Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Felsefik Tartışmalar (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=148)
-   -   Diyalektik Ne Değildir (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22899)

spartacus 31-01-2011 13:07

Diyalektik Ne Değildir
 
Sorucu - Bir şeyi merak ettim öncelikle. Neden böyle bir başlık açma gereği duydunuz ve neden "Diyalektik Nedir?" değilde "Ne Değildir" ifadesini kullandınız.

Çünkü felsefenin işi ideolojik-politik kavgalar değil, bilgiye ulaşma çabasıdır, bilgidir. Bilgide ideoloji de olmaz, politika da. Ama bilgi her alanda kullanılabilir. Görüldüğü gibi bunlar farklı şeyler. Alanınız bilgi olduğunda ideolojik-düşünsel her yaklaşım sizi rahatlıkla tuş edebiliyor. Çünkü önyargıları kıramıyoruz.

Sorucı- Neden "ne değildir" kullandınız?!

Gönül isterdi ki "Diyalektik nedir?" diye bir başlık atayım. Öyle bir şey ki; diyalektiği en temelde evrim gibi, kısaca öncelikle olgu temelinden düşünmaliyiz. Nasıl ki piyasa açısından baktığımızda, "Evrim" ne olduğundan çok ne olmadığıyla ilgili safsatalar ve çarpıtmalarla sunuluyor ve milyonlarca kişi çeşitli şarlatanlıklarla aldatılabiliyorsa, diyalektik açısından da buna benzer tutumlar, önyargılar ve salt öznelci yaklaşımlar sergileniyor. Bu önyargılar diyalektiğin ne olduğu değil hep ne olmadığı üzerinden yanılsamalar üretiyor, ve kendi yanılsamalarını işte diyalektik budur diye sunuyorlar ve günümüz dünyası açısından da hakim ideolojiler açısından baskın bir hal alabiliyor. Bu konuda, bunun arka planında yatan ideolojik sebeplere de değinmeli.

siz "Dünyaya formel mantıkla bakmak idealizmdir" demiştiniz, burada amacınız formel mantığı kötülemek mi?

Hayır değil, formel mantık idealist mantıktır. Yani düşünce ve biçime dayalıdır ve öze bakmaz. Bu durumu kağıttan dünya mı? sorusu üzerinden değerlendirecğim.

Sizce, nesel olarak baktığımızda diyalektik nedir? Ve ne kadar zamandır diyalektiği kullanıyor ve irdeliyorsunuz?


Diyalektik bir olgudur. Diyalektiği yaklaşık 20 yıldır gözlemliyorum(tabi öncesi öğrendiğim süreçlere girmiyorum), şu kadarını söyleyim aklınıza ne kadar ideolojik, politik unsur gelirse hepsini bu başlıkta rahatlıkla çöpe atabiliriz. Diyalektik öncelikle olgu olduğu için, bu olguyu bilerek, düşünce sistematiği olarak kullanmak ile bilmeden kullanmak aynı sonucu doğurmuyor. Gerçekten hiç bir olaya, hiç bir şeye tek bir boyuttan-yönden bakmamak ve hareketin içselliğinde yatan çelişkiyi görebilmek bütünü kavrama, anlama açısından da muzzam kolaylıklar sağlıyor. Tarihten öyle örnekler verebilirim ki, bu gün bir evrimi düşünün, emin olun zamanımızdan yüz yıllar geriye gttiğimiz de diyalektikçilerin evrimi felsefi açıdan nasılda yakaladığını göreceksiniz. Çünkü diyalektiği evrimden, hareketdtn söküp attığınız an, geriye ne hareket ne de değişim namına bir şey kalmıyor.

diyalektik neden gereklidir?

Bunu ilerleyen zamanlarda ele alalım. Zaten başka bir başlıktan buraya yazılarımdan birisini olduğu gibi aktaracağım. bu gerekliliğin orada görüleceğinden kuşkum yok. Belki ilerleyen safhalarda tekrar değinebiliriz. kaldı ki bir olgu'nun gerekliliği veya gereksizliğini tartışmak da saçmadır. Çünkü olguya irade yükleme işi idealist savrulmalara dönüşür.

Diyalektiğe olgu olarak karşı çıkmak nasıl mümkündür?

Mümkün değildir. Olgu olarak diyorum, ama izahatlara karşı çıkılabilir. Hareket ve değişime karşı çıkılmadan diyalektiğe karşı çıkılamaz, kısaca mümkün değil.

Sorucu -diyalektiğe bilimsellik atfediliyor, sebebi nedir ya da nasıl bir bilimselliktir.

Bilgiyi, bilginin de özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin yorumu olduğu gerçeğinin dışlanmışlığı durumunda, bilimsellik de(ki yanlış da olsa) kişilere göre tartışılır bir kavrama dönüşür. İnsan uydurduğu masallar, tanrılarının dahi sözde bilimini yapmış. Yöntem olarak kullanıldığında, diyalektik açısından bilginin, verili an, koşullar bağlamında gerçeklikle bağdaşıp bağdaşmadığı önemlidir. Yani bilgi, daha doğrusu yorum gerçeklikle bağdaşmadığı ölçüde doğru kabul edilmez. Tabi doğru kabul edilenin de değişeceğini öngörür. Yani şu ya da buna dair bilgiye mutlak olarak yaklaşılamaz. Hem bu yüzden, hem de temelde, ilişki, çelişki ve etkileşimlere yönelim ve çözümleme yöntemi ve aralarındaki bağlamı kavrama açısından da bilimseldir zaten.

Sorucu -şu yanlışlanabilirlik ilkesi gibi bir şey değil mi bu?

Eğer mesele subjektif, sırf biçime, sunuma dayalı olsaydı, öyle denebilirdi, ancak objektif taban açısından "yanlışanabilirlik ilkesi" saçmalıktan ibaret. Diyalektikte değişkenlik sadece bir düşüncenin, bilginin idealistçe değiştirilmesi değil, daha önemli düzeyde nesnele olan bilginin de gözlemlere dayalı(çelişki, ilişki, etkileşim) değişkenliğiyle ilgilidir. Yani objektiftir, mesele bilginin değişmesi değil, olgu düzeyinde ele alınabilirliğidir...
diyalektik bir bilim değildir demiştiniz.

Kelimenin saf anlamıyla bilim değildir. Evrim bilim olabilir mi? Evrimin bilim olması için bilim icra ediyor olması lazım. Ama onun bir iradesi yok. Ama ne bilimsel olabilir? Teorisi. Diyalektikde bilimselliği arayacağımız ölçüt teorisidir ve bu bakımdan bir yöntem olarak bilimseldir denebilir.

Diyalektikde yanlışlanabilirlik ilkesi yoktur denmesinin kaynağı nedir.

Yanlışlanabilirlik İlkesi, öznel ve sözde, subjektif temelli, biçime dayalı saçma bir ilkedir. Yanlışlanabilirlik anlam ifade etmiyor, yorumlar neye dayalı yapılmıştır, gözleme, o halde hem yorumlananaın verisi hem de gözlemin kendisi ve yorum irdelenmelidir, bunun yolu da doğrulamaktır(bu Popper'ın çarpıttığı gibi mutlak olduğu anlamına gelmiyor, ancak gözleme, veriye dayalı, objektif temelde yapılan her yprum, bilgi ve bilimseldir, bilimsellik illa mutlak doğru çözümelemde bulunmak değildir, gözlem ve elde edilen veriye göre yorumlamayı gerektirir)... Kaldı ki diyalektikte değişmezlik diye bir ilke yoktur. Bazı filozofların materyalist diyalektik yerine idealist diyalektiği esas almasından kaynaklı kavram ve kafa karışıklığı olabiliyor. Burada bizi ilgilendiren materyalist diyalektiktir. "Akıp gitmekde olan bir nehirde iki kez yıkanamazsınız. Heraklitos" Hatta daha sonraki diyalektikçiler, akmayan suda da iki kez yıkanamayacağımızı ortaya koymuşlardır. Diyalektik dediğimiz olgu bağlamında çelişki, ilişki,hareket, değişim iken yöntem bağlamında da çelişkileri çözerek hareketi, değişimi çözümleme yöntemidir, aslında hiç de karmaşık değil, her olgu gibi basittir.

spartacus 31-01-2011 14:03

Sorucu - Peki o zaman "formel mantıkla dünyaya bakmak" ile kastınız nedir bir örnek verebilir misiniz?

Tabi verebilirim. örneğin, doğada ya bir düzen vardır ya da bir düzensizlik.

Doğada bir düzen mi var? Bu soruyu kendisine soran bir çok kişi doğada bir düzen olduğuna inanmaktadır. Bunun nedeni formel mantığın yapısıyla ilgili değil de, formel mantığın yanlış kullanmasıyla ilgilidir. Doğaya böyle bir ikilem ile yaklaşmak idealizmdir. Eğer biz de bu idealist tutarlılığı bozmadan devam edersek o halde bu düzeni sağlayan bir şey olmalı dememiz gerekir. Böylece idealizmin temel aldığı, temelini temsil eden "KİM?" sorusu akla gelir ki, bu soru idealizmin temelidir... Fakat burada bu biçimde kafa yorarsak farkında olmadan üzerini örttüğümüz bir çelişkileri atlarız.

Sorucu - Peki, neden düzen ve düzensizliği ayrı ayrı olarak doğaya yerleştiremiyoruz?

Ayrı ayrı veya ardışık biçimler halinde zihnimize yerleştirebiliriz belki, ama hem böyle bir dert bizi germemeli, hem de bunlar ayrı-gayrı değil iç içeler. Yani aslında düzen, düzemnsizlikten, düzensizlik, düzenden gelir. Kaldı ki ne demiştim? İdealist bakışta tutarlı kalmayı varsayarak . Normalde doğada ne bir düzen vardır ne de bir düzensizlik. Bir şeyin tek bir şey olması için tek başına olması gerekir, ama bu durumda da şey olma vasfını yitirir, zira bir şeyi şey yapan, salt kendisi değil, kendisinden başka olan ve onu sınırlayan şeylerdir de, oysa doğada düzen ve düzensizlik birliktedir, o yüzden ne salt düzen var denebilir ne de düzensizlik. Yani salt düzen dersek, bırakalım içiçeliği, bir paranın iki yüzü gibi olmasını, düzeni sınırlayan nedir?

Sorucu -Efenim doğada düzen var dersek formel mantıkla nereye varabiliriz?

Sevgili sorucu düzen var dediğin anda o halde doğada bu düzeni kuran, işleten bir şey olmalı deriz. Çünkü idealist gidişatta tutarlı bir biçimde devam ediyoruz. Ben varsayıyorum dikkat ederseniz. O zaman şu olur, düzeni sağlayan X, ya vardır ya yoktur. Doğada bir düzen olduğuna göre, düzeni sağlayan fikrine eriştiğime göre mantığı işlettiğimde sözde böyle bir X'in var olduğuna ulaşırım. Görüldüğü gibi formel mantıkla doğaya bakmak farklı bir şey formel mantık farklı. Formel mantık biçime dayalı ise, o halde kişiler saçmlarken biçimi uydurduklarında sonuç felaket olur... yani biçime uyması saçma olduğu gerçeğini değiştirmez. Tanrı yaratan ve düzene koyandır, evrende de bir düzen vardır, o halde tanrı vardır gibi çıkarımlar mantık dışıdır, ama sırf idealist yol ve yöntemler de milyonlarca insanı aldatmanın yolu olur-olabilir...

Sorucu - Peki bu tür formel mantıkla sadece doğaya mı bakılabilir?


Hayır hayatımızın her alanına ve gözlemlediğimiz her şeye bakılabilir ancak bu doğru olduğu anlamına gelmez, çünkü neye baktığımız değil, ortaya konan önermenin ne olduğu önemlidir, yoksa herkes, her an, bir çok şeye bakabilir, burada odaklanmamız gereken yorum olmalıdır..

Sorucu - Peki siz nasıl bakarsınız?

Doğaya formel mantıkla bakmıyorum, bakılamaz. Materyalistim(kendimi idealist materyalistlerden de ayırmak isterim, ki bu ayrımımı da diyalektik oluşturuyor) o yüzden dolayı bu tür önsel zihni kalıplarla yargı oluşturmuyorum. Çelişki, hareket, ilişkiler, öncelikle bakılması, çözümlenmesi gereken budur, yani diyalektik...
Sorucu - Diyalektik mantık ayrı dediniz. Bir kalemde özetleme şansınız var mı?

Evet özetleyebilirim. Diyalektik düşünceye bir kez sahip olduğunuz anda hiç bir şeye tek bir yönden ve görüntüden, dışarıdan bakmamayı öğreniyorsunuz. Yani bir sonucu irdelerken, en temelde yatan çelişikilere, ilişkilere inmek zorunda olduğunuzu kavramış oluyorsunuz. Örneğin; düzen-düzensizlik konusu gibi, tek bir tanesine takılıp kalmıyor sunuz, aksine birlikte olduklarını bildiğinizden kendi idealizminizde boğulmuyor ve X tanrısı yaratmak gibi boş işleriniz de olmuyor.

spartacus 31-01-2011 18:10

Sorucu - Kağıttan Dünya mı demiştiniz. Nedir bu soru?

Öncelikle formel mantıkla dünyaya bakmanın nasıl bir hata olduğuna önceki yazılarımda değinmiştim. Şimdi düz bir zemin olarak düşünün, bu bir kağıt olsun.

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...28large%29.gif

Formel olarak nasıl sabitleyebiliriz? Basit, hareketi bir an durdurup, tek bir noktadan bakarak.

-Bunu yapmak zorunda mıyız?

Evet zorundayız yoksa hiç bir önermede bulunamayız. Sadece dönüğyor demekle yetiniriz...
Bana sorarsan dünya ne tarafa dönüyor diye, hem sağa, hemde sola, aynı anda dönüyor derim(bu da diyalektiğin biçimsel yansımasına örnektir, peki nasıl, neden dönüyor dersek işte o an çelişkiye inmemiz, yani diyalektik yaklaşım sergilememiz gerekir, dönüyorsa temelde bir çelişkili olmalı).

Şimdi Evrende düzen mi var? Böyle bir ayrım mümkün mü? Düzen de, düzensizlik de hem birliktedir hem de her her iki durumda çelişime, çelişkiye dayanır...
Düz mantık bizlere hem aşılanmaktadır hemde özneliğimizden ileri gelir. Çünkü zihnimizde, aynen nesnel alandaki gibi boyutlar, derinlikler yok, ayrımlar yok. Örneğin düzen kendimize göre tanımladığımız ideal koşullardır, yani öznel göreceliğimize göre de denebilir. Ekonomipolitik açıdan yaklaşırsak, orada durum biraz değişiyor gibidir, çünkü insan iradesi, ilişkileri dahil olur, yine de düzenin temelinde yatanın düzensizlik, düzensizliğin temelinde yatanın da düzen olduğu durumu değişmez... Neyse bu ayrı bir mesele.

-O halde bu durumda, nasıl kanı oluşturabiliyoruz?

Durmaksızın işleyen hareketi durduruyoruz(bir an için), belirli bir sabit alıyor(gözlem verilerine, bazı hallerde kendimize göre), içinde bulunduğumuz ortamı, hareketi belirli bir birimde durduruyoruz. Farzet bu bir an olsun, yönleri belirli biçimde bir noktaya göre sabitliyoruz. Yaptığımız tüm bu işlemler zihinsel ve özneldir, salt kendimize göre bir öznellik değil, varsaydığımız noktalara görede bir öznelliktir. Fakat bu, Evren'de böyle oluşturup belirlediğimiz ve tamda bize göre işleyen bir süreç var demek değildir, en yakın haliyle yapmaya çalışıyoruz ve evren bize değil biz evrene bağlı mantık işletiyoruz o kadar. Evrende ise her şey birbiriyle ilişki halinde ve bizden ve bizim yorum halinde anlık durdurmalarımızdan da bağımsız hareket, değişim halinde...

O zaman evrende nasıl bir işleyiş var?

Diyalektik.

Şimdi Hegel'e bakalım. Hani ne diyordu Hegel? Bir şey, bir şey aynı anda burada ve burada değil. İşte en derinde hem temel hem de biçimsel olarak da diyalektik bu.

Biçimsel açıdan bakarsak, eğer dünyanın güneyinde yaşıyor olsa idik, o zaman bize göre yukarısı onların aşağısı olacaktı.

Kaldıki diyalektiğin kelimelerine dikkat et, yön belirtmez, kişi belirtmez, ideolojik bir taraf belirtmez, sadece ne der, her şey birbiri ile ilişki halinde, her şey değişiyor, hareket ediyor, karşıtların birliği, yadsımanın yadsınması.

http://img140.imageshack.us/img140/4...e001in4bx4.gif

evrensel-insan 01-02-2011 01:47

Saygideger spartacus;

Madem soru/cevap olarak gidiyorsun benimde sana, ne dedigini algilayabilmek icin bazi sorularim olacak.

Birincisi fenomen (ontolojinin fenemolojisinin fenomeni degil; bilimin gozlemlenir, yansi verir ve algilanir olani, her ne ise o)

Ikincisi hareket.

Ilk soru; diyalektik, fenomenin hareketimidir, yoksa hareketin kendisinin ne oldugumudur?

Bu temelde, fonksiyonun (islev) anlami; sey ilistirilmis hareket demektir.

Buradaki sey, fenomen midir, yoksa baska bir sey midir?

Fenomenin hareket ile olan bagi, iliski midir/celiski midir?

Bu temelde diyalektik, iliskiyi mi, celiskiyi mi ortaya koyar?

Diyalektik nedir?, bir yon ve yontem mi?, yani metodoloji mi?, yoksa bir akil yurutumu, mantik mi?, ya da felsefenin seylere olan bir bakis acisinin temeli midir?

Bu sorulara verecgin cevaplar temelinde, degisim/sabitlik konusuna deginecegim.

Bilim ve bilimsellik ve de bilimsel metod olarak diyalektigi de ayrica dile getirecegim.

Sorularin cevaplari, ne kadar kisa, oz ve net olabilirse, algilama ve konuda ilerleme de o kadar tutarli ve uygun olur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 01-02-2011 20:06

Ilk soru; diyalektik, fenomenin hareketimidir, yoksa hareketin kendisinin ne oldugumudur?

Sevgili Evrensel Fenomen'i bende kullanırım, Materyalistlerde kullanır. Materyalistleri idealist felsefecilerle aynı kefeye koyma, o grafikleri idealistler yaptı hep.

Materyalizmde fenomen zaten kullanılır, olgu, algı temelinde sık sık. Olgu dediğim her şeye sen fenomen diyebilirsin. (ontolojik dediğin şekliyle hiç kullanılmaz, ama bilim dedinmi zaten materyalist felsefe ile arasında çin seddi yok : ) Ama isim ile olguyu karıştırmamak lazım. Öze indiğinizde ismini kullanırız.

Diyalektik öncelikle olgu(fenomendir) Evrensel.

Örnek dünya ile güneş arasındaki zıt kuvvetler, harekete yol açıyor... Buda bir olgudur.

Fenomenin hareket ile olan bagi, iliski midir/celiski midir?

Şöyle düşünelim, kağıtdan bir sandalyede oturabiliyor muyuz? Çünkü bizi tartamıyor. neden çünkü bizim ona uyguladığımız kuvvete karşı(zıtlık) uyguladığı kuvvet yetersiz kalıyor, o durumda yerle yeksan oluyor, işte bir hareket.. buda bir başka çelişki, o çelişkinin nedenini çözersek kağıt sandalye yerine ağacı kullanırız.

İşte diyalektik o çelişik durumu ve hareket ve değişimi kapsar. Neden mi? Aralarında kopmaz ilişkisel bir süreç var o sürecin tümüne birden diyalektik diyoruz... Diyalektik bu... Yani bir süreç o yüzden günlük dilde kullanım haliyle sık sık burada diyalektik bir süreç var denir. Ama ilişki-çelişki ilk diyalektiğin kalbinde atar böyle düşün...

Bu temelde diyalektik, iliskiyi mi, celiskiyi mi ortaya koyar?

Önce ilişkiyi, sonra çelişkiyi sonra hareketi ve en sonda değişimi ortaya koymaya çalışır. Buda yöntemsel tarafı. Ama dizgide(formatda) ilk hareket ve değişimin kabulünü öne alır, sonra ilişki ve çelişki der, kullanılırken de ilişki, çelişki, hareket ve değişim...

Diyalektik nedir?, bir yon ve yontem mi?, yani metodoloji mi?, yoksa bir akil yurutumu, mantik mi?, ya da felsefenin seylere olan bir bakis acisinin temeli midir?

mantık ile Yöntemi ayıramazsınız zaten.. Her mantığın bir yöntemi, her yöntemin bir mantığı yok mu sonuçda? Ama diyalektiği daha çok düşünce ve bilgileirmizi geliştirirken kullanırız yani yöntem olarak, sınamalarda ise mantık olarak kullanırız. Gözleme açıktır ve nesnel(kişilere göre değişmeyecek) verilerle yaklaşır. Hiç bir sabitlik, boyut vs belirlemez, bu tür önsel belirlemeleri yoktur, olguya en yakın soyutlama yapmaya çalışır, her yönden bakılabilir. Mutlağı yoktur, kendi izahatlarını dahi mutlak görmez, daha iyi ve doğru her izahda gelişime açıktır ve değişebilir. Zaten tarihsel olarak gelişmiştir ve izahatları değişmiştir.

Gelinen Noktada
1. Olgu olan Diyalektik
2. Yöntem olan Diyalektik
var.

3. Birde İdealist Diyalektik var, oda çelişkileri yok etmeye çalışır. Çelişkileri yok ederek hareketi, gelişimi, değişimi durdurup mutlak-mükemmel olana varmaya çalışır ki, materyalist diyalektiğin tam tersidir, konumuzun dışında ama bilinsin.

evrensel-insan 01-02-2011 20:26

Saygideger spartacus;

Istersen once kavramlari yerli yerine oturtalim. Bunu sana bir ornekle aciklayayim. Mesela su bir fenomendir, yani bes duyuya yansir ve algilanir.

Su fenomeninin gozlemlenerek, teoriye tasinmasi ve bu teorisinin test edilmesi de olgudur. Yani, "suyun 0 derecede donmasi ve 100 derece de kaynamasi gibi.

Bu temelde, fenomen olgu degildir, fenomenden gozlem ile elde edilen teori (cumle) v.s. ve bunun test edilerek kanitlanmasi olgudur.

Ayrica olgular, yanlislanabilir olmalidir. Bu temelde de, yanlislanabilene kadar bilimseldir.

Simdi bu temelde, eger diyalektik bir olgu ise, fenomen tabani nedir?, ya da neyin gozleminin teorisidir? (yani diyalektik materyalizm mi, diyalektik idealizm mi?, ya da diyalektigin monizmindeki mono nedir?)

Istersen once diyalektik "olgusunu" cumlelere dok ve bakalim dile getirecegin cumleler test edilebiliyor mu?

Mntik ile metod da ayni degildir. Mesela, sen ve ben bir konuda ayni mantigi uyguladigimiz halde, metodumuz farkli olabilir.

Dedigim gibi, iliski/celiski neyle neyin arasinda oldugunu, senin diyalektik ve test edilebilen olguyu ortaya koyduktan sonra ele alalim. Cunku ayni fark ve bag degisken/sabit icin de gecerlidir.

Oyuzden sorumu bir daha soruyorum. Diyalektik, fenomen ile hareketi arasindaki bag (iliski ya da celiski) midir?, yoksa sadece hareketin kendisinin ortaya koyumumudur?

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 01-02-2011 20:42

Sevgili Evrensel

Sen fenomen'i bilgi içerisinde ben nesnel temelde kullanıyorum.

Felsefi kullanımla, gözleme, deneye açıktır...

Bu temelde kullanıyorum, düşünsel yada zihinsel değil, o yüzden olgu diyorum zaten.

nesnel olan gözlemlemmiyor mu? Algılanmıyor mu? Duyumlara yansımıyor mu?

Oyuzden sorumu bir daha soruyorum. Diyalektik, fenomen ile hareketi arasindaki bag (iliski ya da celiski) midir?, yoksa sadece hareketin kendisinin ortaya koyumumudur?


Bu soruya cevap verdim, diyalektik bir süreçtir, ne tek başına harekete, ne ilişkiye indirgeyemezsin. Değişimden hareketi kopartsan değişim olur mu? o yüzden ister olgusunu al istersen teorisini bu süreç değişmiyor.

Dedigim gibi, iliski/celiski neyle neyin arasinda oldugunu, senin diyalektik ve test edilebilen olguyu ortaya koyduktan sonra ele alalim. Cunku ayni fark ve bag degisken/sabit icin de gecerlidir.


Suyun kaynamasını test edebilirsiniz...

evrensel-insan 01-02-2011 20:43

Saygideger spartacus;

Konu dagilmasin diye, suya sadik kalalim.

Su bir fenomendir, bu su fenomeninin olgusu da, suyun 0 derecede donmasi ve 100 derecede kaynamasidir.

Buz bir fenomendir. Buz ile su arasindaki bag (iliski/celiski) mi diyalektiktir?

Buhar bir fenomendir, buhar ile su arasindaki bag (iliski/celiski) mi diyalektiktir?

Ya da su, buhar ve buz fenomenlerinin, fenomen olarak kendi bunyelerinde bir diyalektigi mi vardir?

Suyu olusturan fenomenler hidrojen ve oksiyendir, bu fenomenlerin su buz iken ve su buhar iken durumu nedir?, burada bir diyalektik var midir?

Tum bunlar, gorungu veren uzerinedir. Ayrica gorungu vermeyen, numenler (dusunce, bilinc, farkindalik v.s.) olarak nasil bir diyalektik gosterir?

Seyin diyalektigi mi?, yoksa sadece diyalektik mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 01-02-2011 20:49

Saygideger spartacus;

nesnel olan gözlemlemmiyor mu? Algılanmıyor mu? Duyumlara yansımıyor mu?-spartacus-

Sorun tam da burda. Eger diyalektigi senin dedigin temelde tartisacaksak, o zaman bilimden, bilimsellikten ve bilimsel metoddan bahsedemeyiz. Sadece felsefeden, felsefi metoddan bahsedebiliriz. Bu konuda hem fikir miyiz?

Sonucta, nesneli ortaya koyan oznedir ve ve ozne olmadan nesnel ortaya konamaz. Bu temelde de, nesneli gozlemleyen oznedir. Yani, algi, duyum v.s. nesneye degil, ozneye aittir.

Yani yapilandirmacigin bilgisinde, hersey bir insanoglu yapilandirmasidir. Bu temelde, ozne nesne ayrimi yapilamaz. Cunku insanoglu fenomeni, hem nesnel hem de oznel icerige sahiptir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 02-02-2011 11:00

Sevgili Evrensel

Sorun tam da burda. Eger diyalektigi senin dedigin temelde tartisacaksak, o zaman bilimden, bilimsellikten ve bilimsel metoddan bahsedemeyiz. Sadece felsefeden, felsefi metoddan bahsedebiliriz. Bu konuda hem fikir miyiz?

Orada bir sorun göremiyorum.

Ben nasıl baktığımı anlatayım, yanlış anlaşılmalar olmaması adına detay detay ifade edecem..

Bir olgu(gözlemlenen bir şey) zaten tartışılamaz. İradelerden bağımsız bir şey olgu. Neyi tartışılabilir Bilgisi..

Bu bahisle Diyalektik-Yöntem tartışılabilir. Diyalektiğin kendisini yani bir olgu olarak tartışmak, sadece sanrılar üretilebilir o konuda yada spekülasyonlar. Bunlar hep kurgu ve boş uğraşlar olur.

Sen olgu yok sadece bilgisi var diyorsan o zaman zaten hiç bir gözlemin ve deney'in anlamı kalmaz. Bu dediğin bir inanç oluyor.. Nesnel olan tartışılmaz zaten ona dair bilgi tartışılır. Bu fizik de olanı. Bilimsel yöntem de bilginin içine gömülmek değildir, o dairliğin ne olduğunu gözlemlemek, test etmek vs gerekir.

Nesnel bilgi öznel bilgi dediğimiz bir biçimi var bilginin. Buda soyut-somut olarak işlenir. Örneğin bir insan Evrim kelimesini kullanıyor bir başka okuyan Evrim'in ne olduğunu bilmiyorsa bu halde bu kullanım özneldir, kişilere göre değişkendir ve karşı tarafın bilmesi gözetilmez. Yani soyut bilgiyi okumak, duymak insana bir bilgi vermez, insanın o kelimenin anlamını bilmesi ve neye karşılık düşütüğünüde bilmesi gerekir. Yine gerçekliği olmayan bilgilerde özneldir, örneğin Tanrı. Bakabileceğim bir nesnellik yok ve bu artık kişiden kişiye göre değişkendir, haliyle bu somutluğu olmayan, soyut bir bilgidirde. Taki gözlemleyebilecem, deneyleyecebilecem, bir Tanrı gerçekliği olana kadar bu sadece soyuttur, kurgudur, hayaldir benim için, gerçeklik açısından bir var-yok düzlemide yoktur, tartışılaiblir ama spekülatifliği(kurgusallığı) aşmaz.

O halde o bilginin somutlanması, nesnel ile bağının ortaya konması gerekir. Bunun içinde;

Örneğin nesnel bir bilgi -> İnsanların acıktığını biliyorum. (kişilere göre değişmeyen, kişilerin konumuna, yerine, zamanına, iradesine bağlı değil)

Nereye bakarız -> insana.. Gerçekten acıkıyor mu? O halde bu bakış açısı bilimseldir.

Nesnel Bilgi Etki-Tepki -> Doğada maddelerin birbiriyle ilişki içinde olduğunu biliyorum. Bu ilişkilerden açığa etki ve tepki çıkıyor.

Nereye bakarız -> Doğaya. Gerçekten Var mı?

Bu konuyu yani Diyalektiği nasıl ele alabiliriz.

Nesnel Bilgi Diyalektik -buraya bak-> Her şey ilişki halinde. Bu ilişkilerden açığa çelişkiler, o çelişkilerden yeni ilişkiler ve hareket doğuyor. Bu hareketlerden durmaksızın işleyen bir değişim açığa çıkıyor.

Yani diyalektiği Bu biçimde ele almayacağımız her türlü çaba sadece spekülatiftir-ideolojiktir... Baktığımızda ve gözlemlediğimizde ya gerçekten böyle bir olgunun varlığını ortaya koyaibliriz yada olmadığını. İlk bunu yapmamız gerekir.

Kurgular ve senaryolar üretmek zorunda kalır buda üstde örneklediğim Tanrı gibi soyutlar aleminde, kişiye göre değişen öznel tarafdan bakmak demektir ki, bu tarz eleştiriler de tartışmalarda anlamsızdır, boş uğraş ve çekişmedir.

Soyut Bilgi - Somut Bilgi

Soyut Bilgi -> Somut Bilgi
Diyalektik(soyut) ->(somutlama) Her şey ilişki halinde. Bu ilişkilerden açığa çelişkiler, o çelişkilerden yeni ilişkiler ve hareket doğuyor. Bu hareketlerden durmaksızın işlyen bir değişim açığa çıkıyor.

İlişki bu biçimde.

Her bilgiyi somutlama işi -> Bilimseldir. (gerçekliğe bakılır, gözlem vs)
Her somtulanmış bilgiyi gözden geçirme -> bilimseldir.
Her somutlanmış bilgiyi irdeleme ->Bilimseldir.
Her somutlanmış bilgiyi test etme -> bilimseldir.

Örneğin Tanrı'yı bilme çabası(felsefe) bilimseldir(tanrı bilimi) Ancak bir gerçekliği gözlemlenemediği ve haliyle somutlanamadığı için fizik-bilimi(bilim) ile hiç bir alakası kurulamaz. Bu fizik bilimi açısından bilim-dışıdır. Bu bakımdan bilimsel değildir. Bu bilimsel olmayışın altında, bilimin tanrı'ya özel bir bakışından kaynaklı değil, böyle bir gerçekliğin gözlemlenememesidir haliyle somut olarak ele alınaibliecek bir şey yok.

Felsefe zaten bilimsel bir çalışmadır. Bunun için ortaya çıkmıştır, kelimenin kök anlamıyla dahi bilimci olduğunu görürüz, o yüzden tarihin uzun bir döneminde bilim insanları zaten filozoflar olmuştur. Bu halde demek ki, öznel ile nesneli, soyut ile somutu ayırmak bize neyin bilim, neyin bilim dışı olduğunu gösterir, yukarıda ki ifadelerimin önemi de buradan gelir.

Metafiziğin materyalist felsefede kullanınımı = düşünce, zihin demek değildir. Materyalizme göre düşünce, bilgi, irade nesnel gerçekten bağımsız ele alınamaz. nesnel gerçekliği olmayan bir şeyde düşüncede olmaz, bilgide. Kısaca zihin'de fizik dahilindedir. Materyalizmi Metafizik kategorisine indirgemek idealizmin yaptığı bir şeydir. O grafikde-dizgide(sınıflandırmada-formel dizgide) matertalizmin varlığı idealizme göredir. Çünkü idealizme göre nesnel gerçek yoktur sadece zihin vardır haliyle yaptığı her dizgi metafizik olacaktır, yani bir iç tutarlılık ama bu materyalistlerinde aynı sınıflandırmaya göre hareket ettiği anlamına gelmez, o sınıflandırma kağıt üstündedir.

Metafiziğin bir diğer yanı nesnel gerçekliği olmayan demektir. Fizik alanının dışında olan demektir ki, aynı anlama gelir, fizik alanında olmayan bir şeyde gerçeklikde aranamaz.


Sonucta, nesneli ortaya koyan oznedir ve ve ozne olmadan nesnel ortaya konamaz. Bu temelde de, nesneli gozlemleyen oznedir. Yani, algi, duyum v.s. nesneye degil, ozneye aittir.

Algılarımız nesneldir. Haliyle öznel ile nesnel birlikteler, salt özne diye insanı nesnelden yalıtık düşünmek sadece bir hatadır. İdealizme kaymak demektir. Yaptığımız her deney örneğin nesneldir, bunu bizim yapıyor olmamız ayrı, neye dair(somut) yapıyor olmamız ayrıdır, haliyle görüldüğü gibi kopmaz bir bağ var.

Nesnel yani fizik gerçekliği olanın ortaya konmak gibi bir şeye ihtiyacı yoktur. O zaten kendiliğinden(iradeden bağımsız) kendisini ortaya koymuştur, o yüzden ortada olanın sırf bu yüzden tekrar ortaya konmasına gerek yoktur. Ortada olupda daha alt düzeyde gözlemlenemeyenler ise çeşitli yol ve yöntemlerde, gözlemlenmeye çalışılır ve ortadalığı tespit edilerek, bir kezde özne açısından ortaya konur. Bir şeyin ortadalığı onu gözlemleyen insanın gözleminden bağımsızdır.

Kısaca ayırmadan bakmak gerekir. Gözlemi, bilgiyi, bilgisini edinen test eden, duyumlayan, gören vs insandır yalnız insan ortada olanı gözlemler, demek ki ortada olmayan(meta-fizik) bir şey gözlemlenemez o yüzden ortada olanın bağlayıcılığı önemlidir, hiçe sayılamaz. Buradan çıkan sonuç ilk ortada olanın ne olduğuna bakmaktır, kafamızın içinde neyin olduğu ise ikincildir ve ilkine göre değişkendir. Bir kaba gözlem bir bilgi veriyorsa, daha iyi bir gözlem ortada olanı daha iyi bilmemizi sağlar haliyle ilk bilgi yerine daha ileri düzey bir bilgiye bırakır.

Benim açımdan işleyiş budur ve olması gerekende budur. Bilginin 2 bağı vardır
1. Nesnel bağ (iradelerimize bağlı olmayan, iradelerimizle(ve zihnimizle) değiştiremeyeceğimiz, iradelerden bağımsız bağ ve algılarımız)
2. Öznel bağ(bize ait olan düşünme yetisi ve 1 noluda edindiğimiz, sürekli geliştirdiğimiz, bize ulaşan(algılarla) gerçeği sürekli sınadığımız ve bilgisini ortaya koyduğumuz bağ. Bir şey'in kendisi değil bilgisi ortaya konabilir. O zaten ortadadır bize lazım olan bilgisini ortaya koymaktır.)

spartacus 02-02-2011 16:27

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 361411)
Saygideger spartacus;

Konu dagilmasin diye, suya sadik kalalim.

Su bir fenomendir, bu su fenomeninin olgusu da, suyun 0 derecede donmasi ve 100 derecede kaynamasidir.

Buz bir fenomendir. Buz ile su arasindaki bag (iliski/celiski) mi diyalektiktir?

Buhar bir fenomendir, buhar ile su arasindaki bag (iliski/celiski) mi diyalektiktir?

Nesnel Çelişki
Suyun kaynamasındaki çelişki, 2 zıt kuvvetden meydana geliyor. Bunun nedeni ise değişen ISI oluyor. Suyu ısıttığınız anda SICAK-SOĞUK arasında zıt bir akış var. Yani ENERJİ 2 karşıt ilişki halinde orada.

Önceden söylemiştim, ilişki, çelişki, hareket ve değişim tek bir doğrultuda değil sarmaldır. Yani birbiriyle içiçeler, neyin, önde neyin arkada olduğunun önemi yok. Her hareket bir başka çelişki, her değişim yeni bir çelişki-ilişki ortaya koyar. Yani hareket daireseldir denebilir.

Öznel Çelişki
Mesala su 100 derecede kaynar dedin.

Bunda bir çelişki var. Su 100 derecede kaynamaz, biz bunu ideal sıcaklık olarak aldık. En ideal koşullarda suyun davranışını belirledik ve formel bir mantıkla sabitleyip belirledik.

Bu bilgi doğrudur, gerçeğe yakındır ancak gerçek böyle değildir.

Suyun kaynama sıcaklığı ortamın hava basıncına(işte olgunun NESNEL Tarafı burada), suyun bileşimlerine bağlıdır ve hiç bir ortamda aynı derecede değildir.

İşte diyalektik mantık bu biçimde bakmaktır. Yani TEK bir çelişkiye bakmak değil, tüm süreci kavramak temelinde bakmaktır o yüzden tek boyutlu değildir diyorum zaten. Asıl bilimsel olan ve asıl bilimsel bakış budur, yani diyalektik. Eğer sırf kendi belirlediğimiz ideal ölçüyü 100 dereceyi baz alsaydık farkında olmadan doğruda bilsek yanılıyor olacaktık, şimdi diyalektk sayesinde ise gerçeğe daha yakınız. Çünkü bir çelişki ile bir hareketden bir başka çelişki ve hareket doğacaktır ve tabi değişimlerde sürekli böyle.

Yani diyalektikde olgu suyun 100 derecede kaynaması değil, suyun kaynıyor olmasıdır, o tür sabitlikler belirlemez ve onu olgu kabul etmez. 100 derece bir olgu değildir, sabitlemektir, SANAL bir değerdir, kabul edileiblir biçimde kendimizi kandırmaktır, yani suyu doğada yalıtık düşünmektir.

Diyalektik sürekli çatıştıran bir yöntem olarak suçlanır aslında tam tersi, tüm kullandığımız mantıkların en esneği ama buna rağmen de en nesnelidir. Çünkü aynı anda 2 zıtlığın birlikteliğini kabul etmekden daha esnek ve adil bir düşünce olamaz.

Doğru bilgiye erişmek için bilginin kendisini değil sabitlerini baz almamak gerekir. O sabitlikleri biz yani insanlar koyuyor, yani sanal belirlenimler.

İşte o yüzden olgu nesneldir, öznel değildir. Zaten hiç bir öznellikde olgu aranamaz, bu kişiye, kişinin belirlediği sabitliklere göre evrenselliğini kaybeder o yüzden oradaki kişilere-konuma-zamana göre sabit kabul edilmiş değerler olgu kabul edilemez.

Buhar bir fenomendir, buhar ile su arasindaki bag (iliski/celiski) mi diyalektiktir?

(Diyalektik:|ilişki-çelişki-hareket-değişim|) Bunu dairesel düşün, neyin neye göre önce olduğunu belirleyemezsin. Sadece diyalektik düşünecez, dönmekde olan dünya aynı anda sağa ve sola dönüyorsa

Hangi tarafa önce hangi tarafa sonra dönüyor diyebilir miyiz?

Yani hareket dairesel zaten. İlla bir sabitlik, bir birine görelik gerekmiyor.

Hepsidir=|ilişki-çelişki-hareket-değişim| bu bir çevrim, 1 daire tam bir tur atmak için ne yapıyorsa bu BAĞ dediğinde her şeyde böyle işler, O bir turda(süreç) bu 4 özelliğin hepside birlikde.
Diyalektik dediğimde bu zaten oradaki işleyiş(olgu bu oluyor). Bu işleyişi bölemezsin, hangisi diyemezsin, iradenle değiştiremezsin, müdahale edemezsin birbirine kopmaz biçimde bağlılar.

evrensel-insan 02-02-2011 19:28

Saygideger spartacus;

Orada bir sorun göremiyorum.

Sorun surda, ozne (insanoglu) olmadan, nesnel bir bilginin mumkun olmamasi. Bu anlamda nesne (senin taniminla fenomen) olmadan oznel (insanoglu) bilgisinin de olamayacagi. Burada tek bir fark var, ozneyi sahisa mahsus olarak algilarsak, bu temelde de olan bilgi matematiksel/mantiksal bilgi olur.

Bir olgu(gözlemlenen bir şey) zaten tartışılamaz. İradelerden bağımsız bir şey olgu. Neyi tartışılabilir Bilgisi..

Buradaki hata da, metafizigin ontolojik olarak neyin ne oldugunu, ustelik kesinlestirerek ideolojik inancsal dogru bazinda tartisiyor olmasi. Bu konuya "bilimin ontolojik cikmazi" basliginda yeterince deginmistik.

Bu bahisle Diyalektik-Yöntem tartışılabilir. Diyalektiğin kendisini yani bir olgu olarak tartışmak, sadece sanrılar üretilebilir o konuda yada spekülasyonlar. Bunlar hep kurgu ve boş uğraşlar olur.

Yapilandiraciliga gore, uc turlu bilgi vardir. Fiziksel, sosyal ve kisiye mahsus matematiksel/mantiksal. Bu temelde diyalektigi, matematiksel/mantiksal bilgi temelinde algilamak gerekir. Bu konuda ben bilgi cesitlerini detayli aciklamistim. Istersen linki verebilirim.

Sen olgu yok sadece bilgisi var diyorsan o zaman zaten hiç bir gözlemin ve deney'in anlamı kalmaz. Bu dediğin bir inanç oluyor.. Nesnel olan tartışılmaz zaten ona dair bilgi tartışılır. Bu fizik de olanı. Bilimsel yöntem de bilginin içine gömülmek değildir, o dairliğin ne olduğunu gözlemlemek, test etmek vs gerekir.

Bence kavramlari yerli yerine oturtmak lazim. Bilgi, fenomen degildir. Bilgi, fenomenin gozleminin ortaya konmasidir. Bu bir inanc olur, ideoloji olur, teori olur v.s. Bunun olgu olabilmesi icin, ortaya konan bilginin test edilebilmesi gerekir. Eger bilgi test edilemezse, zaten olgu olmaz.

Nesnel bilgi öznel bilgi dediğimiz bir biçimi var bilginin. Buda soyut-somut olarak işlenir. Örneğin bir insan Evrim kelimesini kullanıyor bir başka okuyan Evrim'in ne olduğunu bilmiyorsa bu halde bu kullanım özneldir, kişilere göre değişkendir ve karşı tarafın bilmesi gözetilmez. Yani soyut bilgiyi okumak, duymak insana bir bilgi vermez, insanın o kelimenin anlamını bilmesi ve neye karşılık düşütüğünüde bilmesi gerekir. Yine gerçekliği olmayan bilgilerde özneldir, örneğin Tanrı. Bakabileceğim bir nesnellik yok ve bu artık kişiden kişiye göre değişkendir, haliyle bu somutluğu olmayan, soyut bir bilgidirde. Taki gözlemleyebilecem, deneyleyecebilecem, bir Tanrı gerçekliği olana kadar bu sadece soyuttur, kurgudur, hayaldir benim için, gerçeklik açısından bir var-yok düzlemide yoktur, tartışılaiblir ama spekülatifliği(kurgusallığı) aşmaz.

Yukarida acikladigim gibi, bilgi; fiziksel, sosyal ve matematiksel/mantiksal olarak uc cesittir. Dolayisiyle, fenomenin ne oldugunu ortaya koymak, ya fiziksel, ya da sosyal bilgiye girer. Bu bir olgu degildir, ideoloji veya inanctir. Olgu fenomenin degil, gozleminin ortaya konmasidir. Bunun da bilimselligi bu ortaya konanin test edilebilir ve yanlislanabilir olmasidir, eger degilse; zaten yine ideoloji ve inanc olur.

O halde o bilginin somutlanması, nesnel ile bağının ortaya konması gerekir. Bunun içinde;

Burada da bir kargasa var. Bilginin somutlanmasi degil, somut ya da soyut tabanin bilgiye donusmesidir. Bilginin nesnel bagi da, burada fenomen degil; olgu olur, tabi bilimsel olarak.

Bu farki soyle izah edeyim. Eger bilgi, akildan yola cikipta, somutlasiyorsa; bu ideolojik inanctir. Eger bilgi, gozlemden yola cikip, soyutlasiyorsa (teori), bu bilimsel bilgidir. Tabi ki test edildikten sonra. Bilimsel bilginin nesneli zaten bu temelde gozlemdir. Fenomen konusu ise, tamamen metafizigin konusudur.


Örneğin nesnel bir bilgi -> İnsanların acıktığını biliyorum. (kişilere göre değişmeyen, kişilerin konumuna, yerine, zamanına, iradesine bağlı değil)

Bu zaten gozlem sonucu ortaya cikan bir olgudur.



Bu konuyu yani Diyalektiği nasıl ele alabiliriz.

Diyalektigi ele almadan once, birincisi diyalektik sahsa (Hegel) mahsus bir matamatiksel/mantiksal bir bilgidir. Bu bilginin anlam ve icerigi idealizmdir. Bu bilgiyi, yine sahsa mahsus (Marx), matematiksel/mantiksal bilgi, bir ontoloji tabanina (madde) oturtmus ve fenomeni, sabitlemis ve kesinlestirmistir. Butun bunlar, zaten bilimsel degildir. Cunku bilim, fenomenden degil; gozlemden baslar.

Nesnel Bilgi Diyalektik -buraya bak-> Her şey ilişki halinde. Bu ilişkilerden açığa çelişkiler, o çelişkilerden yeni ilişkiler ve hareket doğuyor. Bu hareketlerden durmaksızın işleyen bir değişim açığa çıkıyor.

Bu temelde, senin anlattigin Hegel'in idealist diyalektigi mi, yoksa Marx'in ontolojik kesin tabanli(madde) diyalektigimi?

Cunku bilinen baska diyalektik yoktur. Ya hegel'inkini ya da Marx'inkini anlatacaksin. Her ikiside, felsefidir ve bilimsel degildir. Yanilgilari, Hegel, Tanriya, yaraticiya ulasir. Marx ise tum fenomen tabanini gozlemlemeden once madde olarak kesinlestirir ve sabitler.


Dolayisi ile, ikiside birer ideoloji ve taban olarak ta birer inanctir.

Soyut Bilgi - Somut Bilgi

Soyut Bilgi -> Somut Bilgi
Diyalektik(soyut) ->(somutlama) Her şey ilişki halinde. Bu ilişkilerden açığa çelişkiler, o çelişkilerden yeni ilişkiler ve hareket doğuyor. Bu hareketlerden durmaksızın işlyen bir değişim açığa çıkıyor.

İlişki bu biçimde.

Daha once dedigim gibi, bilgi fiziksel, sosyal ve matematiksel/mantiksaldir. Bu temelde senin sosyal bilgi dedigin, soyut bilgi; somut bilgi dediginde fiziksel bilgi olmaktadir. Ama, diyalektik ikisi de degildir, matematiksel/mantiksal bilgidir.

Aklin sabitligine ve kesinlestirmesine yonelmislerdir (Hegel-tanri, Marx-madde)

Her bilgiyi somutlama işi -> Bilimseldir. (gerçekliğe bakılır, gözlem vs)
Her somtulanmış bilgiyi gözden geçirme -> bilimseldir.
Her somutlanmış bilgiyi irdeleme ->Bilimseldir.
Her somutlanmış bilgiyi test etme -> bilimseldir.

Bilimsellikte, kesinlestirme ve sabitlik yoktur. Gozlemin (somut), teoriye (soyut) tasinmasi ve bu teorinin test edilebilirligi mumkun kilindiktan sonra olgulasmasidir.

Ama, ne hegel, ne de Marx; gozlemden yola cikmaz, tabanin ideolojik inancini gozleme tasir. Yani once aklin inandigi dogrusu (tanri/madde), sonra bunlara uyarlanan sistem ve duzen. Bu temelde de bir gozlem ve aciklama.


Örneğin Tanrı'yı bilme çabası(felsefe) bilimseldir(tanrı bilimi) Ancak bir gerçekliği gözlemlenemediği ve haliyle somutlanamadığı için fizik-bilimi(bilim) ile hiç bir alakası kurulamaz. Bu fizik bilimi açısından bilim-dışıdır. Bu bakımdan bilimsel değildir. Bu bilimsel olmayışın altında, bilimin tanrı'ya özel bir bakışından kaynaklı değil, böyle bir gerçekliğin gözlemlenememesidir haliyle somut olarak ele alınaibliecek bir şey yok.

Tanriyi bilme cabasi bilimsel olamaz. Cunku gorungu veren bir fenomen yoktur ortada. Dolayisiyle gozlem de yoktur. Gozlemi olmayan bir teori de, ancak ideoloji ve inanc olur.

Felsefe zaten bilimsel bir çalışmadır. Bunun için ortaya çıkmıştır, kelimenin kök anlamıyla dahi bilimci olduğunu görürüz, o yüzden tarihin uzun bir döneminde bilim insanları zaten filozoflar olmuştur. Bu halde demek ki, öznel ile nesneli, soyut ile somutu ayırmak bize neyin bilim, neyin bilim dışı olduğunu gösterir, yukarıda ki ifadelerimin önemi de buradan gelir.

Felsefenin bilimden farki; Akil ile gozlem farkidir. Felsefe aklin dogruladigi ve dogruluguna inandigi gercekten yola cikar. Bilim ise yansi verenin algisindan ve gozleminden yola cikar.

Gunumuzde felsefe ile bilim farklilasir. Epistemoloji ise, bilimsel olarak felsefeyi gozlemler ve teorisini ortaya koyarak ta, test eder. Bu da genelde matematiksel/masntiksal bilgi temelindedir.

Yani teolojik ve ontolojik olarak herturlu varliktan tavir almaz. Sadece tum bu ideolojik inancsallarin kendince dogrularini gozlemler ve cikarimlar yapar. Yani din felsefelerinden birini savunmaz, dini felsefenin ne oldugunu gozlemler ve cikarimlarini yapar.

Bu temelde de, epistemoloji yapilandirilmis fiziksel ve sosyal bilgi de yer almaz. Bu iki bilgiyi ve sistemlenmis, duzen haline gelmis her turlu isleyisini gozlemler ve cikarimlarini yapar. Ayrica unutulan en onemli konu da oznel/nesnel birlikteligini ortaya koyan kavramsalligin gale alinmamasidir. Cunku kavram, ne ozneldir, ne de nesnel, ne maddedir, ne de dusunce; bunlari ve kendisini dile getirendir, ortaya koyandir. Bu temelde de ortada bir karsitlik degil; uclem vardir. Bu ucleme sahip, tek canli turu de, epistemolojik olarak ve rakipsiz insanogludur. Baska hic bir canli veya insanoglu disinda yansi veren herhangibir sey de, epistemolojik olarak bu uclu ozellik yoktur. Ustelik insanoglunun kendisi dahil, yansi veren hersey; ancak bu uclem sahibi insanoglunun soyutlamasi (bilim, felsefe, dil v.s.) ile ortaya konabilir.


Metafiziğin materyalist felsefede kullanınımı = düşünce, zihin demek değildir. Materyalizme göre düşünce, bilgi, irade nesnel gerçekten bağımsız ele alınamaz. nesnel gerçekliği olmayan bir şeyde düşüncede olmaz, bilgide. Kısaca zihin'de fizik dahilindedir. Materyalizmi Metafizik kategorisine indirgemek idealizmin yaptığı bir şeydir. O grafikde-dizgide(sınıflandırmada-formel dizgide) matertalizmin varlığı idealizme göredir. Çünkü idealizme göre nesnel gerçek yoktur sadece zihin vardır haliyle yaptığı her dizgi metafizik olacaktır, yani bir iç tutarlılık ama bu materyalistlerinde aynı sınıflandırmaya göre hareket ettiği anlamına gelmez, o sınıflandırma kağıt üstündedir.

Metafizik, fizik otesi demektir. Materyalizm de, varliga yonelik getirilen bir ideoloji olarak ve bir bakis acisi, gorus olarak, fizik degil; fizik otesidir. Yani felsefi bir ideolojidir.

Metafizikte, felsefenin varlik (ontoloji/teoloji) konusunu isleyen dalidir. Oyuzden de, materyalizm varlik ile ilgili bir ideoloji oldugundan, felsefenin metafizik dalina girer. Senin izah etmeye calistigin, yine varlik konusunda yani metafizigin materyalizme karsit ideolojisi olan idealizmdir.

Bu temelde, metafizik degil; idealizm ideoloji olarak materyalizmin karsitidir, ama; her ikisi de metafizigin ideolojileridir.


Metafiziğin bir diğer yanı nesnel gerçekliği olmayan demektir. Fizik alanının dışında olan demektir ki, aynı anlama gelir, fizik alanında olmayan bir şeyde gerçeklikde aranamaz.

Metafizigi degil; idealizmi tanimliyorsun. Ayrica materyalizmde de oznel yan yoktur. Her ikisi de kavrami gale almaz.

Nesnel yani fizik gerçekliği olanın ortaya konmak gibi bir şeye ihtiyacı yoktur. O zaten kendiliğinden(iradeden bağımsız) kendisini ortaya koymuştur, o yüzden ortada olanın sırf bu yüzden tekrar ortaya konmasına gerek yoktur. Ortada olupda daha alt düzeyde gözlemlenemeyenler ise çeşitli yol ve yöntemlerde, gözlemlenmeye çalışılır ve ortadalığı tespit edilerek, bir kezde özne açısından ortaya konur. Bir şeyin ortadalığı onu gözlemleyen insanın gözleminden bağımsızdır.

Burda da ayni yanilgi var. Nesnelin kendisini ortaya koymasi, ancak algisi olanin algilamai ile mumkundur. Bu da insanogludur. Sadece yansi verir, ama bu yansiyi algi ile kavrama donusturup, yansitan insanogludur ve insanoglunun yapilasdirmisligidir. Bagimsizlik, onun ne oldugu ortaya konunca sona erer.


1. Nesnel bağ (iradelerimize bağlı olmayan, iradelerimizle(ve zihnimizle) değiştiremeyeceğimiz, iradelerden bağımsız bağ ve algılarımız)
2. Öznel bağ(bize ait olan düşünme yetisi ve 1 noluda edindiğimiz, sürekli geliştirdiğimiz, bize ulaşan(algılarla) gerçeği sürekli sınadığımız ve bilgisini ortaya koyduğumuz bağ. Bir şey'in kendisi değil bilgisi ortaya konabilir. O zaten ortadadır bize lazım olan bilgisini ortaya koymaktır.)

Sen hala kavramsal bagi es geciyorsun. Cunku kavram ne ozneldir, ne de nesnel; her ikisini de icerir. Bu konuda da "bilginin ne oldugu" mesajim var. Istersen link verebilirim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 02-02-2011 19:32

Saygideger spartacus;

Senin diyalektik temelde anlattigin, zaten dogal zihniyetin evrensel ayniligini veren yapilandirilmisligin karakterlerinden biri. Digeri de ikilemdir. (Ikilem ile karsitlik farkini daha once bir kac kez izah etmistim, o yuzden tekrar izaha gerek gormedim)

Yalniz, burada gorungu veren ise, uclemdir. (Uclemi de daha onceleri izah etmistim)

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 03-02-2011 20:03

Sevgili Evrensel

Zaten zıtların birliği yok ise var olan sadece yokluktur.

her mesafenin kendi içinde yönden bağımsız karşıtı var. bu yoksa mesafede yok hiç bir şeyde..

ama sadece bu görsel değil içselde öyle..

etki-tepki bir karşıtlıktır bu olmasaydı hareket de değişimde olmazdı. Evren bu yüzden dinamik.


|ilişki+çelişki+hareket+değişim| Bunun dairesel döndüğünü düşünüyoruz. her değişim yeni bir ilişki yaratmaz mı ve aynı zamanda yeni bir çelişki vs...

kış gelmesi bir değişimdir, işte su buz tuttu neden kendi ısısı ile ortamın ısısı arasındaki karşıtlıkdan. işte buda değişimle birlikde ortaya çıkmış yeni bir çelişkidir ve bu tür etki-tepkiler her her şeyle her şeyin ilişkisiyle birlikde, suda yaşayan canlılar için mesala artık hayat değişti, buda bir önceki hayatları ile şimdiki hayatlarının farkı olarak çelişkidir ve uyum sağlayamazsa(karşıtlığın ortasını bulamazsa) bu çelişki arasında kendi içine çöker, başka bir şey olur. diyalektik sarmal bir ilişki, yönden bağımsız, neyin önce neyin sonra olduğunun hiç önemi yok, ama diyalektik mantık açısından bakarken ilk ilişki-çelişkiyi yakalamak gerekir. tetikleyen o çünkü.

örneğin insanların ortası = insan olmaktır bu ortayı bulmak da gerekir... kadın erkek, a b her ne ise, ortası bulunduğunda içe çöküşler son bulur.

evrensel-insan 03-02-2011 20:44

Saygideger spartacus;

örneğin insanların ortası = insan olmaktır bu ortayı bulmak da gerekir... kadın erkek, a b her ne ise, ortası bulunduğunda içe çöküşler son bulur.-spartacus-

Senin orta dedigin, benim matematiksel/mantiksal bilgim ile em pozitif dedigim, zaten karsitligi verendir.

Ornek, hak bir em pozitiftir ve hakkin varligindan dolayidir ki, karsitlik (hakli/haksiz veya hakki hakki degil) vardir.

Iste bu temelde, insanoglu yapilandirilmis bu hak sabitinden ve sahipliginden kurtulamadigi icin, hakki kendince karsitlardan birine tasir ve digerine de sessel/kulaksal dilin noktalamasi sonucu karsi duser.

Boylece,kisiler hak em pozitifini sabit tutarak ve sahiplenerek hakli/haksiz gorus belirtimi yaparlar. Tabi ki birinin hakli gordugunu, oteki haksiz gorebilir.

Ama, hakli haksizi veren em pozitif olan haktir ve bu tartisma disi olarak sabittir.

Eger konuya fonksiyon olarak bakarsak, hareketin (hakli/haksiz) ilistirilmis sabiti(hak) vardir.

Buradaki notrluk ve disaridan bakis acisi ise, hak-hakli/haksizin ucunun birden sinirlari disina cikmaktir.

Buradaki ikilem de, hak var ile hak tir ikilemidir.

Buradaki hak uclemi de, bir pozitif ve noktadir.

Iste bu temelde, benim matematiksel/mantiksal bilgimin herhangibir sey noktalanmadan once evrensel ayniliktaki yapilandirilmisligi; ikilem, karsitlik, kendisi, karsiti, bir pozitif ve nokta olmak uzere 7'li yapilandirilmisliktir. Bunun dordu (ikilem, karsitlik, kendisi, karsiti) oz ve karakteri,ucu de gorunusu (bir, pozitif ve nokta) verir.

Insanoglu acisindan islerlige konmus bu yapilandirilmislik ise, ikilem temelli (hak tir ve hak var), em pozitifin (hak) karsitlardan birine indigenmesidir (hakli ya da haksiz), tabiki hak, hak var ve hak tir uclem sabitligi ve sahipliginde.

Sorun ise, yapilasndirilmisin, islerlige tum resmi ile birlikte sunulamamasi ve islerligin yapilandirilmisliktan kurtulamayarak, yapilandirilmisliktan sadece birini, ustelik digerine ters dusecek sekilde noktalanmasidir.

Bu sorunda, dilin kulaksal/sessel noktalanmislik uzerine kurulmasi, ana sorunlardan biridir.

Yalniz bir seyi hala aciklamamissin. Seyin diyalektigi mi, yoksa sadece diyalektik mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 04-02-2011 00:19

Sevgili Evrensel

Sorun surda, ozne (insanoglu) olmadan, nesnel bir bilginin mumkun olmamasi. Bu anlamda nesne (senin taniminla fenomen) olmadan oznel (insanoglu) bilgisinin de olamayacagi. Burada tek bir fark var, ozneyi sahisa mahsus olarak algilarsak, bu temelde de olan bilgi matematiksel/mantiksal bilgi olur.

nesnel/bilgi insanoğluna bağlı değildir... o dediğin insan düşüncesi oluyor.

bilgi/nesnel/öznel bağ birlikdedir, kopartamazsın.


Buradaki hata da, metafizigin ontolojik olarak neyin ne oldugunu, ustelik kesinlestirerek ideolojik inancsal dogru bazinda tartisiyor olmasi. Bu konuya "bilimin ontolojik cikmazi" basliginda yeterince deginmistik.

Materyalizmi idealizme göre tanımlıyorsun, ben materyalistim bana sorduğunda aldığın cevap yeterli olmalı.

Bence kavramlari yerli yerine oturtmak lazim. Bilgi, fenomen degildir. Bilgi, fenomenin gozleminin ortaya konmasidir. Bu bir inanc olur, ideoloji olur, teori olur v.s. Bunun olgu olabilmesi icin, ortaya konan bilginin test edilebilmesi gerekir. Eger bilgi test edilemezse, zaten olgu olmaz.

Yazdıklarımda aynı şeyi söylüyorum zaten, gözleme dayanmayan hiç bir şeyden bahsetmedim... Benim dediğim olgu= diyalektik/yani verdiğimiz isim bu, nasıl inanç olacak? Bir içeriği yok, o içeriği teoriyi ben onu gözlemleyerek ortaya koyuyorum ama bir yerimden uydurup yapmıyorum, olgunun bilgisini ortaya koyuyorum. İşte bu bilgi olgu değildir, o zaman inanç olur asıl... Ben bunu güzel güzel önceki sorularında açıkladım? EVRİM inanç olmaz o bir olgu=bilgi değil sadece verdiğimiz ismi, işaret, bilgisi EVRİM teorisi, karıştırmamak lazım. Sürekli aynı şeyi söyletiyorsun diyalektik(olgu) ayrı diyalektiğin bilgisi(bilgi) ayrıdır. Neyi tartışacaz tabi ki bilgisini, bilgi ne diyor, bakarsın, sonra gider gözlersin gözlemlerinden edindiğin bilgi ile ilk edindiğin bilgiyi tartışırsın, geçerli olanı alır, geçersizi bırakırsın ama kafa karşıklığı bırakmamak için nedenlerini de ortaya koyarak.



Daha once dedigim gibi, bilgi fiziksel, sosyal ve matematiksel/mantiksaldir. Bu temelde senin sosyal bilgi dedigin, soyut bilgi; somut bilgi dediginde fiziksel bilgi olmaktadir. Ama, diyalektik ikisi de degildir, matematiksel/mantiksal bilgidir.

Diyalektik matematiksel bilgi değil. İstesende olduramazsın. Ama matematik sanal dünyanın beynidir denebilir.

Somut Bilgi-Soyut Bilgi dediğim senin dediğin değil, o idealistlerin materyalistlere karşı çarpıtması.

Noel Baba -> soyut bilgi
Noel baba -> yılbaşında çocuklara................. açıkladığında, anlamı ortaya çıktığında bu somut bilgidir. Ama neyin bir kurgunun bilgisi ama anlamındasın artık, zihninde somutlandı ne olduğu belli oldu.

Noel baba kelimesini duyduğun an artık oda neydi ki demeden kavrayacaksın... Sözlüğe insan neden bakar? işte soyut bilgi-somut bilgi ilişkisi odur. Sözlükde bir kelimede olabilir somutlanan bir cisimde farketmez.

Bu öznel alanda yaptığımız bir somutlama sonuçda.

Bu temelde, metafizik degil; idealizm ideoloji olarak materyalizmin karsitidir, ama; her ikisi de metafizigin ideolojileridir.

O idealizmin sorunudur. Materyalizm metafiziği kabul etmez, materyalist idealist ayrımından önceye dayalı bir dallanmadır. Mesala ben müslüman değilim ama bak kimliğimde müslüman yazıyor. O yüzden evrensel bu tür indirgemeleri yapmayalım çünkü ben öyle olmadığını biliyorum. Ya okuduğum tarihdeki Materyalistler senin kadar bilmiyordu yada ben yanlış materyalistleri okudum. Sence hangisi?.

Materyalizmin metafiziği yokdur, düşünceyi fizik alanından ayrı görmez, o yüzden düşünce diye bakar, fizik ötesi demez. Bundan daha iyi tanım var mı?

Ama "tek gerçek maddedir der" demekde doğru değildir, arzu eden tarihe baksın...

Metafizigi degil; idealizmi tanimliyorsun. Ayrica materyalizmde de oznel yan yoktur. Her ikisi de kavrami gale almaz.

yanlış

Bana tarihde epey filozof var okuyabilirsin. Nesnel-Öznel bağını ortaya koyar, öznelliği kabul etmeden nasıl ifade edersin nesnel bağını? Materyalizm sadece zemini maddidir diyor. Bir pastaya maddesi undur demek pastayı ret etmekmidir? işte sen sürekli bunu dayatıyorsun ama o idealizmin yamulttuğu bir şey, bak maddesi undur dedim ama pasta için dedim. Pastayı ret etsem maddesinden nasıl bahsedecem?

Örneğin kuzey, güney diye yaptığımız sabitlemeler ÖZNEL dir materyalizm bunu nasıl ret edecek? özneldir der, insana göredir der ama gerçekde öyle bir sabitlik yok, yoksa sen olduğunu mu iddia ediyorsun? materyalizm bunu diyor, gerçekde yoktu ama ben yolumu bulabilmem, ölçümlermeler yapabilmem vs için, düşünme, kavrama geliştirebilmem için bu ve buna benzer sabitlikler oluşturmalıyım dedi. Pusula o işe yarıyor. eğer uzay yöne bağlı olsa idi psulaya gerek kalmazdı değil mi? (bunu anlayabiliyoruz işte)


Burda da ayni yanilgi var. Nesnelin kendisini ortaya koymasi, ancak algisi olanin algilamai ile mumkundur. Bu da insanogludur. Sadece yansi verir, ama bu yansiyi algi ile kavrama donusturup, yansitan insanogludur ve insanoglunun yapilasdirmisligidir. Bagimsizlik, onun ne oldugu ortaya konunca sona erer.

algısı olan sadece insan değildir. her şeyin algısı vardır, bilinç ise farklıdır. Algı olmasa sen zaten burada yazamazdın, o klavyenin bir algısı var, bir formu var, maddesi var, senin her vurduğun tuş sana tepki veriyor, tepki veremese zaten ona basamazdın! Pamuk ise aynı derecede tepki veremiyor çünkü yapısı gevşek. İşte algı bu, önemli olan nesnel algının bilince edilip edilemediğidir, onuda insan ve tüm canlılar yapar.
Sen bilgi = düşünce yapıyorsun dolaylı yönden ve sadece insanoğlu algılar dediğin anda o= düşüncedir. Konuşarak nasreddin Hocayı anlatamazsın belki bir köpeğe(çünkü sana göre algı düşünce oldu artık) ama bakarakdan tut, el işaretleri, ses tonuyla, kelimelerinle ile dahi anlaşırsın çünkü oda algılıyor buda = bilgi demektir. sadece senle değil kendi hemcinsleri ile ve olmayan diğer canlılarlada ilişkisi vardır. Tüm canlılar birbirisi ile algı temelinde anlaşırlar. Örneğin kendisini kabartan bir kuş diğerlerine bak ben byüğüm küçük değilim der. Renkden renge giren bukalemun TANRI vergisi mi? Sen izlemesen Bukalemun renkden renge girmiyor mu? İşte bak nasılda koyuyor kendisini ortaya, sırf bu yüzden gizlenebiliyor. Bunlar belirli bir algı ve bilgi düzeyi olmadan olmaz!

Kırmızıyı algılamasa o rengi alamaz.. Nasıl alıyor o rengi sence? Gözüyle mi hayır duyu organları ile, farklı renklerin farklı ışık şiddeti var... Oda bunu algılıyor ETKİ-TEPKİ algı zaten bu... adım üstünde vergi değil algı. Madem insan algılıyor demek ki yansı(sanal) değil bir vergi(gerçek) var sende algılıyorsun.


1. Nesnel bağ (iradelerimize bağlı olmayan, iradelerimizle(ve zihnimizle) değiştiremeyeceğimiz, iradelerden bağımsız bağ ve algılarımız)
2. Öznel bağ(bize ait olan düşünme yetisi ve 1 noluda(üstdeki madde= Nesnel Bağ) edindiğimiz, sürekli geliştirdiğimiz, bize ulaşan(algılarla) gerçeği sürekli sınadığımız ve bilgisini ortaya koyduğumuz bağ. Bir şey'in kendisi değil bilgisi ortaya konabilir. O zaten ortadadır bize lazım olan bilgisini ortaya koymaktır.)

Sen hala kavramsal bagi es geciyorsun. Cunku kavram ne ozneldir, ne de nesnel; her ikisini de icerir. Bu konuda da "bilginin ne oldugu" mesajim var. Istersen link verebilirim.

Evrensel benim dediğimi demişsin ama senin tanımın daha ilkel. Tekrar oku. ama bana her şey bir kavram insan da bir kavram = insan yok diyeceğin biçimde olmasın.

Bir şeyin anlamı yoksa kavramı olur mu? Algısı yoksa kavramı olur mu, kulak algılamasa neyi iletecek sana? bize ait olan düşünme yetisi ve 1 noluda edindiğimiz, sürekli geliştirdiğimiz, bize ulaşan(algılarla) gerçeği sürekli sınadığımız ve bilgisini ortaya koyduğumuz bağ. Bir şey'in kendisi değil bilgisi ortaya konabilir. Demişim.


bilgisini ortaya koyduğumuz bağ = kavramsal yanı zaten budur.

Sevgili Evrensel bu dediklerinin aynısını yıllardır hep söylüyorsun(emin ol binlerce yazında okudum ben bunların aynısını, demek ki içerik yok sende, sürekli tekrar etmek zorunda kalıyorsun, o yüzden o değil budur demen ben görüşümü, nasıl baktığımı anlatıyorum.

Uzun yıllar felsefenin içindeydim ben yıllar yılı materyalizmin ne dediğini, metafiziğe nasıl baktığını özneli nasıl kabul ettiğini bilmiyorumda sen idealist formel dizgilere bakıp aaa materyalizm bir metafizik dalı gösteriliyor bu grafikde deyip, antik çağdan beri idealistlerin yaptığı ve o biçimde sabitlenmiş grafikleri getiriyorsun.
mesala düşüncelerimin maddi zemini diyor materyalizm = madde dedi diyor idealsitler, pastanın maddesinde un vardır diyor aaa pastaya = un dedi. senin bana her yazdığın bu tarz kelimeler emin ol yaşayan gerçek değil, ben pastaya pasta diyorum, maddesinede un ama un=pasta demiyorum, materyalistim işte uymuyor senin indirgemelerine.

Evet ilk metafizik vardı, materyalistler ortaya çıkmaya başladığında AYRIŞTI, biz bu temeli ve kökü kabul etmiyoruz dedi. Yani ayrı bir felsefe ayrı bir disiplini var, sen nasıl sokuyorsun idealizmin disiplinine materyalizmi? Her felsefe ayrı bir disiplindir ayrı ayrı dallandırılır, o dizgi hatalı, yaşayan gerçek öyle değil..

Ben uğraşıp zaman kaybetmek istemiyorum forum alanlarında, yoksa hepsini tarayıcıdan taratıp buralara asarım... Bakalım sadece madde var mı diyor, bilgi ve düşüncelerimin nesnel zemini demiyor mu hiç, öznel bilgiyi ret mi etmiş, metafizik alanınd aolduğunu mu söylemiş...

İlk ayrışma döneminden önce METAFİZİK dalındaydı doğru çünkü tek metafizik(düşünce ve ruh) vardı, ama zamanla ufak ufak koparak ayrıştı materyalizm.

Evren zihinlerin bir tertipidir deme düzeyindemi düşünceyi sahiplenecek, bunu zaten idealizm yapıyor! hadi oradan diyor, evren zihinlerinizin tertipi ise üstünde yürüdüğün toprakda mı? diye sorar materyalizm, bu bir hayal mi der. Pat işte bakın denir, bu pasaj materyalizmin düşünce bütünlüğünden kopartılır, işte düşünceyi ret ediyor derler olay bu. Bu tür basit klişeler benim için bir tanım ifade etmiyor..

neyse sevgili Evrensel ben DİYALEKTİĞİ anlatmak istiyordum kavram tartışılan bir başlık olmasını istemem, ben son açıklamamı yaptım bu konuda fikrini söylemekde özgürsün ama bildiklerimi aktarmak istiyorum bu başlıkda ısınarak gidecem, diyalektik konsunda.

Gördüğün gibi olgu benim için nesnel bağdır... Bilgide ise nesnel-öznel bağı birliktedir. ben böyle bakıyorum, ortada bir başlık tartışma konusu değil ki, benim bakışım bu, bakış-kelime tartışmak kısır bir şey,(materyalistim bana sen böyle düşünme, idealistler böyle demiş sana sen öyle kabul et diye dayatıyorsun, ben materyalistim demek ki materyalistler öyle demiyormuş : ) daha çok içerik tartışlır diye biliyorum ben.

evrensel-insan 04-02-2011 01:18

Saygideger spartacus;

nesnel/bilgi insanoğluna bağlı değildir.-spartacus-

Neye/kime baglidir, peki?

Materyalizmi idealizme göre tanımlıyorsun,-spartacus-

Materyalizm de, idealizm de, pozitivizm de, realizm de v.s. varlik konusunu isleyen felsefe dali metafizige gore tanimlanir.

Her olgu ; gozlemin ortaya koydugu, test edilmis ve bilimsel hale gelmis bir bilgidir. Diyalektik, bu temelde bir olgu degil; olan olgulari degerlendiren, matematiksel/mantiksal bilginin yontemi ve mantigidir. Ustelik hangi diyalektikten bahsediyoruz, hegelist mi, marxist mi?

Matematiksel/mantiksal bilgi, yon ve yontem veren, yenilik iceren bir bilgi cesididir. Kendi olusturdugu olgulari vardir. Diyalektikte oldugu gibi. Konunun matematik ile debir ilgisi yoktur.

Metafizik ve idealizm/marxizm konusunda, her nedense herkes senin yaptigin yanlisa dusuyor, demekki bu artik Turkiye'den felsefe ogrenmenin bir kaderi olmus.

"Hersey maddedir, CUMLESI, fiziksel midir, fizik otesi midir?

Zaten aramizdaki farkta, senin ontolojik, benim ise epistemolojik olarak konulara yanasimim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 04-02-2011 01:50

nesnel/bilgi insanoğluna bağlı değildir.-spartacus-

Neye/kime baglidir, peki?


Cevabı zaten orada,

bilgi/nesnel/öznel(insan burada) bağ birlikdedir, kopartamazsın.

Materyalizm de, idealizm de, pozitivizm de, realizm de v.s. varlik konusunu isleyen felsefe dali metafizige gore tanimlanir.


Sen insanın varlığını ret ediyor musun? Ama hep insanoğlu diyorsun o bir varlık değil mi? Materyalizm o düzeyde bakar, sana insanoğlu yoktur, insanoğlunun bilgisi diye bir şey yoktur dense, ne dersin?(varlığını savunursun)

Zaten o dizilime doğru dedim ama ne zamana kadar materyalizm tamamen ayrışana kadar. Ondan sonrası için materyalizm için nesnel gerçek var, varlık o nesnel gerçeklikde ele alınır. Bu gün bilim adamlarının yaptığını filozoflar yapıyordu geçmişde, yani o dizilimler yapıldığında her filozof zaten bir bilim insanı idi.. Yani şu şudur diye ayıramıyoruz, tek derdi VARLIK değil materyalizmin bilgisinide ortaya koymak. Yani tek işi varlıktıra indirgeyemiyoruz. Kaldıki sen nesnel hiç bir bağ kabul etmezken sen metafizik değil ben metafizik sınıflandırmada görülüyorum bu çelişki işte. (bilgi/nesnel/öznel materyalizmde birlikde)

Neye/kime baglidir, peki?


Bu soruyu neden sordun? kime? diye. Demek ki insanoğlu bir varlıkmış. Buda senin varlığın yada neyini esas alıyorsan..

"Hersey maddedir, CUMLESI, fiziksel midir, fizik otesi midir?

o öyle değil aslında

"Her şey maddedir. şeklinde"

felsefede "şey" demek ne demek? işte elma bir şey'dir ama bunu bir isme, bir cisme tek bir özel maddeye indirgememek için "şey" denir. O şey=düşünce anlamında değildir, materyalizm zihine->zihin der, bilgiye bilgi, inanca->inanç, öznele, öznel der, o şey sadece verdiğim biçimiyledir.

Zaten aramizdaki farkta, senin ontolojik, benim ise epistemolojik olarak konulara yanasimim.


1. idealizme göre beni tanımlaman, ve kavramlarımı bile onlara göre kullanman.
2. materyalizmi herşey maddedir dediğini sanıp = bilgi, düşünce, öznel gibi unsurları kabul etmediğini sanman "şey" ile, şey arasındaki felsefi farkı farketmemiş olman.
3. İşte senin tek varlığın = insanoğlu , ama onunda bilgi, düşünce, akıl vs dışında, eti, budu, beyni, gözü, kulağı gibi nesnel tarafı ve algıları olan bir varlık. Tek başına bilgi bir varlık olamaz, bu akıldışıdır.

evrensel-insan 04-02-2011 03:46

Saygideger spartacus;

3. İşte senin tek varlığın = insanoğlu , ama onunda bilgi, düşünce, akıl vs dışında, eti, budu, beyni, gözü, kulağı gibi nesnel tarafı ve algıları olan bir varlık. Tek başına bilgi bir varlık olamaz, bu akıldışıdır.-spartacus-

Sende benim dile getirdiklerimi algilayamamissin.

Insanoglu, hem oznel, hem nesnel, hem de kavramsal yetisi olan tek ve alternatifsiz bir canli turu. Ustelik, bilimin de, felsefenin de, dilin de yaraticisi.

Bu nedenden, benim aldigim her turlu taban, zemin bakis acisi insanoglu ile basliyor. Onun ortaya koydugu felsefenin, bilimin ve dilin tabanlari ve tartismasiyla degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 04-02-2011 16:41

Sevgili Evrensel

Insanoglu, hem oznel, hem nesnel, hem de kavramsal yetisi olan tek ve alternatifsiz bir canli turu. Ustelik, bilimin de, felsefenin de, dilin de yaraticisi.

bu yönüne itiraz eden yok ki. Buna bakarak sadece nesnel gerçeğide ret etmiyoruz. İnsanında bir nesnel gerçekliği olmasa, bu nesnel gerçekle birlikde olamasa, farkına varamasa insan zaten bunları ortaya koyamazdı. Alternatifsiz olduğu konusunda, evren hakkında bu konuda yargı üretebilecek kadar yeterli bilgiye sahip değiliz, doğa açısından ise diğer canlılarında bilgi edindiğini gözlemliyoruz, öznel olarak anlatım ve kavram, düşünce ve maddeyi işleyerek değiştirme gibi bir çok özellik olarak ise tabiki insanın yeri ayrı ama bu demek değildir ki tek algılayan insan.

Bak benim olgu dediğim;

Su 100 derecede kaynar = olgu değil = bir bilgi
Su 93 derecede kaynar = olgu değil bir bilgi
Su A noktasında 103 derecede kaynıyor = bir bilgi

Çünkü suyun kaynaması olgudur ama derecesi, bilgisi değişkendir, suyun kaç derecede kaynayacağını nesnel gerçekliği(ortamından tutunda kendi özüne kadar) belirler , insanların bilgisi-düşüncesi değil, çünkü suyun davranışı bizim zihnimize bağlı değil o nesnel bir şeydir bizim bilgimiz ise öznel.

Bu bilgide olgu ısınan suyun kaynamasıdır(maddenin hal değişimi), bilgisi ise işte ölçülüp ortaya konan derecesi, nasılı, nasıl olduğu gibi yönleridir.

Aksi taktirde biz bilgisini olgu diye düşünürsek tek bir nesnel olgu için yüzlerce bilgi-düşüce ortaya çıkar, öyle bir şey olgu olmak yetisinden yoksundur, ele avuca gelmez, mecbur yine gider kaynağa, su'yun kendisine bakmak zorunda kalırız. Demek ki olgunun kalbi orada atıyor yani nesnel gerçekde.

evrensel-insan 04-02-2011 18:04

Saygideger spartacus;

Daha once de bir kac kere belirttim, fact; yani olgu, tartismaya acik olmayan ve evrensel onayi olan dir. Felsefe de olgu yoktur ve felsefi olgu da yoktur.

Reality, bes duyu ile algilanabilendir, yani bilimin fenomen dedigi.

Her sey bir bilgidir, yani insanoglu belirtimi ve bildirimidir. Yani, olgu da, reality de bir bilgidir, ama; her bilgi, real veya fact degildir.

Bu temelde de, epistemolojik olarak bilgi uc cesittir. Fiziksel bilgi, sosyal bilgi ve matematiksel/mantiksal bilgi.

Bu temelde diyalektigin konusu ontolojikdir ve epistemolojik degildir.
Ontolojik tabani da, ya tanri (hegel), ya da maddedir (marx).

Ortada bilgi olabilmesi icin, mutlaka bir insanoglu olmasi gerekir. Insanoglu kendisine de yansir ve algilanir ve kendi ile ilgilide bilgi, belirtir, bildirir.

Insanoglu disinda kalan ve insanogluna yansiyan bir reality (fenomen) vardir, fakat; bunun ve insanoglunun ne oldugu, anlami, adi, tanimi, icerigi insanoglu yapilandirilmisligidir.

Oyuzden bir daha soruyorum, maddenin diyalektigi mi, yoksa sadece diyalektik mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 04-02-2011 23:07

Oyuzden bir daha soruyorum, maddenin diyalektigi mi, yoksa sadece diyalektik mi?

işte sevgili Evrensel benim için, anlamsız soruyorsun diyorum(kendin için anlamlı belki), nesnel bağı olmayan olguda olmaz bilgide. Algı nesneldir aksini iddia ediyorsan gözlerini kapatıp yazdıklarımı okuyabilmen lazım. Suyun kaynaması(maddenin halleri) gibi nesnel(hareket ve değişimin olgusu) bir olgudur.

olguya nasıl baktığımı söylediğime göre, senin bakışınıda doğru bulmadığıma göre(sende benimkini) sorunun cevabını kendi bakışımla zaten verdim. Senin bakışında nesnel ret edilmiş, insanın bilgisi dışında hiç bir şeyi kabul etmiyorsun, insan dışındaki canlıların bile algısı olduğunu kabul etmiyorsun, insan bilgisininde nesnel bağı olduğunu kabul etmiyorsun, su'yun bir madde olduğunu kabul etmiyorsun, ama su kaynar diyebiliyorsun ve bunu belirleyen de insandır diyorsun, insan olmasa su kaynamaz diyorsun. İnsan her şeyi tanımlamıştır diyorsun, ama yine insanın tanımladığı maddeye gelince-yani nesnesine- kabul etmiyorsun, haliyle diyalektiği bu biçimde ifade edebilme şansına sahip değilim.


Reality, bes duyu ile algilanabilendir, yani bilimin fenomen dedigi.

Diyalektiğin duyu organları ile algınamaz olduğunu göstrebilmen gerekir diye düşünüyorum, sevmem bu kelimeyi ama deneyelim..

İşte yine aynısını yapıyorsun, diyalektiği nereye koyup, konmadığı umrumda değil ki? Herkes bir şeyleri bir yerlere koyuyor zaten, ben pek ilgilenmem öyle dizgi işleri ile, o iş biraz hastalığa dönmüş, kolay şablonlama işine dönmüş bu gün. Evrim nasıl bir olgu ise diyalektikde öyle nesnel bir olgu. örnek verdim işte, kışın gelmesi suyun donması suda yaşayan canlılar için bir çelişik durum yaratır. Kökende ne var ısı, sıcak ile soğuk arasında ortamdaki değişim ve diğer canlıları etkilemesi. Bir canlı eğer bir önceki durumu ile çelişen yeni ortama ayak uydurabilirse zaten o çelişkiyi aşacaktır, buda hareket demektir, sonuçda değişime ayak uydurmak için değişim olarak geri döner...

evrensel-insan 04-02-2011 23:33

Saygideger spartacus;

Diyalektiğin duyu organları ile algınamaz olduğunu göstrebilmen gerekir -spartacus-

Bu dedigin fenomen degil, numenal bir izahtir. Hegel'de zaten numenal diyalektik olarak tanrisina kavusmustur. Cunku, Hegel nasil, insanoglunun numenal yanini algilayamadiysa ve tanriya ulastiysa, marx'ta insanoglunun fenomenal yanini algilayamamis ve maddeye ulasmistir. Ikisinin de ortak yani, kendileri birleri olmasina ragmen, kendi varliklarini algilayamamalaridir.

Senin bakışında nesnel ret edilmiş, insanın bilgisi dışında hiç bir şeyi kabul etmiyorsun, insan dışındaki canlıların bile algısı olduğunu kabul etmiyorsun, insan bilgisininde nesnel bağı olduğunu kabul etmiyorsun, su'yun bir madde olduğunu kabul etmiyorsun, ama su kaynar diyebiliyorsun ve bunu belirleyen de insandır diyorsun, insan olmasa su kaynamaz diyorsun. İnsan her şeyi tanımlamıştır diyorsun, ama yine insanın tanımladığı maddeye gelince-yani nesnesine- kabul etmiyorsun, haliyle diyalektiği bu biçimde ifade edebilme şansına sahip değilim.-spartacus-

Yapilandirilmis epistemolojiye gore, nesnelin red edilmisligi degil; oznelin kavramiyla ortaya koyulmuslugu var.

Sen de hic bir sekilde, nesnelin kendi kendisini kendi adina ortaya koydugunu gosteremezsin. Zaten gosteremeyecek olan sen, bir insanoglu turusun.

Insanoglu disindaki canlilarinda algisi vardir, yalniz bu algi sadece kendi turu icindir. Ayni insanoglunun algisi sadece kendi turu icin oldugu gibi. Yani ortak bir dialog yoktur, sadece monolog vardir.

Insanin bilgisinden once, insanogluna yansiyan oldugunu ve insanoglunun kendi varligini ve soyutlama yetisini unutmayalim. Cunku bana insanoglu disinda kalan hic bir yansima veren, kendisini kendi adina ortaya koyamiyor, ben onu turum adima algim ile ortaya koyuyorum.

Sana, insanoglu disinda kalan ve yansi veren kendisini kendi adina ortaya koyuyor mu, koyuyorsa nasil, yani insan faktorunu yok sayarak bunu nasil anlatirsin, ki anlatamayacaksin, cunku anlatamayacak olan sen insanoglu turusun.

Benim algin ile, nesnel, oznel, kavramsal ic icedir ve biri olmadan digeri ortaya konamaz.

Su bir fenomendir ve bilimsel olarak sadece gozlemlenir ve olguya tasinir. Suyun kesin olarak bir madde oldugunun soylemi, bir aklin inancidir, sabittir. Bilimde sabitlik yoktur.

Insan olmasa su kaynamaz degil; sudan ve kaynatandan bahseden olmaz. Su dinazorlara kaynar, onlar da bunu nasil algilarlarsa kendi turlerine iletirler.

Insan her seyi tanimlamistir demiyorum, YAPILANDIRMISTIR diyorum, ortada bir tanim varsa, bunu da insanoglu vermistir, diyorum. Benim kabul etmedigim, nesnenin varligi degil; nesnenin oznesiz ve kavramsiz, ortaya konamayacagi. Cunku, herhangibir yansi, algi ile kavramlastirilip yansitilmaz sa, o yansinin bir anlami yoktur, cunku ortaya koyumu yoktur.

Zaten butun bu nedenlerden dolayi, matematiksel/mantiksal bilgi olan diyalektigin, Hegel'li, ya da Marx'li izahi; felsefenin konusudur, ne epistemolojinin, ne de bilim ve bilimselligin konusu degildir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 05-02-2011 00:27

Sen de hic bir sekilde, nesnelin kendi kendisini kendi adina ortaya koydugunu gosteremezsin. Zaten gosteremeyecek olan sen, bir insanoglu turusun.

Ben zaten öyle demedim ki, nesnel ortada olandır, ortaya konulmak gibi bir derdi yok. O tür şeylerimiz ancak öznel olabilir diyorum.

Fakat bu öznellik salt insana ait değildir, tüm canlılar bir biçimde kendisini ortaya koymaktadır bunada öznel diyoruz zaten. Öznel olması için illa insan düşüncesi olması gerekmiyor. Örneğin verdiğim Bukalemun örneği işte özneldir, ona aittir o özellik ve bunu kendisi ortaya koyuyor. Ortaya koyması özneldir ama kendisi ve bu işleyiş nesneldir. Insanoglu disindaki canlilarinda algisi vardir, yalniz bu algi sadece kendi turu icindir. Ayni insanoglunun algisi sadece kendi turu icin oldugu gibi. Yani ortak bir dialog yoktur, sadece monolog vardir.

İşte gördük Bukalemun kendi türü için yapmıyor bunu, diğerleirnin algı yanılmasını sağlamak için yapıyor. Haynaların hepside birbirisi ile belirli düzeyde anlaşır, bunu ya sesleri ile ya gözleri ya davranışları ile bir biçimde ortaya koyarlar. Örneğin köşeye sıkışan bir kedi, sıkıştıran köpeğe tıssss diye dişlerini çıkarttığında çoğunlukla köpeğin geri adım atmasını sağlar. Burada ilişkinin nasıl olduğu değil önemli olan algı ve bilgi bağıdır ifade etmek istediğim. karşılıklı sohbet edemiyor olmaları algı ve bilgi sahibi olamadıkları anlamına gelmez, ben itirazımı buradan yapıyorum zaten ve iradi davranış geliştirdiklerine göre tek nesnel gerçek insna bilgisidir demek, nesnel gerçeğe ters düşer.


Insanin bilgisinden once, insanogluna yansiyan oldugunu ve insanoglunun kendi varligini ve soyutlama yetisini unutmayalim. Cunku bana insanoglu disinda kalan hic bir yansima veren, kendisini kendi adina ortaya koyamiyor, ben onu turum adima algim ile ortaya koyuyorum.


Sonuçda neyi algıladığımızda önemli. Ortaya koyduğumuz değil sadece, haliyle ortaya koyduklarımızın sınanma alanı neyi algıladığımızdır. İnsanın kendiside bir nesnelliktir. nesnel bir canlıdır haliyle algılar ve algılanır. 2 insnaın birbirisi ile anlaşması zaten nesnel bir süreçle mümkündür, haliyle algıda nesnellik önemsenemez olarak görülemez.


Benim algin ile, nesnel, oznel, kavramsal ic icedir ve biri olmadan digeri ortaya konamaz.


Bende bilginin bağını nesnel/öznel olarak ortaya koyuyorum işte. Ama bilgi salt insana ait bir değer değildir. Bunuda örneklerle ifade ediyorum. Demek ki salt öznel değil nesnel bir işleyişide sahibiz. O halde nesnel gerçekliği kabul etmek durumundayız...


Su bir fenomendir ve bilimsel olarak sadece gozlemlenir ve olguya tasinir. Suyun kesin olarak bir madde oldugunun soylemi, bir aklin inancidir, sabittir. Bilimde sabitlik yoktur.

hayır o çok sonra, önce lıkır lıkır içilir ve atılır.. Aynı suyu hayvanlarda içer ve atarlar işte demek ki sadece gözlemlenmiyor, önce maddi bir yönü var. Fenomene fenomen demek ile maddeye madde demek arasında zerre kadar inanç farkı yokur o halde. Gözlem demek sadece göz ile yapılan bir şey demek değildir önce bu yanılgıyı aşmak gerekir, gördüğümüz gibi tad alma duyumuzda algı ve haliyle gözlemin bir parçasıdır, o halde su maddidir, duyu organlarımızla duyumsadığımız bir şeydir. Hayvanlar örneğin suyu içmeden önce kokluyor ve bir insanın tercümanlığına ihtiyac duymuyorlar. Çünkü algı insana has bir şey değil, zemini maddi olan nesnel bir gerçekliktir, haliyle her algı ortaya dair bir bilgi çıkardır... Bilgisi olmak zorunda değil. Maddi düzeyde ansiklopedik bilgi aramak anlamsızdır çünkü. O düzey algılar temelindedir. Bilgisi algı ve bu algılanmışlıkdan, gözlemden sonra ortaya konabilir. Kimse bilmediği bir meyve hakkında bilgi ortaya koyamıyor illa algılanması ve gözlemlenmesi gerekir demek ki, bilgide neye dair olduğu önem arzeder ve algılar maddi bir süreçle beyinde işlenir ve insanda beynini kullanarak bilgiyi ortaya koyar.

Insan olmasa su kaynamaz degil; sudan ve kaynatandan bahseden olmaz. Su dinazorlara kaynar, onlar da bunu nasil algilarlarsa kendi turlerine iletirler.

İşte o yüzden suyun kaynaması olgudur. Bir olguyu yapana(iradeye) bağlı hale getirmek olgu olmadığı anlamına gelir.

Insan her seyi tanimlamistir demiyorum, YAPILANDIRMISTIR diyorum, ortada bir tanim varsa, bunu da insanoglu vermistir, diyorum. Benim kabul etmedigim, nesnenin varligi degil; nesnenin oznesiz ve kavramsiz, ortaya konamayacagi. Cunku, herhangibir yansi, algi ile kavramlastirilip yansitilmaz sa, o yansinin bir anlami yoktur, cunku ortaya koyumu yoktur.

nesnelin kendisini ortaya koymak gibi bir derdi yoktur diyorum bende işte. Böyle bir derdi yoksa haliyle onun adına da düşünme şansımız yoktur. Biz algı ve gözlemlerimizi nesnele dair ortaya koyuyoruz, ama bu onu belirlemek anlamına gelmez. Onu belirlemiyoruz, ona dair kendi adımıza belirlenimlerde bulunuyoruz işte bu yüzden öznel diyoruz biz bu yaptığımıza, nesnel ise iradeden bağımsız bir alandır. Biz istesekde, istemesekde Hint Okyanusu var, bir ismi olması nesnel açısındna önem arzetmez ve bizi dinleyecek bir iradeye sahip değil. demek ki nesnel bir gerçekliği var, insanın nesnel gerçek üzerinde bir belrileyiciliği yoktur, oda o gerçeğin bir parçasıdır sonuçda. O halde elmaya dair bilgilerimi sınamak için elmaya bakmak zorundayım. Yani elmanın kendisini dışlayamayız.


Zaten butun bu nedenlerden dolayi, matematiksel/mantiksal bilgi olan diyalektigin, Hegel'li, ya da Marx'li izahi; felsefenin konusudur, ne epistemolojinin, ne de bilim ve bilimselligin konusu degildir.


diyalektik öncelikle matematiksel olamaz, nesnel bir olgudur, olguda ne işi var matematiğin?, işte epistemolojinin(felsefi açıdan) insana kazandırdığı sadece budur, nesneli bir biçimde dizgileyerek ret etmek. kavram kargaşası içinde boğulunmuş kavramlar dünyası üretmek. İlla bir şeyi bir yere dahil etmek istediğinizde ya bilgisine sahip olmanız gerekir yada bırakın boşverin, diyalektik yöntemin sınıflandırılmaya ihtiyacı yoktur, felsefi bir yöntemdir de gitsin. Diyalektiği kavrayan zaten onun matematikle uyuşmazlığını biliyor olmalıydı. Diyalektiğin kendisi insan zihninin statikliğine değil evrenin dinamikliğine yani fiziğe dayanır ve bilgisinin -diyalektik yöntem- temelide burasıdır.

evrensel-insan 05-02-2011 00:44

Saygideger spartacus;

Turler arasi iliski, evrimsel iliskidir. Her turun biri, baska turun birine karsi, kendi algisinca, bir koruma/kollama, korkutma uygular. Bunu diger canlilar bes duyularinin harekete ve sese donusumuyle yaparken, insanoglu ekstra olarak deneme&yanilma metodu uygular.

Ayrica turler arasi, besin zinciri vardir. Bu da avci ve avlanan olarak harekete ve sese tasinir.

Bilgi insanoglu disinda, baska kime/neye aittir, ve nasil?

Fenomenin metafizik olarak kesinlikle ne oldugunun ortaya konmasi baskadir, fenomenin gozlem disinda, kullanima, paylasima ve sahiplenilime acik olmasi baskadir. Su likir, likir icilmeden once, o suyun zarar verip vermeyecegi, diger canlilarca ve insanoglunca kontrol edilir.

Konu nesnenin ne derdi olup olmayacagi degil, sadece nesneye indirgenemeyecegidir.

Diyalektik, bir yol, yontem, mantik ve uygulamadir. Bunu da sadece insanoglu nesnesi ortaya koyar. Dinazor degil.

Sirf monizm olarak bile konuya yanasmak, matematiksel/mantiksal bir bilgidir. Yoksa, materyalizm bir monizm degil mi?

Herhangi birsey, ne fizige, ne kimyaya, ne evrene, ne dunyaya, ne de maddeye, v.s. kisaca fenomene dayanmaz. Tum bilgi, insanoglunun bir yapilandirilmisligidir (human construction)

Obur turlusu, Hawking'in tanrisina ulastirir. Yani, fizigin yasalari yoktur, o yasalari fizige insanoglu verir. Yani, tum kurgular (yasa, kural, kanun, kaide, formul, teori, hipotez, kural v.s.), insanoglunun bir urunudur ve insanogluna aittir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 05-02-2011 01:39

Turler arasi iliski, evrimsel iliskidir. Her turun biri, baska turun birine karsi, kendi algisinca, bir koruma/kollama, korkutma uygular. Bunu diger canlilar bes duyularinin harekete ve sese donusumuyle yaparken, insanoglu ekstra olarak deneme&yanilma metodu uygular.

Sevgili Evrensel rüyasında görmez işte o canlılar. Deneme yanılmayı işlettiği yer neresi. Örneğin otlanan hayvanlar arada bir kafasını kaldırığı çevresine neden bakar? İşte bilgi var bilgi var ben algı düzeyindeki bilgiden bahsediyorum sen tutuyorsun insan bilgisi olur başka şeyin bilgisi olmaz diyorsun. Neden öyle olsun ki? Algının görevi, işlevi nedir peki? Algılarımız gelişimin kaynağında yatan nesnel ile kuracağımız bağdır, algının kökünde bilgi edinme yatar. Görevi budur. görevi bu iken neden sadece algılayan ve bilgi sahibi olan insan olsun? İnsanı diğer canlılardan ayıran bilgiyi ortaya koyma biçimidir, alt düzeyde nesnel bilginin kendisi değil. Bu tabi bir anda olacak bir şey değil, algı etki-tepki prensibine göre çalışır, gelişir. En ufak duyduğunuz ses dahi sesin şiddetiyle vs ilgilidir, bunlar kulağa iletilirler. Nerden sesin kaynağından. Kaynak ne? titreşen madde. Sebebi ne etki-tepki. Algı neyi algıladı? Etkiyi.. İşte o etki nesnel bir şeydir ve insan, hayvan, canlı, cansız ayrımı olmadan algılanır. Cansızlarda algılar ama bu algı sadece iradi değildir, yani bu biçimde nitelenemez. Algı yoksa etki-tepkide olmaz, haliyle algılarda çalışamaz. Mesala bir ses duyulduğunda diğer canlılar duymuyor mu? Hani insan yansı verirdi, onların algıladığı ne peki?

Ayrica turler arasi, besin zinciri vardir. Bu da avci ve avlanan olarak harekete ve sese tasinir.


Tamam işte bir biçimde kendisini ortaya koyuyor. Demek ki algı-bilgi bağı ayrıştırılamaz, o ses veriyor, diğeri algılıyor, etki-tepki sürekli ölçülür algıda, işi bu algının, görevi bu ve nesnel.

Bilgi insanoglu disinda, baska kime/neye aittir, ve nasil?

Yazdım yukarıda, bilgi farkındalıktır ilk! İşte algı-bilgi temelindeki bilgi dediğimiz şey budur. Bu algı sadece insan ait değildir.


Fenomenin metafizik olarak kesinlikle ne oldugunun ortaya konmasi baskadir, fenomenin gozlem disinda, kullanima, paylasima ve sahiplenilime acik olmasi baskadir. Su likir, likir icilmeden once, o suyun zarar verip vermeyecegi, diger canlilarca ve insanoglunca kontrol edilir.

Hiç bir nesnel tam anlamıyla ve kesinlikle ortaya konamaz. İnsan nesnel açısından kendine ve kavrayabilmesine dayalı belirli sabitlemeler ve idealleştirmeler yaparak ancak bilgi üretip ortaya koyabiliyor. Bilginin kendiliğinden amacı nesneyi tanımlamak, onun adına onu ortaya koymak değildir, onu tanımak ve algılayabileceği düzeyde bilgisini ortaya koymaktır. Bir şeyin bilgisi başka kendisi başka bir şeydir.

Su likir, likir icilmeden once, o suyun zarar verip vermeyecegi, diger canlilarca ve insanoglunca kontrol edilir.

Hayır tüm canlılar yiyeceklerini yemeden önce kontrol ederler. kaldı ki Kontrol ettiğin nedir? demek ki nesnel gerçeğin önemi salt insan zihni temelinde değil işte gözlemlediğimiz doğada boylu boyunca gözümüzün önündedir.


Konu nesnenin ne derdi olup olmayacagi degil, sadece nesneye indirgenemeyecegidir.

Nesneye bir şey indirgemiyoruz, biz nesnel gerçekden bahsediyoruz. Çünkü Nesne yoksa ona dair bilgide yoktur demek ki bu bağ önemsenmek zorunda, bu indirgemek değil doğal sürecin ifadesidir. O halde dair bilgilerimizin kaynağında nesnel vardır(suyu kontrol etmek örn, neyi?suyu neyini? bileşimini) ve önemsenmek zorundadır, kaldı ki bizde o nesnel gerçeğin bir parçasıyız, bunu ret etmek bilgiyi ret etmektir, bilginin koşullarını ve kaynağını, temelini ret etmek demektir, sanal bir dünyadır.


Diyalektik, bir yol, yontem, mantik ve uygulamadir. Bunu da sadece insanoglu nesnesi ortaya koyar. Dinazor degil.

Kesinlikle insan ortaya koyar ama olgu insana bağlı değildir, dinazorlar varken insan yoktu ama dünya yine dönüyordu. Olgu (kaynağı olarak)nesneldir ve insan olguyu değil bilgisini ortaya koyabilir. Olgunun kendisi, ortadadır -ki algılanıyor işte o bilgi bu nesnel bağla mümkün. Bunu ret etmek bilgiyi bir ağaca çıkartıp bindiği dalı kesmektir.

Herhangi birsey, ne fizige, ne kimyaya, ne evrene, ne dunyaya, ne de maddeye, v.s. kisaca fenomene dayanmaz. Tum bilgi, insanoglunun bir yapilandirilmisligidir (human construction)


Dayanmaz ise bu mimar demek ki güzel kurgu üretiyormuş. Nasılsa bilgide nesnel gerçeklik olmadığını iddia ettiğinize göre, bu kurgusallığın birde projesi olmalı.

Obur turlusu, Hawking'in tanrisina ulastirir. Yani, fizigin yasalari yoktur, o yasalari fizige insanoglu verir. Yani, tum kurgular (yasa, kural, kanun, kaide, formul, teori, hipotez, kural v.s.), insanoglunun bir urunudur ve insanogluna aittir.

Neden salt insana ait olsun ki, dünyanın dönmesi kendi hareketidir, rakamsal, konumsal, formul vs belirlenim ve ölçekler insana aittir ama uydurma değildir öncelkle ve önemli olarak dünyaya dairdir, ikisi aynı şey değil. demek ki dünya siz belirlediğiniz için değil harekete ve nesnel bir gerçekliğe sahip olduğu için dönüyor, üstelik sizde o nesnel gerçeğin bir parçasısınız, nesnel olarak o size değil siz ona bağlısınız. Böyle düşünmediğinizde tanrıya ihtiyacınız yok zaten kendinizi tanrı ilan etmişsiniz demektir.

evrensel-insan 05-02-2011 01:57

Saygideger spartacus;

Herseyden vazgectim. Siz bir insanoglu turunun biri olarak, hangi diyalogla, kendi turunuz disinda kalan seyler hakkinda fikir yurutuyorsunuz?

Bu yuruttugunuz fikir, uzerine fikir yuruttugunuzu sizce ne kadar ilgilendiriyor?

Kendi disinizda kalan herhangibir sey ile, hangi dialogu kuruyorsunuz?

Ayrica bu yapilandirilmisligin, tabi ki evrensel ayniliktaki bir yapi ve isleyisi var, o da x ve y dir.

Kuran'i Allah yazmistir demek ile, doganin yasalari vardir demek arasindaki fark nedir?

Sizin turunuzden, ustelik turunuzun biri olmak adina "kacis" ancak, sizin kendi varliginizin, farkinda ve bilincinde olmadiginizi getirir.

Baska bir canlinin, kendince yasam ve iliskileri adina neden fikir yurutuyorsunuz, siz o canli degilsiniz ki! Yaptiginiz sadece kendi alginizin, sanki onun algisi imis gibi yansitmaktir. Bu da baska canli adina "gelin guvey olmaktir"

Butun bu mesajlar size ait degil mi?, hangi cumleniz, kelimeniz v.s. sizin disinizdaki baska bir canliya ya da fenomene ait? Onlar adina konustugunuzun farkinda degil misiniz?

Madde bir insanoglu soylemi degil midir?

Doganin yasalari oldugunu soyleyen insanoglu degil midir?

Yoksa, eger kurani Allah yazdi ise, siz de peygamberseniz. Hem Allah ile (burada madde veya doga oluyor) nasil bir dialogunuz oldugunu, hem de onun size "bu yasalar benim, ben maddeyim" i nasil ve hangi dialog ile anlattigini ortaya koyunuz.

Cunku doganin kanunlari varsa, kurani da Allah yazmistir. Bunu muhammed soyler, siz de muhammed gibi, doganin kanunlari oldugunu soylersiniz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 05-02-2011 04:05

Sevgili Evrensel eh epey bir vazgeçmişsiniz, ahiret sorusu mu onlar : )

Herseyden vazgectim. Siz bir insanoglu turunun biri olarak, hangi diyalogla, kendi turunuz disinda kalan seyler hakkinda fikir yurutuyorsunuz?

Salt düşünsel Diyaloga ihtiyacım mı var? Algılarımın diliyle.. O yeterli değil mi? Gözün görmese, kulağın duymasa, ve ıssız bir adada olsaydın sence ananas neye benzerdi?

Kendi disinizda kalan herhangibir sey ile, hangi dialogu kuruyorsunuz?

Zihni alanım dışında her şey benim için nesnel dünyadır. ve diyaloglarım nesnel yanlarım olmadan imkanlı olmuyor. Diyalogun ne olduğu önemli değil bu bahisde.

Ayrica bu yapilandirilmisligin, tabi ki evrensel ayniliktaki bir yapi ve isleyisi var, o da x ve y dir.

Yapılandıran kim?

Kuran'i Allah yazmistir demek ile, doganin yasalari vardir demek arasindaki fark nedir?

Özneldir, her mantık yöntem her yöntemde mantık içerir demiştim. Doğada ki işleyiş de desen maddeler halinde yazacağın için doğanın yasaları denebilir. Önemli olan doğru noktadan bakmaktır. Mantığı buradadır, onlar nesnel gerçek temelinde tespitlerdir.

Sizin turunuzden, ustelik turunuzun biri olmak adina "kacis" ancak, sizin kendi varliginizin, farkinda ve bilincinde olmadiginizi getirir.


Hayır sizin gibi insanı, salt zihine indirgeyerek ruhlar alemine salmıyorum, ben insanın nesnel gerçeğinide ortaya koyuyorum. Siz insanı nesnel gerçek olarak dahi kabul edebilmekten çok uzaksınız, sadece kavramlar dünyasındasınız ama bu durumda insanın türününde ben'lik-bireyci kavrama dışında görebildiğim kadarıyla bir önemi kalmıyor. Beni kendi ben'iniz dışında sizin iradenizden bağımsız nesnel bir gerek olarak görmediğiniz sürece türünüzün bir olmak anlam ifade etmiyor, bunu söylemesekde herkes türünün biridir sonuçda.

Baska bir canlinin, kendince yasam ve iliskileri adina neden fikir yurutuyorsunuz, siz o canli degilsiniz ki! Yaptiginiz sadece kendi alginizin, sanki onun algisi imis gibi yansitmaktir. Bu da baska canli adina "gelin guvey olmaktir"


Ama bende canlıyım bak sen bu başlıkda diyalektiği matematiksel/mantığa dahil etmek istedin. Hani başka canlı adına karar vermeyecektik?

Oysa bilgide bir şey adına karar verilmiyor, yazdıklarımda böyle bir yaklaşım olmadığı gibi bu kelimede yok, dairliktir ve bu dairlik nesneldir. Sizin zihninizle dünyaya dair düşünceleriniz dünya açısından dünyanın dert edeceği bir şey değildir, haliyle siz bilgisini kendiniz için ortaya koyuyorsunuz ama onun gerçekliği size ait değil. Yoksa siz tanrı mısınız? İnsanlar yüzyıllardır ölmek istemiyorlar bunu düşünüyorlar ama bilgisi olduğu halde hala egemen olunamamış ne iş? Yapılandırmacıda mı sorun var. Yoksa söz mü dinletemedik, o halde farklı ortaya koysak, nasılsa nesnel gerçek diye bir kıstasımız yok, ölümü ölümün nesnelliği değil bilgi olarak gördüğünüze göre, olgunuzda bu bilgi olduğuna göre bilginize müdahale edinde daha uzun yaşayalım.

Butun bu mesajlar size ait degil mi?, hangi cumleniz, kelimeniz v.s. sizin disinizdaki baska bir canliya ya da fenomene ait? Onlar adina konustugunuzun farkinda degil misiniz?

Nesnel gerçek zaten benim zihnimin, zihnimden bağımsız algıladığım ve zihni alanımın dışındaki gerçek, tabi ki ne algılıyorsam onu konuşacam, bunda özel bir sorun neden olsun ki? Onlar diye bir şey yok, yani böyle ayrım yok, elmadan bahsedersem elma adına bilgimi, armutdan bahsedersem armut adına bilgimi ortaya korum ama onlar adına koymam. Onların buna ihtiyacı yok, lazım da değil. Pekala bir elma kurdu bile gelip bize sormuyor kavram neydi, elma neydi demiyor, gidip karnını doyuruyor her şey kendi doğallığında.

Madde bir insanoglu soylemi degil midir?

Tanrı mı fısıldamış bunu. Söylem, dil, zihin bunlar iradi şeyler, bu bir kelimedir, ama madde nedir? dersek kafamızı duvara vurabiliriz, demek ki iş sadece kelimede değilmiş. İşleyip kullanılan bir şeymiş de o madde, tabi düşüncemiz Matrix değilse gerçek böyle, Matrix ise o görüşe hiç bir şey ifade edemeyiz.

Doganin yasalari oldugunu soyleyen insanoglu degil midir?


Yasa demek var, yasa demek var, kelimenin kullanım anlamını iyi tartmak gerekir, doğanın yasaları iradi değil bir gözlem ve tespittir. Su 100 derecede kaynar dersin ama sen ne yaparsan yap bu suyun davranışı ile ilgilidir, bizim belirleyişimizle değil.

Yoksa, eger kurani Allah yazdi ise, siz de peygamberseniz. Hem Allah ile (burada madde veya doga oluyor) nasil bir dialogunuz oldugunu, hem de onun size "bu yasalar benim, ben maddeyim" i nasil ve hangi dialog ile anlattigini ortaya koyunuz.

Allah bilgisi var ki adı var her şeyi insan belirlediğinde ancak o şey bir gerçekliğe kavuşuyor diyorsunuz o halde siz çözeceksiniz bu soruyu. İnsan doğaya bu yasalar senin demez ki, doğa ile bu biçimde işi yok, doğada böyle bir işleyiş gözlemliyorum der maddeleyerek yazar. Bu tür kelime falsoları felsefede ciddiye bile alınmaz. Felsefenin işi kelimelerle uğraşmak değildir, ortaya anlamlı ve tutarlı bilgi koyabilmek ve arayıştır.

Cunku doganin kanunlari varsa, kurani da Allah yazmistir. Bunu muhammed soyler, siz de muhammed gibi, doganin kanunlari oldugunu soylersiniz.

Siz doğayı kabul etmediğinize göre Muhammed'de farkı ortaya koyduğuna göre demek ki bu bir bilgidir. Fenomendir. O halde sizin düşünüp çözümlemeniz gerekir Allah olgusunu.

Doğanın yasalarını izah ettim, onların hepsi tespittir uydurma değil, iyi ki çözmüşüz aksi taktirde şu an PC kullanmak bile bizim için bir hayal olurdu.

evrensel-insan 05-02-2011 04:50

Saygideger spartacus;

Salt düşünsel Diyaloga ihtiyacım mı var? Algılarımın diliyle.. O yeterli değil mi? Gözün görmese, kulağın duymasa, ve ıssız bir adada olsaydın sence ananas neye benzerdi?

Benim de dedigim, o algilarin sana ait oldugu.

Zihni alanım dışında her şey benim için nesnel dünyadır. ve diyaloglarım nesnel yanlarım olmadan imkanlı olmuyor. Diyalogun ne olduğu önemli değil bu bahisde.

Gene sizden bahsetmissiniz, sizin disinizda bir bahis yok.

Yapılandıran kim?

Insanoglu.

Özneldir, her mantık yöntem her yöntemde mantık içerir demiştim. Doğada ki işleyiş de desen maddeler halinde yazacağın için doğanın yasaları denebilir. Önemli olan doğru noktadan bakmaktır. Mantığı buradadır, onlar nesnel gerçek temelinde tespitlerdir.

Hala isinize geldigi gibi, oznel ve nesnel ayrimi yapiyorsunuz. Oznellik, nesnellik ve kavramsallik biribirinden ayrilamaz, uclu bir butundur.

Hayır sizin gibi insanı, salt zihine indirgeyerek ruhlar alemine salmıyorum, ben insanın nesnel gerçeğinide ortaya koyuyorum. Siz insanı nesnel gerçek olarak dahi kabul edebilmekten çok uzaksınız, sadece kavramlar dünyasındasınız ama bu durumda insanın türününde ben'lik-bireyci kavrama dışında görebildiğim kadarıyla bir önemi kalmıyor. Beni kendi ben'iniz dışında sizin iradenizden bağımsız nesnel bir gerek olarak görmediğiniz sürece türünüzün bir olmak anlam ifade etmiyor, bunu söylemesekde herkes türünün biridir sonuçda.

Yine ayni hata. Kendinizin, yaptigi oznel/nesnel indirgemeciligi, benim de yaptigimi dusunuyorsun. Halbuki her yazimda, insanoglunun bir madde/dusunce/kavram ucleminden olustugunu ve soyutlamasini da, kendine yansiyan ne ise (bu kendi turu de olabilir) ona yonelik oldugunu defalarca tekrar ettim. Sizin algilayamadiginiz, benim sizin gibi bir indirgemecilik yapmamisa olmam. Oyuzden de yazilariniz, bir yerde yanlis algi tekrari oluyor.
Bakin, insanoglu gorungu veren kismi, maddesel, fiziksel; bu gozlemi soyut teoriye, felsefeye, dile, bilime tasiyan kismi, oznel ve bu tasimayi dile getirme kismi, kavramsal. Umarim bir daha beni, sizin yaptiginiz gibi, indirgemecilik ile suclamazsiniz. Zaten, insanoglu kendi dahil, kendine disaridan yansi almasa, soyutlama yapamaz.


Ama bende canlıyım bak sen bu başlıkda diyalektiği matematiksel/mantığa dahil etmek istedin. Hani başka canlı adına karar vermeyecektik?

Bu dahili ben degil; yapilandirmacilik yapiyor. En basitinden, matematiksel/mantiksal bilgi, kisilere has bilgidir. Buradaki kisilerde, hegel ve marx oluyor. Yani onlarin ortaya attigi anlaminda.

Oysa bilgide bir şey adına karar verilmiyor, yazdıklarımda böyle bir yaklaşım olmadığı gibi bu kelimede yok, dairliktir ve bu dairlik nesneldir. Sizin zihninizle dünyaya dair düşünceleriniz dünya açısından dünyanın dert edeceği bir şey değildir, haliyle siz bilgisini kendiniz için ortaya koyuyorsunuz ama onun gerçekliği size ait değil. Yoksa siz tanrı mısınız? İnsanlar yüzyıllardır ölmek istemiyorlar bunu düşünüyorlar ama bilgisi olduğu halde hala egemen olunamamış ne iş? Yapılandırmacıda mı sorun var. Yoksa söz mü dinletemedik, o halde farklı ortaya koysak, nasılsa nesnel gerçek diye bir kıstasımız yok, ölümü ölümün nesnelliği değil bilgi olarak gördüğünüze göre, olgunuzda bu bilgi olduğuna göre bilginize müdahale edinde daha uzun yaşayalım.

Tabi ki yapilandirmaca da sorun var. Bende bu sorunu her daim dile getirmeye calisiyorum zaten. Zaten, insanoglunun bir biri oldugumun bilincinde ve farkinda olmasaydim, ya tanri, ya kul, ya da madde olacaktim. Ben tum bu saydiklarimi ortaya atan insanoglu turunun bir biriyim. Ayrica, gercek (truth), aklin inandigi dogru temelinde dogrulanandir. Yani aklin yapilandirdigidir. O yuzden de, zaten gercegin ne olup olmadigi tartisma konusudur. Cunku fact, olgu. Reality, fenomendir. Truth ise, ancak aklin inanci ile dogrulanandir ve her dogrulayanin dogrusuna gore de gercegin ne oldugu farklidir. Aslinda yasamin "kisaligi" (ki bu neye gore olculuyor?), soz konusu ise, insanoglu kendi varliginin bilincine ve farkina varsa ve insansal zihniyet ile dusunup, tursel cekismesini cozumlese, yasami daha da uzun olur. Cunku yasami kisaltan olgular, insanoglunun dusunce ve davranista insan gibi zihniyete sahip olmamasidir.

Nesnel gerçek zaten benim zihnimin, zihnimden bağımsız algıladığım ve zihni alanımın dışındaki gerçek, tabi ki ne algılıyorsam onu konuşacam, bunda özel bir sorun neden olsun ki? Onlar diye bir şey yok, yani böyle ayrım yok, elmadan bahsedersem elma adına bilgimi, armutdan bahsedersem armut adına bilgimi ortaya korum ama onlar adına koymam. Onların buna ihtiyacı yok, lazım da değil. Pekala bir elma kurdu bile gelip bize sormuyor kavram neydi, elma neydi demiyor, gidip karnını doyuruyor her şey kendi doğallığında.

Elma kurdunun, soyutlama yetisi ve felsefe, bilim, dil gibi sorunlari yok. Osadece elma ile,besin iliskisine giriyor.

Tanrı mı fısıldamış bunu. Söylem, dil, zihin bunlar iradi şeyler, bu bir kelimedir, ama madde nedir? dersek kafamızı duvara vurabiliriz, demek ki iş sadece kelimede değilmiş. İşleyip kullanılan bir şeymiş de o madde, tabi düşüncemiz Matrix değilse gerçek böyle, Matrix ise o görüşe hiç bir şey ifade edemeyiz.

Hala indirgemecilik dusuncesi ile yaziyorsunuz.

Yasa demek var, yasa demek var, kelimenin kullanım anlamını iyi tartmak gerekir, doğanın yasaları iradi değil bir gözlem ve tespittir. Su 100 derecede kaynar dersin ama sen ne yaparsan yap bu suyun davranışı ile ilgilidir, bizim belirleyişimizle değil.

Gozlem ve tesbit ise, bunu yapan insanogludur ve doganin boyle yasalari oldugunu kendi algisinca soylemektedir. Bu da doganin kendi adina anlamina gelmez. Suyun davranisi suya ait olabilir ama, bunu gozlemliyen ve olgulastiran insanogludur, su degil. Su sadece gozlem verir.

Allah bilgisi var ki adı var her şeyi insan belirlediğinde ancak o şey bir gerçekliğe kavuşuyor diyorsunuz o halde siz çözeceksiniz bu soruyu. İnsan doğaya bu yasalar senin demez ki, doğa ile bu biçimde işi yok, doğada böyle bir işleyiş gözlemliyorum der maddeleyerek yazar. Bu tür kelime falsoları felsefede ciddiye bile alınmaz. Felsefenin işi kelimelerle uğraşmak değildir, ortaya anlamlı ve tutarlı bilgi koyabilmek ve arayıştır.

Allah bilgisi, sosyal bir bilgidir. Farkina varin isterseniz, 20. yuzyildan itibaren felsefe tamamen soyutlama uzerine yani dile yogunlasmistir. Bu temelde de felsefe olarak baska bir sey kalmamistir. Cunku felsefenin kendisi zaten bir insanoglu soyutlamasidir. Cunku ortaya anlamli ve tutarli bilgi koyabilmek te dil ile mumkun, baska da bir yol yok.

Siz doğayı kabul etmediğinize göre Muhammed'de farkı ortaya koyduğuna göre demek ki bu bir bilgidir. Fenomendir. O halde sizin düşünüp çözümlemeniz gerekir Allah olgusunu.

Gene ayni indirgemeci hata. Insanoglu, kendine yansi veren fenomeni algilayarak, kavram ile yansitmis ve doga demis. Konu var/yok; kabul/red degilki. Neyin ne olarak nasil yapilandirildigi. Benim acimdan, cozumlenecek bir Allah olgusu yok, cunku Allah bir olgu degil, sosyal bilgi. Ustelik goruntu de vermedigi icin, fenomen degil; numen ve numenal bir bilgi. Bunu daha once de aciklamistim.

Doğanın yasalarını izah ettim, onların hepsi tespittir uydurma değil, iyi ki çözmüşüz aksi taktirde şu an PC kullanmak bile bizim için bir hayal olurdu.

Ben doga yasalari "uydurma" demiyorum, insanoglu yapilandirilmisligi oldugunu soyluyorum.

Sorun surdan kaynaklaniyor, indirgemeci dusunce, ya bu (nesnel), ya oteki(oznel) mantigi ile birini isine geleni one cikariyor, digerini es geciyor. Ben ise uclemin birbirinden kopamayacagini ve bu uclemin (ozne, nesne, kavram) uc farkli ogesinin farklarini ortaya koyuyorum. Ustelik bu uclemin sadece ve sadece insanoglunda oldugunu epistemolojik (simdilik) ve alternatifsiz olarak dile getiriyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 05-02-2011 06:16

Sevgili Evrensel

Benim de dedigim, o algilarin sana ait oldugu.

Ama nesnel olduğunu kabul etmiyorsun fark burada.
Yine ayni hata. Kendinizin, yaptigi oznel/nesnel indirgemeciligi, benim de yaptigimi dusunuyorsun. Halbuki her yazimda, insanoglunun bir madde/dusunce/kavram ucleminden olustugunu ve soyutlamasini da, kendine yansiyan ne ise (bu kendi turu de olabilir) ona yonelik oldugunu defalarca tekrar ettim. Sizin algilayamadiginiz, benim sizin gibi bir indirgemecilik yapmamisa olmam. Oyuzden de yazilariniz, bir yerde yanlis algi tekrari oluyor.

İndirgeme yapmıyor musun, nesnel gerçeği ret ediyorsun ifadelerindeki nesnel=öznel görüyorsun. Oysa nesnelide öznelide hem ifade ediyor hemde nesnel gerçeklik açısından doğayıda görüyorum ve insanında bir parçası olduğunu dile getiriyorum.Bunu kabul ediyormusun, aksine nesnel gerçek diyorsun bana bağlı, zaten kabul de etmiyorsun.
Gozlem ve tesbit ise, bunu yapan insanogludur ve doganin boyle yasalari oldugunu kendi algisinca soylemektedir. Bu da doganin kendi adina anlamina gelmez. Suyun davranisi suya ait olabilir ama, bunu gozlemliyen ve olgulastiran insanogludur, su degil. Su sadece gozlem verir.

Dairlik başka bir şey, bir şey adına konuşmak başka. Kimse kendisini doğanın yerine koymuyor zaten bunu sadece siz yapıyorsunuz, durum tam tersi değil mi? Su sadece gözlem verir diyorsun mesala, neden gözlem versin? Maddesi yok mu, maddi olmasa gözlem alabilir misin, içebilir misin, algılayabilir misin. Hem algının nesnel olduğunu kabul etmiyorsun hemde indirgeme yapmadığından bahsediyorsun, anlamsız değil mi? Algı nesnel ise o halde nesnel şeyleri algılayacaktır örneğin su gibi.Dünyanın düz olmasıda size göre bir olgu ama bize göre değil, dünyanın maddi şeklini biz belirlemiyoruz sen bunu kabul etmiyorsun, hayır ben belirlerim diyorsun.

Allah bilgisi, sosyal bir bilgidir. Farkina varin isterseniz, 20. yuzyildan itibaren felsefe tamamen soyutlama uzerine yani dile yogunlasmistir. Bu temelde de felsefe olarak baska bir sey kalmamistir. Cunku felsefenin kendisi zaten bir insanoglu soyutlamasidir. Cunku ortaya anlamli ve tutarli bilgi koyabilmek te dil ile mumkun, baska da bir yol yok.

Bende onu diyorum bir kaç gündür, bilimi(lafzen olan tarafını diyorum tabi) bu soyutlar dünyasından kurtarmak lazım ama ortada soyutlar dünyası yaratılmış, felsefe adına neyin ne olduğu bile belli değil. kavram kargaşası özbenci idealizm. Allah bilgisi fenomen değil mi? insanoğlu ve biri inandığına göre demek ki bu gerçek olmalı size göre.

Gene ayni indirgemeci hata. Insanoglu, kendine yansi veren fenomeni algilayarak, kavram ile yansitmis ve doga demis. Konu var/yok; kabul/red degilki. Neyin ne olarak nasil yapilandirildigi. Benim acimdan, cozumlenecek bir Allah olgusu yok, cunku Allah bir olgu degil, sosyal bilgi. Ustelik goruntu de vermedigi icin, fenomen degil; numen ve numenal bir bilgi. Bunu daha once de aciklamistim.

Yansı ney? Mistik düşünceler üretiyorsunuz ve her şeyin insan beyni ve kelimelerinden ibaret olduğunu düşünüyorsunuz.

Ben doga yasalari "uydurma" demiyorum, insanoglu yapilandirilmisligi oldugunu soyluyorum.

Doğa yok yani ortada.. Neye göre yapılandırdın bu yasaları, uydurmadın yapılandırdın tamam da işte ne fark eder. kaynağı kabul etmiyorsun. Kaynağı doğadır neden diyemiyorsun?
ben öznelide, insanıda, nesnelide, nesnel gerçeğide kabul ediyorum, neyi neye indirgeyim ki, sorun sizin öznelci ve benci oluşunuzudur. Evreni, doğayı, dış dünyanızın varlığı ve gerçekliğini kabul etmiyor ve bir bilgide asli olarak dayanakların nesnelde aranacağınıda ret ediyorsunuz ne yapacaz hiç bir tutarlı yanı yokki bilgiye böyle yaklaşmanın, ha Vahy katibi olmuşuz böyle hada vahyeden. yansı ne demek? sanllaştırıcı bir söylem..nesnel Algı diyebilmek gerekir ki indirgemecilik yapmamış olun.Neyse ben soruları cevapladım, yeterince düşüncemi belirttiğimi düşünüyorum.

evrensel-insan 05-02-2011 18:07

Saygideger spartacus;

Ben kisaca buraya ne algiladigimi dile getirecegim. Sende buna paralel olarak algiladiklarini dile getir. Boylece bakis acilari net olarak ortaya ciksin.

Madde, metafizigin ontolojik tabanlarindan materyalizme aittir, madde bir bilgidir, turevdir, gozlem veren ve yansiyan fenomendir. Insanoglu ucleminin (madde/nesne-ozne/dusunce ve kavram) algisi ile ortaya konur. Fiziksel bir bilgidir.

Tanri, metafizigin teolojik tabanlarindan biridir, idealizme aittir, tanri bir bilgidir, turevdir, gozlem vermeyen ve yansimayan numendir. Insanoglu ucleminin algisi ile ortaya konur, sosyal bir bilgidir.

Nesne/madde ozne/dusunce ve kavram olmadan kendini ortaya koyamaz. Epistemolojik olarak ta sadece insanoglu monologu ile ortaya konur.

Diyalektik, sahsa ait (hegel ve marx) matematiksel/mantiksal bir bilgidir. Felsefi olarak bir yontem, mantik icerir ve olgu degildir.

Hegelin diyalektiginin tabani teolojiye ve tanriya; marxin tabani ontolojiye ve maddeye dayanir. Hegelin ki sadece diyalektik, marxin ki, maddenin diyalektigidir.

Buyur, sende bu aciklamalara paralel olarak, kendi aciklamalarini yap ve boylece bakis acilari farki ortaya ciksin.

Yalniz benim gibi yap, yani benim cumlelerime atif yapmadan, sadece kendi cumlelerini kendi alginca dile getirerek.

Saygilarimla;
evrensel-insan


Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 05-02-2011 19:23

Saygideger spartacus;

Diyalektik olarak, marx ve hegel'in farkinida ortaya koyalim.

Hegel'in diyalektigi, tez antitez in sentezine, yani birlestirimine dayanir ve bu birlestirim, idealizmin yaraticisinda sonuclanir. Hegel'de kritik ve analiz yoktur.

Marx ise, fenomeni maddeye indirgeyerek, maddenin hegelistik (karsitlik) diyalektigini kurar. Yani maddenin diyalektigini, kritigi sadece idealizme yoneliktir, Diyalektigi de, madde sentezinin bir analizidir.

Her ikisi de, metafizigin birbirine karsit ideolojileridir(materyalizm ve idealizm), akilcidir, kesinlikcidir, sentezleri (yaratici ve madde) sabittir. Biri ontolojik, digeri teolojik tabani one surer. Ikiside varliktan yola cikar. Ikiside olgu degildir, sadece matematiksel/mantiksal bilgidir. Bilimsel ve epistemolojik degildir. Her ikisi de kavrami hesaba katmaz ve insanoglu faktorunu es gecer.

Her ikiside, insanoglu yapilandirilmisligidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 05-02-2011 19:28

Sevgili Evrensel

Bırak bir şey yapmayalım konuyuda bulandırdık.

İlk sayfada anlattım olgusu ne bilgisi ne. bu tür idealist dizgilerle ilgilenmiyorum. ben insan ve beyninin dünyaya kavanozdan baktığını düşünmüyorum. O yüzden ben kavanozun dışındayım, oraya giremem, gelemem, anlaşamam kimseyle.

Olguyu somut, nesnel görmüyorsan zaten diyalektiği tartışamayız, o yüzden boşa tartışırız.

Diyalektik olgudur, maddi ilişkisel süreçlerde ortaya çıkar. Benide temelde bu tarafı ilgilendiriyor ve evrene, doğaya her şeye dinamik bakıyorum. O yüzden indirgemeci sabitlikler ve tek yönlülük bana uygun düşmüyor.

Evrim bir olgudur örneğin diyalektikde aynen öyle olgudur. Evrimide kapsar, o işleyişin süreçlerinde, işleyiş, zorunluluk ve nedenlerinde yatar diyalektik. Neden illa kendi yargılarına indirgeyip, her şeyi kategorilere bölüp ölgün, kelimeciliğe indirgemeye çalışıyor bana da dayatıyorsun. O tarzıda yöntemide, kabul etmediğimi söylüyorum kabul etmiyorsam demek ki sizin gibi düşünmüyorum, beni neden zorluyorsunuz, nedenlerini güzel güzel anlattım, benim açımda, alanımda budur sen farklı kulvardasın o yüzden uyuşamayız, zorlama boşa, ben seni öyle kabul ediyorum sende beni böyle kabul et.. Salt insan zihni dışında bir alanı, açısını kabul etmiyorsun, içtiğin suya bile yansı diyorsun, yansı ne denince yansıyı insan verir diyorsun, insan zihni dışında nesnel bir alan ve orada bir işleyiş olduğunu kabul etmiyorsun, o yüzden tartışma şansımız yok, diyalektik senin kabul etmediğin nesnel alanda bir işleyiş, fizik alanında bir olgu, felsefeye dil bilim, kelime kavram tartışmacılığı olarakda bakmıyorum, şahsen muazzam bir kafa karışıklığı ve boş iş olarak görüyorum.

evrensel-insan 05-02-2011 19:38

Saygideger spartacus;

Evrim bir olgudur örneğin diyalektikde aynen öyle olgudur-spartacus-

Evet evrim bir olgudur, cunku gozlem verir ve bu gozlem teoriye tasinir ve test edilebilirse de olgulasir.

Diyalektik ise, olgu degil; madde sorgulanmazi ve on kabulu temelinde, maddeyi harekete tasiyan yon ve yontem ve mantiklardan biridir, matematiksel/mantiksal bir bilgidir, bilimsel degildir, felsefidir. Diyalektik gozlem vermez, sadece diyalektigin dayandigi sorgulanmaz tabani olan on kabullu madde, gozlem verir ve bu gozlem de diyalektik olarak gozlemlenir. Oyuzden sadece on kabullu ve sorgulanmaz maddeyi taban alanlar icin, diyalektik bir felsefi mantik ve yontemdir. Tek amaci da, maddenin sorgulanmazligini bu diyalektik ile ispata calismak ve dogrulamaktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 05-02-2011 19:46

Saygideger spartacus;

Salt insan zihni dışında bir alanı, açısını kabul etmiyorsun, içtiğin suya bile yansı diyorsun, yansı ne denince yansıyı insan verir diyorsun, insan zihni dışında nesnel bir alan ve orada bir işleyiş olduğunu kabul etmiyorsun, o yüzden tartışma şansımız yok, diyalektik senin kabul etmediğin nesnel alanda bir işleyiş, fizik alanında bir olgu, felsefeye dil bilim, kelime kavram tartışmacılığı olarakda bakmıyorum, şahsen muazzam bir kafa karışıklığı ve boş iş olarak görüyorum. -spartacus-

Farkli dusundugumuzu ve farkli bakis acilarimii ben belirttim zaten. Ama yukaridaki cumlende, hala benim adima konusup, yanlis algi iletiyorsun, bari bunu yapma. Bak ben senin adina fikir yurutuyor muyum?

Benim bakis acimda salt zihin alani yok. Bu zaten bakan insanoglu olarak mumkun degil,cunku insanoglu salt zihin degil, bir uclem. Ictigim suya yansi degil, fenomen diyorum ve yansi verdigini soyluyorum. Insanoglunun da bu yansiyi algiladigini soyluyorum. Insanoglu disindaki insanogluna yansiyan alanin kendi kendisini ortaya koyamayacagini ve insanoglu algisi ile kavramlastirilarak ortaya kondugunu soyluyorum. Yani yansinin, yansitmaya donusumunden, turevden,bilgiden bahsediyor, bu bilginin de insanoglunun bir monologu oldugunu soyluyorum. Ayrica sen, istedigin seye istedigin gibi bakabilirsin. Ylniz cagi yakalaman adina, 21. yuzyilda olan felsefi tartismalara bir goz atmani oneririm.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 05-02-2011 19:58

Tamam sevgili Evrensel sen nasıl diyorsan öyledir :)

ama lütfen artık hiç bilgisine sahip olmadığın şeyleri, ret ettiğin doğayı, doğada gerçekleşen ve binlerce kez gözlemlenmiş olguların, nesnel gerçeğin ve işleyişin içerisinde olan şeyleri zihni dizgilemeye çalışıyorsun, içtiğin suya bile yansı diyorsun, nasıl diyalektiği tartışalim şimdi(anlamsız bu bahisde). Sen kendin nasıl görüyorsan gör ben farklı düşünüyorum, o yüzden dayatımlardan vazgeç. Bana göre nesnel gerçekliği kabul etmemek, her şeyi salt insan zihnine indirgemek kavanozda yaşamaktır, diyalektik o içeridelikle değil, doğada, içinde, zihnin dışında gözlemlenen bir işleyiş...

evrensel-insan 05-02-2011 20:04

Saygideger spartacus;

insan zihni dışında nesnel bir alan ve orada bir işleyiş olduğunu kabul etmiyorsun,-spartacus-

Iki farkli nesnel alan var. Birincisi insanoglunun fenomen olarak yansimasi, ikincisi, insanoglu algisina yansi veren fenomenal gozlemlenen alan.

Yalniz, orada olan (hem insanoglu nesnesi, hem de yansi veren fenomen acisindan) isleyisin ne oldugunu ortaya koyan sadece ve alternatifsiz, insanoglu monologu, bilgisi, turevi, yapilandirmaciligidir.

Oyuzden bir daha "nesnel alani kabul etmiyorsun" deme yanilgisina dusme.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 05-02-2011 20:21

Saygideger spartacus;

ama lütfen artık hiç bilgisine sahip olmadığın şeyleri, ret ettiğin doğayı, doğada gerçekleşen ve binlerce kez gözlemlenmiş olguların, nesnel gerçeğin ve işleyişin içerisinde olan şeyleri zihni dizgilemeye çalışıyorsun, içtiğin suya bile yansı diyorsun, nasıl diyalektiği tartışalim şimdi(anlamsız bu bahisde). Sen kendin nasıl görüyorsan gör ben farklı düşünüyorum, o yüzden dayatımlardan vazgeç. Bana göre nesnel gerçekliği kabul etmemek, her şeyi salt insan zihnine indirgemek kavanozda yaşamaktır, diyalektik o içeridelikle değil, doğada, içinde, zihnin dışında gözlemlenen bir işleyiş...-spartacus-

Hala benim adima konusup, yanlis bir algi iletiyorsun, lutfen bunu yapma, beni algilayamadigin acik, bari algiladigini zannedip, benim adima yazi yazma. Sen sadece, kendi dusuncene yogunlas. Birak benim yazdiklarimi,okurlar senin yanlis algilarin olmadan, kendi algilari ile degerlendirsinler.

Hayir, yazdiklarimi yazildigi gibi, algilayabilsen ve bunu dile getirebilsen, sorun yok. Sen, sadece kendi alginla, benim dediklerimi yanlis algilayarak dile getiriyorsun, bunu yapma.

Artik, su "yok sayma/red etme" algindan da vazgec. Ben herhangibirseyi ne red ediyorum, ne de yok sayiyorum. Aslinda farkina varabilsen, madde ve nesnel mono indirgemeciligiyle asil sen ozne ve kavrami red ediyor ve yok sayiyorsun. Ictigim suya yansiu demedigimi tekrar belirttigim halde, hala ayni nakarattasin.

Nesnel gerceklik, tabi ki var. Yalniz bu gercekligin algisini alan, onu kavramlastiran ve yansitan bir nesnel gerceklik daha var, o da insanoglu. Bunu sana acikladigim halde, hala iki nesnel gerceklik farkini algilayamiyorsun. Ayrica "dayatim" derken, neyi kastediyorsun. Sen benim adima konusacaksin, yanlis algi dile getireceksin ve ben buna yanit vermeyecegim, oylemi!

Sana ta bastan soyledim, kendi dusuncelerine sadik kal, sadece onlari ilet ve benim adima da fikir yurutme. Birak, mesajlari her okuyan okur, her ikimizin dile getirdikleri hakkinda kendi algilarini kullansinlar.

Senin "dayatim" algin, herhalde, sen benim adima yanlis algini benim agzimdan dile getireceksin ve ben buna yanit vermeyecegim. Bu ise dayatim, evet dayatirim. Sen ne zaman benim adima yanlis yalan agzimdan yazi yazmayi keser, sadece kendi dusunceni dile getirirsin, ancak o zaman bu algiladigin dayatim dan kurtulursun.

Benim yaptigim dayatim degil, hakkimda ilettigin yanlis alginin ne oldugunu ortaya koymaktir. Ustelik senin ne algiladigini ben, senin agzindan ortaya koymadigim halde.

Cunku, bende senin bu hatani uygulasam ve ortak olsam, yazisma tamamen kisisellesecek. Hem buna izin vermem, hem de hakkimda yanlis yalan algi iletimine sessiz kalamam.

Umarim anlamissindir.

Benim adima fikir yurutmezsen, zaten ben de kendimi senin benim adima yaptigin yanlisini duzeltmek icin, yazi yazmaya yonlendirmem.

Bunu basarabilirsek, ne ala. Yoksa, senin her benim agzimdan yanlis yalan algi iletimine sessiz kalmayacagimi bilesin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

spartacus 06-02-2011 14:01

Hayir, yazdiklarimi yazildigi gibi, algilayabilsen ve bunu dile getirebilsen, sorun yok. Sen, sadece kendi alginla, benim dediklerimi yanlis algilayarak dile getiriyorsun, bunu yapma.

Sevgili Evrensel ben yazdıklarını yazdığın gibi algılamaya çalışıyorum zaten, sen de benim yazdıklarımı yazdığım gibi algıla, değiştirmeye çalışma.

Diyalektiğin nesnel bir olgu yanı var diyorum. O zaman doğaya bakacaksın, gözlemlenebilir bir şey, agılanabilir bir şey. Bunu anlamak zor değil.

Bu olgu yanı, teori tarafı ise bilgi tarafı. Doğadan yapılan gözlemle insan bunu(diyalektik) soyutlamış haliyle bu tür soyutlamalarda, somut dışlanamaz. Somutu nedir, nerededir doğada. Doğayı gözlersin böyle bir somut ilişki yok ise teoriyi yanlışlayabilirsin ama bunu teoriye bakarak değil doğaya bakarak yapabilirisin ilk. Çünkü konu matematik değil fizik. Bunu sürekli söylüyorum işte, o yüzden tartışmanın anlamı bu biçimde yok. Diyalektik matematik alanında değil fizik alanında bir olgu. Haliyle nesnel olgu tartışılmaz, bilgisi tartışılır. Benim yöntemim bu biçimde.

Doğada işleyişde, ilişkilerde, diyalektikde teklik değil dualite vardır. Bu dualite karşıtların birliği şeklinde. Bu doğada +,-(kuvvet) olarak içselde, karşılıklı (+,-) olarak biçimde açığa çıkıyor. Yani diyalektik bir teke indirgemecilik değil aksine indirgemeciliğe karşıdırda.

İçsel kuvvetlerin (+,-) ne olduğu konusunda fizikde zaten yeterince bilgi sahibiyiz, biçime yansıyan karşıtlıklarda zaten çıplak gözle gördüğümüz, yansıyan bir şey. Haliyle işleyişdeki bu karşıtlıklar ve hareket diyalektik olarak soyutlanmış yani bu biçimde bir adlandırmada bulunmuşuz. Yani ortada bir algılar toplamı var ve bu algılarında soyutlanması. Şimdi bu çerçevede bakmak gerekiyor.

Bir yerde hareket varsa, değşimde birlikde var demektir, o halde orada diyalektik bir süreç işliyor demektir. Bu kadar basittir diyalektiğin nesnel yanı, olgusal bağı.

Bunu 10 defa söyletip yine uyuşmaz soruyu dayatıyorsun. Kavramlarımız bir dualiteye dayanır. Demek ki bunları sadece insan uydurmadı, doğadan aldı(gece-gündüz, sıcak-soğuk, sert-yumuşak, katı-sıvı, örneğin maddelerin çekim kuvveti, uzay boşluğunda zıt kuvvet olarak maddelerin birbiriyle girdiği ilişkide açığa çıkar ve harekete yol açar, örneğin bir elektrik butonu +,- yi kucaklatır, işte orada hareket başlar). Tüm bu dualiteyi, idealist mantıkla bakıp, teke indirgeme şansımız doğa açısından yok, bu evreni statik bir hale getirmek, ilişkilerde muhataplardan birisini sürekli yok saymaktır. Diyalektikde ilişki varsa hareket vardır ve bu hareket bu ilişki ve karşılıklı çelişkilerin ayrılığı değil birlikteliğinden ortaya çıkıyor diyor. Bu bilgiyi yanlışlamak veya olumsuzlamak için bize doğada böyle bir işleyişin olmadığının ispatlanması gerekir olay budur.

Diyalektikçiler, diyalektik olmadan doğada hareket ve değişimin olamayacağını, evrenin dinamikliğinde yatan gerçeğin diyalektik(ilişki, çelişki, hareket, değişim) olduğunu söylüyor. Budur o halde doğaya bakılacak gerçekden de maddeler birbirisi ile ilişki halinde mi, bu ilişkiler çelişki yaratıyor mu, buradan hareket doğuyor mu, bu hareket çelişkiler olarak ortaya çıkıyor mu, evrendeki zıt kuvvetler gezegenlerden tutalım galaksilerin hareketlerine kadar bir etkiye sahip mi? Bakılacak yer evren, doğa.

Bu dediğimi kabul edemiyorsan diyalektiği tartışamayız diyorum.

evrensel-insan 06-02-2011 22:59

Saygideger spartacus;

Bu dediğimi kabul edemiyorsan diyalektiği tartışamayız diyorum. -spartacus-

Bunu benim kabul edip etmemem degil ki, konu. Bunun bilimsel bir olgu olup olmamasi. Bilimsel olgular da tartisilmaz, bilimsel olguyu veren bilgissi gozlem ile yanlislanabilir. Bilgi yanlislanirsa, ortaya yeni bilginin getirdigi yeni teori ve bu teorinin test edilmesi cikar ve boyleye yeni olgu, tekrar gozlemle bilgi olarak yanlislanmaya acilir. Iste bilimin ozgur ve onu acik gelisimi ve bilgisini gelistirimi bu surekli suregelen bir surectir.

Zaten sen, yukaridaki cumlende; diyalektigi tartisabilir kilmakla, onun bir olgu degil; bir bilgi oldugunu ortaya koyuyorsun, ben de bunu soyluyorum, zaten. Eger ortada tartisilacak bir diyalektik bilgisi varsa, o zaten bilimsel olarak olgulasmamis demektir. Bu da diyalektigi bilimsel bilgi degil; felsefi bir bilgi yapar. Bu da zaten tartismaya aciktir.

Ayrica, matematiksel/mantiksal bilgi icerigiyle degil; sahislarin one surdugu bilgi oldugu icin, matematiksel/mantiksaldir. Her matematiksel/mantiksal bilgi gibi, tabi ki dayandigi bir fiziksel/nesnel (fenomenal) tabani olacaktir. Bu tabanlarin neler oldugunu ve bu matematiksel/mantiksal bilgilerin kimlere ait oldugunu ben daha once acikladim.

Diyalektik bilginin, degerlendirilmesine gelince, karsitligin kendi basina yeterli olmadigini ve karsitligi veren tabanin ve sabitlerinin, sahiplenineninin neler oldugunu,ben; bu baslikta ve Mesaj 15 (hak em pozitivizminin karsitlari; hakli/haksiz ve ikilemi hak var, hak dir)' de izah ettim.

Eger yukaridaki mesajin gibi, benim dediklerime benim agzimdan atif yapmadan ve yanlis algi yansitmadan devam edebilirsen de, konu ilerler.

Yani, sen kendi dusuncelerini kendi adina, ben benim dusuncelerimi kendi adima dile getirerek. Yukaridaki mesajda, umarim bunu bilerek saglamissindir. Bunu basarabildigin icin de, sana kendi adima tesekkur ederim.

Saygilarimla;
evrensel-insan


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:47 .