![]() |
Allah Varsa da Vardı, Yoksa da Gene Vardı. Her iki durumda da vardır. :)
Gördüğüm kadarıyla çoğunluğu islama girmekten uzak duran kişiler bir araya gelmiş , bir çalışma gerçekleşmiş ; diğer insanlarla ortak bir platformda bir çalışma gerçekleştirmekte. Acaba bundan murat nedir.
Bir şeyler öğrenmek mi, yoksa bir şeyler öğretmek midir; kendince başkalarını uyandırmaya çalışmayı, öğretmek olarak düşünürsek, bu bakış açısı , "her şeyi ben bilirim başkaları bilmez" şeklindeki yanlış bir algıdan kaynaklanan bir davranış olarak algılanacaktır. Bu ise toplumda sevimsiz bir görüntüdür. Acaba esas amaç öğrenmek midir. Kişi, tüm hayatını öğrenmeyle geçirir. Aslında sadece insan değil, göklerde ve yerlerde her ne varsa, her an öğrenme halindedir. Örneğin ne öğrenir: Öğrenmekten kim muaftır? Bir meleği düşünün, sadece kendi görevini mi bilir: "birilerinin amelini yazan bir melek dahi olsa", o gün o kişinin yaptığı amelleri görmüştür. (haber öğrenmiştir). Gezegen bir yerden başka bir yere giderken bir taraftan döndüğünden, her dönüşünde, her hareketinde yeni bir yer görüp ve öğrenmiştir. Öğrenmeme diye bir şey olamaz. Kağıdı yakarsanız yanmayı öğrenir de bu onun son öğrenişi olur; toplu iğne de batırmış olabilirsiniz, yine bunu öğrenmiş olur. Bir masanın üzerine koyduğunuz herhangi bir nesne mutlaka ona bir etki uygular da bu etki masada bir iz bırakır. O iz öğrenmedir. Bir binek girmemesi gereken bir bahçeye girmişse, ona sopayla vuran kişi ne kadar cahil bir düşünceyle de bunu yapmış olsa, neticede hayvanın öğrenmesini sağlamış olur. Aynı zamanda elde tutulan odun da, bir eşeğe vurulmayı öğrenmiştir. Şu halde ; burada ne amaçla toplanıldığı önemli bir detay olmakla birlikte, toplananların öğrenme durumu ve hangi şartlarda öğretilecekleri de ayrı bir konu olması gerekir. Laftan anlayan bir insan, en küçüğünden bir gök taşının hareket ederken etrafını öğrenmesi gibi hareketsiz ama kolay bir şekilde öğrenebileceği gibi; kamçıyla dövülen bir eşeğin ancak belli bir şeyleri öğrenmesi gibi inatçı bir şekilde de öğrenebilir. Şu kadarla ki, öğrenecek olanların kapasitesi önemli olduğu gibi, eğiticinin yeteneği de burda önemlidir. Tabiki insanlar birbirlerini tanımadan dinlemeden ne hangi tarzda konuşmak gerektiğini bilirler, ne de karşılarındakini doğru şekilde anlayabilirler. Meseleye bu bağlamda yaklaşırsak; Bu satırların yazarı envair öğretme tekniklerine sahiptir. Şu kadar ki; Hiç bir şey bilmediği halde Bilgiyi Sıfırdan sonsuza kadar integralini alabilecek düzeyde bu işin ilmine yakınen muhatap olabilecek durumu olduğu iddiasında; ya da hiç bir şey bilmediği iddiasındadır. Zaman içinde göreceksiniz ki , bu ikisi arasında ya hiç fark bulunmaz, ya da tamamen farklı bile olsa bu cümlede zerre kadar demagoji olduğunu ispat edemezsiniz. Esasen ispat diye bir şey söz konusu olamaz. Gerçek , aslında vardır ama, bir tanedir, gerisinin gerçekliği tartışmalıdır. Gerçek zamana göre değişir. Kişiye göre değişir, ortama göre değişir. Kesinlikle böyledir, ispatlanabilir. Bir tane Allah var. Var. Varvar. neden var? Bana göre var, sana göre yok. Gerçek ne? Bana göre benim gerçeğim, sana göre senin gerçeğin. Kafamızdaki Allah inancını benimseyen kişilerin genel görüşü şöyledir: "Biz Allah var dediğimiz için Allah vardır". Şimdi; Yok kabul ederek bir hesap yapalım bakalım varmı yokmu. Bir saniye. Varlığını ispatlarsak şu olacak; biz düşündüğümüz için mi bir Allah vardır, Allah bizi yarattığı için mi biz onu düşünürüz: "Yumurta mı tavuktan çıkar civciv mi yumurtadan". Şimdi birincisinden başlayalım ve süreci iyi izleyelim. Bunu öğrenmek için bir binek hayvanının maruz kaldığı şiddete maruz kalmakla, bir gezegenin kendiliğinden hareketiyle en kolay öğrenmesi arasında tercih tamamen kişiden kişiye göre değişecektir, bizler de kimlerin hangi sınıfa girdiğini tespit etmiş oluruz. Başlayalım bakalım: Yok kabul edelim: Şimdi ben kendi kafamdan, sonsuz mesafe uzaklıkta ve sonsuzun karesi boyutunda yüce bir yaratıcının bana yardım ettiğini varsayıyorum: uyduruyorum. Ne dedik: yok aslında böyle bir şey. Ama biz böyle kabul ettik, tamamen kendi kafamızın içinde var sayıyoruz. Şimdi buna olan inancımızın büyüklüğüne göre böyle bir varsayımsal gücün bir etkisi oluşur. Şöyle ki: F= K . G / L^2 formülü genel bir etki formülü olarak alınabilir. Yani bir noktaya etkiyen uzaktaki bir gücün etkisi, kendi gücüyle doğru orantılı, uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak bir sabite bağlıdır. Burada bizim sabitimiz İ (inanç) olacak. Yani K=kxİ'dir. Çünkü bu güç kafamızın içindedir ve bu gücü ne kadar büyük hayal edebilirsek, o kadar inançlı olduğumuz ortaya çıkar aynı zamanda bu güç de o kadar büyük bir hal alır. Tabi burada esas mesele sonlu bir güce sahip bir beynin sonsuzluğu hayalidir. Bunu başardığı ölçüde o sonsuz güç belli bir etki bırakır. Değeri de, Etki= inançxsonsuz güç(n^2) / sonsuz mesafenin karesi'dir. Böyle bir gücü eğer sadece sonsuz olarak alırsak; yani sonsuz güç= sonsuz güç olarak kabul edersek etkisi 0 olur. çünkü Etki= n/n^2 limit durumda sıfıra yakınsar. Halbuki zaman zaman etkisi görüldüğünden, belirsiz olması gerekir. Bu durumda , değeri belirsiz yapan pay değeri olan n^2 Yi kullanmak gerekir. Yani bu sonsuz gücün fonksiyonu; limit n sonsuza giderken n^2 olmak durumundadır. Büyüklüğüne girmiyorum. Örneğin bu güç bir K katsayısına bağlı olarak gelişebilir, Kxn^2 + kxt (zaman) olabilir. Bu sonuç bizi, sonsuz gücün fonksiyonuna ulaştırdı. neydi o? lim n--sonsuz= n^2. Güncel bir bakış açısı atmaya çalışalım tutturabilecek miyiz. "Allah nur içinde nurdur". benziyor gibi. ama tamamen aynı değil. Hiç inançsız bir insanın kafasında böyle bir güç imgesi oluşmayacaktır. Bu durumda , bu varsayımsal gücün etkisi Etki=ixgüç/n^2 bağıntısına göre= 0 (sıfır) olur. İnancı sonsuz bir kişiyi düşünelim: bu gücün etkisi: Etki= sonsuzxsonsuzun karesi/sonsuzun karesi= sonsuz olur. Bunun manası, inancı sonsuza ulaşan kişide böyle bir güçle her şeyin başarılabileceğidir. İnsanlar genelde aradadır. Biraz inanırlar. i bir katsayıdır, sonuç = sonsuz/sonsuz belirsizliği. (belirsiz). Kişinin hayatında da bu etki aynen tesir eder. İnanıyor musun? O halde o gücü sürekli hissedersin; o halde her baktığın yerde bu inancını doğrulayacak bir delil bulacaksın, çünkü o güç sana kendisine ulaşman için yardım etmekte. İnanmıyor musun? O halde bu gücün sendeki etkisi sıfır olacağından, onu hayatında hissetmeyeceksin; göreceğin her işaret de sana yokluğunu ispatlayacaktır. Ne demiş mevla "kişiye inandığı surette görünürüm". Çelişmiyor. hatta örtüşmekte. İsa nasıl dua edermiş: "inandığınız gibi olsun". çünkü mesele bir şeye nasıl inandığınla alakalı. eğer inanıyorsan birebir etki. eğer inanmıyorsan, sıfır etki. yahudiler isayı ne yaptılar? "öldüreceklerine inandılar öldürdüler. biz ne diyoruz: öldüremezler çünkü o peygamberdir, o halde ölmemiştir. her delil de bize bunu ispatlar. Gerçeği ne? Biraz önce anlattığımız şekilde. yahudilere göre mi gerçek, bize göre mi gerçek. Gerçek tek değil. Hangisi? en baştan yazdığımız şekilde, yani, dünyadaki gerçek tek değil. bana göre farklı sana göre farklı, inancımıza göre değişiyor. İnancımızı kenara koyalım, yahudiler isa'yi öldürmüş müdür? inancımızı kenara koyarsak bu kez inançsız birisi gibi düşünmemiz icap eder. Bir çok ve silahlı kişi tek ve silahsız birisii bulmuşsa öldürmek istemişlerse çok kuvvetle muhtemel öldürmüşlerdir. Ne dedik? Bizim inancımıza göre öldüremeyecekleri için öldürmediler ve her delil bize bunu ispatlar. Yok kabul etseydik, yine var olduğu ortaya çıkıyor. Peki biz düşünmeden önce neydi? Gene inancımızla alakalı: "sonsuzdan beri var olduğuna inanıyoruz, o halde inandığımız gibi olacak". Burda sihirli söz: "inandığımız gibi olmasıdır." 2. durum: Allah var ise zaten ehp vardır. Her iki durumda da vardır. Geliyorum , birinci ihtimaldeki gibiyse, yani biz düşündüğümüz için var olduysa o zaman hangisi doğru. biz düşündüğümüz için mi var, o var olup bizi yarattı diye mi biz varız sorusunun yanıtına. geçmeden önce sizleri tanıyalım, görüşlerinizi dinleyelim. Her teknikle yazışabilirsiniz, her teknikten yanıt alabilirsiniz. Ancak çok derin olmayacak, ama işimizi görecek her yanıt mevcuttur. Yeter ki sorabilecek cesaretiniz olsun. Gördüğünüz gibi elimde bir kılıç yok, size zarar vermem. Belki de elimde bir kılıç vardır ve size zarar verebilirim. Siz hiç inanmıyor iseniz, bu gücün size bir etkisi olmayacağı zaten hipotezimizde mevcut. Ancak, bu birinci hipoteze göre böyle. Ya ikincisi doğruysa? Yine mi inanmayacaksınız. hay hay. İki yumurta karşılıklı tokuştuğunda, sonsuz güç "belirsizlik" durumuna geçer. Yani: vaziyeti idare eder: Çünkü amaç inaca müdahele etmeme prensibidir. Biraz öne ispatladığımız inanca bağlı delil şartları kendisini de bir anlamda bağlar. Ancak, eğer ortada hatırı sayılır bir özel durum mevcut ise, bu taktirde müdahil olmakta ve kişideki inanç ne kadar sıfır olursa olsun; bir etki meydana getirmektedir: test edilmiştir, olmuştur. Varsayımsal gücün etkisini artırdığımızda, elbette ki hiç bir inançsız kişi bunu çeviremez; öyle bir şey teorik olarak da imkansızdır, pratikte de ancak inançlı kişiler; zayıf anlarında böyle açıklar verirler. Normalde bu böyle gerçekleşir. Bu satırların yazarı gibi bu gücü sonsuzun karesi olarak hayal etmiş sayısız insanlar gelmiş geçmiş ve ruhu hapishane duvarını aşamayan şuurunu yitirmiş nice kişiler yeniden şuurlanmıştır. İnanmadınız mı? Çektim kılıcımı daldım aranıza. Denemesi bedava. :) |
Benim bilgisayarım 2 senedir aynı masanın üstünde. Bilgisayar, üstünde durduğu şeyin masa olduğunu öğrenmişmidir yada masam b.sayarı öğrenmişse, ben masayı bilgisayar olarak kullanabilirmiyim..
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Teşekkürler.. |
Alıntı:
Dışında mı? |
Alıntı:
Çünkü gerçek kişiden kişiye göre değişiyor. Açıkçası onu verirsem açık vermiş olurum. Çünkü bir başkası benim yapacağım tanımın zıddını -kendince ispatladığı- durumda bu kez kafamdaki yaratıcı imgesi de "belirsiz durumuna" dönüşecektir. ben öyle bir riske giremiyorum. Siz istediğiniz şekilde inanabilirsiniz. Anlattığıma en yakın senaryoyu siz kendiniz düşünün, zaten size en yakın gelecek olan senaryo sizin gerçeğinize dönüşecektir. |
Alıntı:
Gerisini anlattığı iddia edilen ayet tefsirleri ve hadisler uydurmadır. Cehaletten kaynaklanır. |
Alıntı:
Peki bu tanrının adı niye Allah. |
Alıntı:
|
Ayrıca "senin Tanrın" söyleminiz hatalıdır. Türkçeyi laçkalaştırmayalım. "kafamdaki Allah imgesi" diyorum, bu onu bana ait ya da benim yapmıyor.
|
Sonsuz beyin ! Sonsuz ruh yuhaha
|
sayın Allame;
F= K . G / L^2 formülü doğrudur. Sizi bir adım öteye götüreyim. K=1/4pi F = G/(4 pi L^2) saygılar... |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bu durumda hayal mahsulü herşey gerçektir denmeli, önemli olan, nesnel açıdan bakabilmektir. Bu anlamda şu formüllerle varsayımları gerçek sayıp yaptıkların, bize sadece akıl oyunu olarak döner, bir kağıt oyunu gibide denebilir. Alıntı:
Doğru-Yanlış düzlemide zaten düşünce ile ilgili, gerçeğin belirlenimi doğru-yanlış düzlemine vurulamaz, gerçeğin kendisi böyle bir düzlem taşımaz, kişilerin ona olan dairliği taşır ki onada düşünce ya da bilgi denir. Benim Pinokyo'yu düşünmem ona, kendisine bir gerçeklik kazandırmaz, onun gerçekliği ise bu anlamda gerçeklik değildir, buada ki gerçeklik dediğin ise kişinin varsayması ile ilgilidir ki, buda düşüncesinin gerçekliğidir, Pinokyo'ya indirgenemez. Alıntı:
Senin inançsız ve Allah'a inanmadığını varsaydığımı düşün, işte o halde artık Allah'ın gerçekliği kalmadı. Sen böyle bir yöntemle gidiyorsun.... Gerçeğin varlığı yada yokluğunu biz belirleyemeyiz bu anlamda var sözü sadece bir tespitden ibarettir, gerçeği belirlemez, kendi özgülümüzde ona dair bir belirlenim haline gelirki bu bizim kendimizle ilgilidir. Yani sen var demekle gerçek ne var olur nede yok demekle yokolur bir şey değildir, bu anlamda o objektiftir ve iradenden de bağımsızdır. Objektifliği, gerçekliği olmayanın varlığının gerçekliğide yok demektir, Pinokyo gibi, yokluğu gerçekliğe göredir, varlığı ise zihne ve inanca göre belirlenmiştir bu belirleme ise gerçeği belirleyemez, sadece sanrıdır. |
Alıntı:
hadiste "zandan kaçının" da denir "yanlış anna sebebiyet vermeyin" de denilir. hatta Allah insanların günahları için de şunu demiştir: eğer hiç kimse görmemiş olsun ben günahı affederim, ancak bir kişi görmüş olsa, şahit olur da onu affetmem". burda maksat, zan'dır. hayat da sanrıdır. o yüzden eğer sen benim inançsız olduğumu düşünürsen, bu Allahı yok etmez ama, bu benim inancımı zayıflatır; ve evet, kafamda oluşturduğum Allah imgesini zayıflatır, eğer ki benim bundan haberim olursa. haberim olmazsa bir etkisi de olmaz. |
Alıntı:
Ben inandığım için, yaşadığım şeyler bu inancımı doğrulayacak şekilde devam eder. Benim dünyamda sen öldün, sonra beni banladılar, ben o esnada pişman oldum çünkü senin sonsuza dek cehennemde kalma fikrinden pişmanlık duydum, tekrar diledim, tekrar geri geldin. Hatta bunun için bütün bir geceyi bu işe ayırdım. Senin dünyanda senin hiç başından böyle bir şey geçmedi. İnsanalr ne düşündü? 1-Aynı kişiler miydi acaba 2-ölmemiştir ve geri gelecekti zaten 3-küçük bir ihtimal de olsa acaba allame'nin dediği gibi olmuş olabilir mi? (bunu söylemezler ama ihtimal verirler) Şimdi hangisi gerçek? Benim dünyamda 3.sü, çünkü ben inanıyorum. Senin dünyanda 2.si, çünkü sen inanmıyorsun. diğerlerinin dünyasında -senin düşüncene daha yakın ağırlık olmak üzere- belirsiz. Tekrar aynısını yapsan, ben yine aynı tepkiyi veririm ve sonuç yine belirsizdir. Ancak bu kez geri gelmen için dua etmeyeceğim haberin olsun. Çünkü bir kişi Allah'ı bu kadar kafaya takacak şekilde tavır almışsa ortada şahsi bir mesele vardır ve bu beni aşar. Aslında benim orda Allahın yanında restleşmeye girmeme gerek de yoktur çünkü kendisini koruyabilir. Bunu zaten bir önceki denemende ispatladı. ;) |
Alıntı:
burda senin bahsettiğin islama uzak insanlar, dünyanın her yerindeki diğer insanlar, felsefe sitelerinde biribiriyle dalaşan insanlar ve sen.. hepinizin muradı aynı şey.. bir "bütün/mutlak 1" olarak ortaya koyamadığınız yani bilemediğiniz evreni/varoluşu kendi zihninizde oluşan "bildiğini zannetme" yi diğer tüm insanlara savunmak ve dayatmak.. bunun benim tabirimle ifade ediliş şekli; özünden koparılmış, uzaklaştırılmış, yabancılaştırılmış insanoğlu denen canı türünün yalancı bir dünyada yalancı bir kimlikte/benlikte yaşıyor olmasıdır.. ve özündeki o mutluluk/çoşku/tatminden uzaklaştığı için böyle yalancı/sahte oyuncaklarla tatmin olmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.. bir ateistin dinleri ve tanrıyı yoklama çabaları, bir hristiyanın isa'yı incili doğrulama çabaları, bir budistin budha'nın yüceliği kutsallığı ve ölüm sonrası yeniden doğumları doğrulama çabaları vs, neyse senin islamı ve onun ifade ettiği tanrı/allahı varlama çabaların da bundan farklı şeyler değildir.. temelde hepiniz bilincinizin gözünü; kendinize/insana değil çepere/perifere çevirmenizden dolayıdır.. ama tüm bunların hiçbiri ne sizin suçunuzdur ne de kusurunuzudur.. tüm bunlar varoluşun kendi iç dinamikleri içinde olması gereken şeylerin oluyor/gerçekleşiyor olmasından başka bir şey değildir..(kader) hepiniz kendiniz/özünüzden öte şeylere tutunmak, bunları doğrulamak, savunmak, yüceleştirmek, yanlışlamak, aşağılamak, ötekileştirmek zorundasınız zaten.. aksi takdirde yaşamınızın bir anlamı bir tetikleyicisi kalmaz.. çünkü yaşamı dürtülüyen/güdüleyen enerji bu tatmin meselesidir.. bu tatmin olmazsa benliğiniz ölür, benliğinizle birlikte siz de ölür gidersiniz.. ama bahsettiğim bu benlik sizin özünüz değildir, o yüzden böyle periferde/çeperdeki kavramlarla tatmin bulup yaşamda kalma mücadelesi vermek zorundadır.. bu durum da varoluşun varolmasının her alanda kaosuyla mümkün olduğu için insanoğlu da bu yalancı benlikte diğer tüm insanlarla kaos içinde olması için bir zorunluluktur.. insanoğlunda özgür irade yoktur.. |
Alıntı:
Dayatmacı olduk yani. Neyse ki bu dayatmaya benim haricimde burda senin bahsettiğin islama uzak insanlar, dünyanın her yerindeki diğer insanlar, felsefe sitelerinde biribiriyle dalaşan insanlar ve sen. neredeyse kendin hariç herkes dahil. Kendini dışarıda tuttuğun Bu kadar dayatmacı zorbanın arasında ne işin olduğunu hiç sorguladın mı? Acaba kendin de bir dayatmacı olabilir misin? ;) Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
ben tam anlamadım ama bir kişi güçlü bir şekilde inanırsa allah'ı var mı ediyormuş?
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
sık sık konuşarak anlaşamanın çok zor ve ilkel kaldığından bahsederim.. çünkü insanoğlu biribiriyle iletişime geçmek için kelime ve cümleleri kullanır ama bu kullandığımız kelime ve cümleler soyut kavramlar olduğu için kişiden kişiye çok değişkenlik gösterir.. oysa somut kavramları ifade ederken bu kadar karışıklık yaşanmaz.. ben şimdi "elma" desem dünyanın neresine gidersem gideyim bu elma kelimesi yüzünden insanlar arasında bir yanlış anlaşılma ve ifade edilme sorunu yaşamam.. ama soyut kavramlar böyle değildir, burda bahsettiğimiz "dayatma" kelimesi de somut bir cisim olmayıp soyut bir kavram olduğu için benim bilincimden çıkıp senin bilincine ulaştığında çok büyük değişikliğe uğramış olarak gelebilir.. bu karşışklığa bir parça olsun açıklık getirmek adına "dayatma" kelimesine yüklediğim anlamı belirteyim.. hepimiz insanız ve bir bilincimiz var.. bunun yanında bir de bu bilincimize yansıyan bir evren/varlık/varoluş var.. tüm dünya insanlığı bu bilincine çarpan varlığı/evreni dışarı yansıtmak zorunda.. yansıtma-ma gibi bir lüksümüz, seçeneğimiz yok.. ama bu varlığın sınırlarını ne mekan ne de zaman ne de içerik olarak çizemiyoruz.. yani diğer bir ifadeyle "bütün/mutlak 1" olarak ortaya koyamıyoruz.. elimizde sadece bilimin bize sunduğu "bilgi/kanun" dediğimiz gerçekler var.. ama bu gerçekler de evreni "bir bütün" olarak bize vermiyor.. işte tam bu aşamada bilincimiz tatminsiz kalıyor ve biz insanoğlu olarak bilimin bize sunduğu gerçeklerin sınırını aşıp kendi bilincimizde bu evreni "bütün/mutlak 1" e tamamlıyoruz.. peki bunu nasıl yapıyoruz? insanoğluna yön vermiş mistikler, peygamberler, ustalar, filozoflar, ermişler vs eşliğinde yapıyoruz.. ama bunu yaparken hangi insanı klavuz edineceğimiz konusunda seçme şansımız yok.. dünyanın hangi zaman ve coğrafyasında dünyaya geldiysek birlikte yaşamak zorunda olduğumuz anne babalarımız çevremizdeki tüm insanlar bize bunu dayatıyor.. çünkü beyin dokumuz henüz olgunlaşma ve yapılanma sürecindeyken bu iş gerçekleşiyor.. karşı koyma şansımız yok.. işte ellerinde büyüdüğümüz bu aile ve toplum o coğrafyada hakim adamın felsefesini bizim bilincimizin üzerine bir zihin olarak yüklüyor.. tüm bunlar beyin dokumuzun gelişme/olgunlaşma döneminde olduğu için adeta duvar örerken tuğlalar arasındaki bir çimento harcı görevi görüyor.. ve bilincimizin üzerine yüklenen "zihin artık bir filtre/perde" görevi görüyor.. doğduğumuzda 2 şeye sahiptik.. 1.bilincimiz 2. bilincimize yansıyan/çarpan varlık.. ama büyümeye başladığımızda bu iki unsura 3. unsur daha ekleniyor.. işte o da yukarıda bahsettiğim insanoğlu tarafından yüklenen zihin, yani filitre/perde görevi gören şey.. işte bu zihin/filtre/perde dediğim şey doğduğumuzda varolan bilinç ve varlık denen 2 kavramın arasına giriyor.. varlık/evrenden gelen sinyallar bilincimize ulaşırken bu filtre/perdeden geçmek zorunda.. ve yine bilincimize ulaştıktan sonra dışarıya yansıtırken yine bu filtre/perdeden geçmek zorunda.. ve kişi artık bu filtre/perde eşliğinde bir yaşam sürmek zorunda.. çünkü burda ikinci bir benlik oluşuyor, sahtebenlik/ego.. bize yüklenen bu zihin bir veri tabanı gibi bir şey aynı zamanda.. varlıktan gelen sinyaller bilincimize geçerken ve bilincimizden tekrar dışarı yansıtırken bu veri tabanından geçmek zorunda.. işte burda bir karar verici/yönetici organa ihtiyaç var.. bu benliğimizdir ama gerçek değil sonradan oluşan sahte yalancı bir benliktir.. ve işte bu benlik seni mutlu ve huzurlu kılmak zorunda.. ve o yüzden sen sana yüklenen zihnin/perdenin eşliğinde evrene baktğında gördüğün şeyi tüm dünya insanlığına savunmak ve farklı tüm zihinleri/perdeleri yanlışlamak zorundasın.. sen Muhhammed adlı kişinin oluşturduğu islam isimli felsefe zihninin etkisindeyken ve bunu doğrularken ne kadar huzurlu ve tatminkarsan bir budist, bir ateist, bir hristiyan, bir deist, bir hindu, bir alevi, bir musevi kendi zihin/perdesini savunup doğrularken senin kadar huzurlu ve tatminkar.. ama insanlara yüklenen zihin/perde çeşidi bir tane değil, insanoğlu tarihinden beri yüzlerce binlerce zihin yüklenmiş.. ve herkes kendi zihin perdesini doğrulamaya çalışırken aynı zamanda diğer tüm zihin perdelerini yanlışlamak zorunda.. sen nasıl islam dışındaki diğer tüm dinleri/felsefeleri batıl, sapkın, yanlış yol görüyorsan diğer zihindeki insanlar da aynı senin gibiler.. onlar kendi zihin perdelerinin dışındaki tüm perdeleri yanlışlamak zorundalar.. islam da bunun içinde ve insanoğlu bu tür konuları konuşurken sıradan basit bir konuyu konuşuyormuş gibi sakin ve soğukkanlı olamaz.. çünkü kendi dışındaki tüm zihinler/perdeler onun için çok ciddi bir tatminsizlik tehdididir, bu felsefeleri ve bu felsefeleri savunan insanları görmek duymak bile istemez.. ve karşılaşıp bu konuyu konuşmaya başladıklarında her ikiside birer insan olduğunu unutur ve her türlü insani olmayan tutum ve davranışlar deveye girer.. alaya alma, küçümseme, dalga geçme, her türlü yanlışlama çabaları, küfür hakaret ve daha ilerisinde karşısındaki insanın canını kıymaya kadar gider bu iş.. lafı çok uzattım ama "dayatma"dan kastım budur işte.. bana gelince; ben kendi bilincimle evrene/varoluşa baktığımda bir "bütün/mutlak 1" olarak ortaya koyamadığım için söyleyebileceğim tek şey bilmiyorumdur.. ama "bildiğini zanneden" bir bilinçle evren/varlık hakkında kesin hükümleri ifade eden insanları da yanlışlamaya çalışmam,(zamanında yapmadımmı? şimdi sizin yaptığınızın beterini yaptım) o insanlar bana göre ya derin uykudadırlar ya da uyku mahmurluğundadırlar ve bu durum onların bir suçu kusuru değildir.. |
Alıntı:
Esasen hakkımdaki zannınız beni yeterince tanımamış olmanızdan kaynaklanıyor. Bakın ben tavrınızı olağan herhangi birisiyle karşılaştırdığım zaman doğru olduğunu kabul ediyorum. Yanlız, hakkımdaki yanılgınızın da ispatının -kolay olmadığının- farkındayım. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki; inandığım ya da inandığımı söylediğim şeyler, kastettiğiniz 3.etken olan çevre şartlarından kaynaklanmıyor, doğrudan gözlemlerden kaynaklanıyor. İsterseniz hikayeyi en baştan alayım ve size kendimden bahsetmek istiyorum. Bu anlattıklarım sizler için doğru olmayabilir, ancak, kendi dünyamda tutarlı olup dayatma olup olmadığına siz kendiniz karar verin. (diğerleri müdahil olmasın çünkü anladıklarını sanacak ama hiç bir şey anlayamıyacaklardır) Sıfır yaşındaki zamanımı hayal meyal hatırlıyorum, 2-3 yaşında yaşadıklarımın bir kısmını hatırlıyorum. O zamanlar insanların anlattığı şekilde "sıra dışı bir düşünce sistemine" sahiptim. Bu düşünceyi zaman içinde bir eğrinin sıfıra yaklaşması şeklinde kaybettim. Açıkçası, o yaşlarda üstün zekalı biriydim, ilk okulda okul birincisi idim, lisede başarılı bir öğrenciydim, üniversiteyi zar zor bitirdim. (15 yıl oluyor) Yani, sürekli bir azalış söz konusu. Tersine de, bilgi anlamında alabileceğim kadar değişik kaynaklardan olabilecek kadar olduğumu düşünüyorum. Yani şöyle düşünürsek; insanın beyni bir depodur diye düşünürsek, ben bu depoyu çok genç yaşta doldurmaya başladığımdan, yeni bilgiyi koyacak yer sıkıntısı çekiyorum, bu da benim kapasitemi olumsuz etkiliyor. Dönelim yine o yaşlara: 3 yaş filan civarıydı. dedim ki: "ben burada ne arıyorum, kimim ben, bu bedenin içinde ne arıyorum". Bakın ben hiç kimseye bir şey sormadım, bu sorgulamayı kendi kendime yaptım. o zaman bazı şeyler bana açık edildi. -ne demek istediğimi anladığınızı varsayıyorum-. Bu evren neden ve ne amaçla yaratıldı, Muhammed kimdi, İsa kimdi, Musa kimdi,... Bunları bizatihi görme fırsatı buldum. Sonrasında, bu evreni yaratan nasıl birisiydi diye, -aslında zekaya bağlı bileşenlerden ötürü hayal meyal hatırladığım şey- görmeyi diledim. Bu da, hayatımda 2 sefer bana açık edildi.Bir o zaman, bir de 15 yıl kadar önce. İlki, yani 3 yaşında olan çok eskide kaldığı için çok net hatırlamıyorum, ancak 2.sini gayet net hatırlıyorum ve örneğin bilim bunu ispatlayabilir. yani demem o ki, anlattıklarımın dayatma mı yoksa gerçek veriler mi olduğu "ispatlanabilir. O esnada dua mekanizmasını çözmüştüm. Sonra, yine o yaşlarda, gelecekteki mesleğimi, yaşayacağım şehri, bulunacağım ortamı yine kendim , -dua kaynaklı- olarak bunlar verildi. Ta ki , ilk günahımı işleyene kadar her dilediğim olmaktydı. 4 yaşında, benden bir şey istediler, yapmadım, günah saydılar ve verdiklerini artık vermemeye başladılar. ben 3 yaşında hafız oldum, bunu bana insanlar öğretmedi. Sonra bunları unuttum. :D Şimdi ben tutup da insanlarla yazıştığım zaman, söylediklerimin "inanç, zan, dayatma,..." nedenlerden kaynaklandığını düşünüyorlar, bend e bu zanlarını kolayca değiştiremiyorum, aslında değiştirmeyi de bıraktım diyebilirim; ancak yazdığım hiç bir şey dayatma değildir ve doğrudan gözleme dayalıdır. Böyle olmakla beraber tartışma çıkmaması için bunları sanki inancımmış gibi aktarıyorum, bu durumda insanların zihninde dayatma fikri oluşuyor. Ancak, günümüz teknolojisi ilerlemiştir ve eğer isterlerse anlattıklarımın gerçekliği test edilebilir. Bir çok şey bana açık edilmiştir. Kıyamet zamanını da bir kez yakaladım, sonra elimden kaçırdım. elimde 2024 diye bir tarih var, ancak bu gerçek kıyamet midir küçük kıyamet (kendi kıyametim) midir emin olamıyorum. ancak bu tarihi çok sağlam bir şekilde devraldım. Aynı şekilde, ileride sapıtabileceğim ihtimaline karşılık resulullahın hiç kimse tarafından uygulanmayan bir sünneti bir zat tarafından bana öğretildi. 8kendi dilememle), böylece ben istediğim kadar rahat konuşabiliyorum, bazen sınırı geçip Allah'ın hakkına tecavüz ettiğim de oluyor, ancak elimdeki teminatlardan dolayı bunu cesurca yapabiliyorum. Aynı emanet nedeniyle yaşam hakkımı da korumak zorunda. Bunların hepsini ben kendim, Allahın yardımıyla ve akıl yürütmeyle elde ettim. Kimse bana gelip de "sen ne güzel bir çocuksun, bak Allah var peygamber var, namaz kıl" demedi. bunların ne şekilde olması gerektiğini kendim kurguladım ve kurguladığım şeyi ispatladım. tabi bu anlattıklarım hep kendi dünyamdaki gerçeklerim. Yazıda anlattığım üzere kendi gerçeklerim başkalarınınkilerle karşılaşınca belirsizlik durumu oluşuyor. Bu belirsizliği test etme işini 4 yaşlarında yaptım. O zaman isa hakkındaki ayetleri okuyordum ve şöyle diyordu: "hani sen çamurdan bir şekil yapıyordun ve benim iznmle uçuyordu". Şimdi ben o zaman dedim ki "ha isa olmuş ha ahmet mehmet olmuş, isa benden daha mı akıllıydı, ben de dilerim olur". o zaman amcamın kızlarıyla beraber takılırdık ve çamurdan fil filan yapardık. Onlar yokken ben çamurdan şekilleri havaya atardım ve bir tur uçup gelirdi, onlar geldiği anda oyuncaklar yere düşüyordu. Bir çok defalar sormuşumdur: "gördünmü çamurdan oyuncağımı nasıl da uçuyor" diye ama hiç bir sefer göremediklerini anladığım zaman, bu -inanç çakışması- mevzuunu keşfettim. Yani "inandığın gibi olmaktadır." Ben bunu daha 4 yaşında teorisini kurup ispatlamıştım. Ben kendime herhangi bir şey vehmetmiyorum, ne olup ne olmadığımı biliyorum. Sıradan bir yaşantım var ve ben de herker kadar hayattan zevk alıyorum. kendimi dinin mücadelesine verip de yaşantıumı harcayacak kadar da hesap hatası yapan birisi değilim. Benden istenileni yapıyorum, yani görevimi. Benim görevim ne, namazımı dosdoğru kılmak, ahlaklı olmak, gördüğüm yanlışları düzletmek. Bu kadar. fazlasını yaptığımı da varsayıyorum, bu dünya hayatından hiç tad alamayacak şekilde kendimi Allah için adasm, bu kez de diğer tarafta Allaha kavuşma ihtimali vardır. Demem o ki, buradaki yaşantıdan sonra neye kavuşacağımız da belli değildir. Çünkü şeytan uzun süredir Rabbinin gözdesiydi ve başından böyle bir işler geçebiliyorsa, bunun manası aynı şeyin ve henüz pek bir değeri olmayan insan için de geçerli olabileceğidir. Şu halde, hayattan olabildiğince keyif almalıdır. ben duası makbul biriyim, restleşmelerden çekinmem, elimde sağlam dayanaklarım var. En kötü ihtimal biriyle sonuna kadar giderim, ölürsem Arşı Ala'ya gider sorarım: "neler oluyor" diye. çünkü anlaşmamızda bunlar yoktu. Abarttım. Saçmaladım. (siz öyle düşünüyor olabilirsiniz) Bu kadar anlatmama gerek yoktu. Hiç gerek yoktu hem de. Bu yazıyı size , "dayatmacı biri olmadığımı" göstermek amacıyla yazdım. bir sonraki yazımda , konu hakkındaki yazacağın yazıya bir yanıt niteliğinde olması için konuya dönmemizi istiyorum. saygılar. |
Alıntı:
"insanda özgür irade yoktur" ifademi/tezimi dile getirirken bu aslında çok geniş kapsamlı bir konu.. bunun içine bilinçaçıklığı, inanç, hastalık, sağlık, suç ve ceza gibi kavramlar da giriyor aslında.. "insanda özgür irade yoktur" un bilimsel karşılığı/hipotezi "konektomumuz neyse biz oyuz" dur.. yani biz insanoğlu olarak "konektomumuzun bir kölesiyiz".. konektom; kabaca beynimizin nörokimyasal nitelik ve nicelik açısından yapılanmasıdır diyebiliriz.. ben bunu zaman zaman "insanoğlu nörokimyasal bir robottur" diyerek de değişik bir şekilde ifade etmeye çalışıyorum.. Alıntı:
şimdi özgür iradenin sitemiz içeriği gereği "bilinçaçıklık, inanç" konusunu nasıl ilgilendirdiğine bir bakalım.. örneğin sen materyalist/ateist bir düşünce yapısına sahipsin.. senin beyin nörokimyan kendi içdinamiklerinde dengesini koruduğu sürece sana tatmin ve huzur veren bir takım kimyasallar salgılar, buna tıpta serotonin, endojen morfin vs denir.. bu kimyasalllar/enzimler/hormonlar bize mutluluk, huzur, tatmin dediğimiz duygulanmayı verir.. sen tatminkar ve huzurlu olduğun sürece yaşama verdiğin anlam ve içerik açısından ateizmi savunmak zorunda kalırsın.. çünkü senin beyin nörokimyanın içdinamikler dengesi bu şekilde yapılanmıştır.. ateizmi savunmak ve ateizm dışındaki tüm inanç ve felsefeleri yanlışlamak senin beyninde bu tatmin huzur veren nörokimyasalları salgılatır.. sahip olduğumuz bilinaçıklık/inanç dengesi bize yeterli tatmin ve huzuru sağlıyorsa felsefe işine bile girmeyiz.. piyasada tonla ateist insan vardır ama çoğu günlük yaşamında bu konuları konuşmak tartışmak ya da böyle felsefi sitelere girip yazışmak ihtiyacı duymaz bile.. o insan ateisttir ve günlük yaşamını yaşar, kolay kolay kimseyle tartışmaz ve dalaşmaz.. bu durum sadece ateistler için değil tüm bilinçaçıklık/inanç oranında dengeyi yakalamış insanlar için geçerlidir.. ortalıkta milyonlarca müslüman var ama büyük bir çoğunluğu islamiyeti savunmak veya diğer dinleri yanlışlamak veya böyle sitelere girip tartışma ihtityacı duymaz bile.. o kendi beyin nörokimyasında dengeyi/tatmini yakalamıştır ve günlük hayatın rutin işleriyle uğraşır.. yine aynı şekikde dünyanın diğer coğrafyalarında yaşayan hristiyanlar budistler hindular museviler vs hepsi bu nörokimyasal denge/huzur/tatmin içinde iseler felsefe işine bulaşmazlar bile.. yani yaşamı, evreni, varlığı sorgulamazlar.. onlar varlığı/varoluşu bir bütün olarak bildiğini zannederek çok derin bir uykuda hayatlarını yaşayıp bir gün ölüp giderler.. şayet kişi yaşamı boyunca beyin nörokimyasındaki denge bozulmazsa doğduğu zaman ve coğrafyanın zihni ne ise o zihinde yaşayıp ölüp gider.. dünya insanlığının %99 undan fazlası bu şekilde bir yaşam sürer gider.. dünyadaki tüm dinler varoluşu "bütün/mutlak 1" olarak vermeye çalışır.. hepsinin ortak noktası ölüm son değildir ve bu dünyada yaşanan her türlü adaletsizlik ölüm sonrası yaşam/yaşamlarda dengelenecektir.. yani dinlerin içeriği tanrının varlığı/yokluğu veya bu tanrıların sayısı değildir.. dinlerde tanrı olabilir de olmayabilir de bir tane de olabilir birden çok da olabilir.. ama din dediğimiz olgu yaşama anlam ve içerik verme açısından en tatminkar felsefedir.. bu dinin hangisi olduğunun hiç bir önemi yoktur.. islama inanmış ve bununla bir bütünlük/tatmin yakalamış biriyle budizme inanıp bununla bütünlük/tatmin yakalamış ya da hinduizme, museviliğe, ortodoksluğa, protestanlığa, iseviliğe, bahailiğie :) inanıp bütünlük/tatmin hissini yakalamış tüm insanlar aynı huzur ve mutluluğu duyar.. yani bu dünyada neye, hangi dine, felsefeye inandığın önemli değildir, önemli olan gittiği yolda yakaladığın bütünlük/tatmin meselesidir.. felsefe dediğimiz şeyle daha çok bu bütünlük/tatmini bozulmuş teizm düzeyi insanlarla nonteizm düzeyi insanlar uğraşır.. o yüzden zaman zaman değinirim böyle sitelerde boy gösterip cirit atan teizm düzeyindeki insanlar sokakatki adamdan çok daha yakındır nonteizme geçiş yapmak için.. nonteizm düzeyi yani dinsizlik felsefesi insanoğlunun nörokimyasal yapılanmasına çok uygun olmadığı için bu tarz felsefe sitelerinde daha çok bu insanlar boy gösterir.. çünkü bilincin üzerini kapatıp uyutan o din dediğimiz zihin parçasının bütünlüğü bozulmuştur ve uykudan uyanma zamanı gelmiştir, bilinç açılmaya başlar ve bu durum beraberinde açıkta kalan bilinç parçasının tatminsizliğini, huzursuzluğunu getirir.. işte bu aşamada kişi felsefeyle tanışır.. önce kendi iç dünyasında yaşamı varoluşu sorgulamaya başlar, çevresindeki insanlarla konuşur tartışır, böyle sitelere girip kendi felsefesini/zihnini güçlendirmeye/savunmaya çalışıp karşıt tüm felsefe/zihinleri zayıflatma/yanlışlama yoluna gitmek zorundadır.. burda amaç tamamen bütünlüğü bozulmuş zihinden dolayı açığa çıkan bilincin tatmin meselesidir.. ve ilkel benliği tımarlayan o sahtebenlik/ego hasar gördüğü için ilkel benlik tekrar hortlar ve insani olmayan alaya almalar, hakaretler, aşağılamalar, ötekileştirmeler, can almalar vs yaşanmaya başlanır.. ne anlatacaktım ne anlattım :) yarın sabah havam yerinde olursa asıl konuya değinmeye çalışırım.. |
Yazı güzeldi.
konuyla bağlantılı kısımlarını seçip onlar üzerinden müdahil olmamı beklediğiniz düşündüm ona göre okuyorken; başka şeylerden bahsettiğinizi düşünüp acaba neim bu konularda fikrimi mi soruyorsunuz diye düşünürken.. sonuç kısmı beni tümden sarstı. İyiydi gene de. Yarın sabah konunun kendisinden devam ederiz. ama ben yine bu yazınız üzerinde biraz daha düşüneyim. ;) |
sevgili allame teşekkürler.
"özgür irade" konusunu basit örneklerle işlemeye devam edelim.. daha önce bir üyemizle konuşmuştuk.. cinsel "tercih" insanların ve dinlerin çoğu homosexüelliği dışlar ve yasaklar.. bir insanın hetero(karşı cinsten hoşlanan) ya da homosexüel(kendi cinsinden hoşlanma) olması bir tercih meselesi değildir.. kimsenin önüne al bakalım iki çeşit cinsel seçenek var bir hetero diğer homo, özgür iradenle bunlardan birini seç demezler.. heterosexüellik çoğunluk ve doğal olduğu için tüm dünyada onay alırken homosexüellik kolayca onay almaz ve dışlanır.. günümüz dünyasında bazı gelişimiş ülkelrde bu insanlara hakkettiği hak ve özgürlükler verilmeye başlansa bile hiç bir anne baba kendi evladının homosexüel olmasını istemez.. homosexüellik tıpta bile hala bir hormonal bozuklukmudur, psikolojik bir hastalıkmıdır, genetikmidir, yetiştirilme tarzımıdır vs gibi araştırmalar eşliğinde net bir karara varamamışlardır.. oysa homosexüellik aynı heterosexüllik gibi yukarda saydığım etkenlerin bir bileşkesidir. yani bir konektom(nörokimyasal yapılanma) olayıdır.. bir çocuk doğduktan sonra beyin nörokimyası yapılanırken endojen(içsel) ve eksojen(dışsal) tüm faktörlerin etkisi altındadır.. tüm bunların hepsi birer inputtur ve beyin nörokimyasına girerek bir çimento harcı ya da maya gibi görev yapar.. çocuğun cinsel kimliği yapılanırken genetik mirastan tutunda hormonal seviye, yetiştirilme tarzı, çocuğun yaşadıkları gördükleri vs bir çok faktör rol oynar ve beyin yapılanma/olgunlaşma sürecinin önemli bir kısmı bittiğinde artık bir cinsel kimlik oluşmuştur.. ve kişi artık oluşan bu cinsel kimlik altında yaşamaya uygundur.. oluşan bu cinsel kimlik eşliğinde tutum ve davranışlar gösterirse beyninde mutluluk/huzur sağlayan aminler/hormonlar salgılanır, çünkü denge/bütünlük o şekilde yapılanmıştır.. homosexüel birini dışlamak, suçlamak ve hetereosexüel kimliğe bürünmesini beklemekle heterosexüel birini dışlayıp ondan homosexüel tutum ve davranışlar göstermesini beklemek aynı şeydir, hiç bir farkı yoktur.. çünkü ister homo ister hetero olsun her ikisi de beyin nörokimyasının(konektomunun) birer kölesidir.. ancak konektomun yapılanması eşliğinde bir tutum ve davranış gösterirlerse haz alıp mutlu ve huzurlu olacaklardır.. bu konuda bir çok örnek verilebilir.. hobilerimiz, fobilerimiz, sanata, spora, sözele, sayısala yatkınlığımız hepsi birer konektom olayıdır.. cinsel kimlikten tutunda yukarda verdiğim bu örneklerin hepsi bizim özgür irademizin dışında gelişen olaylardır.. bunlar bizim tercihlerimiz değildir.. bunların hepsi beyin nörokimyamız yani konektomumuz olgunlaşıp yapılanırken binlerce endojen eksojen faktörlerin/inputların eşliğinde oluşur.. yetişkin diyebileceğimiz yaşa geldiğimizde artık konektom oluşmuştur ve yapısının/niteliğinin değişmesi çok zordur.. sağlam çimento harcıyla yapılmış bir duvarın şeklini sonradan değiştirmeye benzer ve sadece o duvarı çatlatırsınız ama yeni şekil veremezsiniz.. yeni şekil vermeniz için o duvarı yıkıp yeniden inşa etmek zorundasınızdır.. işte bilinçaçıklık/inanç dengesi de bu yukarıda saydığım şeylerden farklı bir durum değildir.. homosexüel kimliği ile bütünlüğü huzuru/tatmini yakalamış biriyle tartışıp onu heterosexüelliğe yönlendirmek ne kadar insanlıkdışı ve anlamsızsa ateist, müslüman, budist, hristiyan, deist, musevi vs biriyle tartışıp onu farklı bir yöne yönlendirmeye çalışmak, ona huzur tatmin veren doğruları yanlışlamaya çalışmak bir o kadar insanlıkdışı ve anlamsızdır.. şimdi bu sitede ağırlıklı yapılan yapılan şey islamın yanlışlanması yönündedir.. evet tüm dinler gibi islam da dünya insanlığı açısından bir faciadır ama diğer tüm dinler gibi islam da bir çok insana yaşama anlam ve içerik verip huzurlu yaşaması için çok önemlidir.. bunun bir materyalist/ateist arkadaş tarafından algılanması çok zordur, empati kuramayabilir.. ama o empatiyi yaşatmak için ateist arkadaşlardan kendisine güvenen biriyle "tanrının yokluğu" üzerinden tartışmaya hazırım.. tanrının varlığı/yokluğu üzerinden tartışma hayata anlam içerik, önem anlam verme bilinç aşamasıdır.. yani aslında benim girmemem gereken bir bilinçaçıklık/tartışma düzeyidir.. ama dediğim gibi inanırlara yaşatılan bu insani olmayan durumun empatisi için bu tartışmayı yapmaya hazırım.. tanrının olmadığından emin olan bir ateiste bir tanrının olabileceği olasılığını hissettirdeğimde benimle olan tartışmasında hakaret ve küfre gidebileceği gibi tartışmadan kaçma durumu da yaşanabilir.. herşey bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığındadır.. bir teist henüz bu bilince ulaşamadığı gibi bir ateist de henüz bu bilince ulaşamamıştır.. ve tekrar söylüyorum.. bu durum insanoğlunun bir suçu kusuru değildir.. uyuyan bir insanı gördüğü rüyadan dolayı suçlayamazsınız.. insanoğlu bir rüyada yaşadığı sürecede bu insani olmayan kaos sürmek zorundadır zaten.. |
Alıntı:
bebeklik yaşından itibaren olan deneyimlerinize ve islama olan bağlılığınıza içten saygı duyuyorum.. çünkü siz de benim gibi, bu sitedeki herkes gibi bir insansınız.. ve bu yaşamınıza bir anlam içerik ve önem vermek zorundasınız.. sizden empati kurmanızı istediğim tek nokta; sizin için islama bağlılık ne ise diğer insanların kendi dinlerine/izmlerine bağlılığı aynı şeydir.. hiç bir din hiç bir izm "gerçeklik" düzeyine ulaşmış bir veri değildir.. gerçeklik düzeyine ulaşmaktan kastım; bilimsel anlamda sınanabilinir, gözlemlenebilinir, tekrarlanabilinir ve tüm dünya insanlağının hemfikir(evrensel onay) olması gibi özellikleri taşımasıdır.. yani bilimsel anlamda "kanun/yasa" dediğimiz düzeye gelmesidir.. gerçeklik=kanun/yasadır kanun/yasa yani gerçeklik düzeyine ulaşamamış her türlü veri bir inançtır.. "tez, hipotez, teori" adı altında sınıflanan bu veriler henüz gerçeklik düzeyine erişmemiştir.. tüm dinler ve izmler bir "tezdir", hipotez ve teori bile değildir.. bırak gerçeklik/kanun olmayı.. peki bunun ne önemi var? kanun/yasa/gerçek düzeyine ulaşamamış bir veriyi sahiplanip savunmaya başladınızmı derin bir inanç içine girmişsiniz demektir.. çünkü sizin sahiplenip savunduğunuz veriyi diğer insanlar sahiplenip savunmayabilirler, onlar da başka bir veriyi sahiplenip savunabilirler.. al sana evrim teorisi.. insanlığı nasıl bölüp birbirine kırdırıyor.. çünkü insanlar bilmek ve inanamak arasındaki farkın farkındalığına erişmedikleri için hala zihinde yaşıyorlar ve bu uğurda birbirlerini yiyiorlar.. ben mesela evrim teorisinin içeriğiyle hiç ilgilenmiyorum, maymundan mı evrilmişim, başka bir şeyden gelmişim, hiç umurumda değil.. çünkü bunların hiçbiri henüz gerçeklik düzeyine erişmiş veriler değil.. banane atalarım nerden gelmişse gelmiş, ister hamamböceğinden evrilmiş olayım, ne farkeder.. ben bugün bir insanım ve bir yaşamım var.. ve ben bu yaşamımı doyasıya, gönlümce, hakkını vererek yaşarsam hayatımın bir anlamı olur, gerisi hepsi hikaye.. bak senin inandığın dinin güzel bir öğretisi var.. "senin dinin sana benim dinim bana." naçizane tavsiyem inançları tartışmayın, inançları tartışmanın kimseye bir faydası olmaz, sadece biribirinize düşer ve bölünürsünüz.. çünkü inanç dediğimiz şey; gerçeklik düzeyine erişmemiş her türlü veriyi kapsar.. ve sınanabilinir, gözlemlenebilinir, tekrarlanabilinir, evrensel onayı olmayan verilerdir.. bunların hepsi insanoğlunun özü/kendisi değil çeperi/periferidir.. bilincinizi bunlara değil kendinize/özünüze çevirmeye gayret gösterin.. |
Alıntı:
tavsiye istediğimi hatırlamıyorum. Ayrıca, bana tavsiye edebilecek konumda olduğunuzu da , sanmıyorum. Hangi ermiş vasıfla / şartlanmayla bunu yapabiliyorsunuz? bu sizin tavsiye dediğiniz, sitedeki bir çok kişide eleştirdiğiniz şey olan dayatmanın dik alası değil midir? kaldı ki burada kendi görüşlerimizi yazmamız dayatma olabilmektedir. Burada bir ara manalı sözler yazmış olmanız, sizin tavsiyenizi kabul edeceğim manasına gelmez. Ben ancak belirli şartlar altında müdahil olmaktayım. Bu belirli şartları ise kendi hayat felsefeme göre "vesile olmak" olarak özetliyorum. Bu vesile olmak fiili, ya birisine bir hayırda vesile olmaktır, ya birisini bir şerden muaf tutmaktır. Şimdiye kadar bu fiile uygun olarak davrandım, şimdiden sonra da davranmayı düşünüyorum. Siz bu yazıyı ne amaçla yazdınız, onu görebiliyorum, ancak geri planında sizi motive eden etkenlerden haberim yok. Bir insan bir çok nedenden dolayı sizin yazdığınız yazı gibi bir yazıyı kaleme alabilir: Ben özellikle buradaki forum kurgusu içinde adeta kendilerine görev dağılımı yapılmışcasına bir çok kişinin organize hareket edercesine davrandığını gözlemliyorum. Sanki burada amaç gerçekleri tartışmak, gerçekleri açığa çıkarmak değil de, kendi görüşünü her ne pahasına olursa olsun dikte etmek gibi, organize şekilde davranılmaktadır. Şu halde, sizin bu çabanızın, salt felsefi kaygılara dayanan bir yazı olmaktan ziyade, forumda son zamanlarda ileri bir bilinç ve ilim görüntüsü vermeye başlayan müslüman hanefi ağırlığı azaltmaya yönelik bir davranış olarak görüyorum. Dikkat edilirse ekseriyetle sadece "islami forum" başlığında yazıyorum. Burada , farklı görüşlerin , öğrenme, ya da işte o bahsettiğiniz -dayatma konusyla- birebir örtüşen dayatmalarını önlemek amacıyla cevap da yazıyorum. hal böyleyken, ve bizler zaten diğer kişilerden daha fazla bildiğimiz konularda insanların cehaletlerini gidermeye çalışıyorsak, bir ihtiyaca yanıt veriyorsak; neden bu dayatma olsun da; bizim böyle yapmamızı istemediğiniz bize kibar bir dille anlatmanız dayatma olmasın? hadi bakalım burdan yak. Kendi kendine dünyayı sorgulamadığını söylüyorsun, ancak yazılarınız hayatınızın bir yerinde felsefi bir boşluk bırakacak birine benzemiyor. O halde burada ne işiniz olduğu sorusunu kendinize sormadan nasıl mutlu olabiliyorsunuz, ya da olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Bunu başka bir başlıkta tartışmıştım; zamanın düşünebileceğiniz en eksi (-) zamanını düşünün, ne madde ne boyut hiç bir şey yok. neden durup dururken zaman mekan enerji gibi kavramlar oluşsun? Bunu sorgulamak, insanın kendini sorgulaması, kendini öğrenmesidir. Din , herhangi bir beşeri bilimdir ve beşeri bilimlerle uğraşmak faydalıdır. |
Alıntı:
Vesile olayım dedim. Burada ne işim olduğu sorusunu gerek kendime, gerek başkalarına sorduğum zaman aldığım cevapların hiçbiri, birbirini tutmuyor. Sebebine gelince, tahmin edersiniz ki, bu hususda verilen cevapların alayı denenmiş/gözlenmiş cevaplar olmayıp kanun/yasa boyutunda bir doğru değildir. Bu sebepten olsa gerek ki, bunlara cevap değil "inanç" denilmekde. İnançlar sadece inanan kişiyi bağlayan doğrulardır. Ne evrenselliği ne toplumsallığı vardır. Bunun için olsa gerek, sizin "Doğru" dediğiniz Tanrınıza, Dünyanın geri kalanı "Yalan" diyebiliyor. Alıntı:
Herşey bir tarafa "bunu" dediğinizi sorgulamak insanın kendini öğrenmesi değil, alanen ahmaklıktır. Boş işlerle uğraşmakdır. Nedenine gelince, asla bilinemeyecek/sınanamayacak tomarla cevap alırsınız ve her biri diğerini yalanlar. Peki hangisi gerçek? İnandığınız mı? İş yine inanç basamağında takılır kalır. Alıntı:
Bilim "bilmek"den türemiştir. Hadi şu beşeri biliminiz olan DİN şu sorulara bir cevap versin, versinde bilelim; Allah ne renk, Meleklerin kanatları kaç tane, cennet kaç hektar, Allahdan önce ne vardı, v.b. Tahmin edeyim, kısıtlı zekamızla bunları bilemeyiz değil mi? O zaman DİN nasıl beşeri bir BİLİM olur a acınası canlı. Cehaletiniz takdire şayan. "BİLİM"in ırzına geçmeye ve "DİN"i bilim yapmaya çalışan cesaretinizde... Daha öncede söylemiştim, hepinizi ben eğitemem. Bazılarınız MAL gelip, MAL gitmek zorunda. Esen Kalınız |
komediye bakar mısınız? içten içe alaycı ve hakaretvari cümleler kuruyorsunuz, don kişot misali matematiğin ve fiziğin otoritelerinin söylediklerinin tersini söylüyorsunuz; uygun dille yanıt alıyorsunuz. hemen siliyorsunuz. eğer dil uygun değilse neden beni ifşa etmiyorsunuz? bu şekilde "yağ gibi üste" çıkmaya çalıştığınızın farkında mısınız?
Bu durumda, gücünüzü kullanarak haklı çıkma girişiminiz, dışarıda aynısını size yapanların bu yaptıklarını doğrulamış mı oluyorsunuz? Hayır. Siz öyle de yapsanız, biz sizin de yanlış yaptığınızı, onların da yanlış yaptığını üstüne basa basa söyleriz. Çünkü zorbalık her yerde zorbalıktır. |
Alıntı:
Kıvırmada bana dinin neresi bilimmiş, nersinde BİLMEK varmış onu anlat. Alıntı:
Muhammed mi tembihledi, sırtınız yere gelince yalana ve iftiraya başvurmak caizdir diye? Değilse bu yalan ve iftira niye? Lütfen kızmayınız. Açınız, Bilim Felsefesi okuyunuz. "Bilim nedir,ne değildir. Bilmek nedir, ne değildir" diye. İyice içinize sindirdikden sonra, Dine Bilim diyen dilinizi sokturtmak için eşek arısı arayışına girebilirsiniz. Bulamazsanız ben Fosfolipaz A2 (arı zehri türü) sentezlerim sizin için. |
http://turandursun.com/forumlar/show...3&postcount=22
burda, diyorsunuz ki: Alıntı:
Bir taraftan eşek arısıyla beni yakınlaştırırken, diğer taraftan ileride anlatacağınız bilim dışı safsataların aslında yanlış olacağını baştan söylüyorsunuz. Bu sadece bir önermedir dedikten sonra Neye benzetiyorsunuz? pi sayısına. pi sayısı nedir? 3,14159... diye giden bir sayı. Peki ben "Pi sayısı" dediğimde buradaki insanların aklında "tanımsız bir sayı" fikri mi oluşuyor yoksa belli bir sayı mı. Sana soruyorum pi sayısı belli midir değil midir.? Bellidir. 1 Birim çapa sahip bir dairenin çevresini veren değerdir. Bellidir, tanımlıdır. Ölçemiyor olmamız, pi sayısını tanımsız hale getirmez. Aynı şekilde sonsuz da bellidir. 1/0 değerinde sonuç kısmı, ya da , doğal sayılar kümesinde sonuncu elemandır. Bu elemanı ölçemiyor olmanız, kesin değerini bulamıyor olmanız onu yok yapmaz. Dolayısıyla ben sonsuzu tanımlayabiliyorum. Hem teoride, hem pratikte. teoride diyorum ki 1/0 'dır. Onu nefsinize yediremiyorsunuz çünkü yedirseniz, Allah olmalı demeniz gerekecek. O zaman bunu reddetmeniz şart. Geçiyorum pratiğe diyorum ki: bana şu serinin son elemanını söyleyin: 1/0,1 1/0,01 1/0,001 ... ... sonsuz tane eleman ... 1/1,000...sonsuz tane 0...1 = 10 üzeri sonsuz= sonsuz. pratikte de tanımlıyorum. aradaki sonsuz tane sıfırı saymamıza gerek yok, değerini hesaplayabiliyoruz zaten. Bunun neresi tanımsız, neresi ölçümlenemez. Sen tanımlayamıyorsun , çünkü işine gelmiyor. Sen ölçemiyorsun , çünkü işine gelmiyor. Matemetikte hangi çarpımların hangi kesirlerin tanımlı ya da tanımsız olduğu bellidir ve en basit üniversite matematik kitabından bunları öğrenebilirsiniz. 0*sonsuz belirsizliğinden yola çıkarak içler dışlar çarpımı yapıp bir şeyler yapıp kendinizce bir şeyler başarmış gibi yapıp da komik duruma düşmeyin. Sonra hatalarınızı ve saçmalıklarınızı gizlemek için mecbur kalırsınız zorbalık yapmaya. (işinize gelmeyen mesajları silmeye). Başka çareniz yok. sen yalan söyleyebilirsin, ama matematik yalan söylemez. 2 kere 2 her zaman 4'tür. eğer öyle bir tartışma yapıyor olsaydık muhtemelen 2*2=4 sadece bir önermedir bilimsel olarak ispatlanmamıştır diyecektin. Sanki forumda savunduğunuz bir çok şey sadece bir önermeden ibaret değilmiş gibi. Çelişki, tamamen çelişkidesiniz. Bu sizin matematik anlayışınızı aynı din gibi olmuş. bundan sıyrılmalı ve bilimi dininize alet etmemelisiniz. neyse odur. Sizin bahsettiğiniz , irrasyonel sayılar dediğimiz ve çoğunlukla i=(karekök -1) tabanında açıklanan sayılardır. Hah işte onlar tanımsızdır ve hesap yapabilmek için irrasyonelin i'si ile tanımlarız. Eksik ve yanlış matematik bilgilerinizde kocamaan bir kafa karışıklığı görüyorum. Sonuç 1/0 ifadesi her zaman ve her yerde sonsuzdur, kıvırılacak hiç bir tarafı yoktur. Tutup hawkingden alıntı mı yapayım yani. bu yaştan sonra çeviriye mi başlatıcaksın beni. git evine yat, sen bu işlerden anlamıyorsun sadece bilime karşı don kişotluk yapıyorsun. |
1/0= sonsuz
sonsuz . 0= 1 burdan da görüldüğü gibi allah OLMALI. aslında yoktu. ama biz olması gerektiğini hesapladık. bu durumda olur herhalde. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Tekrar yazayım kapak olsun : 6/2=3 ise, 2*3=6 dır. 1/0=sonsuz ise, 0*sonsuz=1 olmalıdır. Ama değil. Bu forum tarihinde hiç kimse, basit matematiksel işlemleri bile yapamayacak kadar aciz olmadı. Taki size kadar. Küçük düşerseniz siz düşersiniz. A Allahın cahili. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bilime karşı Don Kişotluk yapıyorum ha... "Din Beşeri bir Bilimdir" diyen birimi söylüyor bunu? Dostum senin Bilim ve Dinin ne olduğundan bile haberin yok. Git hadi evine, aç peygamber şehveti uğruna inen ayetleri oku.:) |
matematikteki çokluklar soyutlamalardır.
her soyutlama gibi somuttan türerler ve somutu gösterirler. soyutlama ve soyut nedir bilmeyen yurdum insanının bir numaralı baş belası ise; soyut ile kurguyu karıştırmasıdır. matematikteki sıfır ve sonsuz sayıları, 1 gibi soyut değildir.kurgudur.kabüldür. 1 soyuttur , ancak nesnel karşılığı olan bir somut vardır. 1 elma gibi. ama sıfır elma yoktur.sonsuz elma da yoktur. herhangi bir somutla ilişkilendirilemeyen ve bu nedenle soyutlama ürünü olmayan, dolayısıyla soyut olmayıp kurgudan ibaret olan sıfır ve sonsuz ile, 1 gibi somuttan türemiş dolayısıyla kurgu olmayıp soyut olan rakamları aynı önermenin içine sokarsanız sonunda ya allahı bulursunuz ya da mazhar osmanı. 1/0=sonsuz diyebilmeniz mümkün değildir. bu önermede soyut ve kurgu yanyanadır. 1/0=sonsuz 2/0=sonsuz o halde 1/0=2/0 o halde 1=2 görüldüğü gibi allahın varlığını bir kez daha ispatlamış olduk. |
Alıntı:
Şu sayfadan kırklareli üniversitesi matematik kitabını indirdim. Artık hangi seviyede onu bilmiyorum. http://hotfile.com/dl/88791428/b9dd4...egral.pdf.html Aman aman yüksek bi seviye değil , muhtemelen 1.sınıftır. eh, sizin naçizane seviyeniz de o düzeyde olduğuna göre iyi anlaşabiliriz sanıyorum. :D http://i1103.hizliresim.com/2011/3/27/12152.jpg Sen bana cahil diyorsun, ben senin cehaletini yüzüne vuruyorum. Sen bana "inancımla alay ederek üstelik" bilim dışı olmayı yakıştırıyorsun, ben sana sadece bilimsel veriler sunuyorum. Sen bana , hiç hak etmediğim halde yazılarımı silmek suretiyle yetkinle kafama vuruyorsun, ben yukarıdaki resimdeki gibi bilimsel verileri kafana kafana vuruyorum ama... ı-ıh... dank etmiyor dimi. bak bakıyım orda 1/0 belirsizliği varmı. bak bakıyım iyi oku. Rezil oluyorsun rezil. insanda biraz utanma olur yahu. Dünyada senden başka 1/0=belirsiz diyen bi ünv. mezunu varmı merak ediyorum. varsa da senin kafadadır. boşver sen devam et. siz orjinalsiniz harbiden de. :) |
Alıntı:
Ne diyeyim ki ben size... Gönderdiğiniz kaynakları okumuyorsunuz bari şunları bir özümseyiniz : Division by Zero, Extended Real Number Line, Indeterminantlar Hadi kolay gelsin |
Alıntı:
belirsizlikleri net şekilde saymış ve 1/0'dan bahsetmiyor. YALANCI sın sen... bi daha bak bakıyım neresinde var. varsa resmini koyarsın aynen benim alıntı yaptığım gibi. yazamazsın. sadece battıkça batıyorsun böyle. bak bu alıntının neresinde 1/0'dan bahsediyor. yalancısın yalancı. :D Alıntı:
bi selam edeyim şuna. harbiden de böyle ilkel bi anlayışa neye göre geçer not vermiş harbiden merak ettim. vay bee. acziyet içinde kalmak öyle bir şey demekki. Allah düşürmesin. :) Bak, ben Allaha inandığım için senin durumuna düşürmüyor, hamdolsun. demekki varmış öyle ya. :) :) :D |
Alıntı:
Alleme arkdaşım Matematik bilgin çok zayıf söylediğin şeyleri onca hesaplamaya rağmen bir türlü çıkartamadım sen detaylı bir matematik işlemiyle açıklarsan sevinirim,Geçennlerdede - sonsuz zaman diye bir kavram söylemişsin bir zahmet açıkla bunları bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıpdır eğer bilmediğim bir konu varsa bende öğreneyim. |
Değerli Allame ;
Tekrardan dosyayı indireceğim. Lakin şunu bir deneyin : Windows hesap makinenizi açınız ve herhangi bir sayıyı sıfıra bölünüz.... Göreceğiniz cevap, DİBE VURMUŞ MALLIĞA KANIT olacaktır. Denesenize, korkmayın :) |
Denedim. Herhangi bir sayıyı sıfıra bölmeyi denedim. Sonuç: "Sıfıra Bölünemez" diyor.
|
Alıntı:
O seviyedeki arkadaşlar için ücretsiz matematik kursu veriyorum ama bir teşekkür etmek yerine "Malll" , "ahmakkk" gibi aciz laflar ediyorlar. herhalde dünyanın hiç bi yerinde hocasına "mall" , "ahmakkk" diye hitap edip de dersten kovulmayan bi öğrenci olamaz. ama bizde var işte. sen anladın beni. şu dertten bi kurtulayım kaldığım yerden devam edecem de ben ileri gitmeye çalıştıkça cahil kesim beni aşağı almaya çalışıyor. mazur göreceğinizi umuyorum. ;) |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:58 . |