğe razı olmuş ve sonra da boşanmıştı, çok üzüldü. Zatı saadetleri, onun gönlünü almak maksadıyla kendisi onunla nikahlamaya karar verir. Kendisi için isteme görevide iddeti bitince Zeyd b. Harise verilir. Zeyde bu görev başlangıçta çok ağır geldiysede, görevi yerine getirmiştir. Zeyneb bu konuda Allah'ın emrini *beklediğini *söyler bunun üzerine yukarıdaki ayeti kerime nazil olur. Nikah işi hemen tamamlanır. Resulullah *beklemeksizin Hz.Zeyneb'in yanına gelirler. Bu arad düğüne icap edenler yemeklerini yemiş, oturmakta çene çalmaktaydılar. Müslümanlar devamlı gidip geliyorlar, vakit geçtikçe geçiyordu. Resulullah bu durumdan müzdarip olmasına rağmen bir şey diyemiyordu. Tam o sırada vahy nazil oldu:


"Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın Resûlü’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah Katında çok büyük (bir günah)tır." (4)

Bundan sonra Resulullah evlerinin kapısına perde astılar. Hz.Zeyneb'in düğününde Resulullah bir keçi *kestirmiş ve gelen misafirlere ikram ettirmişti.

Bir gün Hz.Zeynep r.a. Peygamberimize arz eder.
-Ya Resulullah, ben sizin diğer karılarınızın hiç birine benzemem. Bu hatunlarınızın hiç *birisi benim gibi *değildir. Bunların hepsinin de nikahlarını, babaları, kardeşleri, yahut da aileleri *veya velileri kıydırmışlardır. Yalnız benim nikahım Melekutte kıyılmış ve zevceliği Hak Teala tarafından size bildirilmiştir"

Münafıkların "Oğlunun hanımını nikahladı" dedikodularına Cenab-ı Hak şu ayet-i kerime ile cevap verdi:


"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir." *(5)

Hazret-i Zeyneb bint-i Huzeyme:İsmi Zeyneb. Lakabı Ümmül-Mesakin (fakirler anası).İlk evliliği Abdullah Ibn-i cuhuş ile olmuş. Hicretin 3. yılında Uhud gazasında beyi şahit olunca, aynı sene Resulullah ile nikahlanlandı. Ancak bu birliktelik üç ay sürdü. ahiret seferine çıktı. Hz.Zeyneb, Hz.Hatice'den sonra Resulullah'ın hayatta iken vefat eden ilk hanımıdır. Vefat ettikleri *zaman, 30 yaşlarındaydı.


Cenaze namazını bizzat Zatı Risaletpenahileri kıldırdı. Bakıy mezarlığına defnedildi.

Gerek Cahilliye, gerekse İslami dönmede fakirlere çok acıdığı, onlara karşı merhametlive şefkatli davrandığı, karınlarını doyurup sadaka verdiği için Ümmül-Mesakin diye isimlendirilmişti.



İslam'ın belki de hicretin üçüncü yılından itibaren yayılmasında oynadığı küçümsenmeyecek bir rolü bulunmaktadır. Hz.Zeyneb'in kabilesi Amir b.Sas'a, o dönem Arabistan'ın en kuvvetli kabilelerinden biri idi. Bu kabilenin İslam ile olan münasebetleri, hicretinüçüncü senesinde, müslüman tebliğcilerin şehit edilmesi edilmesi ve bilahere bu kabileden iki müslümanın bir müslüman tarafından (islamı kabul ettiklerini bilmeden) öldürülmesi üzerine acıklı bir şekilde bozulmuştu. Bu büyük kabilenin İslam'a karşı taşıdığı düşmanlığın devam etmemesi için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Bu sebeple daha önve evlenip, dul kamış olan ve menvi tesiri herkes tarafından kabul edilen Zeyneb'le evlenen Resulullah bu düşmanlığı ortadan kaldırmayı hedeflemişti. Böylece o kabilenin, islam'a karşı olan kin ve düşmanlığı de bir ölçüde hafifletilmiş olacaktı.

Hz.Zeynep binti Hüzeyme hakkında 3 aylık *kısa birsüre içinde bizlere intikal eden pek fazla bir şey bulunmamaktadır. *Hiç çocukları olmamıştır.


Kaynak:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi

Not:Kendi kaynaklarindan aldigim bu derlemelerin bana bir aciklamasini yapar misin SERIATCI bey lutfen

deli_cevat 07-05-2006 17:03

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
şeriatçı yazdıklarımı gözünden başka organınla okuma lütfen ben peygamberin 4 karısımı var dedim yoksa 4 tane kadın almak sizin şerefiniz *mi dedim ayrıca benle biraz daha türkçe konuşsan iyi olur yoksa bende rusça yazmaya başlarım

pante 08-05-2006 00:35

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Sargon ;
Birkaç gün yoktum. Okumadığım yazıları yeni bitirdim. Bu başlıkta güzel bir konuya değinmişsin. Daha önce ben parça parça değinmiştim kimi yazılarımda. Yalnız ayetlerin keçi tarafından yenmesi konusu, sadece recm ayeti ile ilgili öne sürülüyor. Senin yazdıkların ilk toplanması ve Osman tarafından 2. kez elden geçirilmesine yönelik öne sürülenler. Ortada 400-500 ayet yokolmuşsa, keçinin yediği iddia edilen sadece 1 ayet.
Recm ayetinin olduğu önce Ömer tarafından iddia ediliyor. Yani, Ömer toplanmış olan Kur'an'da recm ayetinin olmadığını duyunca itiraz ediyor ama kabul görmüyor. Bu Ebubekir'in halifeliği sırasında oluyor.
Sonraki dönemlerde recmi uygulayanlar ise bu keçi hikayesini öne sürüyorlar. Recm ayetini keçinin yediği hikayesi İbni Mace Nikah 36,1944 ve Hanbel 5/131,132,183 ve 6/269’da geçiyor.

sargon 08-05-2006 01:55

Re: Hz.Ali için inmiş ayetler
 
Sağol panteidar,

açıkladığın iyi oldu. Çünkü ben senin bu keçi hikayesini Şiilerin iddiasını küçümsemek için anlattığını düşünüyordum. Adamların ileri sürdüğü ayet sayısı oldukça yüksek. Ancak ben bunun da fazla bir anlam ifade ettiğini düşünmüyorum. Yani Ali ve Ehlibeyt'le ilgili 400-500 ayeti temizlediler diyelim. Kuran bu yüzden mi anlaşılmaz bir kitap haline geldi acaba. Kasas suresinde göstermeye çalıştığım gibi ortada Ali'nin, Ehlibeytin bahsinin olmadığı ayetler bile arapsaçı durumunda. Anlamak için ya eline Tevrat alacaksın, yada bir tefsir kitabı. Ki tefsir kitapları da olayı yine Tevrat ve Talmut'tan anlatıyorlar.

Kısaca eğer anlaşılır bir kitap olsaydı 400-500 ayet çıkmasına rağmen hiç değilse bazı bölümleri yine *anlaşılır, açık bir kitap olurdu. Baştan kötü yazılmış, ayetlerin çıkması değil bence onu bozan. Ama bu ayetlerin çıkarılması Kuran'ın hiç değiştirilmediği iddiasının sadece bir sünni uydurması olduğunu gösteririr.

Sünni uydurmalarının diğeri de Tevrat'ın değiştiğidir. Muhammed zamanındaki Tevrat ile bugünkü Tevrat aynıdır. Hatta Muhammed'den 500 yıl önceki Tevrat da aynıdır. Kumran metinleri (ölü deniz tomarları) bunu gösteriyor.

Sünni mezhebin nerdeyse herşeyi yalan. İnsan hayretler içinde kalıyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:31 .