![]() |
Küresel ısınma tartışmaları devam ediyor
üzerinde yaşıyoruz bir okadrada zarar veriyoruz...
http://haber.sol.org.tr/sites/defaul...l-isinma_0.jpg Ortalama sıcaklık 2 derece artarsa olası dünya iklim haritası Önümüzdeki yıllarda dünya sıcaklığındaki artışların olası etkilerine karşı yapılan tartışmalar devam ediyor. Londra Bilimler Müzesinde bulunan Met Office Hadley Merkezi'nde (İklim Araştırma Merkezi) yapılan konferansa, İngiliz Dışişleri Bakanı David Miliband ve Enerji İklim Değişim Bakanı Ed Miliband ile birlikte katılan Profesör John Beddington İnteraktif Harita üzerinde değerlendirmelerde bulundu. Beddington açıklamalarında insanlığın neden olduğu çevre kirliliği üzerine bilgiler vererek uluslarası kamuoyunun dikkatlerini olayın ciddiyetine çekmeye çalıştı. John Beddington ve ekibinin hazırladığı canlandırma resimde, dünyanın iki derece daha ısınması koşullarında neler olabileceği anlatılıyor. Beddington, küresel ısınma karştı önlemler alınmadığı durumda gidişatın çok daha kötü olacağını ve 2060-2100 yıllları arasında dünya sıcaklığının ortalama 4 derece artacağını öne sürüyor. Beddington'un açıklamasından satır başları şu şekilde: - "İki derecelik bir ısınma ciddi bir problemdir ancak dört derecelik bir ortalama ısınma kaçınılmaz bir felaket olacaktır..." - "Karalar sulardan daha büyük bir hızla ısınacaktır. Bu anlamda ısınmanın hissedilme derecesinin bugünden hesaplanabilirliğinin çok üstünde olacak ve bu acımasız bir felaket anlamına gelecektir." Bakan Miliband ise konuyla ilgili olarak, "Eğer bu ısınmanın gerçekleşmesini engeleyemezsek, günümüz dünyasında yaşanan susuzluk sorunun sekiz kat daha fazlası yaşanacaktır ve bu 150- 200 milyon arasında insanın göç etmesine neden olacaktır." dedi. Uluslararası çevrelerde bu tartışmaların artmasının sebebi olarak önümüzdeki Aralık ayında Danimarka'da gerçekleşecek Küresel İklim Zirvesi gösteriliyor. Son süreçte Avrupalı birçok komünist ve sosyalist hareketin de gündemine giren zirve sırasında önemli protestoların gerçekleşeceği öngörülüyor. (soL- Danimarka) |
babamın eski bilim ve teknikleri ve 3 ciltlik dünya ansiklopedisi var 80lerden kalma.sürekli ozon tabakasının delindiğinden ve insanlığın tehlike altında olduğundan bahsediyorlar.ha bi de petrol 40 sene sonra bitecekmiş(10 sene kaldı bu hesapla).tam emin değilim ama bizim çocuklarımız da bizim gibi olcak gibi geliyor bilmem anlatabildim mi?
|
Küresel Isınma: Güncel Veriler
Alıntı:
|
Gozle gorulur sekilde degisim mevcut.
http://www.bloomberg.com/news/featur...erally-melting http://www.climatecentral.org/news/h...uld-melt-19779 |
Alıntı:
|
Alıntı:
Global Warming Hits Record High: Hottest in 120,000 Years |
-guncel-
Alıntı:
|
Ben açıkcası ABD nin bu küresel ısınma olayına inanmıyorum, zira Nisan aylarında NASA dan İsrail, Ürdün, Lübnan, Filistin, Kıbrıs, Suriye ve Türkiye'nin son 9 asrın en kötü kuraklığı olduğunu açıklaması gelmişti.
NASA masa başı haber yapmaya mı başladı bilemiyorum ama haberin amacının politik olduğu her halinden belliydi, açıkcası NASA ya böyle tavrı hiç yakıştıramadım. Neticede bu toprakların her türlü tarihi ve eserleri ortada dururken, bu toprakların tarihini HİÇE sayıp, BİLİMİ çıkarları için kullanmaları hiç hoş olmadı. Bu söylemler belki Amerika da anlam bulabilir, neticede bir kaç yüzyıllık bir tarihi olan bir ülke, ama binlerce yıllık tarihi olan bu coğrafyada masabaşı tarih işi tutmaz. Türkiye’nin kıtlık ve açlık tarihçesine bakış Amerikanın esas sıkıntısı Teksas gibi bazı eyaletlerinde kuraklık yaşaması, ve bunu panik yapması, zaten Nat Geo kanalında habire bu meyanda belgesel ve tanıtımlar dönüp duruyor. Yok küresel ısınma, yok iklim değişikliği, ormanlar, buzullar, yeşil enerji vs. Amerikalıların derdi Amerikayı kurtarmak. Bu meyanda ilginç bir haberde çıktı sonradan Küresel Isınma ABD'yi hasta edecek diye. Belgeselini seyretmiştim, Vietnam savaşında Conilerin yakmadığı orman, neslini tüketmediği canlı kalmamış, milyonlarca ton bomba boca edilmiş ormanların üstüne, orman bırakmamışlar. Aynı Coniler şimdi Endonezyalıların Palm yağı için, Palmiyeleri yakmalarına öyle karşılar ki sormayın gitsin, bu küresel ısınmayı tetikliyormuş! Hasılı Amerikalılar bu tip haberlerde bana göre hiç samimi değiller, bilimi bile kafalarına göre kullandıklarını düşünüyorum. |
Sevgili Felasife;
Pedersen Buzulu (Alaska), 1930 & 2015 http://i0.wp.com/globalnetwork.info/...size=604%2C800 McCarthy Buzulu; https://upload.wikimedia.org/wikiped...ty_Glacier.jpg Larsen b, Antarktika; http://www.climatehotmap.org/hotspot...antarctica.jpg http://s1.ibtimes.com/sites/www.ibti.../antarctic.PNG ama daha onemlisi; http://www.worldwildlife.org/stories...-orcas-move-in http://www.killer-whale.org/killer-w...lobal-warming/ |
Sevgili Pyrrhon, bu tür resimlere veya rakamsal bilgilere bir şey demiyorum, varsa alınabilecek tedbirler yapılacak şeyler yapılabilir elbette, sanırım BM de bir takım protokoller, yaptırımlar da kabul edilmiş, sorun ABD nin bunu politik malzeme edip kullanmasında, son 900 yılın en kurak dönemi diyor bu coğrafyaya, oysa bu coğrafyalarda tarihte var, sadece rakamlar yok. NASA da bu tarihlere hiç bakmadan, rakamlarla bir felaket senaryosu hazırlamış resmen.
Sanırım ABD boğazına çökeceği ülkeleri bu tip gerekçelerle, yani küresel iklimi siz ısındırıyorsunuz, dünyayı siz mahvediyorsunuz kara propagandalarıyla çökme senaryoları hazırlıyor. Bombalar atılırken bu küresel felaket olmayacak tabi. Yaşlı dünyamızın tarihinde bunlar 4-5 kere görülmüş olsa gerek ki, 5. buzul çağına giriyoruz veya mini buzul çağına giriyoruz diyede haberlerde var, Ruslar 2055 demişler, İngilizler 2022 de sıcaklar dibe vuracak demişler. Nat geo da bir kaç belgeslede döndü, sıcaklık artıyor artıyor sonunda Mars gibi bir dünya oluyor dünya. Üstede dediğim gibi Teksas gibi eyaletlerde ciddi su sıkıntıları var, boşalan kasabalar varmış ABD de, onların ki birazda bu yüzden, pek doğayı düşündüklerinden olmasa gerektir. Sevgiler |
Teketek programında İklim konusu işlenmiş, bunuda ikiye ayırmışlar, geçmişte ki iklim değişikleri ile günümüzde ki iklim değişikleri.
Bu videoda geçmiş işlenmiş. (Günümüz konusunu bulursam onada bakacağım) Türkiye'de ki buzullar, denizlerin -120 m. inmesi, Marmaranın denizlerle bağlantısının kesilip, küçük bir göl gibi görünmesi filan ilginçti. Tabi en güzeli, meseleyi kendi bilim adamlarımızdan dinlemek daha keyifli. |
Alıntı:
Bu sorunun asıl hedefi ve çözümü öncelikle kodomanlar olmalı, yani kapitalizmin o toplumsal karakter taşımayan rezil ekonomisi ve endüstri alanının yiyicileri, üretim yaparken oluşturdukları kirlilik, ürettikleriyle dünya nüfusunun %1'inin gündelik üretim-tüket-tir-im ilişkilerine ve doğayı korumanın kendileri açısından maaliyet sayılmışlığına bakmalı... Hani dünyanın en zenginelrinden söz edilir, milyarlarca doları vardır, eğer doğayı koruyucu şekilde üretime ve endüstriyel karaktere bürünse atıyorum 20 milyar doları değilde ortalama bir atmasyonla bir kaç milyon doları eksik olacak, işte sorun da bu ve sözde kalite çemberleri adı çalışana psikolojik savaş açıp, daha az maaliyetle, daha verimli üretim temlli kaynakalr ayırırken, çevre ve insan odaklı yönlere ise kaynak ayırmamakta ya da göstermelik yapmaktadırlar,çünkü en az maaliyetle, daha fazla verim-üretim çıkarlarına uygun iken, diğeri onlar için yük olarak düşünülür. Örneğin 10 TL gündelikle çalıştırılan bir insan bir üründen günde 10 tane üretiyorsa, aynı insana 20 tane ürettirmenin yolu bulunduğunda(ki bu endüstri kadar, insan psikolojisini de kapsar), böylece 1 yevmiye hakkına 2 günlük üretim elde edilmiş oluyor, tabiri caizse 1 aylık maaşla 2 aylık üretim ve çalıştırılanın maaşı ise sabit bırakılarak. Ve daim daha çok üretin, daha çok kazanalım sizde daha fazla kazanın denir, ancak pratikte daha çok kazandıkça, aksine asıl üretene verilen mevla düşürülür, düşer ya da koşulalr karısında düşer. Daha çok üretip, daha da güçlenen kodoman için artık üreten vazgeçilemezlikten çıkar, 1-2-3-6 ay üretim yapmasa ne olur ki, bu çalışanalrın hiç birisi olmasa ne olur ki, 1 ay sonra yenisini bulurum, 1 ay üretmesem de bana bir şey olmaz noktasına varılır... Neyse farklı bir örnek ama bunların her konudaki yaklaşımı bu biçimdedir, sınıfsal doğaları ve karakteri gereği. Doğadan ve insan emeğinden çalıyorlar, aslında bir çeşit meşrulaştırılmış gasp yaşanıyor. Gasp edilende sağlam bir şey kalır mı? İfadelerinin ise geçerlilik payı var, yabana atılamaz, lakin batı, emek sömürüsünde daha fazla gasp sağlayabileceği coğrafyalara yönelir, haliyle aslında bir çok işletmenin, madenin vb sahibi kendileridir ancak hukuki açıdan yasalarında doğa, çevre konuları ya yetersiz ya da özensiz ya da kontrolsüz olan ülkeleri seçmiş olmaları, tersin geride kaygılarına yol açar, ancak kaygılarının gidermenin maaliyetine girmektense, olabildiğince o maaliyeti düşürmek isterler, bu durumda, hukuki açıdan çevreye dair yasaları yetersiz ülkelerde önce hukuksal önemin oluşmasını, böylece maali yükü düşürmek ve devlet desteği(halktan alınan vergilerden pay) oluşmasını isterler... Basın, yayın kısaca dünyadaki medya tamamen bunların elindedir ve hem kalemşör, ama hem de farkında olmayan veya aymazlardan da kendi propagandalarının güçlü yayımını sağlarlar. Böylece bir sorunun varlığı ile sorunun apokaliptik(kıyametçi) düzeyde abartılması arasında uyumsuzluk doğar ve diğer yönüyle de sorunun muhatabı salt tüketiciymiş gibi göstermeye de özen gösterirler, bir çok insan da bundan etkilenip, şunu kullanma, bunu kullanma noktasını aşamaz(yani meselenin asıl kaynağı kenarda kalıverir), ancak o ya da şunu kullanmaya mahkum bırakılmış, muhtaç insan oranı da %99'larda seyreder, böylece ilgili propaganda kale duvarlarına sapanla taş atmak benzeri bir etkide kalır... Diğer taraftan da çevreciler bu propagandalar yerine, üretim sürecine yönelir-hedef alır, örneğin üretilmiş bir otomobilin, motor sistemi ve eksoz gazının değerlerini esas alır ve ürettiren kodomana hukuki(salt yasal yolalr değil, sokaklarda aslolan ve en önemli hukuktur!) baskı oluşturular... Kodoman firmalar direnir, ancak olabilirliği ortada iken, imkansız, yapamayız demeye başlarlar, zira 99 kazanacağına 98 kazanacak, fakat bakarlar ki, baskı odağını şaşrımamış mecbur kalırlar, Euro 2, Euro 3, Euro 4.... diye üretim yapmaya(e hani olmuyordu?) başlarlar ve tabi bazı (maddi, manevi) teşvikleri de alırlar. insanlara otobüse binmeyin, uçağa binmeyin, telefon kullanmayın, güzel kokular sürünmeyin demenin ise ne etkin bir kitleselliği ne de etkili bir sonuç alıcı yanı yoktur... Hasılı, bir sorunun varlığı ayrı, sorunun kaynağını doğru tespit edip, doğru hedeflere yönelmek ayrı. yanlış hedef, sorunun çözülmesi değil, çözümden sapmadır böylece bu sorunu çözmek ya da etkilemek bir yana aksine güçlendirir... |
Alıntı:
Bu iş kodomanlarla başlıyorsa, onlarla da bitmeli. Dünyanın nimetini yiyenlerde onlar neticede. Halklar ne yapabilir ki büyük kesimi ay başını getirmekten iflahı kesiliyor, belki bilinçsizce çevre kirletiyor filan ama adamın bir gemisi batınca, bir fabrikası patlayınca dünya etkileniyor. Bu facia olunca böyle, diğer yandan bacasından, kanalizasyonundan çıkanın haddi hesabı yok. Tabi devlet başkanlarıda kodomanların sözcülüğüne soyununca, kodomanlar masum, halklar suçlu oluveriyor. Ben pek anlamıyorum bu işleri. Geçen konuşulmuştuya mülkiyet filan diye, bence mülkler devletin olduğu gibi, patron da devlet olmalı, kişiler patron olmamalı. |
#9 mesajda bahsettiğim öteki videoyu da HD olarak buldum. Üsteki geçmişle, altakide de daha çok günümüzle ve yakın geçmişle alakalı.
Tabi videolar uzun ama vakit ayrılıp izlemekte gerek. Romalı askerlerin neden etek giydiğinden, Boğazların donmasına, coğrafik değişimlere, denizler arasında ki kod farkı, patates dünya filan derken hayli ilginç bilgilerle dolu. Anladığım iklim olayı bir iniş bir çıkış seyrinde, bazen buzul soğukları bazen çöl sıcakları derken, patlayan bir volkan tüm hikayeyi değiştirebilicekte güce sahip. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Bilim insanları Haziran ayında İngiltere ve Batı Avrupa'yı etkileyen aşırı sıcakların iklim değişikliği nedeniyle daha yoğun hissedildiğini açıkladı.
Portekiz'de onlarca kişinin yaşamını yitirmesine yol açan orman yangınları gerçekleşirken Fransa, İsviçre ve Hollanda'da aşırı sıcaklar nedeniyle özel önlemler alındı. İngiltere 1976'dan beri en sıcak Haziranını yaşadı. İsviçre'de ise 1864'ten beri en sıcak ikinci Haziran yaşandı. Araştırmacılar, insan kaynaklı küresel ısınmanın Avrupa'nın belirli bölgelerinde sıcaklık rekoru kırılma sıklığını 10 kat artırdığını söylüyor. Bu yıl Haziran ayı boyunca kıtanın batısında ortalama sıcaklık, normal değerlerin 3 derece üzerinde seyretti. http://www.bbc.com/turkce/haberler-40468398 |
Alıntı:
|
Küresel ısınma değil, yeni bir buz çağına giriyoruz!..
|
|
Alıntı:
|
"dünya 5 derece -birden- soğursa?
https://tr.sputniknews.com/haberler/...-hizi-artiyor/
https://futurism.com/the-antarctic-i...its-ever-been/ bu küresel ısınmadan (ısınma denilenden)bir şey anlamadığımı itiraf etmeliyim neler oluyor? ve anlamıyorum, bilmiyorum ve emin değilim ancak hızlı ısınma ve hızlı buzul erimesi bir o kadar da hızlı soğumayı mı tetikliyor, getiriyor ? Alıntı:
Kuzey Kutbundaki buz kalınlığındaki değişimler ve bunun okyanus akıntıları üzerindeki etkileri hakkında araştırmalar yapan 3 İngiliz biliminsanı ve iklim bilimcinin ölümlerine ilişkin bir haber Ölen bilim insalarından bir tanesi uydulardan yararlanarak Kuzey Kutbunun ve genel olarak dünyanın yerçekimi haritasının yapılmasıyla ilgileniyormuş. http://www.telegraph.co.uk/news/eart...or-claims.html http://www.ibtimes.co.uk/uk-climate-...-squad-1512538 --- Son onbin yılın şimdiden daha sıcak olabileceğini söleyen ayrıca küresel soğuma fikri ile ilgilenen bir blog-arşivi https://www.iceagenow.info Ayırca Küresel soğuma, mini buzul çağı vb. iddiaları ve küresel ısınma söyleminin politik aldatmaca olabileceğine dair söylev ve haber içerikleri linkleri http://www.breitbart.com/big-governm...ctic-squirrel/ http://www.bbc.com/turkce/haberler/2...l_isinma.shtml http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/s..._geliyor.html# https://www.ntv.com.tr/turkiye/dunya...rUCbSfNbWi8aZw https://www.ntv.com.tr/turkiye/mini-...YEGqLOmRjaOIYA http://www.radikal.com.tr/cevre/kuze...yuyor-1210300/ https://tr.sputniknews.com/bilim/201507221016676392/ http://www.haberturk.com/dunya/haber...tan-daha-fazla http://www.kuark.org/2013/01/mini-bu...gi-mi-geliyor/ https://cokus.wordpress.com/2014/12/...isinma-yalani/ |
✔ Kutup ayısının açlıktan ölmesi video'ya alındı. Küresel ısınma sorumlu tutuluyor.
✔ Geostorm \ Küresel ısınma konulu "Uzaydan gelen fırtına" adlı film, 2017 yılında beğenilen filmler arasına girebilecek bir türden konuya sahip. İnsanlar Dünya da artık küresel ısınmanın atmosfere verdiği zararın önüne geçemeyecekleri bir zamana gelmiş ve ani hava değişimleri yaşanmaya başlamıştır. Birden güneş açma sonrasında kar yağışı fırtına şeklinde garip hava durumları ortaya çıkmış ve insanların ölümlerine neden olmaya ve dünya üzerinde yaşamın çok zor olmasına neden olmuştur. Bununla birlikte büyük teknoloji firmaları bu durumu önlemek için kalkan gibi bir sistem geliştirecek ve insanları uzun bir süre koruyacak bir plan yapmışlardır. Herşey düzeldi derken kalkan görev dışı kalacak ve ne olduğunu anlamaya çalışırlarken aslında başkana yapılacak bir suikast için hedef şaşırtmaya çalışılıyormuş. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Olayın %90'ı ABD kaynaklı.
1998'de Tokyo konferansı oldu. Bill Clington bu konuda oldukça ciddi idi. Sonra George W. Bush seçildi. Ve Toyko konferansının zaten sıkıntılı olan anlaşmasından çıktı. (İran ile yapılan Nükleer silahsızlanma anlaşmasından çıkılması gibi) Aynı şey 2015 COP 21 zirvesinde oldu. Obama 4-4'lük bir plana imza attı. trump denen Ş.siz seçilir seçilmez COP 21 sözleşmesinden çıktı. Rusya COP21'e imza atmış olabilir. Ama ben Putin'in samimiyetine inanmıyorum. Çin şaşırtıcı biçimde devreye girip Avrupalılara "ABD / Rusya olmadan aramızda devam edelim" dedi. Bunun sebebi de ortada zaten. Da şöyle bir şey var. 70'lerde / 80'lerde genç olanlar Atom savaşı korkusu ile büyüdüler. Bizim için de Küresel ısınma böyle bir şey. +Petrol / doğalgaz ekonomisi zibidi ülkelerin eline para verip bunların dünyayı her türlü karıştırmasından başka bir işe de yaramıyor. |
Siyasi partilere, Cumhurbaskanina, meclise cagri;
İklim değişikliğinin etkilerine en hassas bölgelerden Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye, hâlihazırda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalıyor; düzensiz ve aşırı yağışlardan, fırtınalardan, sellerden ve kuraklıklardan önemli ölçüde etkileniyor. İklim değişikliği ile mücadelede bazı adımlar atılıyor olsa da, Türkiye son yıllarda iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını en hızlı arttıran ülkelerden biri. Türkiye Paris Anlaşması'nı acilen onaylamalı İklimi korumak ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için atılması gereken önemli adımlardan biri Paris Anlaşması'nın Meclis'te onaylanmasıdır. Fakat Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne taraf 197 ülkeden 177'si Paris Anlaşması'nı onaylamışken, Türkiye henüz Anlaşma'ya taraf değildir. İklim değişikliğinin artık dış politika, uluslararası ticaret gibi konuların temel belirleyicisi konumunda olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye'nin, kalkınma vizyonu, programı ve uygulamalarında iklim değişikliğini göz ardı ettiği takdirde, hem iklimi korumanın yarattığı yan faydalardan mahrum kalacağı hem de uluslararası süreçlerde belirleyici rol oynama şansını yitireceği vurgusu yapılıyor. Türkiye'nin kararlı bir şekilde sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ortaya koyması, iklim dostu politikaları savunarak çevresindeki ülkelere liderlik etmesi ve diğer ülkelere örnek teşkil eden bir azaltım katkı niyeti açıklaması çağrısının yapıldığı basın bildirisinin devamında aşağıdaki konulara ayrıca dikkat çekiliyor: Düşük karbonlu kalkınma politikası, ekonomik ve sosyal gelişmemize yardımcı olacak Azaltım ve uyum çalışmaları Türkiye'nin kalkınması için engel değil, aksine kalkınmayı hızlandırıcı araçlardır. Öncelikle yapılması gereken, altyapı yatırımlarının iklim dostu biçimde ve iklim değişikliğine direnci artırarak gerçekleştirilmesidir. Bu şekilde yatırım sürerken ülkemiz kalkınmaya devam edecek, ayrıca iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle gelecekte görülecek ekonomik kayıplar en aza indirilecektir. Gelecekteki ekonomik büyüme, geçmişin yüksek karbonlu modelini kopyalamak anlamına gelmemelidir. Düşük karbonlu ekonomi ile büyümek ve kalkınmak mümkündür. İklim değişikliğinden en fazla dezavantajlı gruplar etkileniyor İklim değişikliğinden toplumun farklı kesimlerinin farklı biçimlerde etkileneceği göz önünde bulundurularak, yüksek risklere daha açık kesimlere (çiftçiler, kadınlar, dar gelirliler gibi) yönelik koruyucu politikalar geliştirilmelidir. İklim değişikliğinin derinleştireceği gelir eşitsizliğine karşı sosyal politikalar oluşturularak iklim adaleti sağlanmalıdır. İklim dostu su politikaları kuraklığa karşı yarınımızın garantisi Artan kuraklık riskleri nedeniyle baskı altına giren tatlı su varlıklarını korumak için var olan su kullanım politikaları gözden geçirilmeli; yer üstü ve yer altı su rezervlerini kirleten veya sürdürülemez şekilde tüketen üretim biçimlerinden vazgeçilip daha temiz üretim biçimlerine yatırım yapılmalıdır. Yatırımlar, kuraklığa dayanıklı yerel tohumlar ile karbon emisyonunu azaltarak, suyu ve toprağı iyileştiren tarımsal yöntem ve teknolojileri geliştirmek için yönlendirilmelidir. Kentlerimizi değişen iklimin etkilerine karşı hazırlamalıyız Düzensiz, aşırı yağışlar ve yükselen deniz seviyesi nedeniyle oluşabilecek sel ve taşkınları engellemek için özellikle alçak kesimler ile kıyı bölgelerinde gerekli altyapı yatırımlarına öncelik verilmelidir. İklim değişikliği kaynaklı doğal afetler için DASK kapsamında zorunlu deprem sigortası benzeri bir sigorta fonu oluşturulmalıdır. Kentleri de bir aktör olarak tanımlayan Paris Anlaşması'nda da olduğu gibi, ülkemizde de STK'lar, üniversiteler ve özel sektörün önemli çözüm ortakları olarak tanınması önemlidir. İklim değişikliği bir kalkınma meselesidir ve katılımcı yaklaşımla ele alınmalıdır İklim değişikliği politikalarının katılımcı, demokratik ve şeffaf şekilde hayata geçirilmesi için çaba harcanmalıdır. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemlidir. Düşük karbonlu politikalar daha fazla enerji güvenliği, daha az trafik sorunu, daha yüksek yaşam kalitesi, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılık, fosil yakıt ithalatından tasarruf, yerel yenilenebilir enerji alanında istihdam yaratılması, insan sağlığının iyileştirilmesi ve hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin azalması gibi çok sayıda yan fayda sağlayacaktır. Bu faydaların yaratacağı ekonomik değer yukarıdaki politikaların yürütülmesi için gerekli olan maliyetlerden daha fazla olacaktır. Bu politikaların başarıya ulaşması için Paris Anlaşması'na taraf olmak ve Anlaşma'nın gerekliliklerini yerine getirmek aciliyet taşımaktadır. Türkiye'nin, "Ulusal Katkı Niyet Beyanı"nı güncellemesi, azaltım hedefini yeniden belirlemesi, iklim değişikliğine uyumu hedeflerine dâhil etmesi ve Paris Anlaşması'nı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylaması gerekmektedir. Türkiye'nin iklim hareketinde söz sahibi olması, ancak azaltım ve uyum alanında birbirini tamamlayan ulusal-yerel politikaların eş zamanlı gerçekleştirilmesi ile mümkün Olacaktir. http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=8039 |
Alıntı:
|
|
|
Bugün şu haberi gördüm ben de.
''Ünlü belgeselci David Attenborough: İklim değişikliği dünyanın binlerce yıldır karşılaştığı en büyük tehdit'' https://www.bbc.com/turkce/haberler-46427626 |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Diğer bir önemli nokta da şu. 1970'lerde MIT'nin hazırladığı bir rapor vardı. "Büyüme bu şekilde devam ederse 2020 yılında bize 1,7 dünya gerekecek" diye. Şimdi bu rapor yenilendi. Dünyanın tamamı Batı standartlarında yaşasa bize yaklaşık 5 tane dünyanın gerekeceği düşünülüyor.
BU aslında Anarşizm / Sosyalizm / Kapitalizm tartışmasıdır. Kapitalizmin temeli süreki büyümek, daha çok insan, hepsine daha çok ev, daha çok araba, daha çok tüketim. + Eskiden bir insan bir Tv'Yi ömür boyu kullanırdı. Şimdi Tv alıyorsun, 1 sene sonra atıyorsun, Araba alıyorsun. 5 sene sonra yenisini alıyorsun. telefon alıyorsun, 2 ay sonra yenisi çıkıyor. Diğer bir teori: Daha az tüketsek nasıl olurdu? TV progrmında izlemiştim. Adam "Bu toplum bir tüketim toplumu değil, BU toplum bir israf toplumu" diyordu. Mesela Afrikalılar en son, Batının eski tüplü televizyonlarını para ile alıyorlardı. BU konuyu buradan birisi ile de tartışmıştık. Ben "sorun sistemin işlememesi değil, sistemin fazla iyi işlemesi" demiştim. Yani kapitalizm devam edecekse, şimdikinden farklı bir kapitalizm olmak zorunda. |
Alıntı:
|
Mesela Küba bir eski araç cenneti. Aynı aracı onarıp / restore edip biniyorlar. Bunu çok da ucuza yapıyorlar.
Hadi bilgisayar hızlı ilerleyen bir şey. Cep telefonu da öyle. Da bizim TV eski mesela. Umurumda da değil. neticede çalışıyor. Elbise konusunda da ben bir şeyi 10 seneye yakın kullanırım. Şimdi yeni yaklaşımlarda, mesela buz dolaplarını uzun süre kullanılacak şekilde tasarlamak istiyorlar. BU kendi ile çelişen bir durum. Yeni cihazlar eskilerine göre daha az enerji tüketiyor. Ama geleceğin ekonomisinde, bir buz dolabı, 20-30 sene veya daha fazla gitsin istiyorlar. - Sistemin ikinci saçmalığı (Tamamen kapitalizm ile alakalı): Ben İthalat / ihracat bitsin demiyorum. Ama mesela tabağımızdaki yemek niye 2000 km yol kat ediyor? veya elbiseler niye Bangladeş'ten gemi ile geliyor. Her şey niye Çin'den getiriliyor? Bunlar sistemin saçmalıkları. Bizim insanımız işsiz geziyor ama piyasadaki her şeyin yarısı gemi ile Çin'den geliyor. O yüzden yerel üretim konusu da önemli. Yani kapitalizm ancak ağaç gibi kırpılıp, budanıp düzeltilirse ayakta kalabilir. Çünkü "hep daha çok, hep daha fazla, hep daha ileri" mantığı da MIT'nin hesapları nedeniyle, uygulanabilir değil. Yani olur. Ama ekstra gezegen bulmamız gerek. Bulamazsak bu sistemi uygulamak imkansız zaten. |
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:23 . |