![]() |
Agnostisizm korkaklık mıdır ?
Ateistler çoğu zaman agnostikleri ve deistleri korkaklıkla suçlar. Güya cehennemden korkuyormuşuz da onun için belki tanrı vadır diyormuşuz...
Dinler inanmayanalrı sonsuz cehennemle tehdit eder , tanrıya inanmak asla cehennemden kurtarmaz. tanrıya inanın hatta olasılık tanıyın cehennemden kurtulma şansı var diyen yoktur. Agnostiklerin bahsettiği tanrı dinlerin tanrısı değildir. Dine ne kadar uzak olursak o kadar yücelmiş oluyoruz , Ateist olunca en yuksek seviyede oluyoruz diye birşey de yoktur. Ben gerçekten ateizmi mantıklı bulmadığımdan sevmediğimden ateist değilim. Ateist baskısı yüzünden de iyice gıcık olmaya başladım. |
Korkaklıkla suçlamak mı? İlk defa duydum.
Ateistler açısından tanrıdan bahsedebilmek için elinde done-veri-gözlem kısaca kurgu-senaryo değil bilgi olması gerekir. Tanrı bilinemez diyebilmek için tanrı hakkında bilgi sahibi olmanız gerekir, bu haldede tanrı bilinemez demek kökten çürür. Aslı ise bilşnemezlik değil, günümüzde çok kullanılıyor, özü ise kuşku duymaktır -ki ikiside farklı şeyler. Kuşku duymak için de elbette yine tam anlamıyla gözlemlenememiş olsa da belirli normlarda gözlemlenmiş, bilgi edinilmiş olması gerekir. Her halükarda ciddi çelişki içeren bir durum. Bunun dışında çokta fazla bir şey demeyi gerekli görmüyorum. Korkaklık vs tamamen kişisel davranış ve beni bu tür öznel, kişiye has davranışlar bağlamıyor, ateistleri de bağlayacağını sanmıyorum. |
bilinemez iddiasına karşı çıkmanız kendi düşüncenizidr saygı duyarım.
tanrı için ben zeka sahibi bir varlık diyebilirim. direk gözlem sonucu olmayabilir ama gözlemin yorumu açısından kanıt özelliğ olan bulgular vardır. evrimde direk gözlemle görülmüyor gözlemin yorumunu yaparak evrimden bahsediyorsunuz bahsediyoruz. başka biriside zeka sahibi bir varlıktan söz edebilir. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
agnostik olup da ateist olunamaz mi? yani soyle demek gibi..
tanri var mi yok mu bilmiyorum ama bana biraz yokmus gibi geliyor... tereddutum yok degil ama etrafimda/arastirdigimda oldugunu gosteren bir bulgu/veri yok gibi geliyor bana.. en azindan dogaya/evrene surekli etki eden bir yaratici yok mesela tanriyi bilmem ama kuranda yazan/anlatilan allah yok ona eminim iste... yani allahsizim o kesin!!!! |
Agnostizm kesinlik bildirir Tanrı'nın var olup olmadığı bilinemez der bu korkaklık değil kesin bir duruştur.
|
Alıntı:
Yani buradaki ateizmin kesin yokundan ziyade "bilinemez ama yok olmasi daha buyuk bir ihtimal" |
Alıntı:
Bu da zaten teizm ve ateizmdir. Ayrica "bilinmez" "bilinemez" demek degildir. Dolayisi ile negative kesinlik ifadesi "bilinmez" dir. |
Alıntı:
Ayrica ilklik bilimsel degil; akilci bir soylemdir. Insanoglu aklinin sinirlarini "asmaz" zaten insanoglu aklinin tanri ile ilgili her turlu dile getirimi, onun aklinin sinirlari icindedir. Aksi zaten dile gelmez. Ontolojik ilklik zamansal olarak bir kisir dongudur. Yalniz fenomenal daimilik, evren mekani icin gecerlidir. Burada evreni tanri ile ozdeslestirmek, bir cesit panteizm/panenteizmdir. Ya da bir madde (hyle) ile ozdeslestirmek te, hyloteizmdir. |
Alıntı:
kuranın yanlışlığı konusunda katılıyorum. kuranda konuşan evrenin yaratıcısı falan değil , muhammed ve arkadaşlarıdır. |
Matematiksel olasılık analizi:
Eğer ateistler haklı ise, düşünce ve benlik sadece beynindeki kimyasalların etkileşiminden oluşan bir olgu ise o zaman ölümden korkmaya gerek yok çünkü zaten öldüğünde beyninde öleceğinden "ben" diyebileceğin bir şey kalmayacak ortada, ebedi hiçlik... Deistler, budistler, karma felsefeler haklı ise yine ölümden korkmaya gerek yok; yeni bir bedende reenkarne olarak yeni bir hayata başlayacaksın.. İslâm haklı şüphen var ise her ihtimale karşı son nefesinde bir şehadet getirerek durumu garantile... Soru 1: Yahudi ya da hristiyanların haklı olma ihtimallerini de barındıran bir çözüm söz konusu mu? Soru 2: Dünyada 4 bin 300 adet din ve mezhep bulunuyor. Bu soruya cevap ararken geriye kalan 4290 küsur tanesinin doğru olma ihtimalini paydadan silersek doğru bir iş yapmış olur muyuz? |
Alıntı:
bu arada siz yok olmayı kötü bir durum olarak görmüyorsunuz herhalde. |
Alıntı:
|
Hangi biçimiyle olursa olsun, adını duyup durduğumuz "tanrı" iddiası ya da tanımlanamaz bir işaret, bir şüphe vs. dünya dışından gelseydi, "bu ne ola ki" tarzında bir kuşkuya düşüp, hakkında daha fazla bilgiye sahip olana kadar temkinli konuşmak belki mantıklı olacaktı.
Fakat öyle değil. Tanrı kavramı tamamıyla insan ürünü (uydurması) olup geçersizdir. Aynı öcü gibi... Aksi takdirde agnostiklerin "işi yaş" gibi görünüyor bana. Çünkü HFHFKSOVIEIH diye bir şeyin olup olmadığı da bilinemez şimdi. Ya da YRTWISSUDE'nin de... Ya da LOWUSOUDE.... QTNCWUGAX.... ..... ... . |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Benim kanaatime göre hayatın, bilinçli bir zekanın mümkün olabilmesi için o "zeka"dan bazı şeylerin saklanması gerekiyordu. Tanrı kendi kendini saklamış olabilir kâinata? Kendini kendinden saklamış olabilir mi? Daha önce paylaştığım şu videoyu bir kez daha hatırlatmak isterim: http://www.youtube.com/watch?v=ckiNNgfMKcQ |
Alıntı:
Cunku olmek, sadece yasayanin bir algisidir ve kisi kendi olmesini algilayamaz. Sadece yasamda olanlar kendi disinda kalanlarin olmesini algilarlar. Tum dinlerin temeli inancsal uygulamaya dayanir. Sadece inanilanin getirdigi uygulamafarklilasir. |
Alıntı:
bu forumda yeni olduğum için başlık açamıyorum aklıma takılan konunun da yeri bu başlık değil farkındayım .o nedenle özür diliyorum . sormak istediğim ,turan dursun makalelerinde olan kuran çelişkileri yazısında bi yanlışlık var sanırım .paylaşılan bir ayet var . - "... Tanrı'nın sözlerinde DEĞİŞME olmaz..." (Kehf 64)kitaptan baktığım zaman bu ayet yok .kehf 64 de başka birşeyden bahsediyor elimdeki kuran . beni aydınlatırsanız memnun olurum . saygılar |
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
"Akil disi" Alana bir ornek verebilir misin? Ya da bunu oneren insanoglu akli olduguna gore, burada "akil disi" ne anlama geliyor? Alıntı:
O yuzden bilim taban olarak fenomeni, yani algisina gozlem vereni alir ve ondan turettigi algisal/gozlemsel bilgisini kavrami ile dile getirir. Iste o yuzden evren fenomen olarak insanoglunun algisina gozlem veren olarak daimidir. Herhangi bir fenomen de zamansal bir baslangici ortaya konamamissa, insanoglu algisina gozlem verdigi surece daimidir. Baslangicin ilklik ve oncelik sorunu vardir ve zamansaldir. Mekanin ya da mekandaki bir parcanin ise zamana ihtiyaci yoktur. Zaman insanoglunun yarattigi ve onsuz bir seyi belirtilemez hale getirdigi fenomenlestirilmis bir zihinsel degerdir. Degiskendir, olcer ve surec bildirir. Yalniz zamanin hesaplanabilmesi icin, insanoglu parcasina ve evren mekanina ihtiyac vardir. |
Alıntı:
makalede yanlış yazılmış sanırım .kehf 64 diye geçiyor. |
Alıntı:
Bende mi sorun var? fikrimi söylediğimde kati suretle vb gibi terimler mi kullanıyorum? Söz edilemez mi diyorum, ya da ne bileyim herhangi bir şahsi ifadede mi bulunuyorum, yoksa bilenemez üzerine getirilen çıkarımın çelişkisi temelinde mi yorumumu yapıyorum? Kısaca bilinemez dediğiniz şey hakkında zaten yorumda yapamazsınız(yapmayın anlamında değil, bilmediğiniz için yorum yapamazsınız, yani size ve buna imkan vermeyen kendi yargınız, ben değil), bilinip, bilinemeyeceği konusunda bile, çelişki burası ve ben keyfime göre davranmıyorum. cümlenin yapısı gereği kendi yargınız gereği diyorum, yani tanrı hakkında söz etmeye engel olan ben değilim, bu yargı(tanrı(?!!!!!!!!!!!!) bilinemez(...)). Bilinen bir şey hakkında bilinemez demiş oluyorsunuz, ya da tersi bilienemz deyip bilinebilir bir şeyden bahsediyorsunuz. Bende hem bilinemez deyip hemde bildiğini iddia etmek, çelişkidir diyorum, bilinemez yargısı eklerseniz, hakkında söz edemezsiniz diyorum(çünkü bilinemez dediniz, hiç bir şey bilmediğinizi kendiniz iddia edip, ardından da aksne hakkında konuşup ya da ismini telafz edip ona sıfatlar mı yüklüyorsunuz) Tanrı bilinemez, demek iki kelimenin birbiri ile çelişkisi temelindedir, birinci kelime tanrı demekle bilinebilir kıldın, ikinci kelimede ise bilinebilir olduğu halde bilinemez dedin ya da tersi, bilinemez dedin, ama tanrı(?) diye cevap verdin. Yani hakkında söz etmenize kendi yargınız engel, bende bu çelişkiden bahsettim. O halde siz cevaplayın nedir o bilinemez olan? Agnostik olmak, deist olmak, ya da panteist olmak, panentesit olmak utanıp, sıkılacak bir şey değil ki, dileyen dilediğine inanır, dileyen de inanmaz. Benim için bu kadar öz ve net. Ama kişisel takışmaları, siz genellerseniz bu doğru bir yaklaşım olmaz, ben hiç bir ateistin agnostikler korkaktır dediğini duymadım, diyen varsa da ateizm ile ilgisi-alakasını kurmak imkansız. Ya da o kişi nazarımda cahildir ya da kültürsüz, Tanrıya inanıp, inanmamak insanı alim yapmıyor ve davranış sorunları, davranış sorunu temelinde ele alınmalı. |
Alıntı:
genelleme şeklinde anlaşıldıysa kusura bakmayın tabi her ateist öyle değil. fakat bu şekilde sataşan ateistte çok oluyor. ben her ateisti suçlamıyorum. |
Zaten o kişi ne olursa olsun problemlidir bana göre :)
Bu konuda ciddiye alıpda, sizi sıkmasına izin vermeyin diye düşünüyorum. |
Alıntı:
yine de, mesajınızda aklımın aldığı bir iki noktaya değinebilirim hiç değilse. "akıl dışı"na bir örnek istemişsiniz -veremeyeceğimi bilerek :) aklın izanın ötesindeki bir şeyin cismi, maddesi olmadığı gibi örneği de olmaz elbette. fakat, sizce, bir şeyi sırf dile getirebiliyor olmamız, onun akli bir şey olmasının zorunlu koşulu mudur? insan, aklıyla çözemeyeceğini bildiği bir şeyin varsayımını dile getiremez mi, tanrı kavramı böyle bir şey değil midir mesela: aklın kabul ettiği hiçbir kavrama yerleştirilemeyip yine de varlığı üzerine atıp tuttuğumuz bir tanrı varsayımından bahsetmiyor muyuz bu başlıkta? bu noktada akıl dışından neyi kastettiğimi belirginleştirmem gerekiyor sanırım. kendine ulaşan verileri sebep-sonuç ilişkisi dahilinde çözümleyip değerlendirmemizi sağlayan yetimize akıl diyoruz. şu durumda akıl, sebep ve sebebin doğurduğu neticeyle doğrudan ilişkili bir parçamız. evrenimizden de, bitmek tükenmek bilmeyen bir sebepler ve sonuçlar ağı diye bahsetsek yanlış olmaz herhalde. şimdi, biz bu sebepler ve onların sonuçlarının sonsuz bir zincir oluşturduğu bu ağın başlangıcına ilişkin soruşturmalara yeltendiğimizde, içinden çıkılması mümkün olmayan bir kısır döngüyle karşılaşıyoruz. bu da demektir ki, bizim akli kavram ve kategorilerimiz bu soruna eğilmek için yetersiz kalıyor. böylesi ilksel, ontolojik mevzuları evrenin kendi içindeki sebep-sonuç ilişkileriyle açıklığa kavuşturmak mümkün değil, burası belki de tahmin edemeyeceğimiz, akıl dışı, insan kavrayışına açık olmayan bir alandır: bunun ne olduğunu söyleyemem, ancak akılsal bir şey olmadığını söyleyebilirim. son olarak, alan derken mekansal bir şeyden söz etmediğimi söyleyeyim, insanın anlamaya gücünün yetmediği raddeden ötesini alan metaforuyla ifade ediyorum yalnızca. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Iste o yuzden bilim bu sekilde hareket etmez. Once algilar, gozlemler, bulur, ortaya koyar, bilir, bildirir Senin soylemlerinde "bir caresizlik, bir gizem, bir sir" temeli var. :) Zaten bilimden koparan da bu. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Buda tartisma olarak kavramsal temelde varligin varinin yogunun tartismasindaki varligi demektir. Yani insanoglunun ancak ortaya attigi bir kavramin varligi yoklugu tartisilabilir. Dolayisi ile varliginin var yok tartismasi, onun kavramsal varliginin zaten kabuludur. Kisaca insanoglu bir kavrami ortaya koymadan once, onun ikilemini, karsitligini, kendisini karsitini bir pozitif nokta olarak yapilandirmistir, islevi de " hangi bir?" temelli indirgemeci ifadesidir. Alıntı:
Yani "bu ilktir" diye neyi one surersen sur "ya onun oncesi?" sorusu her zaman baki kalacaktir. Dolayisi ile fenomenal bir ilkten ziyade, zamansal bir ilk onceligi baki kalmak sarti ile ortaya konur. Yani kisaca "ilk denileni kim yaratti?" sorusunun bir, yaratanin yaraticisi sorunudur. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.
İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu). Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür... Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs. Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan? |
Alıntı:
bu şu an bilinemeyen bir kavram |
Alıntı:
|
Alıntı:
Cunku bilinmezlige yonelmek bilimsel degildir. Bilim, bilir ve bildirir. Bilimde bilinmez yoktur, ya da bilinmiyen ile ilgili akilcilik yurutulmez. Cunku bilimin gorevi ve islevi, bilmek ve bildirmektir. Bu da daimi bir sekilde yenilenen, gelisen, degisen bir bilgi surecidir. Zaten bilimi insanoglunun digger dile getirdiklerinden farkli kilan da budur. O yuzden "varligin bir izahi" ancak felsefi ontolojik teolojik ve fizik otesi temellerde alinan tabanlar (madde/nesnel, dusunce/oznel ve yok/isimsel) ile ortaya konur. Yani bilimsel bir ortaya koyum yoktur. Cunku bilim varlik ile degil, gozlemi ile ilgilenir. O yuzden bilimde gizem, bilinmeyen, sir, kesinlik, suphe v.s. bulunmaz. Olgusal gecerlilik ve de bunun gozlemsel yanlislanabilirligi, bilimi sabit ispattan kurtarir ve gelismesini saglar. Soyle dusun, hic bir varlik kendi kendini ortaya kendi Adina koyamayacagina gore; her turlu varligi kendi de dahil kendi algi ve gozlemi ve de kavramsal bilgisi ile ortaya koyan insanogludur. Zaten tartisma da, "varligin ne oldugu, neyin varlik oldugu, gercek varligin ne oldugu, gercekte var olan varligin ne oldugu varligin cesitleri v.s." uzerine farkli temeller ve tabanlar ve de algilardir. Alıntı:
Dolayisi ile, aklin disinda kalan bir kavramsal bilgi yoktur. Zihnin ufku kavramsal bilgisidir. Alıntı:
Zaten her an bilimin geldigi sinirin disina cikmak, zaten bilimsel degildir. Sadece aklin bir inancidir. Zaten inanc kendi aklinca "bilinmiyene yer birakmaz" Cunku akil ego olarak, "her seyi bildigini zanneder ve bilmedigini algilarsa da rahatsiz olur. Iste inasnclar ideolojiler v.s. bunun icindir. Yalniz bunlarin tehlikesi bilgi ilerledikce, sabitligini korumasi ve zamanla bir dogma, cagdisi, tutuculuk gericilik haline gelmesidir. Iste o yuzden ideolojiler ve inanclar ciktigi gibi kalirken, bilim yenilenir. Soyle bir formul yapalim. Bilinebilirligin sinirina- A diyelim Bugun gelinen sinira- B diyelim Burada B, A yi hic bir zaman yakaliyamaz. Cunku gelinen B siniri, ne bitmis, ne sabit, ne mutlak v.s. hic bir zaman olmayacaktir. Cunku anlik olarak degisen, gelisen ve yenilenen olacaktir. O yuzden bilmenin "bildisi" yoktur. Yani bilinebilirligin siniri yoktur. O yuzden de "bilinemez" mantiken anlamsizdir. Cunku sadece bilmek ve bildirmek vardir. Cunku bilmek sinirsizdir. Onemli olan bilinenin bilimsel olup olmadigidir. Yoksa akil kendince bilmek icin herhangibir bilgiyi kendine dogrulayabilir ve buna kendini inandirabilir. Alıntı:
Varliksal nitelikteki var/yok ifadesi. Inancsal nitelikteki, inanmak/inanmamak ifadesi Celiski kavrami olan bir tanrinin, varliksal/inancsal ifade edilisindeki tartismanin anlamsizligidir. Cunku bu tartisma, tanri kavramina bir anlam icerik, deger v.s. yukler. Halbuki tanri kavrami, ayni "manri" gibi bir anlam ve icerik tasimaz. Ayrica nasil bir varliksal deger anlam tasidigi ve de inancsal olarak neyine neden ve nasil inanmak/inanmamak gerektiginin de bir izahi yoktur. Yani tanri kavrami felsefi dali olan teoloji olarak, noncognitivizm; yani bilisselsizlik tasir. |
Alıntı:
Etmese doga degisime ugramaz, mahvolmaz. Bu dunyayi da etkiler. Dolayisi ile, bunyesindeki bir parcanin her turlu etkisi; o bunyenin kendisi olan evreni de etkiler. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Cunku bir dile getirim, ya bilimseldir;ya da degildir. Degilise zaten yanlislanabilirlik icermedigi icin, ortada bir tartisma da yoktur. Sadece dile getirenin kendi inancsal soylemi vardir, bu da ne bir olgusal gecerlilik ne de gozlemsel yanlislanabilirlik tasir. Alıntı:
Burada olanaklarin asmasi degil; "insanoglu disinda hic bir varligin kendi varligini ortaya koyasmayacagi ve her bir varligi ortaya koyanin insanoglu ve onun kavramsal bilgisi oldugu" olgusu gecerlidir. Alıntı:
Alıntı:
Ayrica tanrisini bir somut ile ozdeslestirebilen icin, somut icerikten de yoksun degildir. Ornek hyloteizmin hyleyi yani mustakil maddeyi tanri ile ozdeslestirmesi. Ya da Islamin, Kurani Allah ile ozdeslestirmesi. Burada onemli olan "beynin tanrilastirma eylemine olumlu ya da olumsuz bir ihtiyac duyup duymamasi " dir. Duyan zaten olan ya da olmayan tanrisini tartisir. |
uzaylılar var mı yok mu tartışmasına bakalım.
uzaylı demek dünya dışında varlık sürdüren canlı diye bakılırsa ben uzaylı var mı yok mu bilmiyorum. uzaylılar için şu an bir kanıt yok ama bu uzaylılar yoktur anlamına gelmiyor. evrenin çok uzaklarında uzaylı bir medeniyet olabilir. pek tabi olmayabilir de. tanrıyı evrene kaynak olan bir zeka- irade olarak tanımlarsak var veya yok oldugunu şu an bilemeyiz. |
Alıntı:
Neden "dunya disinda varlik surduren bir canli" dusuncesi uretiyorsun? Sana bu cumleyi soyleten nedir? Yani yuruttugun mantik nedir? Iste bilimsel olmamasi da burden geliyor. Yani ortada ve elde bu cumleyi soyletecek bir very yok, yoksa var mi? Varsa once bir varsayim da bulunmak gerekiyor. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:49 . |