![]() |
Allah’ın varlığının delilleri
Hudüs delili: Evrenin yaratılmışlığı ve her yaratılmışın bir yaratıcısının olacağı esasına dayanır. Klasik kelâm kitaplarında asırlar boyunca yer alan hudûs deliline İbn Rüşd'den itibaren bazı tenkitler yöneltilmiştir. Gerçi ondan önce İbn Sînâ hudûsu zayıf bir delil olarak nitelendirmiştir. Fakat İbn Sînâ'nın tenkidi delilin kuruluşundan çok ispat metoduna yöneliktir. İbn Sînâ Allah'ın varlığını ispat etmek için imkân delilinin kullanılmasını teklif eder.
İmkan delili: İmkân delilinin hedefi bir vâcibin mevcudiyetini ispat etmektir. Vâcip, "varlığı kendinden olup başkasına muhtaç bulunmayan" demektir. Bunun karşıtı mümkindir ki "var olmak için başkasına muhtaç bulunan" anlamına gelir. Evren, bir kısmını duyularımızla idrak ettiğimiz, bir kısmını da başka yollarla bildiğimiz nesnelerden oluşur. Bu nesneler ya vâcip veya mümkindir. Gözlediğimiz bütün nesneler imkân (başkasına muhtaç olma) özelliği taşıdığına göre tabiatı oluşturan diğer parçalar da aynı nitelikte olmalıdır. O halde tabiat mümkindir, ona varlık veren ve fakat mümkin özelliği taşımayan bir sebep bulunmalıdır; o da varlığı zorunlu olan Allah'tır. Nizam Delili: Tabiatta fevkalâde hassas ve ince bir nizamın hâkim olduğu, bunun kendiliğinden veya şuursuz maddenin icadıyla meydana gelmeyip yüce vasıflara sahip tabiat üstü bir varlığın yaratması ve devam ettirmesiyle mümkün olabileceği esasına dayanır. Fıtrat delili: Her insan Allah'ın varlığını içinde hisseder. İnkârın doruk noktasına ulaşmış kişinin bile büyük bir felâketle karşılaştığı zaman taşa, toprağa veya ağaca sığındığı görülmemiştir. Makdisî, bütün insan topluluklarının dillerinde Allah'a mahsus isimlerin bulunduğunu da kaydederek çeşitli örnekler verir. Not: tdv islam ansiklopedisinden alıntı yapılmıştır. |
Allah ın varlığının tek delili İNSAN dır. Yokluğunun tek delili de İNSAN olacaktır.
İnsanın Allah a ihtiyacı olduğunda var diyecek ispatı için çaba gösterecektir. İnsanın Allah a ihtiyacı bittiğinde onu yok edecek yok ettiğinde yokluğunu ispat içinde çaba gösterecektir. Yani iki durumda da insan asıl aktördür Allah sa senaryodur. |
Var -lığın tek delili nesnesidir.
Nesnesi var-sa o şeyde var-dır. Nesnelere bakıp olmayanı var-lamak , uyduruk bir soyutu nesneye muhtaç kılmaktır. Şu yukarıdaki absürtler hiç bir şey ifade etmez. Dikkatimi cektide. Her absürtlük yazılmıs ama iddia o ki , kur-an var-ladıklarının dili iken , hiçte var-lıgına delil olarak kullanılmamış. Var dediginizin nesnesini ortaya koyun. Var dediğinizin nesneye muhtaç. Gülünç komik |
Var -lığın tek delili nesnesidir.
İnsan nesne değil mi. Varlığını iddia eden insan başka bir canlının Tanrı ile bir sorunu, veya ihtiyacı da yok. Tanrı soyut onu somut yapan insan onu biçime sokar, yer belirler, gücünü tanımlar, ihtiyaçlarını söyler bunu bir tek insan yapar. İnsan İnsan tanrıdan vaz geçtiğinde Tanrı yok olur. Tanrıya sınır koyduğunda onun gücü sınırlanır yani Tanrının varlığı yokluğu veya gücü sınırını insan belirler. Bu durumda tanrı İnsandır da denilebilir veya insanlar içinde insanları yönetmek sınırlarını belirlemek için Yaratılmış bir hukuktur da denilebilir. |
Peki diyelimki bir tanrı var.
Ve hiç bir şekilde (din yada her ne şekilde olursa olsun) kendisi ile ilgili somut bir delil bulunamıyor. Bu durumda varlığı iddia edilemeyen Tanrıya yok hükmünde tanısı koydunuz. Fakat varmış bunu nasıl açıklarız? Yok yada var denilemez gibi bir durum mu çıkıyor acaba |
Alıntı:
Neyi kime kanıtlayacağız. Var diyen bir yükümlülük yükleniyor Tanrı için meşekkate giriyor zamanının bir bölümünü tanrı için harcıyor. Şimdi bu kişiye ne denir. Tanrının varlığı onun için önemli. Benim için önemsiz Tanrı için zaman ayırmam, çünkü yok . Bir şey bazıları için yok bazıları için var oluyor. Onun için tanrı insanda somutlanıyor. |
İnsanların yarattığı Tanrıdan bahsetmiyorum ama.
Onları boşverin. Sonuçta, kendileri tarafından yarattıkları bir Tanrıya inandıklarını düşünüyorsunuz. Ben yaratıktan sonra hiç bir şeye müdahil olmayan, delil bırakmamış bir tanrı varsa demiştim. Böyle bir durumda Tanrı yok nasıl diyebiliriz? |
Alıntı:
Örnek veriyorum..X Yahudi demiş ki;''Tanrı'yı birilerine lanse etmemiz için,bir kanıta ihtiyacımız yok..'' Ya da Z Müslüman demiş ki;''Tanrı dediğimiz şeyi,bilmek/anlamak hiç bir şekilde mümkün değildir..'' Bu sözlere benzer o kadar çok şey denilmiş ki,dinler tarihi kitapları bu abuk şeylerle doludur.. Yeni bir kitap tavsiye edeyim..Karen Armstrong'un ''Tanrı'nın tarihi''..Bu kitapta bu bahsettiğim zırvalardan fazlasıyla var..Bu kitap agnostisizm veya deizmin ne kadar tutarsız olduğunu da kanıtlıyor aslında..Çünkü ateistler dışındaki herkesin ağzında gevelediği her şey,geçmişte birileri tarafından dillendirilmiş şeylerdir.. Şunu da belirteyim..Ateist YOK demez..Tanrı'ya yok dediğimiz filan yok..Böyle bir inkarda bulunduğumuz filan yok.. Bana tanrı ile ilgili nasıl bir cümle kurarsanız kurun,sizi ciddiye almam..Size bir şey demem..İlla bir şey dememi isterseniz de,''Tanrı ne?'' derim..Yani ateistlerin tanrıya yok hükmünde bir tanı koydukları filan yok.. Bazı ateistlerin söylemlerini de bu konularda genelleme yapmak için kullanmamak lazım..Çünkü ateist olduğunu söyleyen bazı insanlar,ateistin a'sından bihaber olabilirler.. Alıntı:
Binlerce yıldır,milyarlarca insanın inandığı belki milyonlarca tanrının uydurma olduğunu söyleyip,gerçek bir tanrının olma olasılığını ortaya atmak için tümden çıldırmak lazım.. Biri,uçan spagetti canavarı diye birşeyin olduğunu iddia etti ve birileri de buna inandı..Tanrı dediğiniz şeyi,bu uçan spagetti canavarı olarak görün.. Binlerce yılda kaç tane tanrı olduğu iddia edildi?MİLYONLARCA.. Milyonlarca farklı uçan spagetti canavarının,binlerce yıldır var olduğunun iddia edildiğini düşünün lütfen.! |
Bir de şöyle düşünün, allah var ya da yok, bundan bize ne? Bu durum bizi neden etkilesin ki?
Ben allaha başvuruda bulunup imtihanına girmek istiyorum demedim. Ya da o benim karşıma çıkıp seni imtihan edeceğim demedi. Onun var olup olmaması, çekmecemde bir sineğin var olup olmamasından daha fazla etkilemez beni. Sadece felsefi bir merakımı gidermiş olurum. Bunu da yeterince giderdim zaten. |
Evren'in bir üst akıl, Tanrı vs, adına ne derseniz deyin bir bilinç tarafından yaratılma olasılığı için neden insanın çıldırmış olması gerekiyor?
Böyle bir olasılık neden olamaz? Detaylı açıklamanızı bekliyorum. Umarım sözü Spagetti canavarına getirmezsiniz. |
Alıntı:
İnsandan beklentinizin ne olduğu. Tanrı var bana göre var ve ben var olduğu için yaşam biçimini ona göre planlıyorum Dedi mi bir sorun yoktur. Ama var var olduğuna siz de inanacaksınız onun koyduğu mecburiyetleri uygulayacaksınız yoksa sizi cezalandırırız dendi mi sorun orada başlıyor. Yani Tanrı nın kimseye bir faydası veya zararı yok zarar veren insandır. Dünyaya binlerce çeşit canlı var hiç biri tanrı için bir eylem veya düşünce üretmez bunu bir tek insan yapar. Tanrı insan tarafından insanlar için onları yönetmek için uyarlanmış teoridir.Bu teori devlete ve egemenlerin işini kolaylaştırıyor Yasanın yetmediği yerde Tanrı devreye giriyor. Peki böyle bir olasılık varsa ve bizim dışımızda ama bizi de zorluyorsa ne yapacağız. İkinci bir alternatif olan zararsız tanrı hatta faydalı tanrı ile yol arkadaşlığı yapmak durumundayız. Ve tarih boyunca her şeyin alternatifi olduğu gibi Tanrının da olmuştur. Bizim coğrafyamız da da şöyle olmuş Tanrı İnsandır Okunacak en büyük kitap insandır günahlarını öbür dünyaya bırakma temizlen paklan da git. Gibi Yaşam biçimini hayata sokanlar la ortaklık. Elbette insanlık için bir davası olanlar bu yolu yürürken yanında olması gereken iş birliği yapılacak yol arkadaşlıkları. bunlar. Böyle davası olmayanlar bir kenara çekilip seyir edebilir. |
Alıntı:
Bir sürü kanıt gösterebilirim Çünkü bu senaryo benimdir.Benim eylemlerimdir. Bütün konu Tanrı değildir bütün konu ben zaralımıyım faydalımıyımdır. Ben başkalının özgürküklerine müdahale ediyormuyum etmiyormuyum Onların hayat tarzına karşı mıyım yoksa bana ne mi diyorum Tanrı tehlikeli değil İnsan tehlikelidir. |
Sayın Kartopu,
İnsanın tehlikeli yada tehlikesiz olması meselesine girmeden, özgürlükler, sınav, başkasının zorlaması gibi şeyleri bir kenara bırakarak, bir irade (Tanrı yada adına ne derseniz deyin) ile yaratılmış ve yaratıcının başka hiç bir müdahalesi olmadığı bir evrende yaşadığımız olasılığı var mı, yok mu? |
Bu arada ben neden alıntı ile yanıt veremiyorum. Bir bilgisi olan var mı?
|
Alıntı:
Konunun bilimsel kısmı da şöyle..Fizik bize maddenin kendiliğinden oluştuğunu,biyoloji de canlıların evriminin kendiliğinden oluştuğunu söylüyor..Yani Evren'de ve Dünya'da bir tanrı/bilinç gibi şeyler bilimsel anlamda iddia edilemez..Diğer taraftan,''Evren öncesi var ve bu da bilinmiyor ve burada da bir şey var'' denilebilir ama bu da,geçmişteki abuk iddiaların papağan gibi tekrar edilmesinden başka bir şey değildir..Niye?Çünkü geçmişte de canlıların ardında bir tanrı olma ihtimali iddia edilmişti ama bunun fos çıktığı ortada..Ya da Dünya dışında bir tanrı olduğu iddia edildi ama bunun da fos çıktığı ortada.. Yani insan denilen şey,bilinmezliğin olduğu bir noktaya/yere,bir şey sıkıştırmak istiyor..Yani bugün sizin Evren dışında bir güç olma olasılığını iddia etmeniz,geçmişte neolitik dönem insanlarının karanlığın (bilinmezliğin) içinde bir güç olduğunu iddia etmelerinden kaynaklanan,tipik bir homo sapiens davranışından başka bir şey değildir.. Bir de dinler tarihi ya da mitoloji bağlamında konuya bakmanız lazım..Tanrı dediğiniz şey,bir isim değil,bir sıfattır..Mesela Enki bir tanrıdır..Sümer'deki bir tanrıdır ve bu tanrının adı Enki'dir..Enki tanrısından bahsedebilmeniz için,Enki ismini kullanmanız lazım..Sadece Sümer'de ''tanrı'' dediğiniz zaman,kimse neden bahsettiğinizi anlamaz..O yüzden kendi başına bir tanrı dediğiniz zaman,neden söz ettiğiniz mitolojik anlamda belirsizdir.. Diğer taraftan tanrı,mitoloji içindeki bir figürdür..Cin,şeytan,melek gibi.. Evren'de veya Dünya'da Tanrı'dan bahsettiğiniz zaman,ben de size karşı argüman olarak şeytandan ya da melekten bahsedebilirim..''Neden Dünya'yı ya da Evren'i bir tanrı yaratabiliyor da,bir şeytan yaratamıyorum?'' derim..O zaman da bana cevap veremezsiniz..Mitoloji içinde de,Evren'in/Dünya'nın yani maddenin arkasında şeytanın olduğuna dair çeşitli inançlar/görüşler vardır..Mesela Demiurg.. |
Fizik bize maddenin kendiliğinde oluştuğunu söylemez. Tam tersi yoktan var edilemez der.
1.yasa, evrendeki enerjinin kendiliğinden var olamayacağını ve var olanın da yok edilemeyeceğini söyler. 2.yasa, Entropi, bu, Evrenin bir başlangıcı olduğunu, yani sonsuz evren olamayacağını söyler. İşte bu iki kanun bize başlangıçta bir yaratıcı olabilme olasılığı gösterir. |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
2 nolu maddeyi yanlış yorumlamışsın. Evren(biçime dairdir ve değişir) ile madde'yi(madden yapı taşı) karıştırmamak gerekir. Örneğin su ile un karışırsa hamura dönüşür, bu anlamda, hem un, hem de su bileşiği form-yapıca değişmiş olur, nesnel zeminde yaratım kelimesi hiç bir anlam ifade etmez, zira yaratmak fiili, özneldir. Konu nesnel zeminlerde ise yaratım ve var etmek kelimeleri anlamsızdır. Bu bağlamda, yasaları belirleyici değil, belirlenici olarak düşünmek gerekir. Yani bu yasalar maddenin şu ya da bu ilişkilerinden, etkileşimlerden soyutlanıyor, etkileşen ne? Değişen, dönüşen ne? :) Hasılı ilişki, hareket, etkime, tepkimeler, bileşim, ayrışımlarla form-yapılar oluşuyor ve bunlar mutlak değil, dönüşümler gerçekleşiyor. Bizim evren dediğimiz aslında dönüşen tüm formlar açısından bir bütünü temsil ediyor. Yani evren, özel'de bir nesnenin tanımı değil, biçimi ne olursa olsun tüm nesnelerin bütününe dair ifade ediliyor. Evren bu anlamda dinamiktir, bir başlangıcı, bir sonundan söz etmek, farklı, lokal tanımlarla ilgilidir ki, bu ifadeler ve yaklaşımlar bana göre geçerli değil, sap ile samanı ayırt etmek gerekir. Evren ile kastedilenin ne olduğu net olarak ortaya konmalı. Eğer ayrımları biz insanlar yapacaksa neye göre yapacak? Eğer bu ayrımın temeli, uzaklıklar, mesafeler ise, neyle kıyaslanacak? Örneğin Samanyolu ile Andromedayı ayrı değerlendirebiliyoruz, ve bunların oluşumlarıda, aynı zamana ait değildir. Olması da gerekmiyor. Bu halde biz bunlara ada diyoruz, evren bütününde adalar, adacıklar... Bu galaksiler yoktan var olmuyor, aksine tamda o yasaları soyutladığımız temelde, maddenin dönüşümleriyle anlam kazanıyor yine maddenin dönüşümleriyle değişiyor, dönüşüyor ve bizim nazarımızda farklı bir isim, anlam kazanıyor. Evren herhangi bir şeye has, ona özel bir form, biçim tanımı değilse -ki değil- o halde evreni özneleştirmekte mümkün değildir. Yani aslında evren dediğimiz, formlar hangi biçimlerde olursa olsun, hangi biçimi alırsa alsın evrendir, başlangıcı ve sonu yoktur. Yani bu bağlamda evrenin bir başlangıcı anlamsız, ancak form-yapıların değişimi söz konusu. Bu durumda biz form-yapıya nazaran isim veriyoruz. Böylece bizim evren dediğimiz DİNAMİK bir yapıya dair. Dolayısıyla bir bütün halinde form-yapıların değişimlerini, dönüşümlerini kapsar(geneldir). Dinamik olanın tanımı neye göre değişir? Evren'i neye göre değiştiriyorsunuz, yani neye göre şu biçimde iken evrendir de, bu biçimde iken değildir diyorsunuz? Neye göre kıstas ediyor, neye göre sınırlıyorsunuz? Günümüzün en temel, antik çağ anlayışını aşamamaış safsata çıkmazlarıdır bunlar. Resmi evren yaklaşımı biçime dayalı, biçim değişince evren de değimiş oluyor ve bu anlayış, değişimler arasındaki farkları başlangıç-bitiş olarak yorumluyor. Bu yaklaşımın geçerli olması için evrenin dinamik olmaması gerekirdi. Eğer bu hatalı yaklaşımla özneleştirilmiş sözde evrenden başka bir evren tespit edilirse, o zaman biz dahili bulunduğumuz yapıya farklı bir isim vermek zorunda kalırız, galaksi gibi. Bir nevi "ada" yaklaşımında bulunmamız gerekir. Madde ortada ve hareket, ilişki çeşitli dönüşümlere(form-yapıca) yol açıyorsa, madden bir yaratımdan söz etmek anlamsızdır. yaratım kelimesi, esasında öznel bir kelimedir, ve insan iradesiyle ilgilidir. İnsan çeşitli maddelere etkiyerek, aralarında ilişki, ayrışma, birleşme, etkime, tepkime oluşturarak, yeni tipte form-yapılar oluşturuyor, buna da yaratmak deniyor. Yaratım kelimesinde temeli-kökü, esasında değişim, dönüşümle ilgilidir, madde'yi(yapı-taşını) var etmez, ancak maddece belirlenir. Yani yaratımın kökündeki yokluk, varlık, form-yapı, biçim esaslıdır. Örneğin bugün kullandığımız petrol açısından, bir yoktan(!) yaratıma gereksinim var mı? Yani entropi, petrolün evveliyatının olmadığını ifade etmez, aksine canlı organizmaların, şu ya da bu koşulda petrole dönüşümü, entropiyi de, soyutlamamızı sağlar. Yani bizim yasa dediklerimiz, maddenin hareket, ilişki(etki-tepki, tepkime), dönüşümlerinden soyutlanıyor. Yani yasalar maddeyi belirlemiyor, tam tersine maddece ve maddi ilişkilerce belirleniyor. Kısaca madde, mevcut, ancak dönüşüyor ve bizim dönüşüm ile kastımız da form-yapıya dair. Biz nesneleri form-yapıca isimlendiriyoruz, bu yapı değiştikçe, bizim verdiğimiz isimlerde değişiyor, yani bu isimler de birer soyutlama. Bizim yasa dediklerimizde, yine aynı biçimde, işte bu değişim dönüşümlere neden olan maddi ilişkiler ve buradan açığa çıkan etkileşimlere dair. Evreni, özel bir nesne, bir şahsına münhasır tanım olarak almak geçerli bir yaklaşım değil. Evren nerede? |
Termodinamiğin yasaları mı değişti, neden bu linki koydunuz?
Hepsini okudum. Hangi söylediğimi yanlışladı bu yazı? |
Evren, tozlar, gazlar, yıldızlar, gezegenler, galaksiler, karadelikler ve boşluğuyla, muazzam geniş bir sisteme verdiğimiz bir isim.
Entropi, 2.yasa Isının, bir sıcaklıktan daha yüksek bir sıcaklığa transferi mümkün değildir. Yani, hiçbir cihaz veya sistem aldığı ısıyı tamamen işe dönüştürecek şekilde çalışamaz. Bütün atomların bozunma zamanları vardır. Entropi gereği herşey değişime mahkumdur. Evrende sürekli entropi artar.Var olan enerji sürekli olarak kullanılmaz hale gelir, sonunda termodinamik denge oluşur ve evren çöker. yani evren sonlanacak. Eğer evren hep var olsaydı çoktan sonlanmış olurdu. ben nasıl yorumlamışım 2.yasa, Entropi, Evrenin bir başlangıcı olduğunu, yani sonsuz evren olamayacağını söyler Ben hata göremiyorum. |
Sn.spartacus;çok güzel bir noktaya değinmişsiniz..:clap2:
|
Alıntı:
Ben size atomların kendiliğinden oluştuğunu söyleyen bir bilimsel makale gösterdim ama siz termodinamiğe filan takılıyorsunuz..Boşverin termodinamiği filan.. Hepimiz bir atom yığınıyız ve bu atomların kendiliğinden oluştuğunu bilim söylüyorken,konuyu sağa sola çekmeye gerek yok..Konu kapanmıştır,bitti bu konu.. -Mitoloji,dinler tarihine bakıp,tanrı denilen şeyin var olamıyacağını anlamadıysanız, -Mantık/felsefe yürütüp,tanrı denilen şeyin var olamıyacağını anlamadıysanız, -Evrim konusunu öğrenip/anlayıp,tanrı denilen şeyin evrime rağmen var olamıyacağını anlamadıysanız, -Fizikteki bu maddenin oluşumu safhalarını öğrenip,tanrı denilen şeyin var olamıyacağını anlamadıysanız, Size diyebileceğimiz başka bir şey yok artık.. |
Alıntı:
Evrenin sonlu ya da sonsuzluğuyla ilgili değil, size göre düzen-düzensizlik çıkarımı-esasıyla ilgilidir. Anladığınız nedir? İfadem açık, evren kavramını böyle kavanozlara hapsederek bir noktaya varmazsın, ya da varırsın da kendini kandırırsın, bu mutlu mu ediyor, belkide. Yani biz evren tanımında düzenli, düzensiz diye bir ayrım mı koyduk? Neye göre düzenli, neye göre düzensiz... Bunu geçtim, Termodinaiğin 2. yasası diyorsun, peki bu yasanın, izole ortam, sistemlerle ilgili olduğunu da biliyor olmalısın(daha önce bu konularu tartışmıtık, kısa geçeyim). Diğer taraftan enerjinin korunumu yasası dien çıkar, şu bu diyen çıkar, ama defalarca dile getiriyorum, indirgemecelik ciddi bir hata, safsatadır. Sap ile samanı karıştırmamalı... Bu tür yasaların bşr e-göresi yani neye göresi, nereye göresi, hangi koşulda, neye dairliği vardır, bu tür kavramları veya kıstasları alıp, lahsına mğnhasırlık addedilmemiş olan uzay-evren kavramına genelleyemezsiniz. özelden-genele safsatası. Evren katıdır, sıvıdır, gazdır, düzenlidir vb diyemeyiz, tüm bu haller, biçimleri kapsar, harici değil, dahili ifadelerdir ve bu ifadeler ancak lokal de, bir e-görelikle, yani kıyasa, neye görelikle soyutlanır. Yani nedir, bu kavramlar geneli belirlemez, lokaldir. Örneğin yaratılışçılar ısrarla evrende düzen olduğunu iddia ederler değil mi? Göz göre, göre, kütüklüğün, ahmak tarafgrliğinin bu kadarı bile, bir kütüğe fazladır. Evren'i mutlak bir biçim olarak görüyorsun, verili biçimi değişirse, evren olmaktan çıkıyor sana göre. Oysa evren dinamik. Evren derken evren dediğimiz, parmağınla işaret edebileceğin bir şey, şahsa münhasır bir nesne değil ki, sabit, stabil bir biçime mutlaklaştırabilelim, kaldı ki şahsına münhasır olan herhangi nesne dahi sabit, stabil alınamaz... Şahsa münhasırlık, yapı-formla ilgili bir kavram - bunu es geçmeyelim. Felsefik alanda ise, entropi, kısaca stotükoyla ilgilidir. Bu anormal bir durum değil, maddeler içinde öyle, çünkü, hareket hali, etkleşim halidir, etkileşim anı'da bir nevi sürtünme, çatışma, karşılıklı ilişki halidir. Form-yapılar, diğerlerine rağmen ayrı-farklı bütünler oldukları için, ister sosyal olarak insan, isterse doğal olarak madde-form-yapı olsun, eylemsilizkten yanadır. İnsanın ki, yansıma olarak iradi olsa da temeli yine nesneldir, çünkü etkiye, tepki verme durumu söz konusu olur... Tepkili hal, etkili haldir ve satabilite zedelenir ve etki-tepki bir biçimde belirli ve geçici dengeler oluşturabilir. Neyse... Madde dediğimizde, tanrı masaldır(o da maddenin dönüşümüyle oluşmuş bir şey ise, yanımlar metafizik olamaz, ozaman da tanrı denemez), masallar için, nesnel kanıtlar aramak nafile değilse nedir? Evrenin sonu diyorsun, bunu derken kastın biçimle ilgili(biçim ve ilişkiler değişirse), bu ne maddenin başlangıcı ne de bitişi, ne de zamanın başlangıcı bitişi. O biçimler, maddedin etkileşimlerine dair, evren dediğimizde maddi evrendir, biçimi ne olursa olsun. Geriye bir de hayal alemi yani insanın çeşitli arzuları, bilinçliszliği, korkularıyla masal olarak kurguladığı alem vardır ki, bunun kanıtı, maddi evren üzerinden aramak da nafiledir. Kısaca 2 evren sözkonusu, birisi maddi evren(yapıları biçimi nasıl olursa olsun), diğeri de masal alemi, masal tanrıları, ecişleri, bücüşleri, cinleri, perileri, pinokyoları vb binlerce kahramanıyla, insan hayallerinde türettiği metafizik kurgular... Evrenin sonu, evrendeki toplam enerji vb.... Evren açısından be uzamda ne de formasyon olarak bir sınıra sahip değiliz ki. Evren bir torba dolusu elma değil ki... Maddi evren diyoruz, madden evren diyoruz, neden, hayal alemi olmadığı için... |
Bu sınırı ben çizmiyorum Sevgili Spartacus, bilim çizmiş, fizik çizmiş.
Evren bir kavanozdur demişler. Dışı da yokluk/hiçlik Şuan itibariyle durum bu. birinci kanun öyle diyor... Evrenin içinde var olan hiçbir mekanizma ya da güç ya da değişim, enerjinin kendiliğinden var olamayacağını ve var olanın da yok edilemeyeceğini söylüyor. ikincisi içinse Einstein, bütün bilimlerin birinci kanunu demiş. doğal şartlara bırakılan tüm sistemler, zamanla düzensizliğe gider. Entropi. Safsata olan bunların dışında birşey söylemektir. |
Alıntı:
Bana bişey deyin ama bunlarla gelmeyin. |
Alıntı:
Bilim bize evren 14 milyar yaşındadır, dışı da boştur, yoktur gibi şeyler demez, demiyor da. Sadece ''gözlemlenebilir'' evrenin sınırları vardır, onu da gözlemleyen insan olduğu için. Eskiden insanlar dünya gezegeniyle sınırlamışlardı bunu, yaşına da birkaç bin yıllık sınır koymuştu. Sonra gezegenleri fark etmeye başladı, yaşını da birkaç milyona çıkardı. Sonra galaksileri gözlemleyip yaşını birkaç milyara taşıdı. Sınırlar hep gözlemleyen insanlar tarafından konuldu ve her seferinde bu sınır genişledi. Gözlemlenebilir evrenin sınırlarından bahsedilebilir ancak bu sınırlar varlık/varoluş için geçerli değil. İnsan, varoluşa sınır koyma hakkına bile sahip değil. Böyle bir hakkı kendinde bulmamalı. |
Alıntı:
Alıntı:
Olasılık dahilinde olduğunu kabul edememenizin sebebi bilimsel değil yani, öylemi? |
Alıntı:
Gözlemsellik her şeyi gözlemlemek anlamına gelmiyor. Bir ilacı 1 milyon insan kullanmıştır, faydalı sonuçlar vermiştir. O halde bu ilaç benim üzerimde hiç denenmemesine rağmen bana da faydalıdır denilir. Benzer şekilde gözlemlediğimiz her varoluşsal yapının başka yapılardan oluştuğunu görüyoruz. Bu geniş çaplı gözleme dayanarak gözlemlemediklerimiz hakkında da başka yapılardan oluşmuş olmalılar çıkarımına ulaşıyoruz. Bilimsellik de çıkarım içerir, yorum içerir. Bu çıkarımlardan şüphe duyabilirsin, şüphe de bilimin içinde olması gereken bir şey. Ama bi abartılı şüphe var bir de makul şüphe var. Şüphenin derecesini kaçırmamak lazım. |
Alıntı:
Sizin örneğinizle, Eğer 1 milyon yaradılışsız evren gözlemleyebilirseniz, bu evren içinde yaradılış yoktur diyebilirsiniz. |
Alıntı:
ve evet 1 milyon tane başlangıçsız varoluş gözlemliyorum, bu ortada olan bir şey. Sen de gözlemliyorsun bunu. 1 milyon tane gözlemlediğim için gözlemlemediklerim hakkında da bu sonuca varabiliyorum. Bu sonuca sen de varabilirsin, o kadar zor değil. dolayısıyla evrenin/varoluşun başlangıcı yoktur görüşü gözleme dayalıdır ve bilimseldir. |
iste böyleee,
Arapların Tanrısı Allah Ve Kökeni. - YouTubeDiese Seite übersetzen 11:34 04.01.2016 · Hristiyanlık,İslam Ve Hristiyanlık adı verilen dinler Yahudilerin icat ettiği mitolojilerden oluşmuştur. Bu mitolojiler de kökünü Eski Sümerden alır. Eski Sümerler, bugünkü ... Autor: Tengiz Türk Aufrufe: 209K Allah'ın Kökeni - YouTubeDiese Seite übersetzen 11:34 08.11.2015 · The Watchers: The Angels Who Betrayed God [Book of Enoch] (Angels & Demons Explained) - Duration: 16:46. The Legends of History Recommended for you Autor: Paul Blanshard Aufrufe: 3,7K ALLAH KELİMESİNİN KÖKENİ NEREDEN GELİYOR …Diese Seite übersetzen 3:24 17.04.2018 · #Allah #Kelimesinin #kökeni #nereden #geliyor 83 YILINI HER TÜRLÜ KONUYA ADAYAN YAKIN TARİH UZMANI OSMAN YALKIN GENÇERDEN ALLAH KELİMESİNİN KÖKENİ HAKKINDA BİLGİLER VERİYOR allah ... Autor: Hakan Kapıcı Aufrufe: 5,6K |
Alıntı:
Zaman dediğin, o maddenin hareketinden soyutlanıyor. Maddenin dışında bir başlangıçtan söz etmen zaten anlamsız :) Alıntı:
Alıntı:
Şu anda evrende yıldız oluşumları gözlemleniyor mu? Evet. Şimdi bir yıldızın kaynağını tüketme sürecini bozunma olarak alırsın değil mi?(sebep? neden illa bozunma diyelim? ayrı bir konu). Ne dersin? entropinin konusu. Ama aynı biçimde bozunmuş yapılardan açığa çıkan plazmanın dönüşümü de tersi olur. yani bir yapıcı bir sökücü süreç olarak ifade edersek, anlaşılır olur. Bu iki kelime de doğru değil, ama anlaşılması namına kullandım. Entropi konusu, yapının korunamaması, söküm kısmıyla ilgili dersek, o halde yapıcı kısmıyla ilgili değildir.(daha açık ifade etmeye çalışacağım) Verili bir yapının, formunu koruyamamasını öne sürerken, bozunmuş yapıların, formlara dönüşümlerini ise görmezden geliyorsun. Oysa hem entropi hem de, a-entropi durumu söz konusu., genel zeminde birisinden birisine saltıklaştırmak, safsata oluyor. Örneğin sırf birisinin ölümüne bakarak, insanlar hep ölür, hiç doğmazlar diyebilir misin? Entropi, doğduktan sonraki yapıyla ilgili ise, doğumdan önceki süreç üzerine entropi üzerinden karar veremezsiniz. Yaptığın şu; Konyalı bir hırsız tanımışsın. Her Konyalı hırsızdır dersen, işte bu safsatadır, o hırsızı gören, tanıyan Einstein ama demen, iddianı desteklemez. Entropi, zaten hali, hazır bir form-yapıya dairdir. Yani dönüşüm-oluşumundan önceki haliyle ilgilenmez. Bu noktayı anlayabilmen gerekir. DÖNÜŞÜM -> her iki duruma da içkin. Yapım ve söküm, ikisini de kapsıyor, anlaşılır olmalı. Örneğin plazma, ilişkisel durumdan dolayı, manyetik etki ile yoğunlaşınca, dağınık haldeki atom, elektonlar bağlandığında, başka yapıları oluşturuyor. Buraya kadar entropi nerede ya da bir yıldız oluşumu sence bir düzen midir, düzensizlik mi?Neden salt çözünen yapıyı esas alalaım? Bu darmadağınık görülen katrilyonlarca formlar deryası, yıldızlara dönüştüğünde sen oturup, yıldızın ne kadar ömrü olacağı hesaplarına giriyorsun, entropi orada başlıyor. Yıldız çöküyor, her şey bitiyor demeye başlıyorsun, çünkü entropinin kapsamını, neye göreliğini anlayamamışsın, dönüşümü salt bir yıkım, bozunmaya indirgerken safsata üretmiş oluyorsun... halbuki o form-yapı başka bir form-yapıdan dönüşmemişken, henüz şahsına dair, entropiden bahsedilmiyordu, bahsedilemezdi, çünkü o yapı henüz oluşmamıştı!... Demek ki diyalektiğe geliyoruz, Dönüşümlerde yıkım-yapım, yapım-yıkım birliktedir, sizin neresinden baktığınızı ancak hangi forma göre baktığınız belirliyor. İşine gelen tarafla bakarsan safsataya düşersin, bilim dışı olur, markası ne olursa olsun, kişinin prof vs olması önem taşımaz, işine gelen tarafdan karar kıldığı an bilimden sapmış olur, subjektifizme, öznelliğe hapsolur.(günümüzün en önemli zaaflarından birisi) Peki bir form-yapının bozunumu değilde, oluşumunu baz alırsak ne olur? Sadece form-yapılar değişir, dönüşür, hem entropi hem de a-entropi, birlikte düşünmeli ve gellenmemeli, ancak şu ya da bu formların, yapı, sistemlerin, içinde olduğu ortam da gözetilerek şahsında ele alınır. Bilmiyorum anlaşılması güç ifadeler mi kullanıyorum. Tekrar etmek işe yaramıyor, E-GÖRELİK, bu önemli. Öne sürdüğün e-görenin, konuyla alakası yok, alaka kurulamazsa safsata oluyor. 1 Konyalı hırsızlık yaptı diyelim, bilimsel mi, ispatlı mı, diyelim ki evet, bunun ispatlı bilimsel, somut olması başkadır, buna dayanarak tüm konyalılar hırsızdır diye bir yargı üretmek başka. Buradaki safsatayı anlıyor musunuz? O zaman ifadelerimi de anlamış olmalısınız. Üstelik iddianı öne sürerken de, yontuyorsun, o dediğin yasa KAPALI YAPI-SİSTEMLER içindir, kapsamı da o form-yapı bozulana kadardır. Bir yapıyı diğer maddelerden izole edersen, böylece yeni form-yapıya dönüşümünü engellersen, nedir, akıl oyunu mu? Yine de bu akıl oyunu tutmaz, izole de etsen, maddi yapılara son veremezsin, o izolasyonu da başaramazsın, maddeyi, madde ile izole etmek, mutlak bir izolasyon sağlayamaz. peyniri kapatırsın, küfe dönüşür, sana göre peynir bozunmuştur, iyi de küfte oluşmuştur, hangi yapıyı esas alıyorsun? Demek ki entropi de bir e-göreliğe, bir neye göreliğe sahip... HER FORM-YAPI, diğer sistemlerle, yapılarla etkileşir, bu etkileşim neye yol açar, tepkimeye, buna ne denir? iş(yani etkime). Bir sistemin şu ya da bu etkileşimle açığa çıkartacağı potansiyele ne denir? Enerji, böylece enerji bir işi yapma kapasitesi, dirayet gibi de düşünülebilir. Bu potansiyelde olabilir, ilişki halinde, atalet halinde vs de.. Örneğin ne kadar benzin? Ne akadar yanma?. bir form-yapı, sistem, diğeriyle tepkimeye girdiğinde, tepkimeyle açığa çıkan etkilerin, meydana getirdiği değşimlere iş diyoruz, kapasitesine de enerji. Yani enerji=gerçekleşmekte olan iş demek değil, iş potansiyelidir, gerçekleşene iş diyoruz? ne kadar iş yapabilir? İşte enerji orada anlam kazanıyor. Buradan bakarsak, maddi ilişkiler, etkiyi, etki-tepki, etkime-tepkime değişimleri, böylece her form-yapı da verili bir iş'e denk düşer. o yapının korunumu da, bozunumu da iş olur. Bu bağlamda madde ile enerji arasında çin sedddinin olmaması ifadesi de e-göreliğine göre anlaşılmalı, kavranmalı. Bilim insanı değil, kim olursa olsun, eğer kişi daha en temel bilmesi gereken felsefe-mantık temeline sahip değilse, ağzıyla kuşta tutsa ciddiye alınmaz, alınmamalı. Zaten kim ki, iddialarını baskın kılmak için, uzman isimleri öne sürüyordur, yorumlamak için değil, yargısına kanıtmış gibi davranıyordur, bu yaptığı da safsatadır. O uzman dediği çok iyi işler başarmış olabilir, bir de bunu da kullandı mı, artık geriye düşünmeyen bir saksı kalır. Einstein öyle demiş, evet bir Konyalıyı hırsızlık yaparken görmüş, ama sen tüm konyalılar hırsızdır safsatası yaparsan, sap, ile saman karışırsa hüsran oluyor. Hali hazır formların korunumu sorunu vardır, çünkü yapılar dinamik ve ilişkli. Yani form-yapıların bozunumu kaçınılmaz, entropi, şu ya da bu form şahsında ama o form şahsında kaçınılmaz. Tutarda evrende her şey bozunur, ama hiç bir dönüşüm gerçekleşmez dersen yanlış olur, madalyonun 2 yüzü gibi, bir şeyler bozunurken, başka şeyler yapılaşır-vesile olur. Entropi bozunurken, a-entropi de yapılaşırken konu edilebilir.. Birincisine göre her şey düzensizliğe, ikincisine göre de düzene doğru gidiyor diye yorumlamak safsata olur. Zaten burada düzen ve düzensizliğin kıstası da bir neye, kime göredir. Evren öyle masamızın üzerine koyduğunuz biçimde şahsına münhasır bir nesneye denmiyor, eşzamanlı olarak, tek ve stabil bir yapıdan da söz etmiyoruz. Şu ya da bu diye parmağıızla işaret edebileceğiniz bir şeyden, şu ya da bu yöndeki(yukarı, aşağı, sağ, sol, doğu, batı) şey'den söz etmiyorsunuz... Evrende yıldızlar oluşuyor mu? Evet, ozaman bizim konumuz salt verili olan bir formun bozunmasına indirgenemez. Kaldı ki, evrende her şeyin değişiyor olması, zaten oluşum dediğimiz kavramı olumluyor. öyleyse bu sayede zaman kavramını, harekete, değişime tanıklık olarak soyutluyorsak, hayali izolasyonlar, başlangıçlardan söz etmek gereksiz ve safsatadır. Çünkü asılsızdır, asılsız olan da safsatadır. Hayali bir zaman yolunda, bir yerden geliyor, gidiyor değil, ortada, hareketli, dinamik ve bu sayede biz zaman, başlangıç vs kavramlarını kullanabiliyoruz. Zaman kavramıyla, başlamıyor, bitmiyor, sadece dinamik ve form-yapılar değişiyor,dönüşüyor, biz her değişim, dönüşüme bakarak, zamanı, başlangıç bitiş gibi mefhumlarıi FORM-YPIALARA nzaran, şeylerin şahsına-münhasır biçim, yapılarana göre soyutluyoruz. Yaptığımız hareketin, belirli sonuçlarını kıyaslamak, zaman ne lineer-doğrusal bir yol, ne de uzaysallaştırılabilir bir kavram değildir, içinde, dışında olunacak bir mekan değildir, hareket ve değişimin, tespitiyle elde edilen, karşılaştırma, kıyastır, yani zaman belirlemiyor, maddenin hal ve hareketlerince belirleniyor, soyutlanıyor... Başlangıç dediğiniz an, ancak muhtevası madde olan, şu ya da bu formdan, ortamdan bahsediyor olursunuz, o forma-yapıya dair konuşuyor olursunuz, daha alt zemine dair değil... Ve sizin zamanı soyutlamanız için, o formların hareketli olması gerekir, önce onalr değişir, siz sonra zamanı soyutlarsınız... |
Kuran dan , incilden , tevrat dan tanrı çıkaramayınca ,
NESNEYE ( bilimin ortaya koyduğu ) yönelip ona dair tüm özellikleri tanrı dediklerine delil olarak sunuyorlar. Bi karar verin artık tanrı dediginiz nesnenin içindemi dışındamı. İçindeyse tanrınız nesnemidir? Dışındaysa nesneyle neden alakalandırıyorsunuz? Konuyu acan üye tanrısının en HAS kitabından degilde Madde nin kendinden sözde deliller ile kendilerine ait çıkmazdan kurtulacakları rehavetine girmiş. Yine olmadı tutturamadınız. Nesnesi varsa VAR , Yoksa YOK Konu başlıgı bile absürt ( saçma) Yok ki delil üretiyorsunuz. Kendiniz bile halen inanmadıgınızdan Var - lamak için yollar arıyorsunuz. Ama Kıtabınız VAR . Ona başvurun☺ mushaflarınız bile NESNE ☺ |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:42 . |