![]() |
oldukten sonraki yasam
ne dusunuyorsunuz olumden sonraki hayat hakkinda tamamen yok mu olacagiz yoksa baska bir insan olarak dunyay i gelecez ne dusunuyorsunuz
|
Re: oldukten sonraki yasam
bir tohum toprağa girince nasıl çürüyüp tohum olma özelliklerini kaybediyor ve tohumsal olarak ölüyorsa ve fakat daha aydınlık ve ferah olan hava aleminde daha geniş ve birçok güzellikler ve özellikler kazanmış olarak sanki yeniden canlandırılıyorsa, biz de öldükten sonra ona benzer tarzda daha aydınlık ve ferah bir alemde *fazlaca özellikler ve güzelliklerle beraber yeniden canlandırılacağız.
inancımız budur. |
Re: oldukten sonraki yasam
evrime bilime inanan biri olarak zaten böyle birsey olmayacagını düsünüyorum .bunlar insanin istediklerini alamadıkları zaman kendini avuttukları sözlerden öteye gidemiyo....
|
Re: oldukten sonraki yasam
Alıntı:
|
Re: oldukten sonraki yasam
bak lolipop musun nesin.
sana elli defa söyledim.yine söylüyorum. insan olan anlar artık.adamı zıvanadan çıkarma. benimle muhatap olma. hep küfürlü ve saldırgan ve aşağılayıcı konuşuyorsun. senin gibi biriyle muhatap olmama hakkımı kullanmama müsaade et.zorbamısın nesin. rahat bırak beni. |
Re: oldukten sonraki yasam
bence öldükten sonra olacak olan hiçbirşey yok
çürüyüp gidecek beden cenap şahabettin ne demiş "beni korkutan öldükten sonra cehenneme gitmek değil, hiçbiryere gitmemektir" :D |
Re: oldukten sonraki yasam
Bu sene ,maydanoz tohumu ektim, bir tanesi bile canlanmadi, dogru yontemle saklanmayan tohumdan, hava alirsiniz. Demek ki tohum canli, ve olebiliyor. Zaten benzetme de tamamen yanlis. Iradesi olmayan bir tohumla, insanin tekrar yesermesini kiyaslamak, sacmadir. *Binlerce senedir gomuyoruz olulerimizi, daha topraktan bir tane insan fiskirdigini goren oldu ise bana da bildirsin.
|
Re: oldukten sonraki yasam
liopleurodon ile lolipopu karıştıran budala.. Senle ne muhatap olacam?
Sen git, bu a p t a l lafları kim öğretiyorsa sana, o gelsin buralara.. |
Re: oldukten sonraki yasam
vartor,
"Bu sene ,maydanoz tohumu ektim, bir tanesi bile canlanmadi, dogru yontemle saklanmayan tohumdan, hava alirsiniz. Demek ki tohum canli, ve olebiliyor. Zaten benzetme de tamamen yanlis. Iradesi olmayan bir tohumla, insanin tekrar yesermesini kiyaslamak, sacmadir. *Binlerce senedir gomuyoruz olulerimizi, daha topraktan bir tane insan fiskirdigini goren oldu ise bana da bildirsin." olen insanlar topraktan fiskiracak degil. baska bir boyuttan bahsetmek istedim. o boyutu biz nerden gorelim,topraktaki tohum topragin disinda ne oluyor biliyormu ki,sen bilesin bizim olulere ne oldugunu. ahiret alemi burasimi ki milyonlarca insanin topraktan fiskirmasini bekliyelim. tohumlara sorsan arkadasina ne oldu diye,topragin icinde curudu gitti,oldu garibim ,hem de icinden acayip birseyler uzadi son nefesinde diyecek.dis havayi nerden bilsin.biz de oyleyiz. |
Re: oldukten sonraki yasam
liopleurodon arkadaşım,
lütfen üslubuna biraz dikkat et. Sorogren hakaret eden bir laf etmemiş. Düşüncesini söylemiş. Direk hakaretle cevap vermişsin. Yazdıklarını silmedim ama açık ve haksız hakaret var ortada. Senin gibi bir arkadaşımıza yakışmıyor. Lütfen üsluba dikkat edelim, hakaret etmeyelim. sargon Not: Sorogren'i birçok konuda desteklemem, ama burda düşüncesini ifade etmek için bir benzetme yapmış. Yani tohum, toprağa girince tohumluk özelliğini kaybedip başka bir şeye dönüşüyor diyerek neyi kastetiğini gayet güzel anlatmış. Teşbihte hata olmazmış. |
Re: oldukten sonraki yasam
Herkes ölümden sonra ne olacağını soruyor. Kimse doğumdan önce neredeydik diye sormuyor. Ölünce anlarsınız işte. Yaşarken hakkında fikir sahibi olamayacağımız bi süreç hakkında tuhaf inanışlara kapılmaktan başka bi çare yok insanın elinde. Ben ameliyat oldum üç defa üçünde de narkozluyken olan biteni hatırlamıyorum. Ölüm buna benzer bişey olmalı. Belki de yoğun bir beyazlık. Veya beynin bi süre bize oynadığı halüsinasyonları görüyoruzdur. Belki de kuantum evreninde farklı bir olasılığın şimdiki zamanında yaşamaya devam ediyoruzdur. Belki de bunu reenkarnasyon sanıyoruzdur.
Aslında doğumdan önce nasıl bizi oluşturacak madde dağınık halde bulunuyorsa, öldükten sonra da bizi oluşturan madde dağılarak başka kombinasyonlara girmek için yeniden örgütlenecektir. İşin fiziksel kısmı bu. İşin bilinç ve farkındalık kısmı için felsefe yapmaktan başka çaremiz yok. İnançlar burda devreye giriyor işte. |
Re: oldukten sonraki yasam
İlk defa kim yaratmışsa,o diriltecek..
Yaşınız neyse onun bir gün öncesine gidin.Siz varmıydınız?Kendinizin oluşumunuzda katkınız ne kadar dı?anne veya babanızın katkısı varmıydı?kalbi şöyle olsun,yok göz rengini şöyle yapalım?!Ne annemizin,ne babamızın,ne de kendimizin bir katkısı olmadı..Nasıl yoktan yaratıldıysak, tekrar bedenen yok olup,tekrar dirileceğiz... Buna kışın etlerinden sıyrılıp,capscavlak kemikleriyle kalan ve ilkbaharla yeşerip tekrar hayat bulan ağaçlar şahit..öldüren ve hayat veren var..bu 1 yıllık bir ömrün fihristesi..kainat ağacının meyvası olan insan da böyle ölüp-tekrar dirilecek.iyiliklerin iyiliğinin,kötülerin kötülüklerinin karşılığını bulmaları ve kafirlerin 'keşke toprak olsaydım' diyerek kendi aleyhlerinde şahitlik yapmaları için.. Dünya misafirhanedir,sakın aldanma..Bir yolcunun azığını hazırladığı gibi,o diğer hayat için sende azığını hazırla ki,pişman olmayasın..Akıllı insanın yapacağı iş budur.Bu hayatın en büyük-katlanılmaz pişmanlıkları bile,öbür hayatın pişmanlığı karşısında hiç olarak kalır.. |
Re: oldukten sonraki yasam
Hala daha kim diyerek allahı kişileştiriyorsunuz. Kim deyince karşınıza etten kemikten veya herneyden oluşytuysa artık maddi bir varlık mı geliyor?? Yaratma eylemini yapabilecek bir şeyin yaratılmış olma ihtimalini düşün??
Neyse konumuz aslında bu değil. Tekrar diriliş moleküllerin yeniden başka organizasyonlara girmesi anlamına geliyorsa doğrudur. Ama bu kişinin aynı şekli ve bilinciyle dirileceği kanısı mantıksızdır. Hiç bişey asla yeniden eski şekliyle organize olmaz. Evrenimizin kanunu bu şekilde işler zamana karşı hiç birşey duramaz. Şu an ki fiziğimiz biz öldükten sonra asla bir daha varolmayacak. Yoktan yaratılmadık doğada var olan hammadde anne ve babamız tarafından enerjiye ordan da bize dönüştü. Bu kadar gerçeğiz yani. :D |
Re: oldukten sonraki yasam
Hictik, olunce hic olacagiz
|
Re: oldukten sonraki yasam
yenidendogus dediklerin den sanki sen obur tarafa gidip gelmissin * : )
|
Re: oldukten sonraki yasam
öldükten sonra neden yaşayasın ki?
adı üstünde işte ölüyorsun. tek hücreli bir canlıyının hücre zarını mikroskobik bir iğneyle deldiğinde ona ne oluyorsa, sen öldüğünde de sana aynısı oluyor. kendinizi neden ilahlaştırıyorsunuz ki? tüm evrene baktığınızda varlığınızla yokluğunuzun evren açısından hiç bir değeri yok. kainatda bir iğne ucu kadar bile yer kaplamıyorsunuz, siz bir hiçsiniz. kendinizi ilahlaştırmayın, öldüğünüzde ölüyorsunuz, heps bu. buna alışsanız iyi olur... |
Re: oldukten sonraki yasam
77. İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş.
78. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor. 79. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı bilendir.. 80. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz. 81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır. 82. Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir. 83. Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O'na döneceksiniz Hücre dediğinin ne hissi,ne hafızası ne elemi,ne de sevinci var.ne ölümü bilir ne hayatı..hayvanlarda aynı..bebği ölür,o otlamaya devam eder.Sen İnsan'sın.Kapladığın yer küçük ama önemin büyük..Ve iraden var..İradesini kullanıp,delilleri görüp Allah'a inanıp,ahırete azık hazırlayanla,delilleri görmezden gelen ise sahip olduğu iradenin gereği olarak hesabını verecek olanlar elbette bir olmayacaklar.. 70. Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık. Sure : İsrâ Sûresi İyilik yapanların iyiliğinin,kötülük yapanların kötülüğünün cezasını göreceği bir yer var..Yoksa bu dünyada yapılan haksızlıkların,faili meçhul cinayetlerin başıboş hesabı görülmeden öylece bırakılacağını mı düşünüyorsun?bu haksızlık olmaz mı? 40. Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.Sure : Nisâ Sûresi 99.7. Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. 99.8. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür |
Re: oldukten sonraki yasam
sizlere kısa bazı püf noktalar söyleyeceğim umarım okursunuz
önce allahın varlığından baslayalım 1.eger bir tasarım varsa o hiç şüphesiz bir tasarımcıyı gösterir *görünmemesi olmamasına delil olmaz *. eger yinede inkar edilirse o davada kainat onu tekzip eder şöyleki,eger kudreti bizim idrak sınırlarımızın dışında bir yaratıcı yoksa *kainatın her bir zerresine herseyi görür bir göz herkese gecer bir söz ve her şeyi bilir bir ilim vermek lazım bu ise bir tanrıyı kabul etmeyenin sonsuz ilahları kabul etmesi olurakılsız cansız şuursuz maddelerinin her birine bin eflatun kadar ilim veren takdir edersinizki akıllık davasında bulunamaz yada kainatta görünen şu yardımlaşma birbirinin imdadına koşma birbirini tekmil etme yaratıcıdan baska kime verilebilir bir tasarımcıdaki sanat onun aklına ve varlığına delalet ettiği gibi şu kainatta kendi varlığını bir gösteriyosa *yaratıcıyı binler dillerle gösteriyor 2. ayasofya gibi bir şaheser eger tabiata sebeplere verilse ozaman iktiza ederki o yapının her bir tasında mimar sinan gibi bi zeka olsun ve hem o taşlar birbirine yardımcı hem mahkum olsun ama bir ustaya verilse ve bir sanaatkarın ilmiyle kudretiyle olsa ozaman iş kendiliğinden çözülür 3.eğer allah varsa ki var olduğunu hadsiz delillerle ispata herzaman hazırım *elbetteki ahiret olacak çünkü şu dünyaonun bir sergi yeri şu ağaçlar onu anlatan bir mektup şu çiçekler yesillikler onun kelimeleri ve bunun gibi daha sayısız icraatlar ve bunların başında ve bunların hizmetine verildiği hayvanları hizmetçi baharı ona bir deste gül yaptığı İNSAN *insan da *şu kainatın mütehayyir bir okuyucusu herseyden mütelezziz olacak bir canlı şimdi kendini böyle hadsiz kitaplarla kelimelerle sevdiren bir kudret onu kalkmamak üzere toprağa koyarmı acaba insanın bir azasına binler hikmetler taksında sonra onunda kendisine karşı sevgisini hiçe indirsin her işinde binler hikmet olan bir yaratıcının hikmetlerini bilip anlayacak ve onu sevecek ona itaat edecek kullarına mükafat vermesn madem o baki elbette onun isimlerinin görüntüsü olan iinsanda ebede gidecektir bir ağacın proğramını bir fihriste şeklinde tohumunda derceden kudret nasıl ölenleri *tekrar yaratır denilmez... *yazılarımı devam ettirmeyi düşünüyom aynı fikirde olmaya biliriz ben sizin yazılarınızı büyük bir sabırla okudum sizinde aynısını yapacağınızdan ve görüşlerimiz ayrı olsada bunun bir düşmanlığa yol açmıyacağını temenni ederek yazılarımı noktalıyorum |
Re: oldukten sonraki yasam
Hımm.. Bunları çok okuduk. Meşhur deli Said-i Kürdi'nin safsataları..
Eğer bir tasarım varsa.. Ama bir tasarım yok. Bu teleolojik argüman olarak bilinir. 3500 yıl önceden kalma bir argümandır. Hristiyanlığa tahvili, Çiçero zamanında olmuştur ki M.S. 70 li yıllara filan tekabül eder. O dönemde Çiçero Toprak (yer) tanrısı Terra'nın varlığına kanıt olarak bu argümanı kullanmıştır.. Kainatın her zerreside ne yapması gerektiğini bilir, hiç merak etme. İki hidrojen zerresi, oksijen ile karşılaşınca ne yapması gerektiğini gayet iyi bilir. Oluşan su ise, şu koşullarda donunca altıgen forma girmesi gerektiğini bilir bakınca ahanda tasarım gibi görünen kar taneleri oluşur. Doğal, insan eli değmeyen süreçlerin tümünde, süreçte yer alan zerreler ne yapacaklarını, diğer zerreler ile nasıl teatide bulunacaklarını gayet iyi bilirler. Ama Ayasofya gibi bir eser yapmazlar, mesela DNA gibi yada Pamukkale travertenleri gibi bir şaheser yaparlar. Dahası bu zerreler bir araya gelip nöronlar gibi kompleks hale gelince Ayasofya yapmayı da öğrenebilirler ki, insan da böyle bir zerreler topluluğudur ve doğanın bir parçasıdır. "eğer allah varsa ki var olduğunu hadsiz delillerle ispata herzaman hazırım" diyorsun. Hadsizi boş ver, bir tane getirsen o bile yeter. Ama işin zor biraderim. Buralarda yenisin, bu nakaratları kaç kere dinlediğimizi pek bilmezsin.. Yolun başında söyleyeyim, H.Y. veya S.N. alıntıları ile gelmeyi hiç deneme. Artık baydı o yalan ve safsatalarla uğraşmak.. Madem sende "her suale cevap verilir, asla sual sorulmaz" kafasıyla kendinden eminsin. O zaman başka bir soru soralım. Bir tasarım var ve bu bir tasarımcı gerektirir diyorsun. Biz tasarım yok diyoruz ama biliyoruz ki, havanda su döğeriz, siz boyuna ahanda göz, ahanda şu, ahha bu diye atlar durursunuz. Bu nedenle, farzedelim bir tasarımcı var. Bu tasarımcının allah olduğunu nerden çıkarıyorsun? Nedne Zeus değil mesela? Neden Şiva değil mesela? Nerden bir tasarımcı olduğunu çıkarıyorsun? Bugün tasarımların tümü ekip işidir. Bir düzine tanrı olmadığını nerden çıkarıyorsun? |
Re: oldukten sonraki yasam
sizlere kısa bazı püf noktalar söyleyeceğim umarım okursunuz
önce allahın varlığından baslayalım 1.eger bir tasarım varsa o hiç şüphesiz bir tasarımcıyı gösterir *görünmemesi olmamasına delil olmaz *. eger yinede inkar edilirse o davada kainat onu tekzip eder şöyleki,eger kudreti bizim idrak sınırlarımızın dışında bir yaratıcı yoksa *kainatın her bir zerresine herseyi görür bir göz herkese gecer bir söz ve her şeyi bilir bir ilim vermek lazım bu ise bir tanrıyı kabul etmeyenin sonsuz ilahları kabul etmesi olurakılsız cansız şuursuz maddelerinin her birine bin eflatun kadar ilim veren takdir edersinizki akıllık davasında bulunamaz 1. "Eğer bir tasarım varsa". Bu kısım açıkta. Yine de var diyelim, ve bir tasarımcı da var diyelim. Bu tasarımcıya / yaratıcıya bakalım. Biz bu yaratıcının bizimle herhangi bir iletişim içinde olduğunu biliyor muyuz? Bu tasarımcının / yaratıcının dünya üzerindeki dinlerin "tanrı" olarak tanıttıklarından herhangi bir olduğunu biliyor muyuz? yada kainatta görünen şu yardımlaşma birbirinin imdadına koşma birbirini tekmil etme yaratıcıdan baska kime verilebilir bir tasarımcıdaki sanat onun aklına ve varlığına delalet ettiği gibi şu kainatta kendi varlığını bir gösteriyosa *yaratıcıyı binler dillerle gösteriyor Evrendeki hangi yardımlaşma, birbirinin imdadına koşma? Ve yine bizim sorumuz açıkta kalıyor. Diyelim ki bir yaratıcı, ilk hareketi veren bir kuvvet var, bu yaratıcının insanları ciddiye alıp da onlarla iletişime geçeceğini nereden çıkarıyorsunuz? Evrendeki en dikkate değer nesnenin insan olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? 2. ayasofya gibi bir şaheser eger tabiata sebeplere verilse ozaman iktiza ederki o yapının her bir tasında mimar sinan gibi bi zeka olsun ve hem o taşlar birbirine yardımcı hem mahkum olsun ama bir ustaya verilse ve bir sanaatkarın ilmiyle kudretiyle olsa ozaman iş kendiliğinden çözülür Yine aynı şeyler. Üstelik tipik Said-i Nursi Osmanlıcası ile. Türkçe yazınız, bizim anlayabileceğimiz şekilde. Buradaki sav tamamen saçma. Diyor ki, "Ayasofya gibi bir şaheserin oluşmasının nedenleri doğa ile açıklanmaya çalışılırsa, ayasofyayı oluşturan tüm taşların ve diğer parçaların hepsinin Mimar Sinan gibi bir akla sahip olması gerekir". Saçma, laf kalabalığı ve tutulacak bir yeri yok. (Not: Ayasofya Mimar Sinan'ın eseri değildir bu arada). İnsan yapısı, bir tasarım eseri olan şeylerle doğadaki nesnelerin eşleştirilmesi. Üstelik, Ayasofya ile Süleymaniye ya da Selimiye 'nin ilişkisini, nasıl geliştirilen bir tasarım olduğunu, Selimiye'nin hiç yoktan ortaya çıkmadığını, onun etkilendiği Ayasofya'nın da hiç yoktan ortaya çıkmadığını ve çok çok daha basit yapılara kadar bu şekilde gidildiğini nedense dikkate almamış. 3.eğer allah varsa ki var olduğunu hadsiz delillerle ispata herzaman hazırım *elbetteki ahiret olacak çünkü şu dünyaonun bir sergi yeri şu ağaçlar onu anlatan bir mektup şu çiçekler yesillikler onun kelimeleri ve bunun gibi daha sayısız icraatlar ve bunların başında ve bunların hizmetine verildiği hayvanları hizmetçi baharı ona bir deste gül yaptığı İNSAN *insan da *şu kainatın mütehayyir bir okuyucusu herseyden mütelezziz olacak bir canlı şimdi kendini böyle hadsiz kitaplarla kelimelerle sevdiren bir kudret onu kalkmamak üzere toprağa koyarmı acaba insanın bir azasına binler hikmetler taksında sonra onunda kendisine karşı sevgisini hiçe indirsin her işinde binler hikmet olan bir yaratıcının hikmetlerini bilip anlayacak ve onu sevecek ona itaat edecek kullarına mükafat vermesn madem o baki elbette onun isimlerinin görüntüsü olan iinsanda ebede gidecektir bir ağacın proğramını bir fihriste şeklinde tohumunda derceden kudret nasıl ölenleri *tekrar yaratır denilmez... *yazılarımı devam ettirmeyi düşünüyom aynı fikirde olmaya biliriz ben sizin yazılarınızı büyük bir sabırla okudum sizinde aynısını yapacağınızdan ve görüşlerimiz ayrı olsada bunun bir düşmanlığa yol açmıyacağını temenni ederek yazılarımı noktalıyorum Üstteki paragrafı okumakta gerçekten zorlandım, o nedenle cevap da yazmıyorum. Lütfen, ANLAŞILIR bir şekilde, yani kendi anladığınız şekilde, tekrar yazınız ki bizler de anlayalım ve cevap verelim. |
Re: oldukten sonraki yasam
sevgili neutrino, ben tercüme etmeye çalışayım...
3.eğer allah varsa ki var olduğunu hadsiz delillerle ispata herzaman hazırım (kemal arkadaşımız veya S.N. sonsuz delillerle Allah'ı ispatlayabileceğini söylüyor) elbetteki ahiret olacak çünkü şu dünyaonun bir sergi yeri şu ağaçlar onu anlatan bir mektup şu çiçekler yesillikler onun kelimeleri ve bunun gibi daha sayısız icraatlar ve bunların başında ve bunların hizmetine verildiği hayvanları hizmetçi baharı ona bir deste gül yaptığı İNSAN (doğadaki bütün güzellikler insana hizmet için yapılmış) insan da *şu kainatın mütehayyir bir okuyucusu herseyden mütelezziz olacak bir canlı şimdi kendini böyle hadsiz kitaplarla kelimelerle sevdiren bir kudret onu kalkmamak üzere toprağa koyarmı (Allah bunca güzel şeyler yaratmış ve insanlar da bu güzellikleri sevdiklerine göre Allah bunca güzelliği bu dünyada bırakmaz, bu yüzden ahiret vardır) acaba insanın bir azasına binler hikmetler taksında sonra onunda kendisine karşı sevgisini hiçe indirsin her işinde binler hikmet olan bir yaratıcının hikmetlerini bilip anlayacak ve onu sevecek ona itaat edecek kullarına mükafat vermesn (Allah doğayı ve insanları bunca hikmetle yaratmışken, bu hikmetleri görüp, bilip, anlayıp Allahı seven ve itaat eden kullar mükafatsız kalabilir mi?) madem o baki elbette onun isimlerinin görüntüsü olan iinsanda ebede gidecektir (Allah baki olduğuna göre/sonu olmadığına göre, onun isimlerini/güzelliklerini/ vasıflarını cüz'i de olsa taşıyan insan da Allah gibi ebede gidecek, sonsuz olacaktır.) (burada ezeli olmadığımızı unutmuş sanırım S.N. sadece ebede örnek vererek kendi iddiasını da çürütüyor böylece) bir ağacın proğramını bir fihriste şeklinde tohumunda derceden kudret nasıl ölenleri *tekrar yaratır denilmez... (bir çekirdekte bir ağacın programı olduğuna göre ölenler de tekrar diriltilebilir. Bu örnekle ilgili alakayı kurmak zor gibi görünse de şöyle diyorlar. Bir çekirdek nasıl ki ölüyken bir ağaca dönüşüyorsa insan da ölüp toprağa girdikten sonra tekrar dirilebilir. Çekirdek insanın dirileceğine delildir.(?) Liop arkadaşımız başka bir topikte bu çekirdek mevzuuna çok güzel bir açıklama getirmişti.) Umarım faydalı olmuşumdur neutrino... :) |
Re: oldukten sonraki yasam
Eline sağlık K.C. ,
Dili anlaşılır duruma gelmiş, mantığının "ilginç" liği biraz daha belirgin olmuş. Ben şöyle anlıyorum bunu: "Biz, insanlar, bu dünyada herşeyin üstünde yaratıklarız, bizler o kadar özeliz ki, yok olmamız, hiçliğe karışmamız nasıl mümkün olabilir? Bizler öyle eşsiz, öyle üstünüz ki, dünyada olan herşey, hayvanlar, diğer canlılar sadece ve sadece bizim ihtiyaçlarımız için var. Bu üstünlüğümüzü savunurken de şuradan destek alıyoruz; bizden de üstün birşey var, bizler de o hiyerarşi içerisinde 2. ya da 3. sıradayız. Sanmayınız ki en tepedeyiz, bizler de emir kuluyuz. En tepede de soyut bir varlık var, adına Allah diyoruz." gibi gider bu. Gelelim yine 1. maddeye. Liop hocam da yazmış gerçi, hatta daha vurgulayıcı şekilde yazmış. Bir yaratıcı / tasarımcı var diyelim. Bu yaratıcının gözde kullarının H.Sapiens olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? H.Sapiens'in ya da tüm güneş sisteminin, bir yaratıcının asıl gözdelerini başka başka yerlerde yaratırken arada yan ürün olarak çıkıvermiş ve şimdiye kadar dikkatini bile çekmeyen şeyler olmadığını nereden biliyorsunuz? |
Re: oldukten sonraki yasam
Liproluedon bak arkadaşım nurcu falan değilim ama said-i nursi nin kitaplarını okudum.Okumadığını zannettiğim kitaplarının senin de okumanı tavsiye ederim.
Ayrıca ''Deli'' tanımını,bilmiyorsan hani kelimeler ve kavramlar vardır;bu kelimenin kavramını bilmiyorsan.Gel buraya sana deli kime denir göstereyim. :=) Bizim mahallenin delisiyle tanıştırayım seni.. Kibir büyüyünce,göz görmez olur..Yani Firavun gibi ben İlahım demeye kadar götütür kibir..Akl-ı selim insan için deliller açık;dileyen görür,dileyen görmez.Kim görürse kendine,kim de görmezse kendine.. Tesadüfen sana söyleyeyim,bir çöp adam bile olmaz.Şu hezeyana bakki,şu dengeli,oranlı,acayip mekanizmalara sahip bu kdara canlıyı tesadüfe bağlıyorsunuz..Su,Un yağ buyur;uygun ortamlar ortada..Helva yap.. burada ezeli olmadığımızı unutmuş sanırım S.N. sadece ebede örnek vererek kendi iddiasını da çürütüyor böylece k.C burada şurayı unutmuşa benziyor..Allah(c.c) insanı kendi suretinde yarattı derken,sıfatlarıyla yarattı..Ezeli olan tek odur..İnsan yaratılmıştır elbette,ezeli olmayacaktır.İnsan EBEDE iştiyakı vardır;bu da Allah'ın sıfatlarıyla sıfatlanmasındandır..İnsan üstün bir varlıktır..Değerimizi aklımızı ve gönül gözlerimizi kapatarak düşürmeyelim..Deliller ortada,gören görür,görmeyen görmez.. |
Re: oldukten sonraki yasam
Doğal, insan eli değmeyen süreçlerin tümünde, süreçte yer alan zerreler ne yapacaklarını, diğer zerreler ile nasıl teatide bulunacaklarını gayet iyi bilirler
iyide laboratuarda sen niye çalışıyorsun o zaman..Hani esans felan üretiyorsun vs..madem senin dediğin gibi,ne gerek var;biokimyaya..veya eksik olan bir şeyi tesbit edip,onu yerine koymaya..yaniş sen eksiği koymazsan o zerreler yerini bulamazda..Adresin yanlış..Ordan otobüs geçmiyor... |
Re: oldukten sonraki yasam
Eslemtu, ben halifenin yalancısıyım. Said kürdi, deli olduğu için tımarhaneye kapatılmıştır, Halifenin arşivleri bunu ayan beyan gösterir. Yazdıklarında şizofreniye dair ipuçları vardır, amma, ben psikolog değilim, kimin deli, kimin akıllı olduğuna hüküm veremem. Fakat, devrin psikologlarının, ruh doktorlarının bu şahsa "deli" raporu verdikleri kesindir..
Sana "Chance and Chaos (David Ruelle)" adlı kitabı tavsiye ederim. Oku, öğren tesadüf neymiş.. Helva, bir helvacı gerektirir. Ama, tohumun ağaç olması, su, ısı, hava vb. lerini gerektirir. Sana "Kıza vurup küt kütür, çocuk yapmak kolay, hadi şu taşa da çocuk doğurt bakalım da görelim" desem ne dersin? Senin ki aynen böyle. Şunlar biraraya gelip amino asit olabiliyor mu? Onlar biraraya gelince self replicated zincirler oluşuyor mu? Onların tepkimeleri DNA'ya kadar uzuyor ve bir canlı çıkarabiliyor mu? Canlılarda evrimle bu hale gelebiliyor mu? Ee, o halde, al sana helva işte. Elma ile armutu karıştırıyorsun. Daha kötüsü Elme ile Elmayı karıştırıyorsun. Bırka elma ile armutu, doğada iki elmayı bile toplayamazsın, çünkü iki elma arasında elma armut arasındaki kadar fark olması mümkündür. İnsan üstün bir mahluk filan değildir. Zavallı bir mahluk bile sayılabilir. O kadar ki, bu zavallılığını gidermek için ne taklalar atar, git bir bak etrafına.. Basit timsahlar bile akşama kadar yan gelip yatarken, senin imanın gevrer güneşin altında ekmeğimi çıkaracağım diye. Böyle martavalları bir geç... |
Re: oldukten sonraki yasam
Alıntı:
Biyokimya ile moleküler biyolojiyi karıştırma, bir hatırlatma yapayım, ikisi ayrı ihtisaslardır. Doğa, seni beni filan aramaz. Eksik filanda aramaz. Elinde ne varsa onunla işini bitirir. Dilersen, bak gör. Bir sürü insan vardır mesela, demir eksikliği ile gezinen. Bir sürü insan vardır, bir kolu olmadan filan doğan. Neden, doğanın elinde o an olan odurda ondan. Aynı şekilde, timsahların kanadı yoktur. Akbabalarında güçlü dişleri. Ama her ikiside halinden gayet memnundur. Çünkü, doğa, elinde olan ile ne yapılıyorsa onu yapacak kadar, her zerreye gereken aklı vermiştir. doğrusu şudur. Her zerre kendine gereken karar verme mekanizmasına sahiptir. Ve zerreler birleşip doğa dediğimiz şeyi oluşturur.. |
Re: oldukten sonraki yasam
bütün semavi dinler ve bu dinleri bize öğreten peygamberler aynı şeylerden bahsediyorlar aynı ilahtan aynı hakikatlerden.... gelen bir dinin hükümlerinin tahrif edilip dejenere olmasıyla birlikte elbetteki yeni bir din ihtiyacı doğuyor *yeni gelen dinde aynı şeyleri dava ediyorsa *fakat teferruta ait bazı meseleleri önceki dinle uyuşmuyorsa *bu FARKLI BİR KAYNAKTAN GELDİĞİNİ GÖSTERMEZ tam aksine o yaratıcının tek olduğunu ve yarattıklarıyla alakadar olduğunu gösterir
|
Re: oldukten sonraki yasam
Bütün semavi dinler dediğin öğretiler bize aynı şeyden bahsetmiyorlar. Hepsi başka terane okuyor. Sen çıkıp, aklınca "Vay efenim onlar bozulmuş diyorsun.."
Dahası, İslam bilhassa, Allah hakkında bir felsefi veya ilmi açılım getirmez. Dahası, semavi dediğin dinlerin öyle söylüyor olması, aynı coğrafyada gelişen bu dinlerin doğru söylediği anlamına da gelmez. Soru şudur, mesela, Çinlilere neden bir semavi din nasip olmamıştır? Yahudilikteki Tanrı anlayışını filan bir kenara bırakalım. Semavi dediğin dinler, "Tanrı benim ulaaa... Ya tapın bana, yada yakayım sizi cehennemde" öğretisinden başka bir şey taşımaz. Biraz din tarihi kurcalarsan, olayın Mısır tanrısı Aten (Güneş Tanrısı) ile başladığını görürsün. Mevzuda açıkca, rahiplerin elindeki imtiyazların üzerine yatmaktır. Neyse, geçelim... Asıl mesele, bu dinlerin hiç birinin Tanrının bahse konu ispatı yönünde hiç bir açılım getirmemiş olmasıdır. Çünkü, devir, ciddi bir bilgi açlığı devridir. Yağmur yağar mı gibi sorulardan öte, Güneşin doğup doğmayacağı bile tartışma konusudur. Sonuçta, insanların elinde o kadar az bilgi vardır ki, sıradan doğal olayların ardında bir *tanrı aramaya çıkmışlardır. İslam sonrası geçen süreçte, kader gibi, ne tanrısı laa gibi sorunlar ortaya çıkmış, bilim kıpırdanmaya başlamıştır. Kilise ve İslam otoritesi bunu baskılamaya çalışmış, kilisenin baskısı rönesans ile zar zor kırılmıştır. Ama bilim bu arada, tanrı kavramını günlük hayattan uzaklaştıracak kadar bilgi sahibi olmuştur. Sonuç, o devirde, yağmur yağıyorsa bir tanrı olmalı, bir tohum ağaç oluyorsa bu bir mucize gibi, işin ardındaki gerçekler bilinmediği cihetle, tanrı kavramı devrin ilkel bilimindeki boşlukları dolduran bir unsurdu ve reddedilemezdi. Tanrı yoksa, yağmurun nasıl yağdığı sorusuna bir cevap veremezdiniz. Ve sorun bir tanrıyı kabul etmek değil, "hangi tanrı harbi tanrıdır" sorunuydu. Şüphesiz herkeste cevapsız sorular karşısında bir tanrının elinin olduğunu kabul ediyordu.. Ama bugün böyle sorular yok. Tanrının olmasını gerektirecek hiç bir şey bilmiyoruz. Bu elbette tanrı yok anlamına gelmez. Ama, sen tanrının varlığını hiç bir zaman kanıtlayamazsın. Bu nedenle, gel o taraf gitme. Bak sana kıyak yaptık. Hah dedik, tamam bir tasarımcı var olsun. Yani bir tanrı olsun.. Bu tanrının Allah olduğunu nerden çıkaracağız dedik. Çoğunluğun fikri dersen, gün itibarıyla, çoğunluk senin allah'ını "Ay Tanrıs al'lat" olarak biliyor ve yalancı peygamberin uydurma tanrısı olarak görüyor; bkz: Hristiyanlığın islama bakışı. Muhammetten önceki iki büyük peygamber, Allah diye bir tanrıdan bahsetmiyor. Dahası, bu bilimsel bir veridir, bir somut kanıt ister. Ben diyorum ki, bu tanrı Zeus ve tabiisi olan Venüs, Eros gibi tanrılardır. Bunun aksine bir şey koyabilir misin? |
Re: oldukten sonraki yasam
dediğiniz kaynakları araştıracağım teşekkürler
|
Re: oldukten sonraki yasam
bütün semavi dinler ve bu dinleri bize öğreten peygamberler aynı şeylerden bahsediyorlar aynı ilahtan aynı hakikatlerden.... gelen bir dinin hükümlerinin tahrif edilip dejenere olmasıyla birlikte elbetteki yeni bir din ihtiyacı doğuyor *yeni gelen dinde aynı şeyleri dava ediyorsa *fakat teferruta ait bazı meseleleri önceki dinle uyuşmuyorsa *bu FARKLI BİR KAYNAKTAN GELDİĞİNİ GÖSTERMEZ tam aksine o yaratıcının tek olduğunu ve yarattıklarıyla alakadar olduğunu gösterir
Bu yazdığınızı sanırım daha önceki mesajlara cevaben yazdınız. Burada da ufak bir sorunumuz var, şöyle ki; "Semavi dinler" dediğimiz 3 ortadoğu kaynaklı din (isterseniz bunlara ibrahimi dinler de diyebiliriz) dışında da dinler var. Bu 3 din (Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık) zaten biri diğerinin takipcisi olan dinler. Dünya üzerinde de oldukça yaygın dinler ama aynı kaynaktan çıkmayan, farklı dinler de var. Aslına bakarsanız, kimse bu 3 dinin farklı kaynaklardan geldiğini de söylemiyor. Tam tersine, Hristiyanlığın, Musevilik ile aynı kaynaktan beslendiğini, İslamın ise bu ikisinden beslendiği iddia ediliyor. Bu tabii ki sizin yorumunuzdan daha farklı bir şekilde. Hatta Museviliğin de başka kaynaklardan (Sümer, Babil, Mısır) beslendiği öne sürülmekte. Ayrıca benim aklıma takılan birşey daha var. Bu 3 Semavi din nasıl olur da yaratıcının/tanrının adı olarak aynı sözcükleri kullanmazlar? Tahrifatı anlarım da, bir dinin en önemli öğesi, yani tanrı konusunda nasıl olur da farklı isimler kullanılır? Musevilikte YHWH ya da Elohim, Hristiyanlıkta Jehova / ya da Yehova olmuş, İslam'da ise Allah olmuş. Bu aslında bir yere not edilmesi gereken bir konu. Belki ayrı bir başlıkta tartışılabilir de. Yine sizin yazdığınıza dönelim, ben ilk iletimde demiştim ki; "1. "Eğer bir tasarım varsa". Bu kısım açıkta. Yine de var diyelim, ve bir tasarımcı da var diyelim. Bu tasarımcıya / yaratıcıya bakalım. Biz bu yaratıcının bizimle herhangi bir iletişim içinde olduğunu biliyor muyuz? Bu tasarımcının / yaratıcının dünya üzerindeki dinlerin "tanrı" olarak tanıttıklarından herhangi bir olduğunu biliyor muyuz? " Burada dünya üzerindeki dinler ifadesinden lütfen sadece "semavi" kabul ettiğiniz 3 dini anlamayınız. Hinduizm, Budizm, Şamanizm ve daha birçok başka din de 3 ortadoğu kaynaklı yaygın din ile birlikte bu ifadenin içine girer. Verdiğiniz cevap da ayrıca benim sorduğum soru ile ilişkili değil. |
Re: oldukten sonraki yasam
Oldukten sonraki yasam, dogmadan onceki yasaminizin tipkisi olacaktir.
Gerisi, yokolmayi kabul edemiyen, insan bilincinin uydurdugu, masallardir. *Bu masallar guzel olabilir, insanlari durust yasamaga yonlendirebilir, ancak pratikte insanlarin basini daha cok belaya soktugu, masal-cikar ugruna oldurulen insan sayisina baktigimizda, aksini yarattiklarini, en basit biraz dusunceye sahip bir insan bile rahatlikla gorebilir. *Sevgiler. |
KURANI MUHAMMED UYDURDU DİYENLER
Kur'an, Peygamberimizin (sav) Beyânı Olamaz mı? DİYENLER DİNLEYİN Şimdi bu ciddî mevzuun derinlemesine tahlilini dev adamların devâsâ kitaplarına havale edip sadece birkaç ana başlığı hatırlatacağız: 1) Bir kere Kur'ân'ın üslubuyla hadislerin üslubu birbirlerinden o kadar farklıdır ki; Araplar, Efendimizin Kur' ân dışı beyanlarını, kendi muhavere ve konuşma tarzlarına uygun buluyorlardı ama, Kur'ân karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlardı. 2) Hadisleri okurken, arkasında düşünen, konuşan, Allah haşyetiyle iki büklüm olan bir insan imajı sezilir. Oysa ki, Kur'ân'ın sesinde yüksek bir celâdet, heybetli bir edâ ve cebbar bir şive hissedilir. Bir insan beyanında, birbirinden öyle çok farklı iki üslubu birden tasavvur etmek ne makuldür ne de mümkün. 3) Mektep-medrese görmemiş ümmî bir insanın -O ümmîye ruhlar feda olsun- eksiksiz, kusursuz; ferdî, ailevî, içtimâî, iktisâdî ve hukukî bir sistem getirip vaz' etmesi, her şeyden evvel düşünce ve aklın bedâhetine terstir. Hele bu sistem, asırlar boyu, dost-düşman bir sürü millet tarafından tatbik edilecek kadar harika ve bugüne kadar tazeliğini korumuşsa. 4) Kur'ân'da varlık, hayat ve bunlarla alâkalı ibadet , hukuk ve iktisat gibi mevzular birbiriyle öyle dengeli ve yerli yerince ele alınmıştır ki; bunları görmemezlikten gelerek onu beşer kelâmı farz etmek, bir bakıma onun mübelliğini beşer kabul etmemek demektir. Zira, yukarıdaki meselelerin bir teki bile, süreklilik ve zaman üstü olma gibi, hususiyetleriyle en büyük dâhilerin dahi altından kalkamayacağı ağır meselelerdir. Böyle, yüzlerce meselesinden her biri, birkaç dâhinin üstesinden gelemeyeceği zengin muhtevalı bir kitabı, mektep-medrese görmemiş bir ümmîye isnat etmek mücerret bir iddiadır. 5) Kur'ân, geçmişe-geleceğe dair verdiği haberler itibariyle de hârikadır ve katiyyen beşer kelâmı olamaz. Bugün, yeni yeni keşiflerle ortaya çıkarılan, geçmiş kavimlerin yaşayış tarzları, iyi veya kötü akıbetleri kelimesi kelimesine asırlârca evvel Kur'ân-ı Kerim'in haber verdiği gibi çıkmıştır. İşte, Hz. Sâlih, Hz. Lut ve Hz. Musa gibi peygamberler, işte onların kavimleri ve işte her biri başlı başına birer ibret meşheri olan meskenleri..! Kur'ân'ın, geçmişe dair verdiği haberlerin katiyyet ve doğruluğu kadar, geleceğe ait ihbarâtı da o ölçüde önemli ve başlı başına bir mucizedir. Mesela: senelerce evvel Mekke'nin fethedileceğini ve Kâbe'ye emniyet içinde girileceğini "Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı tıraş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’â gireceksiniz" (Fetih/27) ayetiyle haber verdiği gibi, İslâm'ın bütün bâtıl sistemlere galebe çalacağını da "O, Resûlünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki bütün dinlere galebe çalsın. Şahit olarak.Allah yeter" (Fetih/28) beyanıyla ilân etti. Kezâ, o gün Roma'lılar karşısında savaş galibi görünen Sâsânilerin yenileceğini ve aynı zamanda, Bedir gâlibiyetiyle Müslümanların da sevineceğini "Rum yenildi (bölgenize) en yakın bir yerde. Onlar bu mağlubiyetten sonra (yeniden) galebe çalacaklar. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş Allah'a aittir. O gün mü'minler de sevinirler." (Rum/2-4) müjdesiyle duyurmuştu; vakti gelince Kur'ân'ın haber verdiği gibi çıktı. Bunun gibi, "Ey Resûl, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni (insanlardan gelen kötülüklerden) koruyacaktır" (Maide/67) ayetiyle de, en yakınındaki amcasından, düşman millet ve düşman devletlere kadar çevresi düşmanlıklarla sarılı olduğu halde, hayatını emniyet içinde geçireceği va'dolunmuşdu ve öyle de oldu. Değişik ilim dallarının inkişâfıyla, âfâk ve enfüsün yâni insan mâhiyeti ve mekânların didik didik edileceğini, ilmî buluş ve tespitlerin, yeni yeni keşiflerin insanoğlunu inanmaya zorlayacağını "Biz onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde mucizelerimizi göstereceğiz ki, o (Kur'ân ve Kur'ân'ın getirdiklerinin) gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbi’nin her şeye şahit olması yetmez mi?" (Fussilet/53) mucizevî beyanıyla ifâde etmişti ki, günümüzde süratle o noktaya doğru gidilmektedir. Ayrıca, Kur'ân, nazil olduğu günden bu yana "Deki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine O'nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka verseler de." (İsra/88) deyip, hasımlarının damarlarına dokundurduğu halde, bir-iki küçük hezeyanın dışında, kimsenin ona nazire yapmaya teşebbüs etmemesi ve edememesi, onun verdiği haberi doğrulamakta ve mucize olduğunu ilan etmektedir. Kur'ân-ı Kerim'in nâzil olduğu ilk yıllarda, Müslümanlar az, zayıf, iktidarsız ve geleceğe ait hiçbir düşünceleri yoktu. Ne bir devlet, ne dünya hakimiyeti ne de yeryüzündeki sistemleri altüst edecek dinamikleri hâvi yeni dinin güç kaynağı adına hiçbir şey bilmiyorlardı. Oysa ki, Kur'ân "Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va'deti ki; onlardan öncekilerini nasıl hükümrân kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendi!eri için seçip beğendiği dinlerini sağlama bağlayacak ve korkularının ardından da onları güvene erdirecektir." (Nur/55) ayetiyle onlara, bu yüksek hedefleri gösteriyor ve cihanın hakimi olacakları müjdesini veriyordu. Daha bunlar gibi, Müslümanlığın ve Müslümanların geleceği, zafer ve hezimetleri, terakkî ve tedennîleriyle alâkalı pek çok ayetler var ki, hepsini burada zikretmemiz mümkün değil. Kur'ân-ı Kerim'in gelecekle alâkalı verdiği haberlerin büyük bir bölümünü, değişik ilim dallarının varacakları nihâi hudutlarla ilgili olan ayetler teşkil eder. İlmî tespitlerle alâkalı, kısa fezlekeler halinde, Kur'ân'ın verdiği haberler o kadar hârika ve o kadar erişilmezdir ki, onun bu mevzudaki beyanlarını kulak ardı etmek mümkün olmayacağı gibi, bu mevzudaki beyanlarıyla ona beşer kelâmı demek de mümkün değildir. Yüzlerce âyetin sarâhat, delâlet ve işaret yoluyla ifâde ettikleri harikalara dair pek çok eser yazıldığından, bu meselenin tafsilâtını o eserlere havale ederek, misâl teşkil edecek birkaç ayetin işaret ve delâlet ettikleri hususları kaydedip geçeceğiz. 1. Kâinatın Yaratılışı Kâinatın yaratılışıyla alâkalı olarak "İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik bir durumdayken, onları birbirinden ayırdığımızı, sonra da bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmüyorlar mı? Halâ imân etmeyecekler mi?" (Enbiya/30) ayetinin anlattığı yüksek hakikat, teferruatına dair farklı mütalâalar ileri sürülse bile ilk hilkatla alâkalı değişmeyen en sabit bir prensiptir. Ayette anlatılan, bitişik olma ve ayrılma, ister gazlardan müteşekkil kitlenin, nebulolara ayrılması, ister güneş sistemi gibi sistemlere bölünüp şekillenmesi ve manzumelerin ortaya çıkması, isterse bir sahâbiye ve bir dumanın bölünüp, parçalanıp, zabt-ü rabt altına alınması şeklinde olsun netîce değişmez. Âyet, kullandığı malzeme ve seçtiği üslup itibariyle, ilmî araştırmalar için hep bir ışık kaynağı olmuş, bütün faraziye ve nazariyelerin eskiyip atılmasına karşılık o, tazeliğini korumuş, bugünlere gelmiş ulaşmış ve yarınlara hakim olmaya da namzet görünmektedir. 2. Astronomi Kur'ân-ı Kerim'de astronomiye esas teşkil edecek o kadar çok âyet vardır ki, bunların bir araya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, ciltler ister. Biz bir-iki âyetin işaretiyle iktifâ edeceğiz. "Allah o zattır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonra da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir." (Ra'd/2) Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı gibi, her şeyin nizam içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, kubbe-ı âsumânı tutup, dağılmasına meydan vermeyen, görebileceğimiz cinsten bir direk yok ama, yine de bütün bütün direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut nizama esas teşkil edebilecek kanun, kaide, prensip mânâsında böyle bir direğin vücudu zarurîdir. Kur'ân bu ifadesiyle bizlere, kültürler arası ile'1-merkez (merkez çek) an'il-merkez (merkez kaç) prensibini düşündürmektedir ki, bunun, Newton'un çekim kanununa veya Einstein'in (hayyiz)'ine uyup uymaması bir şey ifade etmez. Hele âyetin, Güneş ve Ay'ın akıp gittiğini ifade etmesi çok enteresandır ve üzerinde durulmaya değer. Rahmân suresindeki "Güneş ve Ay'ın hareketleri. tamamen bir hesaba bağlıdır" (Rahman/5), Enbiya suresindeki "Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ay'ı yaratan O'dur. Bunların her biri bir yörüngede yüzmektedirler" (Enbiya/33), Yâsin suresindeki "Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir" dedikten sonra "Bunların her biri belli bir yörüngede döner dururlar"(Yasin/38-40) diyerek,Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir nizama göre yaratıldıklarını, bir âhengi temsil ettiklerini ve riyazî bir gerçeğe dayalı bulunduklarını apaçık dile getirmektedir. Yerin Yuvarlaklığı "Geceyi gündüzün üstüne, gündüzü de gecenin üstüne doluyor" (Zümer/5) ayeti, kullandığı malzeme itibariyle, gece ve gündüzün birbirini takip etmesini, sarığın başa sarılması gibi, ışık ve karanlığın,Yerkürenin başına "sarık gibi dolanması" sözüyle anlatıyor. Bir diğer âyette ise "Arkasından da yeryüzünü mücessem kat-ı nâkıs (yâni yerküreyi elips şeklinde), söbüleştirdi" (Naziat/30) diyerek müşahidlere peygamberlik buudunda varılmış en nihâi noktayı göstermektedir. Mekân genişlemesi hususunda: "Semâyı biz kendi elimizle kurduk ve sürekli genişletmekteyiz" (Zariyat/47) Bu genişleme ister Einsteine'nin anladığı mânâda, ister Edwin Hubble'in Güneş sisteminin dahil olduğu galaksiden, nebulozların uzaklaşması şeklinde olsun fark etmez. Önemli olan Kur'ân'ın, ana teme parmak basıp, tecrübî ilimlerin çok önünde zirveleri tutup onlara ışık neşretmesidir. 3. Meteoroloji Hava akımları, bulutların kesâfet kazanması, havanın elektriklenmesi, şimşeklerin çakması ve yıldırımların meydana gelmesi Kur'ân-ı Kerim'de, yer yer ilâhî nimetleri hatırlatma ve yer yer de insanları tehdit etme sadedinde çokça zikredilen hususlardan biri. Meselâ "Baksana, Allah bulutları sürüyor, sonra toparlayıp birleştiriyor, sonra da üst üste yığıyor.. Bir de bakıyorsun bunun arkasından yağmur ortaya çıkıyor. Doluyu da yukarıda dağlar gibi olanlardan indiriyor; onunla dilediğini vuruyor, dilediğinden de onu öteye çeviriyor" (Nur/43) Her yerde olduğu gibi, burada da Kur'ân yağmur vakasının nihâî durumunu ihtâr ederek, fezâyı velveleye veren, bulut, yağmur, şimşek ve yıldırımlar gibi ürperten, haşyet veren hadiselerin arkasındaki inamperver eli göstermek ve ruhları ona karşı uyanık olmaya çağırmakta aynı anda, belli disiplinlere bağlı olarak yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini ve sonra da yeryüzüne inmelerini öyle garip bir biçimde anlatmaktadır ki; böyle bir anlatış tarzından hemen herkes bugün bilinene ters düşmeyecek şekilde yağmur ve dolunun meydana geliş keyfiyetlerini anlar ve Kur'ân'ın beyanına hayranlık duyar. Kur'ân, iki ayrı çeşit elektriğin birbirini çekmesi, aynı cinsten elektrik yükünün birbirini itmesi , rüzgârların devreye girerek birbirini iten bu bulutları birleştirmesi; yerden yukarıya yükselen pozitif yüklü akımların fezadaki mevcut elektrikle birleşmesi neticesinde elektriklenmenin meydana gelmesi ve bu noktada buharın su damlaları halinde yere inmesi gibi teferruâtla meşgul olmaz. O ana vak'a ve asıl tem üzerinde durur; teferruata ait diğer meselelerin izah ve isimlendirilmelerini zamanın tefsirine bırakır. Hicr suresindeki "Aşılayıcı rüzgârları gönderip onunla gökyüzünden su indirip size takdim ettik (yoksa) siz o suyu depo edemezdiniz" (Hac/22) ayeti, bu hususa ayrı bir buud ilâve ederek ağaçların ve çiçeklerin aşılanmasında rüzgârların fonksiyonuna dikkati çektiği gibi onların bilhassa, bulutları aşılama vazifesini de ihtar etmektedir. Oysa ki, Kur'ân nâzil olduğu zaman, ne otun, ağacın, çiçeğin ne de bulutların aşılanma ihtiyaçları bilinmediği gibi, rüzgârların çelik-çavak bu önemli vazifeyi gördüklerinden de hiç kimse haberdar değildi... 4. Fizik Varlığın ana unsuru madde ve onun çift ve tek olma gibi hususiyetleri de Kur'ân-ı Kerim'in ele alıp anlattığı mevzulardandır. Meselâ, Zâriyat suresinde "iyice düşünesiniz diye biz her şeyi çift olarak yarattık" (Zariyat/49) her şeyin çift olarak yaratıldığı ve Kur'ân'ın kullandığı malzeme itibariyle, bunun önemli bir esas ve âlem-şümul bir prensip olduğu anlaşılmakta. Şuarâ suresindeki ayette ise" Yeryüzüne bakmıyorlar mı? Biz onda nice iç açıcı çiftler yaratıp yetiştirdik" (şuara/7)denilerek, her sene gözümüzün önünde haşr-ü neşr olan yüzbinlerce çifte dikkat çekilmekte ve Allâh'ın nimetleri hatırlatılmakta. Yâsin suresindeki ayet ise, daha şümullü ve daha enteresan. "Ne yücedir o Allah ki toprağın bitirdiklerinden, (onların) kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden hep çiftler yaratmıştır" (Yasin/36) şeklindeki beyanıyla, bugün bilip tespit edebildiğimiz çift yaratıkların yanında, henüz bilemediğimiz birçok çiftlerin varlığı da, ihtar edilmektedir. Evet, Allah, insanlardaki erkeklik ve dişilikten, otların, ağaçların çift olma esasına; atomlar, atomlardaki elektron ve çekirdek ikiliğinden, madde -anti madde zıd eşliliğine kadar, canlı-cansız, yerde-gökte değişik keyfiyet ve buudda ne kadar çift varsa, umum nimetlerini tâdâd sadedinde, kendinden başka her şeyin çift olduğunu zikredip bizleri düşünmeye davet ediyor. Sırf birer misal teşkil etsin diye, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden başka, pek çok ilâhî beyan var ki, her birisi başlı başına birer mucize olması itibariyle, hem Kur'ân'ın Allah kelâmı olduğuna hem de Peygamberimizin O'nun elçisi bulunduğuna apaçık delâlet etmektedir. Evet, Kur'ân yeryüzünde hayatın ortaya çıkışından, bitkilerin aşılanma ve üremelerine, hayvan topluluklarının yaratılmasından hayatlarını onlarla devam ettirdikleri bir kısım sırlı düsturlara, bal arısı ve karıncanın esrarlı dünyalarından kuşların uçuş keyfiyetine, hayvan sütünün hasıl olma yollarından insanın anne karnında geçirdiği safhalara kadar pek çok mevzuda, kendine has ifade tarzıyla, öyle veciz, öyle muhtevâlı, öyle hâkim bir üslupla ele aldığı şeyleri takip etmektedir ki; bizim yorumlarımız bir yana, ne zaman onlara müracaat edilse hep taze, genç ve ilimlerin varabilecekleri en son hedefleri tutmuş oldukları görülecektir. Şimdi, bir kitap, binlerce insanın, bilmem kaç asırlık çalışmaları neticesinde varabildikleri noktaların dahi ötesine parmak basıyor, mevzua hakim bir üslupla o mevzuun hülâsasını veriyorsa, o kitabı, değil on dört asır evvelki bir insana, günümüzün mütefennin yüzlerce, binlerce dâhisinin mesâisine vermek dahi mümkün değildir. Hele o kitap, Kur'ân gibi muhtevası zengin, ifadeleri çarpıcı, üslubu âli, şivesi de ilâhi olursa... Şimdi dönüp muhatabımıza soralım, ümmîliği mucize o Zât, mektebin, medresenin, kitabın bilinmediği o cahilî vasatta, canlılarda sütün meydana geliş keyfiyetini kimden öğrendi? Rüzgârların aşılayıcı olduğunu, nebatât ve bulutları telkih ettiğini, yağmur ve dolunun meydana gelme noktalarını nasıl bilebildi? Yerkürenin elipsî olduğunu O'na kim talim etti? Mekân genişlemesini hangi rasathanede ve hangi dev teleskoplarla tespit edebildi? Atmosferin yapı taşlarını ve yukarılara doğru çıktıkça oksijenin azlığını hangi laboratuarda öğrendi? Hangi röntgen şualarıyla cenînin anne karnında geçirdiği safhaları aynı aynıya tespit etti? Sonra da bütün bu bilgilerin teferruâtına vâkıf, mütehassıs bir ilim adamı edasıyla, tereddütsüz, fütursuz ve kendinden gayet emin bir tarzda muhataplarına anlattı?.. Kur'ân-ı Kerim, Efendimizin vazife, mesuliyet ve salâhiyetlerini anlatıp O'na yol gösterdiği gibi, yer yer de seviyesine uygun olarak O'na itâbda bulunmakta ve ikaz edip ırgalamaktadır. Meselâ: Bir defa münafıklara, izin vermemesi gerekirken izin verdiğinden dolayı "Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana iyice belli olup ve yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?" (Tevbe/43) şeklinde tembihte bulunduğu gibi, Bedir esirleri hakkındaki tatbikatından dolayı da "Yeryüzünde tam yerleşip istikrar kazanıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün ve hikmet sahibidir... (Enfâl/67) "Eğer Allah'tan (affınıza dair) bir yazı ve takdir geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu." (Enfal/68) mahiyetinde itabda bulunmuştu. Bir keresinde, Allah'ın dilemesine havale etmeden, "yarın bu işi yaparım" dediği için "Hiçbir şey için bunu yarın yapacağım deme. Ancak Allah dilerse(de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırır de" (Kehf/23-24) emir ve tembihinde bulunmuş, bir başka sefer "insanlardan korkup çekiniyordun; oysa asıl çekinmeye lâyık olan Allah idi" (Ahzsb/37) itab işmâm eder mahiyette sadece Allah'tan korkulması lâzım geldiğini ihtar etmişti. Zevcelerini bir meseledeki tavırlarına karşı bal şerbeti içmemeye yemin edince "Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun? Allah çok gafûr ve rahimdir" (Tahrim/1) diyerek sertçe ikaz ediyordu. Daha bunlar gibi, pek çok âyetle, bir taraftan O'nun vazife, mesuliyet ve salâhiyetlerinin sınırları belirlenirken, diğer taraftan az dahi olsa bu sınırlara riâyet edilmediği, vazife ve mesuliyetin mukarrabine göre yerine getirilmediği zamanlarda O'na itab edilmiş, tembihte bulunulmuş ve yer yer sertçe uyarmalar yapılmıştır. Şimdi hiç akıl kabul eder mi ki, bir insan bir kitap telif etsin, sonra da o kitabın muhtelif yerlerine kendi hakkında, itab, kınama, ikaz ve ihtar ifade eden âyetler yerleştirsin. Hâşâ!... O kitap Allah kitabı, O zât da O'nun şerefli mübelliğidir... Kur'ân-ı Kerim, bir belagat harikasıdır ve bu sahada eşi menendi yoktur. Bu itibarla da onu bir beşere mal etmek mümkün değildir. Efendimiz (sav) Peygamberlikle ortaya çıktığı zaman, kitleleri arkasından sürükleyen bir sürü şâir, edip ve söz üstâdı vardı. Bunlar pek çoğu itibariyle de O'na muârız idiler. Yer yer kafa kafaya verip düşünüyor; Kur'ân'ı bir kalıba yerleştirmek, bir şeye benzetmek ve ne olursa olsun mutlaka hakkından gelmek istiyorlardı. Hatta, zaman zaman Hıristiyan ve Yahudi âlimleriyle de görüşüyor, onların düşüncelerini alıyorlardı . Ne pahasına olursa olsun Kur'ân çağlayanını durdurmak ve kurutmak için akıllarına gelen her şeyi yapma kararındaydılar. Bütün bu engellere ve engellemelere, akla hayâle gelmedik karşı koymalara aldırmadan yoluna devam eden Hz. Muhammed (sav), bilumum inkârlara, ilhadlara karşı sadece ve sadece Kurân'la muâraza ediyor ve mücadelesini de zaferle noktalıyordu. Hem de bunca hasıma rağmen. Evet, o gün, Hıristiyan ve Yahudi ulemasıyla beraber, belagatın dev temsilcileri, tek cephe olup etrafı velveleye verdikleri bir dönemde, Kur'ân o üstün ifade gücü, o büyüleyici beyanı, o baş döndürücü üslûbu, o insanın içini ürperten ledünniliği ve ruhâniliğiyle muhataplarının gönlüne girdi; arşı, ferşi çınlatacak bir ses, bir soluk oldu yükseldi.. bir mübâriz gibi hasımlarını muârazaya çağırdı, tehdit etti, meydan okudu "siz de Kur'ân'a benzer bir kitap, hiç olmazsa onun bir suresine denk bir şey, daha da olmazsa aynı ağırlıkta bir âyet ortaya koyun; yoksa savulun gidin!.." dediği ve o günden bugüne de "Eğer kulumuz Muhammed'e (sav) indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun gibi bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Allah'tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırınız." (Bakara/23) "De ki: and olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur'ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etseler de" (İsra/88) "Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Öyle ise siz de onun benzeri on uydurulmuş (dahi olsa) sure getiriniz. (Hatta) eğer doğru iseniz, Allah'dan başka çağırabildiklerinizi de çağırınız" (Hıld/13) ayetleriyle aynı şeyleri tekrar edip durduğu halde, bir-iki hezeyanın dışında, Kur'ân'ın bu meydan okuyuşuna cevap verilmemesi, onun. kaynağının beşerî olmadığını gösterir. Zira, tarih şahittir ki, Kur'ân'ın muârızları O'na ve O'nun mübelliğine her türlü kötülük yapmayı denedikleri halde, Kur'ân'a nazire yapmayı akıllarından bile geçirmediler. Böyle bir şeye güçleri yetseydi, nazire ile Kur'ân'ın sesini kesecek, tehlikelerle dolu muharebe yoluna girmeyeceklerdi. Evet, o koca belagat üstadları, şeref, haysiyet hatta ırz, namus gibi en değerli şeylerini tehlikeye atıp muharebe yolunu seçmeleri, Kur'ân'a nazire yapılamamasının en açık delîlidir. Eğer nazire yapmak mümkün olsaydı, münazara yolunu muharebe yoluna tercîh edecek ve geleceklerini katiyyen tehlikeye atmayacaklardı. Arap şâir ve nâşirlerinin, Kur'ân'ın benzerini getirememeleri tahakkuk edince, ona Hıristiyan ve Yahudiler arasında menşe' aramak beyhude ve bir çaresizlik ifadesidir. Hem, Hıristiyan ve Yahudiler bu muhteva ve bu ifade zenginliğinde bir kitap hazırlayıp ortaya koymaya güçleri yetseydi, ne diye onu başkasına nispet edeceklerdi. "Biz yaptık" der ve onunla övünürlerdi... Kaldı ki, dünden bugüne, dikkatsiz veya garazlı bir iki müsteşrik ve müşrike bedel, bir sürü ilim adamı, araştırmacı ve mütefekkir Kur'ân'ın muhteva zenginliği, ifade gücü karşısında hayranlıklarını gizleyememiş ve onu alkışlamışlardır. Charles Milles; Kur'ân'ın üslubundaki zenginlik itibariyle tanzîr ve tercüme edilmeyecek kadar yüksek bir edâya sahib olduğunu... Victor İmberdes; Kur'an'ın, bütün hukuk esaslarına kaynak olabilecek zengin bir muhtevaya sahib bulunduğunu... Ernest Renan; Kur'ân'ın dînî bir inkılâb kadar edebî bir inkılâb da yaptığını... Gustave Le Bon; Kurân'la gelen İslâm'ın en saf, en hâlis bir tevhid anlayışını dünyaya tebliğ ettiğini... CI. Huart; Kur'ân'ın Allah kelâmı olup, vahiy yoluyla Hz. Muhammed'e (sav) tebliğ edildiğini... H. Holman; Hz.Muhammed'in (sav) Allah'ın son peygamberi, İslâmiyet'in de vahy edilmiş dinlerin en sonuncusu bulunduğunu... Emile Dermenyhem; Kur'an'ın, Peygamber'in (as) birinci mucizesi olduğunu, edebî güzelliği itibariyle de erişilmez bir muamma olduğunu... Arthur Bellegri; Hz. Muhammed'in (sav) tebliğ ettiği Kur'ân'ın bizzat Allah'ın eseü olduğunu.,. Jean Paul Roux; Peygamberimizin en güçlü mucizesinin melek vasıtasıyla gönderilen Kur'ân-ı Kerim olduğunu... Raymond Charles; Kur'ân'ın, hükmü hâlâ devam eden ve Allah'ın bir elçi vasıtasıyla müminlere tebliğ ettiği beyanların en canlısı olduğunu... Dr. Maurice; Kur'an'ın her türlü tenkîdin fevkinde bir mucize, bir harika olduğunu hatta daha da ileri giderek, edebiyatla ilgilenenler için Kur'ân'ın bir edebî kaynak, lisan mütehassısları için lâfızlar hazinesi ve şairler için bir ilham membaı bulunduğunu... Manuel King; Kur'ân'ın, peygamberimizin peygamberliği süresince Allah’tan aldığı emirlerin mecmuu bulunduğunu... Mr. Rodwell; İnsanın Kur'ân'ı okudukça hayretler içinde kaldığını ifâde eder ve onu takdirlerle alkışlarlar. Sadece birer cümleciklerini alıp naklettiğimiz bu seçkin ilim adamı ve mütefekkirler gibi, daha yüzlerce düşünür ve araştırmacı bilgilerinin vüsati nispetinde, aynı hakikatlara parmak basmış ve Kur'ân karşısında takdirle iki büklüm olmuşlardır. Binlerce mütehassıs ve üstad kalemlerden çıkmış çok ciddi eserlerin yanında, Kur'ân hakkında söz söylemek bize düşmezdi ama, başta sâhib-i Kur'ân'ın, sonra da kalem erbabının bağışlayacağı mülâhazasıyla, yaptıkları hizmete iştirak arzusuyla bu cürette bulunduk. Kemal bey, Bu kadar uzun kopy-paste'lere müsade edilmiyor. Yeni olduğunuz için silmiyorum. Bir dahaki sefere ilgili link'i verirseniz dileyen arkadaş okur. Kendi cümlelerinizle yapacağınız izahatlar daha makbule geçer. K.C. |
Re: oldukten sonraki yasam
Öldükten sonraki yaşam vardır veya yoktur bunu bilemem, ve vardır veya yoktur diyen herkes belli bir teoriye, dine veya varsayıma bağlı kalarak bunu iddia edebilir. Öldükten sonra yok olmayacağım bunu biliyorum, çünkü enerji yok edilemez, sadece kılık değiştirir, bence düşünülmesi gereken yaşamımızın kıymeti. yani belki de bu bilincimiz yok olacak, belki de sorgu melekleri karşılayacak bizi kimbilir. :roll: *sanmıom ama oyle diyelim, onemli olan su elimizdeki tek fırsatta bi şeyler yapabilmek. bişeyleri değiştirebilmek belki de
|
Re: oldukten sonraki yasam
neden hala kabulenilmiyor ruhun bedenle birlikte öldüğü?
|
Re: oldukten sonraki yasam
her zerreye gereken aklı vermiştir. doğrusu şudur. Her zerre kendine gereken karar verme mekanizmasına sahiptir. Ve zerreler birleşip doğa dediğimiz şeyi oluşturur..
Lipro uyan..Zerre denilen şey ne?atom mu?atom neye karar verecek arkadaşım hepside fail değil,mefuldür..Yapan değil,yapılandır..Sen şu zerrelerdeki akıla epey inanmışın..Pek güvenme!..Yanılırsın..Zerre ne arkadaşım..Tarif edermisin..Sonra k.c yede soralım zerrede akıl varmı?yok mu?(-muhakeme kavramlar denemesi-) |
Re: oldukten sonraki yasam
Alıntı:
Tuz ruhuna biraz çinko atınca, birisi kerpeten alıp hidrojen atomlarını sökerek serbest mi bırakıyor? Bu vakada hidrojen cıkmasının faili nedir? Sanırım Allah diyor "Ulan işi gücü yok bu zibidilerin, gene biri tuz ruhuna çinko atmış.. İsrafil, evladım getir ordan şu kerpetenimi, hidrojen ayırmaya gidiyoruz..". Sonra geliyor allah, ayırıyor birer birer hidrojenleri öyle mi? |
Re: oldukten sonraki yasam
sasirmamak, gulmemek elde degil...
senelerden beri cennet,cehennem,kabir azabi vs anlatilir.. hemde oyle anlatilirki birileri cennete ve cehenneme gitmistir, teskere alip donmustur ve anilarini tefrika halinde yayinlamistir... kabir azabida sanki biri olur, kabir azabi ceker hoooop dunyaya geri doner, sonrada dosen babam dosen, kuranin tanrisi bunlari ispat edemedi, kullari kendini paraliyor..allahin beceremedigini fani kullari yapacak...sabirla bekliyoruz:) yokmu obur tarafa gidip gelen aranizda yahu.. |
Re: oldukten sonraki yasam
İstavrit,aklı gerçkete akıl olan kişi,görmesede görmüş,bilmiş gibi inanır.Nasıl görmediğin ve bilmediğin halde atom'a bilim adamları vasitasıyla inanıyorsun..Bu dünyaya nasıl yokken,varoldunda;yine yok olup yeneiden varolacaksın.Çünkü senin varolamanda etken kendin değildin,annen-baban değildi..Seni ilk defa yaratan,tekrar yaratacak..Bu kadar basit bu..
Lipro,zerrelere kanunu koyan Allah(c.c)'dır.Yaratıcı gücü,akledemeyen, cansız atomlarda aramak beyhudedir..Hezeyandır..Geçerliliği yoktur.. Olayalrı iyi değerlendir;bak elektronlar nasıl çekirdeğin etrafında dönüyorlarsa,nasıl ay,gezegenler güneşin etrafında tavaf ediyorsa;galaksiler nasıl tavaf ediyorsa,hatta kainat tavaf ediyorsa ve Mekke'de bu ilahi kanuna muvafık Mü'minler Kabe'nin etrafında tavaf ediyorsa;sende bu külli,herşeyi kaplayan kanuna tabi ol;zerrelerde akıl arama.. |
Re: oldukten sonraki yasam
İyice salladın ESLEMTU. Vahim bir vakasın resmen.. Senin veya benim varolmamdaki etken, %100 annen, baban ve çevredir. Senin nasıl olacağın, hatta nasıl bir karaktere sahip olacağın bile bunlar tarafından belirlenir.
Sen aksini iddia edebilirsin. Bu durumda, bu Allahı iş başında göstermen, somut bir şekilde ortaya koyman şarttır. Çünkü, bz, üreme sisteminin insanı başka herhangi bir müdahaleye gerek olmadan ortaya çıkarabileceğini biliyoruz. Hımm, zerrelere kanunu koyan Allah'tır. Hayır Eslemtu. O yüce tanrı Zeus'tur. Titanları toplamış, onlara emretmiş, onlarda zerrelerin herbirinin için fizik kanunlarını koymuşlardır.. Şaka bir yana, sen bir önce söylediğini aynen çürütüyorsun. Zerreler temel fizik kanunlarına tabi iseler, ötesi bu zerrelerce başarılacak kadar ehvendir. Amma, fizik kanunun dediğimiz şey, maddeye sonradan eklenmiş bir şey değildir, maddenin taa kendisidir. Genede, şunu görebiliyor olman sevindirici. Madde, mevcut bilgisiyle -ki fizik kanunlarının koyduğu karar mekanizmasından ibarettir bu- şu an görüp görebileceğin her forma kendiliğinden girme kabiliyetine haizdir. Sonuç olarak, ancak bu fizik kanunlarını tartışabiliriz. Fakat, senin Allahın fizik kanunu filan tanımayan bir allahtır. Aklına esince yağmur yağdırır, tufan oluşturur. Aklına eser ebabil kuşlarını salar fillerin üstüne. Aklına eser, muhammedi bir gecede 7 kat arşa taşır vs. vs. Yani, sen fizik kanunlarını koyan bir Allah değil, kafanca başka bir tanrı tarfi ediyorsun. Bu tanrı belki Zeus olabilir. Çünkü Yunan mitolojisi buna benzer bir kaç bahse sahiptir. *Ama allah olamaz. Bilmem anladın mı? Anlamadın, olsun, bir daha oku belki anlarsın.. Ondan sonra git, şöyle bir kitap vardır onu oku: "Chance and chaos, David Ruelle." Böylece kainatın öbür ucunda bir elektronun bile farklı davranmasının taa burada bizi nasıl etkileyeceğini öğrenmiş olursun. Bir kez olsun, dünya kendi dinamiği dışında bir yağmur yağacak hale gelirse, tıpkı şimdiki küresel ısınma gibi bir reaksiyonu tetikler ve dünyayı allak bullak edersn, canlı filan kalmaz hiç ortada. Beni ilk defa yaratan yok. Çünkü kainattaki hiç bir şeyin yaratılığı yok. Olmadığın bir an yok. Sadece hangi formda olduğun önemli. Toprak, su, hava vs. olarak gene buradaydın, öldükten sonra gene burada olacaksın. Yıldızlardan geldin, merak etme gene onlara döneceksin, hepsi o kadar. İşini kolaylaştırayım. Maddenin yok olduğu bir an gösterebilir misin? Deme sakın big-bang.. Bak baştan peşin söyleyeyim bunu.. Cevap alırsın, ama hiç te saygılı olmaz.. Tıpkı senin, biyoloji denen ilmi yok sayıp böyle martavallar söyleme saygısızlığında bulunabiliyor olman gibi olur yani.. |
Re: oldukten sonraki yasam
Lipro bazı insanlar vardır ne desen,ne türlü örnek göstersen anlamaz.Aynı Hz.Musa(a.s)'ın firavuna dediği gibi..azabı görmeden inanmayacaklardansın..İlla azabı göreceksin de aklını kullanmayacaksın..o zerrelere o kanunu koyan Allah'tır.Amaca hizmet eden bir maddeye akıl yükleymezsin..neyse seninle munazarayı keselim..byuyur istediğin gibi yaşa,istediğiğn gibi öl..Ama benim inandığım gibi tekrar dirilecek ve hesabını vereceksin..
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:55 . |