![]() |
İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
Pante hatırlar, bir zamanlar cevabını aradığım bir soru vardı. İbrani tarihi hakkında Eski Ahit dışında kaynak var mı? Bunları nerde bulabiliriz? O zaman kimseden açıklama gelmemişti. Server Tanilli'nin Yüzyılların Gerçeği ve Mirası I. Cilt'inde bu konuda fazla olmasa da bazı bilgiler var. *Bence oldukça yararlı bilgiler. Bir taraftan kendim öğrenirken diğer taraftan sizlerle de paylaşayım dedim.
M.Ö. III. binyılda Filistin'İn güneyinde ve batısında oturan ve Sami dili konuşan halka daha sonraları Yunan tarihçilerinin verdiği ad ile Fenikeliler deniyor. Fenikeliler ilkçağda denizlerin fatihi olarak ün kazanıyorlar. Bu bölgede yayılıyorlar ve Suriye kıyısındaki ilk yerleşim yerleri olan Ugarit, Gebal (Byblos), Sidon ve Tyr gibi kentleri kuruyorlar. Bunlar balıkçı köylerinden büyüyerek kentler haline gelirken, toplumsal yaşam da klandan ortakçılığa doğru dönüşüyor. Her kent ayrı bir devlet oluyor ve hepsinin kendi tanrıları var. Bu bölge Mısır ve Hitit devletinin hep ele geçirmeye çalıştığı, dönem dönem bunun için savaştıkları bir bölge oluyor. Ugarit Mısır ve Girit'le ticari ilişkileri olan önemli bir devlet. Ugarit ve Gebal bir sönem Mısır'a sonra Hititlere bağımlı kalıyor. M.Ö. 13. yüzyılda Mısır zayıflayınca bağımsızlaşıyorlar. Tyr kenti de öne çıkan bir başka kent. En ünlü kralı Hiram. Güçlü bir deniz filosuna sahip. Fenikeliler Yunan uygarlığının denizlerde güçlenmesine kadar Akdenizin birçok yerine ulaştılar ve hatta koloniler kurdular. Kartaca bir Fenike kolonisidir. Ancak ticaret dışında askeri fetihlerden sözedilmez. http://www.haberbilgi.com/bilim/tarih/fenikeliler.html Fenike kralları kendilerinde tanrısal nitelikler görüyorlar. Örneğin Sidon kralı soyunu tanrıya kadar çıkarıyor. Gebal kentinin kurucusunun olan da bir tanrı. Adı El. Tyr'in başlıca tanrısı ise Melkart. Fenike dilinde "kentin kralı" anlamına geliyor. Gebal, Ugarit, Sidon ve Tyr kentlerinin kralları aynı zamanda kentlerinin en büyük rahipleri de, ayinlere katılıp, ayinlere başkanlık ediyorlar. Yine de Babil ve Mısır kralları kadar despot değiller. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
Fenike Uygarlığı ve Dini
Fenikeliler tarihe alfabeyi bulan uygarlık olarak geçtiler. M.Ö. 2. binyılda farklı Fenike kentleri ayrı tarzlarda geliştirilmiş alfabe yazısını kullanmaya başlamışlardı. Kuzeyde Ugarit'te çiviyazısına dayanırken, güneyde Mısırlıların hiyeroglifinden geliştirilmiş bir alfabe ortaya çıktı. Fenike alfabesinin eksikliği seslileri gösteren işaretlerin olmaması idi. Bu özellik bu alfabenin ardılları olan İbrani ve Arap alfabelerinde de sürdü. Fenike edebiyatında ağırlıklı olarak dinsel ve mitolojik temalar işlendi. Ancak bunlar dışında tarihsel bir edebiyatın da başladığı görülüyor. Ras-Şamra höyüğünde yapılan (Ugarit) kazılarında Fenike uygarlığı ile ilgili binlerce tablet bulundu. Ugarit ile ilgili daha fazla bilgi için: http://mezopotamya.tripod.com/ugarit_kenti.html Fenikelilerin dininde resmi devlet dini ve tarımcı halk dini bir noktada birleşiyordu. Her devletin resmi tanrıları vardı. Örneğin Gebal'da Adonis ve Astarte; Ugarit'te Aleyin ve Alet; Tyr'de Melkart ("eşi"nin adı bilinmiyor) resmi tanrılardı. Baal (El) ve Baalat hepsinde kutsal tanrı ve tanrıça idi. Halkın dini ise bitki ve üreme tapımlarına dayalı idi. Bu nitelikler tanrılara yakıştırılıyor ve resmi din ile halk dini birleştirilerek her ikisini birden ifade eden bir Fenike dini yaratılıyordu. Tarımla ilgili kültler yağmur, bereket, çift sürme ve ekme, hasat, buğday ve şarap tanrılarına adanmıştı. Başarılı bir hasat için, bereket ve bol doğum için bu tanrılara tapılıyor, büyüler ve ayinler yapılıyordu. Fenikelilerin dini, böylelikle, *daha sonra ortaya çıkacak olan İbrani dininin temellerini atıyordu. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
sevgili sargon;
konu benimde merak ettigim bir konu yani ibranilerin kökü. yazdiklarin cok güzel ve mantiga uygun. ama eger yanlis hatirlamiyorsam, ibraniler misirdan cikipta filistine geldiklerinde fenikeliler hala ordaydi hatta fenikeliler arasinda bazi ibranilerde vardi yani misira gitmemis yada büyük cikistan önce gelenler vardi.bunlar fenikelilerden ayrilipta misira gitmis sonra büyük cikisi yapip tekrar gelenler olabilir ama geldiklerinde fenikelileri yabanci saymislar hatta onari katletmislerdi. not: yanlis hatirliyor olabilirim. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
Fenikelilerin yaşadığı topraklara arka arkaya göçler yaşanır. İbranilerin göçlerinden önce başka bir Sami halkı olan Amoritlerin göçleri yaşanır. Yarı göçebe Amoritlerle zaman zaman tarımla da uğraşmakla beraber aslen çobandır. Hep olduğu gibi yine göçebeler, yerleşiklerin kültürünü benimserler. Ancak göçler sürer. Mezopotamya ve Mısır'dan sürekli göç alan bir bölgedir Suriye ve Filistin. Eski Ahit'te bahsedilen Kenan adının Fenikeliler için mi yoksa Fenike, Amorit ve diğer göçenlerin karışımına verilen bir ad mı olduğu açık değil. Muhtemelen buradaki tüm halklar için Kenanlılar deniyor.
İbranilerin bu topraklara göçü düzenli bir askeri sefer değil, parça parça sızma şeklindeydi. Kimi zaman önlerine çıkanları öldürüyor, kimi zaman köle ediyor, kimi zamanda Kenanlılarla yan yana yerleşiyorlardı. Musa'nın Mısır'dan İsrail topraklarına göçü olarak anlatılan olayın bir tarihsel gerçek olup olmadığı henüz netleşmiş değil. Eliade'ye göre Mısır'dan İsrail'e göçeden bir İsrail kabilesinin olma ihtimali yüksektir. İbraniler sadece Mısır'dan göçmediler ancak daha sonra bu hikaye bütün İbranilerin kabul ettiği bir şeye dönüştü. İki önemli İsrail kabilesinden söz etmek mümkün. İsrael ve Juda kabileleri. Bunlar klan biçiminde yaşıyorlardı ve yerleşik hayata geçmeye başladılar. Bölgeye göçler durmadı, Batı'da "Deniz halklarından" Filisten'ler yerleştiler. Bunlar pek korkutucu idiler, ellerinde demir kılıçlarla İsraillilerin yerleştikleri toprakları fethe başladılar. İsrail kabilelerinin bunlara karşı savaş zorunluluğu ilk devletleri oluşturdu. İlk devlet girişimi Saul adındaki kabile şefinin girişimiyle başladı. Saul, Juda da içinde olmak üzere birçok kabileyi birleştirdi. Saul'dan sonra başa Juda kabilesinden Davut geçti ve o da yerini oğlu Süleyman'a bıraktı. Bu süreçte İsrail kabileleri birleşti ve egemenliklerini korumayı başardılar. Jerusalem başkent seçildi ve Süleyman döneminde en parlak devrini yaşadı. Süleyman barışçı bir politika gütmüş olsa da, Doğulu anlamda bir despottu. İnşaat çalışmaları için halka ağır angaryalar koydu. Kral sarayı ve Yehova tapınağının yapımında otuz bin kişi angarya olarak çalıştırıldı. Süleyman'ın yüklediği angaryalar, vergiler ve Juda soylularını kayırıp, kuzeydeki halkın sefaletini hiç düşünmeden hareket etmesi isyanları başlattı. Efraim kabilesi Süleyman'a karşı ayaklandı. Süleyman bu ayaklanmayı kılıçla bastırdı. Ancak ölümünden sonra mücadele keskinleşti ve devlet ikiye bölündü. Juda ve İsrael krallıkları ortaya çıktı. (M.Ö. 935) |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
İsrael Krallığının Sonu
İsrael krallığı iç çatışmalar içine düştü. Elli yıl süren çekişmelerden sonra taht, halk milisleri şefi Omri'nin eline geçti. (M.Ö. 890) Onun zamanında en parlak dönemlerini yaşadoı krallık. Fenike kentleri ile ticari ilişkiler sürdü, Şam'daki Suriye krallarının topraklarını ele geçirme çabaları engellendi. Ancak içerde ağır vergilerin üzerine kıtlık da eklendi ve sonunda krallık çöktü. İç savaşlar sürerken, dışarda korkunç bir düşman belirdi: Asur kralı II. Sargon M.Ö. 722'de ülkeyi ele geçirdi ve başkent Samari'yı yağmaladı. İsrael krallığının sonu böyle oldu. Juda krallığı ise daha uzun zaman yaşadı. Kuzey'deki İsrael'in iç çatışmalarından yararlanıp ele geçirmeye çalışsa da bir türlü başarılı olamadı. Kuzey'de iç ayrılıkları körükledi, özellikle dinsel motifler kullandı bunun için, ancak başarılı olamadı. Kuzey'in Asur'un eline geçmesi ve Samari'nin yağmalanması Jerusalim'de dehşet ve korku havası estirmeye yetti. Juda kralı Ezekia ağır bir vergi ödemeyi ve Asur'un üstünlüğünü kabul etti. Juda Krallığının Sonu Ezekiel'in Asur'a her yıl vergi ödemeyi kabul etmesinin anlamı halkın sırtındaki vergi yükünü ikiye katlamaktı. Kral ve soylular bütün yükü köylülerin sırtına bindirdiler. Çok geçmeden de isyanlar başladı. Ayaklanan halk kral Amon'u devirip 8 yaşındaki oğlu Josias'ı tahta çıkardı. Josias ülkeyi 30 yıl yönetip Juda'nın son kralı oldu. Josias'ın krallığı sırasında Asur çöküş halindeydi. Josias bu fırsattan yararlanıp yönetimini güçlendirmeye çalıştı. Jerusalem'i dinin merkezi yaptı. Yerel kültleri yasaklayıp Jerusalem tapınağını milli tapınak yaptı. Yehova'yı da tek tanrı haline getirdi. Ancak bu çabalar halktaki rahatsızlıkları azaltmadı, tersine daha da artırdı. 7. yüzyılın sonunda Mısır kralı Hekhao, ülkenin üzerine yürüdü. Josias savaşı yitirdi ve öldü. Nekhao yerine küçük oğlunu çıkarıp sırtına da ağır bir vergi yükledi. Çok geçmeden Babil kralı Nebukadnezar tüm Suriye ve Filistin'i işgal etti. 586 yılında Jerusalem ele geçirildi ve yıkıldı, tapınağı ateşe verildi ve yoksul çiftçiler dışındakiş tüm halk sürgüne yollandı. Juda krallığı da böyle sona erdi. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
İsrail Dini'nin Gelişimi - Siyasal etki
Göçebe İbrani kabileleri Fenike'lilerin geliştirdiği bir ekonomik ve sosyal ortamın üzerine gelip yerleştiler. Klan rejiminden ortakçılığa geçiş gerçekleşiyordu ancak eski klan rejiminin kalıntıları sosyal yaşamda güçlü etkisini sürdürüyordu. Bir taraftan klanın çözülmesi ile özel mülkiyet, tefecilik ve servet farklılığı ortaya çıkıyordu. Diğer taraftan klan kurulu, klan mezarlığı, kan gütme gibi alışkanlıklar sürüyordu. Toprakların ortaklaşa işlendiği ve arkasından ürünün paylaşıldığı topluluklar ortaya çıktı. Ortak toprağın kurayla parçalara bölünmesi, her yıl yapılan kutsal törenlerle oluyordu. Her topluluğun kendi tapınağı ve rahibi (kohen-kahin) vardı. Klan bağlılığını sürdüren yeni ortakçı toplumun üyeleri birbirine dinsel/geleneksel yapılarla bağlı idi. Örneğin borç için köle durumuna düşenin borcunu ödeyip kurtarmak, suç işleyenleri hep birlikte yargılayıp cezalandırmak vb. Kutsal yasalarla yedi yılda bir klan topraklarını yeniden dağıtmak, borçları yüzünden köle durumuna düşen kan kardeşlerini kurtarmak gibi şeyler belirlenmiş olsa da klanın çözülmesi karşısında bunlar işe yaramıyordu. (Tevrat bu türden gerçekte işlemeyen yasalarla dolu) Özel mülkiyet ve tefecilik büyüyüp, klan gelenekleri bir işe yaramayınca dinsel nitelikleri olan isyanların çıktığını görüyoruz. Elbette asıl neden yaşanan dünyevi adaletsizliklerdi. Sosyal değişiklik özlemleri köylülerin umutlarını adil bir krala, tanrının göndereceği bir "mesih"e bağlamaya götürdü. Mesih gelecek ve angarya ve zulme son verecek, barışı ve adaleti sağlayacaktı. Bu halk hareketi diyebileceğimiz şeyin sözcüleri ise peygamberler oldular. Kendilerine tanrısal nitelikler atfedilen krallardan (Saul, Davut, Süleyman gibi) ve ruhban zümresinin temsilcisi yada kralın tapınaklarında ayinleri yöneten paygamberlerden sonra şimdi de kurtarıcı, kahin, gelecek okuyucu peygamberler geliyordu. *Bu peygamberler "bütün kalelerin düşeceği"ni, halkı ezen aylakların "büyük kırımı"nı haber veriyorlardı. RAB yardıma gelecek ve günahkar kralları ve uşaklarını devirip "kral sarayını ebedi olarak yıkacak"tı, halk sevinç ve erinç eçinde yüzecekti yeniden. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
İsrail Dini'nin Gelişimi - Sosyal Etki
Fenikelilerde olduğu gibi halk dini ile resmi devlet dini birleştirildi. Ortaya çıkan karışımı ve nasıl farklılıklar olduğunu Eski Ahit'i inceleyenler farkedebileceklerdir. Juda'nın başlıca resmi tanrısı Yehova idi. İsrail'inki ise Saddai. Bunların dışında Astarte, Salem gibi birçok tanrıya tapılıyordu. Yukarda anlattığımız gibi dini bir bütünleşme aracı olarak kullanmak amacıyla Yehova rahipler ve kral tarafından dünyanın yaratıcısı mevkiine çıkarıldı. Halk dini ise tarımsal bir nitelik sergiliyordu. İbranilerin milli tanrıları arasında Güneş (Şems), tüm yaşamın anası olarak Toprak ve Buğday tanrısı Dagan, ayrıca Fenikelilerden kalma köklü bir geleneğe sahip olan Baal (El) vardı. Halk ayinleri, tarla çalışmalarına göre düzenlenmişti ve buna göre üç bayram yapılıyordu. Arpa ve buğday hasadında, yemişlerin toplanmasında ve tohum serpme zamanında. En büyük bayram tohum serpme zamanında yapılan idi. İsrail ve Juda mitosları ve inanışları halk efsanelerinden ve geleneklerinden esinleniyor ve onlardaki çocuksuluğu taşıyordu. M.Ö. 8 ve 9. yüzyıllarda Juda ve İsrael'de İbrani kabilelerinin kökeni ve krallığın oluşum tarihi üzerine iki farklı öykü oluşturuldu. Juda metinleri Davut ve Süleyman'ı öne çıkarıp yüzeltiyor, İsrael metinleri ise tersini savunuyordu. Davut ve Süleyman gibi hem halk dinini hem resmi dini kabul edip birleştirmeye çalışanlar olduğu gibi buna karşı çıkanlar da vardı. Juda ve İsrael'deki isyanlar içerisinde ortaya çıkan peygamberlerin öyküleri de *bu metinlere eklendi. Atasözleri, tören ve düğünlerde söylenen şarkılar, cenaze şarkıları gibi İsrael ve Juda kabilelerinin geleneklerini anlatan herşey edebi bir dille yazıldı. Bu metinler Babil sürgününde derlenip toplandı ve bir editoryal sonunda Eski Ahit'i oluşturdular. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
Evet, benden bu kadar, iyi okumalar.
|
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
Eline sağlık Sargon hocam,
Bu konuyu daha derin araştırmak için merak uyandı benim içimde. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
cok tesekkürler sevgili sargon;
benim cok merak ettigim bu konu kafamda netlesti, ellerine ve beynine saglik. |
Re: İbrani uygarlığı nasıl ortaya çıktı?
Sargon çok sağol, çok faydalı oldu. :)
|
güncelleme
bu başlığın yeterli ilgi görmediği kanaatindeyim. |
bu yazıyabirde kısa süryaniyi tarihini ekleyelim .diye düşündüm
MÖ 323 yılında Selevkosların Suriye yönetimini ele geçirmesi ile Tadmur özgür bir devlet olarak varlığını sürdürdü. Tadmur Pers, Hint ve Anadolu arasında önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahipti. MS 14-37 yıllarında Augustus'un halefi Tiberius döneminde Roma yönetimine girdi. İşgal sonrası 100 boyunca Roma devletinin doğu ilişkileri ve ticareti üzerinde çok önemli bir rol oynadı. MÖ 41 (kimilerine göre MÖ 36) yılında öyle zenginleşti ki Romalı Antonius Part krallağı ile yaptığı savaşı kazanmasının ardından burayı işgal isteğine sahip oldu. Fakat şehir halkı bunu duyunca yağma ve katliamdan korkarak Fırat’ın öteki kıyısına göç etti. Bunun üzerine Antonius takibe kalktı ve sonrasında aralarında büyük bir çarpışma oldu. Her iki tarafta büyük kayıplar verdi. Sonuçta Antonius Fırat’ın diğer kıyısına kaçan Tadmurlular tarafından geri püskürtüldü. MS 129 yılında ise İmparator Hadrian Palmira'yı ziyaret ederek onu özgür bir şehir devlet olarak tanıdığını ilan etti. MS II. yy’ın başlarında bu hükümet oldukça parlamış zengin bir devlet olarak tanındı. MS 212 yılında İmparator Carcalla Palmira ve Humus'u Roma Kolonisi statüsüne atadı. Roma Garnizonu ise şehrin kuzeyine konuşlandırıldı. Bu da şehre askeri bir avantaj sağladı. Zenobia yönetimindeki Tadmur Krallığı'nın sınırları güneyde Nil Irmağı ve Mısır'ı içine almış, kuzeyde Küçük Asya (Anadolu), doğuda Dicle ve Fırat Nehri, batıda ise Akdeniz'e kadar uzanmıştı. MS 250 yılında Septimus Adimet Tadmur'a kral oldu ve Romalılara karşı cephe aldı. Romalılar tarafından öldürülmesinin ardından, Septimus Hiran ve Septimus Adinet adında iki oğlundan Septimus Hiran İhtiyarlar heyeti başkanlığına geçti. Romalılara karşı yakınlığını korudu. Fakat çok yaşamadan öldü. Yerine kardeşi II. Adimet MS 257 yılında Roma imparatoru Vallerian tarafından şehir başkanlığına seçildi. MS 256 - 257 yıllarında Septimus Adimet (Odeinat) İmparator Vallerian'ın onayı ile Fenike - Suriye eyaletinin Konsülü-Yöneticisi olarak atandı. Eyalet başkenti 194 yılında Tadmura taşınmıştı. O günlerde (MS 252 - 260) şehir Pers akınlarından dolayı sıkıntılı günler yaşadı. Pers kralı Ardaşir’in oğlu Şapur Romalılar ile çarpışmıştı. Vallerianus şiddetli çarpışmalar sonrası MS 260 yılında esir düştü. Haberi alan Adimet Şapur’a çok miktarda hediye göndererek barış çağrısı yapmışsa da Şapur bu talebi reddetti. Bunun üzerine Adimet hiddetlenerek oğlu Hirodis başkanlığında bütün Tadmur kara kuvvetleri ile yenik Roma Ordusunu birleştirerek Komutan Zebey kumandasında Şapur’a karşı harekete geçti. Bu arada Şapur Roma ordusunu çaptan düşmüş zannederek Kuzey Suriye'ye yönelmiş, Antakyaya girerek büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Ardından Kapadokya ve Kilikya ya kadar ilerledi. Bu sırada Roma'nın Kalistos isimli komutanı ile karşılaştı. Çarpışmalar sonucunda Pers ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Fakat Persler Fırat nehrini henüz geçmeden Tadmur ordusu ile karşılaştı ve çok şiddetli çarpışmalardan sonra ikinci darbeyi ise Adimet’ten yedi. Bu olaydan sonra Adimet Şapur'u perişan bir duruma soktuğu gibi Vallerianus'u da esaretten kurtarmıştı. Bu zaferin haberini alan Vallerianus ve halefi Gallianus Adimete "Doğu Kuvvetleri Kumandanlığı" ünvanı vermekle ödüllendirdi. Bundan sonrasında Adimet Pers egemenliğindeki Mezopotamya’ya yürüyerek Harran ve Nusaybin’i zapt etti. Ardından Fırat nehri boyunca ilerleyerek Şapur’un ordusu ile burada da karşılaşarak bozguna uğrattı. Şapur MS 261 tarihinde başkenti Ktesifon'a geri gönmek zorunda kaldı. Bundan sonra Galliyanos bütün varlığıyla huzur ve sükunu sağladı. Dirayetli bir yardımcı olarak Adinet'i bütün Doğu yani Suriye, Fenike ve Mezopotamya İmparatorluğuna tayin etti. (MS 264). Ayrıca Adimet'e "Kıralların Kralı" ünvanını verilerek ismile bastırıldı. Kraliçe Zenobia M.S. 3.yy MS 266 yılında Adimet oğlu Hirodisle beraber Humus da kardeşi Hiran’ın oğlu Mano tarafından öldürüldü. Devlet yönetimine Mano geçmişse de çok hüküm sürmeden, bir yıl sonra Humuslular tarafından öldürüldü. II. Adimet'in Zenobia adlı ikinci karısı vardı. Kocası Adimet öldürülünce oğlu Vehibete vekaleten yönetimi ele aldı. Zenobia'nın şöhreti her tarafa yayıldı. Tadmur'un parlak günleri Odeinat'ın öldürülmesinden sonra oğlu Vallabath (Latince Vabalathus) ve eşi kraliçe Zenobia döneminde yaşandı. Zenobia II. Adimet'in ikinci karısıydı. II. Adimet öldürülünce oğlu Vehibet'e vekaleten yönetimi ele aldı. Meşhur tarihçi Zosimos: "Tadmur kraliçesi şöhreti, kadın şöhreti değil, kahraman şöhretidir" diye belirtmektedir. Asıl adı Betzebey'dan gelme olan Zeynubiye batıda Zenobiya-Zenobia olarak tanınmaktadır. Zabuniye, Zaynubiye ve Zeyneb gibi isimlerle de bilinir. Zeyno Süryanice silah demektir. Zeynubiye şöhreti günden güne hertarafa yayılarak, herkes tarafından takdirle anılır olmuştu. Zenobia Tadmur şehrinin imarı ile ilgilenerek benzersiz bir şehir haline getirdi. Bundan başka Zenobia bilim ve edebiyata çok kıymet vermişti. Tadmur lisanından başka bütün Aramice lehçelerini, Kıptice, Latince ve Yunanca lisanlarını da bilmekte idi. Öyleki dünya "Şark Memleketleri Tarihi"nin Büyük İskendere ait kısmını da bizzat telif ettiği söylenmektedir. Zeynubiye, Anadoluya doğru ilk akınını yaptı. Burada büyük şöhret kazandı. Başbakan Longinus'un da yönetime olan değerli katkı ve yardımları ile doğuda Basra’ya kadar tüm Mezopotamya fethedilerek devletin sınırları genişletildi. Akabinde Zeynubiye, MS 269 yılı sonlarında I. kumandanı Zebde kumandanlığında yetmişbin kişilik (kimi kaynaklarda seksen bin kişilik) ordusu ile Mısır'a doğru yürüdü. Mısır’ı topraklarına katan Zenobiya Antakya'ya sefere çıktı ve sınırlarına dahil etti. Zenobia yönetimindeki Palmira İmparatorluğu'nun sınırları güneyde Nil Irmağı, kuzeyde Küçük Asya, doğuda Dicle ve Fırat Nehri, batıda ise Akdeniz'e kadar uzanmıştı. Bu ani ve beklenmeyen büyüme Romayı korkuttu. Galiyos Roma devletinin bütünlüğünün bozulmasından korkarak doğuya çok sayıda asker gönderdi. Kuzey Suriye'ye yetişen Roma ordusu Zeynubiye’nin ordusu ile karşılaştı. Burada geniş ve şiddetli bir çarpışma meydanı açıldı. Neticede Roma Kumandanı Harikyanos öldürülmesiyle bu harp, Tadmurluların lehine sona erdi. Ardından Aurelius (MS 270) Zenobia ile arasında şiddetli çarpışmalar vuku buldu. M S 271 tarihinde kumandan Prupos Mısır'daki Tadmurluları Mısır'dan kovar, aynı anda bizzat Aurelius Anadolu'ya doğru yürüyerek Zenobia'nın kuvvetlerini mağlup ederek, Galatiya (Ankara mıntıkası), Kapadokya (Kayseri, Niğde mıntıkası) ve Kilikya (Adana, Tarsus) 'ya doğru ilerledi. MS 272 yılında Aurelius İmmae savaşı ile Antakya ve çevresini tekrar ele geçirdi. Zenobia Humus şehrine geri kaçtı. Aurelius Zenobia'nın peşini bırakmaksızın Humus'a kadar geldi. Yapılan Emesa savaşında Romalılar galip gelince Zenobia orada fazla sığınmadan bu kere Homus'u da terkedip Tadmur'a geldi. Altı ay sonra MS 273'te Zenobia'nın Ardından Tadmur üzerine yürüyerek kuşattı ve istila etti. Büyük bir yıkım gerçekleşti ise de şehrin anıtsal kısımları yıkımdan korundu. Zenobia kaçmaya kalkışsada yakalanarak Roma'ya götürüldü. Kendisine bir ikametgah tahsis edildi tutsak olarak romada kaldı. Aurelius Tadmur'da küçük bir garnizon bırakarak İtalya'ya döndü. İşte bu sırada Zenobia'nın babası Antiochus yönetimini isteyen bir direniş ortaya çıktı. Bunun üzerine Aurelius şehre geri dönerek direnişi bastırdı ve 1. Lejyonunu şehirde konuşlandırdı. IV. yy ve sonrasında Tadmur eski ticari önemini Roma'nın politikası sonucu koruyamamıştır. Roma işgali sonrası Tadmur'un gözleri Roma tarafından kapatıldı Şam ile Mezopotamya arasında bir askeri üs olarak işlev görmeye zorlandı. KRALLIK SONRASI TADMUR Hristiyanlığın Tadmur dolaylarında kabulü ile önemli bir kısmı harabe olan bölgede kiliseler inşa edildi. I. Konstantin zamanında Hristiyanlığın Süryaniler arasında önemli bir yerleşimi haline gedi. Eski Süryani-Pagan Tapınaklarının bir kısmı kiliselere dönüştürüldü ve çeşitli duvar resimleri ile bezendi. VI. yy. da ise Bizans imparatoru Jüstinyen ve eşi Teodora döneminde uzun süredir önemsenmeyen şehir yeniden revize edilir. ve tekrar Perslere karşı bir askeri üs olarak önem kazandı. İslam imparatorluğunun ilk dönemlerinde Suriye Arap-İslam fethine maruz kalan ilk bölgeydi. Halit Bin Velit komutasındaki İslam ordusu Halife Ebubekir döneminde Tadmuru fethetti. İslam döneminde Tadmur eski günlerinden uzak sadece küçük bir savunma üssü olarak görev aldı. Bu dönemde Fahrettin al Maani kalesi gibi önemli yapılar inşa edildi. PALMİRA'DA ŞEHİRCİLİK VE SOSYAL YAŞAM I.-III. yy arasında Tadmur Ortadoğunun en büyük ticaret merkezi haline gelmiştir. 200.000 i aşan nüfusu bununen büyük kanıtıdır. Tadmurlu kadın büstü, M.S. 2. yy British Museum Günümüzde Palmira şehrinin anıtsal kalıntıları özellikle mabet ve kolonlar ve caddeleri Eski Tadmur’un ihtişamı hakkında önemli ipuçları vermektedir. Şehir I. yy. başlarında inşa edilmiş Baal Tapınağı çevresinde genişlemiştir. Gelişim döneminde çevresi açık iken daha sonra Adrianus şehri tümüyle çevreleyen surlar inşa edilmiştir. inşa edilen bu surların fonksiyonu askeri korumadan ziyade bir ticaret sınırı olmuştur. III. asırda ise şehrin merkezi olan anıtsal bölümünü çevreleyen askeri amaçlı savunma surları inşa edilmiştir. 1882 yılında Tadmur’da başlatışan arkeolojik kazılar neticesinde ortaya çıkan ve şehrin parlak dönemlerinden kalan çok sayıda yazıt yönetim ve organizasyonu hakkında önemli bilgiler vermektedir. Şehir ticaretin yanısıra bilim ve kültür ve sanat alanında da önemli bir yere sahipti. Heykel mihrap, mabet, eğlence yerleri gibi binalar inşa edildi. Arami lisan ve edebiyatına da önemli katkılar sağlamıştır. Tadmurun kendine has Arami alfabesi ve diyalektiği bulunmakta idi. Roma yönetimi döneminde Arami lisanının yanısıra Yunanca da resmi alanda Aramice ile birlikte kullanılıyordu. Tadmur Roma’nın boyunduruğu altına girmeden önce kendisine mahsus kanun ve milli bir meclisi bulunmakta idi. Bunun yanı sıra 10 hakim ve 2 reisten oluşan bir heyet tarafından idare ediliyordu. Bunların dışında bir ihtiyar meclisleri de bulunuyordu. daha fazla bilgi için http://www.reyono.net/default.aspx?s=14&b=11 |
"İbrani uygarlığı" terimi yanlış...
Tarihte ve günümüzde bir "İbrani Uygarlığı"ndan söz edemeyiz.
Böyle bir uygarlık yok. Sümer,Mısır,Yunan uygarlığı var. Arap/islam uygarlığı var. Türk/islam uygarlığı var. Batı/Hristiyan uygarlığı var. Ama bir İbrani/yahudi uygarlığı yok. Ya da söz edemeyiz. İbraniler hep adı geçen uygarlıkların içinde ve bu uygarlıkların bir parçası olarak yer aldılar. Mısır Uygarlığı,Sümer/Babil uygarlığı,Yunan uygarlığı,Arap/islam uygarlığı,Osmanlı uygarlığı ve Batı uygarlığı içinde yer aldılar. Ve bu uygarlıkların bir bileşeni oldular. |
Alıntı:
Fenikeliler kızldeniz sahillerinden göçmüştür doğu-akdenize. Denizci bir uygarlıkdır. Denizciliği ibranilerin özelliği arasında göremiyorum. İbraniler karasal ve göçer bir halkdır. Bütün göçebe kültürlerinde olduğu üzere hayvancılıkla uğraşırlar. Yerleşik olmadıkları için (izafî olarak) domuz eti yemezler, çoğu deniz ürünlerinden de pek hoşlaşmazlar. Yani ibraniler fenikelilere teğet geçer. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:11 . |