Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   İrtidad ve Ridde Savaşları (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3650)

pante 27-02-2007 17:31

İrtidad ve Ridde Savaşları
 
RİDDE SAVAŞLARI

İslam davetle tebliğle başlayan ama bunun yetmiyeceğini görünce
zoru benimseyen bir dindir. İslam'da demokrasiden, demokratik
haklardan bahsedilemez. Çünkü kanunların, kuralların Allah'ın emri
olduğuna inanılır. Allah'ın emirlerine ise asla karşı gelinemez. Karşı
gelenlerin katli vaciptir.
İnanmayanlara karşı " Ya islam ya ölüm" seçeneği bırakıldığı için
yaşamak için İslam'ı kabul edenlere tabi ki ilerde din değiştirme
hakkı da verilemezdi. Nitekim dinden dönenler için de ölüm kararı
alınmıştır. Sonuç olarak İslam'da inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü
kesinlikle yoktur. O nedenle de laikliğe karşıdırlar. Tabi güçlü oldukları
yerde. Güçsüz oldukları yerde ise demokrasiyi ve laikliği isterler ki
kendi inançlarının propagandasını yapabilsinler. Bu da adalet
anlayışlarını ortaya koyar.
Her fırsatta İslam dininin hoşgörü dini olduğunu iddia eden dinciler,
İslam'ı tasavvuf, peygamberi ve halifeleri de Mevlana ile karıştırıyorlar
herhalde. İslam'da hoşgörü yoktur. Hoşgörünün tanımı müslümanların
kafasında farklıdır. Hoşgörü, bir müslümanın başka bir müslümana
olan sabrı, iyi davranışıdır onlara göre. Gavura, kafire hoşgörü olmaz.
İstisnalar ise o kişiyi ya da toplumu ifade eder, İslam'ı değil.

Riddet ve irtidad kelimelerinin anlamı İslam dinini terk etmektir. Mürted'in
kelime anlamı ise İslam'ı terk eden manasınadır. Kuran'a göre, İslam'ı
terk eden cehenneme gidecek ve orada ebedi olarak kalacaktır. Bakara/ 217

Ali İmran / 90. İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta
daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar,
sapıkların ta kendisidirler.


Resulullah (sav) şöyle buyurdu: *"Kim dinini değiştirirse onu öldürün."
Buhari, Cihad ve's-Seyr, 2794 1585
Zeyd Ibni Eslem ( radıyallahu anh ) anlatıyor : Resulullah ( SAV) buyurdular ki;
"Dinini değiştirenin boynunu vurun."


Ilk dinden dönme hareketi Peygamberin zamanında Yemen'de ortaya çıkmıstı.
Kendisinin peygamber oldugunu iddia eden Esved el-Ansi, topladığı kuvvetlerle
önce Necran bölgesini, peşinden de San'ayi, Vali Sehr ile yirmi beş gün
savaşarak ele geçirdi. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye
gönderdiği Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmiş
daha sonra Ikisi birlikte Hadramevt'e gitmislerdi.
(Taberi, III, 229-230). Ibnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çıkarmış olduğu fitne
bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri
kaplamıştı"
(Ibnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endişeli bir şekilde
beklerken, durumu haber alan peygamberin, Yemen bölgesinde bulunan
müslümanların tamamına yönelik, Esved'e karşı savaşılması emri bölgeye ulaştı.
Veber b. Yuhannis vasıtasıyla gönderilen mektubta; dinin korunması, mürtedlere
karşı savaşılması, Esved el-Ansi'nin açıkça savaşılarak veya gizli bir tertiple
ortadan kaldırılmasi ve bu emrin Islâm'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulaştırılması gibi talimatlar yer almaktaydı (Taberi, III, 231; Ibnül-Esir, II, 338).

Peygamberin emri San'a'daki müslümanlara ulaştığı zaman, planlanan bir suikast
ile Esved el-Ansi, Firûz adındaki biri tarafından öldürülmüş ve Kenan bölgesi tekrar
Islâm'ın hâkimiyetine girmişti. Onun öldürüldüğü haberi Medine'ye peygamber'in
vefat ettigi günün sabahında ulaşmıştı (geniş bilgi için bk. Taberi, III, 227 vd.).


Ridde Savaşları, peygamberin ölümünden sonra dinden dönüp Islâm
devletine karşı koyanlarla yapılan savaşlardır.

Peygamberin ölüm haberini duyan Yemen ve Necid bölgelerindeki bazı
kabileler dinden ayrıldıklarını ilan ettiler ve vergi-zekat ödememeye
başladılar. Bu durum kabileden kabileye yayılmaya ve isyan büyümeye
başladı.

Irtidat hareketlerinin başlamasıyla başkent Medine her taraftan kusatılmış
bir duruma geldi. Öte yandan Yahudi ve Hristiyanlar, ortaya çıkacak durumu
değerlendirmek için müslümanlarin durumunu izlemeye başladılar.
Tarihçiler müslümanların o zaman içinde bulundukları dehşet verici durumu;

"Müslümanlar, peygamberlerini kaybetmeleri ve azlıkları yüzünden
sanki şiddetli soğuk, yağmurlu karanlık bir gecede sahrada kaybolmuş koyun
sürüsünün durumunu andırıyordu"

(Taberi, Tarih, Beyrut ty, III, 225; Ibnül-Esir, Tarih, Beyrut 1979, II, 333)
şeklinde ifade etmektedirler.

Medine'nin ciddi olarak tehdit altında bulunduğunu ileri süren bazı kimseler,
peygamber'in vefatından az önce yola çıkan Usame'nin ordusunu bu seferden
alıkoyması için Ebu Bekir'e müracaat ettiler. Islâm devletinin başına henüz geçmiş
olan Hz. Ebu Bekir son derece net ve kararlı bir ifade ile bu tavsiyeyi yapanlara;

Bilsem ki kurtlar burada beni parçalayacak; Usame'nin ordusu için peygamber'in
emretmiş olduğu şeyi uygulayacağım"

(Taberi, a.g.e., III, 225, 228; ) dedi
ve bu orduya yoluna devam etmesi için emir verdi.

pante 27-02-2007 20:20

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Usame B. Zeyd komutasındaki İslam ordusu peygamberin emri ile Ürdün
ve çevresine sefere çıkmıştı.
Peygamberin ölümünden sonra başta Tay ve Esed kabilelerinin isyanı
üzerine Ebubekir bu kabileleri uyardı ama bunlara karşı harekete geçmek
için Usame'nin seferden dönüşünü bekledi.
Ancak, Abslar'la, Zubyanlar'ın Medine'ye saldirmaları üzerine bu tehlikeyi
yok etmek için faaliyete geçmek zorunda kaldı. Bu arada diğer bir takım
kabilelerin elçileri Medine'ye gelerek, namazı kılacaklarını, ancak zekât'ı
ödemeyeceklerini bildirdiler. Ve bu durumun kabul edilmesini istediler.

Ebu Bekir elçilere; "Zekat olarak vereceğiniz hayvanların, bağlanacakları
ipleri vermediğiniz taktirde bile sizinle savaşacağım" şeklinde sert bir cevap verdi.
(Taberi, III, 244)

Halife Ebu Bekir tarafindan istekleri reddedilen bu elçi heyeti dönüşlerinde,
Medine'de bulunan müslümanların azlığını kabilelerine bildirerek Medine'ye
yürümek için onları heveslendirdiler. Ebu Bekir sayılarının azlığını öğrenen
mürtedlerin Medine'ye saldırabileceklerini anladığı için bir takım tedbirler aldı.
Yakında olan düşman birliklerinin şehre girişini önlemek için Ali, Talha, Zübeyr
ve Ibn Mes'ud'u şehre giren yollara yerleştirdi ve herkesin mescidde toplanmasını
istedi. Nitekim o, düşüncesinde yanılmamış ve üç gün sonra mürtedler gece vakti
harekete geçmişlerdi. Ancak yolları bekleyen birlikler onlarla savaşarak şehre
girmelerini engellediler ve durumu Ebu Bekir'e bildirdiler. Ebu Bekir
mesciddekilerle birlikte hemen harekete geçerek onları geri püskürttü ve
Zahusa'ya kadar onları takip etti. Burada mürted askerlerin uyguladıkları
bir yöntemle müslümanların develeri ürkmüş ve geri dönmüşlerdi. Mürtedler,
müslümanların korkarak geri döndükleri zannına kapıldılar ve Zül-Kassa'da
toplananlara haber göndererek kendilerine katılmalarını bildirdiler.
Öte taraftan Ebu Bekir, geceyi savaş hazırlığı ile geçirdi ve sabaha yakın,
sağ kanatta Numan b. Mukarrin, sol kanatta Abdullah b. Mukarrin, ortada
Suveyd b. Mukarrin şeklinde bir tabya düzeni ile yola çıktı. Merkezinde
Ebu Bekir'in bulunduğu ordu yaya olarak (sadece aracı birlikte süvariler vardı)
hızlı bir yürüyüş yaptı ve fecirde düşmanın bulunduğu yere geldi. Onlar hiçbir
şeyden habersiz olarak dururken, müslümanların ani saldırısı karşısında çok
sayıda ölü bırakarak kaçmak zorunda kaldılar. Ebu Bekir, kaçanları Zül-Kassa'ya
kadar takip etti. Numan b. Mukarrin'i bir miktar askerle orada bırakarak Medine'ye
döndü. Irtidat eden Absogullari ile Zubyanogullari, aldiklari bu yenilginin acısıyla
kabileleri içerisindeki müslümanları öldürmeye ve çevrede bulunan diğer
müslümanlara saldırmaya başladılar. Bu haber Ebu Bekir'e ulaştığı zaman o,
müthiş bir şekilde hiddetlendi ve müslümanları çesitli şekillerde öldüren mürted
kâfirlerin, öldürdükleri müslümanlara karşılık olarak korkunç bir şekilde
öldürüleceklerine dair yemin etti.
(Taberi, III, 246; Ibnül-Esir, II, 345)

Bu olaydan sonra, müslümanların moralleri düzeldi ve kabileler içerisinde irtidat
eden kimselerin bir bölümü tekrar Islâma dönmeye ve yeniden zekat mallarını
Medine'ye göndermeye başladılar. Ibnül-Esir'in kaydina göre de kırk gün sonra
Usame b. Zeyd seferden dönerek Medine'ye geldi. Ebu Bekir onları sefer
yorgunluğunu üzerlerinden atmaları için Medine'de bıraktı ve tertip ettiği kuvvetlerin
başına geçerek, Necd yönünde bulunan Zül-Kassa'ya doğru hareket etti. Bu nazik
ortamda Hz. Ebu Bekir'in bizzat savaşa çıkmasını doğru bulmayan bazı kimseler
ona müracaat ederek Medine'de kalmasını istediler. Bu kimseler, eğer Ebu Bekir'e
bir şey olursa, içinde bulunulan kritik durumun müslümanlar için bir felakete
dönüşmesinden endişe ediyorlardı. Ebu Bekir; müslümanları bizzat koruyacağını
söyleyerek bu teklifi reddetti. (Taberi, III, 247) /http://www.enfal.de/tarih26.htm

frodo 27-02-2007 21:11

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Sevgili pante;
* * * * *
* * * * * Açtığın başlıkla ilgili izninle küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Dinden dönme,
"ridde" olaylarını tam anlayabilmek için "islami tebliğ ve davetin" tam olarak ne anlama geldiğini
bilmek gerekir. Yani bu dinden dönen kabilelerin hangi koşullarda Allah'ın dinini kabul ettiğini
bilmek ve bu kabulün niteliğini belirlemek gerekli. İbni Kesir'in Tevbe suresi 123. ayet tefsirinde
bahsetmeye çalıştığım şey oldukça net biçimde ortaya konur.Ayet şu:

* * * * *Tevbe 123 Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.

* * * * *İbni Kesir'in tefsiri:

* * * * *"Allah Teala mü'minlere önce kafirlerin önde gelenleriyle, İslam diyarına en yakın olanlarıyla sonra onları takib edenlerle savaşmayı emrediyor. Bu sebebledir ki Allah Rasulü Arap yarımadasındaki müşriklerle savaşmaya başlamıştır. Sonra Mekke, Medine, Taif, Yemen, Yemame, Hicr, Hayber, Hadramut , ve arap yarımadasınının diğer bölgeleri ve diğer arap kabilelerinden insanların bölük bölük Allah dininine girdiklerinde kitap ehli ile savaşa başlamış ve arap yarımadasına en yakın ve ehli kitap olmaları sebebiyle, İslam'a davete insanların en layığı olan rumlarla savaş için bir ordu hazırlamıştır....."

* * * * * Dikkat edilirse İbni Kesir (bu genel olarak İslam düşünüşünün tipik bir örneğidir), Hristiyanları İslam'a davet için en layık topluluk olarak görüyor ve bu davet için bir savaş
ve ordu gerektiğine karar kılıyor. (!?!!!) Arap kabilelere yapılan tebliğ ve davet tam da burada
anlatılan gibidir.

hiramusta 27-02-2007 23:21

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Sevgili Pante son zamanlarda dine karşı hoşgörülü olan Pante gitmiş yerine insafsızca saldıran bir Pante gelmiş.Olayları senin gibi iyi tahlil edebilen birisinin benim kanımca birilerinin kayığına binerek böylesine yanlı bir bakış açısına düşmesi açıkçası bende hayal kırıklığı yarattı.Üzüntümü dile getirerek konumuza gelmek istiyorum...

Pante,İslamda (Kur'an da) mürtedlerin öldürülmesi gibi bir hüküm kesinlikle yoktur.Dinde zorlama yoktur.Dileyen dilediği inancı yaşar.Peki hiç mi mürtedlerle savaşılmamış,hiç mi onlardan kimse öldürülmemiş?Tabi ki savaşılmış tabi ki öldürülmüş.Peki neden?Bunun cevaplarından birisini yukarıda sen veriyorsun;"Ilk *dinden *dönme *hareketi *Peygamberin *zamanında *Yemen'de *ortaya *çıkmıstı. *
Kendisinin *peygamber *oldugunu *iddia *eden *Esved *el-Ansi, *topladığı *kuvvetlerle *
önce *Necran *bölgesini, *peşinden *de *San'ayi, *Vali *Sehr *ile *yirmi *beş *gün *
savaşarak *ele *geçirdi. *Peygamber'in *Amil *ve *muallimi *olarak *bölgeye *
gönderdiği *Mu'az *b. *Cebel, *Ma'rib'de *bulunan *Ebu *Musa *el-Esari'ye *iltihak *etmiş *
daha *sonra *Ikisi *birlikte *Hadramevt'e *gitmislerdi.
* (Taberi, *III, *229-230). *Ibnül-Esir'in *ifadesiyle, *"Esved'in *çıkarmış *olduğu *fitne *
bir *alev *gibi, *Hadramevt'ten *Taif, *Bahreyn *ve *Ahsa'dan *Aden'e *kadar *her *yeri *
kaplamıştı" *


Sevgili Pante bir yerde insanların tek tek veya topluluk halinde İslam'dan çıkmaları Peygamber de dahil kimseyi ilgilendirmez.Ama o insanlar bir askeri güçle beraber alenen savaş ilan etmişlerse,devlet otoritesini reddetmişlerse,vermeleri gereken vergileri vermemişlerse,toplum içinde fitne ve fesat tohumları ekiyorlarsa (günümüzde buna bölücülük diyorlar) onlara hertürlü siyasi,ekonomik ve askeri müdaheleyi yapmak ilgili bütün devletlerin doğal hakkıdır.Günümüzde ve tarihte bütün devletler bu haklarından doğan sorumlulukları yerine getirmeye çalışmışlardır.(bu arada devlet otoritelerine isyan eden herkesi haksız gördüğümüzde sanılmasın)Devletimizde tarihinde türlü isyan ve ayaklanmalara devlet otoritesinin sağlanmasının bir gereği olarak müdahele etmiştir.Bu yüzden irtidad ve Ridde olaylarının yukarıda çizdiğim genel çerçeve içerisinde değerlendirilmesini rica ediyorum.

pante 28-02-2007 00:04

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Alıntı:

"Sevgili *Pante *son *zamanlarda *dine *karşı *hoşgörülü *olan *Pante *gitmiş *yerine *insafsızca *saldıran *bir *Pante *gelmiş.Olayları *senin *gibi *iyi *tahlil *edebilen *birisinin *benim *kanımca *birilerinin *kayığına *binerek *böylesine *yanlı *bir *bakış *açısına *düşmesi *açıkçası *bende *hayal *kırıklığı *yarattı.Üzüntümü *dile *getirerek *konumuza *gelmek *istiyorum..."

Sevgili Hiramusta;
Orhan Veli Kanık'ın " Beni bu havalar mahvetti " şiirinde olduğu gibi,
beni de bu siteye yapılan haksız saldırılar geriyor. Bir konu, bir olay
olsa da yapmış olunsa. Mesela ağır hakaretlerin, küfürlerin ya da adi
karikatürlerin yayımına göz yumulur da böyle bir saldırıya maruz kalır,
belki anlarım. Fakat gayet düzeyli giden bir forum, sırf burada islam
tartışılıyor diye hacklenir mi? Burada dinsizliğin, ateizmin propagandası
yapılıyorsa İslamın da yapılıyor. İslam'ı savunanlara bir sansür mü
uygulanıyor? Hayır.
O halde nedir bu rahatsızlık?

Lamer midir hacker midir ben anlamıyorum ama şunu bilmelerini istiyorum;
İşte bir eve zorla girer gibi girip gaspettiniz. 3 gün içinde de atıldınız.
Ne kazandınız? Koca bir nefret? Ayrıca sizin nezdinizde İslam kötü imaj
kazanımlarını arttırmakta.
Bu saldırganların kesinlikle üyelerin içinden olduğunu düşünüyorum.
Fenerbahçeli ya da İleney ya da başka birileri.
Bunlar saçmaladıklarında ise, tepkinin ilk önce sitedeki müslüman arkadaşlardan
gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ona cevabı bir ateistten önce bir müslüman
versin. Bunu zaman zaman yapan 1-2 arkadaş var. Ama çoğunluk susuyor.
Adam da ateist arkadaşımızdan okkalı bir cevap alıp morarınca " Ben size
gösteririm" havasına giriyor tabi.

Gerginliğim kişisel değil ama bilsinler ki her saldırıdan sonra birkaç gün kendimi
toparlamakta zorlanacağım ve yazılarım da da bu gerginlik hissedilecek.

frodo 28-02-2007 11:43

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
“Ülkesini, canını, malını, ailesini, kültürünü, hayat tarzını savunmanın, mütecavizlere karşı yiğitçe durabilme erdeminin suç sayıldığı bir yerde”

İşte anahtar cümle bu hiramusta...

Şimdi Irak'ta gezegenimizin devi ve onun işbirlikçileri bir dayatma içerisindeler. Irak ve
ortadoğu halklarına kendi doğrularını , yaşam anlayışlarını zorla dayatıyorlar.

Peki islam ordularının gücü ve dayatması ile “Ülkesini, canını, malını, ailesini, kültürünü, hayat tarzını” savunmaya çalışanlarla ilgili aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz ?

Evet bu dayatma da yanlış ve haksızdır *diyebiliyor muyuz ?

Bu sorunun cevabı “insan” olmanın *turnusolüdür. Gerisi laf-u güzaftır.

pante 28-02-2007 17:25

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Peygamberin ölüm haberi üzerine, Müseyleme ve Tuleyha, peygamberlik iddiasiyla
ortaya çıkmıştı. Tay ve Esed kabileleri Tuleyha'ya tabi olarak dinden dönmüş,
Gatafan ise, Uyeyne b. Hisn'in başkanlığı altında isyan etmişti.
Uyeyne: "Esed ve Gatafandan bir peygamber, bize Kureyşten olan bir peygamberden
daha sevimlidir. Muhammed öldü. Tuleyha ise hayattadır" diyerek, Tuleyha'ya tabi oldu.
(Ibnül-Esir, II, 342)

Yolda kendisine katılan komutanlarından Mukarrinoğlu Numan, Abdullah ve Suveyd
kardeşlerle birlikte Rebezelilerin toplandığı Ebrak denilen yere kadar ilerledi ve burada
yapılan savaşta mağlup olan ve komutanlarını kaybeden Abslar ve Benu Bekr'ler
dağılarak süratli bir şekilde bölgeden uzaklaştılar. Günlerce Ebrak'da kalan Ebu Bekir,
Benu Zübyan'ları mağlup etti ve topraklarını ganimet olarak değerlendirerek bu
arazileri Benu Zübyan'lar için yasak bölge ilan etti. Onun bu galibiyeti üzerine
mürtedlerin çoğunluğu tekrar Islâm'a döndü.

Öte taraftan, dağılan Abs ve Zübyan kuvvetleri peygamberlik iddiasında bulunan
Tuleyha'nın yanına gittiler. Tuleyha, Sumeyra'dan hareket ederek Buzaha'ya yöneldi
ve burada karargâh kurdu. Medine'ye dönen Ebu Bekir  savaş hazırlıklarına girişti ve
orduyu on bir kısma ayırarak her birine bir bayrak verip görev sahalarını belirledi.
Buna göre, Halid b. Velid, Buzaha'da bulunan yalancı peygamber Tuleyha ile savaşacak, peşinden Butah'da bulunan Malik b. Nuveyre üzerine yürüyecekti.
Ikrime b. Ebi Cehl ise Müseyleme ile mücadele edecek, Muhâcir b. Ebi Ümeyye,
Esved el-Ansi'nin bağlılarına karşı harekete geçecek, peşinden de Kays b. Maksuh ve
onu destekleyen diğer Yemenliler'e karşı, Ebnalar'a yardım edecek ve sonra Kindelileri
te'dip için Hadramut'a yönelecek.

Halid b. Said, Suriye taraflarına; Amr b. el-As, Kuzâ'aya karşı yürüyecek; Huzeyfe b.
Mihsan, Deba halkıyla savaşacak; Arfece b. Herseme, Mehre kabilesiyle; Tureyfe b.
Haciz, Beni Süleym'i ve onlarla birlikte hareket eden Havazinliler'i itaat altına alacak;
Süveyd b. Mukarrin, Yemen'in Tihame bölgesine; Alâ b. el-Hadrami, Bahreyn'e
gidecekti. Halife Ebubekir, Surahbil b. Hasane'yi de, Ikrime b. Ebi Cehl'in arkasından göndererek, Ikrime'nin Yemen'den ayrılıp Kuzâ'alilar üzerine yöneldiği zaman ona
iltihak etmekle görevlendirdi. (Taberi, III, 248-249)

K.C. 28-02-2007 18:33

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Bir şey soracağım.
Anladığım kadarıyla Kur'an'ı Kerim yazılı hale gelmeden, derlenmeden önce olmuş bu Peygamberlik iddiaları.
Acaba o kabileler "Muhammed'in son peygamber" olduğunu bildiren ayeti bilmiyor olabilir mi ki diğer peygamberlerden birini kabul etmişler.
Yoksa o ayet bu tür iddialar sebebiyle mi Kur'an'a girdi? Bunları engellemek için? Mümkün mü?
Konuyu dağıtmıyorumdur umarım.

pante 28-02-2007 21:38

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Alıntı:

"Anladığım *kadarıyla *Kur'an'ı *Kerim *yazılı *hale *gelmeden, *derlenmeden *önce *olmuş *bu *Peygamberlik *iddiaları.
Acaba *o *kabileler *"Muhammed'in *son *peygamber" *olduğunu *bildiren *ayeti *bilmiyor *olabilir *mi *ki *diğer *peygamberlerden *birini *kabul *etmişler.
Yoksa *o *ayet *bu *tür *iddialar *sebebiyle *mi *Kur'an'a *girdi? *Bunları *engellemek *için? *Mümkün *mü?"

Bence o ayet, Muhammed'in son peygamber olduğunu değil, gelmiş geçmiş
peygamberler içinde sonuncusu olduğunu söyler. Eğer bu bilgi "o döneme kadar"
şeklinde algılanırsa son peygamber anlamı taşımaz. Kur'an tümüyle evrensel olarak
kabul edilir ise son peygamber anlamı taşır.

O kabileler bu ayetleri biliyorlar ama kabul etmiyorlar, Muhammed'e değil Museyleme
denilen Rahman'a inanıyorlardı. Muhammed'in zamanında da Museyleme peygamber
olduğunu iddia etmişti.
Bu konuda sanırım Sodomo geniş bilgi verecektir.

pante 28-02-2007 22:37

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Halid Bin Velid'in Tuleyha Meselesini Çözümlemesi

Tuleyha, Beni Esed b. Huzeyme'ye mensup olup, Muhammed'in son
zamanlarında peygamberlik iddiasında bulunmuştu. O, bağlı bulunduğu
Esedoğullarına kendisine Cebrail'in geldiğini söyleyerek bazı tuhaf şeyler
uyduruyor ve onlardan kendisine tabi olmalarını istiyordu. Kendisine tabi
olanlara namaz kılarken secde etmeyi yasaklıyor ve Allah'ın buna ihtiyacı
olmadığını ve, O'nu ayakta zikretmelerini emrediyordu.
İbnül-Esir; "Kabilecilik taassubundan dolayı çok sayıda Arap ona tabi oldu"
demektedir. (Ibnül-Esir, a.g.e., II, 344)

Bu yüzden ona bağlı olanların çoğu Esed, Gatafan ve Tay kabilelerine mensuptular.
Fezare ve Gatafanlılar Taybe'nin güneyinde toplanmış, Tay kabilesi ise kendi
topraklarının sınırda beklemekte idiler. Tuleyha'nın mensup bulunduğu Esed oğulları
ise Sumeyra'da toplanmıştı. Abs, Sa'lebe ve Mürreliler ise Rebeze dolaylarında,
Ebrek'de beklemekteydiler. Onların bir kısmı burada kalmış, diğer bir kısmı da
Zül-Kassa'ya giderek Medine'yi tehdit etmişlerdi. Bizzat halifenin başında bulunduğu
kuvvetler tarafindan, önce Zül-Kassa'da sonra da Abrek'de yenilgiye uğrayan grup
Sumeyra'dan ayrılıp, Gatafan ve diğer kabilelerle birleşerek Tay kabilesi arasında bir
su kenarı olan Buzaha'da karargah kuran Tuleyha'ya iltihak etti. Bu olay üzerine
Tuleyha Tay kabilesinin Cedile ve Gavs boylarına adam göndererek kendisine iltihak
etmelerini emretti. Onların bir bölümü acele olarak onun yanına hareket ettiler;
arkada kalanlara da gelmelerini söylediler.

Tay ve Cedilelilerden bin beşyüz kişinin iltihakiyla daha da güçlenen Halid, Buzaha'ya Tuleyha'nın üzerine yürüdü. Tuleyha'nın yanında Uyeyne b. Hisn komutasında yedi yüz
kişilik Fezareli asker bulunmaktaydı. Savaşın siddetlendiği bir sırada Uyeyne bir kaç
defa Tuleyha'nin yanına gidip kendisine Cebrail'in savaşın sonucu hakkında haber verip vermediğini sordu. Tuleyha sonunda ona; "Evet geldi ve bana; "bir gün düşmanlarınla karşılaşacaksın. Başlangıçta aleyhinde de olsa sonunda savaşı kazanacaksın. Değirmen
gibi insan öğüten kanlı bir savaş, işte unutamayacağın bir söz" diye haber getirdi" dedi.

Uyeyne ona; "unutamayacağın bir sözmüş..." dedi ve askerlerine; "Ey Fezareliler!
Bu adam bir yalancıdır. Savaşı bırakıp geri dönün" emrini verdi.
Gücü azalan Tuleyha savaşı kaybetti ve Suriye’ye kaçtı.Sonra da Kelb kabilesinin
yanına gitti. Esed oğulları ve Gatafanlıların tekrar Islâm'a döndüğünü duyduğu zaman
o da iman etti. Ebu Bekir vefat edinceye kadar, Kelblilerin arasında yaşamaya devam
eden Tuleyha ancak onun vefatından sonra Medine'ye gitmiş ve Ömer'e bey'at etmişti.
Tuleyha Ömer döneminde vukubulan Kadisiye ve daha sonraki savaşlarda akıl almaz kahramanlıklar göstermiş ve bu sefer gerçekten iman ettiği Islâm için hayatını sürekli
tehlikelere atarak hizmet etmekten geri kalmamıştır.

pante 28-02-2007 23:50

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Benü Âmir, Havazin ve Suleymlilerin Irtidadı


Benü Âmirler, Tuleyha'nın komutasında savaşan Esed ve Gatafanlıların durumunu
gözetliyorlar ve tereddüt içinde bulunuyorlardı. Tuleyha mağlup olduğu zaman,
Kurre b. Hubeyre, Ka'b oğullarının; Alkame b. Ulase ise, Kilaboğullarının başına
geçerek kendilerine katılan diğer kimselerle Ka'boğulları arazisine gelerek kamp
kurmuştu. Alkame, peygamber zamanında müslüman olmuş, peşinden irtidat
ederek Suriye'ye kaçmıştı. Onların irtidat haberi ve hazırlıkları Ebu Bekir’e ulaştığı
zaman Ka'ka b. Amr'ı bir birlikle üzerlerine gönderdi. Ka'ka', Alkame'nin bulunduğu
yere geldiği zaman, o kaçmayı tercih etti ve peşinden takip edenlerden kurtulmayı
başardı. Ka'ka' ise, onun eşini, çocuklarını ve orada bulunan diğer kimseleri
yakalayarak Medine'ye döndü. Onlar, Alkame'ye yardım etmediklerini, dolayısıyla
irtidatla suçlanamayacaklarını ileri sürdüler. Ebu Bekir onları serbest bıraktı.
Alkame de Medine'ye gelerek Islâm'a girdiğini açıkladı. (Taberi, III, 261-262)

Benü Âmirler ise Tuleyha'nin Buzaha bozgununu gördükleri vakit, birbirlerine;
"Döndüğümüz dine girelim. Yeniden iman edelim" dediler. Onlar Halid b. Velid'e
giderek ona zekat vermek de dahil Islâm'ın her hükmüne uyacaklarına dair
bey'at ettiler. Ancak Halid, Esed, Gatafan, Tay, Suleym ve Âmirlerden, irtidat
durumunda iken Müslümanları yakarak öldüren, onlara işkence yapan ve Islâm'a
düşmanlıkta bulunan kimselerin teslim edilmesinden önce bu kabilelere aman
vermedi. Onlar Halid'in bu Istediğini yerine getirip bu suçları işleyenleri ona teslim
ettiler. O da müslümanlara karşı işledikleri cinayetlerin benzerlerini onlara tatbik
ederek cezalandırdı (Ibnül-Esir, II, 350).

Kaynak: Şamil İslam Ansiklopedisi

sodomo-- 01-03-2007 17:57

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Şimdi bu Ridde olaylarını biraz zihnimizi zorlayarak yorumlamamızda fayda var.

Öncelikle bu Ridde olayları ile ilgili bazı isimlere bakalım.

Benû Hanife kabilesi: Arabistan'ın en güçlü kabilelerinden olan bu kabile Necd bölgesinde yaşamaktaydı.
Yemame şehri : Riyad yakınlarında kurulu ve Benû Hanife kanilesinin ana yerleşim yeri.
Arabistan'ın tahil ambarı. Â Benu Hanife kabilesinin un ve pişmiş hurmadan yapılmış bir puta tapmalarının sebebinin de bu olduğu söyleniyor. Bu put o kadar devasa büyüklükteki bir kıtlık döneminde halkın bu putu yıkarak yediği söyleniyor.

Bu bögede İran hükümdarının kabile başkanlarına oldukça lütüfkar tutumları nedeniyle İran etkisinin fazla olduğu söyleniyor.
İslamın ortaya çıkışından kısa bir süre önce Kinde hükümdarı Muaviye İbn Hucur'un başkenti imiş. Anlaşılan o ki, daha sonra Kinde hükümranlığı dağılmış ve bu kabile bağımzı bir kabile olarak kalmıştır.
Benu Hanife kabilesinin iki yöneticisi var, bunlar: Sumame İbn Usal ve Havza ibn Ali

Sumame, Muhamed'in birlikleri tarafından yakalanıp getirilmiş ve Medine'deki Mescid-i Nebevi'deki bir sütuna bağlanmış ve Muhammed tarafından günlerce islama davet edilmiş ama kabul etmemiş ve daha sonra fidyesiz olarak serbest bırakılmış. Bu serbest bırakılmadan sonra Sumame müslüman olmuş. Hatta öyle ki, Muhammed'in isteği üzerine Mekke'ye Yemame bölgesinden hububat ambargosu bile uygulamış ve Mekkeliler daha sonraki kıtlık döneminde bu ambargonun kaldırılması için Muhammed'e müracat ederek ambargonun kaldırılmasını istemişler Muhammed'de kaldırmıştır.

İlginç bir durum çünkü Yemame bölgesinin hububat ihracatını tek bir emirle duyrdurabilecek olan bir kişi Sumame. Ama tek lider o değil. Aynı zamanda Havza İbn Ali var ki, Muhammed işte bu Sumame'nin tavsiyleri ile Havza'ya elçiler gönderiyor.

Gönderdiği elçinin Havza'ya söyledikleri şöyle :

--Ey Havza ! Sen şu anda çok gülünç bir konumda bir başkansın ve Cehennem'e gitmeleri mukadder insanların efendisisin. Gerçek başkan iman ederek kendisini emniyet altına alan, züht ve takva ile gıdalanan kimsedir.

İlginç.

Havza'nın arkasında İran imparatoru var ve ona üzerinde değerli bir taş bulunan başlık hediye etmiş ve bu yüzden ona Zu't Tac (Tac sahibi) ünvanı verilmiş.

Havza kendi bölgesinden geçen İran ticaret kervanlarını koruyormuş.

İlginç olan Muhammed'in Havza'ya gönderdiği mektup da yazılıdır kaynaklarda.

Şöyle ki:

Esirgeyen bağışlayan Allahın adıyla

Allah'ın elçisi Muhammed'den Havze b. Ali'ye

Selam doğruya uyanlara. Bil ki benim dinim deve ve at ayaklarının ulaştığı son noktaya kadar yayılacaktır. Müslüman ol, kurtul; sana elinin altındaki iktidarını bahşedeyim
.

Cevabi mektup şöyledir.

"Senin beni kabul etmeye davet ettiğin şey ne kadar mükemmel ve güzel bir şey ! Oysa ben halkımın şairi ve hatibiyim. Araplar da bana saygı gösterir. Â O halde sen elinde bulundurduğun iktidarın bir bölümüne beni ortak yap ki senin yolundan gideyim.

(M.Hamidullah, El-Vesaiku's-Siyassiye Belge no: 68 )

Evet, görüleceği gibi Havze burada Muhammed'e ortaklık teklifi yapmaktadır ve ancak bu şartla kendisinin islama geçeceğini söylemektedir.

Burada Benû Hanife kabilesinin iki yetkin ismini gördük ama bir üçüncüsü daha var.
O da; Mucca'a İbn Murâha dır. Bu ismede Ridde savaşlarında rastlayacağız.

Ayırıca Necd ve Yemame bölgesinin en önemli ismi Rahmanü'l Yemame adıyla maruf olan Museylimedir. Museylime Havza'nın akrabasıdır aynı zamanda.
Museylime'de 148 yaşında olmasına rağmen Medine'ye gelmiş ve Muhammed'e peygamberlikte ortaklık teklfinde bulunmuştur.
Evet yanlış duymadınız "peygamberlikte ortaklık"
Aslında peygamberlik Arap kabilelerinde oldukça sık rastlanan bir durumdur ve Ridde savaşlarında göreceğimiz gibi genellikle Muhamed'e karşı ayaklananlar aynı zamanda kendi bölgelerinde peygamberlik iddiasında bulunanlardır.
Bir bakıma siyasi liderlik ile peygamberlik parelel giden kavramlardır.

Sonra diğer isim: Yemen'deki Mezhic kabilesi.
Bu kabileden çıkan ve gerçek adı Zu'l Hımar Abhala olan olan Esved-i Ansi de aynı şekilde peygambrliğini ilan ettikten sonra Ridde savaşlarına girmiştir. Özellikle bu isimden de detaylı olarak bahsedeceğim.

Sonra Tulayha el Esedi'de Arabistan'ın kuzey-doğusunda bu ayaklanmaları yönetmiştir.

Diğer bir isim de Temim kabilesinden  Museylime'nin eşi Secâhi dir. Bu kadın da peygamber olduğunu iddia ediyordu. Özellikle 148 yaşındaki Museylime Secahi ile evlendikten sonra neredeyse asker sayısını ikiye katlamıştır.

Bir diğer isim Umman'da Lakid İbn Malik (Zu't Tac) Â ve el-Esved'in öldürülmesinden sonra el-Eş'as el Kindi dir.

İlginç bir isim daha var kadın olarak. O da Gatafanlı Ummü Kırfe'nin kızı
"Umm Zamil"dir.

Bu kadının annesi Umm Kırfe, Â Zeyd b. Haris tarafından vahşi bir şekilde öldürülmüştü.

Devam edecek...

hiramusta 01-03-2007 18:25

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
RİDDE SAVAŞLARI (Sonuna kadar okumanız tavsiye edilir.)

Rasûlüllah (s.a.s)'in vefatından sonra dinden dönüp İslâm devletine savaş açanların isyanlarının bastırılması için yapılan askeri harekâtlar.

Rasûlüllah (s.a.s)'in vefat haberini duyan Yemen ve Necid bölgelerindeki bazı kabileler özellikle zekât ödemeyi reddederek isyan ettiler. Ayrıca Rasûlüllah (s.a.s)'in vefatı ile ortaya çıkan karışık ortamdan istifade etmek isteyen bazı kimseler de peygamberliklerini itan etmişler ve kendilerine inandırdıkları kalabalıkları peşlerine takarak İslâm hükümranlığını tehdit etmeye başlamışlardı. Rasûlüllah (s.a.s)'in sağlığında onun hakimiyetine boyun eğmek zorunda kalarak müslüman olan, ancak imanın kalplerine nüfuz edip yerleşmediği bu bedevi topluluklar, onun vefatıyla cesaretlenmiş ve kalplerinde gizlediklerini açığa çıkarmışlardı. Aslında onların bu durumu bilinmiyor değildi. Zira Allah Teâlâ onlar için bir âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Ey Muhammed! Bedeviler "İman ettik" derler. Sen onlara şöyle de: "Hayır! İman etmediniz. Siz ancak, müslüman olduk deyin. Çünkü iman henüz kalbinize girmemiştir" (el-Hucurât, 49/ 14).

İrtidat hareketlerinin başlamasıyla başkent Medine her taraftan düşmanlarla kuşatılmış bir duruma geldi. Öte taraftan Yahudi ve Hristiyanlar, ortaya çıkacak fırsatları değerlendirmek için müslümanların durumunu izlemeye başladılar. Tarihçiler müslümanların o zaman içinde bulundukları dehşet verici durumu; "Müslümanlar, peygamberlerini kaybetmeleri ve azlıkları ve düşmanlarının çokluğu yüzünden sanki şiddetli soğuk, yağmurlu karanlık bir gecede sahrada kaybolmuş koyun sürüsüsün durumunu andırıyordu" (Taberi, Tarih, Beyrut ty, III, 225; İbnül-Esir, Tarih, Beyrut 1979, II, 333) şeklinde ifade etmektedirler. Medine'nin bu şekilde ciddi olarak tehdit altında bulunmasını ileri süren bazı kimseler, Rasûlüllah (s.a.s)'in vefatından az önce yola çıkan Usame'nin ordusunu bu seferden alıkoyması için Ebu Bekir (r.a)'a müracaat ettiler. İslâm devletinin başına henüz geçmiş olan Hz. Ebu Bekir son derece net ve kararlı bir ifade ile bu tavsiyeyi yapanlara; Bilsem ki kurtlar burada beni parçalayacak; Usame'nin ordusu için Rasulullah (s.a.s)'nin emretmiş olduğu şeyi uygulayacağım" (Taberi, a.g.e., III, 225, 228; İbnül-Esir, a.g.e., aynı ver) dedi ve bu orduya yoluna devam etmesi için emir verdi.

İlk dinden dönme hareketi Peygamber (s.a.s)'in sağlığında Yemen'de ortaya çıkmıştı. Kendisinin peygamber olduğunu iddia eden Esved el-Ansi, topladığı kuvvetlerle önce Necran bölgesini, peşinden de San'ayı, Vali Şehr ile yirmi beş gün savaşarak ele geçirdi. Hz. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdiği Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Eşari'ye iltihak etmiş daha sonra ikisi birlikte Hadramevt'e gitmişlerdi (Taberi, III, 229-230). İbnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çıkarmış olduğu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamıştı" (İbnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endişeli bir şekilde beklerken, durumu haber alan Rasûlüllah (s.a.s)'in, Yemen bölgesinde bulunan müslümanların tamamına yönelik, Esved'e karşı savaşılması emri bölgeye ulaştı. Veber b. Yuhannis vasıtasıyla gönderilen mektubta; dinin korunması, mürtedlere karşı savaşılması, Esved el-Ansi'nin açıkça savaşılarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldırılması ve bu emrin İslam'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulaştırılması gibi talimatlar yer almaktaydı (Taberi, III, 231; İbnül-Esir, II, 338).

Rasûlüllah (s.a.s)'in emri San'a'daki müslümanlara ulaştığı zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansi, Firûz adındaki biri tarafından öldürülmüş ve Kenan bölgesi tekrar İslâm'ın hâkimiyetine girmişti. Onun öldürüldüğü haberi Medine'ye Rasûlüllah (s.a.s)'in vefat ettiği günün sabahında ulaşmıştı (geniş bilgi için bk. Taberi, III, 227 vd.).

Peygamber (s.a.s)'in ölüm haberi üzerine, Müseyleme ve Tuleyha, peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktılar, Tay ve Esed kabileleri Tuleyha'ya tabi olarak dinden döndüler. Gatafan ise, Uyeyne b. Hısn'ın başkanlığı altında isyan etti. Uyeyne: "Esed ve Gatafandan bir peygamber, bize Kureyşten olan bir peygamberden daha sevimlidir. Muhammed öldü. Tuleyha ise hayattadır" diyerek, Tuleyha'ya tabi oldu (İbnül-Esir, II, 342). Havazinliler ise zekâtlarını ödemeyeceklerini bildirdiler. Her taraftan irtidat haberleri Medine'ye ulaştığı zaman Ebu Bekir (r.a), elçiler göndermek suretiyle İslâm'a dönmelerini sağlamaya çalıştı ve Usame'nin ordusunun dönüşünü bekledi. Ancak, Abslar'la, Zubyanlar'ın Medine'ye saldırmaları üzerine bu tehlikeyi yok etmek için faaliyete geçmek zorunda kaldı. Bu arada diğer bir takım kabilelerin elçileri Medine'ye gelerek, namazı kılacaklarını, ancak zekât'ı ödemeyeceklerini bildirdiler. Ve bu durumun kabul edilmesini istediler.

Ebu Bekir (r.a) elçilere; "Zekat olarak vereceğiniz hayvanların, bağlanacakları ipleri vermediğiniz taktirde bile sizinle savaşacağım" şeklinde sert bir cevap verdi (Taberi, III, 244). Hz. Ebu Bekir (r.a) tarafından istekleri reddedilen bu elçi heyeti dönüşlerinde, Medine'de bulunan müslümanların azlığını kabilelerine bildirerek Medine'ye yürümek için onları heveslendirdiler. Ebu Bekir (r.a) sayılarının azlığını öğrenen mürtedlerin Medine'ye saldırabileceklerini anladığı için bir takım tedbirler aldı. Yakında olan düşman birliklerinin şehre girişini önlemek için Ali (r.a), Talha (r.a), Zübeyr (r.a) ve İbn Mes'ud (r.a)'ı şehre giren yollara yerleştirdi ve herkesin mescidde toplanmasını istedi. Nitekim o, düşüncesinde yanılmamış ve üç gün sonra mürtedler gece vakti harekete geçmişlerdi. Ancak yolları bekleyen birlikler onlarla savaşarak şehre girmelerini engellediler ve durumu Hz. Ebu Bekir'e bildirdiler. Ebu Bekir (r.a) mesciddekilerle birlikte hemen harekete geçerek onları geri püskürttü ve Zahusa'ya kadar onları takip etti. Burada mürted askerlerin uyguladıkları bir yöntemle müslümanların develeri ürkmüş ve geri dönmüşlerdi. Mürtedler, müslümanların korkarak geri döndükleri zannına kapıldılar ve Zül-Kassa'da toplananlara haber göndererek kendilerine katılmalarını bildirdiler. Öte taraftan Ebu Bekir (r.a), geceyi savaş hazırlığı ile geçirdi ve sabaha yakın, sağ kanatta Numan b. Mukarrin, sol kanatta Abdullah b. Mukarrin, ortada Suveyd b. Mukarrin şeklinde bir tabya düzeni ile yola çıktı. Merkezinde Ebu Bekir (r.a)'ın bulunduğu ordu yaya olarak (sadece aracı birlikte süvariler vardı) hızlı bir yürüyüş yaptı ve fecirde düşmanın bulunduğu yere geldi. Onlar hiçbir şeyden habersiz olarak dururken, müslümanların ani saldırısı karşısında çok sayıda ölü bırakarak kaçmak zorunda kaldılar. Hz. Ebu Bekir, kaçanları Zül-Kassa'ya kadar takip etti. Numan b. Mukarrin'i bir miktar askerle orada bırakarak Medine'ye döndü. İrtidat eden Absoğulları ile Zubyanoğulları, aldıkları bu yenilginin acısıyla kabileleri içerisindeki müslümanları öldürmeye ve çevrede bulunan diğer müslümanlara saldırmaya başladılar. Bu haber Ebu Bekir (r.a)'a ulaştığı zaman o, müthiş bir şekilde hiddetlendi ve müslümanları çeşitli şekillerde öldüren mürted kâfirlerin, öldürdükleri müslümanlara karşılık olarak korkunç bir şekilde öldürüleceklerine dair yemin etti (Taberi, III, 246; İbnül-Esir, II, 345). Bu olaydan sonra, müslümanların moralleri düzeldi ve kabileler içerisinde irtidat eden kimselerin bir bölümü tekrar İslâma dönmeye ve yeniden zekat mallarını Medine'ye göndermeye başladılar. İbnül-Esir'in kaydına göre de kırk gün sonra Usame b. Zeyd seferden dönerek Medine'ye geldi. Hz. Ebu Bekir onları sefer yorgunluğunu üzerlerinden atmaları için Medine'de bıraktı ve tertip ettiği kuvvetlerin başına geçerek, Necd yönünde bulunan Zül-Kassa'ya doğru hareket etti. Bu nazik ortamda Hz. Ebu Bekir (r.a)'ın bizzat savaşa çıkmasını doğru bulmayan bazı kimseler ona müracaat ederek Medine'de kalmasını istediler. Bu kimseler, eğer Halife Ebu Bekir (r.a)'a bir şey olursa, içinde bulunulan kritik durumun müslümanlar için bir felakete dönüşmesinden endişe ediyorlardı. Ebu Bekir (r.a); müslümanları bizzat koruyacağını söyleyerek bu teklifi reddetti (Taberi, III, 247).

Yolda kendisine katılan komutanlarından Mukarrinoğlu Numan, Abdullah ve Suveyd kardeşlerle birlikte Rebezelilerin toplandığı Ebrak denilen yere kadar ilerledi ve burada yapılan savaşta mağlup olan ve komutanlarını kaybeden Abslar ve Benu Bekr'ler dağılarak suratli bir şekilde bölgeden uzaklaştılar. Günlerce Ebrak'da kalan Ebu Bekir (r.a), Benu Zübyan'ları mağlup etti ve topraklarını ganimet olarak değerlendirerek bu arazileri Benu Zübyan'lar için yasak bölge ilan etti. Onun bu galibiyeti üzerine mürtedlerin çoğunluğu tekrar İslâm'a döndü. Ebu Bekir (r.a), itaat altına aldığı bu kimselere karşı Rasûlüllah (s.a.s)'in sünnetine uyarak oldukça yumuşak davranmıştır. Öte taraftan, dağılan Abs ve Zübyan kuvvetleri peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha'nın yanına gittiler. Tuleyha, Sumeyra'dan hareket ederek Buzaha'ya yöneldi ve burada karargâh kurdu. Medine'ye dönen Ebu Bekir (r.a) savaş hazırlıklarına girişti ve orduyu on bir kısma ayırarak her birine bir bayrak verip görev sahalarını belirledi. Buna göre, Halid b. Velid, Buzaha'da bulunan yalancı peygamber Tuleyha ile savaşacak, peşinden Butah'da bulunan Malik b. Nuveyre üzerine yürüyecek, İkrime b. Ebi Cehl Müseyleme ile mücadele edecek, Muhâcır b. Ebi Ümeyye, Esved el-Ansi'nin bağlılarına karşı harekete geçecek, peşinden de Kays b. Makşuh ve onu destekleyen diğer Yemenliler'e karşı, Ebnalar'a yardım edecek ve sonra Kindelileri te'dip için Hadramut'a yönelecek. Halid b. Said, Suriye taraflarına; Amr b. el-As, Kuzâ'aya karşı yürüyecek; Huzeyfe b. Mıhsan, Deba halkıyla savaşacak; Arfece b. Herseme, Mehre kabilesiyle; Tureyfe b. Haciz, Beni Süleym'i ve onlarla birlikte hareket eden Havazinliler'i itaat altına alacak; Süveyd b. Mukarrın, Yemen'in Tıhame bölgesine; Alâ b. el-Hadrami, Bahreyn'e gidecekti. Halife, Şurahbil b. Hasane'yi de, İkrime b. Ebi Cehl'in arkasından göndererek, İkrime'nin Yemen'den ayrılıp Kuzâ'alılar üzerine yöneldiği zaman ona iltihak etmekle görevlendirdi (Taberi, III, 248-249).

Ebu Bekir (r.a), orduyu Zül-Kassa'da taksim etti ve görevlendirdiği komutanlar birliklerini alarak görev bölgelerine doğru harekete geçtiler. Hz. Ebu Bekir irtidat eden kabilelere elçilerle, orduların önünden mektuplar göndererek onları İslam'a dönmeye davet ediyor ve tavırlarının doğuracağı sonuçlar hakkında onları uyarıyordu (Bu belgenin tam metni için bk. Taberi, Tarih, III, 249-251). Öte tarafta, mürtedlere karşı gönderdiği komutanlara da, düşmanla karşılaşıldığı zaman nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda talimatlar verdi. Bu talimatlar; Allah'dan korkmaları, Allah'ın emri dışına çıkanlarla savaşmada gayretli olmaları; savaştan önce düşmanın İslam'a davet edilmesi; karşı tarafa fayda ve zararlarına olan herşeyin açıkça izah edilmesi; emirlere uyanların açıkladıkları sözlerinin kabul edilerek iyi muamelede bulunulması; ganimetin şer'i kurallara göre taksimi ve müslümanlara her hal ve durumda iyi davranılması gibi maddeleri içeriyordu.

Halid b. Velid'in Tuleyha meselesini Çözümlemesi

Tuleyha, Beni Esed b. Huzeyme'ye mensup olup, Rasûlüllah (s.a.s)'in son zamanlarında peygamberlik iddiasında bulunmuştu. O, bağlı bulunduğu Esedoğullarına kendisine Cebrail'in geldiğini söyleyerek bazı tuhaf şeyler uyduruyor ve onlardan kendisine tabi olmalarını istiyordu. Kendisine tabi olanlara namaz kılarken secde etmeyi yasaklıyor ve Allah'ın buna ihtiyacı olmadığını ve, O'nu ayakta zikretmelerini emrediyordu. İbnül-Esir; "Kabilecilik taassubundan dolayı çok sayıda Arap ona tabi oldu" demektedir (İbnül-Esir, a.g.e., II, 344). Bu yüzden ona bağlı olanların çoğu Esed, Gatafan ve Tay kabilelerine mensuptular. Fezare ve Gatafanlılar Taybe'nin güneyinde toplanmış,

Tay kabilesi ise kendi topraklarının sınırda beklemekte idiler. Tuleyha'nın mensup bulunduğu Esed oğulları ise Sumeyra'da toplanmıştı. Abs, Sa'lebe ve Mürreliler ise Rebeze dolaylarında, Ebrek'de beklemekteydiler. Onların bir kısmı burada kalmış, diğer bir kısmı da Zül-Kassa'ya giderek Medine'yi tehdit etmişlerdi. Bizzat halifenin başında bulunduğu kuvvetler tarafından, önce Zül-Kassa'da sonra da Abrek'de yenilgiye uğrayan grup Sumeyra'dan ayrılıp, Gatafan ve diğer kabilelerle birleşerek Tay kabilesi arasında bir su kenarı olan Buzaha'da karargah kuran Tuleyha'ya iltihak etti. Bu olay üzerine Tuleyha Tay kabilesinin Cedile ve Gavş boylarına adam göndererek kendisine iltihak etmelerini emretti. Onların bir bölümü acele olarak onun yanına hareket ettiler; arkada kalanlara da gelmelerini söylediler.

Ebu Bekir (r.a), Halid b. Velid'e ilk önce Eknaf'da bulunan Taylıların üzerine yürümesi, peşinden Buzaha'da toplananlarla savaşması, sonra da Butah'a yönelmesi talimatını verdi. Halid'den önce, Adıy b. Hatem et-Tai Medine'den kabilesinin yanına giderek onları üzerlerine gelen orduyla korkuttu ve Halife'ye itaate çağırdı. Onlar, bu çağrıya uyarak, Adiy'den kendileri için Halid'den eman almasını ve kendilerine mühlet vermesini istediler. Onlar, Buzaha'da bulunan kabilenin diğer mensuplarını, Tuleyha'nın öldürmesinden korkuyorlardı. Adiy, durumu Halid'e bildirdi. O da onlara zaman tanıdı. Taylılar, Tuleyha'nın yanında bulunan akrabalarına haber gönderdiler. Onlar da oradan ayrılarak Halid'le birleştiler. Daha sonra Adiy'in teşebbüsü ile Cedileliler de İslam'a dönüp Halid'e iltihak ettiler. Tay ve Cedilelilerden bin beşyüz kişinin iltihakıyla daha da güşlenen Halid, Buzaha'ya Tuleyha'nın üzerine yürüdü. Benu Amirliler etraftan, hangi tarafın galip geleceğini gözetlemekte idiler. Halid b. Velid Tuleyha ile savaşa tutuştu. Tuleyha'nın yanında Uyeyne b. Hısn komutasında yedi yüz kişilik Fezareli asker bulunmaktaydı. Savaşın şiddetlendiği bir sırada Uyeyne bir kaç defa Tuleyha'nın yanına gidip kendisine Cebrail'in savaşın sonucu hakkında haber verip vermediğini sordu. Tuleyha sonunda ona; "Evet geldi ve bana; "bir gün düşmanlarınla karşılaşacaksın. Başlangıçta aleyhinde de olsa sonunda savaşı kazanacaksın. Değirmen gibi insan öğüten kanlı bir savaş... Ve işte unutamayacağın bir söz" diye haber getirdi" dedi. Uyeyne ona; "unutamayacağın bir sözmüş..." dedi ve askerlerine; "Ey Fezareliler! Bu adam bir yalancıdır. Savaşı bırakıp geri dönün" emrini verdiğinde adamları ona uydu. Savaşı kaybeden Tuleyha, atına binerek Suriye'ye kaçtı. Sonra da Kelb kabilesinin yanına gitti. Esed oğulları ve Gatafanlıların tekrar İslâm'a döndüğünü duyduğu zaman o da iman etti. Hz. Ebu Bekir (r.a) vefat edinceye kadar, Kelblilerin arasında yaşamaya devam eden Tuleyha ancak onun vefatından sonra Medine'ye gitmiş ve Ömer (r.a)'a bey'at etmişti. Tuleyha Hz. Ömer döneminde vukubulan Kadisiye ve daha sonraki savaşlarda akıl almaz kahramanlıklar göstermiş ve bu sefer gerçekten iman ettiği İslam için hayatını sürekli tehlikelere atarak hizmet etmekten geri kalmamıştır.

Benü Âmir, Havazin ve Suleymlilerin İrtidadı

Benü Âmirler, Tuleyha'nın komutasında savaşan Esed ve Gatafanlıların durumunu gözetliyorlar ve tereddüt içinde bulunuyorlardı. Tuleyha mağlup olduğu zaman, Kurre b. Hubeyre, Ka'b oğullarının; Alkame b. Ulase ise, Kilaboğullarının başına geçerek kendilerine katılan diğer kimselerle Ka'boğulları arazisine gelerek kamp kurmuştu. Alkame, Rasûlüllah (s.a.s) zamanında müslüman olmuş, peşinden irtidat ederek Suriye'ye kaçmıştı. Onların irtidat haberi ve hazırlıkları Ebu Bekir (r.a)'a ulaştığı zaman Ka'ka b. Amr'ı bir birlikle üzerlerine gönderdi. Ka'ka', Alkame'nin bulunduğu yere geldiği zaman, o kaçmayı tercih etti ve peşinden takip edenlerden kurtulmayı başardı. Ka'ka' ise, onun eşini, çocuklarını ve orada bulunan diğer kimseleri yakalayarak Medine'ye döndü. Onlar, Alkame'ye yardım etmediklerini, dolayısıyla irtidatla suçlanamayacaklarını ileri sürdüler. Ebu Bekir onları serbest bıraktı. Alkame de Medine'ye gelerek İslâm'a girdiğini açıkladı (Taberi, III, 261-262).

Benü Âmirler ise Tuleyha'nın Buzaha bozgununu gördükleri vakit, birbirlerine; "Döndüğümüz dine girelim. Allah'a ve Rasûlüne iman edelim" dediler. Onlar Halid b. Velid'e giderek ona zekat vermek de dahil İslâm'ın her rüknüne uyacaklarına dair bey'at ettiler. Ancak Halid, Esed, Gatafan, Tay, Suleym ve Âmirlerden, irtidat durumunda iken müslümanları yakarak öldüren, onlara müsle * yapan ve İslam'a düşmanlıkta bulunan kimselerin teslim edilmesinden önce bu kabilelere eman vermedi. Onlar Halid'in bu istediğini yerine getirip bu suçları işleyenleri ona teslim ettiler. O da müslümanlara karşı işledikleri cinayetlerin benzerlerini onlara tatbik ederek cezalandırdı (İbnül-Esir, II, 350).

frodo 03-03-2007 13:53

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Sevgili hiramusta;
Sonuna kadar okumamızı istediğin enfal-de sitesinden alınma yazı irtidad ve ridde olayları ile ilgili herhangi bir bilgi içermiyor. Klasik tarih söylemi içerisinde, Ebu Bekr’in önderliğinde islam hükümranlığı kendini nasıl korumuştur bunun hikayesini vermektedir.

İbni Haldun  yahudilerin bir savaşta 500 bin kişilik bir orduyla savaşa gittiklerini yazan  klasik tarihçileri kınar ve aşağıdaki argümanlarla bu iddiayı çürütür. Öncelikle İsrail küçük bir ülkedir .Böyle bir ordu için gerekli nüfustan yoksundur. İkincisi bu büyüklükte bir ordunun lojistiği tüm israilin gücünün ötesindedir ve nihayet bu büyüklükte bir ordunun  bahsedilen dönemde emir ve komutası mümkün değildir.

Bizim klasik tarih anlayışımızda İbni Haldun’un kınadığı anlayıştır. Ebu Bekr, *ortada
X’in komutasında sağ cenahta Y’nin komutasında....v.b.

Oysa başlığımızda bulmamız gereken şey neden Muhammed Mustafa’nın ölümü ile ridde olayları başlamıştır. Bu dinden dönenler islama gönüllü girmemişler  mi ? Eğer öyle ise “barış dini islam” bu kabilelerin islamlaşmasında hangi “ikna” edici yöntemleri kullanmıştır. Yazında “Rasûlüllah (s.a.s)'in sağlığında onun hakimiyetine boyun eğmek zorunda kalarak müslüman olan” cümlesi ile tanımlanmış bedeviler “barış dini islam”ın ve müslümanların nesinden korkmuş ta islama bağlanmışlar. İbni Kesir bu ikna sürecini “esir olmamak ve ya öldürülme korkusu” olarak tanımlıyor . Eğer bu doğru ise “senin dinin sana benim dinim bana” söylemi anlamsız ve geçersiz olmaz mı ? Kısaca hangi sosyal ve toplumsal gerçeklikler bu bedevileri müslüman olmaya itmiş
ve yine hangi gerekçeler dinden dönmelerini sağlamıştır ?

Aşağıdaki paragrafı İbni Kesir’in, senin de alıntıladığın Hucurat Suresi 14. Ayetinin tefsirinde buldum. Huneyn savaşı sonrasında ganimetlerin dağıtılmasında, peygamberin ansara bekledikleri miktarda ganimet vermemesi üzerine, ansar arasında homurdanmalar başlamıştır.

Bunun üzerine Muhammed bir konuşma yapar:

“Ey Ansar topluluğu ! Sizi sapıklar olarak buldum da Allah sizi benimle hidayete erdirmedi mi ? Sizler darmadağınıktınız da sizi birleştirmedi mi ? Sizler fakirdiniz de Allah benimle sizi zenginleştirmedi mi ? Buyurmuştur. Bunların hangisi söylenmişse ansar: Allah ve
Rasulü en çok nimet verendir demişlerdir
.”
Akt. İbni Kesir Hucurat suresi 14 tefsiri .

Bir başka topicte Irak’ta emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin idam etmek üzere olduğu
üç kadınla ilgili astığın yazıda bir cümle vardı ;

“Ülkesini, canını, malını, ailesini, kültürünü, hayat tarzını savunmanın, mütecavizlere karşı yiğitçe durabilme erdeminin suç sayıldığı bir yerde”

Amerikan emperyalizmine ve her türlü dayatmacılığa karşı bu cümlenin altına imza atmak insan onurunun gereğidir. O bedeviler için de bu cümle sarf edilebilir mi ?

sodomo-- 14-03-2007 14:56

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Bu konuya uzun süredir devam edemedim kusra bakma Pante.

Şimidi burada adını verdiğim kişilere bir bakalım:

İlk riddet hareketi Zulhimar Abhele b. K'ab (el-Esved el-Ansi) tarafından H. 11. yılda Yemen'de gerçekleşti. Esved el-Ansi peygamberliğini ilan etmişti

Museylime Yemame'de Necid bölgesinde riddete katıldı. Museylime de peygamberliğini ilan etmişti.

Tuleyhe el-Esedi Semirâ'da karargah kurarak peygamberliğini ilan etti.
(Tuleyhe'nin peygamberliğini ilan etmesi es-Vesaikus Siyasiyye'de no:248 de yer alıyor)

Secâhi de Temim kabilesinde peygamberliğini ilan ederek riddete katıldı. Secâhi daha sonra Museylime ile evlenerek güçlerini birleştirdi.

Zuttac Kukayt b. Malik el-Ezdi de Umman'da peygamberliğini ilan ederek riddete katıldı.


el-Eş'as *el *Kindi * (el-Esved'in öldürülmesinden sonra Yemen'de riddete katıldı. Peygamberliğini iddia etdip etmediği konusunda bir bilgiye rastlayamadım.

Umm Zamil (Umm Zıml) Gatafan'da riddete katıldı. Bu kadın Zeyd b. Harise tarafından öldürülen Ummu Kırfe'nin kızıdır.

Burada ilginç olan bu 7 liderden 5'inin peygamberliğini ilan etmiş olmasıdır.
Daha da ilginç olan bu liderlerden Musyelime'nin bu isyandan önce Muhammed'e ortaklık teklif etmiş olmasıdır ki ilginçtir çünkü o aynı zamanda peygamberlikte ortaklık teklifi etmiş ve Muhammed'den ele geçirdiği toprakların yarısını istemişti.

el-Esved'in Muhammed'in *Yemen'deki valisine yazdığı mektubu :

Ey bize gelmeye çalışanlar ! Aldığınız toprakları bize geri verin. Topladıklarınızı ödeyin. Biz ona daha layıkız. Siz de kendi durumunuza bakınız. (es-Vesaikus Siyasiyye 273)

Burada aslında üzrinde durulması gereken konu "peygamberlik" kavramının siyasi liderlik ile özdeş tutulmasıdır. Musyelime'nin "peygamberlikte ortaklık" teklifi bu açıdan oldukça ilginçtir.
Peygamberlik bir bakıma dünyevi olgudur ve Museylime adeta Muhammed'e "biz biliriz birbirimizi" der gibidir. Tabii başka bir açıdan peygamberlik ilanının Muhammed'in gösterdiği başarıya giden yolda önemli bir taktik olduğunun da anlaşılmış olması da etken olabilir.

İlginç olanı Museylime'nin ve Secâh'ın da Muhammed gibi bir şair oluşudur. Acaba Esved de şair miydi veya Tuleyhe veya Kukayt b. Malik el-Ezdi?

Bence peygamberlik, siyasi liderlik ve şairlik parelel giden üç olgu.

Bunların üzerinde düşünülmesi gerekir. Müslümanların Muhammed'e bakışı hiç bir zaman Hristiyanların İsa'ya bakışı gibi değildir. Muhammed peygamber olmaktan daha fazla bir siyasi bir liderdi ve müslümanlar onu daha çok bir siyasi lider olarak kabullendiler.
"O da bir beşerdi" cümlesinin arkasında aslında onun bu dünyevî yönüne yapılan vurgu vardır.
Her ne kadar bazen parmağından su fışkırtma, Ay'ı ikiye bölme gibi mucize söylemlerine takılsalar da genelde onu İsa gibi değil ama dünyevi planda önemli devrimler yapmış bir beşer olarak görme ve mümkün olduğunca "siyasileştirme" çabası içinde olmuşlardır.

Anlaşılan o ki, 1400 yıl önce de peygamberlik farklı kabilelerin tek bir çatı altında toplanması ve bir nevi eski dar kabileci geleneklerin yıkılıp yerine daha üst boyutta kabileler arası ittifakı kurabilecek bir birleştirici liderlik özelliği ile benimseniyordu. Bence bölük pöçük, yüzlerce kabileye ayrılmış Arapların kendilerini tek bir millet yapabilmek için buldukları "kestirme" bir yöntemdi peygamberlik.

sodomo-- 14-03-2007 18:41

Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
 
Unutmadan söyleyeyim, Bahriye Üçok'un "İslam'dan Dönenler ve Yalancı Peygamberler"isimli bir kitabı var ve ben bu kitabı daha önce bir sahafda görmüştüm almamıştım ama şimdi o sahaf kapalı ve bu kitabı bulamıyorum. Eğer bu kitabın izine rastlayanlarınız olursa lütfen bana hber versin.

Ayrıca Bahriye Üçok'un şu kitaplarını da bulursanız bana yerini söyleyin lütfen.

- İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar

- İslam Tarihinde Emeviler - Abbasiler

- Ortaçağda Müslümanların Günlük Yaşayışları

pante 18-11-2008 20:58

Mürtedlerin Yakılarak Öldürülmesi
 
Ebû Hureyre dedi ki, “Resulullah bizi bir seriyye ile gönderdi ve Kureyş'ten adlarını saydığı iki kişi için, ‘Falan ve falan kişilere rastlarsanız onları yakalayıp ateşte yakın.’ dedi.” O, sözlerini şöyle sürdürmektedir: Yola çıkacağımız zaman veda etmek için Resulullah’a geldik. O, bize, “Ben size falan ve falanı ele geçirdiğinizde yakarak öldürmenizi söylemiştim. Oysa ateşle yalnız Allah cezalandırır. Siz onları yakalarsanız yakmadan öldürün.
(Buhârî, Cihâd, 107.)

Hz. Ali irtidat eden bir topluluğu yakmıştı. Bu haber İbn Abbâs’a ulaşınca o dedi ki, ‘Ben olsaydım onları yakmazdım. Çünkü Resulullah, “Allah'ın azabıyla cezalandırmayınız.” demişti. Ben onları yakmadan öldürürdüm. Nitekim Resulullah “Din değiştireni öldürünüz.” diye buyurmuştur.(Buhârî, Cihâd, 149; Ebû Dâvûd, Hudûd, 1; Nesaî, Muharebe, 14.)

“Allah mürtedlere karşı komutana zafer nasip ederse, komutan onları silahla ve ateşte yakma dâhil her çeşit usulle öldürür. (Halife Ebubekir)

Vâkıdî, Belâzurî, Taberî ve bunlardan sonraki birtakım klasik kaynaklar Hz. Ebû Bekr dönemindeki irtidat ve isyan hadiseleri sırasında yakılarak cezalandırılmayla ilgili birtakım kayıtlara yer verirler.
Taberî, mürtedlerle savaşmak için görevlendirilen komutanların her birine, Hz. Ebû Bekir’in uzunca tavsiyelerde bulunduğundan söz eden bir mektubuna yer verir. Yukarıdaki Ebubekir'e ait sözler bu mektupta geçmektedir.

Taberî, Buzâha savaşı sonrası Hâlid’in yakaladığı bazı esirlere yaptığı işkenceyle
ilgili olarak tüyler ürpertici şeyler anlatır. İlgili rivayete göre Esed, Gatafan, Tayy, Hevazin ve Süleym kabilelerinden bir grup Hâlid’e gelip Müslüman olduklarını beyan etmiş, o da onlara kabilelerinden olup Müslümanlara zulmedenleri teslim etmedikleri takdirde kendilerinden hiçbir şeyin kabul edilmeyeceğini söylemiştir. Bunun üzerine onlar aralarında bulunan asileri getirip
teslim edince Hâlid de onların Müslümanlığını kabul etmiştir. Hâlid, teslim edilenler arasında bulunan Kurre b. Hubeyre ve onun gibi bazı kişileri bağlayıp Ebû Bekir’e göndermiştir. Müslümanlara zulmedenleri ise ateşte yakmak, taşa tutmak, dağlardan aşağılara atmak, baş aşağı kuyulara doldurmak ve okla
vurmak gibi çeşitli işkencelerle öldürmüştür. Ardından da bu uygulamaları
hakkında Ebû Bekir’e bilgi vermiştir. Ebû Bekir ona cevabi yazı göndererek şunları söylemiştir:
“Allah’ın emirlerini yerine getirmek için ciddiyetle gayret et. Gevşeklik gösterme. Müslümanları öldürenleri ele geçirirsen onları başkalarına ibret olacak şekilde öldürerek öçlerini al. Şayet Allah sana zafer nasip ederse, onları (mürtedleri) ateşte yak.

Hâlid, Ebû Bekir’in bu mektubunu aldıktan sonra yaklaşık bir ay kadar Buzâha’da kalmış ve topladığı asilerin bir kısmını ateşe atıp yakmıştır. Bir kısmının kol ve bacaklarını birbirine bağlatıp taşa tutturmuş, bir kısmını da dağlardan aşağıya attırmıştır.
Taberî, III, 233.
Külâ’î, 81.

pante 19-11-2008 00:21

Buzâha savaşından sonra Hâlid b. Velid’in, Süleym kabilesine geldiği ve bu kabileden birtakım isyancıları yakalayıp ahırlara doldurduğu ve ardından onları topluca yaktığı nakledilmektedir.
(Hayyât, 130.)

İbn Sa’d ise, Hâlid’in onlardan bir adamı yakalayıp ateşte yaktığını belirtmekte ve bu olayı duyan Ömer’in, Ebû Bekir’e gelip Allah’tan başkasının yakarak ceza vermeyeceğini söyleyerek onu görevden almasını önerdiğini anlatmaktadır.
(İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübra - VII, 396.)

Öte yandan Belâzurî de Süleym kabilesinin isyanının bastırılması için Hâlid b. Velîd’in bu bölgeye gönderildiğini haber vererek, onun hakkında;
O gün mürtedleri yakıyordu. Bu durumu Ebû Bekir’e söyledikleri zaman o, “Allah’ın kâfirlere karşı kınından çıkardığı kılıcı, kınına sokmak istemem”

diye cevap verdiğini söylemektedir.
(Belâzurî, 107.)

Süleym kabilesi ile ilgili bir yakma olayına bizzat Ebû Bekr’in karar verdiği anlatılmaktadır. Hatta daha sonra Halife’nin verdiği bu karardan dolayı pişman olduğu ve bu pişmanlığını dile getirdiği anlatılır. Halifenin bu konu ile ilgili,
“Fücâe bana getirildiği gün, onu yakmadan öldürmeliydim” dediği nakledilir.
(Belâzurî, 112)

Ebû Bekir döneminde mürtedlere karşı yaklaşımla ilgili olarak hadis kaynaklarına yansıyan on beş civarında kayıt bulunmaktadır.
Ömer dönemine ait ise sadece bir kayıt yer almaktadır.

Ömer, sertliği, zalimliğiyle tanınır ama mürtedlere uygulanan hunharca katliamlarda görüyoruz ki Ebubekir, Ömer'den çok daha gaddarmış.

Bu konuda Ömer'in dinden çıkan Necran bölgesindeki Ru’âş halkına gönderdiği mektup, Ebubekir'in uygulamasıyla kıyaslandığında aradaki fark açıkça görülür:

"Mü’minlerin Emîri Ömer’den bütün Ru’âş halkına, Sizlere selâm olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a şükür ederim. İslâm’ı kabul ettikten sonra dinden çıktığınızı öğrenmiş bulunuyorum. Sizden kim tövbe eder durumunu düzeltirse, irtidat etmesi ona zarar vermeyecek ve biz ona
güzel dostluk göstereceğiz. Düşünerek karar verin ve kendinizi tehlikeye atmayın. Aranızdan Müslüman olanlara ne mutlu! Ya’lâ özür beyan ederek içinizden birini İslâm’a zorladığını veya baskı yaptığını bana bildirdi. Baskı, zorlama ve tehdit olursa emir yerine getirilmez..."

Ebû Ubeyd, Kitâbu’l-Emvâl, Kahire 1975/1395, 130; Muhamed Hamidullah,
el-Vesâiku’s-Siyâsiyye li’l-Adi’n-Nebeviyye ve’l-Hilâfetu’r-Râşide, Beyrut
1985, 192-93, (no: 99).

pante 15-12-2008 01:41

O zamanlar bir çok tartışmaya yol açan olay, Ebu Bekir’in Halid Bin Velid’e, Banu Tamim federasyonun büyük bir kabilesi olan Banu Yarbu kabilesinden Malik b. Nüveyra’yı öldürme emri vermesidir. Bu emir, kabilesi adına Peygambere zekat olarak verilmek üzere bir araya getirilmiş olan develeri, Malik bin Nuveyra’nın Ebu Bekir’den esirgemesinden sonra gelmişti. Bu zekatı ondan esirgemesi, sadakatini sadece Peygambere borçlu olduğunu ve bir Müslüman olarak bu zekatı kabilesine iade etmenin hakkı olduğu inancına dayanmakta idi. Ama Malik b. Nüveyra İslam’a bağlılığını yeniden teyit etmesine rağmen, kabilesinden diğer adamlarla birlikte öldürüldü ve Halid onu öldürdükten sonra, onun karısına da muhtemelen “savaş ganimeti” olarak muamele ederek, alıp götürdü.
İbnu'l Esir'in anlatımına göre;
-Halid b. Velid (r.a.) seferi tamamlayıp Medine'ye geldiğinde Hz. Ömer ona:
"Be Allah düşmanı! Sen Müslüman bir adamı öldürüp sonra da onun hanımına sahip oldun öyle mi.! Seni mutlaka recmetmeliyim," dedi.

Önde gelen kişiler Halid’in bu davranışına şiddetle karşı çıktılar. Ömer, Halid’in bu davranışından dolayı kınanmasını talep etti ve Ali, Halid’e hadd cezası uygulanması çağrısında bulundu. (Madelung 1997, 50; Sanders 1994, 43–44)

Fakat Ebu Bekir halife olarak her iki talebi de reddetti. (Jafri 2000, 58–79)

Halid'in bu konuda savunması, zekat vermeyenin müslüman sayılamayacağı ve dinden dönmüş görüleceğidir. Ebubekir de, Ömer ve Ali'nin muhalefetine rağmen bunu tasdik etmiştir.
Yani, Ebubekir'e göre; dinden dönenin cezası ölümdür. Zekat vermek istemeyen müslüman da olsa, namaz da kılsa dinden dönmüşlerden farksızdır ve mürtedler gibi boynu vurulur. Ve dinden dönmüş olanın malı-mülkü, karısı-çocuğu ganimet sayılır.

Nüveyra müslümandı ama zekat vermediği için varsayalım ki müslümanlığı kabul görülmeyebilir. Peki ama karısı müslümanken nasıl el konulabiliyor ganimet diye. Bir müslümanın bir başka müslümanı ganimet olarak almış olması normal görülüyor. Buradan çıkan bir başka sonuç da kadının insan olarak değerinin olmamasıdır. Önemli olan kocasıdır. Koca öldürülünce karısı ganimetten sayılmıştır.

güneşinzaptıyakın 03-09-2009 17:38

İslam’da İrtidat/Mürted suçu ve cezası.
 
Bir Müslümanın dinini terk etmesi yada başka bir dine girmesine İrtidat veya ridde denir. Mürted ise "irtidad" mastarının ism-i faili’dir, dinden çıkan yada din değiştirenler için kullanılan bir akaid terimidir. İrtitad sözlükte kesin dönüş, terim olarak ise kişiyi İslamiyetten çıkaran bir şeyin yapılması ile dinden kesin dönüştür. Şeriat’ta bu suçun cezası sünnet ve icma ile tespit edilmiştir.

Bu suçun cezası ise; Şüphe suretiyle meydana gelmişse, suçluya uygun bir süre(3 gün) verilir sonucunda kararında ısrarlıysa eğer, dönen kişi erkek ise öldürülür ama kadın ise hapsedilir ve islama dönene kadar her 3 günde bir dövülür. Suçun oluşabilmesi için Mürted’in akıllı ve seçme gücünün elinde olması lazımdır.

Bilindiği gibi islamda zorlama yoktur teranesi üzerinden İslami Misyonerler propaganda yaparlar, öte yandan İslamiyeti red eden yada din değiştiren bir eski Müslümanı öldürmekten yada döverek öldürmekten kaçınmazlar. Konu Nahl suresi 106. Ayette ‘’ Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.’’ Diye kesin olarak sonuçlandırılmıştır. İlk önce zorlama yok diyeceksin sonra mafya çetesi gibi girersin ama çıkamazsın diyeceksin.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:09 .