![]() |
Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
1- Hatice: (28 ya da 40 yaşında) Huveylid'ibn Esed'in kızıdır. Daha önce Ebû Hale Zürâre ile evlenmiş ve ondan Hind adında bir kızı olmuştur. O ölünce de Atik ibn Aiz ile evlenmiş Abdu Menaf isiminde bir çocuğu olmuştur; sonra ondan boşanıp Muhammed ile evliliğinde 6 çocuğu olmuştur ama gerek yaşı gerekse çocuklarının bazılarının Muhammed'den mi yoksa önceki kocalarından mı olduğu konusu tartışmalıdır. Özellikle Şii'ler Fatıma dışındaki kızlarının Muhammed'den olmadığını; ikinci kocasından veya kızkardeşinin çocukları olduğunu söylerler. Yaşı 28 ya da 40 dır. Bu konuyu şu linkte incelemiştim:
Hatice'nin yaşı 28 miydi? 2- Sevde bint Zem'an : 50- 55 yaşında olduğu söylenir. Muhammed'in eşleri arasında en az bilgi sahibi olduğumuz o dur. Muhammed ile evlenmeden önce es-Sukran ibn Amir ile evli idi. Kocası onu Habeşistana götürmüş orada Hristiyan olmuş ama Sevde müslümanlığını korumuştur. Daha sonra kocası ölünce Mekke'ye geri dönmüş ve Muhammed bakılması ve yetiştirilmesi gereken ufak çocuklarını yetiştirmesi için onunla evlenmiştir. O da Muhammed'in çocukları ile kendi çocukları gibi yakından ilgilenmiş ve onları yetiştirip büyütmüştür. Lakin Muhammed ondan gördüğü bütün bu iyiliklere rağmen Sevde'nin yaşlı oluşuna daha fazla tahammül edemeyip onu boşamak istemiştir. Prof. İbrahim Canan'in ( Müslim, Rada 47) 'den olayı şöyle aktarır : "Hz. Sevde (r.a.)'yi Efendimiz boşamak isteyince, büyük kadın gelmiş ve Allah Resulüne adeta yalvarmış...gününü Aişe (r.a.)'ye verdiğini ortaya koymuş, tek isteğinin peygamber zevcesi olarak vefat etmek olduğunu ifade etmişdi ki, bunlar Allah Resulü'nin nikahı altında kalabilmek için yapılan fedakarlıklardı." [Hadis Ansiklopedisi-Kütüb-i Sitte c.3 syf. 69] Ölmeden önce kendi oturduğu daireyi Aişe'ye vasiyet etmiş ve o ölünce Aişe kendi yatak odasını genişletme imkanı bulmuştu. Bu bilgiyi de Hamidullah İslam Peygamberi s.561 no.1101'de Samhûdi, 2, s. 464'den yaptığı aktarımda buluyoruz. 3- Aişe: (Yaşı kesin olarak 9 'dur) Ebu Bekr'in kızıdır. Muhammed kendisi ile nikahlandığında henüz 6 yaşındaydı, zifafa girdiğinde ise 9. Aişe başlı başına ayrı bir başlık konusudur, bu liste içinde detay bilgi vermeyeceğim ama bilahire ayrı olarak inceleyeceğim. Şimdilik Martin Kings (Ebubekir Siraceddin)'in Hz. Muhammed'in Hayatı kitabı s.142'den bir ufak bir aktarım yapıyorum : "Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor : Ben arkadaşlarımla beraber bebeklerimle oynardım. O sırada Peyganber (s.a.v) gelirdi. Onu görünce arkadaşlarım kaçışırlardı. Fakat Peygamber (s.a.v) onları ben onlarla beraber olmak istediğim için geri getirirdi. Bazen onlar kaçmaya fırsat bulamadan: "Olduğunuz yerde kalın" derdi. Çocukları sevdiği ve kızlarıyla oynamaya alışık olduğu için bazen onlara katılıp oyun oynardı. Oyuncakların ve bebeklerin bir çok rolleri vardı. Aişe (r.a.) şöyle diyor: Bir gün ben oyuncaklarımla oynarken Peygamber (s.a.v) içeri girdi ve : "Ey Aişe bu hangi oyun ?" dedi. Ben "Süleyman'ın atları" dedim. O da bana güldü. Fakat bazen geldiğinde onları rahatsız etmemek için cübbesine bürünür beklerdi." 4- Hafsa: (Yaşı 18-22 arası olarak geçer kayıtlarda) Ömer'in kızıdır. Daha önce Huneys ibn Huzafe ile evliydi ama kocası H. 3. yılında Uhud'da hayatını kaybetti. Hafsa 18 yaşında dul kalmıştı ve babası onu önce Ebu Bekr'e vermek istedi ama o kabul etmedi sonnra Osman'a vermek istemesine rağmen Osman da evlenmek istemedi. (Neden acaba ? Belki Uhud'da ölen kocası Osman'ın yakın bir arkadaşıydı ve Osman onunla evlenme fikrini "etik olarak" kabul edemedi ) Bunun durumu Muhammed'e söyleyen Ömer, Muhammed'den şöyle dedi : "Ya Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayirli birisiyle evlenecektir." Ömer büsbütün merak içerisinde kalmıştı. Osman’dan daha hayırlı damat kim olabilirdi ki ? Aradan birkaç gün geçtikten sonra Muhammed Hafsa’ya talib oldu--Osman'dan daha hayırlı olan kişi kendisiydi -- Ömer'e dedi ki: "Sen kızın Hafsa’yı bana nikahlarsın. Ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikahlarım..." İlginçtir ama Sunni kaynaklarda Ebu Bekr ve Osman'ın Hafza'yı almayı reddetmesinin sebebi olarak bu iki ismin de "Peygamberlerinin Hafza ile evlenmek istediğini bilmeleri" diye geçer. Ömer onların teklifini reddetmelerine çok içerlenmiş ve kızmıştı, normal koşullarda bu iki ismin de saygı ve sevgi duydukları Ömer'in teklifini reddetme davranışında bulunmaları biraz uzak ihtimal, bu yüzden bu tahmin daha uygun düşüyor bu bağlamda. Ebu Davud'da Ömer'den yapılan bir aktarım ile Muhammed'in onu boşadığı ama sonra tekrar geri aldığı (talak-ı reci) yazılıdır. (Ebu Davud Talak, c. 2, 2276) Bu durum İbn İshak ve Taberi'de (c.9 dipnot 884 s.131)'de de geçer. (Talak-ı reci: Koca bir defa “boş ol” “seni boşadım” derse ve sonra pişman olup eşine dönmek isterse ve kadının iddet müddeti geçmemişse mehir vermeden ve tekrar nikah kıymadan eşine dönebilir--Sadreddin Yüksel) Hafza'nın yaşını şöyle hesaplayabiliriz : Hicret yılı 622'dir. Hicretin 45. yılı ölmüştür (S.Ateş S.332) Yani 667 yılında vefat etti. Öldüğünde 60 yaşındadır (Tabari c.39 syf.174) O halde doğumu 607 dir. Kocası Uhud savaşında ölünce dul kaldı. Uhud savaşı yılı 625 tir. Bu durumda dul kaldığında 18 yaşındadır Babası Ömer o dul kalır kalmaz onu evlendirmek için Ebu Bekr ve Osman'a gitmiştir, kabul görmeyince Muhammed almıştır. Bu durumda muhtemelen dul kaldığı sene evlenmiştir ve yaşı 18'dir. (Tabii 1 veya 2 yaş fazla olma ihtimali de Muhammed'in onu kocasının ölümüden ne kadar süre sonra aldığına bağlı olarak mümkündür) 5- Zeyneb binti Huzeyma : (30 yaşındaydı) Necidli Huzeyme'nin kızı. İlk kocası müslüman Tufeyl ibni Haris idi ama ondan boşanıp kardeşi Ubeyde bin Haris ile evlendi o da Bedir'de hayatını kaybedince dul kaldı. Muhammed onu amcasından istedi ve 400 dirhem gümüş mehir *vererek aldı. Muhammed onunla evlendiğinde 30 yaşındaydı (Hamidullah, İslam Peygamberi S. 564, n.1104) Muhammed ile evlendikten üç ya da sekiz ay sonra vefat etti. 6- Zeyneb bint Cahş :(Yaşı 35 ya da 36 dır) Çahş ibn Riab'ın kızı olup asıl adı Berre'dir. Muhammed onun ismini Zeyneb olarak değiştirmiştir. İlginçtir ama Muhammed'in Mustalık gazasında esir aldıktan sonra nikah kıydığı Cüveyriye'nin de ilk ismi Berre'dir. Muhammed'in bizzat kendisinden "Zeyd'in zevcesi" diye bahsederek Kuran ayeti indirdiği (!) tek eşi odur (Ahzap 35-37) ve Zeyneb Hane-i Saadet'de ki eşler arasındaki böbürlenme yarışında hep bunu öne çıkararak diğer eşlere havasını atardı. Muhammed Zeynebi alarak daha önce gayrimeşru olarak görülen bir anlayışı yıkımış ve bunun yerine üvey oğlunun hanımı ile evlenmeyi Kurani anlamda helal kılmıştır. Uğruna ayet bile indirmiş olması aşağıda Hamidullah'tan aşağıda okuyacağınız bir durumun sonucudur : ".... Rsulullah'ın sürekli müdahalesine rağmen Zeyd boşanmak istiyordu. Bir gün Resulullah (AS) onun ailesine karşı gösterdiği bu tutumu değiştirmek amacıyla bizzat evinde onu ziyarete gitti ise de Zeyd'i evde bulamadı. Zeyneb evdeydi ve yaklaşık 36 yaşında olmasına rağmen, safranlı suda yıkanmış elbisesi içinde pek cazibeli bir duruşu vardı; bu görüntü karşısında Resulullah (AS) şöyle söylenmekten kendini alamadı : "Gönüller bir halden diğer bir hale evirip çeviren Allah'ın şanı ne yücedir !" (M.Hamidullah, İslam Peygamberi s. 566 no.1106) Zeyneb'in yaşı : Hicret yılı 622'dir Evlendiği yıl (H.3 yılı) 625'dir Hicretin 20. yılı vefat etmiştir.(Hamidullah s. 567) Yani 642 yılında Vefat ettiğinde 53 yaşındaydı. (Tabari c.39 s.182) O halde doğum tarihi 642 - 53 = 589'dur. O halde evlendiğinde yaşı 625 - 589 = 36 'dır. 7- Ümmü Seleme: (Yaşı 27 ya da 29' dur) Ebu Umeyye'nin kızıdır. İlk kocası Ebu Seleme ile birlikte islamı ilk yıllarında kabul etmişti. Kocası Habeşistan'a hicret eden müslümanlar arasındadır ve akrabaları onun hicret etmesini engelleyip Mekke'de tutmuşlardır ama daha sonra Medine'ye tek başına gitmesine izin vermişlerdir. Hicretin 3 yılı olan 625'de Uhud savaşında kocası hayatını kaybetmesi üzerine 1 yıl yas tutmuş sonra da Muhammed ile 626 yılında evlenmiştir. İlginçtir kocası Uhud savaşında müslüman bir mücahit olarak hayatını kaybemiştir ama Uhud savaşında müslümanların ağır yenilgi almasına neden olan ünlü komutan Halid b. Velid'in de onun yakın akrabası olduğu söylenir. Genellikle yaşlı olduğu hatta Muhammed'den 1 yaş küçük olduğu söylenir ama bu koskoca bir yalandır. Vefatının hicretin ya 59. yılı ya da 61. yılı olduğu hemen hemen her kaynakta geçer ve ayrıca öldüğünde yaşının 84 olduğu da geçer, Öyleyse hesabımızı şöyle yapabiliriz ; Ümmü Seleme'nin yaşı Hicret yılı 622'dir. 59. hicret yılında öldü (Sahih Müslim c.2 dipnot: 1218 s.435) Yani 681 yılında vefat etti Öldüğünde 84 yaşındaydı. (Sahih Müslim c.2 dipnot: 1218 s.435) Öyleyse doğumu 597 dir. 625 yılında Uhud'da kocası öldü ve dul kaldı. 1 yılı kocasının ölümüne üzülerek geçmiştir. (Hadislerde onun böyle yas tutması oldukça fazla geçer) 626 yılında Muhammed onu almıştır. Bu durumda yaşı 626-597 =29 dur. Ama eğer Hicretin 61. yılında vefat etti ise o zaman yaşı 27 dir. 8- Cüveyriye: (13, 14 ya da 15 yaşındadır) "Cüveyriyye", "cariyecik" demek. Çok küçük yaştaydı o sırada. 13 yaşında.. .Asıl adı Berre dir ve yahudi Mustalık oğullarından Haris ibn Ebi Dırar'ın kızıdır. Kocasının ismi Musaf bin Safvan dır ama Muhammed'in adamları baskın sırasında onu öldürmüştür. Beni-Mustalık baskınında esir düştü ve Sabit ibn Kays ibn Şemmas'ın payına düşmüştür. Sâbit onunla mukâtebe yapmıştır. (Mukâtebe: Kölenin bedel karşılığı hürriyetinin verilmesi antlaşması) Cüveyriye'nin hürriyetinin bedeli 400 dirhemdir (ki karşılaştırma yapabilmeniz için şu örnek yerinde olacaktır : O dönem Mekke valisin maaşı aylık 30 dirhemdir) ve bu bedeli ödeyerek onu geri alacak olan ailesi de (öldürülen kocası hariç) esir durumundadır ve bütün servetleri de ganimet olarak ele geçirilmiştir. Cüveyriye umutsuz bir durumdadır. Bu yaşadıkları onun gibi daha çocuk denecek yaştaki ufak bir kız için fazlasıyla ağırdır ve şok edicidir. İlginçtir ama birileri bu kızın oldukça güzel bir kız olduğu konusunda Muhammed'e haber uçurmuş ve böyle bir güzelliğin ancak ona layık olduğunu söylemişler ve bunun üzerine Muhammed'de onu yanına çağırmıştır. (Tabii kaynaklarda onun Muhammed ile görüşmek istediği de yazılıdır)Cüveyriye'nin o an ki halet-i ruhiyesi köle olmayı kabul edememiş ve kendisini özgürlüğe kavuşturmak için çırpınan ve fazlasıyla korku içinde olan ufacıcık bir kız izlenimi vermektedir. Muhammed ile yaptığı konuşma şöyle geçer : "Ey Allahın Elçisi ! Ben kabilemin başkanı el-Haris'in kızıyım; başıma gelen felaketi ve içine düştüğüm durumu görüyorsun. Özgürlüğümü tekrar elde edebilmem için bana yardım et ! Allah da sana yardım edecektir" (Hamidullah'ın Muhabbar s.89-90'dan aktarımı) Buna cevaben Muhammed de der ki : "Bundan daha iyisini ister misin ?" diye sordu. O da: "Bundan daha iyisi nedir" diye sordu. O: Senin fidyeni ben ödeyeyim, sen de benimle evlen" dedi. Muhammed böyle dünya güzeli körpecik kıza, çözüm olarak kendisi ile evlenmeyi teklif etmiş o da kabul etmek zorunda kalmıştır; hem de kocasının ölümünden sorumlu olan birisinin teklifini. Muhammed onun hürriyet bedeli olan 400 dirhemi Sâbit'e ödeyerek onu satın alır. Daha da ilginç olanı kaynaklar Cüveyriye'nin babası Haris'in kızının fidye bedelini ödemek için Muhammed'in yanına develer ile birlikte geldiğini ve bu develeri fidye bedeli olarak ödemek istediği yazar. Haris Muhammed'in yanına gelerek ona şöyle der : "Sen kızımı esir aldın, işte fidyesi" Muhammed: "Fakat Akik ovasında gizlediğin iki deve nerede ? diye sorar. Bunun üzerine Haris o iki deveyi de getirerek onları da Muhammed''e verir. (Bu bilgi Martin Kings yani Ebubekir Siraceddin'in "Hz. Muhammed'in Hayatı" s.259'da vardır.) Tabii bu kızcağız kocasının katili ile evlenecek ve daha kocasının kanı kurumamışken zifafa girmek zorunda kalacaktır. Cüveyriye'nin yaşını matematiksel olarak hesaplayalım: Hicret yılı 622'dir Hicret'in 57. yılında vefat etti.(Hamidullah s.568) O halde vefat tarihi 679 dur. Vefat ettiğinde 65 yaşındaydı.(S.Ateş s. 333) Öyleyse doğum tarihi 614 dür Evlendiği yıl 628 dir. (Beni Mustalık gazası hicretin 6. yılıdır) O halde evlendiğinde yaşı: 628 - 614 = 14 dür. Not : Toplam 30'a yakın isim var hepsini tek tek anlatacağım, yani devamı var..... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
sevgili Sodomo
* * * * *yazdıklarını okurken ,aklıma Hacıvat *bilmem ne yapar,Karagöz ceremesini çekermiş, deyimi geldi. elimde olmadan güldüm. * * * * *selamlar |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
9- Ümmü Habibe : (Yaşı 32 dir) Asıl adı Remle'dir. Ebu Süfyan'ın kızı. İslamı'ın ilk yıllarında kocası ile birlikte müslüman olmuştu. İlk kocası Ubeydullah ile Habeşistana hicret etmiş orda kocası Hristiyan olmuştu. Muhammed Habeşistana bir elçi göndererek onunla nikahını gıyaben kıymış ve elçi ile birlikte onu getirtmiştir. Bu evlilik Hicri 6. yılda oldu.
Babası Muhammed'in ezeli düşmanıdır. Muhammed onun kızını almış ve belkide bu düşmalığı gidermek istemiştir. Ama Süfyan kızı Ümmü Habibe Muhammed ile evlendikten sonra çok değişmiştir. Bir gün Medine'ye Muhammed ile görüşmeye gider ve bir arada da kızını görmek için Muhammed'in evine gider ve kızı ile şu konuşma geçer aralarında : ".....Önce, kızının, yani Resulullah (AS)’in hanımı olan Ümmü Habibe’nin yanına vardı. Küçücük odasında, yerdeki tek sergi, Resulullah (AS)’ın yatağı idi. Ümmü Habibe bunu derhal dürüp kaldırdı. Babası: “Niçin böyle yaptın?” diye sorunca, ona şöyle cevap verdi: “Bu Allah’ın Resulünün yatağıdır. Sen ise bir putperestsin ve buna oturamayacak kadar necîssin, pissin.” Ebû Süfyân ise şu cümleleri homurdandı: (Yazık hem de çok yazık. Hamidullah "homurdandı" ifadesi ile güya Ebu Süfyanı küçümsemeye çalışıyor ama bu tip ifadeler ancak yazarını küçültür, hele hele söz konusu baba-kız arasındaki bir dialog ise ) “Kızcağızım! Sen bizi terk ettiginden beri ne kadar değişip bozulmuşsun. (Hamidullah İslam Peygamberi s. 568-569) Yaşını şöyle hesaplayabiliriz: Hicret yılı 622'dir Hicri 44. yıl vefat etti (İbn Sa'd, et-Tabakat c.8, s.100) O halde 666 yılında vefat etti. 70 yaşında iken vefat etti (İbn Sa'd, et-Tabakat c.8, s.100) O halde doğum tarihi 666-70= 596 dır. Evlendiği tarih 628 dir (Hicri 6.yıl) O halde evlendiğinde yaşı 628 - 596 = 32 dir. 10- Safiyye: (Yaşı 17 dir) Huyeyy b. Ahtab'ın kızıdır ve asıl adı Zeyneb dir. Muhammed Hayber'in fethinden sonra kocası Kinane b. Ebi Hukayk'ı mücevher dolu "Mesk"in yerini öğrenmek için işkence yaptırdıktan sonra boynunu vurdurarak öldürmüş ve ayırca babası ile kardeşi de Muhammed tarafından öldürülmüştü. (Bu konuyu yakında "Hayber ve Allah'ın vaad ettiği ganimetler" konulu başlıkta daha detaylı inceleyeceğim) Safiyye sadece 2 aylık evli bir kadındı. Muhammed onu esir aldığı kadınlar arasından "safiyy" payı olarak seçmişti.(yani daha ganimet dağıtılmadan önce, Muhammed'in ganimetler arasında istediği malı keyfince seçtiği bir liderlik hissesi olarak) "Katâde (r.a.) anlatıyor : Resulullah gazveye bizzat iştirak edince onun sehm-i safiyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisse, taksimden önce köle, cariye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği taktirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu durumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi)" [Ebu Davud, Harâc 21, 2993] Not: Kaynaklar da Safiyye'nin önce Muhammed'in elçisi Dıhye'nin payına düştüğü sonra da yine birilerinin bu güzel kadının ancak bir Allah resulüne yakışacağını söylemeleri üzerine Muhammed'in onu yanına getirttiği ve yüzünü açarak baktığı sonra da Dıhye'ye Safiyye'nin görümcesi yani Kinane'nin kızkardeşini verdiği de yazılıdır. Bu iki ayrı rivayet çelişkilidir çünkü sahm-i safiyy payı daha ganimet dağıtılmadan önce riyaset (liderlik) hissesi olarak komutan tarafından ve onun istediği şekilde seçilir ve bundan sonra ganimet dağıtımı başlar. Tabii Muhammed bu ganimet dağıtımında 1/5 humus payını ayrıca alır. Muhammed asıl adı Zeyneb olan bu genç ve güzel kızın ismini "ganimet payı / ganimet malı" anlamına gelen "Safiyye" olarak değiştirdi. Artık bir ganimet malı olduğu isminden bile anlaşılıyordu. İlginçtir ki, Muhammed bu evliliğinde bir Kur'ân ayetini de ihlal etmişti. Bakara 234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir. Muhammed apaçık Kuran'daki "iddet süresi" ile ilgili ayeti ihlal ediyordu. "....Daha sonra Allah'ın elçisi Hayber dönüşünde, yolda Enes'in annesinin bezediği Safiyye ile zifaf olmuştur" (Buhari Meğazi 64) ".... Hz. Peygamber Hayber den ayrılıp bir hayli yol aldıktan sonra konakladığı Sahba' mevkiinde Hz. Safiyye ile gerdeğe girmiştir. (İslam Tarihi, A.KÖKSAL,14/291) Evet, Muhammed'in Hayber'de 4 ay 10 günden daha fazla kaldığını ispatlayacak olan varsa buna cevap verebilir. İlginç bir bilgi de vardır kayıtlarda Safiyye ile ilgili: "Ölüm döşeginde iken, mallarının üçte birini Yahudi dinine bağlanmakta ısrar eden yeğenine vasiyet etti. Bazı Müslüman sahabeler bu vasiyetin yerine getirilmesine karşı çıkmışlar, ancak Muhammed (AS)’in hanımı Ayşe, araya girerek vasiyet yapılanın lehine taraf tutmuştur" (Hamidullah. s. 569 no. 1110) Peki ama ne kadar malı miras olarak bıraktı Safiyye ? Oldukça yüklü bir miktar olduğunu ve gayrimenkuller de bulunduğu yazılıdır kayıtlarda (100 bin dirhem değerinde) kızkardeşinin oğluna bırakmıştır. ( Not: O dönem mekke valisinin aylık maaşı 30 dirhem idi) Safiyye konusunu İlhan Arsel'den okumak isteyenler bu linkten okuyabilirler: http://www.ilhan-arsel.org/Kissalar2/kissa214.htm Martin Kings / Ebubekir Siraceddin der ki: "Safiyye 17 yaşında ve Kinane ile evleneli henüz iki ay olmuştu." (s.287) Aynı şekilde, Tabari (c.39 s.184)'de de 17 yaşında olduğu--ingilizce kaynaklardan öğrendiğim kadarıyla---yazılıdır. Yaşını şöyle hesaplayabiliriz : Hicret yılı 622 dir Hicri 50 yılında vefat etmiştir. (Hamidullah, no.1110) Yani 672 yılında Vefat ettiğinde 60 yaşındaydı. (Vefat ettiği yaşı Türkçe kaynaklarda bulamadım ama internetteki ingilizce Arap sitelerinin hepsinde 60 olarak geçiyor) O halde doğum tarihi 612 dir. Evlendiği yıl 629 (Hayber'in fethi) O halde evlendiğinde 629 - 612 =17 yaşındadır. Not : Safiyye konusunda bir çok detay bilgiyi önemli olmasına rağmen anlatmadım ama bir ara Safiyye konusunu ayrı bir başlıkta ele almak istiyorum. Devam edeceğim... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Sevgili sodomo:
* * * * * Aklıma takılan bir şey var: Muhammed'in biri (Fatıma) hariç ,evlatlarının hepsi Muhammed'den önce vefat etmişler diye okumuştum. Bu ilginç gelmişti bana. Kaynaklarda da böylemi ? |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Frodo, bu doğru herşeyden önce 3 erkek çocuğu da ufak yaşta öldü.
Kızlarından Zeyneb hicretin 8. yılı, Rukiye hicretin 2. yılı (kızamıktan), Ümmü Gülsüm hicretin 9. yılı vefat ettiler. Zeyneb'in çocuklarından Ali, *Mekke'nin fethi zamanında öldü. Kızı Ümame ise teyzesi Fatıma öldükten sonra Ali ile evlenmiştir. Rukiyye ise Osman'dan dünyaya getirdiği Abdullah adındaki oğlu 2 yaşında öldü. Ümmü Gülsüm ise Rukiyye'nin vefatından sonra Osman ile evlendi ama ondan çocuğu olmadı. Fatıma ise Ali'den Hasan, Hüseyin, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Muhsin adında çocuklar dünyaya getirdi ama Muhsin erken yaşta öldü. Fatıma Muhammed'in ölümünden 6 ay sonra vefat etmiştir. Hasan ve Hüseyin de Kerbela'da öldürülünce Muhammed'in soyu devam etmemiştir. Türkiye'de her önüne gelen tarikat şeyhi Muhammed'in soyundan geldiğini iddia ediyor ama bu soy erkeklerden geçen bir soy olamaz. Kızlardan soy geçer mi, orasını bilmem ama eğer bildiğimiz anlamda soy-neseb den bahsediliyorsa olmaz... Netice itibarı ile Muhammed soyunu devam ettirememiştir. Çocuklarının ölümü de zannımca bugün için çok basit bir şekilde önlenebilecek hastalıklardan olmuştur. Türkiye'de de hala "ishal" yüzünden ölen çocukaların haddi hesabı yoktur (sadece ishal olan çocuğa su vermedikleri için) |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Değerli Sodomo,
Ben bu hıza yetişemiyorum inan. Kim kimle ne zaman evlenmiş? Kaç çocuğu olmuş? Özler üveyler karıştı bende. Ne karışık şeyler bunlar böyle eski eşler vs. Tabii 11 eş başa bela olsa gerek :) |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Billur ne 11 eşi ? En az 22 nikahlı eşi olmuştur hatta 30'un üstünde olduğu da söylenir. Bak internette bir liste buldum eşleri hakkında şimdi bu listeyi doğrulamaya çalışıyorum :
---------------- 01-Hatice 02- Sevde binti Zem'a el-Amiriye (Sevde binti Zama) * Meydan Larousse C.11, s.22 03- Ayse (Aise) Ümmü'l-mü'min Aise bint Ebi Bekr es Sidîk el-Kuresiyye · Ayse'nin 6 yasinda iken Muhammed'e nikah olduguna dair hadisler için bak. Sahi-i Buhari Muhtasari C. 10, s.77-79, Hadis no 1553 · Islam Ansiklopedisi C.2, s.201-205, Diyanet Vakfi 04- Safiye binti Huyey bin Ahtâb en-Nadriye el-israilliyye el-Haruniye · Safiye binti Huyey bin Ahtar, Meydan Larousse C. 10, s. 822 · Seriat ve Kadin-Ilhan Arsel s. 246-247 · Seriat ve Kadin-Ilhan Arsel s. 265 · Sahi-i Buhari Muhtasari C. 8, s.429, Hadis no 1286 · Seriat ve Kadin-Ilhan Arsel s. 285 05- Cüveyriye binti Haris ibn Ebi Dirar el-Müstalikiye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 490 06-Zeynep binti Hüzeyme b. Haris b. Abdullah b. Amr b. Abdumenaf b. Hilal b. Amir b. Sa'saa el-Hilaliyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.4, s. 157 07- Meymune binti Haris el-Hilaliyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 490 08- Mariye binti Sem'un el-Kiptiye el-Misriyye (Cariye, ölen oglu Ibrahim'in anasi) · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s.485, 502,509 09- Reyhane binti Sem'un el-Kurziye (Cariye) · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 485, 491, 538 10-Zeynep binti Cahs el-Esediyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.2, s. 284, 380 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.3, s. 261 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.4, s. 248-251, 253, 275, 426 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 435, 485, 486, 489, 497 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.6, s. 161, 276, 277, 378, 513, 515 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.7, s. 59, 169, 173, 174, 521, · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.8, s. 162 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.9, s. 181 11-Ümmi Seleme Hind binti Ümeyye el-Mahzumiyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.3, s. 98, 99, 138 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.4, s. 157 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 496 12- Aliye b. Zebyan b. Amr b. Avf b. Ka'b b. Abd b. Ebibekir b. Kilab · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 491 13- Esma binti Ka'b el Cevniyye (Umeyme) · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 494 14- Ümmi Habibe Remle binti Ebi Süfyan Sahr b. Harb ibn Ümeyye el-Ümeviyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.3, s. 100 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.4, s. 244, 245,-247, 397, 496 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 496, 497 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.8, s. 53 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.10 90, s. 15- Hafsa binti Ömer b. Hattab el-Adeviyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.3, s. 265, 477 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.4, s. 294, 346 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 244, 253, 268, 269, 391, 434, 485, 486, 488, 496, 497, 536, 538 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.6, s. 24 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.7, s. 229, 230, 349, 373, 544, · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.8, s. 57 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.9, s.12,13, · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.10, s.542 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.12, s. 146 · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.14, s. 330 16- Müleyka binti Ka'b · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 495 17- Leyla binti Hatim el-ensâriye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 498-499 18- Gaziyye binti Cabir b. Hakim · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 497, 500 19- Ümmü Serik el-Ensariye en-Ensariye en-Neccariye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 494, 498 20- Senba · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 486 21- Ali b. Zebyan b. Amr b. Avf b. Ka'b b. Abd b. Ebibekir b. Kilab · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s.491 22- Havle binti Hakim es-Sülemi · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 17, 18 492, 497 23- Amre binti Yezid el-Gifariyye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 486 24- Katile binti Kays · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 494 25- Esma binti Salt · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 494 26- Hamze binti Haris el-Müzeniye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 494 (nisanlandi) 27- Havle binti Hüzeyl b. Hubeyre et-Taglibi · Samdan Muhammed'in yanina gelirken vefat etti. · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 491 28- Saraf binti Fudale b. Halife · Havle binti Hüzeyl bi. Hübeyre et-Taglibi'nin teyzesi, Samdan Muhammed'in yanina gelirken vefat etti. · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 491 29- Emine · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 492 30- Ümeyme binti Numan b. Serahil · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 492, 493 31- Fatima binti Dahhak b. Süfyan · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 59, 493 32- Amre binti Yezid el-Kilabiye · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 494 33- Amre binti Zeyd · Ibni Kesir, Büyük Islam Tarihi, C.5, s. 492 ------ Nasıl ama ? Hem de İbn Kesir'den tek tek bulup çıkarmış mümin kardeşimiz. Helal olsun diyelim ona... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Değerli Sodomo,
Şaşkınlık içindeyim inan.Bırak bir insanın 22-30 eşi olmasını,bir peygambere yakışacak bir davranış değil bu yaptıkları.Yazacak birşey bulamıyorum... :evil: |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Billur, eş sayısı işin bir yönü, diğer tarafta da eşlerinin yaşı hep bugüne kadar koca koca prof.lar tarafından gizlendi, hasır altı edildi, söylenmedi, anlatılmadı veya yalan söylendi. Eğer kaynaklar ilk elden taranırsa daha neler çıkar ortyaya neler. Baksana sadece İbn Kesir'den 33 eşi çıkartmış bu arkadaş. Bu konuda en detaylı çlışma Arif Tekin'e ait :
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim....IWDE7E2CIDXPWP Tabii bu yaş konusunda da milleti hep "Peygamber efendimizin hanımlar dul ve yaşlıydı" vb. gibi ifadelerle aldatıyorlar. Dikkat edersen yaşlarını matematiksel ve kaynak bazında yazıyorum bu yüzden çünkü islamcı sitelerde ya bundan hiç bahsedilmez ya da yaşlar 50'nin üstüne çıkarılır. Bir diğer yönü de bu konunun, Muhammed'in esir aldığı tutsak kadınlar ile kocalarını, babalarını öldürdükten sonra zifafa girmesi ki, bence en dramatik durumlar burada yaşanıyor. Mesela Cüveyriye, Safiyye, Reyhane bu şekilde Muhammed'in kurbanları olmuşlardı. Ama bak islamcı sitelerde hep "peygamber efendimizle evlenmekten büyük şeref duyuyorlardı" vb. ifadeler yazılıdır ki tek kelime ile yalanın dolanın dik alası, üstelik büyük bir şahsiyet bozukluğu var bu adamlarda. Hemen hemen hiç "vicdani" reaksiyon göstermiyorlar konu Muhammed'in kölelerine, cinayetlerine, savaşlarına, recm vb cezalarına gelince... İşte bunları teşhir etmek lazım tek tek, yoksa şeriat ile mücadele etmek hiç te kolay değil, baksana koca koca okumuş etmiş adamlar nasıl da bağnaz zihniyetlerin kölesi oluyorlar. "İslam geldi güzellik geldi", "islam bana insan olmayı öğretti" gibi laflar edenler ya islamı bilmiyorlar ya insan olmayı... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Alıntı:
|
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Değerli Sodomo,
Yalanlar,ihanetler,savaşlar,açgözlülük,bencillik,k ıskançlık vs ne derseniz (yazmakla bitmez)adına,temelleri böyle kurulmuş olan bir dinden,kim ne bekleyebilirki.İnsanlar artık bu kadar apaçık gerçekleri göremiyorlarsa çok yazık... Görülüyorki Muhammed,insanları kullanmayı çok iyi başarmış ve tabii en önemlisi insanları korkutmuş. Ve bugünün prof.ları herşeyin farkındalar bana kalırsa ama yaptıkları hiçbirşey yok. Muhammed peygamber olduğunu iddia etmiş,ama sonuçta bir insan o da.Elbette eleştireceğiz ve sorgulayacağız.Gerçekleri bilmenin başka bir yolu yok çünkü. Ve koca koca adamlar bence insan olmayı bilmiyorlar Sodomo.Böyle giderlerse de hiçbir zamanda öğrenemeyecekler. Saygılar |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Saygideger Sodomo,arastirmaci kisiliginize hayran olmakla beraber,actiginiz konular herzaman ilgimi cekmistir.Asagida kalin yaziyla belirttigim aciklamanizla ilgili olarak sizinkinden farkli bir bilgiye sahibim.Hangisinin dogru oldugu konusunda beni aydinlatirsaniz sevinirim.
SODOMO:Muhsin erken yaşta öldü. Benim edindigim bilgiye göre,Muhsin daha anne karninda iken HZ.Ali ve Hz.Fatima'dan biat almak üzere eve gelen Ömer'in tekme attigi kapinin arkasindaki civinin batmasi sonucu,Muhsinde Hz.Fatima'da can vermislerdir.Yani Muhsin kisa sürede degilde,daha anne karnindayken ölmüstür. SODOMO:Hasan ve Hüseyin de Kerbela'da öldürülünce Muhammed'in soyu devam etmemiştir. Bu konuda ise ,Hz.Hasan'in Kerbela'da degil,Kerbela'nin öncesinde,Muaviye tarafindan karisi eliyle zehirletilerek öldürüldügünü biliyorum. Hz.Hüseyin ise,sizinde dediginiz gibi Kerbela'da Yezit tarafindan öldürtülmüstür.Fakat Hz.Muhammed'in soyu,Kerbela'da savasamayacak kadar hasta olan Hz.huseyn'in oglu Hz.Zeynulabidin ile devam etmistir diye biliyorum... saygilar!!![/b][/i] |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
sevgili sodomo.inançlı müslümanların çoğu elifi görse mertek zannedecek düzeyindedir.bunun en iyi örneği cami *cemaatleri.ötekide tarikatlara kapılanmış müritlerdir,gene aynı *düzeydedirler. biraz daha okumuşlarıda kendilerini TRUMAN SHOV da sanıyorlar. çünkü o kadar etkili bir propaganda bombardınına tutuluyorlarki.truman shov dan başka bir bilgi, bir yaşamın olduğunu farketmiyorlar.ve farkında olmadan alamut kalesindeki * Hasan Sabbah ın fedailerine dönüyorlar.
* * * * * *bu siteye gelen bilal, hilal *, birisi gibi tipler fazla girift olmayan, mizah kokan *metinlerdeki, nüansı bile *anlayamıyor. yorumlarına ki yorum derse , bakıyorsun ne zeka pırıltısı ,nede kırıntısı var . bireyde olamadıkları için yapacakları bir şey kalıyor, ona buna soytarılık. * ama allahları var soytarılıkta üstlerine kimse yok. * * * *PEYAMİ SAFA nı bir lafı var. * * * *derki: *muhatap buhranı çekiyorum. * * * * MEVLANA nı bir sözü var mealen söylüyorum: *sen ne anlatırsan ,anlat.karşındakinin izanı kadardır. |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
sevgili jayjay * ozamanki arap geleneğinde genellikle *kabileler isim olarak hayvan ismi *seçerlerdi *tabi bu isimlerede yansırdı.
* örneğin bir kabilenin adı esed ken ( ASLAN), bir diğerinin adı kelb (köpek) idi. *bildiğin gibi hayvan figürleri hemen hemen her toplumda kullanılmıştır. ve genellikle o hayvanla kendilerini özdeştirmişlerdir. * *gelelim soruna cahş kelimesinin eşşek manasına geldiğini hatırlamıyrum. eşşeğin arapçada en belirgin ismi hımar dır. * *arapça gerçekten geniş bir lisandır. devenin yaklaşık yüz elli adı vardır. * *doğru olabilir çünkü bizdede kullanılan cevat *adı ,binek atı demektir. 8aslan 9 |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Alıntı:
"Cahş" kesinlikle arapçada eşek demektir. Arapça bilen tanıdıklarıma sordum. Çocukluğumdan beri eşekle ilgili arapça küfürler bilirim ve duyarım :).O yüzden de bu kelimeyi duyunca garipsedim ve "eşek" ismini kendine isim seçene şaşırdım. Bu arada "Osman" ismi Nihal Atsız'ın sölediğine göre yılan yavrusu demekmiş. Doğru mu? Bilgin var mı? Saygılar... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
İşte bunları teşhir etmek lazım tek tek, yoksa şeriat ile mücadele etmek hiç te kolay değil, baksana koca koca okumuş etmiş adamlar nasıl da bağnaz zihniyetlerin kölesi oluyorlar. "İslam geldi güzellik geldi", "islam bana insan olmayı öğretti" gibi laflar edenler ya islamı bilmiyorlar ya insan olmayı...
Sevgili Sodomo, Evet dostum. Teşhir etmek lazım. Teşhir etmeye devam. Zanetme ki bu çalışmaların boşa gidecek. Çünkü bu çalışmalarla karanlıklar aydınlanıyor. Yıllardır bir tabu haline getirilen bu dinin gerçek yüzünü insanlar görmeye başladılar. Bundan bir kuşkun olmasın. Bu sitenin günden güne büyümesi de bunun kanıtıdır. Gerçekler gün ışığına çıktıkça daha da büyüyeceğimizden hiç bir kuşkum yoktur. Sevgilerimle... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Tedirgin_berlin, zannımca fazla Şii kaynakları üzerinden gidiyorsun. Şii kaynaklarında Ömer, Aişe ve bir çok sahabe ile ilgili mezhepsel subjectivite mevcut. Mesela Uhud svaşında kaçanların arasında Ömer görünüyor Şii kaynaklarında ama Sunnilere göre ise Osman kaçtı vb...
Tabii Sunni kaynakları da bu mezhepsel bakıştan payını almıştır ama bu tip abartılı bilgilere pek raslanmaz. Konuyu detaylı bilmiyorum ve spesifik bir araştırma yapmadan br şey söylemek istemiyorum...Ama bu tip subjevite de eğer her iki taraftan bakılırsa bir bakıma bize faydası bile dokunur. En azından birinin gizlediği bir gerçekliği diğerinden öğrenebiliriz. Bundan faydalanalım bence... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Ezkamo hocam, adım adım bir iskelet oluşturuyoruz aslında... Ve sonra da buna deri giydireceğiz. Belki zaman alacak ama mutlaka şu dünyadan göçüp gitmeden önce arkamızda insanlara bırakacak bir eserimiz olsun istiyorum...Tabii bunu alıp devam edecekler de çıkacaktır mutlaka...Eğer bu şeriat illetininin belini kıramaz isek işte o zaman biz değil ama bizden sonraki kuşaklar çok cefasını çekerer bu durumun.. .
Ne yazık ki bizim asıl problemimiz "tehlikenin boyutlarını idrak edemeyen insanların çokluğu" İnsanlar eğer "şeriat gelirse bile ordu müdahale eder kurtarır "diye düşünüyor ama fena yanılıyorlar. İran devrimi çok büyük bir örnektir. Şah Rıza'nın ordusu, ortadoğunun en güçlü ordusu idi ve 5-10 gün de olay bitti...Oldukça sinsi ve organize ilerliyorlar ve dış destekleri var, içeride de tek bir parmak kıpırdatmayla harekete geçecek cahil-cühela bir kitleye sahipler. Dün Ali Bayramoğlu'nu ve Sosyolog Nuray (soyadını hatırlamadım) izledim adeta şok geçirdim... Adamlar öyle bir yorum yapıyorlar ki "demokratlık" adına hayret edersin...Bu şeriatçılar adeta damardan narkoz vermişler insanlara ve mazlum edebiyatı ile kendi yanlarına çekmişler bir çok aydın insanı... Sırada Çankaya var ve yakında bir kale daha onların eline geçiyor... Hala demokrasi istiyorlar iyi mi ? Yahu adamlar ele geçirdiler memleketi ve hala "hakkımız yeniyor" diye feryat figan... Peki bre deyyuslar neden Diyanet'in bütçesinden haklarını gaspettiğiniz Alevilere zırnık bile vermiyorsunuz ? Neden bir tane bile "Cem evi" jest olsun diye açmıyorsunuz? Bari bir jest yapın değil mi ? Yok çünkü bunlar hep kendilerine yontarlar hakkı hukuku ama sıra onlara gelince de "zalim" olmaktan hiç çekinmezler... Bir şeriatçı hiçbir zaman mazlum olamaz, o daima zalimdir...Hem tarihte bu böyledir hem bugün böyledir...Ama ilginç bir şekilde bu "mazlum" rolünü büyük bir hünerle oynuyorlar... Gençler çok uyanık olmalı çok... Ama bu gelişmelerden Atatürkçüler de sorumlu. Onlar ne Atatürk'ü anladılar ne de anlatabildiler ne de Atatürk'ün dediklerini yerine getirdiler... En büyük tehlike, tehlikenin büyüklüğünü görememektir. Sağlıcakla kal... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
sevgili sodomo,
iran ortadogunun islami haketmeyen tek ulkesidir..70 yillarda en az turkiye kadar laiktir..oysa simdilerde islam seriati altinda inlemektedir.. cok degil 30 yil oncesinin modern iran insani bugun islam zulmunu yasamaktadir.. sah riza pehlevi'nin adaletsiz yonetimi irani, islam cumhuriyeti karanligina sokmakla birlikte dunyada yasanan terorun merkez ussu haline getirmistir. iki yuzlu takiyyeci islam ogretisi demokrasinin insan hak ve hurriyetlerini demokratlardan daha cok kullanarak sinsice ilerlemektedir.. hedefe varmak icin gerekirse papaz elbisesi giyerim diyen hazreti $ahane bu ulkenin basbakani olmustur.. dun cumhurbaskanini millet secsin diyenler,islam riyakarligina siginarak bugun meclis secer demektedirler.. omurgasiz bu dinin neferlerinde degistim, gelistim ilkelerini beklemek ahmakliktir.. imam hatiplilerin meclisten sonra cankayada oturmayacagini tahmin etmek kehanet degil artik.. ne yazikki sozde demokratlar bile bindikleri dali kesmekte, ataturk'un kible veya put oldunu sanmaktadirlar..onlarin o hayasiz yaklasimlari seriatcilara dusunce ozgurlugu altinda daha cok hareket sahasi kazandirmakta.. yazik oluyor ulkeme :( |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Bu arada "Osman" ismi Nihal Atsız'ın sölediğine göre yılan yavrusu demekmiş. Doğru mu?
benim aklımda kalan ''osman, uluyan it'' manasında |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
11- Meymune binti Haris: (36 yaşındadır) Haris kızıdır. Asıl ismi Berre dir (hatırlarsanız Zeyneb b. Cahş ve Cüveyriye'nin de adı Berre idi)
İslamiyetten önce Mes´ud b. Amr ile evliydi ve ondan ayrılıp Ebu Rühm b. Abduluzza ile evlendi ve onun ölümü ile dul kaldı. Kendisini Muhammed'e hibe etmiş ve bu yüzden mehir alamamıştır. (İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 132) bu bilgi ayrıca (Sahih Muslim c.2 no 1919)da bulunuyor. Ahzap 50. ayetteki mehirsiz olarak kendini Muhammed'e hibe eden kadının o olduğu söylenir ( Başka isimlerde zikredilir kaynaklarda bu ayetteki isim için) "Aişe diyor ki bu kendini hibe etme konusu ile ilgili : "Olacak şey mi? Bir kadın utanmaz mı ki, kendini bir erkeğe armağan etsin?" (Buhari, e's-Sahih, Kitabu Tefsiri'l-Kur'an/336 , Müslim hadis no: 1464; Tec-rîd, hadis no: 1721.) Muhammed Hudeybiye anlaşması gereği çıktığı 3 günlük Umre ziyaretini uzatmak için Meymune ile yapacağı nikahı bahane olarak kullanmak istedi ve Mekkelilere şu öneride bulundu : --İsterseniz, zevcemle evlenme törenini yapmak üzere burada üç gün daha oturayım ve çekeceğim düğün ziyafetine sizi de çağırayım Onlarda şu cevabı verdiler: --Artık yanımızdan ayrılıp git! Müddet dolmuştur! Muhammed cevaben : --Ben sizden bir kadını nikahlamışım. Onunla evlenme törenini yapıncaya kadar bırakılmamdan size ne zarar gelirdi. Ne olurdu, beni bıraksaydınız da, evlenme törenimi aranızda yapsaydım, sizin için yapacağımız düğün yemeğimizde de bulunsaydınız? diye ısrar eder ve Böyle yapmak, size düşmez, yaraşmaz mıydı ? diye ekler. Kureyş temsilcileri: --Senin düğün yemeğinde bulunmak, bize gerekmez ! Bize ne sen, ne de düğün yemeğin gerek ! Hemen çık git artık yanımızdan ! (Asım Köksal İslam Tarihi) İlginç dialoglar...Muhammed nikahını bile siyasi bir amaç için kullanıyordu.. Yaşını şöyle hesaplayabiliriz: Hicret yılı 622 dir. Hicri 51. de vefat etti (Hamidullah s. 570) Vefat yılı 673 dür. Vefat ettiğinde 80 yaşındaydı.(Bütün kaynaklarda geçer) O halde doğumu 593 dür. Evlilik yılı 629 dur. (Hudeybiye'den 1 yıl sonra "umre" ziyaretinde ) O halde evlendiğinde 629 - 593 = 36 dır. Tabii S.Ateş (Kuran'a göre Hz. Muhammed'in Hayatı s. 334)'de onunla 61. hicret yılında evlendiğini yazar. Eğer Ateş haklıysa o zaman Meynune'nin yaşı 10 yaş daha düşerek 26' ya iner. Şimdilik Hamidullah'ı dikkate aldım ama bu durumu araştıracağım. 12- Fatıma Dahhak bin Süfyan (el-Kilâbiyye): S.Ateşten aynen aktarıyorum : "Hicretin 8. yılında Peygamberin kendisi ile evlendiği Fatıma, gerdek esnasında Peygamber'den Allah'a sığınınca Peygamber onu boşamıştır. Daha sonra "Ben ne bahtsızım !" diyerek kendisini kınayan Fatıma, 60. Hicret yılında ölmüştür." (Kuran'a göre Hz Muhammed'in Hayatı s. 334-335) Eğer öldüğü zamanki yaşı hakkında bilgi var ise o zaman evlendiği zamanki yaşını çıkartabiliriz ama ben bulamadım.. |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
13- Reyhane binti Zeyd: Yahudi Kureyza kabilesine mensup idi. Güzelliği ile meşhur genç bir yahudi kadını idi.
Kocasının ismi Hakem idi ve Kureyza baskınında öldürülmüştü. Geriye kalan babası, kardeşleri ve diğer erkek akrabaları ise Kureyza esirlerleri arasında boynu Zübeyr ve Ali tarafından vurulanlar arasındaydı. Reyhane'nin Muhamed'in eşi olup olmadığı ve cariyesi olarak kalmış olabileceği de hep tartışma konusu olmuştur. İbn Sa'd da onun "safiyy" payı olarak daha ganimetler dağıtılmadan önce Muhammed'in onu kendisine ayırdığı ve onu hür zevceleri arasına kattığı yazılıdır. Kurtubi'ye göre de Muhammed kendisini azad edip onunla evlenmiştir. İbn İshak da ise cariye olarak kaldığı yazılıdır. Hamidullah Belzuri'den yaptığı bir aktarma da Muhamed ve Reyhane arasında şöyle bir konuşma geçtiğini anlatır : --Muhammed onu nikahlama önerisinde bulunmuş ve böylece özgürlüğüne kavuşacağını söylemiş, o ise şu cevabı vermişti. "Beni nikahlamaktansa cariyen olarak al ! Ben bir cariye kadın olarak kalmayı yeğlerim, zira hür müslüman kadınlar gibi başıma örtü ve yüzüme peçe takmak istemiyorum" (İslam Peygamberi s.573 no: 1117) Ayrıca siyer kaynaklarında (İbnu'l Kayyum 1/113, Cevzi, el-Vefa 647 ) Muhammed'in ona 500 dirhem gümüş mehir bedeli vererek nikahına aldığı ve gecelerini de öteki hür hanımlarıyla olduğu gibi eşit paylaştığı da yazılıdır. Hamidullah'ın Samhûdi'den yaptığı aktarımında ise Reyhane Medine'ye yerleşmemiş eski evinde oturmaya devam etmiştir. Başka kaynaklarda da Muhammed'in Reyhaneyi bu eski evinde düzenli olarak ziyaret ettiği yazılıdır. Reyhane'nin yaşının 19 olduğu rivayet edilir. Ölüm tarihi ise Hicri 10. yıldır. 14- Sena binti Esma (el-Neset bint Rifa): Benu Kilab veya Benu Harm kabilesindendir. Muhammed'in onunla nikahlandığı hemen hemen her kaynakta geçer. Aynı şekilde zifafın gerçekleşmediği de yazılıdır. (Tabari c.9 s.135-136. ve c. 39 s.166) 'da Muhammed ile nikahının kıyılmasının peşinden evlilik tamamlanmadan önce öldüğü yazılıdır. İslami kaynaklar da onun Muhammed ile evlendiği için duyduğu sevinçten dolayı öldüğü bile yazılıdır. Not:Aslında islam tarihçileri evlilik konusunda "Nikah mı, zifaf mı, peçe mi kriter alınmalıdır ?" gibi sorularla kendilerine meşgale yaratırlar. Bu yüzden genellikle zifafa girmediği kadınları eş lisletsine koymazlar ve bu şekilde Muhammed'in eşlerinin sayısını düşürmeye çalışırlar. İlginçtir ama eğer zifaf kriter ise o zaman neden Marya ve Nefise gibi (hatta Reyhane de) Muhammed'in cinsel ilişki de bulunduğu cariyelerini eşler listesine dahil etmezler ? Bazı islam alimleri (!) bunlara "zevce-cariye" demişlerdir ama eş listelerinde bunlar dahil edilmez ve mümkün olduğu kadar Muhammed'in eşlerinin sayısı düşük tutulmaya çalışılır. Tabii aynı zaman dilimi içinde Muhammed'in en fazla 9 kadınla *evli olduğunu söyleyerek bu rakamı tek haneli hale getirme konusunda gösterdikleri hüner de taktire şayandır. 15- Esma (Ümeyme) ibn Cevn : Numan ibn Şürâhil el- Cevn el-Kindiyye'nin kızıdır. Bu kadın ile ilgili en ilginç satırlar S.Ateş'de var: "Peygamber gerdekte yanına varıp da "Gel !" deyince "Sen gel !" demiş Peygamber de onu boşamıştır. Bir rivayete göre Allah'a sığınan kadın bu kadındır. Buhari de şöyle diyor : Allah'ın elçisi (s.a.v) Şurahil kızı Umeyme ile evlendi. Yanına varıp elini uzatınca kadın hoşlanmaz bir tavır takındı. Peygamber Useyd'e bu kadını donatıp, iki beyaz keten elbise giydirerek geri göndermesini emretti. Başka bir rivayete göre peygamber Esma'ya. "Kendini bana hibe et !" dedi. Esma "Kraliçe kendini çobana hibe eder mi?" deyince Peygamber onu teskin etmek için elini onun üzerin koydu. Esma: Senden Allah'a sığınırım" dedi. Peygamber "Sığınacak yere sığındın ve tam sığındın" dedi ve Ebu Useyd'e, o kadına iki râziki elbise giydirip ailesine ulaştırmasını emretti." (S.Ateş-Kuran'a göre Hz. Muhammed'in Hayatı s.335) Kütüb-i Sitte de bu konuda ki rivayet şöyle geçer : 5583 - Hz. Aise radiyallahu anha anlatiyor: "****tu'l-Cevn Resulullah aleyhissalatu vesselam'in yanına girince: "Senden Allah'a sığınırım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam da: "Gerçekten büyüğe sığındın. Ailene dön!" buyurdular." Buhari, Talak 3; Nesai, Talak 14, (6, 150). Buhari Talak (Kitab'u Talak)'da 1832, 1833 no'lu hadislerde de S.Ateş'in verdiği bilgileri bulabilirsiniz (Not :İnternette rahatlıkla bulabilirsiniz) |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
ilginç bir dipnot buldum. Ne anlatmak istedigini pek kavramadım. Oldugu gibi alıyorum.
* * 'Kardeşine karşı çocuk sevgisinin belirtileri olarak nitelendirilmesi gereken sıkı fıkı ilişkileri halkın agzında yasak zina davranışları olarak nitelendirildi.' ( 546 ) * * Edward Gibbon Roma İmparatorlugunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi 3. cilt sf 184 de bu tümceyi yazdıktan sonra 546 no'lu dipnot açmış. Bu dipnota göz gezdirdigimizde aynen şunları okuyoruz : * * ' İşte Olymplodere'nin kullandıgı deyimler bunlardır. Hiç kuşkusuz Muhammedin kızı Fatime'yi onurlandıran okşamalarına yollama yapmaktadır. Quando, demiştir peygamber, quando subit mihi desideriumparadisi, oscular eam et ingero linguam meam in os ejus. * * *Ne var ki tansıklar ve gizemler bu nefis istekleri mazur kılmaktaydı. Bu küçük tarih olgusu, Kur'an 'ın çevirisi ve reddinde sayın peder Maracci tarafından açıklanmıştır. * * * Evet aynen böyle ,altı çizilen yerler yazara ait. Tam olarak anlamış degilim. Lisanı bilenler varsa ya da bu konuda malumatı olanlar varsa yardımcı olurlarsa sevinirim. Gibbon 18. yüzyılda yaşadıgına göre rahibin en az bu yüzyılda ya da daha önce yaşadıgı belli. Bir de eleştiri yapmış ve burada kavradıgım kaderiyle Muhammedi ensest bir ilişkiyle suçluyor. * * * saygılarımla |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Alıntı:
Geçen kütüphane'de İslam Ansiklopedilerini karıştırıyordum, "Peygamberin Eşleri" bölümü dikkatimi çekti. Zeynep bin.t cahş bölümüne profesor ayrı bir yer ayırmış, ancak aşağıdaki hadisten hiç bahsetmemiş ve daha farklı bilgiler vermiş. Yazıyı okuyalım: Zeynep bint. Cahş Resullulah onunla evlenmesi teşrii (kanun vaz etme) gayeyle matuftur. Araplar cahilliye döneminde evlatlığın eşinin, öz oğlunun eşi gibi olduğuna inandıkları için onunla evlenmeyi haram sayıyorlardı. Rasulullah bu inancın batıl olduğunu göstermek için onunla evlendi. Yahudi ve münafıkların yalan uydurup iftira ederek gelenekleri çiğnediğini iddia etmelerinden korkunca şu ayet-i kerime nazil olmuştur: "Zeyd o kadından ilişiği kesince biz onu sana nikahladıkki (bundan böyle) evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestikleri(onları boşadıkları) zaman o kadınlarla evlenmek hususunda müminlerle bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir."(Ahzap37) Sen buna Rasullulahın daha önce azatlı bir köle ile evlenmiş olmanın Zeynep'e getirdiği ezikliği gidermek ve itibarını korumak maksadıyla evlendiğini de ilave edebilirsin. Zeynep, Abdulmuttalip'in kızı ve Resullulah'ın halası olan Ümeyme'nin kızıydı. Resulullah onu azatlı kölesi Zeyd b. Harife için istemiş, fakat, bu teklif Zeynep'in ailesine güç gelmiştir. Zira Zeyd bir köleydi, ama peygamberin sözünü kabul etmeleri gerekiyordu. Evlendikten sonra Zeynep, Zeyd'e karşı onun tahammül edemeyeceği bir büyüklük ve kibir gösterdi. Zeyd, durumu Peygamber'e şikayet etmiş, o da, sabırlı olmasını tavsiye etmiştir. Fakat nazil olan ayet-i kerime Zeynep'in boşanmasını ve eşler arasındaki anlaşmazlığı kesip atmak için bizzat Resullulah onunla evlenmesini emretmiştir. Böylece Arap ailelerinin en şereflilerinden birinin kızı olan Zeynep'in köle ile evlenmekte zedelenmiş olan itibarı iade edilecekti. Bunun yanında resullullah'ın Zeynep ile evlenmesinde, İslam'ın tamayyuz ettiği eşitlik örneklerinin en yücesini de görmekteyiz. Bu sistemde peygamberin dünkü kölelerinden birinin eşi olan bir hanımla evlenmesi garipsenemez. Bu eşitlikki, Resulullah onun temellerini, Arab'ın en şereflilerinden biri ve kendi halasının kızı olan Zeynep'in azatlı kölesi ile evlendirilmekle atılmıştı. Ki, Zeyd Zeynep'i boşadıktan sonra Rasulullah onunla evlenmekten çekinmemiştir. * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Prof.Dr. Hasan İbrahim HASAN * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * İslam Tarihi Ansiklopedisi * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Cilt-I Ahzap suresinin ilgili ayetinin sonunda "Allah'ın emri yerine getirilmiştir." kısmını okuduktan sonra içimden derin bir "oooh" çektim. Umarım müslüman arkadaşlar da yazıdaki bariz çelişkili bakışı görebilmektedirler. Sayın Profesor ya bizi ahlaksız, ahmak sanıyor ya da kendisi... neyse. Şimdi şuna dikkat edelim: Araplar'ın cahilliye devrindeki adeti çok ahlaklıdır. Çünkü evlatlık öz oğul gibidir denmesi çok ahlaklıdır bence. Ayrıca Zeyd hayatta iken Muhammed "sen çekil ben alayım" diyor ve profesor bunu ne kadar güzel bir olaymış gibi bize aktarıyor. Bu resmen namussuzluktur, ahlaksızlıktır. Adam önce Muhammed toplumsal eşitliği sağlamak için zenginin kızını köleye veriyor diye anlatıyor (nasıl eşitlik sağlanacaksa), ardından da Muhamded o kadını alınca, onun zedelenen itibarını Resulullah kurtadı diye bize anlatıyor. Bu ne çelişki yaa? Sen bizi ahmak mı sandın zavallı? Sürekli Zeynep'in zedelenen itibarı... Bir kere sen eşitliği sağlamak niyetindeysen köleleri toplumda saygı duyulan insanlar gibi olmaları için uğraşacaksın, o konumlara getirmeye çalışacaksın. Öyle zavallı bir adamı öyle bir kızla evlendirirsen tabiiki kadın öyle davranır (bu bir çok kadının doğasında var). Ardından Muhammed'in tanrısı da işi gücü bırakıp Resullullah'ın cinsel yaşamının şenlenmesi için ilgili ayet-i kerimeyi indiriyor. Adam da sodomo hocamın yazdığı hadisten hiç bahsetmeden olayı örtbas ediyor. Sevgili H.İ.HASAN olayı demagoji içerisinde örtbas etmeye çalışmış ama maalesef başaramamış. Sen ancak gözleri kapanmış müslümanları kandırırsın. |
dedikodu mu sadece ?
ahzab 33. sure peygamber hakkında çıkan dedikoduları susturmak için, sözde inmiştir.
ayetlerde üstü örtülü bir şekilde dedkodulardan bahsedilir, görülen oki dedikodular zeyd’in karısı zeynep ile evliliğinden çok evlilik öncesi yaşanmış bir ilişki yüzünden çıkmıştır. ahzab 4 Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.elmalılı ye göre zihar ZIHAR: Bir kimsenin eşine "Sen bana anamın sırtı gibisin" demesidir ki, anam bana nasıl haram ise, sen de bana öyle haramsın demek olur. Araplar, böyle denilen bir kadını ana gibi kabul ederler, hemen ayırırlardı ve ana gibi sayıldığına göre tekrar nikâh edilememesi de gerekirdi. Burada onlara ana gibi demekle gerçekten ana oluvermeyecekleri anlatılarak bu adetin değiştirilmesinin gerekliliği gösteriliyor ki, ayrıntısı ile keffareti, (Mücadele) Sûresi'nde gelecektir. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. demekki zeyneb zeyd ile evli iken muhammedin zeyneb’e hitap şekli ‘’anam’’ şeklinde idi, peki neden yemin konusu etmişti, neden ‘’ anam olsunki diye yemin etmişti, acaba bir dedikodu dan sonramı ‘’anam olsunki ‘’ diye yemin etmişti. 5. Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah Katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. muhtemelen ahzab 5, dedikodulardan sonra zeyd’in zeyneb’i boşamasından sonra sözde indi, öyle ya peygamberlik iddasındaki bir adam heva’sına yenik düşmüş, üstelik yaptığı yetmiyormuş gibi dedikoduları bastırmak için evlatlığının karısı ile evlenmişti, ancak bu kezde ahlaki bir mesele ile karşı karşıya kalmıştı, yıllarca oğlum dediği insanın karısı ile evlenmişti, ahzab 5 hem bu tür bir ahlaki meseleyi halletletmek hemde ’’Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır’’ bir önceki hatasını örtbas etmek için sözde inmişti , acaba evlatlık ile ilgili bir ayette nasıl bir hata etmişti peygamber, ‘’Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek’’ kasıt gözetmek, kasıt gözetmeden nasıl bir hata işlemişti, acaba zeyneb’e aşık olduğunumu ima etmeye çalışmıştı peygamber. ahzab 37 de bu ayeti çok açık bağlayan ve muhamed in zeyneb’ e aşık olduğunu ima etmeye çalıştığını göreceğiz 37. Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. bitmek bilmeyen dedikoduların önüne geçmek için allah katında nikah, peygamber burada zeyneb’e gönlünün kaydığını ancak insanlardan çekindiği için bunu açıklayamadığını, lakin buna kendisini alllahın zorladığını ima etmeye çalışıyor. ’’ Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;’’ bu gönül kaymasının allah tarafından istendiğini, insanlardan değil allahtan utanmalı idi, yani yaptığı her ne ise allah katında günah yada utanılacak bir şey değildi, kasıt gözetmemişti, o yüzden evlilik öncesi yaptığı her ne ise allah tarafından istenmişti. devam edecek |
Re: dedikodu mu sadece ?
Peygamberler Sultanı Zât-ı Risâletpenâhın izdivaçlarında, değişik yönler vardır: Zât-ı Ahmediye’ye (sav) taallûk eden hususlar, umumî olarak izdivaçlarında gözetilmiş olabilecek hedef ve maksatlar; bir kısım zarûretler ve nihayet zevcâtın hususî durumlarının gereğini yerine getirme gibi keyfiyetler... Şimdi sırasıyla bu hususları teker teker tahlil edelim.
Mevzuu ilk önce, O pâk şahsiyete bakan yönüyle ele alalım. Her şeyden evvel bilinmelidir ki, O mübeccel Zât, yirmi beş yaşına kadar hiç evlenmedi. O sıcak memleketin hususî durumu da nazar-ı itibara alınacak olursa, bu kadar zaman iffetiyle yaşaması ve bunun da, dün ve bugün böylece kabul ve teslim edilmesi, O’nda iffetin esas olduğunu ve müthiş bir irade ve nefis hâkimiyeti bulunduğunu gösterir. Eğer bu hususta, küçük bir inhiraf bulunsaydı, dünkü ve bugünkü düşmanları, bunu cihana ilân etmekten bir an bile geri kalmayacaklardı. Hâlbuki eski ve yeni bütün hasımları, O’na hiç olmayacak şeyleri isnat ettikleri hâlde, bu istikamette bir şey söyleme cüretini gösterememişlerdir. Peygamberimiz (sav) ilk izdivaçlarını, yirmi beş yaşlarında iken yaptılar. Bu izdivaç, Allah ve Resûlü katında çok yüce ve müstesna; fakat başından iki defa evlenme geçmiş kırk yaşındaki bir kadınla olmuştu. Bu mutlu yuva tam yirmi üç sene devam etmiş ve peygamberliğin sekizinci senesi kapanan bir perde gibi arkada acı bir hasret bırakarak sona ermişti. Bu defa Efendimiz (sav) yirmi beş yaşına kadar olduğu gibi, yine yapayalnız kalmıştı. Evet, aile, çoluk-çocuk her şeyiyle yirmi üç senelik bu mesut hayattan sonra, yeniden dört-beş sene bekâr olarak yaşamışlardı ki; yaşları da elli üçe ulaşmış bulunuyordu. İşte, bütün izdivaçları da böyle izdivaca alâkanın azaldığı bu yaştan sonra başlar ve devam eder ki; sıcak bir memlekette elli beş yaşından sonra yapılan izdivaçta, beşerîlik ve şehevîlik görmek, ne insafla ne de iz’anla kat’iyen telif edilemez. Burada akla gelen diğer bir mesele de, Peygamberlik müessesesiyle çok evlenmenin telifi keyfiyetidir. Buna da bir iki cümle ile temas etmek istiyorum. A) Evvelâ, bilinmelidir ki, bunu serrişte edenler, ya hiçbir din ve prensip kabul etmeyenlerdir ki, onların böyle bir şeyi kınamaya aslâ ve kat’â hakları yoktur; Zira onlar, bütün prensiplere karşıdırlar. Hiçbir kânun ve kayda tâbi olmaksızın, pek çok kadınla münasebet kurar; hatta mahremleriyle dahi nikâhı tecviz ederler. Yahut bunlar, belli kitaplara dayanan bazı din müntesipleridir. Onların hücumu da, insafsızca, garazlı ve teemmül edilmeden yapılmış, hatta kendi namlarına üzülecek bir keyfiyettir. Çünkü, ellerindeki kitapların ve o kitaplara bağlı cemaatlerin teslim ve kabul ettiği, kendi peygamberleri bilip uydukları, nice enbiyâ-yı izâm vardır ki; bunlar birçok kadınla evlenmiş ve başlarından daha çok nikâh geçmiştir. Meselâ; Süleyman (as) ve Davud (as) peygamberleri düşününce, onlara mensup olduklarını iddia edenlerin bu meseleyi serrişte etme hususunda insaflı davranmadıkları açıkça ortaya çıkar. Binâenaleyh, çok kadınla izdivacı, Peygamberimiz (sav) başlatmadığı gibi; aynı zamanda çok izdivaç, nübüvvetin ruhuna da zıt değildir. Kaldı ki; daha sonra anlatmaya çalışacağım hususlarda görüleceği gibi “teaddüd-ü zevcât”ın peygamberlik vazifesi nokta-i nazarından, tasavvurlar fevkinde faydaları vardır. Evet, çok kadınla izdivaç, bilhassa ahkâmla gelen enbiyâ için bir bakıma zarurîdir. Zira, dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, ona ancak bir insanın nikâhlısı muttali olabilir. Binâenaleyh, dinin bu yönlerini anlatmak için herhangi bir istiâre ve kinâyeye başvurmadan -ki çok defa bu türlü anlatma tarzı anlamayı bulandırır ve istinbatı zorlaştırır- her şeyi alabildiğine vuzûh içinde anlatacak, mürşidelere ihtiyaç vardır. İşte, her şeyden evvel, nübüvvet hânesinde olan bu temiz ve pâkize zevcât, kadınlık âlemine karşı irşat ve tebliğ vazifesinin sorumluları ve nakilcileri bulunmaları itibarıyla, peygamber için de, peygamberlik için de; kadınlık âlemi için de gerekli, hatta elzem olur. B) Diğer bir husus da, umumî mânâda Efendimiz’in zevceleriyle alâkalı oluyor ki, o da: 1) Zevceler arasında, yaşlı, orta yaşlı ve gençler bulunması itibarıyla, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli ahkâm vaz’ediliyor. Ve bizzat Peygamber (sav) hânesi içinde bulunan bu pâkize zevceler sayesinde tatbik imkânı buluyordu. 2) Zevcelerin her birerleri, çeşitli oymaklardan olması sebebiyle, evvelâ o kabileler arasında; sonra da muazzez şahsiyetiyle akrabalık tesis buyurduğu bütün cemaatler içinde, köklü bir sevgi ve alâkaya yol açılıyordu. Her kabile ve oymak, O’nu, kendinden biliyor, din hissinin yanında, cibillî bir bağlılıkla O’na karşı derin bir alâka hissediyordu. 3) Her kabileden aldığı kadın, O’nun hayatında ve irtihalinden sonra, kendi cemaati arasında çok ciddî dinî hizmete vesile olabiliyor; uzak yakın bütün akrabalarına, zâhir ve bâtın-ı Ahmediye (sav) hususunda tercümanlık yapıyordu. Bu sayede O’nun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur’ân’ı, tefsiri, hadîsi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vâkıf olabiliyordu. 4) Bu izdivaçlar vasıtasıyla, Nebiyy-i Ekmel, âdeta bütün Ceziretü’l-Arap’la yakınlık tesis etmiş gibi, her hânenin, teklifsiz misafiri hâline gelmişti. Herkes bu karâbet vasıtasıyla o mehâbet âbidesine yaklaşabiliyor ve dinî umûru öğrenme fırsatını buluyordu. Aynı zamanda bu ayrı ayrı aşiretlerin her biri, bir çeşit, kendini O’na yakın sayıyor ve bununla iftihar ediyordu. Mahzumoğulları, Ümmü Seleme vasıtasıyla; Emevîler, Ümmü Habîbe vasıtasıyla; Hâşimîler, Zeynep bintü Cahş (ra) vasıtasıyla kendilerini ona yakın kabul edip, bahtiyar sayıyorlardı... C) Buraya kadar olanlar umumî mânâda ve bazı yönleriyle de, diğer peygamberlere şâmil olacak şekilde idi. Şimdi bir de, hususî mânâda ve teker teker her zevcenin serencâmesi içinde, meseleyi ele alalım: Evet, burada dahi göreceğiz ki; mantık, vahiy ile müeyyed o Zât’ı hayat-ı seniyyesi karşısında toprak kadar aşağı kalıyor; tabir-i diğerle beşer düşüncesi Fetânet-i A’zam önünde rükûa varıp iki büklüm oluyor. 1) İlk zevceleri Seyyidetinâ Hz. Hatîce’dir (ra). Kendinden on beş yaş daha büyük olan bu nâdîde kadınla izdivaçları, her evlilik için en büyük örnek mahiyetindedir. O, bütün bir hayat boyu, derin bir vefâ ve sadakatle eşlerine bağlı kaldıkları gibi, zevcelerinin vefatından sonra dahi O’nu hiçbir zaman unutmamış, hatta her vesile ve fırsatta O’ndan bahisler açmıştır. Hz. Hatîce’den sonra Peygamberimiz (sav) dört-beş sene evlenmediler. Başlarında birçok yetim bulunmasına rağmen, onların meûnetine katlanıp, bir bakıma hem annelik, hem de babalık vazifesini yürüttüler. Muhâlfarz, evvel ve âhir kadınlara karşı küçük bir zaafı olsaydı, böyle mi hareket ederlerdi?.. 2) Sıra itibarıyla olmasa bile ikinci zevceleri, Âişe-i Sıddîka’dır (ra). En yakın arkadaşının kızı; acı-tatlı bütün bir hayatı beraber yaşayan bu büyük insana karşı, nebînin en mutenâ ikramı... Umum neseplerin sona erdiği günde, sona ermeyen karâbetiyle onun yanında bulunma şerefi ancak bu sayede olacaktır. Evet, Âişe-i Sıddîka ile, Hazreti Ebû Bekir, maddî-mânevî hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde kurb-u Nebevîye mazhar olmuşlardı. Ayrıca, Hz. Âişe gibi çok zeki bir nâdire-i fıtrat, dâvâ-yı nübüvvete tam vâris olabilecek yaradılışta idi. İzdivaçtan sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleriyle kat’iyen sübut bulmuştur ki; o muallâ varlık, ancak nebî zevcesi olabilirdi. Zira o, yerinde en büyük hadisçi, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhçı olarak kendini gösteriyor, zâhir ve bâtın-ı Muhammedî’yi (sav) emsâlsiz kavrayışıyla, bihakkın temsil ediyordu. Bunun içindir ki; Efendimiz’e rüyasında, onunla izdivaç yapacağı iş’âr ediliyor ve henüz gözlerine başka hayal girmeden peygamber hânesine kadem basıyordu... Bu sayede o, Hz. Ebû Bekir (ra) için vesile-i şeref olacak ve kadınlık âlemi içinde, bütün istîdat ve kâbiliyetlerini inkişaf ettirerek, Efendimiz’in en başta talebelerinden biri olma hüviyetiyle, büyük mürşide ve mübelliğe olmaya hazırlanacaktı. İşte böylece, o da hem bir zevce, hem de bir talebe olarak saadet hânesine intisap etmiş bulunuyordu. 3) Yine izdivaç sırasına göre olmamakla beraber üçüncü zevceleri, Ümmü Seleme’dir (ra). Mahzum Oymağı’ndan ve ilk Müslümanlardan olan Ümmü Seleme, Mekke’de tazyik görmüş; ilk olarak Habeşistan’a, ikinci defa da Medine’ye hicret etmiş ve o günkü şartlara göre ilk saftakiler arasında yer almıştı. Kendisiyle beraber bu uzun ve meşakkatli yolculuklara katlanan bir de kocası vardı. Ve, Ümmü Seleme’nin nazarında eşi, menendi olmayan bir insandı. Bütün çile devrini beraber yaşadığı, bu eşsiz hayat arkadaşı Ebû Seleme’yi Medine’de kaybedince çocuklarıyla baş başa kaldı. Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle hayat külfetini yüklenmiş bu kadına, ilk şefkat elini, Ebû Bekir ve Ömer (ra) uzatırlar; fakat o bu talepleri reddetti; Zira onun gözünde Ebû Seleme’nin yerini dolduracak insan yoktu. Nihayet, izdivaç teklifiyle Allah Resûlü (sav) ona el uzattı. Bu izdivaç da gayet tabiîydi, zira İslâm ve iman uğrunda hiçbir fedâkârlıktan dûr olmayan bu muallâ kadın, Arab’ın en soylu oymağı içinde uzun zaman yaşadıktan sonra yapayalnız kalmıştı ve dilenciliğe terk edilemezdi. Hele ihlâs, samimiyet ve İslâm için katlandığı şeyler düşünülünce, ona muhakkak ki el uzatılmalıydı... Ve, işte Kâinatın Fahrı, onu nikâhı altına alırken bu inâyet elini uzatmıştı. Evet, gençliğinden beri yaptığı; kimsesizleri görüp gözetme ve yetimlere el uzatma iş ve vazifesini, o günkü şartların iktizasına göre bu şekilde yerine getiriyordu. Ümmü Seleme de Hz. Âişe gibi dirâyet ve fetâneti olan bir kadındı. Bir mürşide ve mübelliğe olma istîdadındaydı. Onun için bir taraftan şefkat eli onu, himâyeye alırken diğer taraftan da, bilhassa kadınlık âleminin medyûn-u şükran olabileceği bir talebe daha ilim ve irşat medresesine kabul ediliyordu. Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Fahr-i Kâinat Efendimiz’in, bir sürü çocuğu olan dul bir kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürü külfet altına girmesini, başka hiçbir şeyle izah edemeyiz. Hele şehevîlik ve kadınlara düşkünlükle aslâ ve kat’â!... 4) Bir diğer zevceleri de Remle bint-i Ebî Süfyan’dır (Ümmü Habîbe) (ra). Peygamber (sav) ve peygamberlik karşısında bir müddet küfrü temsil eden birinin kızı... Bu da ilk Müslüman olanlardan ve birinci safta yerini alanlardandı. Çile devrinde Habeşistan’a hicreti, orada kocasının önce tanassur etmesini, sonra da vefâtını görmüş mûzdarip bir kadın... O gün sahabi, sayı itibarıyla az; mal yönünden fakirdi. Herhangi birine bakacak, medar-ı maîşetini temin edecek durumları yoktu. Buna göre, Ümmü Habîbe ne yapacaktı? Ya tanassur edip, Hıristiyanların yardımına mazhar olacak; ya küfür yuvası olan baba evine dönecek veya kapı kapı dolaşıp dilenecekti. Bu en dindar, en soylu, aile itibarıyla en zengin kadının bunlardan hiçbirini yapması mümkün değildi. Bir tek şey kalıyordu; o da Efendimiz’in müdahalesi ve muâlecesi... İşte, Ümmü Habîbe ile izdivaçta da bu yapılıyordu. Dini için her türlü fedakârlığa katlanmış bu kadın, yurdundan yuvasından uzak; zenciler arasında; kocasının irtidat ve vefâtı kendisini dilgîr ettiği günlerde; Necâşi’nin huzurunda, Peygamberimizle nikâhının kıyılması gibi en tabiî bir şey yapılıyordu. Bunu değil kınamak “Rahmeten li’l-Âlemîn” olmanın gerektirdiği bir hususun îfâsı sayarak alkışlamak lâzımdır. Kaldı ki; bu büyük kadının da, emsâli gibi kadın-erkek Müslümanların irfan hayatına getireceği çok şey vardı. O da bu suretle hem bir zevce hem de bir talebe olarak, o saadethâneye intisap ediyordu. Aynı zamanda bu evlilik sayesinde, Ebû Süfyan ailesi de, Hâne-i Nübüvvete teklifsiz girip çıkma imkânını elde ediyor ve değişik bir bakış kazanarak yumuşamış oluyordu.. Hem değil sadece Ebû Süfyan ailesi, belki bütün Emevîler’de tesir icrâ edebilecek bir hâdise olma karakterinde. Hatta denebilir ki; alabildiğine sert ve bağnaz olan bu aile, Ümmü Habîbe’nin nikâhı sayesinde oldukça yumuşadı ve her türlü hayrı kabul etmeye hazır hâle geldi. 5) Saadet hânesine girenlerden biri de Zeyneb bint-i Cahş’dır (ra). Alabildiğine asil ve o kadar da ince, iç derinliğine sahip Hz. Zeyneb, Sultân-ı Enbiyâ’nın yakın akrabası ve yanı başında büyüyen, gelişen bir kadındı. Efendimiz (sav) Zeyd (ra) için O’nu talep ettiği zaman, ailesi biraz çekimser kalmış ve bu arada Efendimiz’e verme temâyülünü göstermişlerdi. Sonunda Peygamberimizin (sav) ısrarıyla Zeyd b. Hârise’ye vermeye râzı olmuşlardı. Zeyd, bir zamanlar hürriyetini yitirmiş; esirler arasına girmiş ve sonra Kâinatın Efendisi tarafından hürriyetine kavuşturulmuş bir âzâtlı idi. Peygamber Efendimiz (sav) bu izdivaçtaki ısrarıyla, insanlar arasındaki müsavâtı tesis, tahkîm ve tersîn etmek istiyor ve bu çetin işe de, yine yakınlarıyla başlıyordu. Ne var ki, Zeyneb gibi çok yüce fıtratlı bir kadın, emre imtisâlden ibaret olan bir evliliği, uzun sürdüremeyecek gibiydi. Bu evlilik, Zeyd için de bir şey getirmemiş ve sadece bir ızdırap ve hasret olmuştu. Nihayet boşama hâdisesi oldu; fakat Efendimiz Zeyd’i vazgeçirmeye ve evliliğin devam ettirilmesine çalışıyordu. Tam o esnada, Cibrîl (as) geldi ve semâvî fermanla, Zeyneb’in Peygamber Efendimiz’le izdivaç etmesi emrini getirdi. Efendimiz’in mâruz kaldığı imtihan oldukça ağırdı; zira, o güne kadar, kimsenin cesaret edemediği bir şey yapılıyor ve yerleşmiş, kök salmış âdetlere karşı, ilân-ı harp ediliyordu. Bu çok çetin bir mücadeleydi. Ancak Allah emrettiği için yapılabilirdi. Ve işte Efendimiz, derin bir kulluk şuuruyla, nezih şahsiyetine karşı çok ağır gelen bu işi yaptı. Hz. Âişe’nin dediği gibi, muhâl-farz, Peygamberimiz’in, vahy-i münzelden bir şeyi ketmetmesi câiz olsaydı Zeyneb’le izdivacını emreden âyetleri ketmederdi. Evet, bu Zât-ı Risâlet Penâhiye o kadar ağır gelmişti... İlâhi hikmet ise, bu temiz ve yüce varlığı, Peygamber hânesine sokmak, ilim ve irfan yönüyle hazırlamak, irşat ve tebliğle vazifeli kılmak istiyordu. Nihayet, öyle de oldu. Ve daha sonraki nezih hayatı boyunca, Peygamber zevceliğinin iktizâ ettiği inceliklere riâyet etti. Ayrıca, cahiliye devrinde, evlâtlıklara evlât deniyor ve onların eşleri de aynen evlâdın eşi gibi kabul ediliyordu. Cahiliyeye ait bu âdet, kaldırılmak murat buyurulunca, yine tatbikata Efendimiz’le başlanıldı. Herhangi bir kimseye “evlâdım” demekle, evlâdınız olamayacağı gibi, “evlâdım” dediğinizin zevcesi de gelininiz olamaz. (1) Zeyneb’le izdivaç hususunda söylenecek daha çok şey olmakla beraber, sual-cevap mevzuunun istiâb haddini aşacağı için, şimdilik tek başına tahlîl edileceği âna havale ediyor ve kısa kesiyorum. 6) Saadet hânesiyle şerefyâb olanlardan biri de, Cüveyriye bintü’l-Hâris’dir (ra). Gayr-i müslim olan kabîlesine karşı harp edilmiş ve kadın erkek esarete dûçar olmuşlardı. Hissiyatı alt üst olmuş, gururu kırılmış bu saray mensubu kadın, huzûr-u risâlete getirildiğinde, kin ve nefretle doluydu. İşte o zaman Fetânet-i A’zam, yağdan kıl çekme kolaylığı içinde meseleyi bir hamlede halletti. Peygamber Efendimiz Hz. Cüveyriye (ra) ile nikâh akdedince, Cüveyriye, mü’minlerin anası mevkiine yükseldi ve sahabenin bakışında bir ihtirâm âbidesi hâline geldi. Hele Ashâb-ı Resûlullah, “Peygamber’in akrabaları esir edilmez.” deyip, ellerindeki esirleri bırakınca, hem Cüveyriye (ra) hem de onun aşiretin’in gönlü fethediliverdi. Görülüyor ki, Peygamberimiz altmış yaşları dolaylarında, yaptıkları bu izdivaçta dahi pek çok meseleyi bir çırpıda hallediyor; kızıl kıyamet hâdiselerin içinde, sulh ve sükûn meltemleri estiriyordu. 7) Talihliler arasına karışanlardan birisi de, Safiyye bintü Huyey’dir (ra). Hayber emirlerinden birinin kızı. Meşhur, Hayber Vak’ası’nda, babası, kardeşi ve kocası öldürülmüş; kabilesi de esir edilmişti. Safiyye (ra) büyük bir öfke ve intikam hırsıyla yanıp tutuşuyordu. Nikâh akdedilip, mü’minlerin hürmet duyacağı, Efendimiz’e zevce olma muallâ mevkiine yükselince, hem Ashab’ın (ra) “Anam anam” tâzimleri ve hem de Efendimiz’in eritici ve tüketici yüceliği karşısında, Hz. Safiyye (ra) olup biten her şeyi unuttu ve Peygamberimiz’e zevce olmakla iftihar etmeye başladı. Ayrıca, Hz. Safiyye vasıtasıyla pek çok Yahudi’nin, Efendimiz’i yakından görüp tanıma ve yumuşama imkânı da doğuyordu. Bir şeyle her şey yapan ve bir fiilinde binler hikmet bulunan Hazreti Allah (cc) bütün izdivaçlarda olduğu gibi, bunda da pek çok hayır ve bereket yaratmıştı. Bundan başka, düşmanların iç âlemine muttalî olma bakımından, ümmetine bir ders vermiş olabileceğini zikretmek de muvafık olur zannederim. Hazreti Safiyye ve emsâli ayrı milletlerden olan kadınların, o milletlerin iç durumlarına nüfûz bakımından büyük ehemmiyeti vardır; elverir ki insan onların hâin olanlarıyla kendi sırlarını düşmanlara kaptırmasın. 8) Bu bahtiyarlardan biri de Hz. Sevde Validemizdir. İlk safta yerini alanlardan; kocasıyla Habeşistan’a hicret edenlerden ve Ümmü Habibe’nin kaderine benzer şekilde, kocasının vefatıyla ortada kalanlardan. Efendimiz, bu kalbi kırığın da, yarasını sardı; onu perişan olmadan kurtardı ve ona enis oldu. Zaten sadece Efendimiz’in nikâhı altında bulunmayı düşünen bu büyük kadının, dünya adına istediği başka hiçbir şey de yoktu. İşte bütün izdivaçlarında, bu türlü hikmet ve maslahatlar bulunan Peygamber Efendimiz (sav) hiç mi hiç nefsânî duygularıyla bu işin içine girmemiştir. Ya Râşid Halifelerin ilk ikisine karşı olduğu gibi, vezirleriyle bir karâbet tesisi ve zevcesi olacak kadındaki istîdat ve kabiliyet; veya teker teker, diğerlerinde gördüğümüz gibi, başka hikmet ve maslahatlarla evlenmiş ve büyük yük ve meûnetlerin altına girmiştir. Bunlardan başka, Peygamber Efendimiz’in bu kadar kadının, mesken, nafaka, elbise gibi ihtiyaçlarını, en âdil şekilde temin etmesi ve onlara karşı muâmelesinde kılı kırk yararcasına, adâlet ve hakkâniyete riâyette bulunması; aralarında meydana gelmesi muhtemel huzursuzlukları peşinen önlemesi, vârit olan geçimsizlikleri yağdan kıl çekme rahatlığı içinde halletmesi, Bernard Shaw’ın ifadesiyle “En büyük problemleri kahve içme kolaylığı içinde halleden.” O müstesna Zât’ın peygamberliğine delâlet eder... Bir kadın ve bir iki çocuğun dahi, idaresinin ne kadar müşkül olduğunu gören ve bilen bizler; daha evvel başka yuvalar kurmuş; başka âile yapılarına şâhit olmuş; girdiği yuvalarda farklı mizaçlar kazanmış pek çok kadını, bir şiir âhengi ve ritmi içinde idare eden, o muallâ ve mübeccel varlık karşısında iki büklüm oluyoruz. Bir husus kaldı ki, o da, zevcelerin adedinin, ümmetine meşru kılınan adedin üstünde olma keyfiyetidir. Bu, bir hususî teşrîdir. Evet, bildiğimiz ve bilemediğimiz pek çok maslahat ve hikmetleri hâvi bir hususî kanundur. Bir müddet bu mevzuda mutlak izin verilmiş; belli bir müddet sonra ise sınır konmuş ve evlenmesi yasak edilmiştir. |
Re: dedikodu mu sadece ?
muhamedin haticeden kalan evi son derece gösterişli büyük bir ev idi, tüm kadınları çocukları ve evlatlığı zeyd ile bu evde kalıyordu, muslümanların zeyd in evini bir başka yerde göstermelerinde ki amaç evlilik öncesi ilişkiyi örtbas etme çabasıdır, oysaki o dönemde günümüzdeki gibi bir sosyal yaşam mevcut değildi, geniş ve zengin aileler *3 kuşak bir arada yaşardı.
bu ilişki zeyd tarafından bilinmesine karşın, karşı koyacak gücü yoktu, karşı koysa bile allahın buyruklarına karşı gelmiş olacaktı, zeydin pasif direnişine muhammed ahzab 36 ayet ile cevap verdi. 36 - Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur. zeyd için tutunulacak dal kalmamıştı bu ayetten sonra, aksi takdirde daha fazla itiraz ederse allahın buyruğuna karşı geleceği için kellesi gidecekti, zeyd için zeynebi boşamaktan başka çare yoktu, zaten muhammed zeynebi elde etmek için daha önce araplar arasında ayıp sayılan akraba kızları ile evliliği ahzab 50 ayet ile helal hale getirmişti, zeyneb muhammedin teyze kızıydı önce akraba ile evliliği düzene sokması gerekiyordu. ahzab 50. ayetteki teyze kızlarının helal kılınması zeyneb içindir. |
Re: dedikodu mu sadece ?
sayın Meraklı
mümkünse yazdığınız ya da kopyalayıp yapıştırdığınız yazıyı daha kolay anlayabilmemiz için türkçeleştirme yoluna gitseniz.. ben arapça bilmiyorum kusura bakmayın... 8O |
Re: dedikodu mu sadece ?
kopyaladığım şey gayet türkçe :D
yalnız bazı kavramlar türkçe ifade edildiği zaman cümle manasından ödün vermiş oluyor. know how gibi :D |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
16- Ümmü Şerik : Guzeyye b. Cabir'in kızı olduğu islami kaynaklarda yazılıdır. Ümmü Şerik ismi ile çağrılmasının sebebi onun daha önceki evliliğinden Şerik isminde bir oğlu olması. Ahzap 50'nci ayette geçen Muhammed'e kendini hibe eden kadının bu olduğu da (İbn Sad-Tabakat vb.) kaynaklarda yazılıdır. Tabii aslında bu ayette bahsedilen kadının tek bir kadın veya özel olarak bahsedilen herhangi bir kadın olmadığı da açıktır. Bu ayette kendini Muhammed'e hibe edecek herhangi bir kadın sayı sınırlamasına tâbi olmadan bahsedilmektedir. Genel görüş bu hibe eden kadın sayısının 4 olduğu yönündedir. Bunlar Meymune, Zeynep b. Huzeyme, Ümmü Şerik ve Havle b. Hakim'dir.
Bu ismi aynı zamanda İslam'ı yayma konusunda oldukça fazla çaba göstermiş bir Mekekli kadın olarak da görürüz. Muhammed'in onunla evliliği ile ilgili çeşitli rivayetler vardır, bunlar; --Muhammed'in onunla evlendikten sonra zifafa girmeden boşadığı S.Ateş --Muhammed'in onu yaşlı olmasına rağmen güzel olduğu için aldığı Vakidi'de * --Muhammed'in önce onunla evlendiği sonrada görmeye gittiği ve yaşlı olduğunu görünce de boşadığı Taberi'de --Muhammed'in ona evlenme teklif ettiği ama evlenmediği İbn Sad' da --Muhammed'in onun kendisini hibe etmesinden sonra onunla evlendiği ve zifafa girdiği Diyarbekiri'de ve daha bir çok kaynakta geçer 17- Kuteyle b. Kays : Eş'as'ın kızkardeşi olarak bahsedilir kaynaklarda. Daha doğrusu Muhammed'in ölümünden kısa bir süre önce *Eş'as kızkardeşini önce Muhammed'e nikahlamış sonrada onu getirmek için Hadramuta gitmiş ama yolda gelirken Muhammed ölmüştür. İlginç olan şu ki, bu kadın daha sonra Ebu Cehil'in oğlu İkrime ile evlenmiş ama halife Ebu Bekir Ahzap suresi 53. ayet gereğince bu evliliğe karşı çıkmış ama Ömer b.Hattab kadının Muhammed ile zifafa girmediğini söyleyerek Ebu Bekir'i ikna etmiştir. Her zaman Muhammed'in evliliğin alâmeti olarak üç kriter tartışılmıştır halifeler döneminde. Bunlar zifaf, peçe ve *nikah dır. Bu önemli bir konu olmuştur çünkü birincisi Muhammed'in zevcelerine onun ölümünden sonra evlilik yasağı vardır (Ahzap 53) ve bunu kontrol edecek olan da halifelerdir. İkincisi Muhammed'in zevcelerine devlet bütçesinden tahsis edilen atıyye (bağış maaş) ile ilgili olarak da önem kazanmıştır bu durum. Burada ilginç başka bir durum daha vardır. M.Ü. İlahiyat Fak. Prof. Sadrettin Gümüş'ün "Resulullah'ın Aile Hayatı ile ilgili Ayetlerin Toplu Değerlendirilmesi" isimli makalesinde (Hz. Peygamber ve Aile Hayatı-Ensar Neşriyat s.225) Mustaiza isimli bir kadından bahseder. Bu kadın Muhammed'in ölümünden sonra Kuteyle'nin abisi yani Muhammed'e kızkardeşini veren Eş'as ile evlenmiştir. Bu durum Ömer b. Hattab'ı çok öfkelendirmiş ve Ömer b. Hattab her ikisine de recm cezası uygulamak istemiştir ama daha sonra Ömer b. Hattab'a Mustaiza'ya "müminlerin annesi" denilmediği, perde (hicab) arkasına alınmadığı ve Muhammed ile cinsi münasebette bulunmadığı hatırlatılmış, o da recm cezasından vazgeçmiştir. Görüldüğü gibi Ahzap 53. ayet adeta Muhammed'in eşlerinin başında bir kılıç gibi sallanmıştır. Muhammed ile yakın akrabalık bağına sahip olanlara onun ölümünden sonra tahsis edilen "atıyye"ler ise "atâ hukuku" adı ile başka bir konuda incelenecektir, bu yüzden burada bu konunun detaylarına girmiyorum. 18-Havle b. Huzeyl: *Bu kadının da Muhammed ile nikah kıydığı ama zifafa girmeden yolda gelirken vefat ettiği söylenir başta Taberi olmak üzere bütün kaynaklarda. İlginçtir Havle'nin ölümü ile birlikte onun yerine aynı ailden Şeraf b. Halife gönderilir Muhammed'e. 19-Şeraf. b. Halife : Muhammed'in ünlü elçisi Dıhye'nin kızkardeşidir. M. Hamidullah (İslam Peygamberi n. 887)'de şöyle der: Dıhyetu'l Kelbi Resulullah AS'a kızkardeşini eş olarak vermiş, ancak bu hanım henüz Medine'ye varmadan yolda vefat etmiştir. Dıhye bir başka kızkardeşini vermek istediyse de bu kez Resulullah AS onun gelişinden önce son nefesini vermiştir. M.Hamidullah ( İslam Peygamberi no.1779)'da isim vermeden "Resulullah Dıhye'nin güzelliği ile ün yapmış kızkardeşini nikahlamak istemişti" derken *acaba bu yukarıdaki isimlerden hangisini kastetmiştir, orasını bilmiyorum. Anlaşılan o ki; bu iki kadın ile zifaf *gerçekleşmeden evlilikler son bulmuştur. Bu anlamda bu iki kadın Muhamed'in "nikahlayıp da birleşemediği kadınlar" grubunda yer alacaktır. 20- Havle b. Hakim : Muhammed'e kendisini (nefsini) hibe eden (Ahzap 50 gereğince) kadınlardan birisi olduğu yönünde neredeyse ittifak vardır. Bu isim ile ilgili oldukça ilginç bir hadis vardır: "Hz.Urve, Hz. Aişe'den naklediyor: Hz. Aişe buyurmuştur ki: Havle bintu Hakim Resulullah'a kendisi gelip evlenme teklif edenlerdendir. Aişe devamla dedi ki: Ben (kıskançlığın şevkiyle) "Kadın kısmı bir erkeğe evlenme teklifi yapmaktan sıkılmaz mı" diyerek bu şekilde Peygambere teklifte bulunanları kınardım. Ne zaman ki: "Onlarsan kimi dilersen geri bırakır, kimi dilersen yanına alabilrisin. Geri bıraktıklarınndan kimi istersen almakta sana güçlük yoktur... (Ahzab 51) mealindeki ayet nazil oldu kendimi tutamayarak: "Ey Allah'ın Resulü, görüyorum ki, Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor" dedim. [(Buhari, tefsir, Ahzab 7, Hikah 29; Müslim Rıda 49 (1464); Ebu Davud, Nikah 39 (2136); Nesai, Nikah 1, (6,54)] Tabii burada Prof. İbrahim Canan Hadis Ansiklopedisi C.3.s 77'de "Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor" diye çevirerek adeta bu sözü yumuşatmıştır. Çünkü kendisi s. 79'da bu cümlenin kelime kelime tercüme edilince su-i edeb ifade eden mana çıktığını adeta itiraf etmiştir. Nedir bu sözün Arapçası ona bakalım: "Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke" Dikkat ederseniz burada "hevâ" kelimesi geçiyor. Nedir hevâ ? Nefsin arzu ve istekleri Nefsin arzû ve isteklerine hevâ denmesi, kimde bulunursa onu Cehennem'e düşürdüğü içindir. Hevâ sâhiblerine de ehl-i hevâ denmesi, bunlar Cehennem'e düşeceği içindir. (İmâm-ı Şa'bi) İşte İbrahim Canan'ın kelime kelime çevirirsek su-i edep ifade eder dediği durum bu. "Hevâ" kelimesi öncelikle "nefsani" arzu ve istekleri idafe eder ve söz konusu konu kendisini Muhammed'e *hibe eden bir kadın ile ilgili ise o zaman bu nefsani isteğin ne olduğu çok rahatlıkla anlaşılabilir. İlginç olan şu ki Ahzap 52 ile Muhammed'İn evlillik sayısına sınır getirilmiştir. Bu ayet indiğinde Muhammed'in 9 eşinin hayatta olduğu söyleniyor.. - "Ey Muhammedi Bundan sonra, sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzelliklerini ne kadar hoşuna giderse gitsin; hiçbirini başka bir eşle değiştirmen helâl değildir. Allah herşeyİ gözetmektedir." (Ahzap 52) Bu ayetin bir "sınır" koyduğu, bu sınırlama nedeniyle. MuhamÂ*med'in artık o zamanki zevcelerinden başka bir eş alamayacağını hükme bağladığı belirtilir. Fakat Muhammed'in eş sayısına konan bu sınır Ahzap suresinin 50. ayeti ile kaldırılıyor. Peki nasıl olur ? 52. ayetin hükmü 50. ayet ile kaldırılır derseniz orada da kanıtlarımız şunlar. Bu ayetteki "sınırlamanın, 50. ayette kaldırıldığı, 52. ayetin, asÂ*lında 50. ayetten önce olduğu da savunulur. (Bkz. Tefsirler, örneğin Râzi, 25/223.) Kuran'da bir çok böyle ayet vardır. Mushaf sıralamasında sonraki olan bir çok ayet ayet nüzul sıralamasında öncekidir. Yeri gelince bu tip ayetlerden örnekler vereceğim. Bir diğer kanıtmız ise şu : Aişe şöyle bir açıklaÂ*ma yapıyor: - "Peygamber, kendisine kadınlar (sınırsız olarak) helâl kılınmaÂ*dan ölmedi." [(Bkz. Tırmizi, Tefsir, Ahzap (3214); Nesâi, Nikah 2 (6,56)] İlave olarak : Prof. İbrahim Canan (Hadis Ansk. *C.3. s. 83)'de şu açıklamayı yapar: İbnu Ebi Hatim'in, Ümmü Seleme'den yaptığı bir rivayet de bunu teyid eder. Der ki: Resulullah ölmezden önce mahremi olanlar hariç, dilediği kadınla evlenmek kednisine helal kılındı. Bu husus şu ayette açıklandı: "Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur..." (Ahzap 51) İbn Kesir bu ayeti zikrettikten sonra der ki: Bu sonuncu ayet tilavet itibarıyla hemen arkasından gelen ayeti neshetmiştir. Bu mensuh ayet mealen şöyledir: Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helal değildir. Allah her şeyi gözetler (Ahzap 52) Bunun bir benzeri de Bakara suresinde geçmiştir. Oradaki iki ayetten önce okunan nesheder ki bu ayetlerden birincisi yani nasih olan şudur : Bakara 234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir. Neshedilmiş olan mütaakip ayet de şudur : Bakara 240. Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. Allah azizdir, hakimdir. Bu sonuncu ayet islamın bidâyetindeki durumu açıklamaktadır. O zaman kocası ölen kadın miras alamaz, yalnız bir yıl kocasının evinde kalırdı ve bu esnada kendisine bakılırdı. Bu durumda iddet de bir yıldı. Kadın bu esnada çeker giderse bakılma hakkını kaybederdi. Bilahire yukarıda bahsettiğimiz Bakara 234. ayet bunu neshetti. (İbrahim Canan-Hadis Ansiklopedisi C.3 s. 84) Görüldüğü gibi birbirisi ile çelişkili iki ayet mevcut ve bunlardan mushaf sıralamasına göre önce gelen 234. ayetin mushaf sıralamasına göre sonra gelen 240. ayetin hükmünü ortadan kaldırdığını söylenmekte ve bu durumun benzerinin de Ahzap 50-51-52. ayetlerle benzerlik arzettiğini açıklamaktadır İslam uleması. Devamı gelecek... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
16- Ümmü Şerik : Guzeyye b. Cabir'in kızı olduğu islami kaynaklarda yazılıdır. Ümmü Şerik ismi ile çağrılmasının sebebi onun daha önceki evliliğinden Şerik isminde bir oğlu olması. Ahzap 50'nci ayette geçen Muhammed'e kendini hibe eden kadının bu olduğu da (İbn Sad-Tabakat vb.) kaynaklarda yazılıdır. Tabii aslında bu ayette bahsedilen kadının tek bir kadın veya özel olarak bahsedilen herhangi bir kadın olmadığı da açıktır. Bu ayette kendini Muhammed'e hibe edecek herhangi bir kadın sayı sınırlamasına tâbi olmadan bahsedilmektedir. Genel görüş bu hibe eden kadın sayısının 4 olduğu yönündedir. Bunlar Meymune, Zeynep b. Huzeyme, Ümmü Şerik ve Havle b. Hakim'dir.
Bu ismi aynı zamanda İslam'ı yayma konusunda oldukça fazla çaba göstermiş bir Mekekli kadın olarak da görürüz. Muhammed'in onunla evliliği ile ilgili çeşitli rivayetler vardır, bunlar; --Muhammed'in onunla evlendikten sonra zifafa girmeden boşadığı S.Ateş --Muhammed'in onu yaşlı olmasına rağmen güzel olduğu için aldığı Vakidi'de  --Muhammed'in önce onunla evlendiği sonrada görmeye gittiği ve yaşlı olduğunu görünce de boşadığı Taberi'de --Muhammed'in ona evlenme teklif ettiği ama evlenmediği İbn Sad' da --Muhammed'in onun kendisini hibe etmesinden sonra onunla evlendiği ve zifafa girdiği Diyarbekiri'de ve daha bir çok kaynakta geçer 17- Kuteyle b. Kays : Eş'as'ın kızkardeşi olarak bahsedilir kaynaklarda. Daha doğrusu Muhammed'in ölümünden kısa bir süre önce  Eş'as kızkardeşini önce Muhammed'e nikahlamış sonrada onu getirmek için Hadramuta gitmiş ama yolda gelirken Muhammed ölmüştür. İlginç olan şu ki, bu kadın daha sonra Ebu Cehil'in oğlu İkrime ile evlenmiş ama halife Ebu Bekir Ahzap suresi 53. ayet gereğince bu evliliğe karşı çıkmış ama Ömer b.Hattab kadının Muhammed ile zifafa girmediğini söyleyerek Ebu Bekir'i ikna etmiştir. Her zaman Muhammed'in evliliğin alâmeti olarak üç kriter tartışılmıştır halifeler döneminde. Bunlar zifaf, peçe ve  nikah dır. Bu önemli bir konu olmuştur çünkü birincisi Muhammed'in zevcelerine onun ölümünden sonra evlilik yasağı vardır (Ahzap 53) ve bunu kontrol edecek olan da halifelerdir. İkincisi Muhammed'in zevcelerine devlet bütçesinden tahsis edilen atıyye (bağış maaş) ile ilgili olarak da önem kazanmıştır bu durum. Burada ilginç başka bir durum daha vardır. M.Ü. İlahiyat Fak. Prof. Sadrettin Gümüş'ün "Resulullah'ın Aile Hayatı ile ilgili Ayetlerin Toplu Değerlendirilmesi" isimli makalesinde (Hz. Peygamber ve Aile Hayatı-Ensar Neşriyat s.225) Mustaiza isimli bir kadından bahseder. Bu kadın Muhammed'in ölümünden sonra Kuteyle'nin abisi yani Muhammed'e kızkardeşini veren Eş'as ile evlenmiştir. Bu durum Ömer b. Hattab'ı çok öfkelendirmiş ve Ömer b. Hattab her ikisine de recm cezası uygulamak istemiştir ama daha sonra Ömer b. Hattab'a Mustaiza'ya "müminlerin annesi" denilmediği, perde (hicab) arkasına alınmadığı ve Muhammed ile cinsi münasebette bulunmadığı hatırlatılmış, o da recm cezasından vazgeçmiştir. Görüldüğü gibi Ahzap 53. ayet adeta Muhammed'in eşlerinin başında bir kılıç gibi sallanmıştır. Muhammed ile yakın akrabalık bağına sahip olanlara onun ölümünden sonra tahsis edilen "atıyye"ler ise "atâ hukuku" adı ile başka bir konuda incelenecektir, bu yüzden burada bu konunun detaylarına girmiyorum. 18-Havle b. Huzeyl:  Bu kadının da Muhammed ile nikah kıydığı ama zifafa girmeden yolda gelirken vefat ettiği söylenir başta Taberi olmak üzere bütün kaynaklarda. İlginçtir Havle'nin ölümü ile birlikte onun yerine aynı ailden Şeraf b. Halife gönderilir Muhammed'e. 19-Şeraf. b. Halife : Muhammed'in ünlü elçisi Dıhye'nin kızkardeşidir. M. Hamidullah (İslam Peygamberi n. 887)'de şöyle der: Dıhyetu'l Kelbi Resulullah AS'a kızkardeşini eş olarak vermiş, ancak bu hanım henüz Medine'ye varmadan yolda vefat etmiştir. Dıhye bir başka kızkardeşini vermek istediyse de bu kez Resulullah AS onun gelişinden önce son nefesini vermiştir. M.Hamidullah ( İslam Peygamberi no.1779)'da isim vermeden "Resulullah Dıhye'nin güzelliği ile ün yapmış kızkardeşini nikahlamak istemişti" derken  acaba bu yukarıdaki isimlerden hangisini kastetmiştir, orasını bilmiyorum. Anlaşılan o ki; bu iki kadın ile zifaf  gerçekleşmeden evlilikler son bulmuştur. Bu anlamda bu iki kadın Muhamed'in "nikahlayıp da birleşemediği kadınlar" grubunda yer alacaktır. 20- Havle b. Hakim : Muhammed'e kendisini (nefsini) hibe eden (Ahzap 50 gereğince) kadınlardan birisi olduğu yönünde neredeyse ittifak vardır. Bu isim ile ilgili oldukça ilginç bir hadis vardır: "Hz.Urve, Hz. Aişe'den naklediyor: Hz. Aişe buyurmuştur ki: Havle bintu Hakim Resulullah'a kendisi gelip evlenme teklif edenlerdendir. Aişe devamla dedi ki: Ben (kıskançlığın şevkiyle) "Kadın kısmı bir erkeğe evlenme teklifi yapmaktan sıkılmaz mı" diyerek bu şekilde Peygambere teklifte bulunanları kınardım. Ne zaman ki: "Onlarsan kimi dilersen geri bırakır, kimi dilersen yanına alabilrisin. Geri bıraktıklarınndan kimi istersen almakta sana güçlük yoktur... (Ahzab 51) mealindeki ayet nazil oldu kendimi tutamayarak: "Ey Allah'ın Resulü, görüyorum ki, Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor" dedim. [(Buhari, tefsir, Ahzab 7, Hikah 29; Müslim Rıda 49 (1464); Ebu Davud, Nikah 39 (2136); Nesai, Nikah 1, (6,54)] Tabii burada Prof. İbrahim Canan Hadis Ansiklopedisi C.3.s 77'de "Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor" diye çevirerek adeta bu sözü yumuşatmıştır. Çünkü kendisi s. 79'da bu cümlenin kelime kelime tercüme edilince su-i edeb ifade eden mana çıktığını adeta itiraf etmiştir. Nedir bu sözün Arapçası ona bakalım: "Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke" Dikkat ederseniz burada "hevâ" kelimesi geçiyor. Nedir hevâ ? Nefsin arzu ve istekleri Nefsin arzû ve isteklerine hevâ denmesi, kimde bulunursa onu Cehennem'e düşürdüğü içindir. Hevâ sâhiblerine de ehl-i hevâ denmesi, bunlar Cehennem'e düşeceği içindir. (İmâm-ı Şa'bi) İşte İbrahim Canan'ın "kelime kelime çevirirsek su-i edep ifade eder" dediği durum bu. "Hevâ" kelimesi öncelikle "nefsani" arzu ve istekleri idafe eder ve söz konusu konu kendisini Muhammed'e  hibe eden bir kadın ile ilgili ise o zaman bu nefsani isteğin ne olduğu çok rahatlıkla anlaşılabilir. İlginç olan şu ki Ahzap 52 ile Muhammed'İn evlillik sayısına sınır getirilmiştir. Bu ayet indiğinde Muhammed'in 9 eşinin hayatta olduğu söyleniyor.. - "Ey Muhammedi Bundan sonra, sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzelliklerini ne kadar hoşuna giderse gitsin; hiçbirini başka bir eşle değiştirmen helâl değildir. Allah herşeyİ gözetmektedir." (Ahzap 52) Bu ayetin bir "sınır" koyduğu, bu sınırlama nedeniyle. MuhamÂ*med'in artık o zamanki zevcelerinden başka bir eş alamayacağını hükme bağladığı belirtilir. Fakat Muhammed'in eş sayısına konan bu sınır Ahzap suresinin 50. ayeti ile kaldırılıyor. Peki nasıl olur ? 52. ayetin hükmü 50. ayet ile kaldırılır derseniz orada da kanıtlarımız şunlar. Bu ayetteki "sınırlamanın, 50. ayette kaldırıldığı, 52. ayetin, asÂ*lında 50. ayetten önce olduğu da savunulur. (Bkz. Tefsirler, örneğin Râzi, 25/223.) Kuran'da bir çok böyle ayet vardır. Mushaf sıralamasında sonraki olan bir çok ayet ayet nüzul sıralamasında öncekidir. Yeri gelince bu tip ayetlerden örnekler vereceğim. Bir diğer kanıtmız ise şu : Aişe şöyle bir açıklaÂ*ma yapıyor: - "Peygamber, kendisine kadınlar (sınırsız olarak) helâl kılınmaÂ*dan ölmedi." [(Bkz. Tırmizi, Tefsir, Ahzap (3214); Nesâi, Nikah 2 (6,56)] İlave olarak : Prof. İbrahim Canan (Hadis Ansk.  C.3. s. 83)'de şu açıklamayı yapar: İbnu Ebi Hatim'in, Ümmü Seleme'den yaptığı bir rivayet de bunu teyid eder. Der ki: Resulullah ölmezden önce mahremi olanlar hariç, dilediği kadınla evlenmek kednisine helal kılındı. Bu husus şu ayette açıklandı: "Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur..." (Ahzap 51) İbn Kesir bu ayeti zikrettikten sonra der ki: Bu sonuncu ayet tilavet itibarıyla hemen arkasından gelen ayeti neshetmiştir. Bu mensuh ayet mealen şöyledir: Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helal değildir. Allah her şeyi gözetler (Ahzap 52) Bunun bir benzeri de Bakara suresinde geçmiştir. Oradaki iki ayetten önce okunan nesheder ki bu ayetlerden birincisi yani nasih olan şudur : Bakara 234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir. Neshedilmiş olan mütaakip ayet de şudur : Bakara 240. Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. Allah azizdir, hakimdir. Bu sonuncu ayet islamın bidâyetindeki durumu açıklamaktadır. O zaman kocası ölen kadın miras alamaz, yalnız bir yıl kocasının evinde kalırdı ve bu esnada kendisine bakılırdı. Bu durumda iddet de bir yıldı. Kadın bu esnada çeker giderse bakılma hakkını kaybederdi. Bilahire yukarıda bahsettiğimiz Bakara 234. ayet bunu neshetti. (İbrahim Canan-Hadis Ansiklopedisi C.3 s. 84) Görüldüğü gibi birbiri ile çelişkili iki ayet mevcut ve bunlardan mushaf sıralamasına göre önce gelen 234. ayetin mushaf sıralamasına göre sonra gelen 240. ayetin hükmünü ortadan kaldırdığı söylenmekte ve bu durumun benzerinin de Ahzap 50-51-52. ayetlerle benzerlik arzettiğini açıklamaktadır İslam uleması. Devamı gelecek... |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
----
|
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Ya ben ne zaman Muhammed'in eşlerinin çokluğuyla ilgili bir yazı okusam aklıma hemen
bir hadisi gelir.Hadise göre Cebrail tarafından Muhammed'e 40 erkeğin cinsel güçüne denk bir cinsel güç bahşedilmiştir !Eee tabii şimdi diyorum ki bana da 40 erkeğinkine denk cinsel kudret verilseydi ben de 15-20 eş bir o kadar da cariye edinirdim kendime ! Burada Muhammed peygambere hakkını teslim etmek gerek ! :) |
muhammedin karıları ve cariyeleri
Muhammed’in birden fazla kadınla evlenmesi Medine dönemine ve yaşlılık günlerine rastlar. Hatice’den sonra, Hicret’e kadar yalnız Zem’a kızı Sevde ile evli kalmıştır. Hatice ile evlendiği sırada kendisi 25 yaşında, o ise 40 yaşında iki kocadan dul kalmış bir kadındı. 15 yıl birlikte yaşadılar. Hatice, Hicret’ten 3 yıl önce 65 yaşında öldü. Peygamberin hayatını evlilikler açısından birkaç dönemde görmek gerekir:
25 yaşına kadar bekâr 25-50 yaş arasında tek evlilik hayatı 50-60 yaş arasında çok evlilik hayatı 60 yaşından sonra hiç evlenmedi Diğer yapıtlarda ileri sürüldüğüne göre, Muhammed aynı anda 9 kadınla evli olmuş. Taberi gibi bazı tarihçiler, 15 kadınla evli olduğunu söylerler. Bu doğrulanmış değildir. Rivayetlerden şu bilgiler çıkarılabiliyor: Zifaf olduğu 11, olmadığı 2 karısı olmuştur. Bunlara 2 cariyeyi eklersek 15 eder. Prof. Uman’a göre, doğrusunu “Allah bilir”. Taberi ve başkaları Aişe’den rivayet ederler: “Peygamber evde ne yapardı?” diye sorulmuş. “Sizin yaptığınız gibi” demiş”; “Şunu indirir, bunu kaldırır, ailelerinin işlerini görür, etlerini doğrar, evi süpürür, uşağa yardım eder.” Şöyle bir sözü vardır karılarını döven erkekler için: “Hem karılarını köle gibi döverler, hem de utanmadan onlara sarılır yatarlar.” (Kaynak: Ibni Sa’d, c.8, s.148) Arkadaşlarından Enes anlatır: “Peygamber 9 ya da 11 karısı varken, günün belirli saatlerinde bütün karılarını dolaşır, hepsi ile cinsel ilişkide bulunurdu” Enes’e sordular: “Peki, Peygamber buna nasıl güç yetiştiriyordu?” Enes şöyle dedi: “Biz aramızda, Peygamber’in otuz erkek gücünde olduğunu konuşurduk.” (Kaynak: Buhari, Tecrid/192) Muhammed, karılarına eşit süre ayırır, aynı gece hepsini dolaşır, sıra kimdeyse onun yanında kalırdı. (Kaynak: Müsned, c.6, s.108) Yolculuğa çıkmak istediğinde aralarında kura çeker, hangisi çıkmışsa onunla giderdi. Hac için hepsini yanında götürdü. (Kaynak: Ibnü Sa’d, Tabakat) işte muhammedin karıları hatice,sevde,aişezeynep,hafsa,ümmü habibe,ümmü seleme,cüveyriye,safiye,Haris’in kızı Meymune Huzeyme kızı Zeynep,marya,reyhane,esma,amre bu kadarcık http://www.islamiyetgercekleri.org/m...ariyeleri.html |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
mesajım neden buraya eklendi merak ettim
|
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
Soru 1: Peygamberimizin Hz. Aişe ile evliliğini diline dolayanlar en çok onun yaşına takılıyorlar. Gerçekten Hz. Aişe annemiz çocuk denecek yaşta mı evlenmişti? Bununla ilgili bizleri bilgilendirirseniz memnun oluruz.
Cevap 1: Hz. Aişe Validemizin doğum tarihiyle ilgili bir takım görüşler ileri sürülmüştür. Bunun sebebi ise o dönemde çocukların doğum tarihine önem verilmez ve tespit edilmezdi. Bilahare çocuk meşhur biri olursa insanlar onun doğum tarihiyle ilgilenir ve tespite çalışırlardı. İşte Hz. Aişe validemiz (r.a) için de böyle olmuştur. O’nun peygamberliğin dördüncü yılında doğduğunu söyleyenler, Mekke döneminin sonunda da Hz. Muhammed (s.a) ile evlendiğini iddia ederek; bu evliliği dokuz yaşında yapılmış gibi göstermeye çalışmışlardır. Bunun doğru olmadığını Hz. Aişe validemizden yapılan bir rivayet ortaya koymaktadır: "Hz. Muhammed henüz Mekke de iken ve bende oynayan bir çocuk iken "onların vadeleri kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ve ne acıdır!" mealindeki (kamer s. 46) ayet inmişti... (Buhari 1.cilt Telifil Kur’an bahsi)" Bu sure Mekke devrinin birinci döneminde(4. yıl) inmiştir. Hz.Aişe validemiz bu sure ve ayetleri net olarak hatırladığına göre yukarıdaki iddianın doğru olması mümkün değildir. Olayları ayrıntılarıyla hatırlayabilmek ve sokakta oynayan bir çocuk olması için en az beş veya altı yaşında(veya daha büyük) olması gerekir. Kamer suresi Mekke devrinin dördüncü yılında indiğine göre dördüncü yılda beş-altı yaşında olunca Hz. Peygamberle evlendiği zaman en az ondört – onbeş yaşında olması gerekir. Bunu doğrulayan bir başka delil ise kız kardeşi Esma’nın durumudur. Kardeşi Esma Abdullah bin Zübeyir’in annesidir. Esma yüz yaşına kadar yaşamış ve Hicretin 73. yılında vefat etmiştir. Hz. Aişe validemizden on yaş daha büyüktür. Hz. Ebu Bekir (r.a) kızı Esma ve oğlu Abdullah Abdul Uzza’nın kızı Kayleden, Hz. Aişe ile Abdurrahman ise Ümm-i Rümandan doğmuşlardır. Hz. Esma yüz yaşında ve hicri 73. yılda öldüğüne göre hicret esnasında 27 yaşında olması gerekir. Bundan on yaş küçük olan kardeşi Hz. Aişe validemizin de 17 yaşında olması gerekir ki bu da aşağı yukarı Buhari de Hz. Aişe’nin kendi hadisindeki ifadeye uygun düşmektedir. Bu dönemde inen Kur’an sure ve ayetlerini teferruatıyla hatırlayan bir çocuğun en az bu yaşlarda olması gerekir. Buna göre ise peygamberlikten dört yıl önce doğmuş olduğu kesinlik kazanmaktadır. Böyle olmasını gerektiren bir başka sebep ise Hz. Muhammed (a.s) ın eşinin vefatıyla çocuklarının bakıma ihtiyacının olmasıdır. Kızı Fatıma henüz çocuk yaşta ve bu işin üstesinden gelecek durumda değildir. Bu nedenle evini idare edip çocuklarına sahip çıkacak bir eşe ihtiyacı vardır. Dokuz yaşında bir çocuğun bunları yapması mümkün değildir. Ayrıca peygamberimizin kızı Fatıma (r.a) nın peygamberlikten bir yıl önce doğduğu ve hicretin ikinci yılında da Hz. Ali ile evlendirildiği bilinmektedir. Evlendiklerinde Hz. Ali 21 yaşından biraz büyük Fatıma’nın ise 15 yaşından biraz fazla olduğu bilinmektedir. Hz. Fatımayı Hz. Ali ile evlendirmeden önce Ebu Bekir ve Ömer(R.A) onunla evlenmek için peygamberimizden istemişler, ancak peygamberimiz onlara cevap vermemiş ve Hz. Ali ile evlendirmiştir. Buradan hareketle şunu söylemek istiyoruz: Bu bölgede ve bu zamanda kız çocukları dokuz yaşında evlenecek çağa geliyor ise niçin peygamberimiz evinde büyüttüğü Ali ile Fatımayı evlendirmek için 15-16 yaşına kadar beklemiştir? Yine dava arkadaşları onunla evlenmek istediklerine göre bu kadar süre (6-7 yıl) niçin beklemiş olsunlar? Hz. Muhammed (a.s) ile kendi kızını dokuz yaşında evlendirmiş olan Hz. Ebu Bekir niçin aynı yaşa gelince bu teklifi Hz. Muhammed (a.s) a yapmadı da yedi yıl bekledi? Bu noktadan bakıldığında da bu iddianın doğru olması mümkün görünmemektedir. Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl beraber yaşamıştır. Onun Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerindeki yerini bütün islam alimleri teslim etmektedir. O devrinin en büyük alimlerini tenkit etmiş, çeşitli konularda fetvalar vermiş, Kur’an’ın ve sünnetin doğru anlaşılması konusunda insanlara önderlik etmiştir. Sünneti Kur’an’la test etmenin ilk örneklerini vermiştir. Bu birikimi henüz çocuk denecek yaşta bir insanın elde etmiş olmasını kabullenmek oldukça zordur. Bu konuyu aydınlatan bir başka rivayette şöyledir: Hz. Aişe validemiz henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı. Mut’im Hz. Aişeyi oğluna almakla evine müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a) islamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir. İslam alenen açıklanıp müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebu Bekir (r.a) ın müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir. Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl evli kalmışlardı. Peygamberimizin vefatı esnasında İse 27 yaşında idi. Peygamberimizden sonra da 48 yıl yaşamış ve hicri 58. yılda ve 74 yaşında vefat etmiştir. Sondan başa doğru gidersek 74 ten 48 i çıkartıp kalandan da evli olduğu yılı çıkartınca evlendiği yaşı bulmuş oluruz. 74 – 48 = 26; 26 – 9 = 17 kalır ki yaklaşık 17 veya 18 yaşında evlendiği gerçeği ortaya çıkar. Bu olayda birkaç yıllık bir yanılma payının olması aklen mümkün iken dokuz yıllık bir yanılmayı akıl asla kabul etmez. Bir insanın yaşının bu kadar önemli olmasının nedeni malum olduğu üzere bir dinin peygamberine uygun olmayan bir işin isnad edilmesidir. Müslümanlar inanırlar ki peygamberler meşruiyetin örneğidir. Onlar bir hata yaparsa Allah onların hatasını düzeltir. Böylece bir dini ilk yaşayan insanın kusursuz olmasını sağlayarak insanlara doğru bir örneklik sunar. Peygamberimizin gerek ailevi ilişkilerinde, gerekse toplumsal olaylarla ilgili düzeltilmesinin Kur’an da örneklerini de görmekteyiz. (Tahrim 1-5, Abese 1-4 ) gibi. Ancak bu konuyla ilgili hiçbir uyarı söz konusu değildir. Bu bizim için en temel meşruiyet sebebidir. Eğer böyle bir yanlış yapılmış olsa idi Allah asla ihmal etmez elçisini düzeltirdi. Allah'ın doğru bulduğunu kimse yanlış göremez ve diline dolayamaz. Müslümanlar "işittik ve itaat ettik, işittik ve iman ettik" derler ve teslim olurlar. Biz de bu minval üzere teslim olup inanıyoruz ki Allah'ın Rasulü en doğru olanı yapmıştır. Bu ve benzeri olayları diline dolayanlar hep olmuş, kıyamete kadar da olacaktır. Önemli olan inananların bunlara pirim vermemesidir. Siz bunların yanlışlığını yüz defa ispat etseniz, onlar yüz bir defa itiraz ederler. Çünkü onlar sizin inandıklarınıza sizin inandığınız gibi inanmayan insanlardır. www.iktibas.info/dergi/2004/temmuz/mektup.htm ben takmiyorum zaten bu hadislere, ama hadis zirvalarina dayanrak peygamberin dokuz yasinda biri ile evlendigini idaa edenlere de hadislere dayali bir cevap vermek gerekir düsüncesi ile iletiyi astim.... muhtemelen bu yukardaki bahsi gecen hadislerin sahih olmadigi söylencektir simdi, ama kime göre hangi hadis sahih veya degil ? . |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
ne yazik ki bu hz ayse konusunda vikipedia'da bir makale var ama almanca.......
almanca bilenlere ve ilgilenlere sunulur...... http://de.wikipedia.org/wiki/Aischa_bint_Abi-Bakr |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
(Yaşı *kesin *olarak *9 *'dur) *Ebu *Bekr'in *kızıdır. *Muhammed *kendisi *ile *nikahlandığında *henüz *6 *yaşındaydı, *zifafa *girdiğinde *ise *9. *Aişe *başlı *başına *ayrı *bir *başlık *konusudur, *bu *liste *içinde *detay *bilgi *vermeyeceğim *ama *bilahire *ayrı *olarak *inceleyeceğim. *Şimdilik *Martin *Kings *(Ebubekir *Siraceddin)'in *Hz. *Muhammed'in *Hayatı *kitabı *s.142'den *bir *ufak *bir *aktarım *yapıyorum *:
* "Aişe *(r.a.) *şöyle *anlatıyor *: *Ben *arkadaşlarımla *beraber *bebeklerimle *oynardım. *O *sırada *Peyganber *(s.a.v) *gelirdi. *Onu *görünce *arkadaşlarım *kaçışırlardı. *Fakat *Peygamber *(s.a.v) *onları *ben *onlarla *beraber *olmak *istediğim *için *geri *getirirdi. *Bazen *onlar *kaçmaya *fırsat *bulamadan: *"Olduğunuz *yerde *kalın" *derdi. *Çocukları *sevdiği *ve *kızlarıyla *oynamaya *alışık *olduğu *için *bazen *onlara *katılıp *oyun *oynardı. *Oyuncakların *ve *bebeklerin *bir *çok *rolleri *vardı. *Aişe *(r.a.) *şöyle *diyor: *Bir *gün *ben *oyuncaklarımla *oynarken *Peygamber *(s.a.v) *içeri *girdi *ve *: *"Ey *Aişe *bu *hangi *oyun *?" *dedi. *Ben *"Süleyman'ın *atları" *dedim. *O *da *bana *güldü. *Fakat *bazen *geldiğinde *onları *rahatsız *etmemek *için *cübbesine *bürünür *beklerdi." |
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
(Yaşı *kesin *olarak *9 *'dur) * *:evil: *abi ne saçma *bir düşünce 9 ya da 6 yaşında *bır *çoçukla evlenen bır *ınsanın anlattıklarına *kım *ınanır ?
|
Re: Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât
arkdaslar neye göre kesin olarak 9dur ? türkleri öldürün diyen buhariye göre mi ? hani kendi ön yargilarinizi manifesto etmek icin mi siz bu hadislere takiyorsunuz? bakin yukardaki ileti'de dokuz yasinda olamayacagi yaziyor, yani oradaki bilgilerden de sonucta bir hadis'den ama hangi gerekce ile yok o sahih degil bu hadis sahih denilebiliyor ? gerekce kendi "egolarinizi tatmin" etmek olmasin ? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:25 . |