![]() |
Evren’in Bir Başlangıcı Var mı
Big Bang teorisine göre evrenin bir başlangıcı olduğu varsayılmaktadır. Diğer yandan da hiçlikten bir şeyin çıkmayacağını gözlemlerimizden biliyoruz. Acaba Aristo'nun öngördüğü şekilde varlık hareket etmeye başlıyor ve ilk hareket ettirici mi var? Yoksa evren sonsuzdan beri devinmekte midir?
|
İnsanın bir başlangıcı var mı? 100 bin yıl önce diyebilirsin; çünkü insanı biz tanımlıyoruz.
Dünyanın bir başlangıcı var mı? 5 milyar yıl önce diyebilirsin, çünkü dünyayı biz tanımlıyoruz. Aynı şekilde evrene de bir tanım yükleyebilirsin ve o tanıma göre bir başlangıç belirleyebilirsin. ''Başlangıç'' ifadesi tanımı gereği bir referans içermek zorunda. Referanssız evren hakkında doğal olarak bir başlangıçtan söz edilemez. Bütün başlangıçlar insan kurgusuna/tanımına bağlı olarak var olmakta. |
Aslında şeylerin başlaması için bizim tanımımıza ihtiyaçları yok, çünkü bilincimizden bağımsız olarak varlar. İnsanoğlunun yaptığı belirlemek değil, tespit edip sınıflandırmaktır.
Ancak biz tanımladığımızda ve ifade ettiğimizde olan şeyleri kendi anlayışımıza tercüme etmiş oluyoruz. Biz anlayalım veya anlamayalım, ne oluyorsa ve olacaksa o sürecektir, bitecekse bitecektir. Referans şeylerin kendisidir. İnsan, dünya bunlar sınırlı örnekler olduğu için doğru örnek değiller. Evren ise var olan bütün şeyleri veya bizim tanımlayabildiğimiz kadarıylaki şeyleri içeriyor. Evren’in dışı ve başka Evren’ler olması mümkündür. Bir evren bitip diğeri başlıyorsa her şeyin başlangıcı olarak gözükmez bize. Varlık, sonsuzdan beri deviniyor olabilir. Ama tek evren varsa ve o başlıyorsa en azından bizim için her şeyin başlangıcı olacaktır. Fakat bu nasıl bir şeydir, başlangıç ne demektir? |
|
Alıntı:
sonsuzun berisi ötesi olamayacağı gibi öncesi de olamayacaktır önceyi irdeleyen bir beri kavramına sanırım sonsuz kavramı ilişkilendirilemez sonsuz geçmişte bulunamayacaktır ve geçmiş kavramıyla da kavranamaz gibi duruyor Alıntı:
bir şeylerin başlangıcı olduğu ve olacağı? başlagıcın olduğu yerde, orada bir şeyler olmalı. başlamamış bir şeyler Alıntı:
varlık durağandı,varlık vardı,varlık durağanca vardı varlık hareketsizce vardı sanırım bir şeyler hareket etmeye ve olmaya başlamıyor |
Alıntı:
Örneğin Samanyolu, galaksi denmişliği yerine evren'de denebilirdi, lakin insanın gözlem ufku genişledikçe, tanı da genişlemekte, böylece Andromeda'da dahil olur ve evren olarak anılmaz, böylece Samanyolu, Andromeda ve milyarlarcası evrenin parçası olarak görülmeye başlanır. Öyleyse Samanyolu'nun, Andromeda'dan ayrı-k bir form temsil etmesi, böylece asıl kıstasın form-yapıya dairliğiyle, insan aynı kıstaslarla daha büyük -ama ayrık- form-yapılar aranmaya-düşünmeye ve bir isim vermeye koyulur. Dünya atmosferindeki parçalı bulutlara uzaktan bakarsak, bir bütün olarak görmeye başlarız, artık o bulutlar bir bütündür ve yakınlaştığımızda ancak özneleştirebileceğimiz farklılıkları görmeye başlarız. Öznellik aldatır(çünkü dar alanda merkeze kendisini koymak zorundadır), parça düzeyine geldiğimizde, sanki beher parça, diğerinden tamamen ayrıymış gibi bir kanıya kapılırız, oysa uzamda-en azından örnekte ifade edildiği gibi çok daha uzaktan bakıldığında- bütündür. Burada sorun parçanın(form-yapının) tespiti değil, bu algıdan dolayı yalıtım-cı düşünmeye meylediştir. Daha ileri gidilerek öznel idealizme varılır ve özne artık gerçekliği değil, görmek istediği -gibiliği- öncüle almaya başlar... Başlangıç ve bitişler form-yapıya dairdir, daha doğrusu bağlıdır. Önce şeyler'in hareketi-değişimi, sonra algısı(çeşitli kıstaslarla, şeylerin birbirine nazaran farkıyla yorum, kavramlara anlam verecek). Zaman ne hareketin ne de değişimin sağlayanı değildir, aksine hareket-değişim, bizim ilk referanslarımızla, ikinci ve diğer referanslarımız arasındaki form-yapısal değişimlerin kıyasıyla anlam kazanır, böylece ölçmenin konusu olur(ölçülen ne? Değişim, değişen ne?). Nesnel zeminde ise böyle bir irade, algı, hafıza ederek tutup, kıyaslayack bir öncül yoktur-ayrı bir özne yoktur o zeminde-, diğer yönüylede böyle bir öncül zaten-ancak varlığın bileşik biçimidir-form, yapı- ve hareketle, ilişkiyle var olur, öznenin valığı özneyi anlamlı kılan zeminden öncüle konulamaz. O zemin yani nesnel, şu ya da bunun şahsına indirgenemez-özneleşemez olan taban, form-yapılardaki değişime, harekete dair çıkarsamada bulunduğumuz kavramlardan da daha alt bir zemindir. Bu zemin SON-SONSUZLUK, önce, sonra, yukarı, aşağı gibi kavramlarımızın muhatabı değildir, zira bu kavramlarımızı biz, merkeze kendimizi ve bakış açımızı koyduğumuz haliyle, şey'lerin birbirine nazaran form-yapı, biçim, bileşimine göre kıyasımızla anlam kazanır, peki şeylerin bu üst zeminde kıyasının yapılamadığı temel zemine bu kavramları dayatmanın veya bu kavramlarla düşünmenin anlamı-geçerliliği var mıdır? Hasılı o zeminde evvel-sonra diye bir taban yok, bu bağlamda gerçek sadece hareket ve ilişkiden ibaret. Kısaca taban-zemin, zaman kavramıyla sınırlayıp, ifade edebileceğimiz bir yapı arzetmiyor, ama harekete-form-yapısal değişime bağlı olarak yaptığımız kıyaslar sayesinde zaman kavramını soyutluyoruz. Bir başlangıç yok, bir son'da olmayacak, hiç başlamadı ve hiç bitmeyecek çünkü bu kavramların muhatabı formdur. Örneğin uzay sonsuz mudur? Değildir. Sonlu mudur? Değildir, zira uzay son-sonsuzluk gibi kavramların muhatabı değildir, ayrık, kendi başına özneleştirilebilir, bireye indirgenebilir temel de değildir. "Varlık ve yokluktur" ve bunlar sıfır(0) zamanda devinir durur, değişim ortada olanda bünyevi gerçekleşir(yani farklı zaman yolu-uzayında yol almışlığıyla değil, değişerek zaman kavramını anlamlı kılar, önce zaman gelmez, dolayısıyla öncüle zaman kavramıyla yaklaşmak anlamsız olur)... Başka evrenler->öznenin yani biz insanın kıstasları ve kabullerine ve elbette kıstas edilenlerin formu-yapısı, biçimine göre tanılanır. Samanyolunu evren olarak baz almış olsaydık, Andromeda bir başka evren olurdu, böylece özneleştirilemez, parçaya indirgenemez, ÇOKLANAMAZ, ayrıklaştırılamaz, öteki-diğerlenemez daha bir üst bütüne-gruba gereksinim duyardık-uzay gibi-, evren demesek dahi bir başka ifade arardık. (benim evren algım, uzayla bir bütündür, özneleşemez, diğerlenemez, ayrı olarak işaret edilemez. Yani nazsıl ki uzayı özneleştirebilmek için, dışında(formun dışında) bir başka uzaya gereksinim duyuyorsak ve böyle bir dış tarifi mümkün değilse, bu da öyle(dışı olmayanın dışından söz etmek ne kadar abes ise, uzay, evrene, varlığa dairde önce, sonra, iç, dış tabride o kadar abestir). Big Bang geçerli bir teori olmaktan artık çok uzak. Zira bu salt FORM-YAPIYA nazaran kavramlara dayanmışlığıyla değil, gözlemlerimizde form-yapıların eş zaman yansıtmaması-açığa çıkartmamasıyla da ilgili. Yani standard olarak 0(sıfır) kabul edebileceğimiz(neye göre, hangi yapıya göre) özelde bir başlangıç tabir edilebilir MUTLAK bir noktamız yok, şeyler birbiriyle her ne kadar ilişkili olsada, form-yapısal değişime dair eş zamandalık durumu yok. Görüp tanıladığımız ve isimlendirdiğimiz varlığın biçimleridir ve bu herhangi birine indirgenemez, sabitlenemez değişken bir yapı arzeder(şeylerin form-yapısal aynılığı-ayrılığı eş zamanlı değildir). böylece bizler değişimlere bakarak, başlangıç, bitiş gibi, ama değişen formun NAMINA, aldığı yeni hale(form-yapıya) nazaran kıyaslar yaparız, işte tabir ettiğimiz her başlangıç, varlığın değişken biçimine dairdir, başlayıp biten(başka biçime dönüşen) madde değil, halleri-form-yapısıdır. Bu bağlamda bir yıldız ne zaman başladı diye sormak ne anlam ifade ederse bunun gibi, başlamadan önce de yıldız -plazma bir hal- değil miydi? Değilse-öyleyse yıldız tabir, tanımını biz neye göre yaptık? Neye göre yaptıysak işte ancak biz ona dair başlamak-bitmek tabiri kullanabiliriz, varlığa-madden- zemine dair değil... söndüğünde o, artık yıldız değildir... çünkü bu zemin(varlık zemini) özneleştirilemez, iradi kavramlara-iradi seçimlere, özelleşirmeye indirgenemz sanki şey'miş gibi herhangi bir forma indirgenemez genel-taban, muhteva zeminidir. formu-yapısı, biçimi ne olursa olsun, muhteva anlamında hiç bir ayırt edici, ayrılaştırabilir taban içermez, her halükarda, her biçimde muhtevadır ve devinerek başlangıç-bitiş mefhumuna anlam verir(kim, kime bağlı?)... Sonuç:Evrenin başlayıp, başlamadığı konusu, evren'e dair neyi baz alıp, nasıl bir tanım yaptığımızla da ilgilidir. Örneğin Samanyolunun bir başlangıcı olabilir, düşünülebilir çünkü bu tanımı biz form-yapı ve diğer form-yapılara dair kıyasla ediniyoruz, yapı değişirse artık farklı bir tanım vereceğiz, ama formun değişimi, muhtevanın da başladığı anlamına gelmiyor(muhtevaya başlangıç salt form-yapı zemini olmamasıyla değil, bir başlangıcının olması beklentisi, bir başlangıcı olsaydı, hiç bir şey(örn: samanyolu) olamaz-oluşmazdı noktasına da varıyor - geçersiz paradoks- kaldı ki başlamak için, oluşmak gerekir, oluşmak fiilinin olması içinde değişen şeyler, varlık. böylece varlığı başlatmak çabası nafiledir, anlamsızdır). Oluşumun, oluşmak fiilinin muhatabı muhteva-varlık değil, varlığın değişen biçimleridir. |
Evren dediğimiz şey, nihai bir bütün mü yoksa çoklu evrenlerden sadece bir kabarcık mı...Henüz bilgilerimiz çok yeni ve dahası, kendi Güneş sistemizle ilgili konularda yeni yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz.
Evrenle ilgili konulara meraklı arkadaşlara, axions konusu ile ilgili araştırmalar yapmalarını tavsiye ederim. Çok ilginç bir konudur. |
Evren dediğimiz , galaksiler bütününün neden bir çerçevesi olmasın ki ? Gayet normal bir durum.
Güneş sistemimizin çerçevesi gibi Galaksimizin çerçevesi gibi Evrenimizin çerçevesi de olabilir. Ufkumuz henüz ,evrenin çerçevesini tespit edemedi , çerçevesi olmayada bilir , belki de sürekli aynı şeyler , galaksiler ve yine galaksiler ve yine galaksiler...........----------> Tanrıcılar için Güneş sistemi evrendi , geçen yüzyıl da galaksimizin dışı ve şu anda diğer galaksiler tespit edildi , teoriler üretildi. Bunların tamamının en küçükten daha büyüğüne kadar merkezin etrafında dönmesi !! Benim için en enteresan olanı. Bu galaksilerin olduğu bütünde , kendisine benzer olması mümkün olan bütünlerle birlikte , başka merkezin çevresinde DÖNÜYOR olabilir mi ? Şimdilik gördüğümüz kadarı ile...... |
Önemli olan evren kavramını neye göre, nasıl içeriklendirildiğidir
Benim evrenim bütündür, evrencikler içermez, Big Bang'e dayalı olarak dilenirse kabarcık metaforu kullanılsın, hiç biriside evren değildir, kabarcıkneyin üzerinde, hangi zeminde meydana geliyorsa, işte evren o zemindir(kabarcığın kendisi değil) aksine her kabarcık evrenin parçasıdır... Ki bu tür kabarcık kurgular -uzay-evren namına- fantastik. Daha dar anlamda öznel limite dayalı evren algısı ise evrenin dışından söz edebilir, öyleyse evrenin dışının kapsayıcısı nedir? benim evrenimin içi-dışı yok(uzay ile bütün). Ancak parçalar, formu-yapısına nazaran tanılanabilirler, haliyle evrenler yerine ada'lar kavramını kullanmak daha yerinde. Ki 500 yıllık gidişatımız bu yönde, güneş sistemiyle darlaştırılan evren, galaksi ve oradan da galaksilere değin genişledi. uzay ve evren gibi alanların, öznenin ufuk açısına göre sınırlandırılması zaten temel bir hata, yanılgıdır, öznel idealizm ve bu gün bilhassa adına teorik fizik denilen kurgu-matematik, lineer sembol dünyasıyla bilim, o alanda hızla öznel idealizme teslim olmakta. Farzedelim evreni gökada sistemlerine göre(çok sayıda galaksinin içerildiği)* almaktayım, ne oldu? Her bir ada, diğeriyle kıyaslandığı ölçüde evren tanımı anlam kazandı, böylece biz evren'lerden söz edebildik, bu halde her bir adayı da kapsayan bütün sorunsalı nasıl tanılanacak? Eğer öyleyse, adalara, evren tabiri kullanılması doğru değildir... * Bir hatırlatma, Gökada sistemlerinin -ilişkisel temelde birbirine bağlı -parça-bütün- bir yapı, sistem sergilemesi için- 50-80 milyar yıl gerektiği öngörülüyor. Klasik bir başka soru, evren genişliyormuş, nereye genişliyor? Bu soru anlaşılması güç bir soru gibi, oysa genişlediği alan'da evren değil mi? Yani genişlediği alan neyin, nesi? Evren dediğimizde en geniş anlamda kapsayıcı olanı ifade ediyoruz ve eğer evren genişliyorsa bu demetir ki kapsanıyor(öyleyse kapsanmış olanın, kapsayıcı olanı ne?)... |
Spartaküs ufkunla ufkumuzu açıyorsun. Sağolun.
Peki , bildiğimiz en küçükten , en büyüğe kadar , merkezin etrafında dönerek hareket eden şeyler gibi , bildiğimiz galaksilerin tümünü oluşturan evren dediğimiz de , başka evrenler ile birlikte başka bir merkezin çevresin de dönüyor ihtimali yok mu ? Hayal perest gibi düşünmüş görünsem de, sistem sanki sürekli aynı şekil de işliyor. Atom ve çevresi Güneş ve çevresi Galaksi merkezi ve çevresi gibi. Söylediğiniz gibi , evrenler dahi olsa , bu evrenlerin dışının peşine düşeceğiz , bu evrenlere baska bir isim verip , evrenlere , evrenimiz diyip devam edecegiz. Evrenler bir bütün olucak. Galaksiler gibi. |
Merkez noktası, Şey'lerin birbiriyle olan ilişkisiyle ilgilidir ve mutlak değildir-merkez yine şeylerin biribiriyle ilişki-etkileşimine göre değişkendir-, bizim bu bahisle ele aldığımızın kapsayıcılığı evren kapsamına göre parçaya inilmiş dar bir alandır.
Ada'ların merkez noktasının baz alınmışlığı, ilgili ada'ya dair-göredir, evren tanısı ise merkezleştirilip, bireye indirgenemez, zemin temeliyledir. Evren şu ya da bunların(şey'lerin) dahil edildiği bütündür. Bir okyanus düşünelim ve bunun içinde de 1000 adet ada. Evren'in tanısı adalardan herhangi birisi değil, okyanusun kendisidir, öyleyse evren tanılarken herhangi bir adaya göre davranmamalı ve adanın bir merkezinin olması öne sürülerek, evrenin de mutlak bir merkezinin olduğu kanısına kapılmamalı-merkezi olan -> evren değil, parçadır. Şimdi birisi çıkıp bana diyebilir ki, ama okyanusların bir merkezi var, bu ölçülebilir. Tabi ki, çünkü okyanusun sınırı var, sınırsız bir okyanusun merkezi neresidir? Ya "her yer" ya da "hiç bir yer" değil mi? Bu bağlamda da parçaya->evren demek hatadır, bizim kullanmamız gereken tabir ADA'dır veya ada anlamını içeren bir başka tabir... Kaldı ki tüm'ü(fizik alemi) kapsayıcı anlamda, parçaya indirgenmiş EVREN ifadesinin kullanılması doğru değildir, zira burada öncül "EV" kelimesidir, belirli bir mekanı ifade eder. eğer böyle alacaksak, öyleyse biz tabanı-zemini kapsayıcı olanı ifade edebilmek namına örneğin "alem" kelimesini kullanmak durumundayız, fakat görüyoruz ki evren kelimesi zaten yerine kullanılır olmuş, öyleyse hem genel kapsayıcı anlamda kullanıp, ama hem de ifadesini parçaya indirgeyen anlamla dile geitrmek çelişir. İçinde olduğum parçanın ev'liği, ancak benim içinde olmuşluğuma göre anlam kazanıyor, bu bağlamda öznel durumumu, nesnel zeminde genelleme adına kullanamam, benim içinde bulunduğum bana göre ev ise, senin içinde bulunduğun da sana göre ev'dir, öyleyse bunların tümüde, ben içinde olayım ya da olmayım->ev'dir. Öyleyse daha geniş bir tabire ihtiyacım var ve ev'i değil, tüm evleri, bütünü ifade eden kelime olmalı. Eğer evren öznenin kendisini esas alıp konumladığına göre, ev gibi kendisini içinde gördüğü bir mekan-zemin gibi alınacaksa, öyleyse Andromeda'yı da kendi evrenine(samanyolu) dahil kılmasının anlamı ne? Ya tüm, ama tüm evleri kapsayan bütün bir kelime olarak kullanacağız(örneğin evlerden meydana gelen mahalle, şehir, ülke, dünya ..... gibi) ya da ikincisi ancak belirli bir alanı ifade etmek namına bu tabiri kullanacağız. İkinciyi esas alacaksak bizim evrenimiz Samanyoludur. Andromeda ise başka bir evren'dir ve bunlar eş zamanlı olarak oluşmadılar(form-yapı değişimi)... Hayır birinciyi esas alacaksak öyleyse evren'e sınır koymak anlamsızdır, zira evren dediğimiz bu durumda parçaya(adalara) aşkın bir zemin olarak alınmış olur. parçayı(her bir ev'i, EV'leri) aşkın olanda, parçaya, herhangi bir ev'e göre sınırlanamaz... Örneğin ben kıstasımı 2 değilde, 1 alırsam Her galaksi, bir evrendir özünde ve bana göre doğru olan bu olur. Bunu yapmıyorsam sebebi, evren kelimesine güncel olarak yüklenmiş olan anlamda yaşanan kavram kargaşasıdır. |
Alıntı:
1- "sonsuz" gerçek ise, yani bir "öylece-bulunan" ise, bu ontolojik kavram "kendisine özdeş" olur aynı zamanda değil mi? ancak bu durumda herhangi bir "aktivite" nasıl mümkün olacaktır? zira bizim için ontolojinin koşulu, evvela bir özdeşlikten bahsedememektir, bu da "kendinde-sonsuz" (kendinde-şu, kendinde-bu vs.) adında bir ontolojik varlığın söz konusu olamayacağını ifade ediyor —ki bunun modern teorideki karşılığı da kuantum mekaniğidir— o halde "bütün" dediğimizde o bir "sonsuz" değildir , yani, "sonsuz"'un doğru bir anlamı olacaksa, bu ancak ve ancak onun kendi sonluluğunu da içermesiyle mümkün olabilir, özetle "sonsuz", kendisini, kendi sonsuzluğuyla kapatamaz (yani, "dinamizm" demişsek, sonsuz olarak kavranabilecek her ne varsa ,o her zaman için kendisini sökümlemeye olan mahkumiyetini de yedeklemiş durumdadır), demek ki o zat-en sonsuz değildir ve tam olarak bunun için sonsuzdur, bunu bir başka ifadeyle söylersek, sonsuzluk, bir "durum"un değil, bir devinimin adı olabilir sadece.. 2- yukarıdan devam edersek, sonsuz değilse evren ve de "sonlu" ise, yine mümkün olamaz[dı], zira bu durumda o kendi kendisiyle limitlenmiş olur ve bu da paradoksal bir diğer özdeşlik türüne karşılık gelir, ancak limitin ortaya çıkması için ise birden fazla egzistensiyalitenin çatışması gerekiyor, yani bir sınırı sınırlayan başka bir sınırdır, fakat yukarıda belirtmek istediğim gibi, bu kavramı evrene uyguladığınızda, o ancak ve ancak "kendinde-sonsuzluk" dediğim önsel bir ontolojinin yedeğinde anlam kazanabilmekte, dolayısıyla bunu da kabul etmek felsefi olarak mümkün görünmüyor.. bu durumda: evren ne sonsuz, ne kendisini kuşatan sonsuz birşeyin içinde, ne de sonlu olarak tahayyül edilemez. (bu şu anlama da geliyor: metafizik anlamda "mekan" zaten yoktur, yani evren "biryerde" olamaz ve bunun için "oluş" da "bütünsel" olmak zorundadır, yani genişleyen-evrenin bir "ötesi" kendisine-özdeş olarak orada öylece bulun[a]madığı gibi, evrenin genişlemesi de tamamen ve ancak kendisinde içkin olabilir , dolayısıyla "genişleme" dediğimizde, bu "oluşun tamamı" olarak da kavranmak durumunda aynı zamanda.. zira ifade ettiğim gibi, aksi durumda onun kendi imkanının oluşabileceği tasavvur edilemiyor (kısaca, yukarıda değindiğim "özdeşlik" buna müsade etmemekte), ve dolayısıyla öylesine bir tasavvurda egzistensiyal-kombinasyonlar da hiçbir şekilde mümkün olamayacaklardır (felsefi bağlamda). öyleyse "imkan" dediğimizde, bu asılda özdeşliğin imkansızlığından başka birşey değildir... sonuç: bu bağlamda big bang ("genişleyen evren"), "evrenin kendisine özdeş olamazlığı" açısından felsefi bir temele oturtulabilir. kısaca söylediğim: evren sonsuz değildir, sonlu da değildir, o sadece "birşey" olamamaktadır, onun birşey-olamazlığı ise oluş olarak kendisini karşılamaktadır, ve bunun için oluşum[lar] da başlayamaz ya da bitemez[ler].. |
Sonsuzluk diye birşey sanırım yok.Sadece hesaplanamayacak kadar çok manasında, kullanılıyor. Hesaplayamadığımız şeylerde ona sığınıyoruz.
Sonsuz, sıfat olmasına rağmen, yanlışlıkla isim yada fiil gibi kullanılıyor. Bu da kafa karışıklığına sebep oluyor. |
Bana kalırsa içinde yaşadığımız bu ortamın (yıldızlardan, galaksilerden oluşan bu ortamın) bir başlangıcı olmalı. Bu şekilde bir yapının hep var olmuş olması açıklamasız kalırdı. Yani neden bu ortam bu işleyiş yapısıyla hep var olmuş olsun ki. Yıldızlardan galaksilerden oluşmayan ve başka şeylerden oluşan, başka ortamlar, başka yapılar da var olmuş olmalı.
Ancak içinde yaşadığımız bu ortamın başlangıcını alternatifsizleştirerek tek yapıya indirip her şeyin başlangıcı olarak yorumlayamayız. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Var olmak-olmamak forma nazarandır. Formun oluşu, hep var olmamakla anlam kazanır. Hep var olmaklık ifadesi ise, ancak ve dahi forumun hep var olmaması sayesiyle ve olmaklığıyla anlam kazanır. Var olmaklık, olmamazlık, başlangıç ve bitiş, formun var olmsı ve olmaması sayesinde anlam kazanır. Yani elde olan kavramlarla ifade edebiliyor muyum bilmiyorum ama, hep var olmaki olmamaki başlamak-bitmek gibi ifadeler zaten o form, o form ise devinim sayesindedir. Hasılı, şu ya da bunu form-yapısına, nitelik, özelliklerine dayalı tanılayan sizsiniz. Varlık-muhteve-ortam zemininde yani hiç bir öznel, özne, tanı, forma ve form-yapı sonrasında ancak soyutlanabilir kavramlara tabi olmayan zeminde, ne bir son-sonsuzluk, ne bir başlangıç-bitiş, ne iç, ne dış gibi kavramların muhatabı da, dayanak-esas alınabilir bir temeli de yoktur. varlık-uzay-fizik ne hep vardır, ne de hep yoktur. Varlık ve uzay ne sonsuzdur ne de sonlu. Varlık ve uzay ne başlar ne de biter. Bizim bu tür kavramlarımıza dair, temelin(fizik-varlık-uzay), hemen bir üst noktasında duran zemin, DEVİNİM zeminidir. Hasılı devinim, form-yapının biçimlerine ve öznelleştirilemez bir zemin bağlamında(her şey devinebilir ama o devinimin kendisi bir şey olmaz) nazaran tanıladığımız kavramlardan da önce gelir, aynen varlık-muhteva zemininin de önce gelmesi gibi. Hasılı hep var olan diye bir soruya herhangi bir şeyi muhatap kılacaksan, bu ancak form-yapı nazarındadır. Varlık-yokluk-fizik-uzay zemini olarak ifade ettiğim temel zemin bu tür kavramların muhatabı değildir. lakin o zeminde de ifade edebilir kavrama sahip olmadığımız için, ANLAŞILABİLMESİ, İDRAK,KAVRAYABİLME namına, DAİMDİR gibi ifadeler kullanırız buna mecbur kalırız. Kısaca UZAY-VARLIK-FİZİK ne daimdir ne de değil. Ne sonludur ne de sonsuz. Ne öncedir ne sonra. Ne şuradadır ne orada. Ama dediğin gibi, hep var dediğimiz form-yapılar değil... Peki form değişti diye EVREN tanımınız da değişiyorsa, orada ele almanız gereken esas, evren tanımınızın neye göre olduğudur. Örneğin benim evren tanımım, uzay-evren bütünlüğüyledir, yani ve evet, daimdir. Oluşmaz ve yok olmaz, başlamaz ve bitmez. Evren tanımım herhangi bir forma nazaran limitlenemez, örneğin Samanyolu form ise, evrenin tanımı herhangi bir form-ların sınırlarıyla tanılanamaz. Alıntı:
Peki ortamın içinde olduğumuz kanısına nasıl ulaştınız? Kendinizi merkeze koyup, gözlem ufkunuz ve dışını da dış tayin ederek. Evrenin için de misiniz? Uzayın içinde misiniz? Burada kavramlarla sorun yaşıyoruz, ama yakın ifade olarak ben üzerinde-bünyesinde, herhangi bir yerinde -ki bunalr dahi karşılamaz- ifadelerini kullanmayı daha anlamlı buluyorum. |
Alıntı:
İçinde bulunduğumuz ortam bu. Evren olarak tanımlanan da genelde bu oluyor. Nereye baksak galaksi yapıları görüyoruz. Biz her yerde galaksi görsek bile varlık(veya varoluşlar) tamamıyla galaksilerden oluşmak zorunda değil. Öyle bir ortam vardır ki orada hiç galaksi yoktur, başka yapılar vardır. Bu başka yapıların ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Burada metafiziksel yapıları kastetmiyorum. Neden her yer galaksilerle, gezegenlerle dolu olmak zorunda olsun ki? Başka bir ortamda galaksiler, yıldızlar dışında başka yapılar da gayet olabilir. Başlangıç ifadesini bu içinde bulunduğumuz ortama atfediyorum. Bu ortam başka ortamlardan farklı olarak(başka ortamların nasıl yapılar olduğuna dair bir fikrim yok) bir şekilde oluşmaya başlamış. |
Alıntı:
Neye benzediği, niteliği ancak FORM-YAPI çerçevesinde anlam taşımaz mı? Öyleyse gelip-geçici olmayan ne? Alıntı:
İnsan doğası gereği kendisini merkez alıp, sonra gözlem ufkuyla bir daire(öyle olmalı) çizer. Sonra gözlem ufkunun sınırları da bir daire biçimini alır. Sonra evreni de bir daire gibi tasvir ederken, orada durmaz, gözlem ufkunun sınırlarıyla da limitler. Şimdi gerçek olan bu değil mi? Bende diyorum ki, farklı FORM-YAPILAR olabilir, insanın gözlem sınırının ötesinde vb de olabilir, lakin farkı anlamlı kılan FORM-YAPIDIR. Zeminde ise şu ya da bu diye sınırlayamaz bir noktamız var, o da uzay-fizik-varlık zemini. İşte o zemin sınırlanamaz, yani form-yapıyla sınırlamaz. Sınır, zaman, öncesi, sonrası, önü, arkası, sağı, solu gibi belirlemeler, ancak şeylerin ve diğer şeylerin merkeze ve referans alınmasının kıyaslarıyla ilgili. Bu halde bizim öncelikle belirlememiz gereken, evren dediğimizde kastettiğimizin ne olduğu, nasıl bir tanım getirdiğimiz. Bana sorarsan 2 türlüdür; 1.) İçinde olunduğu söylenen -ki özne kendisini merkeze alınca, kendi dışında kalan ne ise, kendisini içinde olarak ifade eder, böylece gözlem ufkunca sınırlanmış olana verdiği isim-tanım 2.) Form-yapılardan bağımsız, form-yapılara zemin-ev(italik) olan muhteva, uzay-fizik.. Bir noluya göre düşüneceksem, iddia ediyorum her bir galaksi bir evrendir, neye göre böyle bir kanıya vardığımı sorarsan, çünkü içinde olduğum galaksi Samanyoludur, örneğin Andromeda değil. 2 Noluya göre düşüneceksem, evren, uzay-varlık-fiziktir ve tüm form-yapı özneliği, özelliğinden bağımsız. Bir ifadeyle, ışığın erim sağlayabileceği maksimum bir sınır var. Bu gözlemin sınırlarını da belirliyor. Bir zamanlar teleskoplarımız yoktu, dolayısıyla evren dediğimize tayin ettiğimiz sınır yıldız sistemini aşmıyordu, sonra biraz daha ileri gidebildik, zira daha zayıf ışık kaynaklarını gözlemleyebilecek araçlara sahip olduk, bu sefer evren galaksi(Samanyolu) ebadına genişletildi, yıldızlar ötesi halie geldi. Daha sonra daha ileri gitti ve gözlem ufkumuz bir kaç galaksi ebadına ulaştı, galaksiler ötesi... Şimdi ise milyar, milyar yıldız-galaksi ötelerine değin gözlem ufkumuz genişledi. Farklı görmek istediğimiz ne varsa görmüş değiliz. Buradan demek istediğim illa neden farklı yapılar olacağı arayışı, pekala uzay-fizik-varlık muhteva böyledir. İnsan psikolojisi elindekini analiz etmekten yana değildir, çünkü meraklıdır ve merakını zaten mevcut olan gidermez, mevcut olandan farklısının arayışı merak kavramına anlam verir. İçindeki merak, dürtü, istemi vb her ne ise, insanı süreğen zaten elinde olanla yetinmeme, ufku dışındakilerin de elinde olandan illa farklı olacağını düşünme isteğiyle, hayal-kurguya sürükler, öyle olsun ister, hep farklı, çok farklı hayal eder, kurgular O halde ifadene dair, milyarlarca ışık yılı ötesinin de öteleri, zaten gözlemlediğimiz gibi olamaz mı? Ya da dediğin gibi, farklı da olabilir, lakin gelip geçici olan form-yapıdır zira gelip, geçicilik atfedebilmemiz için, referansımız form-yapı olmak durumunda. |
Evrenin bir başlangıcı var mı ? YOK
Herseyin bir başlangıcı olmak ZORUNDA MI ? |
Spartacus sence uzayda dolaşabilsek git git bitmez mi? Yani gidiyoruz ve sürekli form yapılarla karşılaşıyoruz, ama bir türlü bitmiyor, senin uzay evren anlayışın böyle mi?
|
Çoklu evrenler (çoklu ortamlar) fikri mantıklı gelmeye başladı bana. Başka bir ortamda atomlar yoktur, foton yoktur, ışık yoktur. Onların yerine farklı yapılaşmalar ortaya çıkmıştır. Bu yapılaşmaların ne olduğunu bilebilmemiz mümkün görünmüyor.
Sadece yapılar değil, işleyişler de farklı olabilir. Örneğin başka bir ortamda uzay-zaman bükülmesi yoktur, kuantum işleyişleri yoktur. Onların yerine hiç bilmediğimiz işleyişler vardır. |
Alıntı:
O söylediklerinden hangisini neyle gözlemleyip test ettin? De vardır diyebildin. Forumun kalitesini düşürecek fikirler beyan etmeyelim lütfen. Hayali yazılar yazma! Orada melekler de var mı ? |
Alıntı:
İlla ve neden bitmesi gerektiği kanısına sahibiz ki? İlk, Ortaçağdan günümüze şekillenen alem anlayşımızın, kısaca teolojik gerekirlik anlayışı. Zira alem git, git biten ve sınırı olan bir şey olmalı ki, O'nu, O'nun dışından-dışarıdan birileri yaratabilmiş olsun. Uzay, dışıyla ifade edilemez, içiyle de-indirgenemez- çünkü uzay, iç-dış, önce-sonra, alt-üst, sağ-sol gibi herhangi bir şey'iin merkeze konarak, öznece yapılan göreli-göre- kıyasların kavram olarak muhatabı değildir. Bitecek olan ne? Çoklu evrenler vs, eğer burada kastedilen modern teoloji, hikaye değilse, bu tamamen fiziki bir ifade olmalı. Evet çoklu evrenler, Samanyolu bir evren, Andormeda bir evren, çoklu evrenler - de böyle olabilir, zira olan bu, aksi olması için elimizde hiç bir veri yok, ama bir benzeri için elimizde veri çok. Kaldı kievren tanımı neye göre? git, git gidiyorsun ve bir yerde bitmiyor mu demektesin. Evet bitiyor, biten (form-yapı) Samanyolu... Paralel evrenler konusu ise mitolojik olarak değil, uzay-fizik-varlığın, form düzeyini yani üst düzeyi dışadığımızda anlam kazanan sabitesinde, sonsuz olasıkla ilgilidir. Yani nasıl ifade edeyim, ifade edebilir kavram yok, ama illa zaman kavramıyla idrak edeceksek, sonsuz zaman da, sonsuz olasılık,sonsuz uzayda, FORM-YAPI namına sonsuz olasılık vardır(şu ya da bu formun benzerine dair).. Bir hamuru düşünelim ve hamur, süreğen yoğrulurken, çeşitli şekiller çıkıyor, böylece bizler iççinde nitelik, özellik, biçim bakımından kavramlar anlam kazanıyor. Bu şekillerden birisi diyelim ki, tıpkı bizim heykelimiz. Kaba ifade ediyorum, sonsuz devinimde, bu şeklin eşzamanlı olarak dahi, hamurun farklı yerlerinde oluşacağı gibi, eşzaman dışında da -ki hatta!- tıpatıp benzer form-yapıyı tekrar, tekrar oluşturması mümkündür. Çarpıtılmış reenkarnasyonun mantığı buraya dayanır(zamana devinimle anlam kazandıran hamurun sabitesinde, süreğen devinimiyle, form-yapı biçimleri namına, bakınız form-yapı, mitolojik varlıklar vs değil, olanın benzerinin herhangi bir noktada, herhangi bir yerde oluşabilmesi açısından sonsuz olasılık), yani fiziki form-yapı çerçevesinde... çarpıtılan, mitolojik olarak kurgulanan ise, fiziki değil, ruhani tekrar ve aktarım olarak ön plana çıkartılmış, kavranmış olanı deformasyona uğratmış. Örneğin Hawking'in bir başka evrende, bizim bire-bir aynımız ve paralel evrenler ifadesi, ne yazık ki yukarıda dile getirdiğim biçimle değil, modern mitolojik biçimde sunuldu veya algılandı. başka bir fizik, başka bir uzay, başka bir boyut vs. Halbuki boyut dediğimiz de HACİMSEL-UZAYSAL bir kavram değildir, uzay, nesne üzerinde herhangi bir yeri belirlemek için ihtiyaç duyduğumuz minumum koordinat sayısıdır, bu kavramın, götürülüp uzaymış gibi hacime dayalı bir içindeliğe indirgenip, endekslenmesi çarpıtmadan ibarettir. Neyse git, git nereye gidersen git, sonuç itibariyle dahili FİZİKTİR-UZAYDIR. Fiziğin, uzayın dışında ne bulabiliriz ki? Evet biçimler, yapılar farklı olabilir, ama bu absürt farklı boyutlar, absürt farklı zamanlar, kısaca Alice harikalar diyarlarına hayat vermez. Biz Andormeda'nın değil, Samanyolu'nun içindeyiz ve evet, eğer evren kavramı, içinde olunan ortam olarak anlaşılacaksa, Andromeda'da bir başka evrendir ve paralel evren de değillerdir. Ve evet sonsuz uzayda, Samanyoluna bire-bir benzeyen bir başka galaksi-ler de olabilir, ama ne yazık ki paralel falan değildir, biçimsel, form-yapıca, fiziki(!) tesadüftür ve aynı şeyler değillerdir. Hasılı hayali argümanlarımızın, garip-guraba paralel evren mitolojilerinin, verili an-koşulda anlam taşıdığını ve hatta çokta önemli olduğunu düşünmüyorum. |
Alıntı:
Zaten şu evreni anlatmak için bile bizden örnek vermeden anlatamıyoruz. Evrenin bir başlangıcı olmak zorunda değil. |
Alıntı:
Sonra bak, bir şeyleri eleştireceksen, önce kendin teolojik anlayışı aşmış olmalısın. Ne demek evren'i yoğuran kim . Hareket için illa birilerinin olması, yoğurması mı gerekiyor? Çeşitli biçimlerin oluşmasını esas aldığım örneğimde, yoğurmak diye bir fiil kullandığımı hatırlamıyorum. Demek ki sen hala KİM noktası yani tanrı şartlanmışlığına takılıp kalmışsın. Peki okyanusları kim dalgalandırıyor Fabula(sana göre). Dalgalanan okyanus dersem, kim dalgalandırıyor diye mi soracaktın veya ben dalganan okyanus dediğimde kastımı dalgalandırılan okyanus olarak mı anlayacaktın. Birde sanırım, hamur dendiğinde sen ekmek hamuru anlıyorsun, form-yapılar namına dile getirdiğim haliyle, devinen(hareketli) muhteva=>h.a.m.u.r.d.u.r(çünkü muhteva devinim halindedir-hareket hali). Birileri olmasa, oknayus da dalgalar olmaz mı, illa birileri mi dalgalandırmalı. neyse umarım "teolojik şartlanmışlık" derken, ne demek istediğimi ifade edebilmişimdir :) |
Alıntı:
Şu şekilde örnek verebilirdin mesela , doğal deviniim https://encrypted-tbn3.gstatic.com/i...nyLJes53tRdrww |
Alıntı:
Öyle örnek neden vereyim? Hamur gibi yoğrulmak, devinmektir, ama ortada muhteva var ve deviniyorsa buna da yoğrulmak denir. Yani insan hamuru yoğurduğu için değil, aksine muhteva biribiryle karışıp, etkileşebildiği için, insan yoğurma eyleminde etken olabiliyor ama saltık değil. |
her olgu ve olgular kümesi gibi evren diye adlandırdığımız formasyonun da "bir eşiğin aşılması" olarak bir başlangıcı, yani bir süreci olmak zorundadır , ancak kuantum mekaniğinin de bildirdiği gibi oluşun başlangıcı ol-amaz, "fizik" (φύσις — phusis) sözcüğünün antik grek felsefesinden beridir anlamı da bu aslında..
|
Alıntı:
Teizm perspektifinden içinde bulunduğumuz evren ve yasalar mutlaktır, tektir. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Biz dünya gezegeninde yaşıyoruz diye diğer gezegenlerde de su vardır, oksijen vardır diyemeyiz. Hepsinde aynı özelliklerin bulunmaması daha doğal ve daha beklenen bir durumdur. Aynı mantıkla ve gerekçeyle, diğer evrenlerde atom, yıldız gibi yapıların olmaması, uzay-zaman bükülmesi gibi işleyişlerin olmaması daha olasıdır, daha doğaldır diyorum. |
Alıntı:
Atomun olmadıgı yer ne ? Evren mi ? |
Alıntı:
|
Alıntı:
Tekrar tekrar zemin konusuna girmeyi gerekli görmüyorum, ifadelerimi anlama kapasitesine de sahip olmadığınızı görüyorum. Bilgi de bir limittir, ama bunu da izah etmeyi gerekli görmüyorum, zira anlayabileceğini düşünmüyorum -limit yok->bilgi yok, dolayısıyla form-yapı vasıtasıyla elde ettiğin kavramların da -örn:uzay- muhatabı yok- Örneğin, uzay ne yukarıda, ne aşağıda, ne sağda, ne soldadır, ne ileride, ne geride, ne öncede, ne sondadır vb demişsem, bu kavramların görece-göreli- şeylerin birbiriyle olan kıyasına dayalı olmasıyla, sanıyorum ki bu ifademi anlamak için süper bir zekaya sahip olmak gerekmiyor... |
Alıntı:
|
Alıntı:
Form-yapıya dair mi değil mi bilmiyoruz ki dediğin nedir? Bu bildiğimiz, bizim bilgi dediğimiz, etkileşimle elde edilen verinin yorumudur. Uzay belki kuzeydedir bilmiyoruz diyorsun. Bu yön tanımı neye göredir? Uzay belki yukarıdadır bilmiyoruz diyorsun; Bu yön tanımı neye göre? Uzay belki ileridedir bilmiyoruz diyorsun; bu doğrultu-konum tanımı neye göre? kapasiteni aşıyorsa ifadeler, musallat olup, evirip, çevirip, çarpıtmaktansa, ya gerçekten anlamak için çaba sarfet, ya da aksine kendin oturduğun yerden BELKİler öne sürüp, meseleyi arap saçına çevirme. uzaya sınır tayin eden sensin. Bu halde uzayı ne ile sınırladığını da tarif etmesi gereken sensin, cıvık. Ben ise bunca cıvıklığına rağmen, şu anda uzay dediğini -ki neye uzay dendiğinden dahi haberin yokken, izah ediyorum, sınır dediğin, öznenin -ki konu uzay olduğunda- kendi durduğu noktadan ETRAFINA çepeçevre bakmasıyla elde ettiği etkleşim (nelerle?nesnelerle, kayank nedir? nesneler), gözlem ufkunun sınırlarınca çiziyor dedim. Böyle olmuyor mu? Böyle değil mi? Uzay, form-yapı zemininde bir kavram değil. O sebeple form-yapıya dair kavramlarla, ele alamayız, çünkü muhatabı değil. Eh yani bunu 2 sene boyunca sana ayrıca izah ettiğimi biliyorum. Bak seni uyarıyorum, ifadelerimi çarpıtma; UZAY NE SINIRLIDIR NE DE SINIRSIZ. UZAY NE ÖNCELİDİR, NE SONRALI. UZAY NE ÖNCESİZDİR NE SONRASIZ. UZAY NE SAĞDADIR NE SOLDA. BU KAVRAMLARIN MUHATABI DEĞİLDİR Kİ, BEN SANA ÇIKIP UZAY SINIRSIZDIR DEMİŞ OLAYIM! SINIRLI DA DEĞİLDİR, SINIRSIZ DA, çünkü sınır olarak soyutladığın kavramın anası, FORM'DUR, nesne -ŞEY- zeminidir. FİZİK NE SINIRLIDIR NE DE SINIRSIZ. NE ORADADIR NE DE BURADA. NE DIŞINDALIĞI OLUR NE İÇİNDELİĞİ. NE KUZEYDEDİR NE GÜNEYDE NE O YERDEDİR NE BU YERDE. HİÇ BİR YERDE DEĞİLDİR. BİR YER DEĞİLDİR. Bir daha ifadelerimi çarpıtma. ZİRA SENİ MUHATAP DEĞİL ADAM YERİNE DAHİ KOYMAYACAĞIM. NEDEN böyle yazışma durumuna geliyoruz, çünkü seninle DİYALOG kurmak HİKAYE, dalga geçiyorsun, işin gücün çarpıtmak, sahtekarlık, LAF EBELİĞİ... Ben ne demişim, saltık olarak, UZAY bilinemez, çünkü uzay bilginin nesnesi değildir. Uzay'ın bilinimi dolayımladır, yani nesnelerden elde edilen veriyle, öznenin kendi etrafına dair edindiği etkileşimle, elde ettiği veriden yola çıkarak soyutlamasına varır. Limitlenemeyenin bilgisi de olmaz, bilgi esasında limite dayanır. Bu salt form-yapı değil, etki-tepkinin, etkileşimin frekans, titreşim fark-limitleri, ölçülebilirliğin(!yorumlanabilirliğin) esası-sağlayanı, böylece -limitin- farkındalığı, kıyası sağlamasıyla da ilgilidir. uzayla, fizik dediğimizle, dolayımsız -kendinde(bir kendiliği -şahsına münhasır şey'liği- de yoktur, ama sen muhtap edindiğin anda farazi-metaforda olsa kendindeliği alırsın) ifadeyle- etkileşemezsin, ancak nesnelerle etkileşebilirsin ve kafana göre gözlem ufkunun sınırına tekabül eden nesnelerin, form esaslı sınırlarına dayanarak, oradan edindiğin kavramla, uzayı sınırlayamaz, dahi, uzayı herhangi bir nesne, şey'liğe indirgeyemezsin. Ben ne diyorum sen ne diyorsun? |
Alıntı:
|
Arkadaş ne beton sevdasıymış, kafalara bile beton dökmüşler.
|
Uzay nedir Velhebele?
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:22 . |