![]() |
Varlık Tanımı Üzerinden ; İkincil Hayat Açıklanabilir mi?
Sevgili arkadaşlar,
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Burada din ile bilimi evlendirmek gibi bir niyetim yok. Zira benim düşünceme göre bilim insanın insan olarak tarih sahnesindeki yerini aldıktan sonra bilme süreci ile başlamıştır. Benim ön kabülüm Tanrıdır ve bu çoğunuzca malumdur. Tanrıyı her varlığın sebebi olarak görmek yerine varlığın var edeni olarak görmenin bilime ters geleceğini düşünmüyorum. Şöyleki: Bilim varlığın nasıl var oldu sorusunun cevabını büyük oranda verebiliyor. Yani varlığın oluşum sürecindeki sebepleri-öncülleri bize sunabiliyor. Ama bunun ötesine şu ana kadar geçmiş değil. Ama Tanrı için her varlığın ilk sebebi demenin bu bağlamda yanlış olacağını düşünmüyorum. Şimdi yavaş yavaş konumuzu işlemeye başlayalım ve varlığı var eden en küçük parçaların tanımlarından ve özelliklerinden konumuzu genişletelim. Atom: (Yunanca atomos, bölünemez anlamına gelir.) bir kimyasal elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçacığıdır. Gözle görülmesi imkânsız, çok küçük bir parçacıktır ve sadece taramalı tünel mikroskobu (atomik kuvvet mikroskobu) ile incelenebilir. Bir atomda, çekirdeği saran negatif yüklü bir elektron bulutu vardır. Çekirdek ise pozitif yüklü protonlar ve yüksüz nötronlardan oluşur. Atomdaki proton sayısı elektron sayısınına eşit olduğunda atom elektriksel olarak yüksüzdür. Elektron ve proton sayıları eşit değilse bu parçacık iyon olarak adlandırılır. İyonlar oldukça kararsız yapılardır ve yüksek enerjilerinden kurtulmak için ortamdaki başka iyon ve atomlarla etkileşime girerler. Element Alm. Element (n), Urstoff (m), Fr. Elément (m), İng. Element. Kimyasal metodlarla daha basit maddelere ayrışması mümkün olmayan basit madde. Su bir element değildir. Fakat suyun elektrolizinden elde edilen hidrojen ve oksijen birer elementtir. Saf şeker bir element değildir. Çünkü şekerden karbon, hidrojen ve oksijen çıkarılabilir. Element, aynı cins ve kimya tepkimelerinde bölünmeyen en küçük parçaların yığınıdır. Bu parçalara atom denir. Kimyasal Element doğal ve saf olarak tek atom içeren atom numarası, kütlesi ve kendine has özellikleri olan ve kendine ait çekirdeği ve elektron yörüngeleri bulunan maddelerdir. Ayrıca bu terim aynı proton sayılarına sahip özdeş atomlar için de kullanılır. Basit örnekler olarak; demir, bakır, gümüş, altın, hidrojen, karbon, azot ve oksijen verilebilir. Toplamda, 118 adet element bulunmuştur ayrıca 94 tanesi Dünya üzerinde doğal olarak bulunmaktadır. 80 adet element sabit izotopa sahiptir ki atom numarası 43 ve 61 (teknetyum ve prometyum) dışında atom numarası 1'den 82'ye kadar olan tüm atomlardır. Atom numarası 83 ve daha fazlası olan atomlar (bizmut ve fazlası) kesinlikle sabit değildirler ve radyoaktif özellikleri vardır.Atom numarası 83 ten 94 e kadar olanlar sabit değillerdir.Onlar asla doğada bulunmazlar.Ya güneş sistemi veya başka kısa ömürlü kızı izotoplar olarak uranyum ve toryum doğal çürüme yoluyla üretilen elemanları üretilen ilkel yıldız nükleosentez kalıntıları olarak kalan. Tüm kimyasal madde bu unsurdan oluşur. yüksek atom numarası yeni unsurlar zaman zaman, keşfedilen gibi yapay nükleer reaksiyon ürünleri. Kısaca atom için elementin bütün özelliklerini taşıyan, bölünemez parçadır dememiz yanlış olmaz. Gelelim işin yeniden yaratılış sürecindeki teolojik argümanlarına. Ben aşağıya Muhammed İkbal’in bir makalesinden bir alıntı vermek istiyorum: Şimdi buraya The Emergence of Life / Hayatın Doğuşu adlı kitaptan bir pasaj alıntılamak istiyorum. Yazar kitabında yer alan “Uzaysız / Mekansız Gerçeklik” başlıklı bölümde cismani diriliş meselesini işliyor. Pasaj şöyle: Birazdan alıntılayacağım pasajda dikkate değer olan nokta, sürgit daha bir derinleşen modern bilim ve felsefenin 18. Ve 19. Yüzyılların biliminin absürd ve hiçbir kıymeti harbiyesi yok diyerek reddettiği bazı dini inançları nasıl rasyonel temellerle izah edecek bir konuma geldiği meselesidir. Dahası, Müslüman okuyucu, cismani diriliş fikrini desteklemek amacıyla bu pasajda geliştirilen argümanın pratikte 13 asır önce Kuran tarafından ifade ve beyan edilen cismani diriliş inancıyla nasıl aynen örtüştüğünü görecektir: “Teolojik öğretinin en muhteşem ve deyim yerindeyse en harikulade sırlarından, Aziz Pavlus tarafından ısrarla vurgulanan ve günümüzde bile çağımızın en parlak ve en başarılı bilim adamları tarafından muhkem bir şekilde inanılan bedenin yeniden dirilmesi gibi görünüşte gerçekten fantastik bir fikrin, bilimsel düşünen kafalar için meselenin mümkün ve rasyonel inançlar kümesinden bütünüyle reddedilemeyeceği anlaşılıyor. Uç bir örnekte yola çıkmak belki saçma görünebilir ama hendekteki bir patlama tarafından paramparça olan bir insanın bedenini oluşturan atomların, sadece mucize olarak görülmenin dışında, herhangi bir şekilde yeniden bir araya gelebilecekleri ihtimali konusunda, doğru ‘zaman ve ayarlama’ ile bu atomları harekete geçirerek bir kez daha kendi maddi çevresinin odası olarak işlev görmüş olan nomadların teker teker hepsine birden cevap vereceği artık ispatlanmıştı.” (Syed Abdul Vahid’in Thoughts and Reflections of Iqbal başlıklı kitabından s. 220-224 arası alıntı.) Bunu dedikten sonra kuranın cismani diriliş hakkındaki argümanlarına bakalım: VAKIA: 47. ve diyorlardı ki: "Ne Yani! Biz ölüp de toz ve kemik yığını haline geldikten sonra mı diriltileceğiz yeniden? 48. Ve eski atalarımız da mı?" 49. De ki: "Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de 50. [yalnızca Allah tarafından] bilinen bir Gün'ün belirlenmiş olan bir vaktinde bir araya getirilecekler: KIYAMET: 1. KIYAMET Günü'nü tanıklığa çağırırım! 2. İnsan vicdanının kınayan sesini tanıklığa çağırırım! 3. İnsan, [onu tekrar diriltip] kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? 4. Hayır, kesinlikle! Onu parmak uçlarına kadar yeniden var etmeye kâdiriz! 5. Ama yine de insan, önüne serilmiş olan şeyi inkara kalkışır, Bilindiği üzere dini terminolojide kıyam ayağa kalkma demektir. Aşağıya alıntıladığım bir ileti üzerinden konumuzu toparlayıp bitirelim istiyorum: Örneğin, şempanze vs insan aynı atadan gelirken, aslında aynı bölgelerde yaşamışlar. Birlikte evrimleşmişler. Bu iki türün ilk ayrılması 6 Milyon yıl kadar önce gerçekleşmiş olsada, 3-4 Milyon yıl kadar daha birbirlerine gen transfer etmişler. Büyük ihtimalle gerçekleşen kromozom kaynaması sonucu izolasyon iyice ortaya çıkmış ve son 3 Milyon yıldan bu yana insan daha ziyade kendi başına bir yol çizmiş. Kısaca, türden yeni bir tür ortaya çıkmış değil. Türlerden, türler ortaya çıkmış.. İnsan türleri bunun en güzel örneğidir. (Bu cümleyi başka bir internet platformunda bir ateist arkadaş yazmıştı.) Bilim bunu kabul ediyor ama bilim şuna cevap veremiyor. Bilinç dediğimiz, akıl dediğimiz, zeka dediğimiz kavrama yetisi ve doğayı soyutlama kabiliyeti insandan başka bir varlıkta gözlemlenemiyor. Bu bence dayatılan evrim kuramının açmazlarından biri olmaktan asla kurtulamayacaktır. Mesela buna aşağıdaki ayet bir delil teşkil etmektedir. 1. İNSAN[ın tarih sahnesinde görünmesin]den önceki dönem, sonsuz bir zaman kesitinden ibaret [değil] midir; insanın henüz dikkate değer bir varlık olmadığı [bir zaman kesiti]? Sonuç olarak benim için şunu söylemek hiçte zor olmayacaktır: Bilimin her bulgusunun başımın üstünde yeri vardır. Bu benim Tanrıya olan inancıma zerre kadar sekte vurmamakla beraber Tanrının varlık sahnesindeki eylemlerini göstererek kendisine olan inancımı kat kat artırmaktadır. Bu nedenle buradan bilim/bilme adına yapılan her eyleme sonsuz saygımı ve bu eylemlerde bulunan kişilere en derin şükranlarımı sunmayı bir yükümlülük biliyorum. Atom ve elementin tanımından yola çıkarak bunlar bölünemez şeyler olmakla beraber kesin ve değişmez tanımlı olgular olduğundan hareketle şunları söylemek mümkündür. Bu bir araya gelen atomlar bölünemez ve değişmez özellikleri ile toprağı, taşı, bitkiyi, hayvanı ve insanı oluşturur. Yani bunların bir araya gelmesinden bir varlık ortaya çıkar. Bu varlıklar arasında varlığın içinde kendi farkındalığının farkında olarak karşımıza ise insan çıkar. Bunun içindirki yaptığı eylemler nedeni ile ister inançlı, ister inançsız bir toplumda bulunsun, kendi sosyal adaleti ve huzuru için varlığının farkına vararak kendine yüklediği bir takım ahlaki normlar ile hukuksal süreç başlatmış ve işletmiştir. Bundan da öte, Tanrının sorumluluk yüklediği tek varlık olan insanın yeniden dirilmesi zorunluluğunu çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu nedenle bugün varlığın tanımını yapabiliyor iken ve varlığı meydana getiren özelliklerin tanımını da yapabiliyor iken, bunların başka şartlar ve koşullar altında yeniden bir araya gelemeyeceğini neye göre iddia edebiliriz ki? Yani bu atomların yeniden bir araya gelerek başka kendini bilen bir varlık olamaması önündeki engel nedir? İkincil hayat yok demek ne kadar mantıklı ise, var demekde o kadar mantıklı değil midir? Selamlar… |
sayın Bergüzar;
işe, insanı bir hayvan olarak kabul ederek başladığımızda varacağımız sonuç farklı olacaktır. ben insanın bir hayvan olduğuna inanıyorum. bir şempanzeyle aramızda çok az fark var. bir milyon yıl sonra şempanzelerin konuşamayacağını, medeniyet kuramayacağını kimse garanti edemez (insan faktörü ve dünyanın ömrünü gözardı edersek). hatta günümüzde bile gözle görülür biçimde evcil şempanzelerin büyük aşama kaydettiklerini gözlemleyebiliyoruz (bazı bilgisayar oyunlarında insanlardan çok çok başarılı olmaları gibi). madem ki hayvanız; bir sirke sineği için olması gerekenler bizim için de geçerli olmalıdır. bir sirke sineği yumurtadan çıkar, uçar beslenir, bir kaç gün sonra ölür. onun kalıntıları bitkilere gübre olur. o bitkilere yine sirke sinekleri konar. bu döngü devam eder. şimdi kendimize soralım. bir sirke sineğinin tekrar dünyaya gelmesine ya da dinlerde bahsedilen cennet/cehennem gibi bir yerde tekrar yaşatılmasına gerek var mı? bence yok. ikinci yaşam sadece temennidir. bu, insanın ölümü-yokoluşu, sevdiklerinden ayrılmayı kabullenememesidir. her kim çıkıp ta ölümden sonra bir yaşam vaadetmişse (peygamberler gibi) insanlara cazip gelmiştir. 7. yüzyılda ben çıkıp "ölümden sonra hayat yok. cennet falan yok." deseydim, insanlar bana inanmak yerine muhammede inanmayı tercih ederlerdi. NOT: Buna rağmen; ruh çağırma, fal, büyü gibi olayları kabul ediyorum. tanık olduğum çok vaka var. bunların açıklaması da dinler değildir. çünkü ilkel Afrika kabilelerinde (Voodo kabilesi vs.) bile bu olaylar var. Bunlar, evrenin kendi kuralları ile izah edilebilecek metafizik olaylardır. Bilim ileride bunlara da açıklama getirir diye düşünüyorum. Yeter ki şu din kavanozundan çıkalım. Olayları kavanozun dışından görebilelim. Sonuç: Cennet diye bir yer olamaz. Cehennem belki. Cennet sonsuz mutluluk ise bunu bazı uyuşturucularla dünyada da yapabilirsiniz. Ben cennete gitsem 3 gün sonra sıkılırım. herşeyin 4/4 lük olduğu Antalya otellerinde bile en fazla 1 ay kalabilirsiniz. Ayrıca dünyadayken aynı adamı seven 2 kadın ve o adamın cennete gittiğini düşünün. Kimin isteği gerçekleşecek? aşk üçgeninden mutlaka biri zarar görecektir. cennet kavramının saçma olduğunu ispatlayacak yüzlerce örnek türetilebilir. saygılar... |
insanın hayalleri, tasarımları, izlenimleri Alahaddin'in lambasını, denizkızını vb. imgeleri yaratabildiyse cenneti de yaratabilir...
|
Kati olan Ruhun varlığıdır.
Beden gelip geçicidir. Anne karnındaki bebeğe 4. ayda ruh verilir, ve ölünceye kadr bedende kalır. Öldükten sonra beden toprak olur. Topraktan geldi, ve toprağa döner. Öldükten sonra Ruh Rabbine döner. Rabbinden geldi ve Rabbine döner. Bedenin ölümünden sonra Ruhun nasıl bir akıbete sahip olacağı Rabbinin insiyatifindedir. Şuur ruhla birliktedir. Bedenin ölümünden sonra beden ölüdür, boş bir çuval gibidir. Çürüyüp başka bir şeye de dönüşebilir, toprak da olabilir, bir çiçeğin yaprağı ya da bir böceğin kanadı da olabilir. Ruhu yoktur ve hiç bir değeri yoktur. Kitaptaki ayetler insanın konuyu daha kolay anlaması için kemik ve toprakla birlikte "örnekler" şeklinde aktarılmıştır. Mutlaka öyle olacak denmez. Çünkü gerçekte o bedenin hiç bir kıymeti yoktur, şuur -Ruhla- birlikte olduğundan eski bedenin hiç bir önemi kalmamıştır. Ona ulaşmaya çalışana kadar ulaşılacak çok daha cazip şeyler etrafta bulunur. edit: imla hataları |
Berguzar herşeyden önce mantık silsilesi taşıyan bir yazı yazmayı öğren.. yazdıkların sadece bir çorba.. en sonda da bir sonuca varıyorsun ama hangi çıkarıma binaen bu sonuca vardın beli değil:
Alıntı:
Şunu anla ki eğer Allah varsa tabiki isterse bizleri tekrar diriltir. Bunun için atom vs tanımlarına bakmamız gerekmez. Kuran zaten bu basit argümanı ortaya koyuyor: "İlk yaratmayı yapan, diriltmeyi de yapamaz mı?" Ewet yapar. Allahın herşeye gücü yeter, gerekirse atomlarını toplar seni tekrar diriltir. Ama bu eğer Allah varsa ve insanları diriltmek gibi bir planı varsa olur. Sen şimdi Allah'ın var olduğunu ve diriltmek gibi planı olduğunu ispat etmeden kalkıp hangi neye dayanarak "dirilme vardır" deyip duruyorsun? Allah'a inanmayan insanlara hangi dirilmeyi ispatlayacaksın? |
Alıntı:
Eğer evrendeki yada bizim dünyamızdaki canlıları ikiye ayıracak olursak, yani bitkiler ve diğerleri olarak burada hayvanlar dediğimiz gruba hadi dahil olabiliriz diyeyim. Ama insanın akıl ile verilen seçim yapabilme özelliği yani özgür irade sizi diğer canlılardan ayıran en belirğin özelliktir. Bu nedenle insanı da sıradan bir hayvan olarak kabul etmem mümkün değil. Siz hiç sirke sineklerinin topluca-organize bir şekilde başka canlılara haksız yere bir eylem yaptığını gördünüzmü. Yada bir hayvanın (hangisi olursa olsun) karnını doyurmak yada canını kurtarmak dışında başka bir canlıya zarar verdiğini gördünüzmü? Yada fillerin topluca Libya'ya saldırdığına şahit oldunuz mu? Olamazsınız. Görüldüğü üzere insanda bir hayvandır ve diğerleri ile aynıdır demek ile gerçek aynı şeyler değilmiş. Bundan dolayı insanın özgür iradesi sonucu yaptığı seçimlerden dolayı sonraki hayatında nihai bir karşılık olarak ahiret çıkıyor karşısına. Ben şahsen ahirete inanmakla beraber, kesinlikle olmalı ve olacaktır diyenlerdenim. Ve gelelim son paragrafınıza. Cehennem belki demişsiniz. O oranda da cennet için aynısını demek zorundaydınız ama dememişsiniz. Sıraladığınız sebepler ise çok geçersiz. Kuranda derki cehennemi işaret etmek için. "Onları yakacağız, derilerini yenileyip yeniden yakacağız". Buna benzer hitaplar var yani. Yani deniyorki, oradaki algı ve yapı o kadar farklı olacakki, birşeyler yok olsa bile acı çekmeleri için o yok olan uzuvlarını yeniden yaratıp yeniden cezalandıracağız. Ve eminim siz bu minval üzere cehenneme belki dediniz. İyide işte o zaman aynısı cennet içinde geçerli. Sizin hiç sıkılmayacağınız, hiç bunalmayacağınız bir şekilde var edilip cennette ödül olarak hak ettiğiniz karşılığı bulacağınız işaret ediliyor. Dolayısı ile cehennem için yaratılış ile cennet için yaratılış teknik olarak aynı gibi duruyor. Selamlar... Alıntı:
Tanrı sizin istediğiniz anlamda kanıtlanabilesi bir varlık olsa idi o zaman her tür fizik yasasının içine dahil olmak zorunda olurdu. Ama tüm fizik yasaların sahibi ve var edeni o ise, O o yasaların dışında yani metafizik olmak durumundadır. Bu kadarcık basit bir mantıki çıkarımı beceremeyip karşı tarafa şusun-busun demek kolaycılıktır. Ve ayrıca üslubunuz bu tarzda olacaksa lütfen bana yazmayın. Çünkü aynı şekilde yazarsanız sizinle 2. kez muhatap olabileceğimi sanmıyorum. |
sayın berguzar,
lütfen kızmayın, ama westergaard'a hak vermemek mümkün değil. Allah varsa, elbette dilerse ölüleri tekrar diriltebilir. Öyleyse Allah'ın varlığı konusunda ikna edici argümanlar sunmanız gerekir bu konuyla ilgili olarak. Oysa siz ''atom'', ''kimayasal element'' vs. gibi konuyla hiç ilgisi olmayan mevzulara girmiş, sanki bilimsel birşeyler söylüyormuş gibi yapmış, ölüm sonrası hayat tezinizi destekleyecek hiçbir gerekçe sunmadan ''net olarak'' ortaya koyduğunuzu iddia etmişsiniz... Başlığın tezi ile sunulan gerekçeler arasında hiçbir bağlantı yok... |
Alıntı:
Benim kızma noktam sadece üslup. Elbet burası ağırlık olarak dinlerden özgür bir forum ve nerede yazdığımı çok iyi biliyorum. Bu yüzden bu noktayı belirtmek istedim. Ama zaten argümanlar yeteri kadar sıralanmış. Yinelemek durumunda kalıyorum ama her şeyin sebep-sonuç döngüsünde işlediği bir evrende, evrenin ve canlılığın bilimin geldiği yada gelebildiği nokta insanı doyurur cinsten değil. Sonuçta şu bir gerçekki insan düşünebildiğinden beri o soruları sorar durur: Niye varım? Burada olmamın bir amacı var mı? Yani kısaca bilim bize var olan evrendeki bilgiyi açığa çıkarıyor. İşte burada inanç devreye giriyor. İnanırlar bunları bir yapıp eden üstün bir güç-zeka var diyor. Bilim ise henüz bazı soruların cevabını bilmiyoruz diyor. Bilmiyoruz demek ne kadar art niyetsiz ve salt bir düşünce ise, bunları bir yapıp eden var demekte o kadar art niyetsiz salt bir düşüncedir. Elbet sonuçta iş inanca varıyor. Bir yapıp eden var demek inanç ise. Bir yapıp eden yok demekte aynı oranda inançtır. Yinelemek durumda kalıyorum ama. Yemek yersen bunun işe yaramaz kısmını çıkarmak zorundasın. Acıkınca da yemek yemek zorundasın. Herşey belirli kurallara bağlanmış bir döngü içinde. Ve evrende fizik yasalar hakim ise bu yasaları bir koyan niye olmasın? Başlık konusunda ise sunulan argümanlar, direk maddeyi var eden atomlar üzerinden işlenmiştir. Hepimiz maddeyiz ve atomlardan oluşuyoruz. Ve her canlı öldükten sonra atomları bir şekilde dünya dışına çıkmıyor, yine bu dünyada kalıyor. Ve yine belli kurallar dahilinde bu atomlar gerekli şartlar oluştuğunda neden yeniden bir canlı meydana getiremesin ki? Selamlar... |
sevgili berguzar,
evrene, varlığa bir anlam katma arayışlarınızı anlayabildiğimi sanıyorum. Fakat vardığınız sonuçları makul bulamıyorum. Açıklamaya çalışayım: Alıntı:
Burada yanılıyorsunuz. Zaten ateistlerin büyük çoğunluğu (sadece bu forumda değil, mesela bugün 'ateizm' deyince dünyada akla gelen ilk isimler de dahil) ''negatif ateizm'' dediğimiz bir tutuma sahipler. Yani ''Evreni vareden doğaüstü ve bilinç sahibi bir güç kesinlikle ve asla yoktur'' tezine sahip değiller zaten. Bu tezi savunanlar için 'inanç sahibi' diyebilirsiniz. Fakat ateistlerin büyük çoğunluğu zaten bunu değil, şunu diyorlar: ''Herhangi bir şeyin varlığını kabul etmem, 'var' diyebilmem için, o şeyin varlığına dair yeterli delil, gerekçe, argüman görebiliyor olmalıyım. Aksi halde kabul etmem''. Bu tutuma bir 'inançtır' diyemezsiniz. Pul toplamak bir hobidir, fakat pul toplamamak aynı şekilde bir hobi değildir. Bilemediğimiz konularda biliyormuş gibi yapıp, ''vardır'' gibi kati hükümler vermektense, ''bilemiyoruz, fakat varlığı hakkında yeterli delil, argüman göremediğim şeylerin de varlığını kabul etmem'' demek entelektüel açıdan daha samimidir. Tabii eğer birşeyi, bizi mutlu ettiği, rahatlattığı, huzur verdiği için değil de, o şeyin gerekçeleri aklen bizi tatmin ve ikna ettiği için kabul edeceksek. Akli tatmin ve ikna kısmını pek de önemsemeyip, ''huzur'' üzerinden gideceksek herşeye inanabiliriz. Alıntı:
|
Alıntı:
|
Allah hicbirsey de yapamaz, beceriksizdir; Insani sozde o kadar planlamis, bir de kendi ruhundan uflemis de ne olmus? seytan ilk denemede kandirmis allahin ozenle yarattigini. Sadece Adem'i kandirsa hadi neyse, allahi da zorlamis kendiyleb iddiaya girmesine.
Bundan cikan sonuc; Allah cok saftir, yarattigi seytan bile tongaya dusurebilir, cehenneme yollayacagina, dunyaya insanlarin basina bela eder iddia, yani kumar oynayarak. Zaten bunca kumarhanelerde oynanip kaybedilen paralar, allahin bize ufledigi ruhunun, kumarbaz kismi degil mi:) ? |
Alıntı:
|
Aslında, meseleyi gayet güzel özetlemişsiniz.
Ancak, Allah elbette saf değil. Allah hiç bir yarattığını kusursuz yaratmaz. Yeteneksizliğinden değil, kusursuz olmayı sadece kendine yakıştırdığı için. Ayrıca rakip de istemez. Yarattığı her şeyin farkedilir ya da farkedilemez bir sorunu vardır. İnsanın da her şeyi tastamamdır ama tahtası eksiktir. :D Şeytanın da her şeyi tastamamdı, yanlızca "taşlaşma" özelliği gösteriyordu. Yani, ateşin kor halinden kömür haline geçtiği safha: taşlaşma. bu taşlaşma lafını malesef din kardeşlerim "taşlanan şeytanın şerrinden" dediğine göre şeytanı taşlamak lazım gelir diyip arafatta şeytan taşlarlar. aslında konunun onunla hiç alakası yoktur: "taşlaşmış şeytanın" denmek istenir. Bir de taşlaşmaktan kasıt manevi kalbin taşlaşmasıdır. Bunlar kastedilir. neyse. şeytan da insan da kusursuz değildir. Allah bunu biliyor. iddiaya girmeyi isteyen şeytan. diyorsunuz ki tutup niye atmıyor. empati yapıyorsunuz ve -kumarcılıkta buluyorsunuz-. ben de diyorum ki limiti sonsuza giden bir süredir Rabbine hizmet etmiş bir melek. O kadar töleransı vardır diye düşünüyorum. bakın bu dediğinizde mantık hatası yapmıyorsunuz ama detay hatası yapıyorsunuz. Bakın mantığınız doğrudur , ben bunu ileri götüreyim: Şeytan'ın Allah indindeki hatırı insandan daha fazladır çünkü şeytan milyonlarca yıldır (milyonlarca kainat yılı) Allaha hizmet eder, insan daha dünkü moktur!: O yüzden bir ihtimal bu işin sonunda insan zararlı da çıkabilir. bu teori seninkinden daha ilginç değilmi. sen allameyi ne sandın? odun mu. :) :) :) |
bir aşama daha ileri götüreyim. siz de gönül rahatlığıyla ateist düşüncelerinize daha rahat devam edin:
[şeytan asla yalan söylemez] Siz kuranı biliyordunuz demek. onun hocası da biliyor çıksın desin ki hayır o yalancı şeytandır desin. ı-ıh. diyemez. Şeytan yalan söylemez ve kuranın hiç bir yerinde şeytan için yalancıdır demez. (işte bir kuran mucizesi. kazara bir yerde ağzından kaçırmış olmalıydı.) ;) Ancak insan yalan söyler. Şeytan "hile" yapar. Hileyi sizin de iyi bildiğiniz ama bizim başka taraflara çektiğimiz gibi herkes yapmaktadır. ;) Dolayısıyla aslında şeytan dünyada yanlış hiç bir şey yapmaz. Ahan da allame cehenneme mi gidiyor, diyorsunuz da öyle bir ihtimal zaten olmadığını biliyorsunuz. gerçek neyse o. kızmaca yok. eğriye eğri doğruya doğru. şeytan bu işi iyi götürüyor. böyle sizler gibi zehir gibi adamları kafaya almış ki bence kazanmayı çoktaan haketti. hem de yalansız. :D :D :D :D |
Alıntı:
Ben kendi açımdan konuşacak olursam, huzur bulduğum için inanmıyorum. İnandığım için huzur buluyorum. Ve benim inanmaya geçiş aşamam çok sancılı bir süreçti. Dinlerden ve Tanrıdan özgürken insan inanın daha rahat olabiliyor. Bu rahatlık alabildiğine özgürlük yada bir şeye hesap vermeme durumundan kaynaklı değil, sakın öyle dediğimi düşünmeyin. Ben ateistlerin hesap verecekleri bir değer olmadığı için her türlü ahlaksızlığı yapabilirler diyen gruptan değilim, hiç olmadım. Bu anlamda yanlış anlaşılmak inanın beni ziyadesiyle üzer. Ben tamamen evreni-bilgiyi irdelediğimde ve kutsal metinlere ve bunlara itiraza baktığım zamanlarda bir yapıp eden olabilir düşüncesinden yola çıkarak inanç çizgisinin öbür tarafına geçtim. İnsanın en büyük düşmanı şüphe duymak değil, bilinmezliktir. Bence böyledir. Bu yüzden bilinmezlik zırhını üzerinden atabilmiş insanlar daha akli yaklaşımlarla red veya kabul ediyorlar ve bunların sosyal hayatta ortak paydaları çok ama çok fazla. Ben inanıyorumki ben ne kadar iyi niyetli ve samimi isem, en az sizde o kadar, belkide benden daha fazla öylesiniz. Çünkü insanın varlık amacını ben gibi kavramışsınız, ama buna ulaştığınız yolunuz çok başka. Neyse, bu kısım yazdıklarınıza biraz cevap teşkil ediyordu. Başlık konusuna dönecek olur isek. Eğer dünyada her zaman aynı şartlarda iki hidrojen ve bir oksijen atomu birleşince suyu oluşturuyorsa, eğer soyutlama kabiliyetine sahip insan haksız yere birine bir kötülük yapınca (patolojik bir sorunu yok ise) bundan bir tür rahatsızlık duyuyorsa, eğer insan aç bir kediye süt verdiği zaman değişik bir huzur ve keyif hali barındırıyorsa; bunlar belli oluşlar içinde gerçekleşen şeylerdir diye düşünüyorum. Belli yasalara tabi de diyebiliriz. Eğer burada bir yasa var ise, bunu da meydana getiren bir yasa koyucu mutlak surette olmalıdır diye düşünüyorum. Bu sebeple insanların dünyada var ettikleri ve insanların sebep verdiği olumsuz eylemlerin bir nihai sonucu mutlak surette olmalıdır. Bundan yüzlerce yıl evvel mikroskop olmadığı için mikropların varlığı keşfedilmemişti. Peki mikroskopta göremedik diye bin yıl önce yeryüzünde mikrop yoktu diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Buradaki sıkıntı Tanrının nesnel bir şekilde insana sunulması beklentisidir. Ama Tanrı nesnelliğin içine alınamaz. Çünkü Tanrı nesne cinsinden bir varlık değildir. Yada bakın maddeye, atom altı dünyada maddenin sadece titreşimden ibaret olduğunu söylemeye kadar gitti bilim. Bilimin bu kadar bilgisi ışığında, bilginin tek kaynağı olarak kabul ettiğim Tanrıyı size göstermemi benden bekleyemezsiniz. Dolayısı ile bugün varlığını nesnel olarak gösteremediğimiz evrende kimbilir daha neler neler var iken, bunların varlığına bilim ihtimal veriyor iken, bunları var eden bir yaratıcıya ihtimal vermemek bana çok yerinde bir durum olarak gelmiyor. Şu deniyor genelde. İnsan bin yıllar içinde Tanrıyı kendi yaratmıştır. Değiştireyim bu cümleyi ben o zaman. Tanrı insanı yarattığı için, insan O'nun farkına varmış ve Tanrıyı yaratmıştır. Söylemde ne değişti? Bence birşey değişmedi. İnsanın yaşam biçimi sadece nesnelliğe indirgenemez. Herşeyi madde ile açıklayamazsınız. Ben birine aşık oluyorsam bunu hormonlarıma bağlamamı bedenime yaptığım bir alçaklık olarak görürüm, kusura bakmayın nolur. Ve daha sonra belki ... yaratıcı vardır cümlesine geçerseniz, ki geçmişsiniz, o konunun daha detaylı işlenmesi gerekir diye düşünüyorum. Şimdilik selamlar ve sevgiler. Devam edeceğiz tabiki. :) Alıntı:
Bakın bir yazıda bir cümle kullanmıştım, demiştimki: Diyebiliriz ki; ‘Evren/doğa kendiliğinden ve kendi başına, naturalistik, açıklanabilir olup; doğaüstü yani supernaturalistik açıklamalara ihtiyacı yoktur. Çünkü tabiatüstü açıklamalar nedensel yasaları bypass yapar. Bunun sebebi de onun, tabiatüstü bir varlığın –eğer varsa- evrene müdahalesini gerekli görmesidir’ denilerek, nedensel kanunların bilinebileceği, kullanılabileceği ve böylece evrene hakim olunabileceği ifade edilmek istenir. ....... Var ettiği insanlar için değerler sistemi oluşturmayan bir Tanrı, hiçlikten daha beterdir ve ölmesi daha iyidir denmelidir. Her ne suretle olursa olsun, herhangi bir sistemin temel ilkesi bir kez belirlenip tesis edildiği zaman, bu ilkenin söz konusu sistemle mutlaka uyumlu, sonuçları bakımından da kaçınılmaz olarak tutarlı olması zorunludur. Bu bir (bilimsel) sistemin gerek kendine özgü, içe dönük değerini, gerekse diğerlerine karşı taşıdığı izafi değeri belirlemenin ve yargılamanın tek bilimsel yoludur. Özellikle altını çizdiğim cümleler yukarıda sevgili ulpian'a yazdığım şeyler bağlamında da çok önemlidir. Bu nedenle, eğer canlı nasıl meydana geldi ise, büyük ihtimal yine aynı yöntemle yeniden var edilecek. Tabi akside olabilir ama bana o ihtimal pek gelmiyor. Zira dünyaki herşey dünyadaki döngü içindir. Ayrıca her tür yaratmaya gücü yeten bir Tanrı var ise (ki bence var), ne yapacağını bize soracak değil değil mi? :) Selamlar... |
Alıntı:
yazdıklarımı üstün körü okumuşsunuz ve anlamamışsınız. halbuki yazdıklarımdan bir bakış açısı geliştirebilirdiniz. bu bir fırsattı. 1) sizin kapasitenizin insanla sirke sineğini karşılaştırıp "ikisi de hayvandır" demeye yetmeyeceğini bildiğim için önce insanla şempanzeyi karşılaştırmıştım. Zeka gerektiren bazı bilgisayar oyunlarını insanlardan daha iyi oynadıklarından da örnek vermiştim. Bir örnek daha vereyim. üniversite mezunu bir insanla şempanzeyi karşılaştırıp "ikisi de hayvandır" demeye de kapasiteniz yetmez. Afrikadaki ilkel kabile mensubu 7 yaşındaki bir yerliyle bilim adamlarının denek olarak kullandıkları eğitimli bir şempanzeyi karşılaştırın. fark giderek azalacaktır. Eminim ki sosyal bilimler eğitimlisiniz ve müsbet bilimlerle (matematik-fizik) alakanız yok. Yaklaşım (approximation) yöntemleri size uzak. Keşke imkan olsaydı da sizi 120 bin sene önce yaşamış ve fosili günümüze ulaşmış Pekin adamıyla görüştürebilseydik. Emin olun ki insan bir hayvandır. 2) insanlarla bilimsel ya da felsefi bir konuyu tartışırken "Kur-an diyor ki" gibi bir cümle kullanmak çok yanlış. Kur-an'ın dedikleri size göre doğru. Bir avukatın mahkemede müvekkilini savunurken "müvekkilim diyor ki" gibi bir cümle kurmasının ne kadar aptalca olduğunu düşünün. 3) Cennet kavramı akla-mantığa aykırıdır. Cennet, sonsuz mutluluk vaader ki bunu hem sağlamak hem sürdürmek imkansızdır. akla mantığa aykırıdır. "Allah isterse yapar" demekle ancak kendiniz gibileri ikna edersiniz. 4) Açtığınız konu başlığının felsefi, akıl yürütelecek, fikirlerin çarpışacağı bir başlık olduğunu düşünerek uzun uzun cevap yazmıştım. boşa zaman kaybetmişim. sizler fanatik müslümanlarsınız. varsayım düzeyinde bile kitabınızla çelişmeyi göze alamıyorsunuz. gidin islami sitelerde yazın. "allah razı olsun. emeğine sağlık. yüreğine sağlık." gibi düşük seviyeli teşekkür mesajları da alırsınız. saygılar... |
Sayın bergüzar;
bir önceki mesajıma şunları da ilave etmek istiyorum. 1) Beslenme dışında kendi türünden olmayanları öldüren bir sürü hayvan var. Biraz belgesel izlerseniz görürsünüz. Örneğin erkek aslanlar, başka erkeğe ait yavruları gördükleri yerde boğup öldürürler. Youtube'da kargalar (ve kuzgunlar) ile ilgili bir sürü video var. yiyeceğe ulaşmak için ürettikleri çözümler bugünkü modern insanların aklına bile gelmez (düz bir teli bir deliğe sokup kanca haline getirdikten sonra bir şişenin içerisine konulmuş yiyeceği çıkartmak gibi). İsmini hatırlamadığım bir kuş türü, yazın 5000 civarında farklı noktaya gömdüğü yiyecekleri kışın karın altından bulup (yerlerini hatırlayıp) çıkartabiliyor. 2) Cennetle ilgili şu problemi çözün. bir adam 3 evlilik yaptı. adam ve 3 karısı da cennete gittiler. adam son karısıyla beraber olmak istiyor, diğer eşleri de adamla beraber olmak istiyor. kimin/kimleri isteği gerçek olacak? isteği yerine gelmeyenler "bu nasıl cennet, dalga mı geçiyorlar" demezler mi? eğer cennet bir rüyadan ibaretse, ve herkes istediği rüyayı görecekse bunun için endorfin yeterli. cennete gitmeye gerek yok. burda da var. ama kitaba göre cennet bir rüya değil. kadehlerden, hurilerden bahsettiğine göre somut bir yer. hadi çıkın işin içinden. saygılar... |
[şeytan asla yalan söylemez]
diyerek her kesime hitap eden bir teori ortaya attım. ;) |
Alıntı:
Demek sizin tanrınız, herşeye gücü yeten tanrınız fizik kanunlarının içinde olmadan kendisini ispatlayamıyor. Şu anda dünyada trilyon kere trilyonlarca yeni yaratılışlar olurken acaba tanrınız suyun üzerindeki tahtından izliyormu? Sahi gerçekten şu anda ne yapıyordur? |
Alıntı:
şaka bir yana, şeytan bir kitap yazmamıştır ve şeytana ait bir söz yoktur. her ne kadar Kur-an'daki 2 ayette muhammede yardım etmişse de bu ayetler Osman zamanında farkedilip ortadan kaldırılmıştır (bkz. Şeytan Ayetleri konusu). Not: Sayın Allame bu arada sizi panteizme davet ediyorum. tüm mutasavuflar (Hallac-ı Mansur, Yunus Emre vs. islamı hatmettikten sonra doğru yolu panteizmde görmüşlerdir. Yaşar Nuri de her an açıklayabilir). tanrı da, şeytan da evrenin içindedir. evrende metafizik anlamda iyi güçler (dileklerin kabul olması vs.) ve kötü güçler (nazar, büyü vs.) vardır. Böyle düşününce işin içinden daha kolay çıkarsınız. saygılar... |
sayın yaşasınbilim
şu vurgu yaptığınız iyi ve kötü güçlere dair somut, paylaşılabilir, bilimsel bir deliliniz var mı. sanırım, hatta eminim ki yok. bir noktadan sonra tam olarak eleştirdiğiniz kişiye dönüşüyor olduğunuzu görmek benim için son derece üzücü. |
Alıntı:
bu konuda seninle daha önce de bir polemik yaşamıştık. tekrar bunlar üzerinde forumda konuşmam gereksiz. ama gerçekten merak ediyorsan sana özel mesajlarda cevap verebilirim. saygılar... |
Alıntı:
Yaptığınız genellemeye göre düşünürsek, Tanıdığım ateistlerin belki tamamı darvinci görüşteler. Oysaki bu konuyu irdelediğimizde, eski tarihlere ait bir varsayım olduğu, bir teori halinde bulunduğu görülür. Doğrulayan kanıtlar olduğu gibi yanlışlayan kanıtlar da bulunuyor ve ispatı tam olarak yapılamıyor. O halde, iddia ettiğiniz gibi ateistler bir şeyin doğruluğunu eldeki kanıtlarla desteklemeden kabul etmiyorlarsa, darvinciliği neden büyük bir ekseriyetle -belki tamamı- kabul ediyor? bu açıdan yaklaşırsak, darvinizm de bir çeşit inanç değilmidir ve bu bağlamda darvinizmi kabul eden ateistler de bu dine mensup olmazmı? acaba, kendi var oluşlarına, içinde din ve yaratılma geçmeyen başka bir gerekçe bulamadıkları için olmasın? |
sayın mantalitesini test eden, darwincilik değil evrim kuramı diyoruz biz bu olguya.
sene 2011 ve artık evrim bir olgu haline gelmiştir. Erimi yanlışlayan kanıt yoktur, kuramın bazı mekanizmaları üzerinde farklı görüşler vardır o kadar. acaba, kendi var oluşlarına, içinde din ve yaratılma geçmeyen başka bir gerekçe bulamadıkları için olmasın? Aynen öyle. Ancak içinde din ve allah fikri gibi masallar geçmeyen bir kuram varoluşumuzla ilgili daha sağduyulu ve kesin kanıtlar verebilir. Bu da evrim kuramıdır. |
Alıntı:
Ben mantığımı test eden değil, sizi mantığınızı kullanmaya çağıran kişi olarak diyorum ki; "olgu" dediğiniz şeyin bilimde yeri yoktur. acaba, kendi var oluşlarına, içinde din ve yaratılma geçmeyen başka bir gerekçe bulamadıkları için olmasın? Böyle bir hareket tarzı bilimsel olamaz. Bu tavır, sebep sonuç ilişkisinden ziyade, tüm dinlerin de sahip olduğu gibi sonuçtan sebebe ulaşıldığını gösteriyor. Bilimden kopuk bir bakış açısının tezahürüdür. |
Alıntı:
ve ortaya cikiyor ki once bakteriler, sonra baliklar, sonra surungenler, sonra da memeliler ortaya cikmis sen ne derdin bu olaya? |
Bir kaç ateist arkadaş dahi eğer varsa allahın kişiyi tekrar yaratabileceğini iddia etmiş. Başlığı açan arkadaşın iddiası şu sanırım; bizim tanımladığımız allah bizi atom atom, molekül molekül herşeyimizi tamamen aynı şekilde birleştirmeye/yaratmaya kadirdir. O takdirde bizi tekrar yaratabilir ve bu yüksek ihtimalle bu yolla olacaktır.
Çok basit bir düşünce deneyi bu söylenilenin bu şekilde olamayacağını kanıtlar. Yukarıda anlatılan durumda bu anlatılan allah sizin aynınızı siz yaşarken dahi atom atom...vs karşınıza dikip yaratabilecek güce sahiptir. O takdirde bu inanırlara ve bu söylenenleri mantıklı bulabilen ateist arkadaşlara sorum şudur. Bu karşınıza dikilen kopyanız orada dururken nasıl olsa bu benim ve ben yaşayacağım diye düşünerek öldürülmenize gönül rahatlığı ile izin verir misiniz? Bu çok basit örnekte sizin yaşamayacağınız açıkça görülmektedir aslında. Yani allah dahi gelse bunu başaramaz. Bu nedenle boşa zorlamayın, böyle masallara inanmayın. |
Sayın mentality benim adım kayhan değil taylan... Kinaye mi yapıyorsunuz yoksa gözünüz mü bozuk anlamadım.
Evrimi olgu olarak nitelendirmem, gezegenimizdeki değişimin tek temel ve değişmez açıklaması olmasından dolayıdır. Elbette bilimsel kuramlar yanlışlanabilir olmalıdır da. Bu kuramın olgu haline gelmesi kaçınılmaz bir sebep sonuç ilişkisini içeriyor olmasından kaynaklanmaktadır. |
Benim için "yeniden yaşamak" ne atomlarımın, moleküllerimin, organlarımın aynen oluşması, ne suretimin bu atomlarla birlikte yeniden aynen ortaya çıkmasıdır.
Bilincim, geçmişim, anılarım, yaşanmışlığım, hafızam v.s. yeni bedene eşlik edecek mi, bence mühim olan bu. Reankarne olmak da, bu sebeple yeniden dünyaya gelmek değildir bana göre. Bilincin yok olduktan sonra, hayvandan insanlığa terfi etsen ne, insanlıktan bitkiliğe tenzili rütbe olsan ne? Kur'an'ın yazarının dirileceğimize dair verdiği örneklerse öylesine maddeci ki... Gerçi kur'an külliyen materyalist ya. :) |
YasasinBilim:
Alıntı:
sonuç: "Gliese 581g" diye bir yer olamaz. Mars belki. yıl 2011: cevap: "Gliese 581g" adı verilen bir gezegen keşfedildi. link YasasinBilim: Alıntı:
birincisi senin cennete gitme ihtimalin sıfır. çünkü: a. İlk cümlende cennet yok dedin, bu bir paradox oluşturur. b. Eğer varsa diyorsan, cennetin gereklilikleride vardır ve sonuçda o gereklilikleri yerine getiremediğinden giriş yasak sana. c. Eğer var ise ve eğer sen de yerine getiririrsen gereklilikleri emin ol sıkılmazsın. gerçekler::::: cennet: bu dünyanın dışında bir gezegendir. Diğer gezegegenlerden farklıdır. Konumu eşarra (arş: Elips yörüngenin 2nci odak noktasına en yakın nokta) noktasındadır. cehennem: üzerinde bulunduğumuz dünya olacakdır. zamanı gelince yörüngesinden çıkacak olan dünya gezegenimiz yeni bir yörüngede yerleşecekdir. sıcak ve bol kükürtlü bir atmosferimiz olacakdır. cennete götürülecek olanlar uzay gemileri ile götürüleceklerdir. kısa açıkladım, uzun detayları boş verin :) |
K.C.:
Alıntı:
Örneğin; cep telefonlarının kasası aynı zamanda antendir. yada kimi ufak radyolardaki kulaklıklar aynı zamanda antendir. ya da araçda denge merkezini aşağı kaydırmak amaçlı dizayn yapılması ile bazı parçalar aynı zamanda balans sağlar. örnekler çok. insan vücudunda da benzer işlevleri olan bölümler vardır. İnsan biyolojik bir makine denilebilir. Aynı zamanda elektro mekanikdirde. İnsan vücudundan dışarı doğru bir enerji yayılır. Bu enerji çok uzak mesafelerden dahi algılanabilir. Beyinden çıkan bu enerji dalgaları bir titreşim sonucu mudur ? Uzayda yayılan bu enerji dalgaları, elektro manyetik dalgalar ne olmaktadır, kayıp mı ? Ya da anlamsız dalgalar mı ? Birisi beyninizin içine bir yayın yapan işlevde koymuşsa onu çözüp algılama noktasında teknolojimiz varmı:? cevap: algılayabiliyoruz. çözemiyoruz... İşde sizden çıkan her türlü bilgi kayıt oluyor. Beyni olmayan insan varmı ? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:14 . |