Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Kadın & İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=31)
-   -   İslamiyet öncesi KADIN (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3034)

K.C. 01-11-2006 11:21

İslamiyet öncesi KADIN
 
ESKİ TÜRKLERDE KADIN

Yabancı ve Arap kaynakların ortaya vurduğu bir tarihi gerçek şudur ki İslamiyeti kabul edene kadar Türk’lerde KADIN eşit hak ve özgürlüklere sahip bir değerdi. Ve şu mahakkak ki biz Türkler, Şeriat bataklığına saplandıktan bu yana özellikle iki güzel niteliğimizi yitirmişizdir ki bunlardan biri ‘akılcılık’ ve diğeri de ‘kadına saygıdır’

1) 7-8. Yüzyıllarda Orta Asya Türk Ülkelerinin Çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekte: Eski Türklerde, özellikle Şamani döneminde, kadınlı erkekli dini toplantılar tertip edildiği, aynı yerde hep birlikte ayinler düzenlendiği, toplantıya katılanların bir daire halinde yere oturdukları, kadın ve erkeklerin mevki ve yaşlarına göre sıralandıkları anlaşılmaktadır. Yakut’larda ‘Isıah’ denilen ayinlerin yapıldığı ve bu ayinlerde kadınların ve erkeklerin el ele tutuşarak meydana getirdikleri dairede ‘hü hü’ diyerek raks ettikleri, hep birlikte kımız içtikleri ve dini merasimi yürüttükleri tarihi kaynakların ortaya vurduğu gerçeklerdir. (Ahmed Yaşar Ocak, Bektaşi Menakıbnamelerinde İslam Öncesi Motifler, 125.s.) Kadınlı erkekli bu tür toplantılar, her ne kadar Müslümanlığın kabulünden sonra da bir süre devam etmiş ise de, giderek yok olmuştur.

Buhara’nın Arap orduları tarafından işgalini nakleden Arap kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Orta Asya’daki bir çok Türk Devletlerinde kadın, devlet başkanlığı sorumluluğu ile görevlendirilmiştir. Nitekim Buhara o tarihlerde, yani 8. yüzyılda, Toksan adındaki bir Hatun Sultan tarafından yönetilmekteydi.

Öte yandan M.S.720 yılında Gültekin (Kül-Tekin) için dikilen Tonyukuk ve 734 yılında Bilge Han adına dikilen Orhun Kitabelerinden anlaşılmaktadır ki, eski Türklerde kadın, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda özgürlüğe sahi bir varlıktır. Hatırlatalım ki Bilge Hatun, ki Gültekin’in annesiydi, devlet yönetiminde pek başarılı işler görmüştür. Gültekin Han iktidarı, eşi Kutlulu Sultan ile birlikte kullanmıştır. (Günseli Özkaya Tutsaklıktan Özgürlüğe, Kadınların Savaşı 157,158.s.)

Belazuri’nin Fütüh Ül-Buldan’ında, Arap ordularının Buhara’ya yaptığı saldırılara karşı Buhara Melikesi Hınık Hatun’un nasıl karşı koyduğu anlatılırken onun, son derece dirayetli ve idareci bir kişiliğe sahip olduğu belirtilir. (Dr. Zekeriya Kitapçı, Müslüman Arap Ordularında Çarışan ilk Türkler” Diyanet Dergisi cild XII, sayı 4, s.239-244)


Üstteki yazılarda İlhan Arsel'in Şeriat ve Kadın kitabından yararlandım. Şimdilik o kitaptan aktarmaya devam edeceğim. Konuyla ilgili başka kaynaklar bildiren arkadaşlar da oldu. Sağ olsunlar. O kaynaklara ulaştığımda onları da buraya alacağım.

kuvvaci 01-11-2006 12:00

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Sevgili K.C!

Dedem Korkut hikayelerinde bile Erkeklerle kadınların güreş tuttukları anlatılır. Yani bu derece bırakın saçının bir telinin görünmesi veya görünmemesi davasını. Ayrıca ben Arap toplumununda da *islamiyetten önce kadına şimdikinden çok daha fazla değer verdiğini düşünüyorum. Çünkü eğer bir toplum tanrılarına kadın ismi veriyorsa bence o toplum kadınlarını en yüksek mertebeye çıkarıyordur. Malumunuz üzre lat uzza ve menat birer tanrıçadır. *kadını aşağı gören bir toplum niye tanrılarını kadın yapıp tapınsınlar ki... Ayrıca Sn İlhan Hocamızın kitabından alıntılarınızı bekliyorum ve bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Saygılarımla dostça
kalın

dilaver 01-11-2006 12:07

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
sayın K.C.
* * bir iki noktada düzeltme ile bir iki ekleme yapmama izin vermenizi dileyerek:
* * * *7-8. Yüzyıllarda Orta Asya Türk Ülkelerinin Çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekte:
* * * * ibaresinin gerçegi yansıtmadıgını söylemek isterim.Eski Türkler de hakandan sonra yerine geçecek oglanın küçük olması durumunda ölen kocanın dul eşi onun mevkiini devralırdı.Bu çocuk büyüyene kadar olan bir süreçti.Aynı sürecin Kösem Sultanla,Turhan Sultan la Osmanlı Devletinde de görülmesi kadın özgürlügüne delalet etmez.Ayrıca öz anası olmamak kaydıyla ogulun hakanın karısını alması da bir gelenek.Ayrıca Altay Türklerinde hakanın varisi sıfatıyla en büyük kardeş tahta geçiyor.En büyük erkek olduktan sonra kadının taht iddiası kalmıyor.Hazar Türklerinde ise veraset babadan ogula geçiyor,burada ananın oglu namına payi taht sürmesi mümkün.Dolayısıyla bu ibareyi çogu kadın hükümdarla yönetiliyordu ibaresini subjektif buldugumu belirtmek istiyorum.
* * * * * Kadının ise çok evli oldugu durumlar da var.Ayrı bir kadın *alacak durumu olmayan kardeşler bir kadını ortaklaşa kullanabiliyorlar.Hala aynı gelenek Himalayalarda nepal köylerinde mevcut.
* * * * * Kadının daha degerli oldugu muhakkak.Enteresandır bu durum 12 yüzyıla kadar da uzanıyor.Ahmet Yesevi dönemindeki Yesevi tarikatının zikir ayinleri bile kadınlar ile erkekler bir arada bulunabiliyorlar.Musiki,şiir ve vecd li rakslar yapılıyor.Dikkat edilirse Yesevi tarikatı daha sonra nakşibendilige dönüşen ve şu anda en tutucu olan akımlardan biri.
* * * * * *Kadının eski Türklerde daha özgür olması tamamen ekonomik nedenlerden.Eski Türk toplumunun göçebe yapısından yerleşik olmamasından kaynaklanan bir husus.Arap toplumu ise yerleşik hayata ve istila ekonomisine geçtigi ölçüde erkek toplumuna dönüşüyor.İslamiyet bu ekonomik dönüşümün ideolojik kılıfı.Kahramanlar çagında kadının yeri yok,savaşacak ve talan edecek erkekler gerekli.
* * * * * * İslam ve Türklerde ilk gece hakkını göremiyoruz.Ama Hırıstiyan Avrupa da ilk gece hakkı uygulaması yaygın.Kadının aşşagılanmasını dinlerin üzerinde görmek lazım.Mülkiyet ilişkilerinde aramak lazım.Dinlerin, egemenlerin sömürü düzenlerinin devamını saglamak için bir ideolojik ve toplumsal kılıf vazifesini gördüklerini kavramak lazım.Ama 21 yy da en geri ideoloji islamiyet olarak görüldügünden ve hiç bir islam ülkesinin tam anlamıyla sanayii devrimini tamamlayamamasından ötürü bu görüngünün nedenleri din gibi beliriyor.


* * * * * *saygılarımla

K.C. 01-11-2006 12:10

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Merhaba kuvvaci,

Aslında Türk kadınıyla devam etmek istiyordum ama madem ki İslam öncesi Arap kadınının yerini hemen telaffuz ettiniz notlarımın arasına o dönemi de sıkıştırmaya çalışacağım. Zaten Muhammet'in ilk eşi Hatice'nin hayatına bakılacak olursa bunun aynen sizin dediğiniz gibi olduğu görülecektir.

spartacus 01-11-2006 12:28

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Küçük bir ayrıntı.

Mülkiyet ilişkilerinin gelişmediği toplumlarda bu tür ayrımlar yoktur. Ancak tarihe baktığınızda, mülkiyet ilişkileri ile nehir kenarlarına, vadilere kurulan yerleşimler ile, güce dayalı mülki ilişkilerin başladığı ve dinde dahil?! olmak üzere çeşitli kurumları oluşturarak erk faktörünü oluşturduğunu, iktidar ve yönetimin güce dayalı bir noktaya geldiği ve bu süreçte, fiziki güç ile birlikte, mülkiyetin erilliği ataerkil toplumlarında oluşumuna yol açmıştır.

Sadece kadınlar değil, toplumun büyük çoğunluğu köleleştirilmiş, sosyal yaşamın idare ve sevkini artık hükme dayandığı noktada, toplum içerisindeki sosyal kurumlarda da dönüşüm bu yönde olmuştur. Yani mülkiyetin ve dolayısı ile iktidarın erilliği gibi, toplumun en küçük yapı taşındada erillik ön plana çıkmıştır. Dinlerde bu şekilde ya revize olmuş yada biçim değiştirmişler, ayrıcalıklara(cins ayrıcalığıda dahil)hizmet etmişlerdir.

MÖ 2000 li Yıllarda kadınların cariye edildiğini ama bunun yanında çoğunluk erkeklerinde köle olduğunu görüyoruz. Bence bu olaya, egemenlerin eşleri, hanımları olarak değil, toplum açısından bakmak daha iyi sonuçlar almamıza yol açar. Çünkü egemenlerin eşleride, diğer erkeklerden daha üstün bir pozisyondadır. Mesala bir egemen olan İbrahim'in(Abram), kendisinin cariyeleri, eşinin ise hizmetçisi-cariyesi vs- vardır, aynen Muhammed'in hanımlarınında hizmetlilerinin olması gibi?! Dinler toplumların yaşayış biçiminde ortaya çıkan mülki ilişkilerin, bu ayrıcalığa sahip olan beylerin, efendi, kralların garantisi ve oradan açığa çıkan kurumların herhangi etkili bir sonucundan başka bir şey değildir. Erillik doğal olarak tanrı kurgularınada yansımış, revizyonlara yada kökten değişime uğramıştır.

Mülkiyet ilişkileri ve kurumların ulaştığı merkezilik ve üst nokta, kabile ve göçer dağınık toplumları dinleri ile ortadan kaldırırken, sonrası merkezi devletlerin tarihine nerede bakarsak bakalım sonuç aynı oluyor, hükümdarlık(mülkiyet) bir ailenin ve elit bir kesimin elinde, ihtişamlı saraylarda *görülmekte ve babadan oğula geçmektedir(ağalık bile), üst düzey karakter bu yönde ise toplum dahilindeki yapı taşlarıda bu yönde şekillenmiştir, bence din işin başlangıcı değil, aksine bir sonucu olarak garantisi olmaktadır. Amaç değil özünde araçtır, her yeni bir dinde eski toplumsal ve mülki ilişkilerden daha farklı bir sonrayı temsil ettiği için, o ilişkilerin yayılması ve benimsenmesi ile kullanım alanı elde eder. islamiyet öncesi dinler, yeni mülkiyet ve egemenlik ilişkilerine cevap veremiyordu, tanrıların çokluğu ve cins ayrımı olmaması, bireyci eril mülkiyet ve iktidardaki güç-erillik ile daha kökten ters düşüyordu... Sonuçlarıda elbette daha farklıydı... Tanrıçalarında olumlandığı bir dönem ile, sonrasında erilleştirilen tanrı yada tanrılar dönemi aynı olur mu? Koşullar başka ve kadınlar açısından negatif yönde gelişmiş, ortaya çıkan gerçek bu.

K.C. 01-11-2006 12:49

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Merhaba Dilaver,

Elbette amacımız gerçeğe mümkün olduğunca yaklaşmak, Tarihe çok yönlü ve objektif bakabilmek.
Bu sebeple siz ve diğer katılımcılar bilgilerini bu topikte paylaşırlarsa ziyadesiyle memnun olacağım. Ancak ben notlarımda İlhan Arsel'in de yararlandığı kaynakları mümkün olduğunca yazmaya çalışıyorum. Sizler ve katkısı olacak diğer arkadaşlar da kaynak belirtirlerse daha uygun olur kanaatindeyim.

Türklerin yerleşik hayata geçtikten sonraki durumlarına da geleceğiz. Yüzyıl yüzyıl gidiyorum, biraz sabır. :)

spartacus 01-11-2006 13:02

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Dip Not ve sabırsızlık için özür.

Tamam, ama mülkiyet ilişkileri işin başlangıcı, dinlerinde nedeni.
Yerleşik hayat evveli başka türlü olmasının sebebi olmayan yada başka türlü olan din değil, mülkiyet ilişkileri ve tabi menfaatler yani :)

K.C. 01-11-2006 13:14

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
9. Yüzyıl İlhan Arsel'in kitabında yok.

2) X. Yüzyıl: El-Belhi’nin Yapıtlarında Türk Kadını’nın Özgürlüğü Anlatılır:

Onuncu Yüzyılın ünlü çoğrafyacısı el-Belhi, Kitabü’l-Bad ve Ve’t Tarih adlı yapıtının bir bölümünde, o dönem itibariyle Türk ülkelerindeki kadının özgürlüğüne ilişkin olayları hikaye ederken, ve özellikle Muaviye’nin oğlu Yezid zamanında Buhara’da hüküm süren Hatun Sultan’dan söz ederken Türk kadını’nın uygarlığı konusundaki hayranlığını gizleyemez.

Anımsamakta yarar vardır ki Yezid’in Horasan’a vali olarak gönderdiği Zeyyad bin Ebihi’nin oğlu, Orta Asya’da Arap fütuhatını genişletmek için saldırılar düzenlerken, Buhara’da devlet yöneten Hatun Sultan, bu saldırılara karşı korunmak amacıyla, başka bir Türk ülkesinin hükümdarı Terkan’dan yardım istemiş ve bu vesile ile evlenme teklif etmiştir.

(Bu yüzyılda yerleşik hayata geçildiği sonucunu çıkarıyorum ben.)

3) XI. Yüzyıl: Selçuk Sultanı Tuğrul’un Kadına Saygısı:

Selçuk Sultanı Tuğrul, 11. Yızyılda Bağdad’ı işgal ettikten sonra eski halifelerin sarayında Halife El Kasım Biemrillah’ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını büyük bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarihçisi İbni Halikan şöyle anlatır: “…Sefer ayının 15.inci günü prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına mülaki oldu ve altın kumaşlarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi… Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yeri öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi.” (İbn Hallikan, Vefayatu’l- A’yan ve Enbau Ebna El’zaman. Cild V, 102,105.s.)

Her ne kadar gerci çevreler bu evliliği hoş görmemiş iseler de Tuğrul Bey gibi ünlü bir fatihin karısına karşı takındığı bu saygılı tutumunu hayranlıkla karşılamaktan kendilerini alamamışlardır. (G. Le Starange Baghdad During the Abbasid Caliphate, Oxford 1900)

Yine 11. Yüzyılın diğer tanınmış bir yazarı olan İbn Butlan Türk kadınının zerafetini, inceliğini, canlılığını, temizliğini, cesaretini ve karakter üstünlüğünü gözler önene sererken tarihi bir gerçeği dile getirir. (Takvim u’y Sıhha adlı kitabında: “Türk kadınının cildi fevkalade beyaz ve zerafeti takdire şayandır. Gözler küçük fakat çok çekicidir. Genellikle kısa boyludurlar… Çocuk doğurmada bereketli sayılırlar, fakat doğurdukları çocuklar pek nadiren çirkin olur. Ata binmede ustadırlar. Son derece cömert, temiz ve iyi ahçıdırlar.” )

sodomo-- 01-11-2006 13:18

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Eski Türklerde, özellikle Şamani döneminde, kadınlı erkekli dini toplantılar tertip edildiği, aynı yerde hep birlikte ayinler düzenlendiği, toplantıya katılanların bir daire halinde yere oturdukları, kadın ve erkeklerin mevki ve yaşlarına göre sıralandıkları anlaşılmaktadır.

Kadın ve erkeğin bir çember etrafında toplanıp dini ayinler düzenlemesi bugünkü Alevilerin Cem ayinlerine benzeyen bir durum. Aslında Cem ayinleri Türklerin eski geleneklerini hala nasıl sürdürdüğünü de bize gösteriyor. Dinler gelir gider ama gelenekler ve davranış biçimleri öyle kolay kolay silinmezler. Zaten İslamiyetin girdiği her toplumda o toplumun öncelikle geleneklerini yok etme eğilimi her daim olmuştur.
Gelenek adına ne varsa "batıl" ilan edilir çünkü yerel gelenekler şeriatın *en önemli rakibidir. Tabii aslında islamiyet öncesi Arapların da çok zengin bir kültür ve gelenek iklimi vardı o da yok edildi ama burada öncelikle Türklerin geleneklerini tartışırsak daha iyi olur aksi takdirde konu dağılmaya başlar.


7-8. Yüzyıllarda Orta Asya Türk Ülkelerinin Çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekte

Böyle bir şeyi islam sonrası için hayal etmek bile mümkün değildir. İlk hedef daima kadın olmuştur ve kadına ait ne kadar statü var ise hepsi elinden alınmıştır. Öyleki dini ibadetini bile erkek ile eşit koşullarda yapamaz. Avluda erkekler balkonda kadınlar ama tersi mümkün değildir.


Nitekim Buhara o tarihlerde, yani 8. yüzyılda, Toksan adındaki bir Hatun Sultan tarafından yönetilmekteydi.


Bu "sultan" ismi hala Alevi kadınlarında yaygın olarak kullanılır. Kadınları "Sultan" yapan bir millet islam sonrası kadınları "evinin kadını" yaparak onu evine hapsetmiş ve bütün sosyal bağlarından koparmıştır.
Artık kadın sadece bir anne olarak değer görür ve annelik sınırları içinde değer görür.

Kocasına karşı da *"onun ayağını yıkayan" bir kadın olagelmiştir.


Devamını bekliyorum KC.

sodomo-- 01-11-2006 13:30

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi… Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yeri öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi

Tek kelime ile harika bir ayrıntı yakalanmış hemde bir Arap tarihçi gözüyle. Neden ? Çünkü ona göre olağandışı bir şeyler var burada ve anlatmaya değer görüyor. Adam ne yapsın kendi ülkesinde böyle şeylere şahit olması mümkün mü ?

Hatun Sultan, bu saldırılara karşı korunmak amacıyla, başka bir Türk ülkesinin hükümdarı Terkan’dan yardım istemiş ve bu vesile ile evlenme teklif etmişt

Kadının erkeğe evlilik teklif etmesi bugün bile mümkün görünmemekte.
Acaba "görücü usulü" ile evlilik var mıydı eski Türklerde ? Zanımca bu da islam sonrasına özgü..

Birde ata binmede usta olan Türk kadınları. Bu da islam sonrasında hayal bile edilemeyecek bir durum.

sodomo-- 01-11-2006 13:33

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
KC keşke başlığı "İslam öncesi KADIN" yerine "İslam öncesi Türk KADINI" olarak açsaydın.

K.C. 01-11-2006 13:50

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
sodomo--
aslında ilk etapta ben de öyle düşündüm ancak, Cahiliye dönemi Arap kadınını da yazmayı düşündüğümden genelleme yaptım. :roll:

spartacus 01-11-2006 14:00

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
İslam öncesi Türk kadını değil sadece, tüm dünyada eril toplumsal yapı evveli öyledir. Bir çok yerli kabile hala iyi bir örnektir.

K.C. 01-11-2006 14:05

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
4) XII. Yüzyıl: İbn Cübeyr, Türk Ülkelerinde Kadına Gösterilen Saygıyı Başka Hiçbir Yerde Görmediğini Söyler:

12. Yüzyılın tanınmış tarihçilerinden İbn Cübeyr, 1183-1184 yılları arasında gırnata’dan Mısır, Irak, Suriye ve Yakın Doğu ülkelerine yaptığı gezilerini anlatırken Türk kadınının toplum yaşamlarındaki önemli yerini ve değerini açıklar. Horasan Valisi Tukuş Şah ile birlikte Kabe’yi ziyarete giden Ebu’l Mukrim Teştiki’nin yanındaki Türk prenseslerinden söz ederken, tüm Arap ülkelerini dolaştığını, Irak’taki Abbasi halifelerini ziyaret ettiğini, Selahattin İmparatorluğunu gezdiğinini ve fakat hiçbir yerde Türk ülkelerinde olduğu gibi kadına değer verildiğine tanık olmadığını söyler. *(İbn Cübeyr Seyahatname adlı kitabın yazarıdır. Kitabın İngilizce çevirisi bk. İbn Jubayr, The Travels of İbn Jubayr.)

5) XIII Yüzyıl: Marco Polo, Türk Kadınının Özgürlüğüne Tanık Olur:

13. yüzyılda Türk beldelerini dolaşan Marco Polo, Amu Derya nehrinin yukarılarında Kuzey Doğu’ya yayılan ve ‘Büyük Türkiye’ diye tanımlar olduğu yerleri ziyaret ederken Türk hükümdarlarının kızlarından söz eder ve şöyle der: ‘Prenses öylesine gülü ki tüm ülkede onunla başa çıkacak erkek bulmak güç. Çünkü kim çıkarsa hepsini altetmektedir. Babası kendisini evlendirmek istediği halde o buna razı olmamakta ve (kendi beğendiği birini bulana kadar) hiç kimse ile evlenmek niyetinde olmadığını açığa vurmaktadır. Bundan dolayıdır ki babası ona yazılı olarak, bilediği erkekle evlenebileceğine dair söz vermiştir. Bunun üzerinedir ki prenses, ülkenin dört bir yanına haber salarak genç delikanlıları, kendisiyle güç denemesine çağırmış ve kendisiyle başa çıkacak birini bulduğu zaman onunla evleneceğini açıklamıştır. (The Adventures Of Marco Polo, New York, 1948, 179, 181. s.)

Batılı yazarlar arasında Marco Polo gibi Türk kadınının özgür yaşamlarına, bağımsızlığına ve karakter olgunluğuna hayran kalanlar çoktur. Ricoldo di Morte Groce bunlardan biridir. Bu ünlü yazardan öğrenmekteyiz ki Türk ülkelerinde ve örneğin Selçuk devletinde hakim olan gelenekler, Arap ülkelerindekinden çok farklıdır ve bu farklılık, özellikle Türk kadınının toplumdaki üstün değeri ve yeri ile ilgilidir. (Pre-Ottoman Turkey, 1076-1330, 153.s.)

Kısaca belirtelim ki, Türklerde kadının bu üstün kartede tutulduğu dönemlerde Batı dünyası, tıpkı Arap dünyası gibi, kadını ikinci plana atmıştı. Çoğu yerde koca, sofrada yemek yerken, kadın ayakta bekler, ona hizmet eder, her vesile ile kocasının ayaklarını öper ve fakat yine de haysiyet kırıcı muamelelere uğramaktan kurtulamazdı. Bu durumların özellikle Kolon’ya ve Normandi gibi yerlerde pek yaygın olduğu ve alınan tedbirlere rağmen yüzyıllar boyunca sürüp gittiği anlaşılmaktadır.

sodomo-- 01-11-2006 14:05

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Peki sen bilirsin.

sodomo-- 01-11-2006 14:30

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
7-8. Yüzyıllarda Orta Asya Türk Ülkelerinin Çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekte:
ibaresinin gerçegi yansıtmadıgını söylemek isterim.Eski Türkler de hakandan sonra yerine geçecek oglanın küçük olması durumunda ölen kocanın dul eşi onun mevkiini devralırdı.Bu çocuk büyüyene kadar olan bir süreçti.Aynı sürecin Kösem Sultanla,Turhan Sultan la Osmanlı Devletinde de görülmesi kadın özgürlügüne delalet etmez
(Dilaver)

Neye delalate eder Dilaver ? Öyle şey olur mu? Peki neden padişahlığın babadan oğula geçtiği Osmanlı'da o kadar küçük çocuk padişah ilan edilmişken dul eş tahta geçmedi ?

Yahu islam sonrası Arap devletlerinde bir tane kadın yönetici göstersene bana ? Bırak halife düzeyinde vali düzeyinde gösterebilrimisin ?

Bırakalım bu yanlış mantığı . Şu ya da bu nedenle bir kadının tahta geçmesi o toplumun bu durumdan zerre kadar hicap duymadığının kanıtıdır.

ozgur_beyin 01-11-2006 15:49

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
ibbi tufeyl ve ibni fadlan *seyahat namelerindede bu konuda epey bilgi var.

frodo 01-11-2006 15:52

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Sevgili K.C

* * Zor bir işe soyunmuşsun.Bu zorluğa katlanmana *konunun ilginçliği ve güncelliği yardım edecektir.
* * *Tarihin her hangi bir kesitinde kadının yerini inceleyebilmek için dilaver ve spartacus’un *dip not ve itirazımsılarında dikkat çekildiği gibi üretim araçlarının mülkiyetine bakmak lazım.Ancak ekonomik determinzm “son tahlilde” doğru da olsa toplumsal ilişkilerin görünebilen her dönemi ile örtüşmeyebilir.Burada gelenekler inançlar daha baskın olabilir.Örneğin toprağa yerleşik olmalarına rağmen Alevi inanışında kadının yeri sünni inanışına göre oldukça farklıdır.Üstelik bunun için tarihe bakmaya da gerek yoktur.Anadolu hala bu iki inanışın farklılığını bu anlamda sergilemeye devam etmektedir.
* * *Tüm semavi dinlerde kadın aksini söyleyen yaldızlı safsatalara *rağmen ‘aşağıdır’ *Sanırım bunda ‘cennetten kovulma’ argümanının bedelinin “suçlu” olan kadına ödetilmesi yatmaktadır. Madame Curie 2 nobel ödülü almasına rağmen Hıristiyan dünyasında bilimler akademisine üye yapılmamıştır.Sadece kadın olduğu için.!!!!
* * İslam anlayışı diğer dinlere göre bu taassupta birkaç adım öndedir.Kadının toplumsal hiyerarşide kurban edilmesi Türkler özelinde çok daha çarpıcı bir biçimde görünür.İzlenebilen kısa bir tarihsel süreçte bu ‘aşağılanmanın’ oldukça hızlı ve tartışmasız görüntüleri bulunabilir.
* * 1349-1427 yıllarında yaşamış Johannes Schiltberg *isimli bir seyyah anılarında şöyle demiş:”Şunu bilesiniz ki onların kadınları da atla savaşır,ok atar ve yay kullanır,tıpkı erkekler gibi.”Ortaçağ tarihçisi Ernst Werner bu durumla ilgili aşağıdaki tespiti yapar:”Doğu Anadolu’da Dülkadir Oğullarının emri altında 30.000 kadın savaşçının bulunduğu söylenir.” Devamla ; “Arap coğrafyacısı Al-Marvazi ,Amazonlar ile Türkmen kadın savaşçılarına benzetir.”
* * Bu ifadeler geç bir dönemde bile Türk kadınının sosyal hiyerarşide erkeklerle çok farklı bir konumda olmadığını gösterirken,ne olmuştur da Türk kadını kara çarşaflarla kapatılarak sessiz bir boyun eğişe şartlandırılmıştır?
* * Yazı dizinin sonunda bu konuda ortak bir paydaya ulaşabileceğimize
inanıyorum.

* * *Başarılar.

spartacus 01-11-2006 16:23

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
7-8. Yüzyıllarda, hala göçer toplumdurlar ve kabileler tarzında yönetim vardır, merkezi düzeyde birliklerde kendi içinde çok çeşitli kabilelerin varlığı ile görülür. Toprağın işlenmesi, sürekli işlenmesi sorunsalı ise, mülki sahipliği ve onu savunmayı(diğerlerine karşı) gücü koşullar, savunma ise eril bir hal almak durumunda kalır, savaşçılar kas ve kol gücüne dayanmaya başlar!! Bu durumda yerleşik olmak tarımdan faydalanmanın asıl yoludur. Zamanla ise tarihde görüyoruz ki, topraktan toplumsal açıdan faydalanmak yerine, topraktan bireysel açıdan fayda ve egemenlikler, üst ve ayrıcalıklar sağlama yönünde insana yabancı gelişimler olmuştur. Dönüşüm eskiyi sürdürme değil, onu tamamen yok etme yönündedir!...

Orhun Abideleri iyi okunur ise, abidelerden bir tanesinde şöyle bir durum vardır. Bir sürü türk boyu sayılmakta ve hatta oğuzlar dahi düşman görülmekte kala kala çok az sayıda türk kaldıklarını söylemektedir. Yani ortada kabileler arası bir durum söz konusu. Yerleşik ve merkezi bir otorite sağlamış Çin ise sürekli olarak bu durumlardan faydalanmışdır. Göçerler ise kıtlık zamanlarında şehirleri yağmalamak zorunda kalmış, sonraki yerleşik toplumsal yaşama geçişde ise, imparatorlar amaçsız uzak seferler vs ile dünyaya güç gösterilerine kadar erilliği temsil etmişlerdir.

Sonraları kabile tarzından yerleşik toplumsal yapı ve merkezi devletlere geçişde ise, mülki ve idari, merkezi ilişki ve kurumların eril bir hal aldığını görürüz. Çünkü toplumsal yapı kadar, düzende değişmiştir.
Şeyh Bedreddin de ise, açıkca Komünal toplum yaşamının tarihi izlerini görmek mümkündür, geçmişten geleni mülki ilişkilerin egemenliğinde menfaat ve çıkar ile fazlaca bozmamış olan, göçer bir kaynaktan gelen Alevi anlayışının kaynağı ise yine buradadır. Ancak böylesi bir yaşam, toplumsal açıdan üretim ve bölüşümün toplumsallığını ön görür, bu durumda ne güç ama nede eril açıdan mülkiyet, bireysel değerini kaybedeceği için, bu ağaların işine gelmez... Sorun ise neyin-mesala din- kullanıldığı değil nasıl ve hangi çıkarlara hizmet ettiği noktasındadır, çözümde yine buradadır.

Son Kabile tarzı toplumlarda, devlet ve kurumlar merkezi düzeyde değillersede, az çok mülki ilişkiler görülür, bu durumda mülkiyetin güce olan muhtaçlığı, bu toplumsal yapıyı kamünal toplumlar ile aynı görülmeyecek derecede erillikler temsil eder, ancak tümüne etkiyemez. Arap yarımadası içinde aynı durum sözkonusudur ve orada görüyoruz ki, merkezi bir otorite ve merkezi bir mülki egemenlikden çok kabile tarzı yaşam sözkonusudur. Dünyanın değişimi ise kabilelerden değil, merkezi egemenlikten yana olmaktadır, din ise burada kullanılan sağlam bir araçtan başka bir şey değildir. Bunun her hangi bir başka ırk yada milletten olmak ile alakası yoktur. Hatice mülk, köle vs sahibi zengin bir kadındır, ancak merkezi feodal otorite ve kabile toplumlarının dağılışı ile birlikte sistemin oturması sonrası, kadınlar mülkden yoksun kalırlar çünkü mülkiyet kökeni kadar saçma olan erilliğide kazanmıştır. Osmanlı ve önceli devletlerdede görürüz ki mülkiyet eril bir ifade kazanmıştır! Artık iktidarlar gibi mülkiyetde babadan oğula geçmektedir, insanlara karşı en sağlam açıdan kullanılan din ise başka bir şey söylermiydi? Hayır tam tersine o görevine hizmet etmek zorunda idi ve mülkiyetin erilliği ve varlığıda Tanrıdan bir ganimet, bir rızk vs olarak işlenecekti. Oysa toprak üzerinde yaşayan herkesindir, -hatta börtüğün böceğin bile- ve erilliğe ihtiyacı yoktur.

Yönetimin güce dayalı olması gereğinin kaynağı mülkiyet isede, insanlık uzun zamanlar böyle bir güce ihtiyaç duymadan yaşamıştır. Göçerler ise sabit bir mülke sahip olmadıkları için, hem içsel güce ve erilliğe ihtiyaç duymamış hemde geçmiş insan yaşamının izleri uzun dönem kendisini korumuştur. Geçmiş dönem ise anaerkil olarak adlandırılsada, köken bakımından doğal ilişkileri Komünal toplumlar ortaya çıkartır. Orada kadın erkek, efendi, köle, rahip, hizmetçi vs gibi yapay ayrımlar yoktur, hiç kimse bu barınak benim, bu mağara benim sahip olmak istiyorsanız bana hizmet edin deme ihtiyacında değildir. Sonralarda ise, Aristoteles'in Atinalılar Devleti kitabının giriş bölümünde 1/5 cilerden bahsedilir. Buna göre tarlalar artık efendilerindir ve geriye kalan çoğunluk o tarlalarda çalışarak ürünün 1/5 ini kendilerine gerisini efendilerine vereceklerdir. Burada güç eril bir biçim alırken, buna bağlı kurumlarda egemen olan anlayışda eril bir biçim almaktadır. Geçmiş dini inançlarda bu yeni duruma göre şekillenmekte ve kullanım alanları bir kurum olarak yeniden şekillenmektedir. Bir zamanlar Arap yarımadası içinde, kent küçük yönetimlerini(köleci toplum) dışta bırakırsak, genel anlamda ilkel durum bu şekildedir. Erillik ihtiyacı gücün menfaatler için şaşmaz bir biçimde kullanılması ile ortaya çıkmıştır, din ise, işin merkezi değil, etrafında dönen kurumlardan sadece bir tanesidir. Bu bakımdan din en etkili silah olarak kullanılırken, İsa kendisini boşuna Tanrının oğlu olarak ifade etmemiştir, çünkü bu ayrıcalık planlarda O'na tahtı sorunsuzca sunacaktır. İşte dinde ister kadın ama isterse güç yönünden olsun, dünya toplumlar yaşamına pararlel olarak kabuk değiştirmişdir. Erilliğin kaynağı din değildir ama din kökeni insanın insana kul edilmesi üzerine kurulu ihtişamlı sarayların sütun direkleri olmakla çok şeyi temsil etmektedir.

dilaver 01-11-2006 16:29

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Selçuk Sultanı Tuğrul, 11. Yızyılda Bağdad’ı işgal ettikten sonra eski halifelerin sarayında Halife El Kasım Biemrillah’ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını büyük bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarihçisi İbni Halikan şöyle anlatır: “…Sefer ayının 15.inci günü prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına mülaki oldu ve altın kumaşlarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi… Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yeri öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi
-----------

* * * * * sayın K.C.
* * * * * bahsettigim hususlarda *Barthold un İslam Medeniyeti Tarihi adlı eseri ile buna Fuad Köprülü nün yaptıgı ilaveler bir de Artamonov un Hazar tarihi adlı eseri ele alınabilir.
* * * * * Bir tek konunun altını çizmek istiyorum.İslam öncesinde Türk toplumunda ya da toplumlarında kadının yeri ve degeri çok çok ön plandaydı,bu konuda hemfikiriz.Ancak benim altını çizmek istedigim nokta islamiyeti eleştirmek pahasına şamanizmin yüceltilmesidir.Kadının eski Türk toplumunda daha ön planda olmasının islami geçmişle bir alakası yoktur.Toplumun içinde bulundugu göçebe ekonomik yapıya uygun bir dini biçimdir şamanizm.Yani kadının kapanması için bir gerekçe dogmamıştır henüz.Kaldı ki islmdan evvel zerdüşt dini de kadını kapamıştır hem de 900 sene evvel.Yerleşik ekonominin ve savaşçı talan ekonomisinin geregidir erkil ideoloji.
* * * * * * *Şimdi yukarıdaki örnegi ele alalım.Bu örnekte gözden kaçırdıgınız iki husus var.
* * * * * * * 1-Selçukluların köle geçmişi ki selçuklular bir nevi memluk idi.Yani köle olarak alınan,islam terbiyesiyle yetişen savaşçı yapildıktan sonra azat edilen bir grup Türk.
* * * * * * * *2-Tugrul halifenin kızını alıyordu başka birinin kızını degil.
* * * * * * * *Dolayısıyla Tugrul un karısına gösterdigi saygıyı bir Türk ün kadına olan saygısı olarak degil bir kölenin efendisine gösterdigi saygı olarak yorumlamak gerekiyor.Kaldı ki bu örnegin eski Türk şamanist geçmişinde bile bir tek örnegi yoktur.
* * * * * * * * Osmanlı toplumunda sultan (padişah kızı )ilişkileri de aynı seyri izler.Padişahın kutsal kanından dogma oldugu için kocası ona bir köle sadakati gösterir.Sadakatsizligi kellesini vermekle son bulabilir nitekim bunun çok örnekleri vardır ve bu örnekler vezir rütbesindedir.
* * * * * * * * Bu örnekten yola çıkarak osmanlı erkeginin kadına deger verdigini iddia edemeyiz.Ancak kutsala olan itaatinden bahsedebiliriz.
* * * * * * * * Türk tarihinde belki kadına deger veren pek çok örnek bulmak mümkün ama şamanist dönemde.Ancak milliyetini bırakıp ümmet olan Tugrul da eski Türk geleneklerinin izlerini ancak savaşçı ruhta aramak gerekiyor.Her şeyden evvel bir köledir ve kölelik kişiliksizliktir.Saniyen müslümandır ve de egemen bir müslümandır,Kur'ana aykırı davranması düşünülemez.Salisen bir despottur.Ama efendisine ve şeriata baglıdır ve Abbasi Halifesine biat içindedir. *
********************
* * * Neye delalate eder Dilaver ? Öyle şey olur mu? Peki neden padişahlığın babadan oğula geçtiği Osmanlı'da o kadar küçük çocuk padişah ilan edilmişken dul eş tahta geçmedi ?
------------------
* * * * * * *sayın sodomo
* * * * * * *Yazımda Kösem Sultan dan,Turhan Sultan dan bahsettigimi zannediyorum.Buna Hürrem Sultanı da ekleyebiliriz.Hatta Pertevnihal Sultanı da.Bunları kaçırdınız herhalde.
* * * * * * * Osmanlıda 1 Bayezid den sonra eş diye bir olay yok.Cariye var,bunun tek istisnası Hürrem.Dolayısıyla padişah öldükten sonra dul eşlerin başına gelen olay Edirne sarayına yerleşmek.Tüm haremleriyle birlikte.Bunun tek istisnası valide sultanlar.Padişah büyüyene kadar iktidar onlarda.Şimdi bu sultanlara bakarak Osmanlıda kadına deger verildigini söyleyebilir miyiz.Sonuçta dul eş tahta geçmiyor ama göstermelik tahtta oturan çocuk padişah namına iktidarı ele alıyor.

************* *
Yahu islam sonrası Arap devletlerinde bir tane kadın yönetici göstersene bana ? Bırak halife düzeyinde vali düzeyinde gösterebilrimisin ?
-------------------
* * * * * Memlukların Mısırı ve El Salih 'in cariyesi Şacar al Durr.El Salih son Eyyubi Sultanı dır.Ölünce kısa bir sürede olsa bu cariye devleti yönetmiş Salih in ölümünü saklamış perde arkasından devleti yönetmiştir.Gerçi bu bir örnek ama gene de bu islamiyete terstir ve kısa sürede tepelenir.

* * * * * *saygılarımla
[/b]

sodomo-- 01-11-2006 19:49

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Dilaver kardeşim, nasıl bir tarih yorumu yapıyorsun öyle ? Hürrem sultanı Osmanlı padişahı yaptın ve oradan da eski Türklerde kadının sultan, hükümdar olabilmesi gerçeği ile eş tutup islamiyeti aklamaya çalıştın.

Güzel kardeşim Hürrem sultan Osmanlı padişahı olmadı hiç bir zaman.
Sultan Süleyman vefat etmiş de o da yeni padişah tahta geçene kadar vekaleten 3-5 gün sağa sola emirler yağdırmış da padişah olmuş....

Bu mu padişahlık ? Senin padişahlık dediğin şey bu mu ? Sen hiç Osmanlı padişahları arasında Hürrem sultan veya başka bir sultanın adı geçtiğini duydun mu tarihçilerden ? Böyle tarih yorumu olur mu?

Hayret ki ne hayret ! Osmanlı padişahı Hürrem Sultan.. Bir yaşıma daha girdim. Böyle kırıntı niteliğindeki durumlardan büyük sonuçlar çıkartılmaz. Tarih de böyle kırıntı niteliğindeki olaylar üzerinden yazılmaz. Bir tek tarihçi yoktur ki Hürrem Sultanı veya başka bir padiah karısını Osmanlı padişahı diye lansetsin. O gün diplomasını alırlar elinden.


Memlukların Mısırı ve El Salih 'in cariyesi Şacar al Durr.El Salih son Eyyubi Sultanı dır.Ölünce kısa bir sürede olsa bu cariye devleti yönetmiş Salih in ölümünü saklamış perde arkasından devleti yönetmiştir.Gerçi bu bir örnek ama gene de bu islamiyete terstir ve kısa sürede tepelenir.

Evet burada da cevabı kendi açıklaman da vermişsin zaten:

"Salih in ölümünü saklamış perde arkasından devleti yönetmiştir"

Bu mu şimdi getirdiğin anti-tez islamda kadının statüsü üstüne ?

Yani bu tip çürük dallara tutunarak mı İslamda kadının statüsünü savunuyorsun.

Arkadaşım bırak bunları da biraz gerçekçi ol. Hiç bir zaman bir İslam devletinde kadın yönetici olamaaaaz ve olmamıştır da. Bu çok bariz ve net bir durumdur. Modern çağa islamı şirin göstereciğiz diye tarihi çarpıtmanın ve bazı gerçekleri saptırmanın bir işe yaramayacağı aşikardır.

Ahmet Yesevi dönemindeki Yesevi tarikatının zikir ayinleri bile kadınlar ile erkekler bir arada bulunabiliyorlar.Musiki,şiir ve vecd li rakslar yapılıyor.Dikkat edilirse Yesevi tarikatı daha sonra nakşibendilige dönüşen ve şu anda en tutucu olan akımlardan biri.

Geçiş sürecidir de ondan. Ahmet Yesevi geldi bütün Türkler anında Arap oldu ve şeriatçı oldu mu zannediyorsun ? Bu tip dönüşümler öyle bir anda olmaz adım adım süreç kendini tamamlar. Ahmet Yesevi döneminde Türklere ait bütün gelenekler bütün canlılığı ile sürmektedir. Hatta bu o kadar böyleki Ahmet Yesevi (1093 1156) kendi eserlerini Arapça veya Farsça değil Türkçe olarak yazmıştır.

----

İslam'ın değerlerini Türk kültürünün değerleri ile kaynaştıran Yesevi öğretisi, özellikle bozkırlarda yaşayan Türk boylarının İslamiyet'i benimsemesini kolaylaştırmıştı.

İslam'ı tanımalarına ve benimsemelerine karşın, varolan değerlerinden kopmayan bu topluluklar için, kentli din bilginlerinin sunduğu kuralcı İslamiyet'ten çok, dervişlerin sunduğu, dine esnek yaklaşan ve eski inançları yadsımayan, bir İslam anlayışı daha yakın gelmiştir. Böylece "şaman" geleneklerinin bir kısmı az ya da çok değişikliklere uğrasa bile varlığını sürdürmek imkanı bulmuştur.

Geleneğe göre, toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi, dinsel törenlerde de kadın-erkek birliktedir. Kazakistan'da "Yesevi Zikri" adı verilen törenlerde, geleneğin islami değerlerle kaynaştırılarak bu gün bile sürdürüldüğü görülebilir. ( http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdi...im=ahmetyesevi )
---------
Bugünün Türkiye'sinde Alevi gelenekleri de islam ile kaynaşık bir vaziyette böyle devam eder ama bunlar hiç bir zaman gerçek islamı yansıtmaz veya Muhammed'in sünneti değildir ve her zaman sapkınlık, sapıklık vb. isimlerle sünnetçiler tarafından karalanagelmişlerdir. Ne demek kadın erkek bir arada ibadet edecek ? Var mı öyle bir şey ? Arap diyrlarında görebilir misin böyle bir şey ? Sünnete uygun mu ? Varit midir ?

Arkadaşım yanlış mantık yürütüyorsun... Bu konu öyle göçebeydi-yerleşik düzene geçti ikilemleri ile anlaşılamaz. Bu durumun sebebi Türklerin müslümanlaştırılmasıdır. Türklerin müslümanlaştırılması bir süreçtir ve bu süreç Osmanlı'nın doğuşundan çok kısa bir süre sonra tamamlanmıştır. Diyebilirim ki Orhan gazi ile birlikte herşey artık bambaşkadır. O kadar böyeldir ki Orhan Gazi dönemi Türk beyliklerine karşı saldırıların düzenlenmeye başladığı dönemdir.

İkincisi sormak lazım Batı uygarlığı koskoca bir aydınlanma dönemi geçirerek kadının statüsünü yükseltirken bir İslam devleti olan Osmanlı ne yapıyordu ? Bir İslam devleti olduğu için değişmeyen şeriat hükümlerine göre yönetiliyor ve fetvalar ile halk idare ediliyordu. Böyle bir şerri anlayış her türlü değişime zaten baştan beri karşıydı ve değişim olacaksa bu daha fazla Arap ve Farslaşarak olacaktı.

Yani "neden Osmanlı aydınlanma çağına giremedi" sorusunun cevabı öyle yerleşik düzen-göçebe düzen ikilemleri ile anlaşılamaz...Bunu sebebi bizi her alanda geri bırakan ve dahi kadını da en aşağı düzeye indiren islamın toplumun iliklerine kadar nüfuz etmesidir.

dilaver 01-11-2006 21:45

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Bu mu şimdi getirdiğin anti-tez islamda kadının statüsü üstüne ?
Yani bu tip çürük dallara tutunarak mı İslamda kadının statüsünü savunuyorsun.

-------------

* * * *gerçekten beni hayretler içinde bıraktınız sodomo.
* * * *ne dedigim ne yazdıgım aşikarken benim söylediklerimden benim islamı savundugum sonucuna varmanız usta bir demagog oldugunuz kuşkusu uyandırıyor bende.
* * * * Benim yazımın ana fikri çok açık :
* * * * Yerleşik ekonominin ve savaşçı talan ekonomisinin geregidir erkil ideoloji.
* * * * *Bunu da belirtmişim.Ancak karşı çıktıgım islamı yermek adına Türk milliyetçiliginin ve egemen sömürüsünün gizlenme çabaları idi.
* * * * *Türk milliyetçiliginin ve egemen sömürünün ululanacak hiç bir tarafını göremedigim gibi bunların en az islamiyet kadar,hatta islamiyetten bile daha tehlikeli oldugunu düşünüyorum.
* * * * * İlk yazdıgım yazıda Hürrem Sultandan bahsetmemiştim.Kösem ve Turhan dan bahsetmiştim.Ama her ne hikmetse siz bir tek Hürrem i aldınız.Kaldı ki bunların içinde bir tek Hürrem kocasının saglıgında iktidar gücünü tadan bir kadın.Süleyman ın gözdesi ki aşıgı olarak da algılayabilirsiniz Makbul İbrahim Paşa nın Maktul İbrahim Paşa olmasına giden süreçte gerçek iktidar Hürrem in elindedir.Oglu Mustafa yı bogdurup perde arkasından seyrederken de Süleymanı nüfuzu alrına alan Hürrem dir.Kaldı ki Osmanlı eşlerinin eş olmadıgını yazan gene benim.Hiç bir yerde Hürremin padişah oldugunu da yazmadım.Böyle bir demagoji yöntemine niye başvurdunuz gerçekten anlamıyorum.
* * * * * * Aklıma gelen tek şey şu.Müslüman olmak zerre kadar beni ilgilendirmiyor,ama Türk olmak da zerre kadar beni ilgilendirmiyor.Kaldı ki binlerce yıllık bir karışım içinde bu topraklarda kim Türk tür,kim Rum dur,kim Kürt tür bunu ayırt etmek de mümkün degil ya.Ama ben bir insanım ve Anadolu luyum.Bu beni ilgilendiriyor.İnsanlık beni ilgilendiriyor.Ve bu topraklar benim vatanım ve vatanım da beni ilgilendiriyor.Herhalde sonucun buna gelebilecegini düşünüp tepki verdiniz.Kim bilir.
* * * * * * Benim yazımda eleştireceginiz taraf Tugrul un durumuydu.Tugrul memluk olma kısmını belki biraz abartmış olabilirim.Ancak başka bir yerde de belirttigim şu konuyu bir düşünün.Selçuk Bey in 4 oglu var;isimleri İsrail,Mikail,Yunus ve Musa.enteresan...
* * * * * * *Kadın hükümdar konusuna bir örnek daha vereyim.
* * * * * * *Mansur un yerine geçen oglu Ebu'l-Kasım Nuh,henüz 13 yaşındaydı.Memleketi onun adına annesi ve 977 yılı sonunda vezir tayin edilen Ebu'l Huseyn Abdullah b. Ahmed Utbi idare ediyorlardı.
Mogol İstilasına kadar Türkistan sf 270 Barthold
* * * * * * *Olabiliyor demek ki ama anne olarak olabiliyor.
* * * * * * *Kaldı ki benim esas karşı çıktıgım olay şu.Kadının aşşagılanması ve sömürüsü islamiyet ile başlayan bir süreç degildir.Esas olarak avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik tarıma geçmesiyle ve davarın evcilleştirilmesiyle başladı.Bu süreci islamiyetle başlatmak kadının sosyal statüsünün yeniden tesisi için hiç bir fayda saglamaz bize.Amerika müslüman degil,Avrupa da ,acaba kadın eril sömürüden kurtulabilmiş mi oralarda.Dikkat çekmek istedigim konu bu idi.Spartacus ve Fredo da bu açılıma katkı yaptılar.
* * * * * * * Kadının cinsel ve sınıfsal olarak ezilip sömürülmesinde islamiyet bir duraktır sadece.
* * * * * * * *Birbirimizin ne dedigini anlayabilmek umuduyla

* * * * * * * *saygılarımla

sodomo-- 02-11-2006 00:45

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Kaldı ki benim esas karşı çıktıgım olay şu.Kadının aşşagılanması ve sömürüsü islamiyet ile başlayan bir süreç degildir.Esas olarak avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik tarıma geçmesiyle ve davarın evcilleştirilmesiyle başladı.Bu süreci islamiyetle başlatmak kadının sosyal statüsünün yeniden tesisi için hiç bir fayda saglamaz bize.Amerika müslüman degil,Avrupa da ,acaba kadın eril sömürüden kurtulabilmiş mi oralarda.Dikkat çekmek istedigim konu bu idi.Spartacus ve Fredo da bu açılıma katkı yaptılar.

Güzel kardeşim bu kadar soyut ve genel teorilerle tarihi açıklayamazsın.

Öyle şey olur mu ?

Konunun "davarların evcilleştirilmesi ile" *ne ilgisi var canım !

Kadının evcilleşmesi ile aşağılanması aynı şey mi ?

Birisi doğal, toplumsal, tarihsel bir dönüşümün göstergesi diğeri ise ideolojik, fikri veya dini bir ayırımcılığın göstergesi.

Avcı topluma geçiş ataerkil aile yapısına geçişin nedenidir ve yerleşik topluma geçişte de durum değişmez ve aile yine ataerkildir.

Ataerkil topluma geçiş çok daha eski tarihlere dayanır ve hiçbir tarihçi de ataerkil toplumun kadın sömürüsü üstüne kurulduğunu iddia etmez. Aynı şekilde anaerkil aile yapısı da erkek sömürüsü falan değildir. Bunlar ailenin ve toplumun tarih içindeki dönüşümünü adlandırmak için ortaya sürülen ayırımlardır. Neden bu kavramlar üzerinden gidiyorsun.

Ne demek eril toplum ? Böyle şey olur mu ? *Biz zaten Türklerin islam öncesi tarihini konuşuyorsak onların aterkil aile yapısına sahip olduğu tarihi konuşuyoruzdur ve çoook çook eskilere gitmiyoruzdur.

Şöyle diyeyim de daha net olsun:

Türkler islamiyeti kabul etmeden önce de aterkil bir toplumdu veya senin tabirinle eril bir toplumdu,

ayrıca islamiyeti kabule ettikten sonra da böyleydiler..

Değişen bir şey yok bu açıdan ve sen her iki dönemi de birbiri ile eşitliyorsun ve arada koskoca islamlaşma tarihini ve bunun neden olduğu kadının "aşağılık bir varlık" düzeyine indirildiği koskoca bir bin yılı *görmemezlikten geliyorsun.

Yahu bir şeriatçı bile bu kadar üstünü örtemezdi olayın.

O halde soruyorum : Türklerin islamlaşmasıyla birlikte ve islamlaşması nedeni ile kadının durumunda değişen bir şey oldu mu ?

Herşey olduğu ve olacağı gibi mi gitti ?
Yoksa da iyiye mi gitti ?
Veya daha kötüye mi ?

Lütfen cevap verir misin...
Diğer konulara ondan sonra bakarız.
Hatalı yorumluyorsun bütün olayları ve bunun sebebi de ideolojik ön-kabullerinde yatıyor.

sodomo-- 02-11-2006 01:22

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Osmanlıda 1 Bayezid den sonra eş diye bir olay yok.Cariye var,bunun tek istisnası Hürrem.Dolayısıyla padişah öldükten sonra dul eşlerin başına gelen olay Edirne sarayına yerleşmek.Tüm haremleriyle birlikte.Bunun tek istisnası valide sultanlar.Padişah büyüyene kadar iktidar onlarda.Şimdi bu sultanlara bakarak Osmanlıda kadına deger verildigini söyleyebilir miyiz.Sonuçta dul eş tahta geçmiyor ama göstermelik tahtta oturan çocuk padişah namına iktidarı ele alıyor. (dilaver)

Bu yazına istinaden yazmıştım ama dedin ki:

Hiç bir yerde Hürremin padişah oldugunu da yazmadım.Böyle bir demagoji yöntemine niye başvurdunuz gerçekten anlamıyorum. (dilaver)

Peki ne ilgisi vardı eski Türklerde kadının hükümdar olması ile bu yazdıklarınızın ?

Ben eski Türklerde kadının hükümdar olmasının islamlaşmadan önceki dönem ile sonraki dönem arasında ki o büyük farkın apaçık göstergesi olarak duruma vurgu yaparken siz "hayır islamlaşmadan sonrada kadın en tepede olabiliyordu" anlamı veren bu cümleleri yazdınız.

Şimdi hangisi demogoji acaba ?

Benim bahsettiğim şey bu mu ? Verdiğiniz cevap benim vurgu yaptığım konuyla ilgili mi veya o çıkarımı çürütecek bir yönü var mı ?

İslamlaşmadan önce Türklerde bir kadın hükümdar olabiliyordu ve ne devlet bürokrasisi ne de toplum bu durumdan hicap duymuyordu ama islam sonrası kadına sadece anne olarak ve annelik sınırları içinde değer verildi. Onun dışında sosyal anlmda değeri 0 dı.

Şimdi demogoji yapmadan itiraz edin bu fikrime lütfen.

dilaver 02-11-2006 15:12

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Ataerkil topluma geçiş çok daha eski tarihlere dayanır ve hiçbir tarihçi de ataerkil toplumun kadın sömürüsü üstüne kurulduğunu iddia etmez. Aynı şekilde anaerkil aile yapısı da erkek sömürüsü falan değildir. Bunlar ailenin ve toplumun tarih içindeki dönüşümünü adlandırmak için ortaya sürülen ayırımlardır. Neden bu kavramlar üzerinden gidiyorsun.
--------------
* * *gereksinin evrimin anasıdır demiştik.Bu toplumların evrimi için de geçerli.Şimdi hangi gereksinimin toplumu erkek egemen hale getirdigini düşünmemiz gerekiyor.Bu topic i ilgilendirdigi kadarıyla sorulacak soru şudur kadının düşüşü ve sömürülmesi İslamiyetle mi başlar ?
* * * Toplum biçimleri zaten tarihçilerin işi degil.
* * * Tüm canlıların birinci işlevi yaşamlarını idame ettirmek ikinci işlevleri de üremek.İnsanoglu da bu işlevini önce leş yiyerek daha sonra toplayarak daha sonra da avlanarak gerçekleştiriyor.Hominidlikten insnlıga geçiş sürecinde kadın erkek ilişkilerinin pek çok bileşim arzedebilecegini varsaymamamız için bir neden yok.İşin bu tarafını geçerek avcı toplayıcı dönemde erkeklerin av peşinde olmalarından dolayı uzun süreli yerleşim yerlerinden ayrı kalmaları tüm denetimin kadınlarda olmasını zorunlu kılıyor.Bu dönemdeki hakim üretim ilişkisi kadından tarafa dogru devam ediyor.
* * * * Eger haftada bir kaç saatlik bir çalışma ile dilediginiz bütün et ve sebzeleri elde edebiliyorsanız o zaman tarım düşüncesine gerek yoktur.Ancak yaklaşık 13,000 sene evvel küresel bir ısınma egilimi son buz çagının bitim aşamasının başlangıcını gösterdi.İklimin şiddeti azaldıkça ormanlar büyük sürüleri besleyen çayırlık ovaları baştan başa kapladı.Bunun sonucu büyük hayvan sürülerinin -mamut,bozkır bizonu,keçi türleri vs yok olmasıdır. Geçim ekolojisi deniz hayvanları ile yabani sıgır ve yabani davar gibi türlere yöneldi.Her bir hayvan sürüsü yok oldukça avcılar kazançlarını telafi edebilmek üzere daha etkili av silahları geliştirdilerDaha etkili silahlar av alanlarının ve av populasyonunun daha da daralmasını getirdi.Bu daralma şimdi bir gereksinimi daha ziyade ortaya çıkarmıştı.Bu besin gereksinimidir.
* * * * * *Bu gereksinin Ortadoguda ve Anadolu da ve İndüs vadisinde zaten bahçecilik şeklinde varolan ilk tarımın geliştirilmesini zorunlu kıldı.Sulak yerlerin yanıbaşlarında ilk tahılların ıslah edilmesiyle geniş tarım kolonileri görülmeye başlandı.Topraga yerleşim başlamıştır.Topraga yerleşmeyle topragın mülk olması dönemi başladı.Artık geniş avlak alanları yerleşik tarımcıların mülkü olmaya başlamıştı.
* * * * * *Orta Dogu nun bir özelligi de buralarda yabani biçimde davarların olmasıydı.Bu hayvanlar tahıl saplarıyla beslandiklerinden yerleşik tarım sahalarına kendiliginden geliyorlardı.Atalarımız için kendiliginden gelen bu hayvanları alıştırıp ehlileştirmeleri zor olmadı.Bu ehlileştirmelerde daha evvelce hayvan kemikleri yoluyla evcilleştirdikleri köpeklerin de büyük yardımlarını görürler.
* * * * * * Şimdi yeni bir durum ortaya çıkmıştır.Toprakların ekilmesi ,davarın evcilleştirilmesi ve davarın besin haricinde yün de vermesi daha geniş bir insan gücüne gereksinim duyulmasına yol açtı.İnsanlar kimlikleri içinde dogdukları topraklarla belirlenmekle birlikte onlar avcı ve toplayıcı oldukları dönemlerde geçimlerini saglamak için o toprakları savunmak zorunda degillerdi.Ama şimdi topraga baglıydılar geçimlerini toprak veriyordu.Daha fazla toprak daha iyi bir geçim demekti.Ya da başkasının işlenmiş topragı daha ucuz besin kaynakları demekti.Topragı mülk edinmekle başlayan bu süreç daha fazla toprak ya da daha ucuz iş gücü gereksinimiyle savaşları dogurdu.Davarın evcilleştirilmesi ile artan bedava işgücü ihtiyacı savaşlarla esirleştirilmiş köle emegine ihtiyaç dogurdu.
* * * * * * * Savaş babaların,erkek kardeşlerin ve ogulların oluşturdukları bir yerleşik çekirdek çevresinde toplulukların örgütlenmesini getirmiştir.Savaş çogalmanın ve ekolojinin baskılarına bir yanıttır.Bu nedenle erkek egemenligi savaşın dogal bir sonucudur.Savaşlar savaşacak erkege yatırım yapmayı gerekli kılmıştır.Bunun sonucunda besin gereksinimi varsa kız çocukların öldürülmesi ve erkek saldırganlıgının bir ödülü olarak kadınlarla ödüllendirilmesi kaçınılmaz olmuştur.Köy toplumlarında savaş ogulların yetiştirilmesini özendirdi ,onların erkeklikleri savaş hazırlıgı için övüldü ve savaş yapamayan kız çocuklarının degeri düşürüldü.Bu tutumda sırasıyla bakımsız bırakma,kötü davranma ve düpedüz öldürme yollarıyla kız çocuk sınırlandırılmasına yol açtı.
* * Konunun "davarların evcilleştirilmesi ile" *ne ilgisi var canım !
* * İşte tüm bunlar insan topluluklarının besin gereksinimi sonucu yerleşik tarıma geçerek davarı evcilleştirmesiyle başladı.Davarı evcilleştirme köle emegi gereksinimi yarattı.Artı emegi ve artı emek sömürüsünü ortaya çıkardı.Davar sahibi, kölenin bedava çalıştırılmasıyla bir refaha sahip oldugunu gördü.Şimdi sınıflar da ortaya çıkmaya başlamıştır.Tarlada çalışacak ve davara bakacak olan kölenin kadın ya da erkek farketmemesi kadınların da sınıfsal olarak sömürüden pay almalarını sagladı.Şimdi kadın iki türlü sömürülmektedirler.Hem cinsel hem de sınıfsal.
* * * Din ise burada bu sömürüyü meşrulaştırma işlevi gördü.İslamiyetin etkisinin kadınlar üzerinde iki misli görünmesinin sebebi kadınsal sömürünün bu ikili niteliginden kaynaklanmaktadır.İslamiyet hem sınıfsal sömürüyü hem de cinsel sömürüyü meşrulaştırmaktadır.Bunu da bilinmeyen bir kutsala havale ederek yapmaktadır.
* * * *Ancak demin izah etmeye çalıştıgım nedenlerden dolayı bu bir tek islamiyetin ayıbı degildir.Bu süreçlerden geçen her toplumda kadının akibeti aynı olmuştur.İslamiyet bu sürece geçirilen kılıflardan biridir sadece.
* * * *Kutsalın erken devletlerin kuruluşunda çok önemli bir rolü var.Devlet öncesinden devlete geçişte kutsal olmazsa olmaz bir rol oynuyor.Ama bu topikin konusu degil.

* * * *saygılarımla

spartacus 02-11-2006 17:34

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Uzağa gitmiyoruz, Eskişehir yörelerine düşüyor yolumuz.
Ana Tanrıça Kibele'nin bereketli ellerini tutuyoruz.

MÖ 700 lü yıllarda Frigya uygarlığı ile, Ana Tanrıça Kibele, tarihinin doruk noktalarını yaşamaktadır. O'nun adına kutsal alan ve törenlerin yapıldığı bir dönem...

Çam Ağacı efsanesi vardır, Kibele'nin aşkından bir genci çam ağacına dönüştürmesinin efsanesi.
Kibele bir delikanlıya aşık olur. Oysa delikanlı bir şehir kralının kızı ile evlenecektir. Evlilik günü yakınlaşmış düğün merasimleri yerli yerince planlanmıştır. Tam düğün anında, Kibele olanca ihtişamı ile ortaya çıkmış. Aşık olduğu genci çılgına çevirmiş. Genç Kibelenin kutsal gücü altında çılgınca danslara başlamış, o kadar çılgınlığa ermiş ki, aldığı bir bıçak ile erkeklik organını kesmiş.
Etrafa saçılan kanlardan, toprakda bitkiler yeşermiş, ölen gencin kendisinden ise çam ağacı oluşmuş. Kibele aşık olduğu o gencin dönüştüğü o çam ağacının hiç bozulmamasını sağlar ve böylelikle yaz kış, o ağaç hep yeşil kalır, her daim yaprağı olur.

Buradan çıkan sonuç: Bir zamanlar kutsal olan doğum, tanrısal olan doğum ve doğurgan olan kadının yerini, erillik almaktadır. Toprak erillik ile yeşerirken, o artık kutsal olmaya doğru yol almaktadır. Ortada ise henüz sonraki dinler yoktur, krallıklar, savaşlar, toprak, köle ve mülkiyet derken, artık tanrılarda, kutsal sayılanlarda, mülkiyetin erilliğine ve güce olan dayanağına doğru evrimleşmektedir. Toprak hiç kimsenin değildir, ondan çıkan yemişi yiyecek, suyunu içeceksiniz ama asla benimdir demeyecekseniz. Aksi insanların kanı ile suladığınız toprak, hayatın kaynağı olan toprak, insanın insana olan egemenlik ve zalimliklerininde bir sonucuna dönüşür.

Mülkiyet ilişkileri, insanlar ve toplumlar yaşamını yeniden şekillendirirken, savaşlara, insanlar arası iflah olmaz ast ve üst ilişkilerine doğru evrimleşmiştir. O haldedir ki, bırakın ayrı ayrı toplumların birbirine yabancılaşmasını, ayrışmasını, savaşmasını aynı soy ve kütükden olan toplumlarda içsel açıdan parçalı gruplara, hakim, esir, efendi, köle, efendi, hizmetçi, kral, cariye vs.. bölünmüştür. Artık toplumlar tek bir parça halinde değil, içsel açıdan parçalanmış olan bir bütünün bir temsiline doğru gelişmiştir. Artık hiç kimse yaşadıkları coğrafyada, toprak a.n.a karşısında eşit değildir, kimisi toprak a.n.anın sahibidir, ama diğer çoğunluk kimiside o a.n.anın kölesi. Toprak a.n.a ise sahibinin gücü oranında ona hizmet edecektir, işte bu hizmetin korunağı ve elde edilişi ise güce dayanmakla erilliğe evrilecektir. Bu bir zamanlar kutsal olan doğum ve kadının yerini, artık kutsal metinlerde dahi erkeğin temsil ettiği erillik ve efsanede kanlar saçan organ ile ifade edilir olacaktır. Bu süreç bir geçiş dönemidir ve insanlar açısından çok kanlar akacaktır. Tarihin ilk paylaşım savaşlarıda aslında paylaşamama savaşlarıda bir zamanların tek ama tek bir ırkı olan İnsan tarihine, kara kaplı yazıtlar olarak girecektir. Savaşlar ve silahlar gibi, dinlerde ve dini motiflerde buna uygun olarak tarihi görevlerinde yerlerini alacaklardır.

Masal Kahramanlarımız.
Kibele: Ana Tanrıça
Attis: *Tanrıçanın aşkından çıldırdığı ve çıldırttığı erkek.
Pessinus : Eskişehir dolaylarında bir yer, Attis'in evleneceği Kızın babasının kralı olduğu yerleşim.
Çam Ağacı: Attis'in ölümü ile topraktan yükselen ağaç.

sodomo-- 03-11-2006 01:10

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Hominidlikten insnlıga geçiş sürecinde kadın erkek ilişkilerinin pek çok bileşim arzedebilecegini varsaymamamız için bir neden yok (dilaver)

Açıkçası bu cümleden sonra yazını okumak içimden gelmedi, kusura bakma polemiği burada kesiyorum.

KC lütfen kaldığın yerden devam ediver...

spartacus 03-11-2006 12:21

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Sevgili K.C. İlhan Arsel alıntıladığınız çalışmalarında, islamiyetin kaynağı olduğu, onunla ortaya çıkan ve dolayısı ile islamiyetin kadına olan bakışını incelemektedir, öncesine gitmek ise, evrensel açıdan kadının 2. sınıf insan edilmesini incelemek değil, islamın nelere mal olduğunu göstermek açısından yöntemi bir bakıştır. Yani ana başlık Şeriat ve Kadın, islamda Kadın, ara başlıklar ise İslamın Kadına bakışıdır. Yani amaç evveli anlatmak değil, islamın nelere mal olduğunu göstermek içindir, o incelemelerin önü, islam evveli kadın başlığına açık değildir, aksine islam ve kadın konusunu işlemektedir. Bu açıdan malesef sadece Türk değil diğer tüm uluslardan kadınlar aynı kaderi paylaşmıştır, evvelleride hemen hemen hepsinde aynıdır.

Konu kadını değil sadece islamiyet öncesi Türk Kadınını ırkçı bir eksen ile ele alacak ise, evrensel bir açılımda ve islamiyet öncesi kadını 2. sınıf yapan ana unsurların tahliline girmek yerine, kadının ezilmişliği, hor görülmüşlüğü biz bir zamanlar üstünmüşüz imzasını atmak için araç edilecek ise, bu düzlemde kadın yine özgür olmayacaktır. -Çünkü bu konuda dünyanın tüm insanları bir zamanlar üstündü, Germenlerin erken dönemleri incelenebilir- Batıdan gelen Friglerden verdiğim efsane göstermektedir ki, tamda o dönemler verili koşullarda henüz çok keskin ayrımlar sözkonusu değildir, ama keskinleşmeye doğru evrilen sürecin varlığı sözkonusudur. Bu duruma ırki bir yaklaşım ile pay çıkartma bakışında ise, yine cins kullanılacak ve başka anlamlara araç edilecektir, politika malzemesi yapılacaktır. Peki amaç nedir ? Kadın'ın ezilmişliğini kavramak, bunun nedenlerine inmek mi yoksa salt sonuçları kullanarak... asıl nedenlerin üstünü örtmek mi? *Eğer islamiyet ise, forumlarda islami dönemde kadına olan bakış ve uygulamalar zaten incelenmektedir-zaten islamiyetde bir kılıftır-, hayır onun gölgesi düşmeksizin evveli ele almak ise evrensel bir bakışı gerektirir. Dinler uygulamalar için birer sonuçturlar, uygulamalara geçirilmiş meşru?! kılıflardır. Kadın konsunda olduğu gibi, diğer konulardada dinin görevi, sibob vazifesi görmektir, dinlerden özgürlüğün temeli ise onu gereksinim haline getiren toplumsal öz ve hakim kesimlerin kullanım amaçlarına kadar inmektir. Dinler İnsanlık tarihinin menfaatler ölçüsünde yazılmış yasalarını, kavanozun kapağını oluştururlar, kavanozun içinde kadın da vardır ve önemli olan kapak değil, onun açılmamacasına kapatılmasından menfaat oluşturanlardır. Bu yasaların oluşum ve gelişiminin kaynağı bu iken din, erkek, kadın, ırk vs ayrımlarıda birer sonucudurlar.
Ara bir örnek, Cumhuriyet dönemi ayaklanmalarının özünde Toprak Reformu vardır, bu ağaların uçsuz bucaksız toprağının ellerinden gitmesi demektir ve en iyi silah olarak dini elden gidiyor diye geniş kesimleri kullanmışlardır. Amacı şeriat olan tek bir ayaklanma yoktur, bizi perde önü değil perde gerisi ilgilendiriyor.

Teoloji tarihinde açıkca görmekteyiz ki, bırakın MÖ 700 leri MÖ 4000 lerde dahi, ilahi kahramanların en tepesinde oturan ve en önemli mevkilerde olanlar erkek tanrılardır. Yani burada mevki açısından cins ayrımının köklerinin daha derinlerde olduğunu ve bu zaman döneminde kalan hiç bir insan ırkının kadın ile erkeğe eşit mesafede durduğu görülmemektedir. Kral, Hakan, Ağa, Efendi, Bey vs kadınları baz alınır ise, o halde Türkiyede kadına şiddet yoktur çünkü *Büyük zenginler eşine şiddet uygulamamıştır, hatrı sayılır yönetici ve politikacılarında uygulamadığı görülmektedir.
Yüzyıla yakın bir zaman Laik Türkiye'de Şiddet olaylarında birincilik *%75 ile kadına yöneltilen şiddet alıyor.

...Fransa'da her dört günde bir kadın eşi tarafından dövüldüğü için ölmektedir(neden acaba?)..........

http://web.amnesty.org/library/index/ENGEUR210012006

http://www.amnesty-turkiye.org/v1912200301.si

Kadın konusunda olsun toplumsal yaşam konusunda olsun dinlerin ana diğer görevi, adaletsiz ve dengesiz toplum yapısının, bu adaletsizliğe yol açan unsurlarını meşrulaştırma üzerinedir. Burada ana sorular, kim adına ve kimin çıkarına meşrulaştırma ve neden sorularıdır. İslamiyet olsun diğerleri olsun, bunlar birer sonuçturlar. Önemli olan insanlar ve toplum yaşamı açısından bu sonuçları doğuran yada olumlayan koşulların, bu koşulları oluşturan unsurların tespit edilmesi noktasıdır. İslamiyet ise kadın konusunda bilinen gerçektir, kadın'ın şeytan yapıldığı, onu birer suçlu cins konumuna koyduğu, kadın ve erkeği ayırmanın son doruğu olduğu, ganimetler düzeyine ve kullanıma açık meşru zeminler oluşturduğu, kadınıda MÜLKİYET yaptığı, sahibinin hizmetçisi yaptığı.... bilinen gerçeklerdir. Burada meşrulaştırma sancıları vardır ve açıkca öncelikli ele alınması gereken bu meşruluğun ne ve kimler adına sağlandığıdır? Erkek özgürmüdür peki? Ya toprak?

İslamiyet değil, tüm dinler öncesi kadın ile erkek ayırdımı yoktur ve kadın ergen kutsal oluşumlarda kutsal sayılır. Doğum kutsal bir olgudur, toprakda öyle. Erken dönem bulgularında heykellerde kadın memelerinin çok ve aşırı iri çizimi ve resimleri ve heykelleri sözkonusu iken, sonraki dönemlerde eril organların abartıya uğradığını görürüz, bu her yerde hemen hemen aynıdır, çünkü iş güç temsillerine dönüşmüştür! Sonrası ise malum, amaçsız kıtalar arası akımlar ve eril güç gösterileri!!
Kadının kaderinin belirleyici unsuru toprak a.nadır. Kaderleri aynıdır!! Sorun topraktır, tüm savaşların, dinlerin, egemenliklerin kaynağı toprağa sahip olmaktır. Toprağa sahip olan, kadına da sahip olmuştur. Öyleki basit bir örnekle mülk ve malın paylaşımı gerçeğinde, kadın ele giden, yabancıya giden olarak görüldüğü için aşağılanmıştır, amaç kadının mal ve mülk, toprak talebinde bulunmasının önüne geçmektir ve bu süreç islam ile değil daha başından toprak, mal, mülk gerçeği ile başlamıştır. Sonrasında se toplumlar hukukunun belirleyici olan dinde, hukuki çerçevede kadının dezavantajına olarak meşrulaşmış, yasalaşmıştır, kadın mülke sahip olamaz olmamalıdır, çünkü toprağa sahip olmak onu işleyecek, mızmız bebeklerin bakımı yüzünden geri plana düşecek kadın gücüne olan ihtiyacın karşılamazlığı, toprağı koruyacak kas ve kol ve savaşçı gücü onları en başından topraktan mahrum bırakmış ve paylaşım haklarınıda bertaraf etmiştir!!!! Bitmek bilmez ve insanın insanı havadan sudan ve sahte sebeblerle öldürmesinin kaynağıda, toprağa sahip olmak, onun üzerinde insanları çalıştırarak onlarada esir, işçi vs düzeyde sahip olma anlayışıdır, işte bu sahte sebeblerde din iyi araç olmak ile, kötü rolleri üstlenmiştir
Toprak özgür olmadıkça kadında özgür olamayacaktır, güce olan ihtiyaç ve güce olan tapım insanlar arası ayrıcalıkları oluşturduğu ve her gün yeniden ve farklı kabuklar-kılıflar- altında ürettiği sürece mümkün olmayacaktır. İslamiyet bir kabuk, bir kılıftır, amaç menfaatler ve zenginlikler bunların kaynağı olan mülklere sahip olmaktır.

Kızılderililer bu duruma çok güzel bir açıklık getirmişlerdir, Avrupalılar geldiğinde bizim sınırsız topraklarımız onların Mukaddes Kitapları vardı, şimdi bizim mukaddes kitabımız onların toprağı var.

K.C. 03-11-2006 13:58

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Alıntı:

Kadın konusunda olsun toplumsal yaşam konusunda olsun dinlerin ana diğer görevi, adaletsiz ve dengesiz toplum yapısının, bu adaletsizliğe yol açan unsurlarını meşrulaştırma üzerinedir.
+1

Sevgili Spartacus,
İlhan Arsel'in olaya bakış açısını az çok anlayabiliyorum. Kitabın diğer bölümlerinde de 'taraf' olduğu açıkça belli zaten. Bu 'taraf'ı da İslamı ve ilgili hadislerle Kur'an'ı bilen kişilerin kolaylıkla ayırt edebileceğini düşünüyorum. Ben kendi açımdan kitabın diğer bölümlerinde kitabı okurken de notlar düştüğüm eleştirilerim oldu. Ancak Tarih açısından fukara olduğumdan sadece buraya alıntı yaparak yorumlarımı katmadan yazmayı tercih ediyorum. Gelen cevapların ve yorumların da oldukça yararlı olduğunu düşünüyor ve görüyorum.

İlhan Arsel İslamiyet öncesi Türk kadınını ve Arap kadınını anlatırken bir tarihçiden ziyade; İslamı ve İslamın kadına bakış açısını benimseyip savunanların en büyük sloganlarını çürütme gayret ve amacında bence.

İlhan Arsel'in çabasının 'İslam kadına hak ettiği değeri vermiştir' sözlerinin gerçekliğini benimseyenlere, İslam öncesi (Cahiliye devri) kadınının çok değersiz, hiçbir hakkı olmayan bir mahluk, daha çocukken öldürülen bir cins olduğunu savunanlara karşı 'Hayır, bu söyledikleriniz şu şu gerçeklerle çelişmektedir' demek ve göstermek amaçlı bir çaba olarak görüyorum..

spartacus 03-11-2006 14:13

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Haklısın K.C. ve değerli İlhan Arsel'in değerli araştırmaları çağımıza ışık tutmaktadır. Sahte söylemler ve bu sahteciliğin ardına saklanan gerçeği gözlerimizin önüne seriyor.

Yazıda aktardığım linkde GİRİŞ bölümünden kısacık pasajı buraya almak istiyorum. Böylesine kısacık bir pasajın, insanlığın olduğu kadar kadınların da çilesinin özünü teşkil ediyor. Keşkede yarin yanağından gayrı, bizler için güzel olan bu dünyada, insanlar olarak hep beraber olabilsek ve hep beraber diyebilse idik, buğdayın başağını hiç bir art niyet gözetmeden, el birliği ile insanların elinde danelenmesi, un edilmesi, ekmek edilmesi ve hep beraber yenmesinden daha güzel ne olabilirdi ki. Kanarsada elimiz, toprağa kan düşersede bu gülünden aldığımız dikenden olsa idi, şekerini aldığımız bitkiden, yemişini yediğimiz ağacın budağından olsa idi, ne analar gözyaşlarına ne insanlar kendi kanlarında boğulmayacaktı. 2 Önce yazımda dediğim gibi düşünüyorum bu konuda, özlemlerimde fikrimde bu yönde gelişiyor. "Toprak hiç kimsenin değildir, ondan çıkan yemişi yiyecek, suyunu içeceksiniz ama asla benimdir demeyecekseniz. Aksi insanların kanı ile suladığınız toprak, hayatın kaynağı olan toprak, insanın insana olan egemenlik ve zalimliklerininde bir sonucuna dönüşür. demiştim"

"G. 15 yaşındayken ailesi onu, çiftliklerinin borcunu ödemede yardımcı olması karşılığında komşularına eş olarak verdi. Kocası onu düzenli olarak hastanelik oluncaya değin dövüyor ve tecavüz ediyordu. G. Iki kez korunmak için polise gitti ama polisler sorunun kişisel olduğu için bir şey yapamayacaklarını söylediler. 20 yaşına geldiğinde iki çocuğuyla birlikte kaçtı ama ailesi ve kocası onu buldular. Kocası onu bir sopayla döverken, annesi de tutuyordu. Kocası çocuklarını elinden aldı ve bir daha çocuklarını göremedi. G. ABD’ye kaçarak sığınma talebinde bulundu. 2000 yılında, bir göçmen hakimi G.nin avukatına, onun El Salvador’a geri gönderilmesini emretmeye niyetli olduğunu söyledi. (iligi site giriş bölümünden, link aşağıda)"

http://www.amnesty-turkiye.org/v1912200301.si

istavrit 03-11-2006 18:19

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Avrupalılar geldiğinde bizim sınırsız topraklarımız onların Mukaddes Kitapları vardı, şimdi bizim mukaddes kitabımız onların toprağı var.

cok dogru bir tespit,

amerikada ve kanadada *bir kac kizilderili kasabasina gittim...

beyaz adam onlara baris cubugu ates suyu birde ellerine kutsal kitabi vererek uyusturmuslar..

kizilderiler statu olarak ayricalikli insanlardir orada..kimliklerini gosterirler vergi odemezler..ama seslerinide cikaramazlar...

kimliklerini gosterir her turlu saglik hizmetlerinden faydalanirlar..
dunyada sigaraya en yuksek vergi amerika kitasinda alinir fakat kizilderiler vergisiz sigara icerler..

ve sosyal haklar onlar icin double'dir..

bu onlarin kimliklerini ve kisiliklerini satin almanin bedelidir..

frodo 20-11-2006 17:51

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Sevgili K.C

* * * * *Başlığını öksüz bıraktın???

vartor 20-11-2006 18:54

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
Satihta, her ne kadar kadin, islamiyet oncesi ve sonrasi, ikinci planda gozukuyorsa da o kadar da degil. Her basarili erkegin arkasinda bir kadin vardir sozu, her zaman icin gecerli oldugunu, hem tarihte hem de gunumuzde dogru oldugu gorusundeyim.
* * On planda olmamasi kadinin, belki de bir kadin taktigidir. Fizkte erkekten daha zayif oldugu asikar olan kadin, bu dezavantajini, asirlardir zekasiyla telafi etmeyi becermis, erkegi bir nevi kullanmistir.
* * Erkegi agresiflige, istemese de "basarili"olmaga itmesini asirlardir becerebilmistir.
* * *Islam, satihta bunu engellemis gibi gorunuyorsa da, asiri dincilere degil de, genel olarak bakildiginda, kadini yenememistir........

K.C. 04-12-2006 11:33

Re: İslamiyet öncesi KADIN
 
6) Cüveyni'nin Kaleminden Türkan Hatun ve Raziye Sultan Örnekleri:

13. Y.Yılın ünlü yazarlarından Ata Malik Cüveyni, "Tarih Cihan" adlı yapıtında Cengiz Han ailesinden söz ederken Türk kadınının yeteneklerini över. Özellikle Türkan Hatun'un devlet işlerindeki becerikliliğini, haysiyet duygusuna verdiği yeri (ve örneğin kocası Sultan Osman'ı saygılı davranmıyor diye Sultan Mehmed'e şikayet etmesini) nakleder ki çok ilginçtir.

Yine Cüveyni'den öğrenmekteyiz ki İlhanlıların 13. yüzyılda İslam'ı kabul etmelerinden sonra, eski Türk geleneklerinde ve özellikle kadına saygı değerlerinde gerileme başlamıştır. Raziye Sultan örneği bunu kanıtlamaya yeterlidir. Gerçekten de Raziye, 1236 ila 1240 yılları arasında Delhi tahtını işgal etmiştir. Babası İl-Tutmuş, tüm danışmanlarının itirazlarına rağmen onu veliahdlığa getirmiştir. İl-Tutmuş'un ölümünden sonra saray erkanı, devletin bir kadın tarafından idare edilmesini istememiş ve tahta İl-Tutmuş'un oğullarından birini, Ruknuddin Firuz'u getirmiştir. Fakat bu hükümdarın kötü yönetimi yüzünden ihtilal patlak vermiş ve halk, ordu ile birlik olup Raziye'yi tahta çıkarmıştır.

Raziye döneminde Delhi fevkalade iyi bir yönetime kavuşmuştur. Son derece akıllı ve geniş görüşlü olan Raziye, kadınlara özgürlük sağlamak üzere her şeyden önce peçe ve çarşafı kaldırmış ve kendisi de buna örnek olmuştur. Çarşaf giymek şöyle dursun, fakat saltanatının en parlak döneminde kadın elbisesiyle değil, çoğu kez erkek kıyafetine girerek dolaşmayı tercih etmiştir. Böylece gerici çevrelere, insan varlığının geleneklere köle olmaması gerektiği dersini vermiştir.

Her ne kadar bu cesur ve özgür davranışı, ona pahalıya patlamış ve tahtından olmasına yol açmış ise de, yüzyıllar içerisinde yararlı ve etkili bir örneğe zemin teşkil etmek bakımından zikredilmeye değer niteliğini yitirmemiştir.*

Çüveyni'nin yukarıdaki kitabı İngilizceye The Hisitory of the Word Conquieror olarak çevrilmiştir. Yukarıdaki hususlar için bk. Vol. I, 465 ve d.

Şems al-Din İl Tutmuş (1210-1236) Bağdat halifesi Mustansir Bi'llah tarafından resmen tanınan Hindistan'ın ilk müslüman hükümdarıdır.

*Softa zihniyet temsilcisi çoğu Emir'ler onun tahttan indirilmesinde rol oynamışlardır. Bk. Seyyid Feyyaz Mahmud, A. Short History of Islam (Oxford Univer. Press, Pakistan Branch, 1960) 265.

K.C. 28-07-2008 01:39

Alıntı:

frodo´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 49112)
Sevgili K.C

* * * * *Başlığını öksüz bıraktın???

Notlarıma bir ara bakmam gerekiyor. İslamiyet öncesi Türk Kadını mevzuu bittiyse söz verdiğim gibi Arap kadınına geçeceğim.

dilaver 28-07-2008 02:00

Yahu KC , bu başlık benim sitede ilk yazdıgm ve muhalif oldugum ilk başlıklardan biri idi. :)

Nostaljisi var. Devam et lütfen. Kadın ile ilgili bir başlık a ilerleyen zamanlarda ben açacam , ama o biraz farklı olacak. :eek:

saygılarımla

K.C. 28-07-2008 02:28

Yahu KC , bu başlık benim sitede ilk yazdıgm ve muhalif oldugum ilk başlıklardan biri idi.
Hala muhalif misin? :D

dilaver 28-07-2008 02:42

Sevgili KC

evet hala muhalifim. :) Ama başlıklara degil fikirlere

saygılarımla

Firestorm 26-09-2012 15:08

Arap yarımadasında ki durum hakkında detaylı bilgiyi nerde bulabilirim?

çakırcalı 24-01-2014 00:37

Alıntı:

kuvvaci´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 47187)
Sevgili K.C!

Dedem Korkut hikayelerinde bile Erkeklerle kadınların güreş tuttukları anlatılır. Yani bu derece bırakın saçının bir telinin görünmesi veya görünmemesi davasını. Ayrıca ben Arap toplumununda da *islamiyetten önce kadına şimdikinden çok daha fazla değer verdiğini düşünüyorum. Çünkü eğer bir toplum tanrılarına kadın ismi veriyorsa bence o toplum kadınlarını en yüksek mertebeye çıkarıyordur. Malumunuz üzre lat uzza ve menat birer tanrıçadır. *kadını aşağı gören bir toplum niye tanrılarını kadın yapıp tapınsınlar ki... Ayrıca Sn İlhan Hocamızın kitabından alıntılarınızı bekliyorum ve bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Saygılarımla dostça
kalın

Zaten Al-İlah da Ay Tanrıçasıydı, Muhammedle birlikte erkekleşti ve hatta anladığım kadarıyla Muhammed'in oğlu olmaması nedeniyle kendisine alay yollu "Diğer tanrıçalar da Allah'ın kızıdır o zaman. Demek ki senin Allah'ının da oğlu olmuyor.." gibisinden takılıyor yahut uzlaşı yolu arıyor olsalardı ki, Kur'an'ın bazı yerlerinde "Kendilerine oğulları bana kızları mı yakıştırıyorlar. Allah onları bir kız çocukla cezalandırsın da görsünler ebelerinin hımını. Öldürecekler mi gömecekler mi düşünsünler artık..." gibisinden hasetlik çat-patları görülüyor. Ne acı, kız çocuğunun ne olarak doğduğunu özetleyen ayetlerdir...


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:20 .