![]() |
Zorunlu Aşı
Zorunlu Aşı
İnsan hayatını, kamu düzenini ve esenliğini tehdit eden bir virüs türü olan Kovid-19'ün yayılması, yüksek sayıda can kayıplarına neden olması ve hayatın olağan akışını büyük ölçüde etkilemesi nedeniyle uluslararası pandemi ilan edilmiş ve bu ciddi sağlık sorunun çözümü için tedavi, en önemlisi de aşı çalışmalarına hızla başlanmıştır. Aşı üretimi konusunda çalışmalar yapan birçok şirket güvenli ve etkili olduğunu iddia ettikleri aşıları piyasaya sürmüş veya sürmeyi planlamaktadır. Bu yazının kaleme alındığı tarihte Birleşik Krallık vatandaşlarını aşılamaya başlamış, diğer ülkelerde bu yolda önemli mesafeler kat etmiş olup, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı da aşı ithali ile ilgili girişimlerde bulunmuştur. Virüse karşı insanın bağışıklık kazanması için kullanılan aşı ile ilgili en büyük soru işaretlerinden birisi de, aşı olmanın zorunlu tutulup tutulmayacağıdır. Bu yazıda olası bir aşı zorunluluğunun Anayasaya, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'na ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne uygun olup olmayacağı incelenecektir. 1. Anayasa açısından; Zorunlu aşı uygulaması, ancak vücut bütünlüğüne karşı gerçekleştirilecek bir müdahale ile uygulanabildiğinden Anayasanın, "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin kapsamına girmektedir. Anayasanın 17. maddesinin ilk üç fıkrasına göre; "Herkes, yaşama, maddî ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz". 17. madde; ilk fıkrada hakkı düzenlemek suretiyle kuralı koymuş, ikinci fıkrada ise hakka getirilebilecek özel sebepleri göstermiştir. Anayasanın 17. maddesinin ilk iki fıkrasının Devlete yüklediği yükümlülükler, öldürmeme yükümlülüğü ile risklere karşı bireylerin yaşama hakkını koruma yükümlülüğüdür. 17. maddenin üçüncü fıkrasında; kimseye eziyet ve işkence yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı ifade edilmiştir. İnsan hayatı ve sağlığı için önem taşıdığı kabul edilen aşının, eziyet veya işkence veya insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir ceza veya muamele olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Devletin yaşamı koruma yükümlülüğü, maddi nitelikte pozitif bir yükümlülüktür; bu yükümlülük Devlete, yaşama hakkını koruması için tedbirler alma ödevi yükler[1]. Anayasa m.17; özel sınırlama sebepleri öngörmemiş olmakla beraber, tıbbi zorunluluğun gerektirmesi ve bu gereken müdahalenin kanun ile düzenlenmesi halinde vücut bütünlüğünün dokunulmazlığına istisna getirilebileceğini düzenlemiştir. Bu bakımdan, kişi hak ve hürriyetlerine müdahaleyi düzenleyen istisnaların meşruluğunun değerlendirilebilmesi için Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi dikkate alınmalıdır. Anayasa m.13'e göre; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz". Dolayısıyla, Anayasa m.17'de yer verilen "tıbbi zorunluluklar" ifadesi yeterli değildir. Gerek Anayasa m.13 ve gerekse Anayasa m.17 uyarınca kanun koyucunun vücut bütünlüğüne müdahale teşkil edebilecek halleri kanunda düzenlemesi gerekmektedir. Anayasa m.17, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulabilmesi ve tıbbi müdahaleler için çıkarılacak kanunun Anayasada gösterilmiş dayanağını oluşturur. Anayasa m.17/2'de yer alan "ve kanunda yazılı haller dışında" ibaresinin, esas itibariyle Anayasa m.13'de öngörülen "yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak" hükmünü karşılamadığı, soyut olup, özel sınırlama sebebi içermediği yönüyle eleştirilebilir. Çünkü temel hak ve hürriyetlere getirilebilecek sınırlamaların ancak kanunla yapılacağına dair bir hüküm Anayasa m.13'de bulunmaktadır. Bu nedenle; "ve kanunda yazılı haller dışında" ibaresini, hemen öncesinde gelen "tıbbi zorunluluklar" kavramından koparmamak ve ayrı değerlendirmemek gerekir. "Tıbbi zorunluluklar" ve "kanunda yazılı haller" birlikte ele alınmalıdır. Şimdiye kadar uygulamaya koyulmuş kanuni düzenlemeler gözönüne alındığında, zorunlu aşı uygulamasına dayanak oluşturabileceği ileri sürülen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun ilgili maddeleri incelenmelidir. Yukarıda yer alan açıklama olağan hukuk düzenine göre yapılmış olup, "Olağanüstü hal yönetimi başlıklı" Anayasa m.119/1'de yer alan "tehlikeli salgın hastalık" gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından olağanüstü hal ilan edildiği takdirde, elbette olağanüstü halde geçerli olacak 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre süreç yürütülecektir. 2935 sayılı Kanunun tehlikeli salgın hastalıkta alınacak tedbirleri düzenleyen 9. maddesinde aşı ile ilgili bir hüküm olmasa bile, bu istisnai dönemde 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve olağanüstü halin ilan edilmesine yol açan nedenleri ortadan kaldırmak amacıyla çıkarılacak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile zorunlu aşı uygulaması öngörülebilecektir. |
2. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu açısından;
Umumi Hıfzıssıhha (Genel Kamu Sağlığı) Kanunu'nun 1. maddesinde, halkın sağlığına zarar veren tüm hastalıklardan veya sağlığa zarar veren çeşitli olaylardan korunmasını sağlama ile gelecek nesillerin sağlıklı yetişmesi için gerekenleri yapma görevi devlete yüklenmiştir. Bu amaca ulaşılabilmesi Kanunda, hangi durumlarda hangi önlem ve tedbirlerin alınabileceğinin öngörülmüş olduğuna bakılmalıdır. Kovid-19 açısından bir değerlendirme yapabilmek için 1593 sayılı Kanunun "Memleket dahilinde sari ve salgın hastalıklarla mücadele" başlıklı ikinci bölümünde yer alan hükümler incelenmelidir. Bu bölümün altında düzenlenen ilk maddede (57. maddede) kolera, veba, lekeli humma gibi çeşitli hastalıklar tek tek sayılmış ve devamındaki maddeler doğrultusunda belirli kişilere ihbar yükümlülüğü yüklenmiştir. Kanunun 57. maddesinde sayılan bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı hangi tedbirlerin alınabileceği ise Kanun'un 72. maddesinde düzenlenmektedir. 72. madde, alınabilecek bu tedbirleri yedi bent halinde saymıştır. Bu tedbirler arasında hasta olanların, hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı bulaştırabilecek olanların tespit edilmeleri halinde kendi evlerinde veya tıbbi şartların sağlandığı yerlerde müşahede altına alınabilmesi gibi tedbirler yer almaktadır. Kanununun 72. maddesinin birinci fıkrasının 2. bendinde, hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbiki getirilebileceği düzenlenmiştir. Bu bentte aşı uygulamasının getirilebileceği öngörülmüş olsa da, bunun Kovid-19 bakımından da uygulama alanı bulup bulamayacağı ayrıca tartışılmalıdır. Tahmin edileceği üzere, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 57. maddesinde sayılan hastalıklar arasında Kovid-19 virüsü bulunmamaktadır. Ancak Kanunu'nun 64. maddesi[2] dikkate alındığında, 57. maddede sayılan hastalıkların sınırlı sayıda sayılmamış olduğu, başka herhangi bir hastalığın salgın şeklini alması veya böyle bir hastalığın memleketin her yerine veya bir kısmına yayılması halinde öngörülen tedbirlerin, bu hastalık bakımından da uygulanabileceği ifade edilmiştir. Kovid-19; uluslararası boyutlara ulaştığından ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da pandemi olarak ilan edildiğinden, bu hastalığın salgın haline geldiği tartışmasızdır. 1593 sayılı Kanunun 72. maddesi uyarınca, hasta olanlara veya hastalığa maruz bulunanlara aşı zorunluluğu getirilebilir. Hasta olanlara bu zorunluluğun getirilebileceği açık olmakla birlikte, henüz hasta olmayanlara da bu zorunluluğun getirilip getirilemeyeceği, "hastalığa maruz bulunmak" ifadesinin nasıl anlaşılması gerektiğine göre belirlenmelidir. Türk Dil Kurumu'na göre "maruz bulunmak"; bir olayın veya bir durumun etkisinde bulunmaktır. Kovid-19 virüsünün hızlı bir şekilde yayılması ile hasta sayılarının her geçen gün artması ve hastalığın hızlı yayılma süreci, bozulan kamu düzeni ve esenliği gözönüne alındığında, hastalanmasalar bile Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm vatandaşlarının bu virüse maruz kaldığını/bulunduğunu söylemek mümkündür. Sonuç olarak; Anayasanın ilgili hükümleri ile 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nda işaret edilen düzenlemeler doğrultusunda, olası bir zorunlu aşı uygulamasının getirilmesi halinde, Anayasaya aykırılığın oluşmayacağı ileri sürülebilir. Belirtmeliyiz ki; Anayasa m.17 kapsamında yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılaması zorunludur, ancak bu kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunla sınırlama ölçütü; sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmektedir[3]. Yeni bir düzenleme getirildiği takdirde; vatandaşlar, uygulanacak olan hukuk kurallarının varlığı ile içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olmuş olacaktır. Bu sebeple, zorunlu aşı uygulaması için yeni bir kanuni düzenleme yapılmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz. Zorunlu aşı uygulaması, Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanlığı tarafından bölgesel veya ulusal düzeyde getirilebilir. Ancak Kovid-19'un yayılma hızı ve taşıdığı riskler dikkate alındığında, bu uygulamanın bölgesel olarak getirilmesinin bir anlamının olmayacağı aşikardır. 3. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi açısından; İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları doğrultusunda zorunlu aşı uygulaması, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin "Özel hayata ve aile hayatına saygı" başlıklı 8. maddesinin kapsamına girmektedir. Anayasa Mahkemesi, Halime Sare Aysal başvurusunda; özel hayat kavramının geniş bir kavram olduğunu, özel yaşama saygı hakkının koruduğu hukuki yararlardan birisinin de kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı olduğunu açıklamış ve bu kapsamda Anayasa m.17'de yer alan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının İHAS m.8 açısından özel yaşam hakkı kapsamında korunan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkına karşılık geldiğini açıklamıştır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarında; uygulanacak olan tıbbi müdahalenin boyutu fark etmeksizin, her tıbbi uygulamanın fiziksel bütünlük hakkına müdahale teşkil edeceğini açıklamıştır. İHAM Solomakhin v. Ukrayna başvurusunda[4]; tıbbi müdahalenin özel hayata müdahale teşkil ettiğini, ancak olayda bu müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve genel sağlığın korunması için getirildiğini, dolayısıyla hastalığın yayılmasını önlemek için getirilen bu müdahalenin demokratik toplumda gerekli olabileceğini kabul etmiş ve birey karşısında, kamu sağlığının menfaatinin üstün tutulmasının ihlal oluşturmayacağını ifade etmiştir. Belirtmeliyiz ki; Solomakhin v. Ukrayna başvurusunda, başvurucuya tıbbi müdahalede bulunulmadan önce, sağlık görevlileri tarafından kişinin sağlık durumu kontrol edilmiş ve müdahale nedeniyle başvurucuda herhangi bir yan etki gözükmemiştir. Bu bilgiler ışığında İHAM, özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğinde hükmetmiştir. Bununla birlikte; müdahale öncesinde kişinin sağlık durumunun kontrol edilmemesi ve müdahale sonucunda kişinin hayati tehlikeye geçirmesi, sakat kalması veya hayatını kaybetmesi örneğinde, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin hem 8. maddesi ve hem de "Yaşam hakkı" başlıklı 2. maddesi ile getirilen ve yaşama hakkını koruma görevini düzenleyen pozitif yükümlülük, Devlet tarafından ihlal edilmiş olacaktır. İnsan Avrupa Hakları Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararları incelendiğinde, zorunlu aşı uygulamaları ile ilgili olarak, kamu sağlığının korunmasındaki menfaate üstünlük tanındığı ve zorunlu aşı müdahalelerinin, yasa uyarınca öngörüldüğü, yani kanunilik unsurunun karşıladığı hallerde, İHAS m.8 kapsamında ihlal oluşturmayacağı anlaşılmaktadır[5]. 4. Sonuç olarak; Bu düzenlemeler ve içtihatlar ışığında zorunlu aşı uygulamasının getirilmesi mümkündür. Prensip, insan vücuduna gereksiz müdahalelerin yapılmaması ve bireyin izni olmaksızın aşı veya tıbbi müdahalenin insana tatbik edilmemesidir. Somut olayda görülen bir zorunluluğun, tehlikeli salgın hastalığın, yani pandeminin ortaya çıktığı durumda, her ne kadar hastalığın tedavisi mümkün olabilse de, bu tedavi sürecinin zor, bazen imkansız ve salgının boyutları sebebiyle tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı zamanlarda, insan vücudunun virüse karşı bağışıklık kazanabilmesi ve zaman içinde virüsün tümü ile etkisiz hale getirilebilmesi için zorunlu aşı yönteminin kullanılması gerektiği kabul edilmektedir. Kovid-19 hastalığına ve aşıya karşı birçok itirazın gündeme geldiği, sakıncalarının olduğunun iddia edildiği ve bu virüse karşı insanları aşılamanın başka sorunlara yol açabileceği ileri sürülse de, genel kanaatin insanların bu hastalığa karşı aşılanması gerektiği yönünde olduğu söylenebilir. Ancak zorunlu aşı uygulamasının getirilmesi sonrasında hak ihlallerinin ortaya çıkabileceği açıktır. Bu tür ihlallerin önlenebilmesi için, hem tıbbi tedbirler ve hem de zorunlu aşı uygulaması ile sonuçları bakımından daha açık, öngörülebilir ve anlaşılabilir kanuni dayanağa ihtiyaç olduğu görülmektedir. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu uyarınca zorunlu aşı uygulamasının getirilmesi mümkün olsa da, bu uygulamanın nasıl gerçekleşeceği ve aşılama işleminden önce vatandaşların ve vatandaş olmayanların nasıl bir kontrolden geçirileceği bu Kanunda net bir şekilde ortaya koyulmadığı görülmektedir. Bu hususların açıklığa kavuşturulabilmesi için ulaşılabilir, açık ve anlaşılabilir bir düzenlenmenin getirilmesi gerekir. Ayrıca; doğabilecek zararların önlenmesi, bundan kaynaklanan sorumluluklar ve alınması gereken önlemlerle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme yapılması, gerekli kararların alınması ve kanunun çıkarılması gerekir. Yaşanan pandemi süreci göstermiştir ki, 06.05.1930 tarihinde yürürlüğe giren 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun gözden geçirilmeli ve güncellenmelidir. Zamanın çok başarılı bir düzenlemesi olan bu Kanun, aradan geçen 90 yıl sonrasında zamanın koşullarına uygun hale getirilmelidir. Bu doğrultula hareket edilirken, hem kanunilik unsuru ve hem de Anayasanın 17. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 2. ve 8. maddeleri gözetilmelidir. İHAM yaşama hakkına ilişkin incelemesinde, devletin pozitif yükümlüğüne uygun davranıp davranmadığını değerlendirirken; yetkililerin fiil ve ihmallerinin iç hukuka uygunluğunu, gerekli araştırma ve çalışmaların yapılıp yapılmadığını ve ulusal karar verme süreçlerini de ele almaktadır[6]. Pandemiden kaynaklanan zorunluluk nedeniyle gerekli testler yapılmadan bu aşı uygulandığı ve aşılamanın yan etkilerinin ortaya çıktığı durumda, Devletin pozitif yükümlülüğünden kaynaklanan sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Prof. Dr. Ersan Şen Prof. Dr. Ersan ŞEN - Zorunlu Aşı (hukukihaber.net) |
İşbu pandemiden kaynaklı can güvenliği konusu tıp biliminin bileceği ve verebileceği bir karar kesinlikle değildir.
Bu artık hukuk biliminin bir konusu olmuştur. Söz ve karar hakkı hukuktadır. |
Vücut bütünlüğünün bozulması ve zararlı aşı yapılarak insan sağlığının bozulması hem anayasal hem de evrensel bir suçtur. Bu konuda açılmış davalar var. Davalar bittiğinde bu işi planlayan küresel çete ve onların içerideki piyonları teker teker yargılanacaklar. Onların sosyal medya oyuncakları da aynı akıbete uğrayacaktır.
Bilimden nasip almamış insanlar bilim kurulu oluşturamazlar. Bir kurulun adına bilim kurulu denmesi o kurulun bilimi temsil ettiği manasına da gelmez. Dünya bilim adına işlenen suçların çekim merkezi olmuştur. Hukuki altyapısı olmayan bir işin hukuki sonucu da olmaz. Bu yüzden verilen cezalar yargıdan birer birer dönüyor. Sen daha bilimsel kanıtı yapılmamış aşıları "ben istiyorum yaptım, çünkü Bill Gates'den milyar doları cebe indirdim, hepinizi çiplemek zorundayım. Bu aşılar gelecek hastalıklara zemin hazırlayacak, böylece aşı bağımlısı olacaksınız, Bill Gates'e köle olacaksınız, ben de gardiyanızım" diyorsan o paralar seni bağlar. Beni ırgalamaz. |
Sen ve senin zekalıları, ne aşıya ne maskeye zorlayan yok. Başkaları ile bulunduğun ortamda böyle bir özgürlüğün yok(olamaz) deniliyor. Anlamamazlığamı veriyorsun. Yoksa gerçekten idiotmusun?
Hayırdır? Ortada bir virüs yok iddiasındamısın? Yoksa sana ne bulaşıyor, nede bulaştırmıyormusun? Ve böyle olduğuna dair elinde bilimsel raporamı sahipsin? Toplumla içiçe yaşıyorsan mike mike aşını olacaksın. Yada dağ başına miktir olup gideceksin. Kimseye hastalık bulaştıramazsın. Hastane faturasıda işin başka bir boyutu. 1 kişi ile başladı bu meret. Milyonlarca insan öldü. Milyarlarca lira ekonomik yıkıma yol açtı. |
Ayrıca sigaraya da aynı virüs mantığı ile yaklaşıp yasaklatmak lazım.
Kimsenin kimseyi zorla kanser etmeye hakkı olamaz. Efenim o açık alanda içiyormuş sigarasını. Üfürdüğü duman yanından uzağından geçenin ciğerlerine girmiyomuşmuş. Metrelerce uzakta sigara içenin dumanı içmeyenlerin ciğerlerin giriyorsa. Orada duracaksın. Buna gerçekten çok ciddi yaptırımlar cezalar getireceksin. Hem başkalarının can sağlığına, hem mal sağlığına zarar çünkü. Hastane, ilaç faturalarını içmeyende ödüyor. |
Aşıların-ilaçların uluslararası şirketlerin tekelinde olduğu, bu şirketlerin milyarlarca dolar kar ettiği, tüm Dünya devletlerinin hükümetlerine-sağlık sistemine (doktorlara, ilaç depolarına, eczanelere) milyarlarca dolar rüşvet dağıttığı, etkisi az olan-yan etkileri çok olan ilaçları ürettiği, yeni üretilen ilaçların önce gelişmemiş ülkelerin insanlarının üzerinde denendiği doğrudur.
Birçok sağlık sistemi üyesinin (doktorların) bu durumu bildiği, maddi çıkarları uğruna göz yumduğu veya alet olduğu doğrudur. Bu, kapitalist altyapının doğal bir sonucudur. Bununla birlikte; aşıların tamamen faydasız olduğu, aşılarla çip takıldığı, insanların genetiğinin değiştirildiği iddiaları kahvehane seviyesinde zırvadır. |
Covid aşısının bilimsel geçerliliği yoktur. Aşıyı savunan profesörler bile %100 korur diyemiyorlar, %80 korur, 90 korur, aşı olsan bile covid olabilirsin diyorlar. Bunun manası aslında aşının bir şey ifade etmediğidir.
Yukarıda da belirttiğim gibi bu konuda açılmış davalar var, hukuk mücadelemiz devam ediyor. Alışverişi seninse sen bu alışveriş merkezine aşı olmayanı almama hakkına sahipsin, ben de gider marketten alışveriş yaparım. Devlet kurumu senin, aşılanmayanı almam da diyebilirsin, Belediye başkanının yatağına girmeyeni almıyorum da diyebilirsin. İsteyen her istediğinin yatağına girebilir, bu bir özgürlüktür. Sözde profesörlerin yatağına girenlere de yok girmeyin diyemeyiz. Ama biz böyle bir şeyin gerekli olduğuna inanmıyoruz, on milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu aşlıyı yaptırmayacağız, ve mücadelemiz de hukuk içinde devam edecektir. Bu işin sonunda bu komploya hizmet eden herkes yargılanacak, soykırım suçlamasıyla ve idam istemiyle de cezalandırılmaları gerekecek. Üç beş kuruş için kellesini ortaya koyan para tapıcı dinci terör örgütü mensupları ilkesizliklerini bir kez daha kanıtladılar. Dediğim gibi hukuk mücadelemiz sürüyor, onlarca ülkede binlerce dava devam ediyor. Sonunda gerçek ortaya çıkacak, ve bu işlerde kendini üç kuruş işin kullandırıp soykırım yapmaya çalışanlar bunun bedelini sonunda ödeceyekler. Diğerleri için de bir sözüm var. Cahil cühela takımı değiliz, aramızda yüzlerce profesör var, buyrun medyadan sadece bir taneciği. Bunlardan yüzlercesinin röportajı var. Okumuyorsunuz, dinlemiyorsunuz, ondan sonra bu muhabbetler kahvehane muhabbeti oluyor. Bir isim ön plana çıkardığımızda hemen dinci terör örgütü o kişiye itibar saldırısı yapıyor. Bakın, bu hocadan yüzlerce var, binlerce var. Gerçekleri nasıl saklayabilirler? Alın, hepsini dinleyin. Dinlemezseniz öğrenemezsiniz. |
Alıntı:
Hadi oradan kıro, maskesiz benimle aynı markete girecekmiş. Böyle bir hak yok. Suç bu suç! : "İHAM Solomakhin v. Ukrayna başvurusunda[4]; tıbbi müdahalenin özel hayata müdahale teşkil ettiğini, ancak olayda bu müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve genel sağlığın korunması için getirildiğini, dolayısıyla hastalığın yayılmasını önlemek için getirilen bu müdahalenin demokratik toplumda gerekli olabileceğini kabul etmiş ve birey karşısında, kamu sağlığının menfaatinin üstün tutulmasının ihlal oluşturmayacağını ifade etmiştir.(...) "(...)İnsan Avrupa Hakları Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararları incelendiğinde, zorunlu aşı uygulamaları ile ilgili olarak, kamu sağlığının korunmasındaki menfaate üstünlük tanındığı ve zorunlu aşı müdahalelerinin, yasa uyarınca öngörüldüğü, yani kanunilik unsurunun karşıladığı hallerde, İHAS m.8 kapsamında ihlal oluşturmayacağı anlaşılmaktadır." Olsson v. İsveç başvurusu, başvuru no: 10465/83, 24.03.1998; Solomakhin v. Ukrayna başvurusu, başvuru no: 24429/03, 15.03.2012. |
Alıntı:
Twitter'dan takip ettiğim iki örnek: https://twitter.com/CaKizil https://twitter.com/virusfantom Virüsün-bakterinin bulaşı sırasında vücuda nasıl nüfuz ettiği, hangi organa yerleştiği, kendisini nasıl kalıcı kıldığı, kendisini nasıl çoğalttığı anlaşılmaya çalışılır. Bulaşının vücutta kaldığı, yayıldığı tüm süreç gün gün, saat saat izlenir, kayıt edilir. Hastalarla ilgili yaş grubu, cinsiyeti, sosyal statüsü, beslenme alışkanlıkları, geçirmiş olduğu hastalıkları, sahip olduğu kronik hastalıkları, spor alışkanlıkları, eğitim durumu, seyahat alışkanlıkları, sosyal faaliyetleri, yaşadığı bölge gibi bilgiler ayrıntılı olarak not edilir. Aşı geliştirme sürecinde zaman kazanmak için akla gelen ilk ve etkili yöntem olarak maske-temizlik-sosyal mesafe kurallarına uyması istenmiştir ve yerinde bir öneridir. Virüsün-bakterinin vücuda girişinin önlenmesiyle hastalık da ertelenmiş olacaktır. Aşı geliştirilmek zorundadır, çünkü hastalık yeryüzünden yok olmayacaktır, maske-temizlik-sosyal mesafe kuralları da insanı bir yere kadar koruyacaktır. Virüsün-bakterinin bulaşı karakteri, yerleştiği organlar, hayatta kalma ve çoğalma mekaniği dikkate alınarak bu zinciri insana zarar vermeden bozan aşı-ilaç geliştirme çalışmaları yapılır. Hedef; bu virüse-bakteriye en azından 6 ay-1 yıl etkili olan bir savunma zırhı oluşturmaktır. Yapılan gözlemlerde covid virüsünün vücuda girmesinden itibaren kandaki antikor seviyesinin arttığı, covid atlatıldıktan sonraki birkaç aylık sürede antikor seviyesinin düşmediği tespit edilmiştir. Gerek klasik aşı metoduyla üretilen SinoVac-CoronaVac gerekse mRNA teknolojisiyle üretilen Biontech aşıları vücuttaki bazı mekanizmaları tetikleyerek kandaki antikor seviyesini birkaç ay süreyle arttırmayı başarıyor. Birincisi, covid'e yakalanmadan tüm vücudunuz alarma geçiyor, ikincisi (klasik aşı)öldürülmüş covid virüsünü vücut tanımış oluyor veya (mRNA aşısı) tıpatıp covid virüsüne benzeyen sentetik ve zararsız bir virüsle tanışmış oluyor. Bundan sonrası istatistik. Ortada çarpıtılmadan kayıt edilmiş verilerden çok var, siz bunlardan sonuç çıkarıyorsunuz. Ne kadar çok çarpıtılmamış veri varsa gerçeğe o kadar çok yaklaşırsınız. Örneğin; - kadınlar erkeklere oranla ... - filan yaş grubu diğer yaş gruplarına göre ... - sigara içenler içmeyenlere göre ... - arabası olanlar toplu taşıma kullananlara göre ... - iyi beslenenler iyi beslenmeyenlere göre ... - kronik kalp sorunları olanlar olmayanlara göre ... Her istatistikde sapmalar olur. Bu beklenen, bilinen birşeydir, normaldir. Aşılar-ilaçlar-tedaviler herkesde aynı etkiyi yapmaz, çünkü herkesin kimyasal-biyolojik-elektrolit-genetik yapısı aynı değildir. (Kapitalist yıkımı bir kenara bırakarak söylüyorum) aşılar-ilaçlar (atıyorum) %75 etkili ise işe yarıyor denir. Geri kalan %25 ayrı bir araştırma-inceleme konusudur bilim için. Bilim etiği ve bilimsel çalışma, bilimsellik böyle birşey. Bilim etiği dahilinde yapılan çalışmaların sonucuna göre, piyasadaki bazı covid aşılarının koruyuculuğunun yüksek olduğu açıkça görülüyor. Yukarıda verdiğim iki twitter linkinde geçmiş iletileri incelerseniz Dünya ölçeğinde toparlanmış epey veri-istatistik görürsünüz. Alıntı:
|
%90 koruyormuş
%100 korumuyormuş O halde bilimsel geçerliliği yokmuş. Düşünce durumu ağır şekilde bozulmuş bu şizo, %90 koruma ne demek onu anlayamamış Oysa basit aritmetik yeterli Hastalığa yakalanması durumunda ölecek olan her 10 kişiden 9'u hayatta kalır Bunu hesaplamaktan aciz beyinsizlere laf anlatmaya çalışmak tam da bu ülkeye yakışan bi trajedi |
Aşı olmadım, sanırım olmayacağım.
|
Aşı Karşıtları Üsküdar'da Miting Düzenledi: 'Aşıyı Vuran Hekimler Yargılanacak'
Ana Sayfa > Haberler > Gündemhttps://img.onedio.com/img/user/5457...55a8ff04a5b6c7Deniz GökOnedio Editörü 653 27/06, 16:16PAYLAŞIM 41bOKUNMA Koronavirüs salgınının komplo olduğunu savunan aşı karşıtları Üsküdar'da bir mekanda "Plandemi büyük buluşması" adını verdikleri toplantıda bir araya geldi. https://img-s1.onedio.com/id-60d8799...a238f4d6b.webp Toplantıda konuşma yapan nöroşirurji uzmanı Dr. Bilgehan Bilge, katılımcılara "Asla ve kat'a aşı olmayın" diye seslendi. Bilge şöyle devam etti: "Uçaklara bindirmesinler, AVM'lere sokmasınlar. Vallahi de billahi de 1 sene sonra bu kararlarından vazgeçecekler ve aşı olanlardan özür dileyecekler. Bu bir slogan ya da şaka değil; yargılanacaklar! Aşıyı vuran zavallı sağlık memurları, hemşireler değil hekimler yargılanacak. Yok 'benim haberim yoktu', 'ben devlet memuruyum', 'Sağlık Bakanlığından tamim geldi, genelge geldi, emir geldi', 'Ben o yüzden ruhsatsız bir maddeyi insanlar üzerinde uyguladım' demek gibi bir lüksü yok hekimlerin" Yasa bu." "Tek taraflı propaganda yapmasınlar" "Kanserden ölenlerin sayısı senede 128 bin. Bu insanları Kovid adıyla eve kitleyeceğinize diğer hastalık türleriyle niye ilgilenmiyorsunuz? Çıkarsınlar ekranlara, tek taraflı propaganda yapmasınlar. Bakın devlet nasıl savunuluyor, millet nasıl savunuluyor, ağzında maskeyle okula gitmek zorunda kalan küçücük yavrular nasıl savunuluyor, askerimiz polisimiz nasıl savunuluyor görsünler." Aşı Karşıtları Üsküdar'da Miting Düzenledi: 'Aşıyı Vuran Hekimler Yargılanacak' - onedio.com |
fetöcü bunlar. Millete virüs bulaştıracaklarmış. Bide üstüne aşı olan bulaştırmayanları dava edeceklermiş.
Bu kadar kişi pandemide nasıl miting yapabiliyor? Bir avuç zararsız gözteri ve yürüyüş yapan gay ve lezbiyenlere orantısız müdahale yağpabiliyorda. Bu corona teröristlerine niye hak ettiği muameleyi yapamıyor bu ülkenin sayın kollukları? Gay ve lezbiyen olmak bir suçmudur? Bu arada gay falan değilim. Ayrımcılığa karşıyım. Ona sopa atıyor buna bön bön bakıyor. Veya görmezden geliyorsan. Ben bunu gay üzerinden bile sorarım arkadaş. Yanlış isem yanlışsın diyip. Dü<eltin. |
İnsanları zorla aşı yapıp ölmelerine veya kısırlaştırmalarına neden olan fetöcü doktorların tamamı sosyal medyadaki ayaklarıyla beraber idamla yargılanmalıdır.
Ayrıca halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek aşı karşıtlarına karşı bir kısım medyada hakaret ve iftiralar vardır. Bu iftiraları atanlara karşı da halkı kin ve düşmanlığa tahrikten dolayı işlem yapılmalıdır. |
Alıntı:
Bu tartışamaya polemik oluşturabileceği endişeyle girmedim Alıntı:
sustuk ! niye? bilimsel linç var. Heil Bilim! Heil Bilim! diyen tuhaf bir güruh. bugün tüm ülke ve tüm dünyada olanları, endişe, dehşet, korku, merak, panik, heyecan hepsi birbirine karmaşık izliyorum sadece ölmek istiyorum ya sizinle bunları yazanlarla asla birlikte yaşamak istemiyorum bunları savunan topluluklarla aynı türün bireyi olarak ,onları türüm bilerek bir arada yaşamak istemiyorum, dünya sizin olsun kardeşim, dünyanız alın tepe tepe kullanın sizin olsun ve dürüstçe inanın ölmeyi sürgün edilmeyi seçiyorum, tercih ederdim lütfen bunları tartışanlar olarak bizim için zorunlu aşı değilse kitlesel yalıtma sürgün vb olasılıklar tartışın diğer türlü bittik bunaldık, nazi dünyasından farksız algılıyoruz dünyanızı burdan yazmıyorum niye. biriniz ikiniz çıkıp üç laf ediyorsunuz ve ona verilmesi gereken cevap yapılması gereken söylenmesi gereken benim iletişim üslubumda uygun değil Bunlar mrna nın mucidinin açıklamalarıdır. https://elverissizblog.blogspot.com/...na-bakmal.html https://twitter.com/RWMaloneMD/statu...54471548252160 Bilgehan Bilge kendini parçaladı diğer doktorları ya arkasına ya karşısına aldı bir eleştiri başlattı aynı yoldan gidelim derim siz bilirsiniz Kışla da işyerinde okulda zorunlu aşılama var ve yarın çocuklar için başlatılacağını düşünüyorum. Okulları açalım çocukları aşılalım diyecekler bunun dünyada önipuçları var İnaktif aşılamaya karşı değilim salgın yok diyor değilim virüs mü ne bilmiyorum ( oda coach postülatına göre henüz izole edilemedi deniyor bilimsel şüphecilik) ama insanların öldüğünü herkes gibi görüyor ve salgını doğruluyorum gözlemliyorum, üzülerek izliyorum ama yapılan psikolojik baskı, kilitlenme kapatma , tv de yapılan dehşet ölüm propagandasıyla birleşip daha çok insan öldürüyor. Psikojenik ölüm diye bir şey var. Bizler komplocu değiliz. mrna istemiyoruz. Biz insanız bu olanlara artık dayanamıyorum yani kelimenin tam doğru ifadesi bu. Olanları artık sindiremiyorum ve kaldıramıyorum mrna aşılanması seçenlere bilinçli uygulanmalıdır buna karşı değilim Bu aşının kışlada işyerinde okulda ne işi var? Herkes susuyor 60 milyon çift doz sipariş var ve bu tüm yetişkin kitle zorunlu aşılanacak demektir .30 milyon açık opsiyon var o çocuklar aşılanacak demektir. Bunları yargılamaktan sözedenler var hiçbiriniz yargılamıyorum ve bana göre onlar yanlış zeminde ama bu aşının mucidini söylediği kriterler dışında (bilinçli özgür seçim dışında) uygulanması açık suçtur, insanlık suçudur lütfen bilinçlenin kendinize gelin ve durun ve bilgi edinin ve yavaşlayın Hukuk subjektif değilse ben hukukun ne, mevcut hukuk zemininin ne olduğunu çok iyi biliyorum iki ağzı bozuk laf edeblirsin ancak onu da et istersen Sıkı ya da sıkı olmayan yönetimin farketmiyor zorla aşılamaya cesedimi teslim edebilirim Bununla da bir sorunum yok Ölmekten çok korkuyorsunuz değil mi? Korkmaya devam edin ve köpek gibi korka korka ölün Lafı vardı Bingür Sönmez Hocanın köpek gibi korka korka öleceksiniz Mrna aşı mucidi linkeldin ve youtube sansürlü kitlesel aşılamayı uygun yasal zemine çekmeye çalışıyor ki bu size hiç bir şey anlatmıyorsa kafanı al TV ye sok orada kalsın |
Başlık zorunlu 'aşı'
Aşı nerde? Yukarıda yazılan hukuki taban bomboş ve bunları yazdıranın da yazanında ortaokul seviyesinde zekası ya da hukuk bilgisi yok Bu ayet bükücülük dediğiniz şey gibi hukuk bükücülük Millet uyku da konuşamıyor uyanınca görürsünüz Alıntı:
Burada yazdım https://elverissizblog.blogspot.com/...tlmas.html?m=1 Anayasayı bile değiştirsen yasal değil hatta sıkıyönetim de bile ahlaki değil Bu ruhsat alınmamış ilacın tıbbi deney safhasıdır. Tüm uluslarası içtihat değiştirilmeden tanımlanamaz. Anayasaya şöyle yazmalı. Ben halkımı tüm uluslarası ilaç deneylerinin açık kobayı haline getirdim ve bunlar köleler ve bu ülkede özgürlük yoktur bu da zaten bir anayasa değildir buyruktur.. Bunlar sahte mobbing biçimleri ve bunu yazanlar gugukçu doktorlar var onun gibi gugukçu hukukçular |
Alıntı:
mrna aşısının insanda ne gibi mutasyonlara neden olacağı, sakat doğumları ne derece artıracağı ve dahası insan genetiğini ne şekilde bozacağını hiç kimse bilmiyor. Böyle bir aşının insanlara dayatılmasıyla bir kişinin kafasına silah dayatılması arasında bir fark yoktur. Öyle öleceksek, itiraz ederek böyle ölelim, sorun yok. Ayrıca Uğur Şahin de Türk'e değil zenciye benziyor. Kendisi de karısı da hiç yakışıklı değiller. Bu konu size tuhaf gelebilir. Ama yarın, sakat doğumlar, ani ölümler artıp Mrna aşısı işi patladığı zaman, "bu mrna aşısını uygulayanlar zaten Türklerdi, zaten adamın tipe bak meymenet yok" deyip batıda Türklere ve Türkiye'ye karşı linç kampanyası başlatılırsa hiç ama hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Türklerin ve Türklüğün düşmanları tüm hamleleri seçerek yapıyor. Bu işin başında da Türk olsun, o da zenciye benzesin ki yeri geldiği zaman kolayca harcayalım diye onu bile planlamışlar. Yani biz Türkler Uğur Şahin'e mi benziyoruz, öyle miyiz? Ben ırkçı değilim ama ABD'de zaten Türkiye Afrika'da bir yerde, siyahımsı insanlar diye bir algı zaten var. Bunu da bir yerden besliyorlar. Bakın her şey algı, her şey aleyhimize ve içimizden "sözde bilimsel" maskesi takmış bir grup hararetle bu dış planın oyuncağı olmuş durumdalar. Direnmemiz gerekiyor. Kendimizin, yakınlarımızın, halkımızın, ülkemizin geleceği için direnmeye mecburuz. |
Zorunlu aşı tartışması yaparken ve yapılırken henüz resmiyet kazanmamış ve ruhsat almamış bir deney aşısının zorunlu olmasını tartışıyorsunuz
Yani henüz deney aşamasındaki bir aşının zorunlu olmasını tartışıyorsunuz Bu insanları tıbbi bir deneye tabi tutma zorunluluğunu, insanları tıbbi denek olarak kullanma zorunluluğunu tartışmaya açmak ve tartışmak demek olur Bu bütünden bireyin seçme hakkını, ehliyetini ve özgürlüğünü tartışmaktır Bu tüm özgürlükleri ve anayasal hakları, uluslarası etiği askıya almak ya da bunu tartışmaya açmak demek olur Bu köleliğin açık zımni uygulanması ve tartışılması hatta dayatımı demek olacaktır Bu tartışmayı veren yürüten herkes hukuk tabanı değil de açık köle ahlakına vurgu yapabilir Böyle bir hukuk tabanı olamaz ve o halde geriye tek soru kalacak. O halde yönetenler kimler olacaktır yönetilenler kimler olacaktır https://elverissizblog.blogspot.com/...uzerinden.html |
Bir haber: (cumhuriyet)
Alıntı:
Source: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/...-kadar-1850470 Hoca diyor ki aşı olmayanlar -bir şekilde- hapis cezası alabilir. Şimdi buna youtube'da cevap yazılmış. İyi izleyin. Astara Vista Alıntı:
Hoca buna şöyle yanıt yazmış: https://yt3.ggpht.com/ytc/AKedOLQ-DV...00ffffff-no-rj Adem Sözüer Alıntı:
Tekrardan öteki yanıtlamış: Astara Vista Alıntı:
Şunun konuyla ilgisini iyi düşünün, direkt olarak ilgili: https://img.piri.net/mnresize/900/-/...ligiversin.jpg |
Alıntı:
Amaç eğer aşılama yapmaksa toplu aşılamaksa özgürlük kısıtlamayı ele alalım. Mahkumların % de kaçı aşılı olacak. Yani hapis yatıp aşılı olmayabiliyorsun böyle bir şey olur mu? Sosyal tecrit ve izolasyon olur o halde toplama kamplarını tartışacaklar ve şantaja devam edeceklerdir. Amaç özgürlerin ve özgürlüklerin yokedilebileceği oranda aşılamak. Bunlar benim gibiler için önemli değil ben kellemi gövdemi teslim eder giderim olan yine garibana olur.. Bunları tartışana diyorum ölüm cezası getirin adı belli olsun özgürlük kısıtlamayı tartışmayın. Bingür Sönmez onu dedi. Yaşam hakkı tanımayacağız. Yani bunu onayın, açıkça ilan edin bizi uğraştırmayın kendiniz de uğraşmayın . Yaşam hakkı tanımadığınızı belirtin ve yaşam hakkımı benim iradem dışında elimden alın benim ve benim gibilerin bununla sorunu yok .. Özgürlüğümü vermeyeceğim o ayrı.. Yani son özgürlüklerin jübilesini yaparak gidelim yok hapis yatacakmışım Testlerle taciz edeceklerdir (pozitif vb düşürerek vs) tecrit edeceklerdir; toplama kamplarında .. Mobbingin ileri ki biçimi ve aşaması o. Önümüzdeki yıllarda. Bunlar kolay, abilerinden öğrenirler .. Amaç % 50-60 aşılamak daha sonra pozitif ayrımcılıkla ve kitlesel şantajla bunu artırmak olacaktır. 60-70-80 diye gider. Kalanlara baskı uygulanacak ve görmezden gelinecektir. %100 cüler durmayacak bebeklere kadar.. Son özgür yakalanana kadar , son özgürlük yokedilene kadar Tüm bir kitle tekno tıbbi (biyoteknolojik deneysel aşı adaylarının ) düzenli alıcısı ve deneği haline getirilene kadar ve tıpkı Pavlov köpekleri gibi.. mrna kavramsal olarak biyoteknolojidir burada asla bir komplodan sözetmiyorum en azından şimdilik. Pavlov köpeği gibi aldığınızda ileriki ve en son aşama muhtemelen o olacaktır. Öyle gözüküyor. Özgürlükler askıda ve kapitalizmin büyük nimetlerinin kullanımı o sıvıyı almaya endeksli. Kutsal sıvı... Bu aşılamalar sonsuza kadar. 6-9 ay. Yeniden ve yeniden... 5-11 yaş tartışması bazılarını dürttü şimdi pfizer'ın 3. doz çıkışı da ama bir yolunu bulurlar diye tahmin ediyorum.. Yani şu an zaten bu toplumu kitleyi ya da bu gerçeği daha fazla artık paylaşmak istiyor değiliz. Ben değilim. Şu an olanlara -gelecekte olacaklara- ortak ya da seyirci olmak kalmak istemiyoruz ve de elimizden bir şey gelmiyor o halde ne kadar erken gidersek o kadar iyi. Bunlar bu açıklamalar Tv ve sosyal medya yoluyla şantaj ve korku gözdağı... Yani korkutarak aşıya Eğer bir kerelik çift dozla kurtuluş umudu görseydim; sinovac, sputnik ya da yerli inaktiflerden birinin faz 3 ünü alacaktım ki sadece 6 aylık aşı pasaportu Şu an aşı olmamak onur meselesine dönüştü, dava oldu daha almam Adam çıkmış Mehmet Ceyhan denen (......) yerli aşı faz 3 ün de plasebo yerine biontech de olur demiş yani kaza rıza yerli inaktifin fazına gönüllü olsan mrna yeme riskin var. Sinovac demişler ama o da olabilir demişler. Tuz koktu. Bunlar hukuk ahlak bilim zemini değil. Kim ne yaparsa onu yapar Totalitarizmi ve bu hengameyi şakşaklayanlar umarım görürler ve kurtulamaz içinden çıkamazlar --- Anlamayanlara Aşı pasaportu için üçüncü dozu Sinovac bile olabiliyorsun ve eminim 6-9 ay sonra pasaportun süresi dolduğunda 4. dozu da sinovac olabileceksin (el de kaldıysa?) ve bu anlaşmalı ülkelerde geçerli Aynı parti sinovacın .. Bakanın açıklaması https://www.yenicaggazetesi.com.tr/b...si-461875h.htm Yani bana ömür boyu aşır pasaportu garantisi ver sadece yurt içi de olur ben gidip seve seve bir çift doz inaktif en son olayım %100 aşıcılara diyorum bunu derdiniz ne? hayır mrna mı ? denecek https://forum.donanimhaber.com/asila...3-12#149752784 |
Bilim ya da ilmi olan ne?
* S1 Başak proteini kan beyin bariyer işlevini değiştirir (kan beyin bariyerini bozar açar) -Science direkt Makalesi 2021 *Mrna biontech aşısı bağışıklık yanıtlarının yeniden programlanmasına yolaçarak doğuştan gelen bağışıklık tepkilerini azaltabilir -Medrxiv makalesi 2021 * Net fayda eksikliği nedeniyle aşı politikları derhal gözden geçirilmeli- mdpi makalesi *"Salgının ölümlerle yeniden başladığı tüm ülkeler kitlesel olarak aşılanmış ülkelerdir" Prof Dr Christian Perronne - Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Uzmanı * Özellikle İngiltere gözlemi şunu çok açık doğruluyor ki; Ölenlerin büyük kısmı çift doz Biontech alanlar * Durup sonuçları bir gözden geçirelim, neler olduğuna bakalım, bilim yapalım ve çocukları aşılamak mı? Ne zırvalıyorsunuz diyen mrna aşı mucidi! O halde bilim bize diyor ki; mrna aşılanmasının hatta 2 doz Sinovac üstüne 3. doz cila Biontech vurulmanın tek nedeni ve anlamı ya da sonucu olabilir. Salgını büyütmek, kitleleri salgına açmak, salgını sürdürmek ve daha çok kişiyi hasta etmek yani bunu bilim diyor. 2 doz Sinovac üstüne Bontech vurulun demek (hiç bir bilgisel bilimsel temeli gözlemi çalışması yok ve tam bir hurafe/şarlatanlık) sağladığınız bağışıklığı yıkma üzerine bir saldırı girişimi gibi ve bu bilim. 50 milyon doz aşıyla bir tane bilimsel çalışma yazamayanlar Şili Sinovac çalışması yayınlanır yayınlanmaz akabinde Sinovac'ın bir partisini topladı ve hiç bir açıklama yok (TTB) (Bunun kimi doktor ve yine kimi kitle yorumu, Bionteche pazar açmak için ve metmorfinin bir partisini toplama ve NAC-ı örtme, yasaklama karatma girişimiyle aynı) Yavuz Dizdar 2 gün önce bir instagram sohbetinde diyor ki; Biontech önermek için tabipler odasından baskı var. mrna koruyuculuk iddiaları ön fazlar ve antikor testleri ya da sadece 2 aylık bir gözlemin ara raporuna dayanıyor. Şili çalışması örneğine benzer bir şekilde yaklaşık 10 milyonluk bir ülkenin bununla aşılanarak koruyuculuk gözlemi gibi yayınlanmış bir sonuç yok. mrna cephesinde tek bir şey var. Sadece ve sadece 3. doz baskısı ve çocukları aşılama girişimi. Durmalılar ve mrna aşılanması kitlesel uygulaması acil durdurulmalı ve bilimsel sonuçlar gözden geçirilmelidir Bu söylenenler komplo teorisi ya da bu bilim karşıtlığı değildir. Bu gerçek gözlem ya da bilim ya da bilime davettir. 2 doz Sinovac üstüne bugün mrna yaptır diyenler kazanılmış bağışıklığını yoket ölmeyeceksin demeye getiriyor. Bunu söyleyenlere hekim ve buna bilgi/bilim gözüyle bakmak zorunda değilsiniz. Bilim ve gözlem halka açık tüm sonuçlar bunu gösteriyor. Hala söylüyorum. Uluslarası kabul görmüş belirli bir aşı sertifikasyonu olsun diyelim 3-5 aşı ruhsat alsın ve buna ömür boyu ya da 12 ay 24 ay mütemadiyen olmak koşuluyla vb. aşı sertifikası/pasaportu sağlansın. Gidelim aşımızı olalım. Neyin aşısı? Hukuki ya da tıbbi olarak onayı ve ruhsatı olmayan denek aşının sertifikasyonu mu olur? Hiçbir uluslarası hukuki tabanı yok, belirliliği yok.. Aşı değil, aşı adayı ve hukuki ya da tıbbi olarakta aşı sıfatına haiz değil. Deney prosedürlerini geçmedi. Bilim, hukuk hepsini büktüler, iğdiş ettiler.. |
Haberlerde insanları tarlada bulup orada aşı yaptılar. İnsanların pandemi sirkine inanması da şaşırtıcı değil. Bu aşırı medya ve hükümetlerin girişimleri nedeniyle, otomatik olarak durumu çok kötü biliyorlar. Adam şükürler olsun ayağımıza kadar geldiler! diyor.
|
Alıntı:
TTB Pandemi Çalıştayı üyesi olan ve önünde profesör lakabı olan kişi bir aşının faz sürecinin ve mevcut aşının ruhsatsız olduğunu bilmiyor, alenen yalan yanlış bilgi veriyor ve halkı yanıltıyor. Bunu araştırmaktan bilmekten aciz olduğu açık ve muhtemelen ilgili çalıştay da kendine her nasıl bilgi-fikir verildiyse, nasıl bir bilgi akışı sağlandıysa haber kaynağına güvenerek faz sürecinin tamamlandığını sanıyor. Bir olasılıkta bu algı muhtemelen Pfizer'ın 2 aylık ara raporuyla ruhsat alındığı algısı üretmesi üzerinden yapılıyor çünkü bunu Dr. Ümit Aktaş tweetlerine yalan yanlış bilgiyle saldıran bir ilgili firma müdürünün daha sonra ilgili tweetini silmesinden görüyoruz. Açıkça görülüyor ki profesör olmuş bir doktor bilgiyi ilaç firmasından kanalize ediyor hem de yanlış ve yalan bilgi. Pfizer doktorlarda açık olarak ruhsat alındığı vb. algısı ay da manipülasyonu üretmiş olabilir bilmiyoruz. Daha da doğrusu Pfizer pazarlama kanalına da yanlış bilgi akmış olabilir. Şu an kimse ayıklamıyor. Burada eski forum üyesi sanırım meslekten biri vardı ve yazılarımın birinde demişti ki ; bu kadının (Canan Karatay) lisansı iptal edilmeli. Okuyor musunuz?_ Hala ağzınız diliniz var mı ve yerinde mi ve tutuyor mu? Buna ne diyeceksiniz_? Ben söyleyeyim. Pablo Neruda sözüyle; halkım parmakla sayılmayan. O pandemi çalıştayı derhal feshedilmeli yeni ve onurlu bir seçim yapılmalıdır ve ve burada anılan iki profesörün meslekten ihracı açık gündeme gelmelidir. İki profesör birleşerek Dr. Ümit Aktaş tarafından yapılmış bilgilendirmeyi açık yalanla çarpıtmaya ve örtmeye , örtbasa girişiyor ya da doğrusu şu. Dünyadan haberleri yok! Bu tam şu an gelinen nokta. Bunlar TV'ler çıkıyor ve halka bilgi akışı sağlıyorlar. İkisinin de ortaokul düzeyinde bilimsel bilgi ve etikten haberi yok. Net. Hafta oldu/geçti bu iki aptal o tweetlerini silmedi. Demek ki hala farkında değiller. |
|
İnsanlık tarihine dönüp bakmak gerekli önceki salgınlar nasıl halledilmiş.İnsanlığın yaşadığı önceki salgınlarda virüs yok edilebilmiş mi yoksa sadece kontrol altına mı alınmış.Bu işin tek tolu aşı ise aşı teknolojisinin olmadığı çağlarda salgınlar nasıl durdu.
Aşı olmazsak ne olur insanlık yok mu olur.Hititleri kasıp kavuran veba nasıl yok oldu.Avrupa'yı kasıp kavuran veba nasıl yok oldu.Ortada ne aşı ne ilaç vardı. Birde şu var.Aşı ve ilaçların deneme aşaması zorunlu bu denemeyi insanlar üzerinde mi yapmak etik yoksa hayvanlar üzerinde mi. Türkiye' de senede 200 bin dünyada 17 milyon kişi kalp krizinden ölüyor panik ortamı olmuyor.Kalp hastalıklarına damar hastalıklarına yol açan faktörlere engel olunmuyor korona için bu panik neden. Bu koronayı millet yeni duydu oysa her zaman vardı.Benim bir kedim koronadan hayatını kaybetmişti.Korona hayvanları enfekte eden insanı teyet geçen bir virüstü ne oldu da insanı enfekte etti. |
Alıntı:
mrna ayrı aşı ayrı. mrna bir aşı mı? o da ayrı.. Kişisel mrna'nın ayrı aşının ayrı tartışılması gerekeceğini düşünenlerdenim çünkü mrna daha düne kadar gen terapisi adı alıyormuş Burada kendi ölçütüm de tartıştım ya da sesli düşündüm diyelim https://elverissizblog.blogspot.com/...lmal-m-bu.html Alıntı:
hayvanlar üzerinde deney etik mi? o bile ayrı bir konu Alıntı:
Eğer gerçekten öyle bir salgın olsa ve geçekten buna yönelik umut vaadeden aşı olsa? Alıntı:
Tamamen bir bilgi, bilişim, iletişim, hukuk vb buhranı görüyorum |
Bugün ilk kez üşenmedim zaman ayırdım ve mrna yı biraz araştırdım
mrna kompozisyonu şu imiş insan vücudundaki haberci rnanın laboratuvarda üretilmiş kopyaları virüs spike proteninin dna da üretimi tekrarı için üretilmiş dna şablonları ve nanolipitler insan tuhaf bir tür. Bir virüsün diken bölümü dedikleri bölümdeki proteinini ya da bunun bir parçasını insan dnasına ürettiriyorlar. Daha sonra virüs geldiğinde işe yaraması umuluyor Aklıma milyon tane soru geldi ve milyar tane soru var. Bilindik virüsler en basiti . Bu yöntemin çalışıp çalışmayacağı için kontrollü ikincil sınama. En basit örneği vereyim en basit makale de bu teknik laboratuvar da üretilen mrna yapıları kararsız olduğu için daha düne kadar kullanılmıyordu deniyor Bu mrna ilk üretildiğinde kararlı korunum için -70 dereceden sözedildi ve şu an sokakta yapılıyor Hiç bir geçmişi kitlesel denemesi yok insanın bir an da neden buna kurtarıcı olarak sarıldığını anlamışta değilim Bu gönderiye yazacakta değildim ve bir facebook grubu bura ya da TV de zorunlu aşının hukukileştirilmesi tartışmaları gördüm Robert Malone'nun bugünkü tweeti - "ABD federal yasalarına göre deneysel lisanssız tıbbi ürünlerin kullanımını teşvik etmek yasal değildir. Ortak kural." Bu başlık şu an bunun zorunluluğunu tartışıyor. Tıbbi denek olmanın hukuki zorunluluğunu tartışıyor. Resmi prosedürlere göre aşı ünvanı almamış, aşı ünvanına haiz olmayan deneysel lisanssız tıbbi ürünün kitleye zorunlu uygulanıp uygulanamayacağı ve buna hukuki kılıf uydurulup uydurulamayacağını tartışıyor. Pazarda ayrıca mrna var ve eski adlandırması gen terapisi imiş. Yani deneysel lisanssız gen terapisi ürünü. Bunlardan daha düne kadar aşı değil ilaç ya da alternatif terapi tedavi olarak sözedildiğini öğrendik. Geleneksel aşı kavramıyla hiç bir bağı yok. Rüştünü ispat etmesi gereken bin tane kanal var. Madem daha etkin ya da güvenli. Çiçek, kızamık, sanıyorum bilinen virüsler var. En basit bilimsel doğrulama yöntemini yazıyorum. Çiçek kızamık vb virüslerin diken/başak proteinleri var mı? bilmiyorum. Sesli düşünüyorum. Bunlar alınır. Bir haberci rna yoluyla bunların başak proteinlerinin üretecek kod dizgesi hayvan bedeni insan bedeni gönüllüler her neyse uygulanır ve koruyuculuğa bakılır Bir virüsün başak proteini ya da bunun bir dizgesini dna ya ürettirmeyi başarmanın bağışıklık ya da antikor yanıtı geliştirip sağlayıp sağlamayacağını bile bunun bile nasıl nerden ortaya çıkarıldığını hiç bir şeyi anlamadım İlgili değilim okuma beni sıkıyor ama farazi abuk subuk yazılar yazdığım için biraz bilgi edinmek zorunda kaldım Klasik aşıyla mrnanın neden aynı benzer şeylermiş gibi yanyana konulduğunu da anlamadım yani bireysel olarak virüsü zayıflatıp ver bu aşı bunu anlıyorum. Antikor ya da bağışıklık transferi mümkünse ilkel çiçek aşısı bunu anlıyorum. mrna anlamıyorum |
Robert Malone bu aşının mucidi ivermektin aşıdan koruyucu görünüyor duralım demeye getiriyor ya da açık zımni söylüyor..
biz şunu yapıyoruz yerli aşı faz 3 deneylerinde plasebo yerine mrna/biontech uygulanabilir diyen/demiş bir profesörü tv ler de dolaştırıyoruz Dr. Özcan Yücel yerli Sinovac çalışmasını hacettepenin yazdığı tweettırın da incelemiş 126 kişiden birini kurtarıyor diyor, sonuç bu. Kendi anne babasına olmasını tavsiye ettiği aşı. Bence bu koruyuculukla gerek yok diyor. mrna ya pazar açılmaya çalışıldı neden? |
Alıntı:
Bunun ki kör sadakat. Bilimi büktüler ve verilere bakmaksızın aşı bilim diye körü körüne savunuyorlar Bir kere bu adam oğlunun ilaç firması bağlantıları nedeniyle sabıkalı ve toplum önünde konuşturulmamalı Bu adam iki paragraf arka arkaya yerli bir aşının faz 3 çalışmasında plasebo kullanılır ama ruhsatlı bir aşınız varsa o da kullanılabilir ama faz 3 çalışmasında plasebo yerine sinovacta olur bitontek te olur (iki si de ruhsatsız!) ama ben olsam plaseboyla yapardım ama sinovac/biontek kullanılması kabul edilebilir bir yöntem gibi bir cümleyi kurmuş bir adam. Oğlu aşıya elverişsiz Gafları ve geçmiş gelecek söylem farkları Tayyip Erdoğan'la yarışıyor. ... Bunların konuşması da bir şey değil bunları konuşturan TV diğerini söyleyen uzman çıkarmıyor ya da bu ikisini söyleyenleri yüzleştirmiyor Diploma/lisans yakmasına TV ye çıkalım hodri meydan diyenler oldu bunlara çıksınlar ;bizde izleyelim yalanla yalanı doğruluyor medya bizim kontrolümüzde diyor tek başına göbek atıyor ;sanırım uzmanlığı da bundan ileri geliyor yine doktorlar twetter da malum profesörler diye sözediyor bir gruptan sanırım o şebekeden |
Günde yaklaşık 3 hayvan aşılıyorum ve kabaca yaptığım bir hesaplamaya göre 30 yıllık meslek hayatımda 50 bine yakın hayvan aşılamışımdır. Kaç hayvan öldü biliyormusunuz?
Sıfır Peki ya kaçı sakat kaldı? Yine sıfır Ben bir hayvanın ölümüne sebep olsam bu mesleği yapamam Haziran itibariyle Avrupa da ilgili kurumların web sitelerinden aldığım verilere göre binden fazla ölüm ve bir milyondan fazla kalıcı etki ve yaralanması var. Bir hayvan kadar, köpek kadar değeriniz yok mu bir sorgulayın isterseniz... Bu bir aşı değil. Size yemin edebilirim bu bir aşı değil. Benim ömrüm aşıyla geçti. Sanırım vücudunuza virüsün üretim fabrikasını kuruyorlar. 500 sayfa döküman topladım ve ilgili bulamıyorum. Benim 30 yıllık meslek hayatım bilim ve aşıyla geçti bugün bize aşı ya da bilim karşıtı diyorlar muhatap bulamıyoruz. Anlamıyorum ve çıldırmak üzereyim.. Vet Hekim Mehmet Pişirir - Yeşilyurt Veteriner İnstagram sayfasında 5-11 yaş çocukları aşılamaktan bahseden bir haberi çocukların bu hastalıktan ölme riskinin gripten bile 3 kat az ve aşı ile yaralanma riskinin hastalıktan kat kat fazla olduğunu bir not defeterine yazdığı notla paylaşıyor ve anlatmayı deniyor.. Bugün salgın ve aşı gündemini karşısına alan ya da şu anlamda aşı karşıtı vb linç edilen yaftalanmaya çalışılan doktorların çoğu sanırım uluslararası çocuk aşılama gündemi sonrası bir endişe yaşayarak buna girişti. Bilgehan Bilge nin kız çocuklarına vurgu yaptığı tweetlerini gördüm ve kızının üniversite sınavına gireceğini duyuruyordu. Bir politikacı bundan hemen önce çıkıp muhtemelen toplumsal yalakalık bu çocukları aşılayalım sınavda korunsunlar diyordu. En çok uzmanlar konuşmalı deniyor. Politikacılar salgın uzmanı mı oldu? mrna Amerika da binlerce çocuğu denemelerde yaraladı sakat kalanlar var. Bu çocukların salgında ölme riski nedir? Ya sakat kalma riski Mehmet Ceyhan nedir? mRna yı neden bebeğe yapmayı tartıştılar Mehmet Ceyhan? |
Pandemi döneminde her hasta özeldir yaklaşımıyla; geleneksel hekimlik bilgisiyle ve yöntemleriyle, kişiye özel tedaviler uygulayarak, yaklaşık 3.500 hasta baktım ve hiç bir hastamı kaybetmedim. Bunun içinde aileleri tarafından bir odada yalıtılmış izole edilmiş 80 yaşında kadınlar (anneler) vardı üzerlerine battaniyeler örtülmüş 2-3 maskeyle izole edilmişlerdi. Onların yanına maskesiz girdim. Onlarla sarılma ve tokalaşmaktan hiç bir zaman imtina etmedim.
Dr Abdülkadir Şahan -Dahiliye Uzmanı Diplomamı yakarım dedi Mehmet Ceyhan gelsin benle tartışsınlar ve çıksınlar çıkalım TV ye tartışalım dedi Hodri Meydan dedi Savunmasını istedi mi engizisyon timiniz Hastalarını öldürmediği için savunmasını isteyin olur mu? |
ictenlik Diyor ki
Alıntı:
Kurguyu kurgulayanlar da işte malum, küresel çete. İnsanları üç bin yıl sonra yeniden köleleştirme eğilimindeki firavunların torunları. İktidarı ve muhalefeti bile bu proje için komple dizayn etmişler, bu kadar masraf yapmışlar, böyle açık verecek değiller herhalde. ABD'de çalışılan yeni bir yasa taslağı sosyal medyaya düştü. Mrna aşısı olanların DNA yapısı değişeceği için, artık bunlara tam olarak insan denilemeyeceği, mutant insan sınıfına sokulup insan haklarından yararlanmalarının önlenmesi ve ikinci sınıf statü verilmesi için bir çalışma yapılıyormuş. Ben öyle okudum, hukukçu değilim tam da anlamadım. Sosyal medyadakiler uyduruyor ya da abartıyor da olabilir, peşinen söyliyim. Bir diğer iddia da bazı ülkeler mrna aşısı olanlardan kan bağışını kabul etmiyormuş. Bu mantıklı.Bizde de böyle bir durum var mı bilmiyorum, araştırmak lazım. Ben şahsen mrna aşısı olmuş birinden kan almayı tercih etmem, sonuçta genetiği bozulmuş, neye yol açacağını bilemeyiz. Bilim insanlarının -gerçek bilim insanlarını kast ediyorum, medya şişirmelerini değil- bu konuda aydınlatıcı bilgiler vermesini beklemek lazım. |
Alıntı:
Bilmeden, hurafe bir "inanca" dayalı karşıtlığınız vardı yani. İtiraf etmişsiniz. Alıntı:
Konumuz bu aşamada hayvanlar değil. Evrimleşmiş insan! Siz insan doktoru değilde, hayvan doktoruna gidiyor tedavi oluyorsanız. O başka tabi... :) |
Her ne kadar alıntı yapılmışsa da isim verilmemiş, biraz genelleme olmuş. Ben kendi adıma cavid karşıtlığımı yazayım. Bilmeden hurafeye dayalı olarak aşı karşıtı olduğumu hiç bir yerde söylemedim. ben araştırmacıyım, bağnaz ya da hurafeci değilim; bir şeye yandaş ya da karşıt olmadan önce köküne kadar araştırırım.
Ben aşıyı genel anlamda sevmiyorum ama diğerlerine böyle karşıt değildim. bazı aşıları biz de zamanında olduk. cavid aşıları güvensiz, mrna aşıları genetiği bozduğu için karşıt olduğumu söyledim. herkesin cavid karşıtı olmasının gerekçesi farklı olabilir. mrna aşısı olanlar insan kategorisinden -hukuken- çıkarıldığında (doktorların ve bazı hukukçuların iddiasına göre, genetiği insan olmayacağı için) kimin veterinerde tedavi olacağını göreceğiz hep beraber. Açık konuşalım, şu durumda aşı olan birinden, eğer genetiği bozulmuşsa, kan da alınmaz. Bazı ülkeler bunu uygulamaya koymuş bile. Çünkü ondan alacağınız genetiği değiştirilmiş kan sizin de genetiğinizi bozabilir. Bunun daha ileri aşamaları var da, canınızı sıkmak istemiyorum. özetle aşı karşıtlığını ve câvid karşıtlığını birbirinden ayırmak lazım. |
Alıntı:
mesleki ya da kişisel olarak sağlık alanıyla/alanına non'um bu anlamda kavram ve terimlere boğulan geniş ya da derin bir araştırma gereği duymadım. Alıntı:
mrna biyoteknoloji imiş ve bir yönü de mühendislik imiş ama bu süreçler genetik, viroloji, immunoloji her şeyi kapsıyormuş Doktor/hekim tedavi sorumlusu imiş.. Onun görevi ise; yetkinliği ispatlanmış tedavi biçimlerini işletme kullanma imiş.. En basiti aşı adaylarının lisansı yok imiş ve lisanssız, tedavi gücü ispatlanmamış tıbbi araçların doktorlarca önerilmesi ya da kullanımının etiği oldukça tartışmalı gözüküyor imiş. Bunun dışında anayasanın 17 ya da 27 maddelerinden biri herkesin bilgi bilim fikri yayma özgürlüğünden dem vuruyor ve bilgi/bilme araştırma gözlem vb sanırım kimsenin tekelinde değil Bunun dışında medya sansürü olmasa ve medya özgürlüğü olsa, bilgi özgürlüğü olsa ben burada böylesi gereksiz konunun tarafı zaten olamazdım ve eminim bir veteriner hekimde kendine bu anlamda sorumluluk addetmez ve o da sanırım olmak istemezdi İnaktif bir aşılamanın biraz ortada durularak iki yönlü bilgi verilerek kısmen teşvikini biraz anladım mrna için yapılması gereken bizce bilgilendirilmiş onay, bilinçli seçime vurgu gibi görünüyor İlaç pazarlama mantığı bu olguya bulaşmamalı idi cin başka şeytan başka aşı başka mrna başka. mrna için yine literatür ve üretici isimlendirmeleri olgu öncesi "ilaç" ve "gen terapisi/tedavisi" vb formunda. Bundan aşı diye sözedilmiyor. Bunu geçelim ve şöyle bir yanlış anlaşılma varsa düzelteyim Ülkeye Sinovac girdiğinde en sevinenlerden biri bendim ve bunu bir kaç yerde defalarca yazdım çünkü Avrupa ve Amerika mrna ile kitlesel aşılamadan sözediyordu ve mrna bilindik anlamda bilinmediği için endişeliydik ki hala da öyle Alıntı:
|
Yaz geldi, grip azaldı. cavid azaldı doğal olarak. Ama öyle demiyor sağlık çevreleri, aşı iyi gitti ondan azaldı diyor, yersen. Daha Eylül ekim gelmeden yol yapıyor. Sonbaharla beraber kışa girerken mevsimsel olarak grip artar, dolayısıyla cavid artacak, bu belli. Öyle demiyor, o tarihlerde yeni varyantlara ve piklere hazır olmamız lazım diyor. Ekim gelecek, grip artacak, cavid gribi de artacak doğal olarak, o zaman ne yapmak lazım, aşıyı daha da artırmak lazım. Her olayı manipüle edecek bir taktik illaki buluyorlar.
Dünyada en çok aşı olan ülkeler en fazla cavide yakalanan ülkeler aynı zamanda. En az aşı olanlar da cavide en az yakalanan ülkeler. Avrupada en çok aşı olan üç ülke cavide en çok yakalanan üç ülke olurken en az aşı yapılan üç ülke cavide en az yakalanan ülke. Avrupa bu nasıl oluyor diye anlamaya çalışıyor. Daha doğrusu herkes neden olduğunu biliyor. Küreselizm dinine mensup olanlar bunun sebebini kurda kuşa, börtü böceğe bağlarken cavid aşısı karşıtları bunun sebebinin aşılardaki bağışıklığı düşüren, aşı olanları hasta eden içerik nedeniyle olduğunun farkındalar. Medya yine küreselci palyaçolara bol bol yer verip korku pompalarken bu palyaçoları tartışma proğramlarında gerçek bilim insanlarının karşısına çıkarmamaya özen gösteriyor. https://images.fineartamerica.com/im...-jorgensen.jpg Aşı ikna timleri yolda. 100bin silah kayıp. İkisini birleştirin. Maskeli ve silahlı kim oldukları belli olmayan adamlar ellerinde listeyle evinize gelecekler, ve sizi aşı olmanız için, bunun iyi bir şey olduğuna "ikna" edecekler. https://img.i-scmp.com/cdn-cgi/image...res_050046.jpgVe hala etrafta, bunun bizim yararımıza olduğunu söyleyenler var. Sen bana iyilik yapma ulan ayı! |
Alıntı:
Yorum sunamam ama kendim inceledim. İnsan dnasına virüs başak/diken proteinini ürettirmeyi deniyorlar. Aslında küçük ölçeklerde bilim olarak olağanüstü olgu ama insan rna sının stabil olmayan laboratuvar kopyası. sevmedim anlamadım .süreç gerek inceleme gerek vs Alıntı:
Bunu üreten medya sansürü ve aşırı ya da dengesiz güç kullanımı Başka savunma silahı bırakmıyorlar. Asimetrik savaş zemini; onlar ürkütüyor karşı taraf karşı ürkütüyor Alıntı:
Sadece bir süre bir üretim farikası gibi dna S1 proiteni deneni üretip duracaktır. Bunun zaman süresini vb anlamadım İkinci bir olasılık mrna yapılarının bozulması ya da baştan bunun toksin olarak algılanması ya da vücudun kendi mrna iletişim tarifiği ile bunun uyumsuzluğu Biraz genetik çöplük. Bu durumda neler olur bilmiyorum mrna olmak ille de genetiği bozulmak değildir ama bozulmamak ta eminim değildir kimse ne olacağını bilmiyor uzun vadeli etki bilinmiyor tarihte hiç uygulanmadı bu riski alan seçen olsun demektir Bunun dışında aşılarla ilgili en ciddi spekülasyon ,bu ilaçlarla da ilgili aynısı örneğin atıyorum içindeki polietilenglukolun petrol türevi oluşu ve zerre oranında kattık bir şey olmaz denişi ama 30 sene sonra birilerini kanser edişi gibi Bilmem ne balığından alınmış biyolüminesan gibi, gücü yetmiyor adjuvan kulanıyoruz gibi Mrna ya verilmesi gereken ilk eleştirisi bilimsel backroundu yokken neden bu kadar insana bir an da uygulandığı |
Alıntı:
Biontech ve Pfizer'in geliştirdiği BNT162b2 kodlu aşının, yapılan kapsamlı testlerin ardından etkisinin Covid-19'a karşı % 95 koruma sağladığı saptanmıştır. Alıntı:
Hukuk metodolojisine ve mantığına çok berisiniz. Normlar hiyararşisi AY m.90 ile; üst norm olarak uluslararası sözleşmelere dayalı norm ve kararları kabul eder. Dolayısı ile, İHAM emsal kararı uyarınca zorunlu aşı bir insan hakları ihlali olarak görülemez. Mücbir sebeb kapsamındadır. |
En ciddi salgın ve aşı eleştirmenlerinden biri eski Pfizer şeflerinden Michael Yeadon'du. twitter ve facebook'tan halkın karşısına çıkıp eskiden pfizer'deyken çok pis işler yaptık affedin diyen suçlu ağlak videolar çekti, (salgın virüs yok demiyor ama) salgını PCR şişiriyor dedi ve İngiltere de salgın ve aşı politikalarını etkilemeye değiştirmeye uğraştı, milletvekillerine ulaşmaya çabaladı. Eminim 30 dakikalık videosunun ışın hızında dünyayı dolaşmasını ve herkesi etkilemeyi umuyordu belki de kendini Neo gibi hissediyordu çünkü ona göre bir salgın yoktu, şişirilmişti, histeriyi durdurmaya çalışıyordu, uzmanlıklarını sayıyordu...
Ne mi oldu? Youtube ve facebook sansürleri Facebook'un bağımsız teyitçileri var mRna aşı mucidi bugün salgın ve aşı politikalarını sorguluyor eleştiriyor, duralım diyor. Videoları bitchute'den dağıtılıyor çünkü youtube sansürlüdür... Bunların ne Ceyhan farkında ne Ersan Şen'ler menler farkında bunlar bir ceviz ağacılar kendi parkında Kulaktan kulağa o ona söylüyor o ona... Kuşatılmış iktidarlar gibi halleri.... Hitlerize olunmuşluk gibi bilimize/medyamize olunmuşluk var ve bu çok ciddi ve gerçek Tek bir yöne bakıyorlar, hipnotize aynı odak gibiler ve ne yazık ki kitle bunların peşinde bu ne kadar erken farkedilirse o kadar iyi Ceyhan gibiler Heil bilim Heil Bilim hipnozunda -kollarını oynatarak robot taklidi yapan birini düşünün- düşünemiyor Bunun MHP başkanı için karikatürize edilmiş hali vardı. Şu an medyadaki baskı korku yayımı ve propagandası -sosyal medya dahil- bilim sansürü tarihin en karanlık sansürlerinden biri. Propaganda vaazlarını çıkarırsak sıfır bilim... Aklı karıştırılmış, korkuyla travmatize edilmiş o ilk ivmeden gücünü hızını alan bir şartlı refleksle giden/koşan bir hipnotize güruh var |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:58 . |