Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Tarih (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=29)
-   -   Kürtler ve Hz İbrahim (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4059)

tewderi 15-05-2007 10:52

Kürtler ve Hz İbrahim
 
“ Tewrât´ta, hayatın Hz. Adem ve Hz. Havva ile beraber Dicle – Fırat arasında başladığı yazılıdır. Yine Nûh Tufanı Kürlerin yaşadığı topraklar *başlamış, Hz. Nûh dünyayı bu coğrafyadan başlayarak yeniden kurmuştur. Hz. Ibrahim, Hz. Eyyub burada yaşamış. Urartular, Medler burada yaşamışlardır. Dünya medeniyetlerine öncülük eden Mezopotamya medeniyetleri bu topraklarda kurulmuştur

*

Iranlı Şehîd Dr. Ali Şeriâtî, "Medeniyet ve Modernizm" isimli, sadece Islâm dünyasında değil, Batı'da da oldukça ses getiren kitâbında, şöyle diyor: "Düşündürücüdür. Batı, iki nehir arasından (Mezopotamya) hiç bahsetmiyor. Çünkü bahsetse, geliştirdiği bütün teoriler boşa çıkacaktır. Iki nehir arası, medeniyetin ve kültürün beşiğidir. Kürtler, iki nehir arasının bir odağıdır."

*

Aynı kitâbında Şehîd Ali Şeriâtî, Batı Medeniyeti'nin kökeni olan Yunan Medeniyeti'ni kürtlerin yaşadığı topraklardan Yunanistan'a göç eden Kürtler'in kurduğunu iddiâ etmektedir.

*

Yunanlılar'ın "Mezopotamya" , Araplar'ın "el-Cezîre" , Islâm tarihçi ve coğrafyacılarının "Behr'un- Nehreyn" , Kürt şâir ve edebiyâtçılarının "Gülistan" , Şerefhan'ın "cînlerin yurdu" , Tewrat'ın "yeryüzünde hayatın başladığı yer" , Ali Şeriâtî'nin "iki nehrin değil, iki cephenin ( Tewhîd – Şirk ) birlikte aktığı yer" denilmektedir.

Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye "Mezopotamya" deniyor. Yunanca olan bu isim, "iki nehir arasındaki ülke" anlamına gelir. Araplar buraya "el-Cezîre" derler. Bu kelimenin anlamı "yarımada" olup, iki nehir ( Dicle – Fırat ) ile çevrelenmiş olan coğrafya, bir "ada" görüntüsü aldığı için böyle adlandırılmıştır. Araplar, Yukarı Mezopotamya'ya "Cezîre'tul- Kûrdî" (Kürt Cezîresi) , Aşağı Mezopotamya'ya ise "Cezîre'tul- Erebî" (Arap Cezîresi ) derler. Bu coğrafyaya Islâm tarihçilerinin verdiği isim ise daha "Behr'un- Nehreyn" Yani, "iki nehir denizi" .

*

Hz. Ibrahim Peygamber, dediğimiz gibi Şanlıurfa (Rîha)'lıdır ve bir mağarada doğmuştur. Şanlıurfa'nın gerçek (eski) adı olan "Rîha" adının "Ibrahim" adından geldiği söylenir.

*

Ibrahim'in bir mağarada doğmuş ve bu mağara bugün halen ziyaret edilmektedir. Gerçekten bir bağ var mıdır yoksa tamamen bir tesâdüf müdür, bilmiyoruz, ama "Ibrahim" adının gramatik açılımını yaptığımızda, karşımıza şöyle ilginç bir tesbît çıkıyor söz konusu tespit kürt bilgeler tarafından oldukça iddialı bir görüştür ve günümüze kadar da gelmiştir: Kürtçe'de "bra" sözcüğü "kardeş" demekken, "him" sözcüğü de "büyük taş, kaya " anlamına gelir. Bu durumda "Ibrahim" ( ya da "brahim" veya "bra-i him" ), "kayanın kardeşi" demektir.

*

Ibrahim'in amcası (veya babası ) olan "Azer" 'in adı Farsça'da "ateş" demektir. Azer, bir görüşe göre Ibrahim'in babası, bir görüşe de amcasıdır. Tuhaftır, "eb" veya "ap" sıfatını Araplar "baba" için kullanırken, Kürtler "amca" için kullanır.

*

Harran" adının nereden geldiğini gelince: "Harran" , Hz. Ibrahim'in kardeşinin adıdır. Qûr'ân'da ve Incil'de anılmıyor, Ama Tewrat'ta zikredilmektedir.

*

Nuhun üç oğlu vardı, bunlar: Sam, Ham ve Yafet'tir. Hz. Ibrahim Sam soyundandır, yani Sami ırktandır. Babası Tarah'tır (Azer olarak da bilinir, Ibranicesi Terah), kardeşi Haran ve oğulları Ismail ve Isak'tır. Tevrat'ta göre Sara'nın oğlu Isakın ikiz oğullarından Yakub sonrada Israil adını alır ve on iki oğullu Israiloğullarının on iki kavmini oluşturur. Bunlardan onu ortadan kaybolur (günümüzdeki Yahudileri kendilerinin kalan iki kavmin torunları addederler), ancak son günlerde on iki kavim tekrar bir araya gelecek diye bir kehanet vardır. Hz. Ibrahim'in Hacer'den (Ibranicesi Hagar) oğlu Sara'nın kıskançlığı yüzünden Hacer ve Ismail Mekke'ye yerleşir ve Arapların soyunun ondan geldiği kabul edilir-

*

Hz. Îbrahim Kur'an-ı Kerim'de bildirilen peygamberlerdendir: Oğulları, Ismail ve Ishak aleyhisselam'dan ziyade soyundan daha birçok peygamber geldiği için «Ebü'l enbiya» (peygamberler babası) da denilmiştir. Israil oğlu olan Hz. Ishak, Arap kavmi ise diğer oğlu Hz. Ismail'den türemiştir.Böylelikle Hz.Muhammed' te Hz.Ismail soyundandır. Babasının Âzer'in mi, Târuh'un mu olupolmadığı hakkında ihtilaf vardır. Bir rivayete göre annesinin ismi Emile'dir . Hz. Ibrahim Hz.Muhammed in dedelerindendir…

*

Görüldüğü gibi Kürtler semavi dinleri ve liderlerinden çok uzak değildirler hatta kaynaklar doğruysa oldukça ilgililerde...Ne dersiniz…?

*

Kaynakça:

- Kur'an-ı Kerim ve açıklamalı Türkçe meali, Kral Fahd Matbaası, Medine-Münevvere, 1992

- Heyet, Peygamberler tarihi ansiklopedisi cilt: 2, Hakikat kitabevi, Istanbul, tarihsiz

- Heyet, Dini terimler sözlüğü cilt: 1, Hakikat kitabevi, Istanbul, tarihsiz

- Ibrahim Sıddık Imamoğlu, Büyük dini hikayeler, Osmanlı yayınevi, Istanbul, 1980

- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak dini Kur'an dili, Cilt:3, Azim yayınevi, Istanbul, tarihsiz

- Mevlâna Hâlid-i Bagdadi, Herkese lâzım olan Iman, Hakikat yayınevi, Istanbul, 1993, Hakikat Serisi: 3. Cilt

- Imam Muhammed el-Gazâli, Ihyâu' ulûmi'd-din, (Tercüme: Mehmed A. Müftüoglu, Nesre hazırlayan: A. Fikri Yavuz), Cilt: -1, Tuğra neşriyat, Istanbul, 1994

ozgur_beyin 15-05-2007 11:12

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
İbrahim için başka bir kaynak.

* * *http://www.hermetics.org/Abraham.html

tewderi 15-05-2007 11:19

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Abraham gerçekten Hindu tanrısı Ram mıydı? Ram ve Abraham muhtemelen ya aynı kişiydi veya aynı kavimdendi. Örneğin "Ab" veya "Ap" Keşmir dilinde baba demektir. Prototip Yahudiler Ram'a "Ab-Ram" veya "Baba-Ram" demiş olabilirler. Brahm kelimesinin de "Ab-Ram"dan geliştiği de düşünülebilir, ama tersi değil. "İlahi merhamet" Keşmir dilinde "Raham"dır [Rahmet, Rahim, Rahman??] ve bu da Ram'dan türemiştir. Dolayısıyla, Ab-Raham = İlahi Merhametin Babası. İbranice'de Rakham = "İlahi Merhamet". Ram ayrıca da İbranice'de "yüksek makamlı lider veya hükümdar" anlamına gelir. Vedic Age'de çıkan "Traditional History From the Earliest Times" ("En Erken Devirlerden Geleneksel tarih") makalesinin yazarı Hint tarihçi A.D. Pusalker, Ram'in M.Ö. 1950 yılında hayatta olduğunu yazıyor, bu da Hint-İbraniler ve Hint-Arilerin Büyük Tufandan beri Hindistan'dan Orta-Doğuya göçü gerçekleştirdikleri döneme rastlar. :? *:? *:?

8O *8O Bayan Shendge'nin araştırmaları Hebron'daki Abraham ve Sarai mezarları gerçekten Brahm ve Saraisvati'ninikiler olduğu inancımı iyicene güçlendiriyor. Bizim Abraham anlaşılan bir rahipti, belki de Abu-Rahmu (Adem ve Hava) kültünün kurucusuydu ve tektanrılı dinini Batı Asya'ya taşıdı. Kendisi ve Sarai yurtları Hindistan'da ilahlaştırılmalarına karşın Yahudilikte insan olarak anılmışlardı.

spartacus 15-05-2007 12:06

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili Tewderi

Ben Özgür_Beyin'in verdiği linkin incelenmesinden yanayım...

Neden mi? Abraham oraların yerlisi değildir. Şahsen ben çok uzatmak istemiyorum, sonra detaylandırırız...

Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.”
Yaratılış 17:8


Nemrud ile İbrahim aynı döneme ait değillerdir...

11 Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.
14 Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.


Buda sünnet'in kulağa küpe takmak gibi bir emare olduğu noktasıdır..

"19 Tanrı, “Hayır. Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın” dedi, “Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim."

O dönemde uygarlığın beşiği Hindistan'dır, teolojinin(din bilim) beşiğide Hindistandır ve Hindistan sürekli batıya göç vermektedir, Hitit, Yunan, Anadolu göçleri... vs... Aslında ikinci dönem Arya Mitolojisi yani İran'da geliyor.

O linki belkide 3 kez okudum, arkeolojik bulgularda bunu doğrular düzeydedir... Ciddiye almak gerekir diye düşünüyorum...

spartacus 15-05-2007 12:35

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Gelelim Aryan'a yani Zerdüşt etkisine yani Med etkisine..

Burada çok fazla milli bir etki peşinde koşmak doğru bir tutum olamaz, zaten hiç bir dönemde olamaz çünkü o dönemin toplumsal karakteristiğini dini aidiyetlikler kısaca ümmet belirler.

Tevrat MÖ 6. Yüzyılda yazılmaya başlanmıştır, gökten yazılı inen hiç bir şey yoktur, sonrakilerinde ağaç kabuklarına yazılması, ve sözde duyduklarım dediğini iddia ettiği şeylerde biz onların yalancısı olduğumuz gibi...

Burada O dönemde MÖ 6. Yüzyıl bölgeye hakim Kültür Med kısaca Pers İmparatorluğudur ve İbrahim'den neredeyse 15 yüzyıl sonradır...

İbrahim dönemi başlangıcına kadar, Bölegeye Akad'ların yani Babil'in hakim olduğu görülür. Sümerler gibi onlarda dağ ötlerinden gelen Gutiler ile mücadele etmişlerdir ki, Gutiler bazı araştırmalarda Kürtlerin atası olarak ifade edilir.... O dönem Egemen kültür değillerdir, Zagroslardan gelerek MÖ 2100 ler civarı, Akad devletini yıkarlar ama egemen kültür olabilecek kadar uzun boylu kalamazlar, çünkü yerleşik değillerdir, yerleşik kültürleri yoktur....
Yine o bölgede (bilhassa Musul) Akad kültürü Asurlular ile egemen kültür haline geliyor, MÖ 19 yüzyıl... Yine Akad dönemi Kenan ülkesi(israil) egemen kültür Fenikelilerdir ve arkeolojik kazılar göstermiştir ki, Fenikeliler sonrası bölge uzun dönemler Babil(Sümer mitolojisi, bereket kültü), Pers, Mısır, Roma egemenliği altındadır.... Sürekli bir etkileşim süreci yaşamıştır ve sürekli bir KURTULUŞ ümidi ile yaşamışlardır... İbrahim bu kurtuluşun Miti, Musa bu kurtuluşun Miti olabilir ama İbrahim'i oranın yerlisi yapmaya kafi değildir...

Zaman çizelgesi... Med'leri MÖ 6. Yüzyıllarda görebilirsin. Aryan, İran kültürü....

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pers_%C...ratorlu%C4%9Fu


MÖ 6. Yüzyıllarda o bölgelere egemen olan Zerdüşt kültürüdür ve Medler İbranilere özerklik tanımışlardır, ayrıca KUTSAL KİTAP Zerdüş geleneğinden gelir ve yahudilerin Tevrat yazını MÖ 6. Yüzyıla tekabül eder, Avesta Vendidad, Zerdüşt külütüründe kutsal kitaptır Sümer'in bereket Kültünden, babil'in mitolojisinden, Mısır'ın tek tanrısı etkisinden(Akhenaton), İran'ın Zerdüşt dininden, Roma'nın kültüründen etkilenmişlerdir...
Babil ve İskender dönemi ve en son Roma dönemi özerk değillerdir, esir bir toplumdurlar ve her an uzak bir yerlerden gelecek bir kişi onlar için tanrısal motif, bir kurtarıcı olabilir.

tewderi 15-05-2007 14:49

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili Hz Spartacus,

Sizlerin bu konuya katkıda bulunması gerçektende konunun gidişatı ve zenginleşmesi için çok önemli idi . Daha önce Merwe adlı üyemizin açmış *olduğu bir başlıkta bu konu uzun uzadıya tartışılmış ve sizlerin orada ki bir mesajı dikatimi çekmişti..

"Abrahamın bu bu kadar kısa bir yaşamda bu kadar büyük bir coğrafyada yaşaması mümkün değildir. Abraham Hindu dinin rahiplerine verilen bir lakaptır.." *

Abraham (brahim,İBrahim) bu kadar büyük bir coğrafyada (bir hindistanda bir mısırda ,bir iranda ,bir harranda,kudüste) *yaşamış ve bu kadar tanınmış olması imaknasız gibi görünüyor.

ozgur_beyin 16-05-2007 02:22

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili Spartacus, Tevrat'ın yazılım başlangıcı daha geç tarihtir. Yazılımının başlangıcının M.Ö. 1200 lere tarih-
lendirilmektedir.Bbazı kaynaklar yazılımının sonlandırılmasını m.ö. 100 yılına kadar sürdüğünü söylemektedir.
* İsmet Zeki Eyüboğlu ise'' Musa ve Yahudilik'' adlı kitabında yazılım sürecini yaklaşık 750 senede olduğunu yazar.

hiramusta 16-05-2007 09:41

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Arkadaş bu güzel tartışmayı ilgiyle takip ediyorum...Konu Musa ve Tevrat'a ve onun yazılmasına doğru kaydığı için de birşey eklemek istiyorum....Arkadaşlar Kur'an'da Davud'a Zebur'u,İsa'ya İncil'i verdik şeklinde birçok ayet bulunmaktadır.Ancak dikkatinizi çektimi bilmiyorum,Musa'ya Tevrat'ı verdik şeklinde tek bir ayet bile bulunmamaktadır.Kur'an Musa'ya sadece Kitap ve levhaların verildiğinden bahseder.Ayrıca Maide suresinin 44.ayetinden de Tevrat'ın bir Peygamber değil birçok Peygambere inzal olunarak tamamlanan bir kitap olduğunu anlıyoruz.

spartacus 16-05-2007 12:28

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Evet olabilir Sevgili Özgür_Beyin...

Yalnız arkeolojik kaynaklar Kutsal Bir Kitap olarak yazılmaya başlanmasını MÖ 6. Yüzyıl olduğu yönünde daha doğrusu bir çok yazılı ve sözlü(ilahi asıl kaynak bu) kaynağın derlenmeye başladığı yüzyıl olarak. Ve yazımın ise MÖ 4. Yüzyılda bittiği, MÖ 100 yılına kadar sürmediği yönünde çünkü çıkartılan Grek Kopyalar MÖ 4. yüzyıla ait. Süryanice, latince olarakda MÖ 4. yüzyılda bulgulanmış, kopyalar ise günümüzdeki ile %99 uyum içinde...

Evvel uygarlıklar yazının bulunmayışı dönemindeki sözlü bilgi aktarımı geleneğini, yani sözlü okumayı kullanmışlardır. Bunlara ilahi deniyor ve insanlık bir müddet yazı olmadığı için İlahiler ile geleneklerini, nesil aktarımını, hafızayı, kutsal metinleri yaşatmışlardır. Dini motiflerde sembollerin öne çıkmasının ana kaynaklarından bir tanesininde Yazı olmadığı ama bunun yerine şekil sanatının gelişmiş olmasına bağlıyorum. Zaten insanlığın ilk kullandığı yazılarda alfabe yoktur, şekil vardır, resmetmek vardır o halde Tanrı yazılamayacağına göre şekillenmiş, sembollerle betimlenmiş yada heykellerle ifade bulmuştur, dolayısıyla sembollerin temsil ettiği şeyler kutsal olunca onlarda kutsallaşmış(PUT) .
Bu nedenle Kutsal olanın tasviri, yada kutsal olanın temsili, şekiller yada belirli şekillere sokulmuş çamur vs olmalı. Sembolizmin kaynağını ise yine ben buraya bağlıyorum. Tanrıların heykellerine(idol) kadar....

BU arada unutmuşum, KUR'AN da böyle bir semboldür... Belirli bir dokunulmazlığı, duygusu vardır..


Alfabenin ilk kullanımı ise en azından o coğrafyada Fenikeliler de görülüyor, yani İbrahimi geleneğin(!) *bir yabancı olarak gittiği kültürel yapı.
Fenike alfabesinde sesli harfler yok, bu nedenle o dönem İbranicesinde sesli harfler bulunmuyor, dolaysıyla MÖ 6. Yüzyıl yazınında Tevrat olarak girilen derlemede yine sesli harfler yok, sesli harflerin olduğu kaynak ise diğer kaynaklar..

Kısaca tüm kaynakların, ilahilere kadar derlenmeye geçildiği dönem MÖ.6 Yüzyıl ve bir çok kaynak, öykü, mit, destan, küçük metinler vs tek bir kitap altında toplanıyor... Ortaya Tevrat çıkıyor.
-----------------------------------------------------------------------------------

Yahudi yaratılış masalında, Sümer etkisi görülür. Oysa Sümer'de Şeytan yoktur yaratılış yada en azından insanın yaratılışında böyle bir süreç görülmez ve Tanrılar insanları kendilerine hizmet için yaratmıştır, yaratım desekde yoktan yaratım yoktur, su, toprak, hava vs hali hazırdaki maddelere şekil vererek bir şeylere benzetir tanrılar, aslında o maddelerin kendiside tanrıdır(yer, gök, su) mesala -Enkidu topraktan, çamurdan oluşturulmaktadır- yokluk diye bir şey yoktur ve insanlar herhangi bir sınav için değil, tanrılara hizmet için oluşturulmaktadır... Yani bir Sıfır noktası yoktur :)

Tevrat yaratılış yazımında Aden'de bir bahçe kurdu, ve Adem'i oraya yerleştirdi, yerden fışkıran buhar ile toprağı suladı, bahçe haline vs getirdi söylemleri, Sümerlerde Tanrıların oluşum süreci sonrasında kurdukları Dilmun bahçesidir. İşte ne oluyorsa bu Dilmun sonrası oluyor, şimdi tanrıların hizmete ihtiyacı vardır, bahçeyi ekip biçecek, ondan köpüklü su(bira) çıkartacak, tapınaklarda tanrılara sunacak insanlar, hizmetçiler...

Ana tema öyle yada böyle Sümer'den alınan miras yada zaten Babil hakimiyetinde zorunlu kültürde, Adem, Gök, Havva Toprak olmalı... Ve yağmurlar ile sulanan toprak, Ademin toprağı dölleyişi olmalı....

Zerdüşt kültürde ise, iyi ile Kötünün savaşı sözkonusu. İyi İran kötü Hindistan olsa gerek. O halde Ahura Mazda iyi, Ehrimen kötüyü simgeliyor. Burada Ehrimen İblis oluyor, ve Ehrimen'in orduları ve Ahura Mazda'nın(Hürmüz) orduları savaşıyor. İşin garip Tarafı şu;
Bu kültür uzakdoğuda simgeleşmiştir, ikiz kardeş Ying ve Yang olarak.
http://www.zonalibre.org/blog/zahir/...ing-yang75.jpg

İşte iyilik ile kötülük, Hürmüz ile Ehrimen, Allah ile Şeytan... Tevratda bunun izleri görülebilir ama yörede MÖ 6. yüzyıl sonrası daha etken hal aldığıda görülebilir(İblis'in, iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın...)

Bu anlayışın ise İran üzerinden ortadoğuya yayıldığı düşünülebilir hatta ortada bir çorba vardır. İbrahim ise burada köprü olabilir.
Çünkü gelinen son noktada
(Abraham)İbrahim = Brahma (Hindu tanrı)
Sarai (İbrahimin eşi-Sara) = Sarasvati (Hindu tanrıça)
................
Filistinde yapılan kazılarda İbrahim'in izlerine rastlanmıştır, ancak bu gerçektende diğer bölgelerde Hindistana kadar *hesaba katılınca 1 kişinin izleri olamaz. İbrahim diye tanımlanan aslen bir geleneğin yada bu geleneğe ait rahiplerin, dini bir öğretinin olabilir ve Hindistan üzerinden bir çok bölgeye bu kişiler göçler, doğal afetler yada dini yaymakla görevli kişiler olarak yayılmış olabilir ve hatta bu akım bir kaç yüzyıl sürmüş olabilir. Bu kişiler zamanla bu isim altında, tek bir kişi olarak efsaneleşmiş olabilir, kendi isimleri ile değilde sembolik(yafta mı desek, Psikokemoterapi :) ) adlandırmaları ile anılmış olabilir. Tarihsel olarak bu kişilerin bilgileri, teoloji(din bilimi), ve felsefe konusundaki alimlikleri, eğitimleri egemenlik altında kalmış, kurtuluşu bekleyen toplumlar için bir umut ışığı hazır bir ön kabul sağlamış olabilir. Zaten o dönemlerde
Filistin'de arkeolojik bulgularda dikili taşlara ve bazı bir çok belgelere rastlanmıştır. Bir diğeride, tek bir tanrının olmayışı gerçeğidir, aile tanrılarınında var olduğu..

YARATILIŞ BÖLÜM 31
30 Babanın evini çok özlediğin için bizden ayrıldın. Ama ilahlarımı niçin çaldın?
31 Yakup, “Korktum” diye karşılık verdi, “Kızlarını zorla elimden alırsın diye düşündüm.
32 İlahlarını kimde bulursan, o öldürülecektir. Yakınlarımızın önünde kendin ara, eşyalarımın arasında sana ait ne bulursan al.” Yakup ilahları Rahel'in çaldığını bilmiyordu.
33 Lavan Yakup'un, Lea'nın ve iki cariyenin çadırına baktıysa da ilahları bulamadı. Lea'nın çadırından çıkıp Rahel'in çadırına girdi.
34 Rahel çaldığı Terafim'i devesinin semerine koymuş, üzerine oturmuştu. Lavan çadırını didik didik aradıysa da Terafim'i bulamadı.
35 Rahel babasına, “Efendim, huzurunda kalkamadığım için kızma, âdet görüyorum da” dedi. Lavan her yeri aradıysa da, Terafim'i bulamadı.
..
42 Babamın ve İbrahim'in Tanrısı, İshak'ın taptığı Tanrı benden yana olmasaydı, beni eli boş gönderecektin. Tanrı çektiğim zorluğu, verdiğim emeği gördü ve dün gece seni uyardı.”

Evet bir ayrılık, göç sözkonusu ve AİLE TANRISI koruyucu tanrı Terafim yada Terafimler paylaşılamıyor...

Evet burada görüyoruz ki, kurgu ve senaryonun Yaratılış bölümünde İbrahim ile Adem arasına uzun yıllar çizmek anlamsızdır. Yakup İbrahim'in torunu, İshak'ın ise oğludur. Demek ki kurtuluş ümidi hayata geçiyor ve iktidar seçkinlerden yani İbrahim ailesinden oluşuyor. İsrailoğulları böyle başlıyor, Yakup ile... Sonra parçalanıyor ve bizi ilgilendiren Yahuda Krallığı o bölgede ortaya çıkıyor.... Yabancılar yerlileri kendi öğretileri etrafında toplayarak onlara hükmediyor(Musa örneği diğer benzeri)

Hititlerin yani Hindistan Seçkinlerin Göçü ise şansa bakınızki aynı döneme rastlar, *MÖ 2000 lerde... İbrahim bu seçkin sınıfın bir bireyi olabilir...

Tamda bunlar olurken yine gelişmekte olan kültürü görürüz, MÖ 1700 lerde Babil İmparatorluğu tekrar canlanmaktadır(Hammurabi), İbrahim'i kahraman yapan belkide bir yerde Babil'in çöküşü, doğan siyasi boşluktur->Elamlılar, *zaten göreceğizki, İsrailoğuları tekrar Babil dolayısıyla Sümer kültürünün egemenliği altına girmektedir. Sümer Bereket Kültü neredeyse her daim egemendir. Uzun yıllar Tanrılar arası savaş sürüp gidiyor, Babil ile İbrahim'in tanrıları arasında ve bir noktada tekrar eski tanrıya dönüş var gibi, yani El-İlah'a, Fenikelilerin yerleşik Tanrısına, Sümer Tanrısı An'a, Baal'e, Kral tanrı Enlil'e, Marduk'a. Arada bir Musa süreci var ama kalıcı görülmüyor.... Tanrılar arasındaki savaşı, Babil tanrıları kısac Baal kazanıyor(Kral II.sargon) İsrail'in fethi....

MÖ 6. Yüzyıllarda ise Uzakdoğu yada İran kültürünün bölgeye persler vasıtası ile egemen olduğu gözlemlenebilir... Tevrat aslında Sümer bereket Kültü üzerine oturtulmuş, ana omurgasını Sümer'den almıştır. İbrahim ve Musa geleneği ise belirli dönemlerde egemen olmuş yabancı taşınımlardır. Efsaneleşmiş mitoslardır... Hatta Tek tanrılı anlayış Musa ile başlıyor olsa gerek çünkü hiç bir tarihsel bulguda egemen öğreti olarak Tek tanrıya rastlanmamıştır, Musa dönemi ise kalıcılık göstermiyor, Taki MÖ 6. Yüzyılda Zerdüşt etkisine kadar..

Musa ise Moses(oğul), aslen Mısır'lıdır ve İbrani değildir, Musa'nın döneminde Ahnaton(4. Amenofis, Ünlü Nefertiti'nin kocası) tek bir Tanrı, Aton dini ortaya atmıştır, ama senaryo, kurgu yaratılış gibi etmenler görülmemektedir yalnız önemli bir gelişme bu Tanrı somut bir betim değil soyuttur dolayısıyla Musa Miti, Yahudiler tarafından yine Sümer omurgası üzerine yerleştirilmiş olsa gerek. Çünkü başka çare yoktur. Zaten 2. Babil dönemi bu omurgayı zorunlamıştır. Moses ise Ramosesdeki(Ranın oğlu, Ramses) Moses olsa gerek, Firavun Akhnaton eski Amon dini ve Tapınaklarını (çok tanrılı) yıkıyor, yerine üstü açık olan ve duvarlarla çevrili Aton Tapınaklarını kuruyor, Aton rahipleri yetiştiriyor ve bu okullarda öğreti oluştuurlmaya çalışılıyor... MÖ 1352 Yılında ise Akhnaton ölüyor ve Amon Rahipleri yani eski dinin egemen kesimi savaşı kazanıyor, dolayısıyla Aton dinine ait olanlara Yol görülüyor, Musa ile Amoncu Firavun arasındaki savaşın omurgası bu olsa gerektir.

Nemrut ve İbrahim masalı ise tarihsel olarak değil öyküsel açıdan önemlidir. Çünkü öyküsel anlatımda somut olanın hiç bir önemi kalmaz, kahramanlar çok farklı dönemlerde dahi yaşıyor olsalar buluşabilirler... Nemrut Krallığı Komagane, MÖ 850 lerde kurulmuştur yani İbrahimden 1000 yıl sonra... Bu benzetimi bir yana bırakırda MÖ 2000 li yıllarda Hitit göçü ile o bölgelerde bu göçe karşı direniş göstermiş halklar yada küçük şehir devletleri dolayısıyla destansı anlatımlar yada dilden dile ilahiler olabilir... Geleni kurtarıcı var olan egemeni ise zulmeden olarak görmüş olabilirler... Aynen kurtarıcı İbrahim ve Musa gibi

Kommagene Kralı I. Antiokhos kendisini tanrı ilan etmiştir, MÖ 9. Yüzyıl, ve tüm dini görüşleri kendisine bağlamaya çalışmıştır... Nemrut dağı, O'nun izlerini taşır... İbrahim'den 1000 yıl sonradır...
Şanlıurfa'da ise Osrhoene Krallığı vardır ve aslında İbrahim nemrut efsanesinin izleri bu krallık döneminde aranmalıdır. Oysa bu krallıkda İbrahim'den neredeyse 1800 yıl sonradır, MÖ 132-MS 244

Bir diğer bakış açısıda MUSUL'da MÖ 19 yüzyılda kurulan merkezi burası olan Asur krallığıdır.. Bu ise Yahudiler için öyküye somut bir zemin için iyi bir referans noktası olabilir çünkü Asur demek Babil demektir, Babil demek Sümer demektir, Baal demektir ve uzun yıllar Baal ile El-İlah'ın savaşımı sözkonusu... Asur MÖ 612 de Medler tarafından yıkıldı... Kısaca o Nemrut bir Asur kralıydı denmektedir, ama bu doğru değildir, sadece öyküye uydurmadır...

Asurbanipal en önemli krallardandır ve en çok özen gösterdiği İştar(Sümer Tanrı, İnanna'nın Akad karşılığı) tapınağıdır... Bu bilgi ise bize MÖ 6. Yzüyıl Kudüs'de İştar'ın kocası olan Dumuziye(ölen sümer tanrı, Tammuz, Temmuz, şimdi bir ay ismi) hala neden yas tutan kadınların olduğunu gösterir.

Bundan sonra beni RAB`bin Tapınağı`nın kuzeye bakan kapısının giriş bölümüne götürdü. Orada oturup Tammuz için ağlayan kadınları gördüm.
Hezekiel 8:14


Zerdüştlerin bölge hakimiyeti turuncu çizgi olarak görülebilir ve MÖ 6. Yüzyıl olduğuda görülebilir...


GRAFIK BURADA

tewderi 16-05-2007 14:20

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Bu anlayışın ise İran üzerinden ortadoğuya yayıldığı düşünülebilir hatta ortada bir çorba vardır. İbrahim ise burada köprü olabilir.
Çünkü gelinen son noktada
(Abraham)İbrahim = Brahma (Hindu tanrı)
Sarai (İbrahimin eşi-Sara) = Sarasvati (Hindu tanrıça) 8O *8O *8O

hoara. 16-05-2007 14:35

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
güzel bir inceleme eline saglıkta
ben hala konuyu kürtlere nasıl bağlayacağını merak ediyorum.

syg

spartacus 16-05-2007 14:54

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Hayırdır sevgili Tewderi;

Ne oldu...

Hitilerde Krallar Tanrı oğludur ve onlarda Tanrıdır.. Gidelim onunla türdeş olana, Mısır'a, firavunlarda Tanrıdır...

"Kommagene Kralı I. Antiokhos kendisini tanrı ilan etmiştir, MÖ 9. Yüzyıl, ve tüm dini görüşleri kendisine bağlamaya çalışmıştır... Nemrut dağı, O'nun izlerini taşır..."

Hinduizm... ondada bu var Erkarnasyon...

spartacus 16-05-2007 15:01

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
hoara.

Cımbızın körelmiş, bak o bölümü zaten bağladık.... 24 saat önce... Başka cımbızınız yada merakınız var mı? *

"Tarih: Sal May 15, 2007 12:35 pm * *Mesaj konusu: Re: Kürtler ve Hz İbrahim

Gelelim Aryan'a yani Zerdüşt etkisine yani Med etkisine..

Burada çok fazla milli bir etki peşinde koşmak doğru bir tutum olamaz, zaten hiç bir dönemde olamaz çünkü o dönemin toplumsal karakteristiğini dini aidiyetlikler kısaca ümmet belirler."

Veeeee
Med'lerin MÖ 6.Yüzyılda bölge hakimiyeti olduğu, Oysa İbrahim'in çok daha evvel yaşadığını ifade ettik, zaten tek bir İbrahim demedik görülen oki herkesin bir İbrahim'i var...
Yok yok, İbrahim Araptır Arap, oldumu, bağlandı mı? Nede olsa Jismael(İsmail) *etkisi!

tewderi 16-05-2007 15:10

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Alıntı:

spartacus";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 77010)
Hayırdır sevgili Tewderi;
Nemrut dağı, O'nun izlerini taşır..."

NEMRUT'ta Kürtür *:lol:


Abim *Kürtçede
Nemır -Ölmedi
,Nemiri -Ölümsüz

Anlatılan efsanelerde Nemrut'tun ölümsüz olarak anlatılıyor..
Demeki nemrut anlatılan şahsın ismi değil lakabıdır ve buda Kürtür.. :lol:


Nemruta türkçeye uyarlanan şekli..

Abraham)İbrahim = Brahma (Hindu tanrı)
Sarai (İbrahimin eşi-Sara) = Sarasvati (Hindu tanrıça)
Bu benzerliklerden yola çıktım abi..

spartacus 16-05-2007 15:31

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
iyi ettin...

Ona bakarsan Ahura Mazda'da Hürmüz'dür ne olacak şincik ? :D

Bak işte İran...
Ama İbrahim bunlardan çok daha eski *:twisted:

http://tr.wikipedia.org/wiki/I.H%C3%BCrm%C3%BCz

Ha Bak II.Hürmüz ile ilgili sağdaki resim ne anlatıyor...

http://tr.wikipedia.org/wiki/II._H%C3%BCrm%C3%BCz

II. Hürmüz'e ait Kuşanlar şahı olarak madeni parası.
Önyüzü: II. Hürmüz'ün ismini taşıyan yanlış Yunan efsanesi. II. Hürmüz'ün karakteristik aslanlı başlığı. Ayakları arasında Swastika. Sağda Brahmi monogramı.
Arkayüzü: Öküzle beraber Şiva.


http://tr.wikipedia.org/wiki/Swastika *8O

hoara. 16-05-2007 15:33

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
yapma spartaküs
ben illaki ibrahim araptır demeye getirmiyorum ki
kürt kültüründe ibrahim im yeri varmış eee ibrahim kürt mü oluyor ?
bunu açık açık dile getirmemişsiniz. ben bunumu söylemeye çalışıyorsunuz demek istemiştim.
oysa daha sonra ilerleyen konudan görülebileceği üzere ibrahim o cografya için etken bir kişi. her milletin bir ibrahim hikayesi var aşağı yukarı.
ibrahim ne kürt ne de *hintlidir. ne arap ne de perslidir.
ibrahim müslümandır, müslüman

bu slogan nasıl oldu uydu mu ?

syg

spartacus 16-05-2007 15:38

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Uydu, şimdi Olması gerektiği gibi, sloganınız bakış açınıza tam tamına uydu.

spartacus 16-05-2007 15:42

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Dile getirmemeye gelince, yine yanılmışsınız;

Bence önemli değil -ki belirttim- sizce ?

kürt kültüründe ibrahim im yeri varmış eee ibrahim kürt mü oluyor ?

Bana neden soruyorsun ki, kendin cevapla...

hoara. 16-05-2007 15:45

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
istersen senin bakışından da bakabilirim

müslümanlık değildir konumuz
mitleri incelemektir yolumuz
urfa ya yolu düştü diye
sahiplenmektir umudumuz

syg

tewderi 16-05-2007 15:47

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
mitleri incelemektir yolumuz ?

spartacus 16-05-2007 15:59

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
istersen senin bakışından da bakabilirim

Bak benim bakışımda kültürel yaklaşım değilde, milli bir sonuç bekleme merakı varsa(ki sendeki) Senin bakışın gibi olayım...

Yoksa gölge etme başka ihsan istemez... Varsa görüşlerin yaz, ama cımbızcılık yapma..

frodo 16-05-2007 16:31

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
"ibrahim müslümandır, müslüman

bu slogan nasıl oldu uydu mu ? "

Bu slogan size uymuş olabilir sayın hoara. Ama küçük bir sorun var. Referans aldığınız
kitaba uymuyor:

Enam *163 * *Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim. *
E.H.Meali

Tarih bilgim yanıltmıyorsa İbrahim'in,Muhammed'den bir hayli önce yaşadığı söyleniyor ?

tewderi 16-05-2007 17:44

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Çok eski çağlarda insanları yok etmek amacı ile tanrı tarafından büyük bir tufan yapıldığı hikayesinin yalnız kutsal kitap Tevrat' ta yazılı olduğu bilinirdi ancak geçen yüzyıl içinde yapılan kazılarda çıkan Asur kralı Asurbanipal' ın kütüphanesi içinde bir tablette de aynı hikaye okununca büyük bir şaşkınlık yaşanmış ve bu inanç kökünden sarsılmıştır. Gılgamış destanının son kısmını oluşturan bu hikaye ölümsüzlüğü arayan Gılgamış' a tufandan kurtulup tanrılar tarafından ölümsüzlük verilen Utnapiştim ( Nuh) tarafından anlatılmıştır. Bu araştırmaların en heyecan uyandıran sonuçları Filistin' de değil, Mezopotamya’daki kazılardan gelmiş olmasıdır. (Muazzez İlmiye Çığ)

tewderi 16-05-2007 17:45

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Ünlü araştırmacı tarihçi B. Hrozny'nin bilgilendirdiği kadarıyla, Yukarı Mezopotamya' dan Hindistan'a daha çok tanrı ve tanrıçalar ihraç edildi. Yunanistan'da dahil Anadolu'yu etkileyen Yukarı Mezopotamya uygarlığıdır. Araştırmalar ilerledikçe Anadolu uygarlıklarının tümünde ve özellikle Hititler' de varolduğu saptanan mitos ve ritusların çoğunun yukarı Mezopotamya halklarından Hurilere ait inançlardan ve bu inançlara bağlı efsanelerden oluştuğu anlaşılıyor.

Babil mitolojisinde belirtildiği gibi ilk yaratılan insanın isminin "Lulu" olduğu belirtilir. Bu isim geçmişten beri Zagroz dağlarının orta kesiminde yaşamakta olan ve dünyanın en eski devletini "Kammasi" adlı krallarının egemenliği altında kuran bir Kürt aşiretinin adıdır. Gılgamışın atası ve Tufan' ın baş aktörü Sümerli Zisudra'nın , Babil karşıtı Utnapiştim ( Nuh) efsanelerde Nuh peygamber kral olarak geçer.

Mitolojide önemli yer tutan ay tanrısı Sin, Fırat üzerinde dolaştığında bu nehrin suya doyduğu yazılmıştır. Yazıtlarda Harran'da Sin'in yeryüzündeki vatanıydı. Fırat ve Harran’ı, Sin seçmişti kendisine. Bilindiği gibi Sin' in ünlü mabedinin kalıntıları da Harran ovasında bulunmuştur. Ahdi Atik'in cennetinin Van gölü kıyısındaki Aden' de yer alması bu cennetten çıkan iki ırmağın Dicle ve Fırat oluşu, Babil'deki kuleden dört kartalın kanatları ile gökyüzüne çıkıp efsanevi Kürt kralı Nemrut’un tanrıyla savaşması insanlık tarihinin bu yörelerde Mezopotamya'da başladığının açık bir kanıtıdır.
M.Ö. 883-859, Asur Dönemi, *
kuzey ırakta Henry A. Layard tarafından sürdürülen kazılarda bulunmuştur (1845). İkiz olarak yapılan Nemrud heykeli’nin diğeri New York da korunmaktadır. İnsan başı, Boğa vücudu ve Kuş kanadının bileşiminden oluşan heykellerde Kralın yüz ifadeleri kendinden emin ve güçlü bir iktidarı temsil etmektedir. Kanatlar kuşların hızını, boğa vücudu ise kuvveti temsil etmektedir. İnsan başı ise aklı temsil etmektedir. İki ayağın arasında ise Kralın ısmi ve diğer bilgileri yazılı. Kralın kafasının üstündeki üçlü boynuzlar ise tanrısal gücü temsil ediyor.

Resim Kaynağı: The British Museum, London

http://img466.imageshack.us/img466/3072/untitledue8.png

spartacus 16-05-2007 21:47

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
M.Ö. 883-859, Asur Dönemi, *

Sevgili tewderi, daha öteye gidemedin galiba ne dersin...

Yukarıdaki alıntında "bir Kürt Aşireti" diyor, ama garip olan şu, MÖ 9. yüzyıladan öteye gitmiyor ve bak, Her sonraki uygarlık bir öncekinin mitoslarını almış, yeri gelmiş özel isimler değişmiş, yeri gelmiş aynen kullanılmış yeri gelmiş konuşma dilince kullanılmış, ortaya bir çorba çıkmış... Deki kültür çorbası... Heleki MÖ 2000 li yıllar için dini değil milli bir birlik aramak nafiledir...

Yinede şu kadarla yetineyim, BOĞA tüm türdeş tanrıların temsilidir, temsil ve sembollere ise kökenine önceki yazımda girdim, yazı yokken temsil ve sembol vardı, sembol ise kutsal olanı ifade ettiği için, oda kutsallaşmıştı.... Aynen Kur'an bir kağıt ve yazıdan ibarettir ama O'nda bile bir dokunulmazlık vardır mesala evde en aşağıya konmaz, abdestsiz dokunulmaz, öpüp başına kor bir çoğu.......... Bu gösterdiğin heykelde Kutsal... Boğa'nın tanrısallığı bunun için var başka bir şey değil....

Boğa.
Hitit Fırtına tanrısı Taru(Taşup), Baal(Babil tanrısı, Sümer karşılığı An), El................... Mesala hattuşada bulunan figürlerde boynuzlu kafalar niye var.... Tanrıların sembolüdür Boğa, eee bu kral neden Boğa biçimli, yaaaaa :)

Önceki yazımdan bir alıntı yapmak istiyorum, aslında kendi fikrimce ana temayı çizmiştim...

"Nemrut Krallığı Komagane, MÖ 850 lerde kurulmuştur yani İbrahimden 1000 yıl sonra... Bu benzetimi bir yana bırakırda MÖ 2000 li yıllarda Hitit göçü ile o bölgelerde bu göçe karşı direniş göstermiş halklar yada küçük şehir devletleri dolayısıyla destansı anlatımlar yada dilden dile ilahiler olabilir... Geleni kurtarıcı var olan egemeni ise zulmeden olarak görmüş olabilirler... Aynen kurtarıcı İbrahim ve Musa gibi

Kommagene Kralı I. Antiokhos kendisini tanrı ilan etmiştir, MÖ 9. Yüzyıl, ve tüm dini görüşleri kendisine bağlamaya çalışmıştır... Nemrut dağı, O'nun izlerini taşır... İbrahim'den 1000 yıl sonradır...
Şanlıurfa'da ise Osrhoene Krallığı vardır ve aslında İbrahim nemrut efsanesinin izleri bu krallık döneminde aranmalıdır. Oysa bu krallıkda İbrahim'den neredeyse 1800 yıl sonradır, MÖ 132-MS 244

Bir diğer bakış açısıda MUSUL'da MÖ 19 yüzyılda kurulan merkezi burası olan Asur krallığıdır.. Bu ise Yahudiler için öyküye somut bir zemin için iyi bir referans noktası olabilir çünkü Asur demek Babil demektir, Babil demek Sümer demektir, Baal demektir ve uzun yıllar Baal ile El-İlah'ın savaşımı sözkonusu... Asur MÖ 612 de Medler tarafından yıkıldı... Kısaca o Nemrut bir Asur kralıydı denmektedir, ama bu doğru değildir, sadece öyküye uydurmadır... "

Zagros dağlarına gelince, I. Babil Zagroslardan gelen Guti akımları ile yıkılıyor, ancak şu var Gutiler YERLEŞİK değiller... Zaten yerleşikde olamıyorlar o bölgelerde, istikrarlı bir varlık gösteremiyorlar.... Sümer'lerde aslında Guti akımları ile zayıf düşmüştür.. Parçalanmalar ise hep içerden görülüyor... Bence öncelikle İbrahim'e yönelmek lazım, önce yapılması gereken bu ve sonra kimlerdenmiş deriz belkide ama o devirlerde bence bunun hiç önemi yok, çünkü kapalı değil bir çok uygarlığa mal olmuştur bu tür destanlar, mitoslar... Ve gölgemiz düşmeden araştırmak gerekir...

17-05-2007 03:06

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Arkadaslar,

yanlis anlasilmasin, konu ile ilgili bilgi ararken rastladigim, trajikomik bir yaziyi aktarmak istiyorum. Bu yazi kurtler tarafindan yazilmis, ve ayni yazi bircok kurtcu sitede var. Kabul edilen bir yazi demekki. Konunun gidisati ile cok alakali degil, biraz genel konu ile alakali cerez gozuyle bakin. Bu kadar hatalarla, yanlislarla dolu bir anlatim nasil sahiplenilir, aklim almiyor.

--ALINTI--


"Bir zamanlar biz Kürtler Med Imparatorluğuna sahipken emeğimizin, zenginliklerimizin ve ülkemizin sahibiydik. O zamanlar kendimiz için savaşıyorduk. Ama bugünkü bazı Kürtler ülkemiz Kurdıstan´ın sömürgecilerinin emrinde amadeler. Neden...? Hiçmi atalarımızın onurlu tarihinden utanmiyorlar.? Tüm dünya tarihçileri biliyorki, tarihten evelki dönemlerde başlayıp bugünkü kimliğini belirten ´´Kürti´´ ve ´´Guti´´ kabilelerinin (aşiretlerinin) gelişmesi ve büyümesiylen Kürt milleti oluşmuştur. Kürtler Milattan 2 bin yıl önce Küçük Asya´nın doğu yamaçlarında devlet kurarak nüfuslarının doğuda Hindistan sınırına, güneyde Basra Körfezi´ne ve Umman Denizi´ne kadar giderek, uzamış olduğunu tarihten öğreniyoruz.

Doğulu ve batılı tarih bilginlerine göre; Milattan yaklaşık 10 bin yıl önce olan genel bir göç esnasın da Iskandinavya´dan güneye ve güneydoğuya dağılmışlar. Kürtler Hint-Avrupai (Ari) ırkının bir parçasıdır. Kürtler savaş ve benzeri nedenlerden dolayı göçerek Kafkasya´yı geçip Ararat Dağı´na gelip geniş bir bölgeye yerleşmişlerdi. Kürti ve Guti isimleriyle iki büyük kabile (aşiret) durumunda olan bu Kürtler´den Gutiler, doğu Hazar Denizi´ne doğru giderek doğuda Hindistan sınırına, güney de Basra Körfezi´ne ve Umman Denizi´ne kadar yayılmışlar. Unutmıyalım Kara Denizin doğusun daki iki büyük şehirinden sonra üçüncü şehirin bir kısmını kapsıyan Kürt kabilelerinin (aşiretlerinin) yönetimi vardı. Milattan önce 302´de Rum hükümdarı Mithiridates Pontos Kırallığını kurdu. Kısa bir sürede güçlenen Pontos Kırallığı Doğu Karadenizdeki Kürt hükümdarlığına karşı büyük savaşlar vererek topraklarını işgal etiler. Ancak Moğol ve Selçuklulardan sonra oluşan Barbar Osmanlı´nın
Vampiri, Fatih Sultan Mehmet Han 1461´de Rum Pontos Kırallığını sona erdirerek, diğer sömürge leri olduğu topraklarına kattı. Kürtlerin ülkesinin haritasi 4 denize yetiştiğini tüm açıklığıylan tarih bize bildiyor. Milattan 4 bin yıl önce Kürtler, bu büyük memlekete yerleşmişlerdi. Büyük Iskender´ ın Asya fetihi sıralarında bu geniş ülkenin sahibiydiler. O tarihlerde bu geniş ülkenin, konuşulan genel dili Kürtçe, egemen olan dinide Zerduşti-Yezidi diniydi.

Tarihin söylediği kadarıyla ilk Kürt padişahının adı Tosa, diğer adıyla Diyakos´tu. Diyakos, Milattan 1808 yıl önce Behl şehrinde ve cıvarlarında kurmuş olduğu hukumete padişahlık etmişti. Milattan önce 9. yüzyılda Keykubat, bütün Kürtler´i birleştirip bir araya getirerek, büyük bir Med Imparator luğu kurmuştu. Tekrar Milattan 612 yıl önce Keykubad´ın torunu olan Kayaksar diğer adıyla Hohister, Asur hükümetini yıkarak Asurların başkenti olan Ninova´yı egemenliğine almıştı.

Tüm Gutiler ; Subari, Huri, Lolo, ve Kasi adlarıyla dört kabiliye (aşirete) ayrılmışlardır. Subari
kabilesi (aşireti) Ararat´a, Toros´ta, Anti-Torosta ve Akdeniz kiyisinda bulunan Iskenderun şehirinden sonra sahil boyuca Fenike şehirinin bitimine kadar varlıklarını sürdürmüşler. Bu varlık, Kuzey Kurdistan da ( Kurdistan´ın Küçük Güneyinde ´´Kuzey Suriye´´ ) Mitan, Neyri, Halti ve Muski isimleriylen çeşitli hükümetler kurmuşlar. Toroslarda kurulan Muşki hükumeti varlığını yüzyıldan fazla sürdürüyordu. Ancak yunanlılar büyük saldırılarlan bu hükümeti yıkıp, kendilerine sömürge edindiler. Tarihten tanıdığımız Memê Alan´ın gerçek kökeni Alanya şehirindenmiş. Ehmêdê Xanê kitabinda Mem´ın şehirini tarif etmış. Bu tarif Iskenderuna değil, Alanya´ya uyuyor. Çok tarihi olan Alanya, şehiri Kürt Mirliklerinin bir şehridir. Mem bu şehirdeki bir Mirin oğludur. Alanya ve Akdeniz Yunanlıların eline geçtiği zaman, Mirlikler aşiretleriylen beraber. Iskenderuna kadar geri çekiliyor ve orada yaşıyorlar. Şimdiki ismiylen Samandağı´da, Mitan, Neyri ve Muski devletlerinin başkentleri konumunda olan metrapolleriydi. Bu metrapolde yaşayan insanların sayısı 9 milyonu geçiyordu.

Mitaniler milattan 16 yüzyıl önce güçlü bir hükümet kurdular. Bu hükümet Hititler´le ve Mısır
Firavunları´yla yüzyillarca kahramanca savaştılar. Bir çok savaştan sonra da Firavunlar´la barış yaptılar. Bu barıştan sonra Milattan 1405 yıl önce Mısır Firavunu, Totmsmitan´ın Padişahı Sovartan ´ ın torunu ve Vartamana´ın kızı ile evlendi. Ve bu evlilikten doğan 3. Amamotis Firavunda Dilehepa adındaki Kürt prensesi ile evlenmişti. Hayatının sonuna doğru da ikinci defa yine Kürt prenseslerinden Totohepa ile evlenmişti. Totohepa, tarihte Nefertiti adıyla büyük ün kazanmıştı.

Huriler, Dicle ve Firat nehirlerinin kuzeyinde Amed / Diyarbekir şehri cıvarında Milattan 2 bin yıl önce küçük olan prenslikler (mirlikler) kurdular. 2 bin yıl boyunca hükümetleri hukuki ve medeni yönden güçlü bir şekilde devam etti.

Lolo ve Kasiler, Ararat´tan Zagros Dağlarına geçerek Dicle Kıyıları boyunca güneye indiler. Buralarda Milattan 2 bin yil önce Üllam, Şomir ve Akad isimlerinde üç büyük devlet vardı. Lololar ve Kasiler, - Ullam, Şomar, Akad – isimlerindeki 3 büyük devleti birkaç yüzyıl içinde yendiler. - Hep böyle olmuş kahraman Kürtler sabırlı ve azimliler. Özgürlükleri için barışçıl bir çare kalmamışsa, kahramanca düşmanlarını tarihten siliyorlar. Kurdıstan´ın şimdiki düşmanları Kürtler´in asilliğini biraz düşünsünler... – Lolo ve Kasiler, Ullam, Şomar ve Akad devletlerinin hükümet merkezleri olan Soz, Lakas ve Babil şehirlerini ele geçirdiler. Bu gelişmelerden sonra KURDîVAN adıyla kurdukları devlet 700 yıl Babilde hüküm sürdü. Bu dönemlerde Ermeniler, Yunanistan´ın Teselya kıtasında yerleşiktiler. Milattan 600 yıl önce Küçük Asyaya gelmişlerdi. Yani Kürtler´in Zagros Ararat Dağ larıyla Akdeniz arasındaki bölgelere yerleşip, kocaman devletler kurmasından 35 yüzyıl sonra Ermeniler buralara gelmişlerdi.

Bilimsel araştırmalara göre Merduh Tarihi´nin verdiği birçok bilgilerden anlaşılıyorki Kürtler, Küçük
Asya´da devlet kuran ilk ve en eski milletlerdendır. Tarihte MED adıyla bilinen milletin aynen ve aynen Kürt milleti olduğunu ispatlayan tarihi bilgi ve belgelerden birkaç tanesini burda açıklıyalım.

Asur kitabelerinde(yazıtlarında) adı görülen,Guti ve Kürtler´in Asurilerle savaşan Med-Kürt kabileleri olduklarını, net bir tarih olarak bize bildirmektedır.

Ermeni tarihçileri Kürtik, Kürdiyan, Mar, Med ve Kürt terimlerini aynı anlamda kulanmışlar. 8. yüzyıl
tarihçilerinden Vartan, yazılarından Med ismi yerine Kürt ismini kulanmıştır. Tarihçilerden Hartom, 1316 miladi yılında yazdığı tarih kitabında açık bir dillen ´´Med´ın kendi kavimlerine Kürt derler´´ demiş.Meşhur tarihçi Istırabon eserinde Kürtler´e ´´Guti´´ demektedır. Ve ´´ bütün tarih boyunca Medler´i Kürtler´den ayrı gösterecek bir neden bulamazsınız´´ diyordu. Iranlı Dr. Ikbal, yazdığı Eski Iran Tarihi adlı eserinde ´´Medler Kürt aşiretleri idiler, vatanları Suriyenin kuzeyinden Hazar Denizi´ne uzanır´´ diyor. Muşirüddevle yazdığı ´´Iran Bostan´´ tarihinde; birçok uzmanların ve şarkiyatçıların araştırmalarına göre, ´´Med milletinin dili, bugünkü Kürtler´in konuştukları dildır.´´ denılmıştır.

Türkiye devleti 1965 yılında Fransızca dilinde ´´Türkiye´de Turizm´´ adinda bir kitap yayınla****** şunları diyorlardı. ´´Diyarbekir´in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Bu eski şehir, medeniyet ve kültürün en eski merkezlerindendır. Eskiden Diyarbekir´in ismi Amed idi. Bu yöreye medeniyet sahibi olarak ilk yerleşen halk Huriler´dır. Huriler Milattan önce 4000 yılından 2000 yılına kadar birçok preslikler kurarak egemenliklerini sürdürmüşlerdır.´´

Huriler, Subariler´le aynı ırktandır. 2000 yıl önce Huriler´in iktidarı zayıflamağa başladığında iki
bölüme ayrıldılar. Bu kısımlardan biri Mitaniler´di. Mitaniler gelişip yaygınlaşarak Milattan önce 1750 yılından 1350 yılına kadar devam eden büyük bir Imparatorluk kurmuşlar.

Hazreti Merduh´un Tahranda yayımladığı Tarih-i Merduh´un 22, 26,66´ncı sayfalarında bu konuda şu bilgiler verilmektedır: ´´Keşfedilen eserler bize gösteriyor ki, Lolo, Guti, Kasi ve Huri adındaki
milletler Zagros Dağı Kürtleri´ndendirler. Bu Kürtler, Sümer, Elam ve Akad hükümetleriyle aynı dönemlerde yaşamışlar. Ve bu hükümetlerle birçok savaşlar yapmışlardır. Bu tarihte yani Milattan 4000 yıl önce bu yerlerde ne Kildani ve ne de Asuri hükümetlerinden bir nişane vardı.´´

Kürt yazarlardan merhum Emin Zeki Bey, Tarih-i Kurd û Kurdıstan adli eserinde şöyle belirtiyordu: ´´Batıda Iskenderun körfezinin tam kuzeyinden başla******kuzey-doğu yönünde Maraş, Elbistan,
Akçadağ, Hekimhan ve Haruk´a kadar çıktıktan sonra Anadolu´nun ortasında bulunan Sıvas şehri nin yakınlarında doğuya doğru Bayburt ve Erzurum şehirleri üzerinden doğru bir çizgi halinde
Kafkasya´nın güneyinden Kars şehrine kadar uzanır. Ve buradan güney-doğu yönünde bir süre Kafkasya sınırı boyunca devam ettikten sonra Iran toprakları içinde Urmiye gölünün batısını ve güneyini kuşatarak Iran içlerinde yine güney-doğu yönünde Hemedan-Ekbenyan ve Bahtiyariler bölgesini içine alarak Fars körfezinin kuzey-doğusunda bu körfeze iner. Iskenderun´un güney - doğusunda başlayan bir çizgide Suriye´nin Halep cıvarındaki Kürt dağı bölgesini içine aldıtan sonra güney yönünden Irak´in Kerkük – Musul şehrine kadar bazı kıvrımlar dışında yine bir doğru çizgi halinde devam etikten sonra Musul´dan itibaren güney-doğuya doğru Tekrit ve Şehribani´den geçerek ve Huzistan bölgesini batıda bırakarak Benderdilin´de geçerek yine Fars körfezine iner. Bu çizgi de Kürdistan´ın batı ve güney sınırlarını çizer.´´ diyor.

Bazı yazarlar ve tarihi verilere göre, Orta-Anadolunun ENQERE şehrinde Kürtler yani ´´Kurti ve Guti´´ kavimleri yaşamışlar. Burasıda dönemin hükümetlerinin sınırları içerisindeymiş. O zamanın Kürtleri bu şehirde siyah üzüm bağlarını ekmişlerdi. Enqere şehirinin ismi o zamanki Kürtçede siyah üzümü çağrıştırıyormuş. Bugün bu şehir Türkiye´nin baş kentidır.

Ben bu yazımda, Kadri Cemil Paşa´nın yazdığı DOZA KURDiSTAN adındaki eserinden faydalandım. Her yiğit Kürt gibi Kadri Cemal Paşa´da Kurdıstan için mucadele vermıştır. Kendisini ve mucadele arkadasşlarını saygıylan anıyorum.

Kurdıstan tarihiylen ilgili birçok parti, kurum ve şahsiyetlerle görüşmeler ile araştırmalar devam
etmektedır. Ve bu çalışmalardan sonra tarihlen ilgili bilgiler peyder pey yayınlanacaktır"

--ALINTI--

Bu yazida en komik ifade,

"Doğulu ve batılı tarih bilginlerine göre; Milattan yaklaşık 10 bin yıl önce olan genel bir göç esnasın da Iskandinavya´dan güneye ve güneydoğuya dağılmışlar."

kismi. Iskandinavya kismi, bir yanlis anlasilmadan ibaret. Aryan irki ile iki farkli teorinin birbirine karistirilmasindan kaynaklaniyor. Bildiginiz gibi Aryan irki Avrupa'da yasayan halklarin atasi olarak mitlestirilmis, Avrupa halklarinin bu irktan geldigi savunulmustu. Aryan irk ile ilgili ilk kabul goren tez, Nordik teorisi idi. Iskandinavlar, daha sarisin, uzun boylu, genis omuzlu olduklarindan, Aryan irki olarak kabul edildi. Bu teori 1940 larda, Adolf Hitler'in ve SS subaylarinin baskisi ile yalanlandi. SS subaylari Nordik teorisine karsi propagandalar yaptilar, Hitler bu arastirmalara inanilmaz butce ve zaman ayirdi. Aryan irkinin devami olan almanlarin dogudan geldigini savundu. Aslinda onlar hicbiryerden gelmemislerdi.

Franklarin baskisindan doguya gocen vandal ve german topluluklarin bir kismi, careyi doguya gocmeke bulmuslardir. Bati Irakta yasayan Alani ler, bu gocen kavimlerden biridir, alman kokenlidir, dis gorunusleride almandir. Bu dedigim surec, Roma'dan cok once. Bu esnada, nasil oluyorsa bu aryan halki bu barbar alman kavimleri, hem askeri hem teknik ustunlukleri ile destekleyerek, franklarin baskilarini engelliyorlar. Belki gocleri azaltmak istemis olabilirler. Aryan halkla Avrupa'nin iliskisi budur, ama bu olay tabi atamiz, soyumuz seklinde mitlestirilmis.

Aryan irki, Os(jessy, assia) uygarliginin bir koludur. Os uygarligi, guclu ve gelismis bir uygarliktir. Hint kokenlidirler ve bircok avrupa dilinde dogu ve asya, OS kelimesinden alir adini. Ayni sekilde Suud kavmi guneye, Nor uygarligida kuzeye adini vermistir diye rivayet edilir. Os uygarligi uc hukumdar arasinda dagitilir, Armen(ermenistan) Iron(Iran yada Aryan) ve Alanistan.

tewderi 17-05-2007 08:33

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili Respendial vermiş olduğun kaynakta pek mantıklı birşey bulamadım ..
Fatih sultan Mehmet Han ile ilgili olan bölümde bu makaleyi yazan kişinin tarih bilgisinin ne kadar zayıf olduğu kendisini göstermekte Kürtlerin tarihi olarak Kabul edilen Şerefname den bir bölüm aktarmak istiyorum
"Osmanlılarsa, bütün Balkanlar'a Anadolu'ya, Trabzon'a hakimdirler. Bizans'ın başkenti İstanbul'da taht kurmuşlar ve bu Uzun Hasan denen güçlü sultanı 1470'lerde Erzincan'ın Tercan'ında yenmişlerdir. Savaş meydanından kaçan Uzun Hasan'ı takip etmekte tereddüt ederek, İran ve Kürdistan seferini başka bir mevsime erteleyerek İstanbul'a dönmüşlerdir. Sultan Fatih Mehmet, 1481'de bir "Doğu Seferi"ne çıkarken ve belkide 1473 Otlukbeli Savaşı'nda eksik kalan fütühatını tamamlamak isterken; Maltepe'de hastalandı, biraz daha yol aldı, ancak Gebze'nin Tekür Çayırı'ndan ileri gidemedi ve 3 Mayıs 1481'de 51 yaşında iken öldü. Sultan Fatih'in Kürtler ve Kürdistan ile ilgili ne düşündüğünü bilemeyiz. Ancak Otlukbeli'nde 1473'de Uzun Hasan'ı yenmesi Kürtler açısından çok faydalı olmuştur. Uzun Hasan yenilmeseydi, belki de Kürtlük olmayacaktı." *(Bitlis Hükümdarı Şeref Han tarafından 1597 yazılmıştır.)


Bizim konumuz Kürtdistan değildir Burada bir ırkın tarihini destanları incelemk değildir.
Asıl amacımı Hz ibrahim'in Kürtler ile olan bağlarını incelemektir.

hoara. 17-05-2007 09:30

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
selam
meramı mı toparlayarak anlatayım.
bu yazıyı okuyunca , kürtlerin ulusal kimliklerine onay saglamak için ibrahim e ucundan bizde sahiplenelim tarzı bir hava sezdim. kürt kimliğinin buna ihtiyacı olmadığını düşündüğüm için, böyle ucuzluğu yadırgadığımı asla milliyetçi olmayan duygularla belirtmek istedim. ibrahimi ben tekelimde de görmüyorum. ha bu görüşümde yanıldıysam ki tewderi amacını kürtlerin ibrahim
ile baglantısını incelemektir demiş özür dilerim.

konuya dönersek ibrahim in amcası haran tekvin bab11 ayet 28 belirtildiği gibi " kildanilerin ur şehrinde doğduğu memlekette öldü " ise, kürtlerin kildaniler ile bir soy bağı varsa ibrahim kürt te olabilir.

benim için bir mahsuru yok

cımbız felan diyerek daha kafadan bana ön yargılı yaklaşmanızıda kınıyorum bu arada :)

syg

seyyah3441 17-05-2007 09:40

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
"Bizim *konumuz *Kürtdistan *değildir *Burada *bir *ırkın *tarihini *destanları *incelemk *değildir.
Asıl *amacımı *Hz *ibrahim'in *Kürtler *ile *olan *bağlarını *incelemektir."

Sayın *tewderi yukarıdaki tırnak içindeki alıntı sizi yazınız.Her ne hikmetse *diğer yazdıklarınız ile bu söyleminiz birbiriyle *taban tabana *zıt.

Uygarlık bırakın bir ırkın diğerine olan üstünlüğünü,insanın insana olan üstünlüğünü bile red etmek esaslıdır.Ait olduğunuzu iddia ettiğiniz ve geçmişini bir temele dayandırma çabası içinde bulunduğunuz insan topluluğunu sadece insan olmaktan kaynaklanan *özellikleri ile *benimsemeniz gerekmez mi?

spartacus 17-05-2007 11:08

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
hoara.

Doğrusu merakla bekliyorum dediğin yazılar benim yazılarım, ve merakla bekleyip, nereye bağlayacaksın göreceğiz dercesine yaklaşımına uygun bir yermi var yazdıklarımda...

Ki belirtmişim, önsel bir kalıp koyup ondan sonra tarihe böyle yaklaşırsanız aradığınızı bulmanız hiç zor değildir. Tarih böyle durumda sizlerin ne söylediğini söyler ama siz tarihin ne dediğini hiç bir zaman tam anlayamazsınız... O yüzden belirttim, tarihin o döneminde böyle önsel bir kalıp koyup bakmak nafiledir, yanılgıya götürür... Önce hiç bir kalıp koymadan bakmak gerekir, sonrasında ise ulaşılan donelere göre kendi önyargılarımaza bakarak beğendim beğenmedim mevzusuna giremeyiz, kabul noktası olacak ise yine bu tarihin ne dediği ile ilgilidir, bizim tarihten ne sitediğimiz değil...

Kısaca Size ilk sorduğum buydu, dönersin evet arkadaşım siz zaten böyle bir hedefle, böyle bir önsel kalıpla yola çıkmamışsınız, dolayısıyla böyle bir sonuca varmak gibi bir önsel yargınızda yok dersiniz, benim size itirazım buradaydı, anlayamadınız belkide önyargılarınızdandı.. Hani ben önyargılıyım ve sana önyargılı yaklaştımya, öyle diyorsunuzya?
-----------

Sevgili Tewderi şurası ters, ama doğru Türkiyede yaşıyoruz ve biz tarihe şu şekilde bakmayı öğrenmedik..

Geçmişe kendinizden başlayıp geriye doğru giderseniz anlamı olur, geleceğede gelecekten kendinize doğru gelebiliyorsanız yöntem doğru olur, ama biz öyle yapmıyoruz,

Tarihi önce bu günki belirli aidiyetlikerimizle başlatıyoruz, yani önce tarih amuda kalkıyor sonra geleceği ise yine bu günki aidiyetlikler ile belirliyoruz gelecekte amuda kalkıyor, ondan sonrası ise çok kolay oluyor, mesala İsa namaz kılıyor, İbrahim namaz kılıyor, tamamen Müslüman oluyorlar ama ne gam, kendileri Müslüman iken hiçde ortak olmayan başka bir dini yaymış oluyorlar... İşte basit bir örnek...

O yüzden şu sözün şöyle olabilirmiydi;
"Asıl amacımı Hz ibrahim'in Kürtler ile olan bağlarını incelemektir.-Tewderi"

"Asıl amacım Kürtler'in Hz ibrahim *ile olan bağlarını incelemektir."

Sevgili Respendial yaptığın alıntıda bir yığın yanlışlık olabilir ama konu ile örtüşmüyor, çemberin merkez noktasında İbrahim olmalı ve tüm irdelemeler bu çember etrafında dönmelidir... Eleştirel bakışın doğru olabilir ama o yazı çemberin orta yerine herhangi bir milleti koymuş, bu anlamda konu ile alakasını kuramıyorum, ısrarla başından beri ben çemberin orta merkezine İbrahim'i koymaya çalışıyorum ama nedense bunu anlayamayan arkadaşlarımız ya Kürtlere nasıl bağlayacam bunu merak ediyor yada diğeri hala tarihe kendi, bu günki güncel kalıbı ile bakmaya devam ediyor....

MÖ 2000 li yıllar insan olduğu gibi kültür göçlerinede sahne olmaktadır, ancak bir taraftan Gutiler için o dönemde Mezopotamya'da yerleşik bir merkez aramak ise biraz abartı olur. Çünkü MÖ 4000 li, 3000 li yıllarda Zagros dağlarından Sümer iline yapılan akınlar Gutiler'in Mezopotamya yerleşkesi değil aksine uzak dağ sırtlarında göçer yaşadıkları ihtimalini güçlendirir, yani Mezopotamya henüz onlar için bir yurt değildir... Yine MÖ 2000 lerde ve İbrahim'in arifesinde Asur döneminde yine o bölgelerde yerleşik olmadıkları ama dönem dönem Zagros'lardan gelerek akınlar yaptıkları, Babil'i zayıflattıkları *bilinmektedir, yine Perslerin hakimiyetine kadar bölgenin yerleşik kültürü yine el değiştirmişde olsa Sümer kültürüdür, Asurbanipal'in İştar Tapınağını boşuna yazıya koymadım...

Göçlerde ise gözümüze daha çok toplum değil aile, soy göçleri olduğu gözlemlenebilir, bunun arka planında ise hala atılamayan paleolitik çağ gelenekleri olabilir, yani avcı, toplayıcı miras.. Neolotik çağ ise nehir kenarlarında ilk yerleşimlerin ve ilk yerleşke uygarlıkların başladığı çağdır ve uygarlık denen şey bir yerde bu gelişim temelinde ilerlemiştir. Mısır Nil'in armağanı ise Sümer'de Fırat ve Dicle'nin armağanıdır... Yerleşik olan kültür ise o dönemlerde Sümer kültürüdür ve bölgeye göçler ile egemen olan kültür ise Hindistan kültürü olmaya başlamıştır, Hindistan'da Ganjın önemi Msır'da Nil nehrinin önemidir... Kısaca insanlığın gelişimi ile doğru orantılı olarak bakmak gerekir...

Paleolotik çağ ile neolotik çağ arasındaki en temel fark belirli bir aile yada soy grupları değil, bir çok aile ve soy gruplarının aynı coğrafya üzerinde yerleşik olduğu için kaynaşması sürecidir. Ve ilk ırksal oluşumlar bu soy ağaçlarına dayanır, yani gökten zembille inmemiştir, coğrafik yapı ve birleşke kaynaşım ortal dil, ortak din noktasına doğru evrimleşmiştir, eninde yada sonunda temel olan insandır, ne milli aidiyetlikler nede dini aidiyetlikler değildir ve ismini andığımız dönemde aidiyetliğin temeli millet yada ırk değildir, dindir, çünkü egemen yapı, mülkiyetin kullanımı ve toprağa çitlerin çekimi dahilinde insanın insana, hayvanların inana köle yapıldığı dönemdir ve bu köleliğin temel önermesi temel birleştirici yapay unsur olan din ile sağlanmıştır... Sorun budur, ve herhangi bir dini aidiyetliğe mensup ama başka dini aidiyetliğe mensup insanları egemenlik altına aldıklarında, artık kendileri A diğerleri B dir ve köle bir yaşam diğerlerini beklemektedir. Çünkü onlar başkadırlar, çünkü onlar B dirler ve B ler A ların kölesi ve egemenliği altında olmalıdırlar, insanlığın kurtuluş ümitleri için önce insanlığın esir olması gerekirdi, MÖ 3000-2000 li yıllar ise kurtuluş umudunda bir dönüm noktasıdır, başka yörelerden krutuluş umudu ile göçen insanlar, yerleşkelerdekilerin umudu için bir kurtuluş arzusu oluşturmuş ve böyle bir çok kültürde kurtarıcılar olarak bazı isimler efsaneleşmiştir, bu insanın o devirlerde beklediği süpermenlerden başka bir şey değildir ve her toplum bir şekilde bu mitosları sahiplenmiştir, hatta kendi köklerini bile oralara dayanarak sağlam tutma yolunada gitmiştir.... Burada asıl önemli olan kurtuluş umudunun sadece B ler için olduğu onlar kurtulduğunda ise busefer A ların köle yapıldığıdır, yani aidiyetliklerin egemen olması mücadelesi ile karşı karşıyayızdır ve asıl altında yatan gerçek o çitlerle çevrilen toprağa ve üzerinde yaşayna tüm canlılara ben hakim olacam, sen hakim oldun kavgasıdır.... Çok uzağa gitmeye gerek yok, bakın iran hapisanelerine, kaç bin tane başka mezhepten insan var, 400.00 olabilir mi?

Her neyse, tarihi bu günki aidiyetlikelrden başlatmak yerine O bize ne anlatıyor diye gidersek sanıyorum ki ulaşacağımız tek din, tek ırk, İnsan olacaktır...

tewderi 17-05-2007 11:30

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Alıntı:

seyyah3441";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 77102)
"Bizim *konumuz *Kürtdistan *değildir *Burada *bir *ırkın *tarihini *destanları *incelemk *değildir.
Asıl *amacımı *Hz *ibrahim'in *Kürtler *ile *olan *bağlarını *incelemektir."

Sayın *tewderi yukarıdaki tırnak içindeki alıntı sizi yazınız.Her ne hikmetse *diğer yazdıklarınız ile bu söyleminiz birbiriyle *taban tabana *zıt.

Ben o alıntıyı Şerefnameden yaptım .Makalede Fatih Sultan Mehmet Hanı kötülemesi gerçekte hiç hoş değil ve hiç bir temel dayanağı olmadan saldırdığını gördüğüm için Şerefnameden alıntı yaptım *..

Benim burada Kürt veya Türk ırkçılığı yapma gibi bir niyetim yok..
Asıl amacım
Alıntı:

"Asıl amacım Kürtler'in Hz ibrahim *ile olan bağlarını incelemektir."

tewderi 17-05-2007 11:55

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Bu yerleşim birimlerinin, il ve ilçelerin, dağ ve nehirlerin, bölgelerin eski gerçek adlarını incelediğimizde, toprağın altındaki zengin hazineyi "faltaşı gibi açılmış" gözlerimizle çok rahat bir şekilde görebiliriz. "Peygamberler diyârı" olan bu coğrafyanın *tarihi, insanlığın tarihiyle yaşıttır.

Şırnak vilâyetimizin gerçek ( eski ) adı "Şehr-i Nûh" olup, "Nûh’un Şehri" demektir. Bugün kullandığımız "Şırnak" ismi, bu "Şehr-i Nûh" isminin evrilmiş şeklidir. Şehir, binyıllar boyunca "Şehr-i Nûh" adıyla yaşadıktan sonra "Şırnak" adını almıştır.

"Şehr-i Nûh" ( Şırnak ), ismini Hz. Nûh ( as ) Peygamber’den alır. Hz. Nûh ( as ), tufanla birlikte dünyayı yeniden kurduğu, hayat O’nunla yeniden başladığı için "İkinci Âdem" olarak da anılır. Aynı zamanda Hz. Nûh ( as ), "en büyük beş peygamber" olarak anılan "Ulu’l- Âzm" peygamberlerin birincisidir. "Ulu’l- Âzm" olarak anılan peygamberler, sırasıyla Hz. Nûh ( as ), Hz. İbrahim ( as ), Hz. Musâ ( as ), Hz. İsâ ( as ) ve Hz. Mûhâmmed ( saw )’dir.

Tewrat’ta, dünyadaki hayatın Dicle ve Fırat nehirleri arasında başladığının yazılmasını da dikkate alırsak, yeryüzünde hayatın iki defa yeniden başladığını ( Hz. Âdem ve Hz. Nûh ) ve ikisinin de bu coğrafyada gerçekleştiğini kabullenmek durumunda kalırız.

Hz. Nûh ( as ), "İkinci Âdem" olarak anılır. Çünkü "Nûh Tufanı", yeryüzündeki tüm insanlığın ve canlıların yok olmasına sebeb olmuş, sadece Hz. Nûh ( as )’un gemisinde bulunan 80 kişi ile her cinsten birer çift hayvan, sağ olarak kurtulmuştur.

tewderi 17-05-2007 11:56

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
"O’nu yalanladılar. Biz de O’nu ve O’nunla beraber gemide bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar, kör bir kavim idiler." ( Â’râf, 64 )

"Yine de O’nu ( Nûh’u ) yalanladılar. Biz de hem O’nu, hem de O’nunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ( yeryüzünde ) hâlifeler kıldık. Âyetlerimizi yalanlayanları da ( tufanda ) boğduk. Bak ki uyarılanların sonu nasıl oldu! Sonra O’nun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi." ( Yunus, 73 – 74 )

Hz. Nûh ( as ), dünyayı yeniden kurduğu için "İkinci Âdem" olarak anılır. Zaten "Nûh", Kürtçe’de "yeni" demektir.

tewderi 17-05-2007 12:00

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Yine Qûr’ân’daki âyet-i kerîmelere baktığımızda, yalnızca Nûh’a inanan ve O’nun soyundan gelenlerin tufandan kurtulduğunu, yeryüzündeki tüm insanların Hz. Nûh ( as )’un suyundan geldiğini, Nûh’un çocukları olduğunu görürüz.

"Biz yalnız Nûh’un soyunu kalıcı kıldık. Sonradan gelenler için de O’na iyi bir nam bıraktık. Bütün âlemlerden Nûh’a selâm olsun."( Saffat, 77 – 79 )

"Ey Nûh ile birlikte ( gemide ) taşıdığımız kimselerin nesli!" ( İsrâ, 3 )

"Şüphesiz bunda ( Nûh ve kavminin başından geçenlerde ) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz deneriz. Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik." ( Mü’mînun, 30 – 31 )

"Şehr-i Nûh", yanı şimdiki adıyla "Şırnak" vilâyetimiz, yeryüzünde kurulan ilk şehirdir, ilk yerleşim birimidir. Bizzat Hz. Nûh ( as ) ve O’na inananlar tarafından ( toplam 80 kişi ) tufandan sonra kurulmuştur.

"Şüphesiz bunda ( Nûh ve kavminin başından geçenlerde ) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz deneriz. Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik." ( Mü’mînun, 30 – 31 )

"Şehr-i Nûh", yanı şimdiki adıyla "Şırnak" vilâyetimiz, yeryüzünde kurulan ilk şehirdir, ilk yerleşim birimidir. Bizzat Hz. Nûh ( as ) ve O’na inananlar tarafından ( toplam 80 kişi ) tufandan sonra kurulmuştur.

Bazı kaynaklar, Nûh tufanından hemen sonra, Hz. Nûh ve inananların kurduğu bu ilk yerleşim biriminin, Şırnak’ın yakınında olduğunu söylerler.

Hayret vericidir: Bugün Şırnak’ın yakınında, eski adı "Heyştêyan" ( Kürtçe "seksenler" ) ve yeni adı "Seksenler" olan bir köy vardır. Ayrıca Hz. Nûh ( as 9 Peygamber’in kabri de bugün Şırnak’ın Cizre ilçesindedir.

Cizre’nin eski adı "Cezîra Botan" ( Botan Cezîresi ) olup, buradaki "Cezîre", Arapça’da "yarımada" anlamındadır. Dicle Nehri bu ilçenin etrafında hilâl gibi bir kavis çizerek aktığı ve ilçeye "yarımada" görüntüsü verdiği için ilçe bu adı almıştır.

Yine hayret vericidir ki, Qûr’ân-ı Kerîm’de Nûh Tufanı anlatılırken, bir yerde "nehir" olgusuna vurgu yapılır:

"Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık." ( Qamer, 11 )

Yüce kitâbımız Qûr’ân-ı Kerîm’de Nûh Tufanı anlatılırken, Nûh’un gemisinin Cûdi Dağı’na oturduğu belirtilmektedir ki, Cûdi Dağı, Şırnak ( Şehr-i Nûh ) vilâyetimizdedir:

tewderi 17-05-2007 12:04

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
"( Nihayet ) ‘ey yer suyunu tut ve ey gök tut’ denildi. Su çekildi, iş bitirildi ve ( gemi de ) Cûdi’ye oturdu. Ve ‘o zâlîmler topluluğunun canı cehenneme!’ denildi." ( Hûd, 44 )

Görüldüğü gibi Cûdi Dağı’nın adı Qûr’ân-ı Kerîm’de nominal zikredilmekte, anılmaktadır. Asıl hayret verici olan husus ise, bu dağın adıdır. Zira Cûdi adı bile, öyle açık ve net bir şekilde Nûh Tufanı’nı hatırlatmaktadır ki, gerçekten heyecan vericidir.

"Cûdi" adı, Kürtçe bir ad olup, "cû" ( yer, sığınılacak yer ) ve "di" ( gördü, buldu ) sözcüklerinden oluşmuştur ve "kendine sığınacak bir yer buldu" demektir. Evet, "Cûdi" kelimesi Kürtçe’de bu anlama geliyor ve bu isim bile, Nûh’un gemisinin, onca tufandan, su ve dalgalardan sonra bu dağın üstüne oturup batmaktan kurtulmasını anlatıyor. Cûdi Dağı’nın adı bile tek başına Nûh Tufanı’nı ve Nûh’un gemisini anlatıyor.

Yüzyıllar değil, binyıllar boyunca "Şehr-i Nûh" adını taşıyan şehre "Şırnak" adını verenler Türkler değil, Ermeniler’dir. Bu isim Ermenice ( Hayca)’dir ve ne anlama geliyor, biliyor musunuz? Söyleyeyim; "gemi şehri"... "Şırnak" ismindeki "nak" sözcüğü Ermenice’de "gemi" demektir.

Eğer şaşırmadıysanız ve "ne var bunda?" diyorsanız, size daha ilginç birşey söyleyeyim o zaman: 13.yy’a kadar Ermeniler de Nûh’un gemisinin Cûdi Dağı’na oturduğuna inanıyorlardı ve Ağrı Dağı ile ilgili iddiâlar Ermeni metinlerinde ilk olarak 13.yy’dan itibaren yer almaya başladı. Bu ise bilimsel değil, tamamen "siyasî amaçlı" idi.

Türkçe’de "Ağrı Dağı", Kürtçe’de "Ararat" ve Ermenice’de "Masis" denen dağa ne yazık ki Farsça’da çok hatalı bir şekilde "Kuh-i Nûh" ( Nûh Dağı ) denilmektedir.

Gaziantep ( Dîluk ) ilinin Nizip ilçesinin esli ( gerçek ) adı "Belqıs"’tır ve kraliçe Belqıs’ı çağrıştırıyor. Bu ilçeye bağlı Karkamış nâhiyesinin gerçek ( eski ) adı ise "Gılgameş" olup, adını en meşhur Kürt efsanelerinden biri olan Gılgameş Destanı’ndan alıyor. Gılgameş, Hz. Nûh ( as ) Peygamber’in beşinci kuşaktan torunudur.

Hz. İbrahim ( as ) Peygamber, bildiğimiz gibi Şanlıurfa ( Rîha )’lıdır ve bir mağarada doğmuştur. Şanlıurfa’nın gerçek ( eski ) adı olan "Rîha" adının "İbrahim" adından geldiği söylenir.

tewderi 17-05-2007 12:07

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
"Nemrûd" adı zaten Kürtçe bir kelime olup "ölümsüz" demektir. Açılımı şu şekildedir:

mır: ölüm

mırın: ölmek

nemrın: ölmemek

omır: ömür

mırî: ölü

mırûd: ölümlü, fani

nemrûd: ölümsüz

mırdar: murdar

Kürtçe bir isim olan "Nemrûd" kelimesi, "mır" ( ölüm ) sözcüğünden türemiştir ve "ölümsüz" demektir. Türkçe’de kullanılan "ömür" ( o-mır ) ve "murdar" ( mır-dar ) sözcükleri, Kürtçe’den Türkçe’ye geçmiş olan sözcüklerdir. Tıpkı, "İbrahim" adını konuşurken bahsettiğimiz ve Kürtçe’de "kardeş" anlamına gelen "bra" sözcüğünün, Kürtçe’ye akraba olan öbür Hint – Avrupa dillerinden Frasça’ya "birader", İngilizce’ye "brother" ve Almanca’ya "bruder" şeklinde geçtiği gibi.

tewderi 17-05-2007 12:08

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sahi, "Harran" adının nereden geldiğini biliyor musunuz? Söyleyelim: "Harran", Hz. İbrahim’in kardeşinin adıdır. Qûr’ân’da ve İncil’de anılmıyor, Ama Tewrat’ta zikredilmektedir.

Bitlis vilâyetimizin gerçek ( eski ) adı "Zûlqarneyn" olup, adını Qûr’ân’da da ismi zikredilen, ancak peygamber mi, yoksa bir veli mi olduğu bilinmeyen Zûlqarneyn’den alır. "Zûlqarneyn", Arapça bir isim olup "iki boynuzlu" demektir. Allâh-u Teâlâ, Zûlqarneyn’e doğunun ve batının hükümranlığını verdiği için bu isimle anılmıştır.

Batman ( Élîh ) vilâyetimizin Hasankeyf ilçesinin asıl adı "Hesenkehf" olup, adını Qûr’ân’da bahsi geçen Ashâb-ı Kehf’ten alır. Yedi kişiden oluşan Ashâb-ı Kehf, yanlarında Qıtmir adlı bir köpekle, Hasankeyf mağaralarında 309 yıl uyumuşlardır.

Modern bilim, tarihin arkeolojik kanıtlarla bilinen en eski yerleşim biriminin M. Ö. 7800 yıllarında kurulan Filistin’deki Eriha ( Jericho ) kenti olduğunu söylüyordu, ancak 1991 yılında Batman’da yapılan arkeolojik kazılarda, Newalê Çori mıntıkasında M. Ö. 9000 yılına ait bir şehir ortaya çıkartılmıştı.

spartacus 17-05-2007 12:42

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili Tewderi, dur biraz CP boğdun, tarih amuda kalktı, bu kaynakların aradaki hariç şu şekilde bakan kaynaklar...

Tarihi kendisi ile-aidiyeti- ile başlatıp bugüne oradan gelen... Bunların tarihsel bir yeri yoktur, yöntemi yok çünkü... Kalıplaşmış bir çıkarsama bakışı bunlar, öyküleme... Deki Tewderi'de Nuh'un ilk oğluydu...

Kürtler Araptır çünkü zaten İbrahim araptı, Nuh'da araptı, Adem'de araptı aslında herkes Araptı....

İbrahim ismi ve yerleşkeler Semitik(Sami) dil olarak ele alınıyor olbilir, ama Abraham kelimesinde nerede bu, neye göre belirledik?

Sami, yani Nuh'un Sam oğlundan gelenler desin efsane, sonrada bu efsaneye bakarak kendilerini Sami ilan etsin bir uygarlık ama efsane döneminde böyle bir adlandırma ile bir halk yok iken, dönüpde aradan atıyorum 2000 yıl geçtikten sonra birisi çıkıp efsaneye bakıp, hah işte biz Sam'dan geliyoruz demişse, ve incelenirkende artık bundan sonrası için Sami denmişse, döneme ve gerçekliğine inmek gerekmiyor mu? Mesala Emeviler,i Abbasiler, Seçluklular, Osmanlılar, iyi bakılsın adlandırmalar nerden geliyor....

Mesala bir yer eski bir yerleşim birimidir demek ne anlatıyor olabilir... Bak o kaynaktan gidersen İbrahim bir Kızılderiliydi, şimdi Kızılderililerde Mayaların Urfa için çok şeyler söylediği bilinir... demek yeridir...

İbrahim'den sonra o bölgelerde çok sular akmıştır... Çok şeyin ismi değişmiştir o yüzden isimlerde bakılması gereken ikinci temel önerme hangi döneme ait olduğudur... *Ne zaman kullanıldığıdır... Ne zaman kime yada kimin kenisine mal ettiğidir... Senin alanın MÖ 9-6. Yüzyıldır ama İbrahim(Abraham) MÖ 20. Yüzyıldır ve İbrani diyede bir halk yoktur... Bir üstteki ülke isimleri gibi, adlandırmalar aslında soy adlandırmalarıdır, başka bir şey değildir...

Nuh ise bir efsanedir, binbir efsaneden biridir..

Bir yerde geçmişti şimdi dönemeyeceğim, Gılgamış, Utnapiştim(Ziusudra) den sonra değildir, çağdaştırlar... Yani tabletlerde çıkan yazılı ve bir çok bölgede kral kütüphanelerinde farklı coğrafyalarda çıkartılan yazılı belgeler ile birilerinin kafasına göre kurguladığı şeyler aynı şeyler değildir...

tewderi 17-05-2007 12:51

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili Tewderi, dur biraz CP boğdun, tarih amuda kalktı, bu kaynakların aradaki hariç şu şekilde bakan kaynaklar...

Sparta abim,
Cp yamak benimde hoşuma gitmiyor elimin altında neredeyse aynısını anlatan kitaplar mevvcut fakat alıp yazma çok zor oluyor. ..

İsim benzerliklerine bakıp konuyu değerlnedirmek hata olur.

Kürtçede pek bozulma yoktur dışardan alınan kelime sayısı çok azdır sebebi ise *hep dağlık kesimlerde yaşamış olmalarıdır . Edebiyat ile pek ilgilenmemeleridir.(1900 yılardan sonra işler biraz değişmiş)

Hz İbrahim Araptır *biraz açıklarmısın...

spartacus 17-05-2007 13:45

Re: Kürtler ve Hz İbrahim
 
Sevgili tewderi;
Kürtçede pek bozulma yoktur dışardan alınan kelime sayısı çok azdır sebebi ise *hep dağlık kesimlerde yaşamış olmalarıdır . Edebiyat ile pek ilgilenmemeleridir.

Burada hem bir pozitif duruma ama hemde negatif bir duruma değinmiş oluyorsun...

Hep dağlık kesimlerde yaşamış, zaten bak ben ilk yazılarımda kürt yada başka bir isim belirtmeden ifade ettim, Paleolitik, Neolotik.. Kısaca dağlık kesimler dediğin Yerleşik olmayan yaşamdır... Yerleşik olmayan yaşamda yazılı kaynak, tapınak, miras, mülkiyet öyle kalıcı bir yerde olabiliecek bir durumda bulunmaz, o nedenle edebiyat dediğin şey birikim sağlayamaz ok. Bunun Kürtler le yada başkaları ile alakası yoktur, yaşam biçimi ile alakalıdır..
Toplayıcı Avcı toplumlar dağlık bölegelere çekilmek zorunda kalmışlardır ha dersinki çakilmek mi hayır, tam terside olmuştur, yerleşkeler nehir kenarlarına dağlık bölgelerden inmiş olmalılar... Çünkü Paleolitik dönem insanlığın doğa ile olan mücadelesinde fazlasıyla fiziki güce dayandığı dönemdir.... Neolotik çağ ise doğayı evcilleştirme dönemidir diyebiliriz, kısa olsun...

Şimdi aldığın CP ler, hangi döneme ait, bırak kurguyu, kahraman isimlerini, bende Tepegözden geliyorum, o halde bende tepegözlü halkındanım, yani böyle tarih başlatan açı onlar... Yani efsaneler bunlar, evet kökeni kaynağı küçücük bir avuc insanın dünyaya açılan macerası olabilir, ama toplumlar kaynaştıkça, yerleşkelerde *geliştikçe dünyaya açılan macerada o bir avuçda çoğalmıştır, macera büyüdükçe efsanede doğru orantılı olarak abartı noktasında büyümüştür, yoksa bir avucun küçük efsanesi milyonlara nasıl mal olabilir...

Senin kaynakların malesef salt efsane kaynakları, evet bir ölçüt kabul edilebilir ama tarihsel araştırma böyle salt bir efsaneye bakıpda, işte biz oyuz demekle yapılamaz, her şeyden önemlisi bakış açısıdır, Siz tarihe ne diyorsunuz bu değil, tarih size ne anatıyor budur....

İbrahim araptı mı dedim, ben böyle düşünüyorum demedim, senin CP kullandığın yazı bu minvalde, arap değilde yerine din koy...

Nuh'un oğlu Sam de, sonrada biz Sam boyundan geliyoruz desin birisi, sonrada bunu diyen egemen soy olsun bir toplum adı, Sami... Olsun bir Osman, gelsin bir Osmanlı ok... *Bu bakış ümmi bir bakıştır, zaten insanların milletlere, bir yığın dinlere ayrışmasının kökeninde bu farklı coğrafyalarda farklı yerleşkeler oluşturan, kaynaşan bir avuc ailevi toplulukların tanımlanması ile oluşmuştur...

Paleolotik çağda mağaraya resim yapıyorsun... Neolotik çağda, yerleşik bir hayata geçiyorsun ve dolayısıyla yerleşik bir kültürde diğerleri ile belirli farklılıklar oluşturuyorsun sonra bu doğal farklılıkları aidiyet olarak işliyorsun, sonra toprağı çitlerle çevirip Benim malım, benim malım diye diğerlerinede öteki diyorsun, ha bir koyun hada diğerini evcilleştirmişsin... Din dediğin de işte insanın *insanlarca evcilleştirilmesidir başka bir şey değildir.. Yani yapay olgudur, bir mülki egemenlik, bir sahiplik ölçütüdür.

Dağlardan açlıktan sefaletten ailenin en büyüğü olan A(bu ahrfi kullanacağız) tüm aileyi toplayarak, ihtiyarlığından dolayı *elinede bir odun alarak(sonra asa olacak) düşüyor yola, güzelim evi olan mağarasını terk eyliyor, az biraz doğayı çözmüş, su kenarlarında yemişleri topluyor, oralarda yerleşiyor barakalar yapıyor ve o toplumun hafızası işte O A ile başlıyor... O A Tanrılaşıyor, hatta oralara gelene kadar o toplumu düzene çıkartana kadar o ile büyüğü ejderlerle savaşmıştır, yere asasını vurmuş bin bir çeşit pınar fışkırmıştır... Böyle uzar gider... İnsanlığın gelişimi var ortada ve ayrışmaların kökeninde soy yatar.. Aile yatar.

Daha sonra ise toprağın işlenmesi onun mülki sahipliği var, ve işte burada devreye A dediki, sizler B ve C insanları çalıştıracak onları yöneteceksiniz. Sizleri benim düzenimin temsilcisi büyük adamlar seçtim(kral). A çok yücedir, A nasılki yere vurdu su, ejdere üfledi yol açtı bize, şimdi A bizden bunu istiyor... Biz ise O'nun temsilcileriyiz ve A sizlerin bu buyruklara kesin uymasını istiyor..... Böyle bir sürü kurt kapanı teorisi çünkü insan koyunu evcilleştirmiştir, Kurt avlanmaya çıkmayacaktır artık! Ok olay budur, kurt kapanıda böyle kurulmuştur, kölelik başlamıştır ve aslında burada adını andığımız tüm toplumlar, yok krallar köleci toplumlardır..... Toplum köledir ve düzen kutsaldır ve temsilcilerde Büyük A'nın kutsal temsilcileridir.........

A ne kadar yüceltilir etkisi o kadar büyük olur... Evvel Tanrı inançlarında ise tanrılar konuşmaz, öyle buyruk muyruk vermez, Tanrı toprağın kendisidir, sudur havadır tanrı, Tanrıyı içersin, tanrıyı yersin, tanrı avucuna alırsın, tanrı sensin... Ne zamanki bu mülki dönem ve yerleşkeler başladı, işte o ilk Ailenin büyüğü olan A iradesine yönelindi nasılki o mağaradan çıkarttı yol gösterdi, şimdi yine odur önder, ama öleleli 2000 yıl olmuştur ne gam, o Tanrıdır ve emretmektedir, kurtuluş için buyruklarına harfiyen uymak gerekir, artık A emretmektedir, irade göstermekte ve topluluk içinden Yüce temsilcilerini seçip diğerlerini ona hizmet ettirmekte ve böylelikle toplamda insanlar A için hizmet etmektedir, yüksek ihtişamlı tapınaklar istemekte ve tapınakların en geniş yerini ambarlar olarak ayırtmaktadır... Efsaneler mi, yine bu temsilcilerin elinde bir oyuncaktan ibarettir... Nerede başlar bu oyun oynayanların etkisi efsanelere Kutsallık giydirildiği anda başlar, önce bunu bir ayıklamak gerekir, onlar ayıklandığında geriye o basit gerçek, küçük ailenin dünyaya açılan macerası kalır....

Bu A dan gelenleriz biz derler, oldumu şimdi O toplum A toplumu.. 100 Km ötede ise bir Başka B vardır, o toplumda oldumu şimdi B toplumu... C toplumu, D toplumu...
Sonra ise A ile B ile C yada D o topraklar için savaşaklardır ve kutsal metinlerde savaş, efsanelere dönüştürülecek, savaşan bir yerde Tanrılar olacaktır...

Oysa o bir avucun, küçük ailenin o ilk büyüğü olan A yada B yada C yada D, hiç bir zaman birbirlerini görmemiş, sadece dönemin şartları ve koşulları gereği, aile büyüklüğü yapmış insanlardan başka bir şey olmayacaklardır...

Şimdi bize bu konuda o ilkin, o küçük ailenin dünyaya açılan macerası lazım Ondan sonra yaşamış, aradan bin yıllar geçmiş düzeneklerin değil...

Kısaca tek din ve tek bir ırk var, insan.. başka yok... gerisi hikaye.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:09 .