Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Agnostisizm (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=126)
-   -   Agnostisizm korkaklık mıdır ? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=35603)

vishnu 01-09-2014 12:41

Agnostisizm korkaklık mıdır ?
 
Ateistler çoğu zaman agnostikleri ve deistleri korkaklıkla suçlar. Güya cehennemden korkuyormuşuz da onun için belki tanrı vadır diyormuşuz...

Dinler inanmayanalrı sonsuz cehennemle tehdit eder , tanrıya inanmak asla cehennemden kurtarmaz. tanrıya inanın hatta olasılık tanıyın cehennemden kurtulma şansı var diyen yoktur.

Agnostiklerin bahsettiği tanrı dinlerin tanrısı değildir.

Dine ne kadar uzak olursak o kadar yücelmiş oluyoruz , Ateist olunca en yuksek seviyede oluyoruz diye birşey de yoktur.

Ben gerçekten ateizmi mantıklı bulmadığımdan sevmediğimden ateist değilim. Ateist baskısı yüzünden de iyice gıcık olmaya başladım.

spartacus 01-09-2014 12:48

Korkaklıkla suçlamak mı? İlk defa duydum.

Ateistler açısından tanrıdan bahsedebilmek için elinde done-veri-gözlem kısaca kurgu-senaryo değil bilgi olması gerekir.

Tanrı bilinemez diyebilmek için tanrı hakkında bilgi sahibi olmanız gerekir, bu haldede tanrı bilinemez demek kökten çürür. Aslı ise bilşnemezlik değil, günümüzde çok kullanılıyor, özü ise kuşku duymaktır -ki ikiside farklı şeyler. Kuşku duymak için de elbette yine tam anlamıyla gözlemlenememiş olsa da belirli normlarda gözlemlenmiş, bilgi edinilmiş olması gerekir. Her halükarda ciddi çelişki içeren bir durum.

Bunun dışında çokta fazla bir şey demeyi gerekli görmüyorum. Korkaklık vs tamamen kişisel davranış ve beni bu tür öznel, kişiye has davranışlar bağlamıyor, ateistleri de bağlayacağını sanmıyorum.

vishnu 01-09-2014 13:11

bilinemez iddiasına karşı çıkmanız kendi düşüncenizidr saygı duyarım.

tanrı için ben zeka sahibi bir varlık diyebilirim. direk gözlem sonucu olmayabilir ama gözlemin yorumu açısından kanıt özelliğ olan bulgular vardır.

evrimde direk gözlemle görülmüyor gözlemin yorumunu yaparak evrimden bahsediyorsunuz bahsediyoruz. başka biriside zeka sahibi bir varlıktan söz edebilir.

yaban adami 01-09-2014 15:57

Alıntı:

tanrıdan bahsedebilmek için elinde done-veri-gözlem kısaca kurgu-senaryo değil bilgi olması gerekir.
Alıntı:

Tanrı bilinemez diyebilmek için tanrı hakkında bilgi sahibi olmanız gerekir, bu haldede tanrı bilinemez demek kökten çürür.
aslında burada tanrı derken kastedilen, varlığın ilksel gerekçesidir. agnostisizme göre varlığın ilksel açıklaması bilinmeyen, bilinmesi de, insan aklının sınırlarını aştığı için mümkün olmayan bir mevzudur. yani, bilinmez olan şey tanrı değil, varlığın bu ilksel, ontolojik açıklamasıdır. bu açıklama şayet tanrı denen doğaüstü bir güç tasavvuru ise bu da bilinemez, denilir doğal olarak.

vishnu 01-09-2014 17:37

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524066)
aslında burada tanrı derken kastedilen, varlığın ilksel gerekçesidir. agnostisizme göre varlığın ilksel açıklaması bilinmeyen, bilinmesi de, insan aklının sınırlarını aştığı için mümkün olmayan bir mevzudur. yani, bilinmez olan şey tanrı değil, varlığın bu ilksel, ontolojik açıklamasıdır. bu açıklama şayet tanrı denen doğaüstü bir güç tasavvuru ise bu da bilinemez, denilir doğal olarak.

Gerçekten güzel bir açıklama.

uyar 01-09-2014 19:53

agnostik olup da ateist olunamaz mi? yani soyle demek gibi..

tanri var mi yok mu bilmiyorum ama bana biraz yokmus gibi geliyor... tereddutum yok degil ama etrafimda/arastirdigimda oldugunu gosteren bir bulgu/veri yok gibi geliyor bana.. en azindan dogaya/evrene surekli etki eden bir yaratici yok mesela

tanriyi bilmem ama kuranda yazan/anlatilan allah yok ona eminim iste... yani allahsizim o kesin!!!!

Thelogical Facts 01-09-2014 20:16

Agnostizm kesinlik bildirir Tanrı'nın var olup olmadığı bilinemez der bu korkaklık değil kesin bir duruştur.

evrensel-insan 01-09-2014 20:22

Alıntı:

uyar´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524076)
agnostik olup da ateist olunamaz mi? yani soyle demek gibi..

tanri var mi yok mu bilmiyorum ama bana biraz yokmus gibi geliyor... tereddutum yok degil ama etrafimda/arastirdigimda oldugunu gosteren bir bulgu/veri yok gibi geliyor bana.. en azindan dogaya/evrene surekli etki eden bir yaratici yok mesela

tanriyi bilmem ama kuranda yazan/anlatilan allah yok ona eminim iste... yani allahsizim o kesin!!!!

Olunur. Tanrinin varliginin bilinemezligi eger yoka yakin ise, ateist agnostic, vara yakin ise; teist agnostic oluyorsun.

Yani buradaki ateizmin kesin yokundan ziyade "bilinemez ama yok olmasi daha buyuk bir ihtimal"

evrensel-insan 01-09-2014 20:24

Alıntı:

Thelogical Facts´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524078)
Agnostizm kesinlik bildirir Tanrı'nın var olup olmadığı bilinemez der bu korkaklık değil kesin bir duruştur.

Bilinemez kesinlik degildir. Kesin olan varliginin ya da yoklugunun bilenebilmesidir.

Bu da zaten teizm ve ateizmdir.

Ayrica "bilinmez" "bilinemez" demek degildir. Dolayisi ile negative kesinlik ifadesi "bilinmez" dir.

evrensel-insan 01-09-2014 20:29

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524066)
aslında burada tanrı derken kastedilen, varlığın ilksel gerekçesidir. agnostisizme göre varlığın ilksel açıklaması bilinmeyen, bilinmesi de, insan aklının sınırlarını aştığı için mümkün olmayan bir mevzudur. yani, bilinmez olan şey tanrı değil, varlığın bu ilksel, ontolojik açıklamasıdır. bu açıklama şayet tanrı denen doğaüstü bir güç tasavvuru ise bu da bilinemez, denilir doğal olarak.

Zaten burada ilkligin oncesi kisir dongusu vardir. Yani neye ilk dersen de; bunun mantiksal onceligi soz konusudur.

Ayrica ilklik bilimsel degil; akilci bir soylemdir.

Insanoglu aklinin sinirlarini "asmaz" zaten insanoglu aklinin tanri ile ilgili her turlu dile getirimi, onun aklinin sinirlari icindedir. Aksi zaten dile gelmez.

Ontolojik ilklik zamansal olarak bir kisir dongudur.

Yalniz fenomenal daimilik, evren mekani icin gecerlidir.

Burada evreni tanri ile ozdeslestirmek, bir cesit panteizm/panenteizmdir. Ya da bir madde (hyle) ile ozdeslestirmek te, hyloteizmdir.

vishnu 01-09-2014 21:05

Alıntı:

uyar´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524076)
agnostik olup da ateist olunamaz mi? yani soyle demek gibi..

tanri var mi yok mu bilmiyorum ama bana biraz yokmus gibi geliyor... tereddutum yok degil ama etrafimda/arastirdigimda oldugunu gosteren bir bulgu/veri yok gibi geliyor bana.. en azindan dogaya/evrene surekli etki eden bir yaratici yok mesela

tanriyi bilmem ama kuranda yazan/anlatilan allah yok ona eminim iste... yani allahsizim o kesin!!!!

bende tanrının varlığına daha çok ihtimal veririm ama tabi yine de emin değilim.

kuranın yanlışlığı konusunda katılıyorum. kuranda konuşan evrenin yaratıcısı falan değil , muhammed ve arkadaşlarıdır.

Dialectics 01-09-2014 21:29

Matematiksel olasılık analizi:

Eğer ateistler haklı ise, düşünce ve benlik sadece beynindeki kimyasalların etkileşiminden oluşan bir olgu ise o zaman ölümden korkmaya gerek yok çünkü zaten öldüğünde beyninde öleceğinden "ben" diyebileceğin bir şey kalmayacak ortada, ebedi hiçlik...

Deistler, budistler, karma felsefeler haklı ise yine ölümden korkmaya gerek yok; yeni bir bedende reenkarne olarak yeni bir hayata başlayacaksın..

İslâm haklı şüphen var ise her ihtimale karşı son nefesinde bir şehadet getirerek durumu garantile...

Soru 1: Yahudi ya da hristiyanların haklı olma ihtimallerini de barındıran bir çözüm söz konusu mu?

Soru 2: Dünyada 4 bin 300 adet din ve mezhep bulunuyor. Bu soruya cevap ararken geriye kalan 4290 küsur tanesinin doğru olma ihtimalini paydadan silersek doğru bir iş yapmış olur muyuz?

vishnu 01-09-2014 21:40

Alıntı:

Dialectics´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524085)
Matematiksel olasılık analizi:

Eğer ateistler haklı ise, düşünce ve benlik sadece beynindeki kimyasalların etkileşiminden oluşan bir olgu ise o zaman ölümden korkmaya gerek yok çünkü zaten öldüğünde beyninde öleceğinden "ben" diyebileceğin bir şey kalmayacak ortada, ebedi hiçlik...

Deistler, budistler, karma felsefeler haklı ise yine ölümden korkmaya gerek yok; yeni bir bedende reenkarne olarak yeni bir hayata başlayacaksın..

İslâm haklı şüphen var ise her ihtimale karşı son nefesinde bir şehadet getirerek durumu garantile...

Soru 1: Yahudi ya da hristiyanların haklı olma ihtimallerini de barındıran bir çözüm söz konusu mu?

Soru 2: Dünyada 4 bin 300 adet din ve mezhep bulunuyor. Bu soruya cevap ararken geriye kalan 4290 küsur tanesinin doğru olma ihtimalini paydadan silersek doğru bir iş yapmış olur muyuz?

cehennem yoktur olamaz. var oldugu var sayılsa bile kurtulma çaresi yok gibi. sayısız din ve mezhep var.

bu arada siz yok olmayı kötü bir durum olarak görmüyorsunuz herhalde.

yaban adami 01-09-2014 21:40

Alıntı:

Insanoglu aklinin sinirlarini "asmaz" zaten insanoglu aklinin tanri ile ilgili her turlu dile getirimi, onun aklinin sinirlari icindedir. Aksi zaten dile gelmez.
insanoğlunun aklının sınırları, akılsal sebep-sonuç ilişkileriyle örülü evrenimizi kavramaya muktedirdir diye düşünüyorum. fakat, bu akli sebep-sonuç ilişkileriyle değişip dönüşen evrenimizin başlangıcıyla ilgili soruşturmalara giriştiğimizde, yani aklımızın sınırları dahilinde olan bu ilişkiler ağını terk edip, bu ilişkilerin nereden nasıl türediğini sorduğumuzda, aynı zamanda kapasitemizin sınırlarını ihlal etmiş oluruz. tanrı bir ifade olarak dile gelebiliyor, aynen benim sözünü ettiğim bu akıl-dışı alanı ifade edebilmem gibi; ne ki, ona ilişkin soruşturmalar verimsiz bir kısır döngüye hapsolmaya mahkum. benim "sınırları ihlal etmek", "sınırlarını/kapasitesini aşmak"la söylemek istediğim de budur. varlığın başlangıcına dair soruşturmalar -ki buna yaratıcı bir tanrının olup olmadığı problemi de dahildir- insan havsalasının menzilini aşar, bu meseleler üzerine konuşup tartışmanın hiçbir manası yoktur, istediğimiz kadar akıl yürütelim, istediğimiz kadar kafa patlatalım, neticede dönüp dolaşıp insan kavrayışının sınırlarına çarpıp dururuz. zira, dediğiniz gibi, fenomenal neden-sonuç bağlantılarıyla devinen olaylar evren dediğimiz mekana içkindir, siz bu mekanın da başlangıcına ilişkin sorgulamalara kalktığınızda evrene içkin akılsal bağlantıları da terk etmiş olursunuz, çünkü sözünü ettiğimiz başlangıç aynı zamanda bu bağlantıların da başlangıcıdır.

AhbAp 01-09-2014 21:41

Hangi biçimiyle olursa olsun, adını duyup durduğumuz "tanrı" iddiası ya da tanımlanamaz bir işaret, bir şüphe vs. dünya dışından gelseydi, "bu ne ola ki" tarzında bir kuşkuya düşüp, hakkında daha fazla bilgiye sahip olana kadar temkinli konuşmak belki mantıklı olacaktı.

Fakat öyle değil. Tanrı kavramı tamamıyla insan ürünü (uydurması) olup geçersizdir.

Aynı öcü gibi...

Aksi takdirde agnostiklerin "işi yaş" gibi görünüyor bana.

Çünkü HFHFKSOVIEIH diye bir şeyin olup olmadığı da bilinemez şimdi.

Ya da YRTWISSUDE'nin de...

Ya da LOWUSOUDE....

QTNCWUGAX....

.....

...

.

Dialectics 01-09-2014 21:43

Alıntı:

vishnu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524086)
cehennem yoktur olamaz. var oldugu var sayılsa bile kurtulma çaresi yok gibi. sayısız din ve mezhep var.

bu arada siz yok olmayı kötü bir durum olarak görmüyorsunuz herhalde.

Hangi referansa göre kötü? O kötüyü algılayabilecek bir "ben" kalmıyor ise ortada gerçekten "kötü bir durum"dan bahsedilebilir mi?

vishnu 01-09-2014 21:45

Alıntı:

Dialectics´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524089)
Hangi referansa göre kötü? O kötüyü algılayabilecek bir "ben" kalmıyor ise ortada gerçekten "kötü bir durum"dan bahsedilebilir mi?

doğru haklısın. sen yoksun dolayısıyla kötülükte yok. doğmadan önceki durumumuz gibi.

Dialectics 01-09-2014 21:54

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524087)
insanoğlunun aklının sınırları, akılsal sebep-sonuç ilişkileriyle örülü evrenimizi kavramaya muktedirdir diye düşünüyorum. fakat, bu akli sebep-sonuç ilişkileriyle değişip dönüşen evrenimizin başlangıcıyla ilgili soruşturmalara giriştiğimizde, yani aklımızın sınırları dahilinde olan bu ilişkiler ağını terk edip, bu ilişkilerin nereden nasıl türediğini sorduğumuzda, aynı zamanda kapasitemizin sınırlarını ihlal etmiş oluruz. tanrı bir ifade olarak dile gelebiliyor, aynen benim sözünü ettiğim bu akıl-dışı alanı ifade edebilmem gibi; ne ki, ona ilişkin soruşturmalar verimsiz bir kısır döngüye hapsolmaya mahkum. benim "sınırları ihlal etmek", "sınırlarını/kapasitesini aşmak"la söylemek istediğim de budur. varlığın başlangıcına dair soruşturmalar -ki buna yaratıcı bir tanrının olup olmadığı problemi de dahildir- insan havsalasının menzilini aşar, bu meseleler üzerine konuşup tartışmanın hiçbir manası yoktur, istediğimiz kadar akıl yürütelim, istediğimiz kadar kafa patlatalım, neticede dönüp dolaşıp insan kavrayışının sınırlarına çarpıp dururuz. zira, dediğiniz gibi, fenomenal neden-sonuç bağlantılarıyla devinen olaylar evren dediğimiz mekana içkindir, siz bu mekanın da başlangıcına ilişkin sorgulamalara kalktığınızda evrene içkin akılsal bağlantıları da terk etmiş olursunuz, çünkü sözünü ettiğimiz başlangıç aynı zamanda bu bağlantıların da başlangıcıdır.

Eğer varoluşun sırrına vakıf olsaydık ya da olabilseydik, eğer Tanrı'yı anlayabilseydik benim düşünce göre hayat ya da varoluş anlamsız olurdu. Hayatı anlamlı kılan ölümdür. Varolmayı anlamlı kılan da yok olmak ne demek bilmemektir, ya da nasıl varolageldiğimizi bilmemektir.

Benim kanaatime göre hayatın, bilinçli bir zekanın mümkün olabilmesi için o "zeka"dan bazı şeylerin saklanması gerekiyordu.

Tanrı kendi kendini saklamış olabilir kâinata? Kendini kendinden saklamış olabilir mi? Daha önce paylaştığım şu videoyu bir kez daha hatırlatmak isterim:

http://www.youtube.com/watch?v=ckiNNgfMKcQ

evrensel-insan 01-09-2014 22:09

Alıntı:

Dialectics´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524085)
Matematiksel olasılık analizi:

Eğer ateistler haklı ise, düşünce ve benlik sadece beynindeki kimyasalların etkileşiminden oluşan bir olgu ise o zaman ölümden korkmaya gerek yok çünkü zaten öldüğünde beyninde öleceğinden "ben" diyebileceğin bir şey kalmayacak ortada, ebedi hiçlik...

Deistler, budistler, karma felsefeler haklı ise yine ölümden korkmaya gerek yok; yeni bir bedende reenkarne olarak yeni bir hayata başlayacaksın..

İslâm haklı şüphen var ise her ihtimale karşı son nefesinde bir şehadet getirerek durumu garantile...

Soru 1: Yahudi ya da hristiyanların haklı olma ihtimallerini de barındıran bir çözüm söz konusu mu?

Soru 2: Dünyada 4 bin 300 adet din ve mezhep bulunuyor. Bu soruya cevap ararken geriye kalan 4290 küsur tanesinin doğru olma ihtimalini paydadan silersek doğru bir iş yapmış olur muyuz?

Bilimsel olarak mantiksal olan ilk paragraftir.

Cunku olmek, sadece yasayanin bir algisidir ve kisi kendi olmesini algilayamaz. Sadece yasamda olanlar kendi disinda kalanlarin olmesini algilarlar.

Tum dinlerin temeli inancsal uygulamaya dayanir. Sadece inanilanin getirdigi uygulamafarklilasir.

bayro 01-09-2014 22:14

Alıntı:

vishnu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524090)
doğru haklısın. sen yoksun dolayısıyla kötülükte yok. doğmadan önceki durumumuz gibi.

merhaba arkadaşım
bu forumda yeni olduğum için başlık açamıyorum aklıma takılan konunun da yeri bu başlık değil farkındayım .o nedenle özür diliyorum .
sormak istediğim ,turan dursun makalelerinde olan kuran çelişkileri yazısında bi yanlışlık var sanırım .paylaşılan bir ayet var .
- "... Tanrı'nın sözlerinde DEĞİŞME olmaz..." (Kehf 64)kitaptan baktığım zaman bu ayet yok .kehf 64 de başka birşeyden bahsediyor elimdeki kuran .
beni aydınlatırsanız memnun olurum .
saygılar

vishnu 01-09-2014 22:18

Alıntı:

bayro´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524093)
merhaba arkadaşım
bu forumda yeni olduğum için başlık açamıyorum aklıma takılan konunun da yeri bu başlık değil farkındayım .o nedenle özür diliyorum .
sormak istediğim ,turan dursun makalelerinde olan kuran çelişkileri yazısında bi yanlışlık var sanırım .paylaşılan bir ayet var .
- "... Tanrı'nın sözlerinde DEĞİŞME olmaz..." (Kehf 64)kitaptan baktığım zaman bu ayet yok .kehf 64 de başka birşeyden bahsediyor elimdeki kuran .
beni aydınlatırsanız memnun olurum .
saygılar

kehf değil yunus 64. tekrar bakınız.

evrensel-insan 01-09-2014 22:20

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524087)
insanoğlunun aklının sınırları, akılsal sebep-sonuç ilişkileriyle örülü evrenimizi kavramaya muktedirdir diye düşünüyorum.

Burada sorun muktedirlikten ziyade, insanoglunun disinda baska bir turun kavramasinin, insanoglu ile dialog olarak olmamasidir. Ya da her bir tur kendi yetisi duzeyince kavrar.

Alıntı:

fakat, bu akli sebep-sonuç ilişkileriyle değişip dönüşen evrenimizin başlangıcıyla ilgili soruşturmalara giriştiğimizde, yani aklımızın sınırları dahilinde olan bu ilişkiler ağını terk edip, bu ilişkilerin nereden nasıl türediğini sorduğumuzda, aynı zamanda kapasitemizin sınırlarını ihlal etmiş oluruz. tanrı bir ifade olarak dile gelebiliyor, aynen benim sözünü ettiğim bu akıl-dışı alanı ifade edebilmem gibi; ne ki, ona ilişkin soruşturmalar verimsiz bir kısır döngüye hapsolmaya mahkum. benim "sınırları ihlal etmek", "sınırlarını/kapasitesini aşmak"la söylemek istediğim de budur.
Burada sorun, insanoglunun yarattigi zamanin kendi bunyesinde bir ilklik kisir dongusu tasimasidir. Evrenin baslangici da, mekansal degil; zamansal bir ilklik sorunudur. Soruyu soran da yanitliyan da biziz ve bunu ancak kendi yeti sinirlarimizin bunyesinde yapabiliriz.

"Akil disi" Alana bir ornek verebilir misin?

Ya da bunu oneren insanoglu akli olduguna gore, burada "akil disi" ne anlama geliyor?

Alıntı:

varlığın başlangıcına dair soruşturmalar -ki buna yaratıcı bir tanrının olup olmadığı problemi de dahildir- insan havsalasının menzilini aşar, bu meseleler üzerine konuşup tartışmanın hiçbir manası yoktur, istediğimiz kadar akıl yürütelim, istediğimiz kadar kafa patlatalım, neticede dönüp dolaşıp insan kavrayışının sınırlarına çarpıp dururuz. zira, dediğiniz gibi, fenomenal neden-sonuç bağlantılarıyla devinen olaylar evren dediğimiz mekana içkindir, siz bu mekanın da başlangıcına ilişkin sorgulamalara kalktığınızda evrene içkin akılsal bağlantıları da terk etmiş olursunuz, çünkü sözünü ettiğimiz başlangıç aynı zamanda bu bağlantıların da başlangıcıdır.
Birak varligin baslangicini, insanoglu henuz varligin ne olduguna dair bir olguya varamamistir. Cunku bilimsel olarak varligi degil; gozlemini ortaya koyar.

O yuzden bilim taban olarak fenomeni, yani algisina gozlem vereni alir ve ondan turettigi algisal/gozlemsel bilgisini kavrami ile dile getirir.

Iste o yuzden evren fenomen olarak insanoglunun algisina gozlem veren olarak daimidir.

Herhangi bir fenomen de zamansal bir baslangici ortaya konamamissa, insanoglu algisina gozlem verdigi surece daimidir.

Baslangicin ilklik ve oncelik sorunu vardir ve zamansaldir. Mekanin ya da mekandaki bir parcanin ise zamana ihtiyaci yoktur. Zaman insanoglunun yarattigi ve onsuz bir seyi belirtilemez hale getirdigi fenomenlestirilmis bir zihinsel degerdir. Degiskendir, olcer ve surec bildirir.

Yalniz zamanin hesaplanabilmesi icin, insanoglu parcasina ve evren mekanina ihtiyac vardir.

bayro 01-09-2014 22:22

Alıntı:

vishnu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524094)
kehf değil yunus 64. tekrar bakınız.

teşekkür ederim .ayeti buldum, dediğiniz gibi yunus 64
makalede yanlış yazılmış sanırım .kehf 64 diye geçiyor.

spartacus 01-09-2014 23:47

Alıntı:

vishnu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524062)
bilinemez iddiasına karşı çıkmanız kendi düşüncenizidr saygı duyarım.

tanrı için ben zeka sahibi bir varlık diyebilirim. direk gözlem sonucu olmayabilir ama gözlemin yorumu açısından kanıt özelliğ olan bulgular vardır.

evrimde direk gözlemle görülmüyor gözlemin yorumunu yaparak evrimden bahsediyorsunuz bahsediyoruz. başka biriside zeka sahibi bir varlıktan söz edebilir.

söz edemez demedim ki, zaten söz ettiği-edebildiği için çelişkili, söz edebiliyorsan bilinemez demek anlamsız oluyor...

Bende mi sorun var? fikrimi söylediğimde kati suretle vb gibi terimler mi kullanıyorum? Söz edilemez mi diyorum, ya da ne bileyim herhangi bir şahsi ifadede mi bulunuyorum, yoksa bilenemez üzerine getirilen çıkarımın çelişkisi temelinde mi yorumumu yapıyorum? Kısaca bilinemez dediğiniz şey hakkında zaten yorumda yapamazsınız(yapmayın anlamında değil, bilmediğiniz için yorum yapamazsınız, yani size ve buna imkan vermeyen kendi yargınız, ben değil), bilinip, bilinemeyeceği konusunda bile, çelişki burası ve ben keyfime göre davranmıyorum. cümlenin yapısı gereği kendi yargınız gereği diyorum, yani tanrı hakkında söz etmeye engel olan ben değilim, bu yargı(tanrı(?!!!!!!!!!!!!) bilinemez(...)). Bilinen bir şey hakkında bilinemez demiş oluyorsunuz, ya da tersi bilienemz deyip bilinebilir bir şeyden bahsediyorsunuz. Bende hem bilinemez deyip hemde bildiğini iddia etmek, çelişkidir diyorum, bilinemez yargısı eklerseniz, hakkında söz edemezsiniz diyorum(çünkü bilinemez dediniz, hiç bir şey bilmediğinizi kendiniz iddia edip, ardından da aksne hakkında konuşup ya da ismini telafz edip ona sıfatlar mı yüklüyorsunuz) Tanrı bilinemez, demek iki kelimenin birbiri ile çelişkisi temelindedir, birinci kelime tanrı demekle bilinebilir kıldın, ikinci kelimede ise bilinebilir olduğu halde bilinemez dedin ya da tersi, bilinemez dedin, ama tanrı(?) diye cevap verdin. Yani hakkında söz etmenize kendi yargınız engel, bende bu çelişkiden bahsettim.

O halde siz cevaplayın nedir o bilinemez olan?

Agnostik olmak, deist olmak, ya da panteist olmak, panentesit olmak utanıp, sıkılacak bir şey değil ki, dileyen dilediğine inanır, dileyen de inanmaz. Benim için bu kadar öz ve net.

Ama kişisel takışmaları, siz genellerseniz bu doğru bir yaklaşım olmaz, ben hiç bir ateistin agnostikler korkaktır dediğini duymadım, diyen varsa da ateizm ile ilgisi-alakasını kurmak imkansız. Ya da o kişi nazarımda cahildir ya da kültürsüz, Tanrıya inanıp, inanmamak insanı alim yapmıyor ve davranış sorunları, davranış sorunu temelinde ele alınmalı.

vishnu 01-09-2014 23:56

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524114)
söz edemez demedim ki, zaten söz ettiği-edebildiği için çelişkili, söz edebiliyorsan bilinemez demek anlamsız oluyor...

Bende mi sorun var? fikrimi söylediğimde kati suretle vb gibi terimler mi kullanıyorum? Söz edilemez mi diyorum, ya da ne bileyim herhangi bir şahsi ifadede mi bulunuyorum, yoksa bilenemez üzerine getirilen çıkarımın çelişkisi temelinde mi yorumumu yapıyorum? Kısaca bilinemez dediğiniz şey hakkında zaten yorumda yapamazsınız, bilinip, bilinemeyeceği konusunda bile, çelişki burası ve ben keyfime göre davranmıyorum, çelişki burada diyorum. Siz bu cümlede çelişki olmadığını gösterin, ama lütfen kullanmadığım ibareler kullanmayın bana, kişiselleştirmeyin. Tanrı bilinemez, demek iki kelimenin birbiri ile çelişkisi temelindedir, birinci kelime tanrı demekle bilinebilir kıldın, ikinci kelimede ise bilinebilir olduğu halde bilinemez dedin ya da tersi, bilinemez dedin, ama tanrı(?) diye cevap verdin.

O halde siz cevaplayın nedir o bilinemez olan?

Agnostik olmak, deist olmak, ya da panteist olmak, panentesit olmak utanıp, sıkılacak bir şey değil ki, dileyen dilediğine inanır, dileyen de inanmaz. Benim için bu kadar öz ve net.

Ama kişisel takışmaları, siz genellerseniz bu doğru bir yaklaşım olmaz, ben hiç bir ateistin agnostikler korkaktır dediğini duymadım, diyen varsa da ateizm ile ilgisi-alakasını kurmak imkansız. Ya da o kişi nazarımda cahildir ya da kültürsüz, Tanrıya inanıp, inanmamak insanı alim yapmıyor.


genelleme şeklinde anlaşıldıysa kusura bakmayın tabi her ateist öyle değil. fakat bu şekilde sataşan ateistte çok oluyor. ben her ateisti suçlamıyorum.

spartacus 02-09-2014 00:02

Zaten o kişi ne olursa olsun problemlidir bana göre :)

Bu konuda ciddiye alıpda, sizi sıkmasına izin vermeyin diye düşünüyorum.

yaban adami 02-09-2014 00:19

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524095)
Burada sorun muktedirlikten ziyade, insanoglunun disinda baska bir turun kavramasinin, insanoglu ile dialog olarak olmamasidir. Ya da her bir tur kendi yetisi duzeyince kavrar.



Burada sorun, insanoglunun yarattigi zamanin kendi bunyesinde bir ilklik kisir dongusu tasimasidir. Evrenin baslangici da, mekansal degil; zamansal bir ilklik sorunudur. Soruyu soran da yanitliyan da biziz ve bunu ancak kendi yeti sinirlarimizin bunyesinde yapabiliriz.

"Akil disi" Alana bir ornek verebilir misin?

Ya da bunu oneren insanoglu akli olduguna gore, burada "akil disi" ne anlama geliyor?



Birak varligin baslangicini, insanoglu henuz varligin ne olduguna dair bir olguya varamamistir. Cunku bilimsel olarak varligi degil; gozlemini ortaya koyar.

O yuzden bilim taban olarak fenomeni, yani algisina gozlem vereni alir ve ondan turettigi algisal/gozlemsel bilgisini kavrami ile dile getirir.

Iste o yuzden evren fenomen olarak insanoglunun algisina gozlem veren olarak daimidir.

Herhangi bir fenomen de zamansal bir baslangici ortaya konamamissa, insanoglu algisina gozlem verdigi surece daimidir.

Baslangicin ilklik ve oncelik sorunu vardir ve zamansaldir. Mekanin ya da mekandaki bir parcanin ise zamana ihtiyaci yoktur. Zaman insanoglunun yarattigi ve onsuz bir seyi belirtilemez hale getirdigi fenomenlestirilmis bir zihinsel degerdir. Degiskendir, olcer ve surec bildirir.

Yalniz zamanin hesaplanabilmesi icin, insanoglu parcasina ve evren mekanina ihtiyac vardir.

dürüst olmam gerekirse yazdıklarınızın çoğunu anlamadım. mazur görünüz evrensel hocam ama benim adıma fazla çetrefil, terminolojik bir dil kullanıyorsunuz, böylece emek harcayıp anlatmak istedikleriniz de bu dilin içinde boğulup gidiyor. bu haliyle sizi anlamam çok güç, meseleyi biraz daha sade bir dille izah etmenizi, körpeye anlatır gibi yazmanızı rica etsem kızmazsınız herhalde :)

yine de, mesajınızda aklımın aldığı bir iki noktaya değinebilirim hiç değilse.

"akıl dışı"na bir örnek istemişsiniz -veremeyeceğimi bilerek :) aklın izanın ötesindeki bir şeyin cismi, maddesi olmadığı gibi örneği de olmaz elbette. fakat, sizce, bir şeyi sırf dile getirebiliyor olmamız, onun akli bir şey olmasının zorunlu koşulu mudur? insan, aklıyla çözemeyeceğini bildiği bir şeyin varsayımını dile getiremez mi, tanrı kavramı böyle bir şey değil midir mesela: aklın kabul ettiği hiçbir kavrama yerleştirilemeyip yine de varlığı üzerine atıp tuttuğumuz bir tanrı varsayımından bahsetmiyor muyuz bu başlıkta?

bu noktada akıl dışından neyi kastettiğimi belirginleştirmem gerekiyor sanırım. kendine ulaşan verileri sebep-sonuç ilişkisi dahilinde çözümleyip değerlendirmemizi sağlayan yetimize akıl diyoruz. şu durumda akıl, sebep ve sebebin doğurduğu neticeyle doğrudan ilişkili bir parçamız. evrenimizden de, bitmek tükenmek bilmeyen bir sebepler ve sonuçlar ağı diye bahsetsek yanlış olmaz herhalde. şimdi, biz bu sebepler ve onların sonuçlarının sonsuz bir zincir oluşturduğu bu ağın başlangıcına ilişkin soruşturmalara yeltendiğimizde, içinden çıkılması mümkün olmayan bir kısır döngüyle karşılaşıyoruz. bu da demektir ki, bizim akli kavram ve kategorilerimiz bu soruna eğilmek için yetersiz kalıyor. böylesi ilksel, ontolojik mevzuları evrenin kendi içindeki sebep-sonuç ilişkileriyle açıklığa kavuşturmak mümkün değil, burası belki de tahmin edemeyeceğimiz, akıl dışı, insan kavrayışına açık olmayan bir alandır: bunun ne olduğunu söyleyemem, ancak akılsal bir şey olmadığını söyleyebilirim. son olarak, alan derken mekansal bir şeyden söz etmediğimi söyleyeyim, insanın anlamaya gücünün yetmediği raddeden ötesini alan metaforuyla ifade ediyorum yalnızca.

evrensel-insan 02-09-2014 00:33

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524119)
dürüst olmam gerekirse yazdıklarınızın çoğunu anlamadım. mazur görünüz evrensel hocam ama benim adıma fazla çetrefil, terminolojik bir dil kullanıyorsunuz, böylece emek harcayıp anlatmak istedikleriniz de bu dilin içinde boğulup gidiyor. bu haliyle sizi anlamam çok güç, meseleyi biraz daha sade bir dille izah etmenizi, körpeye anlatır gibi yazmanızı rica etsem kızmazsınız herhalde :)

Sizin bu durustlugunuz karsisinda, kizmak mumkun mu? :) , yalniz neresi "cetrefilli" eger onu bilebilirsem, daha algilanir kilabilirim.

Alıntı:

yine de, mesajınızda aklımın aldığı bir iki noktaya değinebilirim hiç değilse.

"akıl dışı"na bir örnek istemişsiniz -veremeyeceğimi bilerek :) aklın izanın ötesindeki bir şeyin cismi, maddesi olmadığı gibi örneği de olmaz elbette.
Peki bir seyin ornegi yok ise, okuyan ya da ben "akil disi" ndan ne anlamam gerekiyor?

Alıntı:

fakat, sizce, bir şeyi sırf dile getirebiliyor olmamız, onun akli bir şey olmasının zorunlu koşulu mudur? insan, aklıyla çözemeyeceğini bildiği bir şeyin varsayımını dile getiremez mi, tanrı kavramı böyle bir şey değil midir mesela: aklın kabul ettiği hiçbir kavrama yerleştirilemeyip yine de varlığı üzerine atıp tuttuğumuz bir tanrı varsayımından bahsetmiyor muyuz bu başlıkta?
Peki, tum dile gelenler insanoglu akli ile dile gelmiyor mu? Sonucta her akil kendi inancinca ya da dogrulamasi yolu ile dile getiriyor. Aklin kabulu ise baska bir sey. Yani bir aklin dile getirdigini baska bir akil Kabul etmeyebilir. Zaten kendi dile getirdigini bir akil Kabul edebilir.

Alıntı:

bu noktada akıl dışından neyi kastettiğimi belirginleştirmem gerekiyor sanırım. kendine ulaşan verileri sebep-sonuç ilişkisi dahilinde çözümleyip değerlendirmemizi sağlayan yetimize akıl diyoruz. şu durumda akıl, sebep ve sebebin doğurduğu neticeyle doğrudan ilişkili bir parçamız. evrenimizden de, bitmek tükenmek bilmeyen bir sebepler ve sonuçlar ağı diye bahsetsek yanlış olmaz herhalde. şimdi, biz bu sebepler ve onların sonuçlarının sonsuz bir zincir oluşturduğu bu ağın başlangıcına ilişkin soruşturmalara yeltendiğimizde, içinden çıkılması mümkün olmayan bir kısır döngüyle karşılaşıyoruz.
Burada unutulan sey, insanoglunun zihinsel faaliyetlerindeki celiskinin kendi kendini kisir donguye sokmasi. Cunku yapilandirdigi yapi ve isleyis zaten kisir dongu. Mesela once algi olarak varliyor, sonrada varladiginin ne oldugunu bilmedigi varliginin varligini yoklugunu tartisiyor. Yani kisir dongu insanoglunun yapilandirdigi yapi ve isleyisin temelinde ve kokeninde.

Alıntı:

bu da demektir ki, bizim akli kavram ve kategorilerimiz bu soruna eğilmek için yetersiz kalıyor. böylesi ilksel, ontolojik mevzuları evrenin kendi içindeki sebep-sonuç ilişkileriyle açıklığa kavuşturmak mümkün değil, burası belki de tahmin edemeyeceğimiz, akıl dışı, insan kavrayışına açık olmayan bir alandır: bunun ne olduğunu söyleyemem, ancak akılsal bir şey olmadığını söyleyebilirim. son olarak, alan derken mekansal bir şeyden söz etmediğimi söyleyeyim, insanın anlamaya gücünün yetmediği raddeden ötesini alan metaforuyla ifade ediyorum yalnızca.
Cunku yapilandirilmis yapi ve isleyisimiz, soruna egilmek soyle dursun; zaten sorun ile yola cikiyor.

Iste o yuzden bilim bu sekilde hareket etmez. Once algilar, gozlemler, bulur, ortaya koyar, bilir, bildirir

Senin soylemlerinde "bir caresizlik, bir gizem, bir sir" temeli var. :)

Zaten bilimden koparan da bu.

yaban adami 02-09-2014 01:14

Alıntı:

Peki bir seyin ornegi yok ise, okuyan ya da ben "akil disi" ndan ne anlamam gerekiyor?
dediğim gibi, ne olduğuna dair bir şeyler söylemek namümkün, ancak akılsal bir şey olmadığı muhakkak.

Alıntı:

Peki, tum dile gelenler insanoglu akli ile dile gelmiyor mu? Sonucta her akil kendi inancinca ya da dogrulamasi yolu ile dile getiriyor. Aklin kabulu ise baska bir sey. Yani bir aklin dile getirdigini baska bir akil Kabul etmeyebilir. Zaten kendi dile getirdigini bir akil Kabul edebilir.
aklın, akılsal bir muhtevaya sahip olmadığını varsaydığımız bir şeyi dile getirmemize engel olduğunu sanmıyorum. daha doğrusu, bunu için bir sebep göremiyorum. neden akıl, dosdoğru akıldışı olandan değil de, akıldışı olduğu farz olunan "bir şeylerden" bahsetmemize engel olsun?

Alıntı:

Burada unutulan sey, insanoglunun zihinsel faaliyetlerindeki celiskinin kendi kendini kisir donguye sokmasi. Cunku yapilandirdigi yapi ve isleyis zaten kisir dongu. Mesela once algi olarak varliyor, sonrada varliginin varligini yoklugunu tartisiyor. Yani kisir dongu insanoglunun yapilandirdigi yapi ve isleyisin temelinde ve kokeninde.
problemin baştan yanlış kurulduğunu söylüyorsunuz. ama söz ettiğiniz çelişkiyi tam anlayamadım, burayı biraz açar mısınız?

Alıntı:

bilim bu sekilde hareket etmez. Once algilar, gozlemler, bulur, ortaya koyar, bilir, bildirir

Senin soylemlerinde "bir caresizlik, bir gizem, bir sir" temeli var.

Zaten bilimden koparan da bu.
ben, bilimin ilgi alanı üzerine konuşmuyorum. elbette yaşadığımız evrende en makul yöntem bilgiyi deneysel ve rasyonel temellere dayandırmaktır. bilim maddenin türlü boyutlardaki (fiziki, kimyasal, biyolojik vesaire) ilişkileri ve bu ilişkilerden doğan genel yasalarla uğraşır. oysa benim söz ettiğim problem bu ilişkilerin ilksel, temel dayanaklarını konu ediniyor. dolayısıyla biz daha üst, metafizik bir alan üzerine tartışmaktayız, maddi ilişkileri kavrayıp çözümlemede kullanılan yöntemlerin bu aşamada hiçbir geçerliliği yok.

evrensel-insan 02-09-2014 01:30

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524124)
dediğim gibi, ne olduğuna dair bir şeyler söylemek namümkün, ancak akılsal bir şey olmadığı muhakkak.

Peki nitelik olarak akilsal degil ise, sence niteligi nedir "inancsal?"



Alıntı:

aklın, akılsal bir muhtevaya sahip olmadığını varsaydığımız bir şeyi dile getirmemize engel olduğunu sanmıyorum. daha doğrusu, bunu için bir sebep göremiyorum. neden akıl, dosdoğru akıldışı olandan değil de, akıldışı olduğu farz olunan "bir şeylerden" bahsetmemize engel olsun?
Burada "akil disi" kime/gore neye gore. Cunku bunu dile getiren akla gore degil.



Alıntı:

problemin baştan yanlış kurulduğunu söylüyorsunuz. ama söz ettiğiniz çelişkiyi tam anlayamadım, burayı biraz açar mısınız?
Var veye yoklugu tartisilan ne tanri? Yani birseyin kendi basina varligi/yoklugu tartisilamaz. Ancak ortaya konmus bir seyin (kavram olarak) varligi yoklugu ifade edilir.

Buda tartisma olarak kavramsal temelde varligin varinin yogunun tartismasindaki varligi demektir.

Yani insanoglunun ancak ortaya attigi bir kavramin varligi yoklugu tartisilabilir.

Dolayisi ile varliginin var yok tartismasi, onun kavramsal varliginin zaten kabuludur.

Kisaca insanoglu bir kavrami ortaya koymadan once, onun ikilemini, karsitligini, kendisini karsitini bir pozitif nokta olarak yapilandirmistir, islevi de " hangi bir?" temelli indirgemeci ifadesidir.



Alıntı:

ben, bilimin ilgi alanı üzerine konuşmuyorum. elbette yaşadığımız evrende en makul yöntem bilgiyi deneysel ve rasyonel temellere dayandırmaktır. bilim maddenin türlü boyutlardaki (fiziki, kimyasal, biyolojik vesaire) ilişkileri ve bu ilişkilerden doğan genel yasalarla uğraşır. oysa benim söz ettiğim problem bu ilişkilerin ilksel, temel dayanaklarını konu ediniyor. dolayısıyla biz daha üst, metafizik bir alan üzerine tartışmaktayız, maddi ilişkileri kavrayıp çözümlemede kullanılan yöntemlerin bu aşamada hiçbir geçerliliği yok.
Iste o ilksellik zamansal ve oncelik kisir dongusu tasir.

Yani "bu ilktir" diye neyi one surersen sur "ya onun oncesi?" sorusu her zaman baki kalacaktir. Dolayisi ile fenomenal bir ilkten ziyade, zamansal bir ilk onceligi baki kalmak sarti ile ortaya konur.

Yani kisaca "ilk denileni kim yaratti?" sorusunun bir, yaratanin yaraticisi sorunudur.

yaban adami 02-09-2014 11:44

Alıntı:

Peki nitelik olarak akilsal degil ise, sence niteligi nedir "inancsal?"
doğrusu, eğer varlığın bir izahı varsa bu insanoğlunun hiçbir surette tahayyül edemeyeceği, aklının eremeyeceği bir şeydir bence. ben, aklımın ve muhayyilemin ötesinde kalan mevzularda bilinmezci bir tutum takınmayı en doğrusu bulurum. inanç, son kertede insanın hayal gücüyle ilişkilidir. hayal gücümüz de aynen kavrayışımız gibi yaşadığımız dünyaya derinden bağlı, bu sebeple de konumuz dışında.

Alıntı:

Burada "akil disi" kime/gore neye gore. Cunku bunu dile getiren akla gore degil.
aklın işlevi her bireyde özdeştir. aklın işlevinin, eylemlerinin, hesaplarının ötesinde kalan ise akıl dışı olur. dolayısıyla akıl dışı dediğimiz şey herkes için bir ve aynı.

Alıntı:

Iste o ilksellik zamansal ve oncelik kisir dongusu tasir.

Yani "bu ilktir" diye neyi one surersen sur "ya onun oncesi?" sorusu her zaman baki kalacaktir. Dolayisi ile fenomenal bir ilkten ziyade, zamansal bir ilk onceligi baki kalmak sarti ile ortaya konur.

Yani kisaca "ilk denileni kim yaratti?" sorusunun bir, yaratanin yaraticisi sorunudur.
yukarıda da söylediğim gibi, evrenin içinde geçerli olan ilişkilerin, yasaların ötesine geçtiğimizde, bu ilişki ve yasaların temellerini sorduğumuzda takınılacak en doğru tutum bilinmezciliktir. ben bu noktadan sonrası için bir iddiada bulunmuyorum, yalnızca bilinemeyeceğini söylemeye çalışıyorum.

Alıntı:

Var veye yoklugu tartisilan ne tanri? Yani birseyin kendi basina varligi/yoklugu tartisilamaz. Ancak ortaya konmus bir seyin (kavram olarak) varligi yoklugu ifade edilir.

Buda tartisma olarak kavramsal temelde varligin varinin yogunun tartismasindaki varligi demektir.

Yani insanoglunun ancak ortaya attigi bir kavramin varligi yoklugu tartisilabilir.

Dolayisi ile varliginin var yok tartismasi, onun kavramsal varliginin zaten kabuludur.

Kisaca insanoglu bir kavrami ortaya koymadan once, onun ikilemini, karsitligini, kendisini karsitini bir pozitif nokta olarak yapilandirmistir, islevi de " hangi bir?" temelli indirgemeci ifadesidir.
evrensel hocam, kusuruma bakmayın ama sizden konuyu biraz daha anlaşılır kılmanızı istemek durumundayım :) tanrının varlığını yokluğunu tartışırken, zihinde bir kavram olarak tanrının varlığı kabul edilmekte diyorsunuz anladığım kadarıyla. fakat ben buradaki çelişkiyi göremiyorum.

spartacus 02-09-2014 19:53

Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.

İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu).

Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür...

Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs.

Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan?

vishnu 02-09-2014 20:18

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524148)
Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.

İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu).

Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür...

Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs.

Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan?

evrene etki eden bir zeka , bir kişilikli varlık var mı , yoksa yok mu ?

bu şu an bilinemeyen bir kavram

yaban adami 02-09-2014 20:55

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524148)
Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.

İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu).

Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür...

Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs.

Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan?

esasen bilinmez olduğu iddia edilen şey, münferit bir varlık, doğaüstü bir güç değil, konunun başında da söylediğim gibi, varlığın ilksel kaynağı problemidir. tanrı bu probleme verilebilecek muhtemel bir yanıt olduğu için -o ve türevi tüm cevaplandırma girişimleri de dahil olmak üzere- araştırılması, akıl yürütülmesi, insan evladının her türlü yetisini aştığı için mümkün olmayan mevzulardır, yani bilinemezdir. tanrının bilinemezliği hususu buradan çıkar.

evrensel-insan 02-09-2014 21:15

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524128)
doğrusu, eğer varlığın bir izahı varsa bu insanoğlunun hiçbir surette tahayyül edemeyeceği, aklının eremeyeceği bir şeydir bence. ben, aklımın ve muhayyilemin ötesinde kalan mevzularda bilinmezci bir tutum takınmayı en doğrusu bulurum. inanç, son kertede insanın hayal gücüyle ilişkilidir. hayal gücümüz de aynen kavrayışımız gibi yaşadığımız dünyaya derinden bağlı, bu sebeple de konumuz dışında.

Burada bir seye karar vermek durumundayiz. Herhangi bir sey ile ilgili bilimsel bir bilgi mi ortaya koyuyoruz, yoksa akilci, spekulatif, inancsal v.s. bir bilgi mi?

Cunku bilinmezlige yonelmek bilimsel degildir. Bilim, bilir ve bildirir. Bilimde bilinmez yoktur, ya da bilinmiyen ile ilgili akilcilik yurutulmez. Cunku bilimin gorevi ve islevi, bilmek ve bildirmektir. Bu da daimi bir sekilde yenilenen, gelisen, degisen bir bilgi surecidir.

Zaten bilimi insanoglunun digger dile getirdiklerinden farkli kilan da budur. O yuzden "varligin bir izahi" ancak felsefi ontolojik teolojik ve fizik otesi temellerde alinan tabanlar (madde/nesnel, dusunce/oznel ve yok/isimsel) ile ortaya konur. Yani bilimsel bir ortaya koyum yoktur. Cunku bilim varlik ile degil, gozlemi ile ilgilenir. O yuzden bilimde gizem, bilinmeyen, sir, kesinlik, suphe v.s. bulunmaz.

Olgusal gecerlilik ve de bunun gozlemsel yanlislanabilirligi, bilimi sabit ispattan kurtarir ve gelismesini saglar.

Soyle dusun, hic bir varlik kendi kendini ortaya kendi Adina koyamayacagina gore; her turlu varligi kendi de dahil kendi algi ve gozlemi ve de kavramsal bilgisi ile ortaya koyan insanogludur. Zaten tartisma da, "varligin ne oldugu, neyin varlik oldugu, gercek varligin ne oldugu, gercekte var olan varligin ne oldugu varligin cesitleri v.s." uzerine farkli temeller ve tabanlar ve de algilardir.



Alıntı:

aklın işlevi her bireyde özdeştir. aklın işlevinin, eylemlerinin, hesaplarının ötesinde kalan ise akıl dışı olur. dolayısıyla akıl dışı dediğimiz şey herkes için bir ve aynı.
Iste bu ote yoktur. Cunku insanoglunun siniri kavramsal bilgisidir. Bu kavramsal bilgi de akil yetisi ile ortaya konur.

Dolayisi ile, aklin disinda kalan bir kavramsal bilgi yoktur. Zihnin ufku kavramsal bilgisidir.



Alıntı:

yukarıda da söylediğim gibi, evrenin içinde geçerli olan ilişkilerin, yasaların ötesine geçtiğimizde, bu ilişki ve yasaların temellerini sorduğumuzda takınılacak en doğru tutum bilinmezciliktir. ben bu noktadan sonrası için bir iddiada bulunmuyorum, yalnızca bilinemeyeceğini söylemeye çalışıyorum.
Hayir degildir. Cunku bilimin gorevi zaten bilmek ve bildirmektir. Bilimsel olan da bugun bilimin geldigi epistemolojik anlik siniri ve daimi olarak bu sinirin yenilenmesi degismesi ve gelismesidir.

Zaten her an bilimin geldigi sinirin disina cikmak, zaten bilimsel degildir. Sadece aklin bir inancidir. Zaten inanc kendi aklinca "bilinmiyene yer birakmaz" Cunku akil ego olarak, "her seyi bildigini zanneder ve bilmedigini algilarsa da rahatsiz olur. Iste inasnclar ideolojiler v.s. bunun icindir.

Yalniz bunlarin tehlikesi bilgi ilerledikce, sabitligini korumasi ve zamanla bir dogma, cagdisi, tutuculuk gericilik haline gelmesidir.

Iste o yuzden ideolojiler ve inanclar ciktigi gibi kalirken, bilim yenilenir.

Soyle bir formul yapalim.

Bilinebilirligin sinirina- A diyelim

Bugun gelinen sinira- B diyelim

Burada B, A yi hic bir zaman yakaliyamaz. Cunku gelinen B siniri, ne bitmis, ne sabit, ne mutlak v.s. hic bir zaman olmayacaktir. Cunku anlik olarak degisen, gelisen ve yenilenen olacaktir.

O yuzden bilmenin "bildisi" yoktur. Yani bilinebilirligin siniri yoktur. O yuzden de "bilinemez" mantiken anlamsizdir. Cunku sadece bilmek ve bildirmek vardir. Cunku bilmek sinirsizdir.

Onemli olan bilinenin bilimsel olup olmadigidir.

Yoksa akil kendince bilmek icin herhangibir bilgiyi kendine dogrulayabilir ve buna kendini inandirabilir.



Alıntı:

evrensel hocam, kusuruma bakmayın ama sizden konuyu biraz daha anlaşılır kılmanızı istemek durumundayım :) tanrının varlığını yokluğunu tartışırken, zihinde bir kavram olarak tanrının varlığı kabul edilmekte diyorsunuz anladığım kadarıyla. fakat ben buradaki çelişkiyi göremiyorum.
Tarisilan kavram nedir? Tanri. Yani ortada varligi inanci v.s. tartisilabilecek bir tanri kavrami var. Peki neyi tartisiliyor?

Varliksal nitelikteki var/yok ifadesi.

Inancsal nitelikteki, inanmak/inanmamak ifadesi

Celiski kavrami olan bir tanrinin, varliksal/inancsal ifade edilisindeki tartismanin anlamsizligidir. Cunku bu tartisma, tanri kavramina bir anlam icerik, deger v.s. yukler. Halbuki tanri kavrami, ayni "manri" gibi bir anlam ve icerik tasimaz.

Ayrica nasil bir varliksal deger anlam tasidigi ve de inancsal olarak neyine neden ve nasil inanmak/inanmamak gerektiginin de bir izahi yoktur.

Yani tanri kavrami felsefi dali olan teoloji olarak, noncognitivizm; yani bilisselsizlik tasir.

evrensel-insan 02-09-2014 21:18

Alıntı:

vishnu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524154)
evrene etki eden bir zeka , bir kişilikli varlık var mı , yoksa yok mu ?

bu şu an bilinemeyen bir kavram

Var, insanoglunun her turlu yetisi ve yetisel fonksiyonu.

Etmese doga degisime ugramaz, mahvolmaz. Bu dunyayi da etkiler.

Dolayisi ile, bunyesindeki bir parcanin her turlu etkisi; o bunyenin kendisi olan evreni de etkiler.

yaban adami 03-09-2014 00:00

Alıntı:

Burada bir seye karar vermek durumundayiz. Herhangi bir sey ile ilgili bilimsel bir bilgi mi ortaya koyuyoruz, yoksa akilci, spekulatif, inancsal v.s. bir bilgi mi?

Cunku bilinmezlige yonelmek bilimsel degildir. Bilim, bilir ve bildirir. Bilimde bilinmez yoktur, ya da bilinmiyen ile ilgili akilcilik yurutulmez. Cunku bilimin gorevi ve islevi, bilmek ve bildirmektir. Bu da daimi bir sekilde yenilenen, gelisen, degisen bir bilgi surecidir.

Zaten bilimi insanoglunun digger dile getirdiklerinden farkli kilan da budur. O yuzden "varligin bir izahi" ancak felsefi ontolojik teolojik ve fizik otesi temellerde alinan tabanlar (madde/nesnel, dusunce/oznel ve yok/isimsel) ile ortaya konur. Yani bilimsel bir ortaya koyum yoktur. Cunku bilim varlik ile degil, gozlemi ile ilgilenir. O yuzden bilimde gizem, bilinmeyen, sir, kesinlik, suphe v.s. bulunmaz.

Olgusal gecerlilik ve de bunun gozlemsel yanlislanabilirligi, bilimi sabit ispattan kurtarir ve gelismesini saglar.

Soyle dusun, hic bir varlik kendi kendini ortaya kendi Adina koyamayacagina gore; her turlu varligi kendi de dahil kendi algi ve gozlemi ve de kavramsal bilgisi ile ortaya koyan insanogludur. Zaten tartisma da, "varligin ne oldugu, neyin varlik oldugu, gercek varligin ne oldugu, gercekte var olan varligin ne oldugu varligin cesitleri v.s." uzerine farkli temeller ve tabanlar ve de algilardir.
söylemek istediğim çok açık: gözlem ve akıl, yaşadığımız maddi dünyayı bilip kavramada doğru araçlardır. fakat iş, topyekun varlığın neyden, nasıl türediği gibi ilksel, ontolojik problemlere geldiğinde bu araçları kullanamayız, bu noktadan sonrası bizim deneysel ve akli kabiliyetlerimizi aşar. gözlem ve hesap yoluyla bilemediğiniz bir şeyi başka hiçbir surette bilmeniz mümkün değildir, buradan sonrası için susmaktan başka çareniz yoktur. benim savunduğum şey tam olarak bu. ortaya bir kurgu, hikaye, bilgi vesaire koymuyorum; tam aksine, böyle bir kurgunun veya bilginin mümkün olamayacağını söylüyorum.

Alıntı:

Iste bu ote yoktur. Cunku insanoglunun siniri kavramsal bilgisidir. Bu kavramsal bilgi de akil yetisi ile ortaya konur.

Dolayisi ile, aklin disinda kalan bir kavramsal bilgi yoktur. Zihnin ufku kavramsal bilgisidir.
benim deminden beri söylediğim de bu zaten: varlığın ilksel temellerine ilişkin metafizik problemleri akıl yoluyla çözmek mümkün olmadığına göre, böyle bir bilgi insan için mümkün değildir. bir konuyu bilmek insan olanaklarını aştığına göre bilinmezci yaklaşım en doğru tutum olabilir.

Alıntı:

Hayir degildir. Cunku bilimin gorevi zaten bilmek ve bildirmektir. Bilimsel olan da bugun bilimin geldigi epistemolojik anlik siniri ve daimi olarak bu sinirin yenilenmesi degismesi ve gelismesidir.

Zaten her an bilimin geldigi sinirin disina cikmak, zaten bilimsel degildir. Sadece aklin bir inancidir. Zaten inanc kendi aklinca "bilinmiyene yer birakmaz" Cunku akil ego olarak, "her seyi bildigini zanneder ve bilmedigini algilarsa da rahatsiz olur. Iste inasnclar ideolojiler v.s. bunun icindir.

Yalniz bunlarin tehlikesi bilgi ilerledikce, sabitligini korumasi ve zamanla bir dogma, cagdisi, tutuculuk gericilik haline gelmesidir.

Iste o yuzden ideolojiler ve inanclar ciktigi gibi kalirken, bilim yenilenir.

Soyle bir formul yapalim.

Bilinebilirligin sinirina- A diyelim

Bugun gelinen sinira- B diyelim

Burada B, A yi hic bir zaman yakaliyamaz. Cunku gelinen B siniri, ne bitmis, ne sabit, ne mutlak v.s. hic bir zaman olmayacaktir. Cunku anlik olarak degisen, gelisen ve yenilenen olacaktir.

O yuzden bilmenin "bildisi" yoktur. Yani bilinebilirligin siniri yoktur. O yuzden de "bilinemez" mantiken anlamsizdir. Cunku sadece bilmek ve bildirmek vardir. Cunku bilmek sinirsizdir.

Onemli olan bilinenin bilimsel olup olmadigidir.

Yoksa akil kendince bilmek icin herhangibir bilgiyi kendine dogrulayabilir ve buna kendini inandirabilir.
bilinebilirlik, bilinenle sınırlıdır. siz bilinenin kendisinden türediği temel dayanağı (buna isterseniz tanrı deyin) araştırmaya kalktığınızda bu sınırları ihlal etmiş olursunuz, yani bilinebilirliğin ötesine geçmişsiniz demektir.

Alıntı:

Tarisilan kavram nedir? Tanri. Yani ortada varligi inanci v.s. tartisilabilecek bir tanri kavrami var. Peki neyi tartisiliyor?

Varliksal nitelikteki var/yok ifadesi.

Inancsal nitelikteki, inanmak/inanmamak ifadesi

Celiski kavrami olan bir tanrinin, varliksal/inancsal ifade edilisindeki tartismanin anlamsizligidir. Cunku bu tartisma, tanri kavramina bir anlam icerik, deger v.s. yukler. Halbuki tanri kavrami, ayni "manri" gibi bir anlam ve icerik tasimaz.

Ayrica nasil bir varliksal deger anlam tasidigi ve de inancsal olarak neyine neden ve nasil inanmak/inanmamak gerektiginin de bir izahi yoktur.

Yani tanri kavrami felsefi dali olan teoloji olarak, noncognitivizm; yani bilisselsizlik tasir.
tanrı kavramı somut içerikten yoksun olabilir, ancak, "tüm var olanların kendisinden türediği yaratıcı bir kudret" olmak gibisinden biçimsel anlamları vardır. bu anlamıyla tanrının var olup olmadığı tartışmaya sokulamaz mı sizce?

evrensel-insan 03-09-2014 00:23

Alıntı:

yaban adami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524182)
söylemek istediğim çok açık: gözlem ve akıl, yaşadığımız maddi dünyayı bilip kavramada doğru araçlardır. fakat iş, topyekun varlığın neyden, nasıl türediği gibi ilksel, ontolojik problemlere geldiğinde bu araçları kullanamayız, bu noktadan sonrası bizim deneysel ve akli kabiliyetlerimizi aşar. gözlem ve hesap yoluyla bilemediğiniz bir şeyi başka hiçbir surette bilmeniz mümkün değildir, buradan sonrası için susmaktan başka çareniz yoktur. benim savunduğum şey tam olarak bu. ortaya bir kurgu, hikaye, bilgi vesaire koymuyorum; tam aksine, böyle bir kurgunun veya bilginin mümkün olamayacağını söylüyorum.

Konu susmak degildir, bilimin anlik sinirinin ustunde bilimsel olmayan bir cevaba verilecek yanit " bu bilimsel bir yanit degildir" olacaktir.

Cunku bir dile getirim, ya bilimseldir;ya da degildir. Degilise zaten yanlislanabilirlik icermedigi icin, ortada bir tartisma da yoktur. Sadece dile getirenin kendi inancsal soylemi vardir, bu da ne bir olgusal gecerlilik ne de gozlemsel yanlislanabilirlik tasir.



Alıntı:

benim deminden beri söylediğim de bu zaten: varlığın ilksel temellerine ilişkin metafizik problemleri akıl yoluyla çözmek mümkün olmadığına göre, böyle bir bilgi insan için mümkün değildir. bir konuyu bilmek insan olanaklarını aştığına göre bilinmezci yaklaşım en doğru tutum olabilir.
Konu cozum degildir ki! bunun zaten bilimsel bir yani yoktur. Eger bu "problem" olarak algilaniyorsa; zaten verilecek her bir akilci yanit problemdir. Cunku sadece inancsal dogrulama icerir. O da sadece dogrulayanin inanci icin gecerlidir.

Burada olanaklarin asmasi degil; "insanoglu disinda hic bir varligin kendi varligini ortaya koyasmayacagi ve her bir varligi ortaya koyanin insanoglu ve onun kavramsal bilgisi oldugu" olgusu gecerlidir.



Alıntı:

bilinebilirlik, bilinenle sınırlıdır. siz bilinenin kendisinden türediği temel dayanağı (buna isterseniz tanrı deyin) araştırmaya kalktığınızda bu sınırları ihlal etmiş olursunuz, yani bilinebilirliğin ötesine geçmişsiniz demektir.
Iste o yuzden bilimde negative bir kullanim yoktur. Cunku bilim bilir ve bildikce de bildirir. Bu da daimi bir surectir. O yuzden bilimde, bilinmeyen diye bir algi yoktur. Cunku boyle bir algi spekulatif inancsal bir algidir. Ayni zamanda da bir bildirimin bilimsel olup olmadiginin da olcutudur.



Alıntı:

tanrı kavramı somut içerikten yoksun olabilir, ancak, "tüm var olanların kendisinden türediği yaratıcı bir kudret" olmak gibisinden biçimsel anlamları vardır. bu anlamıyla tanrının var olup olmadığı tartışmaya sokulamaz mı sizce?
Tartisma bilimsel degildir. Tabi ki inancsallar ya da ideolojiler kendilerininkini digerlerine Kabul ettirme mucadelesi verirler, olan da bu degil mi? Yalniz ortada ne bir bilgi ne de bir dusunce vardir. Sadece dogrulanan inanclarin kendi arasindaki "benimkisi asil dogru" tartismasidir ve bunun kazanani/hakli olani/dogru olani yoktur.

Ayrica tanrisini bir somut ile ozdeslestirebilen icin, somut icerikten de yoksun degildir.

Ornek hyloteizmin hyleyi yani mustakil maddeyi tanri ile ozdeslestirmesi.

Ya da Islamin, Kurani Allah ile ozdeslestirmesi.

Burada onemli olan "beynin tanrilastirma eylemine olumlu ya da olumsuz bir ihtiyac duyup duymamasi " dir.

Duyan zaten olan ya da olmayan tanrisini tartisir.

vishnu 03-09-2014 00:35

uzaylılar var mı yok mu tartışmasına bakalım.

uzaylı demek dünya dışında varlık sürdüren canlı diye bakılırsa ben uzaylı var mı yok mu bilmiyorum.

uzaylılar için şu an bir kanıt yok ama bu uzaylılar yoktur anlamına gelmiyor.

evrenin çok uzaklarında uzaylı bir medeniyet olabilir. pek tabi olmayabilir de.

tanrıyı evrene kaynak olan bir zeka- irade olarak tanımlarsak

var veya yok oldugunu şu an bilemeyiz.

evrensel-insan 03-09-2014 00:38

Alıntı:

vishnu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 524189)
uzaylılar var mı yok mu tartışmasına bakalım.

uzaylı demek dünya dışında varlık sürdüren canlı diye bakılırsa ben uzaylı var mı yok mu bilmiyorum.

uzaylılar için şu an bir kanıt yok ama bu uzaylılar yoktur anlamına gelmiyor.

evrenin çok uzaklarında uzaylı bir medeniyet olabilir. pek tabi olmayabilir de.

tanrıyı evrene kaynak olan bir zeka- irade olarak tanımlarsak

var veya yok oldugunu şu an bilemeyiz.

Bunun "tanri var mi/yok mu" tartismasindan farki nedir, sence?

Neden "dunya disinda varlik surduren bir canli" dusuncesi uretiyorsun?

Sana bu cumleyi soyleten nedir?

Yani yuruttugun mantik nedir?

Iste bilimsel olmamasi da burden geliyor. Yani ortada ve elde bu cumleyi soyletecek bir very yok, yoksa var mi?

Varsa once bir varsayim da bulunmak gerekiyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:49 .