![]() |
Nesneleri birbirinden uzaklaştıran güç ne olabilir?
Nesneleri birbirine yaklaştıran güç anlaşılmış gibi görünüyor. Buna önce kütleçekimi denildi, sonra uzay bükülmesinin sonucu denildi.
Nesneleri birbirinden uzaklaştıran güç anlaşılamadığı için ona karanlık güç veya karanlık enerji denildi. Galaksiler birbirinden uzaklaştığına göre çekim kuvvetine baskın gelen daha güçlü bir kuvvet var demektir. Bu gücün ne olduğuna dair bir kanıt bulunmuş değil, ancak tahminlerde bulunabiliriz. Bu gücü bulmadan maddeyi anladık diyemeyiz. Çünkü madde büyük ölçeklerde o güçle hareket ediyor. Belki de maddenin en temel özelliği o güç. Benim tahminim evrenler olabilir. Evrenler arası etkileşimler bu itiş gücünü yaratıyor olabilir. Görseldeki gibi evrenler arası bağlantılar vardır. Bazı evrenlerin enerjisi diğerine aktarılıyor olabilir. Fakat bu açıklama entropi ve zaman ilişkisini de etkiler. Genişleyen evrende entropi ve düzensizlik artar, bu da zamanın tek yönlü akmasını sağlar. Eğer farklı evrenlerde enerji daralması/aktarması varsa entropilerinin azalmasını açıklamamız gerekir. [IMG]https://i.hizliresim.com/5u50bcm.png[/IMG] Madde insan tarafından anlaşılamadı ve muhtemelen hiçbir zaman anlaşılamayacaktır. |
Benim görüşüm;
Maddedir. Bu; fotonlar ya da eğer fotonların kütlesi-alt parçacığı söz konusu ise o parçalardır. Fotonlar ne ışık(bu bir etki-tepkiye verdiğimiz isimdir) ne de parçasıdırlar. Boşluk dediğimiz aslında bu parçacıklarla doludur. Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkileşimin tetiğinde, dalga oluşu, daha doğrusu yayılım-iletiye yol açarlar, bunlar radyo,ışık, ısı dalgaları olarak algılanır. Bir alıcı bu dalga etkisini aldığında, dalga boyu yolu bu parçacıklara etki edebildiği için, ilgili parçacıklar da -fotonlar- dalga ile tetiklidir, dolayısıyla etkilenen parçacıklar, alıcı yüzeyine de dokunur, çarpar, foton olarak. bunu bir dalganın, sahil kumunu sürüklemesi gibi de düşünebiliriz. Uzayı da sahil kumu gibi düşünebiliriz, ancak ne tam doludur ne de tam boş, aynen kum öbeğinin hava ile dolu olması gibi, boşluk ve parçalarla doludur. Uzay da maddedir, madde ile doludur. .................................................. ................ .................................................. ................ .....................A.........................B.. .............. .................................................. ................ .................................................. ................ Aradaki noktaları saf madde, parçacığı olarak düşünelim. A tarafında öyle bir etki oluşmalı ki, bu etki, bu parçacıkları(foton, madde parçaları) tetikleyebiliyor olsun -ki her form yapının, hatta atomun bile boş dediğimiz hacmi, bu parçalarla doludur, yani bir hamuru sıkarsak, içinde sadece atomik yapılar değil, madde parçacıklarını da harekete geçiririz, bu basınç ne kadar yüksek olursa, bu parçaların hareketliliği de o düzeyde artar, öyle ki ısı faktörü oluşturacak derecede bir tetikleme oluştuğunda ise maddenin ısındığını görürüz. Neyse, A tarafında öyle bir etki oluştu ki, bu etki, dalga olarak B'ye ulaşsın-bu alınan etki verilen tepki sonucu yaptığımız değrlendirmeye ışık, ısı, radyo frekansı vb. diyoruz. Daha üst düzey etkileşimler de ise, yani form yapı düzeyinde etkilerin oluşturduğu etkileşim, aktarımına ise ses diyoruz. Tüm bu etkilerin, etki bazlı oluşturduğu tetiklenmeye dayalı frekansları olur, ne kadar, nasıl bir etki-tepki o biçimde ifade eder, algılarız. Peki A tarafında öyle bir etki oluşuyor ki, bu etki, A ile B arasında vakum görevi görüyor olsun, Yani A öyle bir etki vermekte ki, çevresinde bulunan parçacıklarda oluşturduğu etki, A ile B arasında paracıkların yer değişimine veya sıkışmasına veya da A çevresine doğru alan oluşturmasına dolayısıyla da bunun arada bir vakum oluşturmasına yol açıyor olsun, bu halde A ve B'nin etki şiddetine bağlı olarak verili durumda konumlanışı üzerine de belirleyici olacaktır. Her ne kadar tam karşılamasa da, metaforu, suda belirli bir derinlikte yüzen bir parçacığın yakınına, daha büyük ve yoğun bir parça bırakırsak, küçük parçanın, büyük parçaya yakınlaştığını görürürüz, bu etki ani bir dalışla oluşmuşsa, aksine ittiğini-uzaklaştırdığını görebiliriz. Bir balina ağzını açtığında çevrede bulunan tüm parçaların, balinaya doğru hareketlendiğinii kapattığında ise ittiğini görürüz... peki manyetik kuvvet? Bu öyle bir etki olmalı ki, parçalarda oluşturduğu dalgalanma, diğer parçalar üzerinden etki, böylece ortamda vakum alanı, basınç, bir nevi akışkanlık değişimleri oluşturuyor olsun, bu halde bu da yukarıda ifade ettiğim şekil ve açıklamlarla benzerdir. Kısaca maddi form yapılar, madde içerisinde(parçacık, foton deryası), kısaca "madde uzayı", madde deryasında yüzüyor gibidir. Uzay'ın da, aslında madden, bu bakımdan da bir nitelik olduğu ortadadır. Peki ya ısı? Isı ise öyle bir etki, dalga olmalı ki, bu dalga form-yapıların bağ dokusunu ya da yapısını parçalıyor olsun. İşte bu durumda form-yapı çözülümü gerçekleşir. Biz bunu ısı, acı olarak algılarız, ama aslında bu, form-yapıların çözülmesi, dolayısıyla organizma, atomik yapıların dağılmasıyla ilgilidir. Bu durumda, dağılan form yapılardan açığa-geriye, plazma (birbirinden ayrılmış elektron-proton çorbası) kalır. Etki sönümlenmesine bağlı olarak tekrar atomların, elektron yakladığı biçimiyle de yine hal-durum değişecektir, ancak bu durumda ilk ve çoğunlukla oluşan elementler -eğer burası Dünya ise, olası en kolay oluşan yapılar, örneğin karbondioksit vb. olacaktır. Oysa oluşan bu formların parçaları, daha önce bir hücreyi veya başka form-yapıları meydana getiriyordu. Yine aslında ısı dedğimiz de bir dalgalanmanın, form-yapılar üzerinde oluşturduğu etkiye bağlı olarak deforme olması, dağılmasıdır. Bir ortamın ısısı, ancak maddenin etkileşimler-tepkileşimler haline bağlıdır, bu ve doğadaki tüm etkilerden de foton diye ifade ettiğim parçacıklar, bünyevi değişim geçirecek düzeyde etkilenmez, etkilenemez. Bu parçalar form olmadığı ve kütle(sayılı parçalar) içermediği için, ısı da, ışık da tutmazlar. Bu parçalar, ne fiziken, ne de fikren parçalanamaz, sıkıştırıp, sabitlenemez. Bu parçalar üzerinde böyle bir kuvvet, ortam, hapsetme, sıkıştırma, çevresine duvar örebilme olanağı yoktur. Bir ampulü yaktığımızda, foton parçaları bu ampülden çıkıp, etrafa saçılmıyor, saçılan sadece, sisteme giren, atılan elektronlar(bu da ısıya yol açan faktör). Aslında fotonlar, zaten içinde bulunduğumuz ortamda mevcut madde parçacıklarıdır. Fakat, ampül öyle bir etki oluşturmaktadır ki, bu parçacıklar deryasında dalgalanmaya, bu dalgalanma da parçacıklarda hareketliliğe yol açmaktadır. Eğer çok daha detaylı bir görüşe sahip olursak, esasında ampülün içerisinde bulunan tel, ortam her ne ise, üzerine yüklenen elektronlarla titrediği-tepkilendiği, süreğen yanan bir şey olmaktan ziyade, berlirli aralıklarla(frekans!) titrediği, dolayısıyla bu titreme etksinin saf madde parçacıklarına etki edebildiği oranda, dalga oluşumuna ve bu dalga oluşumun da alıcıları etkileceyek düzeyde olduğu sürece, hem ortamda bulunan parçaları titrettiği(foton), hem de ışık etkisi olarak algılanmasına yol açtığını görebilirdik diye düşünüyorum. Paralel evrenler gibi kurgusal öngürülerin(paralel ifadesinden dolayı!) gerçekçi olmadığını düşünüyorum, zaten bu aşırı, kurgusal, hayali bir zorlama olurdu. Aslında sayı ile ifade edilmesi, yani nicel-ik olarak ifadesi anlamsız, nitel-ik olarak ifadesi anlamlı olan uzay-evren olarak adlandırılabilir. Bununla birlikte, form-yapıların yoğunlaştığı alanlara adalar denebilir, ya da illa farklı bir açıyla yaklaşılacaksa, evren dediğimiz uzamda yayılmış adalardan başka bir şey olmayabilir ve bunlara paralel evren demek yanılsama, ama komşular denebilir -ki ben yine de bunlara nicelik bakımından yaklaşılarak evren denmesini doğru bulmuyorum, bunlar adalardır, yani kendi başına evren değil, görece etrafı ve uzay-madde formlarının(paracıkların değil, form-yapıların) azlığı-yokluğuyla sınırlayıp, tanımlayan biz oluyoruz. Kısaca evrenin bir parçası, evrendendirler denebilir... Neyse, görüşümü, gerekçeleriyle en anlaşılabilir ve basit dille ifade ettiğimi düşünüyorum... |
Spartacus anladığım kadarıyla yine madde kaynaklı bir dalgalanmanın itki etkisi yaratabileceğini ve bu şekilde galaksileri birbirinden itebileceğini ifade ediyorsun.
Tabi bence de bu karanlık enerji diye adlandırılan şey öyle bir gizemli bir güç değil, yine maddenin özelliğinden ve etkileşiminden kaynaklı ortaya çıkan bir itiş kuvveti. Alıntı:
Alıntı:
Paralel evren daha kurgusal. Önümde çay ve kahve gibi iki seçenek varsa bir evrende çay diğer evrende kahve seçiyorum diyor. Ama çoklu evren sadece çok sayıda evren olduğunu söylüyor. Eğer big bang'i kabul edersek çoklu evrenler bana makul geliyor. Buna senin deyiminle çoklu adalar da diyebiliriz. Sürekli şişmeler meydana geliyor ve genişlemeye başlıyor. Belki sonunda içine çöküyordur sonra tekrar şişmeye başlıyordur. |
Alıntı:
Paylasimlar icin tesekkurler. Yazina iliskin benim gorusum su (bu bir check degil, sadece ana hatlari belirtmek icin numaralar koydum) Yildiztozu, diyorsun ki, 1) "Nesneleri birbirine yaklastiran guc anlasilmis gibi gorunuyor. Buna once kutlecekimi denildi, sonra uzay bukulmesinin sonucu denildi." Evet, dogru. Katiliyorum. Fakat soyle ki, ortada bir kutlecekimi var. bu da genel gorelilik kuramina gore uzay-zamanin egrilmesinden kaynaklaniyor. Yani dogru. 2) "Nesneleri birbirinden uzaklastiran guc anlasilamadigi icin ona karanlik guc veya karanlik enerji denildi." Tamam, bu da dogru. Fakat sirf anlamadiklarindan dolayi soylenmedi. O nokta biraz detaylandirilabilir aslinda ama simdi girmeyelim. "Nesneleri birbirinden uzaklastiran guc" karanlik enerji. Simdilik bilinen yada soylenen bu. 3) "Galaksiler birbirinden uzaklastigina gore cekim kuvvetine baskin gelen daha guclu bir kuvvet var demektir." Galaksilerdeki genisleme, uzayin kendisinin genislemesiyle alakali. Bir de galaksiler aslinda uzayda birbirlerinden uzaklasmiyorlar. Bunun yerine, aralarindaki bosluk genisliyor. Fakat bu genisleme olgusunun tam olarak nasil gerceklestigi yada neden dolayi gerceklestyigi -karanlik enerji olarak adlandirilsa da- dogasi hala tam olarak anlasilamadigi icin, suan kesin bir sey soylemek mumkun gorunmuyor. Yazinin gerisine katiliyorum, fakat son cumlenin son kismi haris, diyorsun ki, "Madde ... muhtemelen hicbir zaman anlasilamayacaktir." Bu dogru olmayabilir cunku gelecek kismen belirsizdir. Kesinlikle anlasilmayacagini soylemek bir inanctir, bilimsel bir soylem degil. Suan anlasilmayabilir fakat atiyorum 500 yil, 1000 yil sonra da anlasilmayacak diye birsey yok. * Sorgulamani cok begeniyorum. Kendine ozgu bir sekilde algilamaya calismak, okumak, anlamlandirmak cok guzel. Hosuma gidiyor |
Spartacus,
Tane tane, yavas yavas gitmekte yarar var. Fakat yazi biraz uzun olmasi ve agir bir konu olmasi sebebiyle yazinin tumunu ele alabilir miyim, bilmiyorum. Yine de bastan baslayalim biz. Bilmiyorum, sen, hangi deneyleri yapiyorsun evinde/ofisinde de bu tanimlari veriyorsun; ifadelerinin bir kismi dogru gorunmuyor. Spartacus Turkce Sozluk'e gore, 1) "Fotonlar ne isik (bu bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir) ne de parcasidirlar." deniliyor. ...-- 10-15 dakika dusundukten sonra---Aslinda, simdilik yazmamaya karar verdim. Bunun icin kusura bakma. Bunun icin zaman bulamayacagimi fark ettim. Lutfen, ilk once su foton tanimini tekrar control eder misin? Cunku sadece bu noktaya deginsek, en az bir sayfa yazi yazmam gerekecek. Verdigin bilgileri yada tanimlari lutfen bir bilim kurumundan, bilimsel arastirmadan, bilim sozlugunden yada bilim dunyasindan kaynaklandirarak verir misin bir de. Boyle daha saglikli olur. Cok tesekkurler Selamlar |
Alıntı:
Neden anlaşılamayacak çünkü şimdiye kadar yapılan bilimsel ilerlemeler hep oturduğumuz yerden yapılabilen şeylerdi. Dünyada deneyler yaptık, teleskopla gözlemler yaptık. Artık bunun sınırına geldik. Daha fazlası için evrenin uzak noktalarına ulaşmak, hatta varsa evrenler arası yolculuklar yapmak gerekebilir. Sınıra ulaşmış gibiyiz. Cern'de sınırları zorlayan deneyler tasarlanıyor ama elde edilen sonuçlar sınırlı. Şimdi cern'in daha büyüğünü tasarlıyorlar, yine sınırlı veri elde edilecek muhtemelen. Yani artık daha fazlasına gidilemeyebilir. Bir ihtimal de bilimsel yöntemlerin değişmesi, mesela uzaylı medeniyetleriyle uzaktan bir şekilde iletişim kurarak onların evren bilgilerini alıp bizimkilerle kıyaslanıp yeni sonuçlara ulaşılmaya çalışılabilir. |
Alıntı:
Oncelikle dogru, ozur dilerim. Yanlis anladim. Bunun disinda, gecmise bakildiginda, bilimsel kesifler ve ilerlemeler goz onunde bulunduruldugunda, bugun anlamlandiramadigimiz pek cok konunun gelecekte anlasilabilir hale gelebilecegini soylemek yanlis olmaz. Ayrica, bilimsel ilerlemeler genellikle daha gelismis teknolojiler ve teoriler kullanarak yapilan arastirmalarla elde edilir. Dolayisiyla, gelecekte imkanlar daha iyi olacaktir ve daha iyi isler basarilabilir. Son olarak, CERN ve benzeri arastirma kuruluslarinin simdilik sinirli veri elde edebilecegi mumkun, fakat gelecek icin "muhtemelen hic bir zaman" bir konuyu aydinlatamayacagini soylemek biraz abartili olur. |
Alıntı:
İster başla, ister başlama, yine tutarsız bir dolu kelime oyunu, muğlak lazıflar, temelini bilmediğin kavramları yanlış kurgulamalar dolayısıyla tutarsız yargılar, önyargılar, hem öyle, hem böyle noktasına varacak, sonunda aslında elştirdiğine varacaksan vakit kaybı olur. Siz şöyle sanıyorsunuz, ampülü yakarım, etrafa fotonlar saçılır, söndürdün ne oldu o fotonlar, nere gitti? Öldü mü? İdrak edebilmen için gerçekten yeterince düşünebiliyor olman lazım, benimkisi iddiadır, başından böyle düşünüyorum demişim ve ne demişim, ampül etrafa sisteme kablo ile sokulan elektronları salıyor, titreşim ise, her mikronun mikronuna kadar bulunan saf madde parçacıklarının dalga etkisi oluşturmasına yol açıyor, aynen su'da oluşan dalgalar gibi... Elbette foton ışık da, ışık parçacığı da değildir diyorum, ses'in, ses telleri veya titreşen maddelerin ses olmaması, sesin tam da ortamda oluşan basınç farkının alıcı veya muhatapa etkisi ve buna bağlı verilen tepkinin yorumu, eğer alıcıyorumlayamıyorsa da verdiği bir tepkinin olması gibi. Bu kadar yazıştık, hala daha basit bir soyutlama kavramını anlamayadın. Bunu söylemek istemem, ama senin bildiğin, okumuşluğun bildiğim yanında devede kulak değildir, sürekli yok şuna bak vs. gelme, muhatabına ben üstünüm, tepeden bakarım edasınıyla gelme, bu kafayla bir şey alamaz, veremezsin de. Bir konuda milyar kez düşünmüşüm, envai kaynak karıştırmışım, çelişeyim, çelişmeyim, sen 100 gram düşünmekle akıl vereceğini sanıyorsun ya da bu şekilde tici biçimde yaklaştığını hissettiriyorsun. Benimle tartışacaksan diri olacaksın, klişeyi, ezberi, safsata yöntemlerini atacaksın, içine dalacaksın, düşüneceksin, sonuç önceden belli değildir, içine daldığında sonuca doğru gidilecektir. Ya gir o denize, önce tepeden, tırnağa bir ıslan, ya da izlemlik, fotoğrafik, biçime dayalı yorumunu bırak. Tekrar iddia ediyorum Uzayda maddeyi çeken, iten,hatta manyetik alan dediğimiz, her ne ise, temelinde yatan uzayın boş olmaması-madden olması!-, madde deryası olması, form-yapıların ise bu derya içeriisnde büyük parçalar halinde bulunması, çeşitli ilişkilerin bu madde deryasında çok çeşitli etki ve dalgalanmalar, vakum, basınç vb. ortamı oluşturduğunu, çekim, itim kuvvetinin de tam da o madde deryasında gerçekleşen dalgalanmalarla ilgili olduğunu söylüyorum. Kısaca uzay boşluk değil, bir deryadır(maddi) dolayısıyla en ufak bir noktada meydana gelecek bir hareketle, tüm çevresinde yaylım bir etki, dalgalanmalar oluşturacaktır diyorum. Bir radyo dalgası ile ışık dalgasını -ki madem fotonların sabit bir hızı var- farklı kılan ne? Elbette o madde deryasında meydana gelen etkileşimin, oluşturduğu etki, böylece etkiye bağlı dalga farkları, dolayısıyla etki-tepki farkı. Bu bir. İkincisi ışık dediğimizin de, tam da o maddi deryada, yayılan bir dalganın etkisi olduğunu, Güneşten çıkan herhangi bir parçacığın 7 dakika bu yolu kat edip dünyaya ulaşmadığını, ancak dalga boyunda bulunan madde deryasındaki parçacıkları etkilediği için, algı yüzylerinde parçacık etkileri oluşturduklarını söylüyorum. Kısaca 7 dakikada bize ulaşan kopup gelen bir parça değil, madde deryasında gerçekleşen bir dalgadır. 1000 topu yanyana dizin, ilk topa vurduğunuzda, son top ne olur(işte eğer kütlesi yoksa, o halde saf madde olarak düşünebileceğimi dile getirerek foton dediğim o toplardır, son top da fotondur ve etki yüzeylerine temas eder, böylece hem dalga hem de parça etkisi alınmış olur)? 1000 km uzunluğunda bir çubuğu bir zemine yerleştirin, bir ucundan ittiğinizde diğer uçta ne gerçekleşir? Isı içinde söylediğim yine aynıdır, yine bunun temelinde yatan etki-tepkidir ve dolayısıyla, bu etkileşim eğer atomlardan(bu da form-yapı!), üst formlara değin, form-yapıda dağılmaya yol açıyorsa, bunun sonucu olarak dağılan form yapıdan ayrışan parçacıklar(elektron, proton+nötron) ortamda serbest dolaşıma girdiği için, bu halde bu hal plazma hali olmaktadır. Dolayısıykla ortada dolaşan serbest elektronlar, yine ortalıkda olan başka elementlerin atomlarınca tutulduğunda, ilgili element başka bir elemente dönüşmektedir(doğru mu! evet, bu sebeple ısı, ateş form-yapıları dağıtır, yok eder gibi algılarız, oysa dağıtırken, dönüşüme yol açar). Yine serbest dolaşımda olan protonlar da, iser etrafta serbest dolaşımlı elektronlar isterse etrafındaki atomlar olsun, elektron ç-almaya başladığında, bu yine bir değişime yol açmaktadır, yeni bir element oluşur veya başka bir elemen elektron aldı veya verdi, başka elemente dönüşür, bu da diğer başka çeşitli etkileşim, tepkimelerde olduğu gibi ayrıca değişimi, işi(kapasitesine ise enerji deriz) anlamlı kılar. Bu sayede form-yapısı dağılarak kaybolan form yapılardan açığa ağırlıklı olarak karbonmonoksit oluşumlarının çıkmasına da açıklık getirir. Görünen evren bilinir ki %99 gibi oranlarda plazmadır. Hakim, statüko Big Bang der, oturur bir çok tanımı buna, kurgulara uyacak şekilde yapar, ben ise hadi oradan derim, ahkam keserek gelme, sürekli BİR REKABET KOMPLEKSİ VE BAĞLI BİR HEYEYANDA GÖRÜYORUM SENİ ve tanımlarda maddi ilişkiler ve zemini esas almayı yeğlerim, doğru olan da budur... Madde kütlesi olan cart, Curt der, ben hastır oradan, totoloji yapmışsın derim, çünkübu saçma tanım totolojidir. Ha sen eleştireceksen söylediklerimi alıp değerlendir, yazdıkalrıma göre olmayan, oradan buradan klişeler alıp, üstelik alakasız, karpuz tokuşturur gibi tokuşturma, zira senin heyben karpuz olabilir, ama ben ortaya karpuz koymuyorum, yazdıklarımı eleştir. Ali, veli, 49, 50 tıkıştırma. |
Spartacus --"Foton ne isiktir ne de isigin parcasidir. Fotonlar bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir." dedi ve bilime buyuk katki sagladi.
Arthur Holly Compton-- Sacilma deneyiyle, elektromanyetik radyasyonun parcacik dogasini ortaya koydu ve 1927'de NOBEL FIZIK odulunu aldi. https://s3.amazonaws.com/libapps/acc...images/ahc.jpg Ayrica, Albert Einstein, fotoelektrik etki uzerine yaptigi calismalarinda, fotonlarin isigin parcacik dogasini one surmus ve fotoelektrik etkinin aciklanmasinda foton kavramini kullanmistir ve soyle demistir: "Isik, enerji birimi paketlerinden meydana gelir. Bu paketlere foton diyoruz." https://www.nobelprize.org/prizes/ph...compton/facts/ *** Photon, minute energy packet of electromagnetic radiation. The concept originated (1905) in Albert Einstein's explanation of the photoelectric effect, in which he proposed the existence of discrete energy packets during the transmission of light. https://www.britannica.com/science/photon |
Alıntı:
100000000 kez de deney yapsan o sonuca varırsın, farklı bir sonuca varacağını söyledim mi? daha okuduğunu anlayamıyorsun, bir şeyin NASIL DAVRANDIĞI BAŞKA, DOĞASINI nalmaya çalışmak BAŞKADIR, insanlar nasıl bu kadar rahat cahil cesaretiyle ahkam kesiyorlar anlamak zor. Daha hiç bir cümlenin minvalini bile anlayamıyorsun. Alıntı:
|
"Ben neredeyim, sen neredesin. Gerçi zorda olsa, öğreniyorsun, artık kütle, enerji=kerameti kendinden, madden ayrı bağımsız, ne idüğü belirsiz bir ruh havalarında değilsin, ha öyleysen yine söleyim, enerji iş kapasine denir.
100000000 kez de deney yapsan o sonuca varırsın, farklı bir sonuca varacağını söyledim mi? daha okuduğunu anlayamıyorsun, bir şeyin NASIL DAVRANDIĞI BAŞKA, DOĞASINI nalmaya çalışmak BAŞKADIR, insanlar nasıl bu kadar rahat cahil cesaretiyle ahkam kesiyorlar anlamak zor. Daha hiç bir cümlenin minvalini bile anlayamıyorsun." Bu cumlelerin hic biri yazdigim yaziya bir cevap olma ozelligi tasimiyor. |
Alıntı:
Zaten ve mantıken, örneğin Einstein uzayın maddeden bağımsız düşünelemeyeceğini ifade etmesinin altında yatan faktör de, yine uzayın -çarşaf örneğinde olduğu gibi, ki bu örnek eksik, o sebebeple onları yazdım- sanki sıvı bir ortamın çökmesi gibi. Tarifinin de kaynağında yatan, uzayın madden oluşudur, ama bu maddeyi, katı formlar gibi düşünemeyiz. Bir un içerisinde elimizi hareket ettirmek gibi düşünelim, bu da bir metafor, yani aslında biz o unun içinde parçalarız, ancak o un parçaları, başka hiç bir parça taşımadığından, kütlesinden söz edemediğimiz, atom altı parçacıklar ebadı ya da onların yapı taşı olacak denli küçükler, fakat uzayın dokusu bundan oluşmakta, bu dokuda meydana gelen çeşitli titreşim dalgalanmalar ise bize etki etmekte ve biz de bu sayede, ışık, ısı, ses gibi kavramlara sahip olmaktayız, böylece o un deryası içinde yolumu bulmaktayız... Alıntı:
Alıntı:
|
"O kadar bilinçsiz, kalın kafalı bir ezberci toysun ki, her cümlemi açıklamak zorunda kalıyorum, ilkokul çocuğunun bile anlayacağı düzeyde metaforları, hiç olmazsa mahiyetini anlayamıyorsun, o idealist, cahil, kendini kral sandığın ve önyargıların en önemli engelin."
Burada da maalesef konuyla ilgili bir sey yok. Konuyla ilgili degil, kisiye saldiri -ozne temelli itham- ederek anlamsiz seyler yaziyorsun. Bunu internet ortamlarinda cok yapiyorlar. O yuzden bir anlam ifade etmiyor. Konuya iliskin dikkate deger bir sey yazarsan cevaplarim. verdigin top ornegi bile hatali |
Alıntı:
Top örneğini anlamadağın ortada -hatası neymiş demek de istemiyorum çünkü 3. seviyeden alta inemeyen birisiyle, daha alt seviye zeminde tatırşmak anlamsız-, boş ver sen benimle yazışma, üzüm yemek gibi bir derdin olmadığı açık... |
Ben, foton nedir diyorum, sen bana hakaret ediyorsun. Bu senin cahil oldugunu gosterir. Cahil insanlar bilgiyle, fikirle gelmez, anlamsizca hakaret ederler. Kisisellestirici uslup kullanirlar.
Spartacus: Foton, ne isiktir ne de parcaciktir.
|
Top örneğini anlamadağın ortada -hatası neymiş demek de istemiyorum çünkü 3. seviyeden alta inemeyen birisiyle, daha alt seviye zeminde tatırşmak anlamsız-, boş ver sen benimle yazışma, üzüm yemek gibi bir derdin olmadığı açık...
Sana hatani gostermeyecegim. Once hakaret, sonra niyet okuma, sonrasi ne falcilik mi? Yine konudan uzaklasip, kisilere yoneliyorsun. Tartisma sirasinda kisilere saldirmak "ad hominem" dir. Konuya iliskin yazacagina, bir forum yazarinin karakterini veya niteliklerini hedef aliyorsun, gercek konu yerine, kisiyi--burada beni--itibarsizlastirma ifadeleri kullaniyorsun. Kibar degilsin, itham edicisin. Ustelik de kalbimi kirdin. Benim niyetim bagci dovmek mi? Nerede gordun bunu? Benim hayatimi anlamlandirma sekillerimden biri, ogrenmektir. Algilamaktir. Ben, ogrenmeye calisan, ogrenen, soran, merak eden siradan bir vatandasim, siradan bir insanim. Niyet okudun, yine yanlis yaptin. |
Alıntı:
Yıldıztozu ile olan son diyaloğumuza bak, diyalog, üzüm yemek, sohbet dediğin öyle olur, senin yaptığın gibi olmaz -ki zaten okumadan anlamadan döndüğün belli- monolog. Hatamı gösterebilmen için önce zemini ve metaforu anlaman, saplandığın biçime dair origamiciliği bırakman gerekir. Bu 3. kez izahım ne diyeyim. 1. nolu örnekle anlarsan, diğerleri gereksiz, yok diğeriyle de anlamazsan, diyalog kurma şansımız yok... Bir daha izah edeyim, seninle konuyu tartışmak istemiyorum, zira o zemine inemiyorsun, sığ zeminde biçime dayalı olmakta ısrarcısın, ancak bu izahı yapayım; Spartacus: Su 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunun.... Alvin: Git de öğren, su akışkandır, sıvıdır... Spartacus: Alvin ben suyun özellikleri nedir konusunda değilim, daha alt zemindeyim Alvin: Sertliği vardır, tanımını öğren, ali demiş, veli yemiş... Spartacus: Ya sabır, bak arkadaşım ben suyun ne davranışı ne biçimiyle ilgili zeminde değilim, yapısının da nasıl olduğundan ziyade, nasıl OLUŞTUĞU, ORTAYA ÇIKTIĞIYLA İLGİLİ BİR ZEMİNDE DÜŞÜNÜYORUM Alvin: aslkhjlfghj dklkdg 2. İzah Spartacus: Ben kütle çekimi konusunda, temelde yatan faktörün uzayın madde deryası(form-yapı olmayan, parçacık deryası), METAFORLA un deryası gib ve bu derya içindeki görece büyük parçaların oluşturduğu bir çeşit çökme(tam ifade etmez, ama izah için bu) etkisi oluşturduğundan dolayı... Alvin: Kütle nedir git örğen, dünya da nasıl ölçülür, ay da nasıl ölçülür, bak adam ölçmüş... Spartacus: Alvin benim derdim kütle nedir tartışmak değil, açığa çıkartan, anlamlı kılan zemin, faktör, yani senin bulunduğun zeminden çok daha alt zeminde... Alvin: kldslşdshghdghds 3. İzah Spartacus: ben Güneş'ten kopan herhangi bir parçanın, 7 dakika içerisinde dünyaya ulaştığını düşünmüyorum, ulaşan bir dalgalanma etkisidir, doğru, ancak parçanın, madde deryası olan uzayda, metaforla UN DERYASI, dalgalanmanın tetiklediği maddi yapı,parçaların alıcı yüzeye etkimesi-çarpması, sarkması gibi etki oluşturduğunu(bir iş açığa çıkarttığını) düşünüyorum, bu halde ışığın dalga ve parçacık özelliği göstermesiyle de uyumludur Alvin: hehehehe, git ışığın tanımına bak, davranışı şu imiş, ışığın doğası bu imiş Arkadaş söylemlerin benim düşüncelerime etki edecek zeminde değil, benim söylediklerim de o zeminle çelişiyor da değil. Metafor: Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan sözler veya kavramlar.... Bir şeyin ne olduğu, şeylerin biçimiyle , davranışıyla ilgili,,, bu zeminde kalarak tanımlamayı kim yapmış olursa olsun, davranış üzre elde edilen veriyle yapılan tanımlar, o şeyi davranışıyla da anlamlı kılan, açığa çıkartan, varlık koşulu-daha doğrusu kendini ortaya koyma koşulunu sağlayan-ın doğasıyla ilgili zemini ne belirler, ne de tanımlar. Zaten böye olduğunu düşünmek açıkca akıl ve mantık hatası olur. Yani bir şeyin özellikleri, niteliklerini ortaya koyarak o şeye dair yapılan tanımlama başkadır, o şeyin o halde anlamlı kılınmasını, ortaya çıkışını sağlayan zemin başka. Suyun sıvı ve akışkan olması başka, yapısı başka, peki bu yapı bileşenleri, hangi koşul altında bu birlikteliğe erişirler sorusuna aranan yanıt başkadır. |
Madem oyle cevap yok. Bu sekilde konusuyorsun, benim acimdan konu kapanmistir. Ben sana artik bu sitede cevap yazmayacagim.
Yalniz, ben ne konustuysam, bilimsel kurumlarla, ansiklopedilerle, bilimsel kuruluslarla ne dedigimi destekledim. Sense, bir tane bile referans vermedin, belkide veremiyorsun. Ben sana artik yazmayacagim, kalbimi incittin. Diyalog kurmak istemiyorum seninle. Fakat, sen dediklerini destekleyen, gosteren, bilim kurumlarindan ornek ver. NASA'dan ver mesela. Dunya capinda taninmis, kabul gormus fizik dergileri var. Bilimsel baska dergiler ve calismalar var. Bilim dunyasindan olacak yalniz. kanit getir ki uydurmadigini goster. Sen goster, ben okurum. Ama cevap yazmayacagim artik sana. Sen de bana yazma, rahat edelim. Buyrun, getir bilimsel kanitini |
Alıntı:
Bu tarz varsayımlara dayalı ancak üzerinde düşünebildiğimiz zeminler adına, somut bir örnek vermem gerekirse(ki böbürlenme diyememen için önce açıkladım, her kelimemi nereye çekeceğin telaşıyla senle nasıl yazışabiliriz?); bu forumda Kara Delikler üzerine düşüncemi paylaşıp, Hawking'i eleştirdiğim mesajlarım vardır, bir kaç yıl sonra Hawking hata yaptığını söylerken, ifadesi benim ortaya koyduğum düşünce ve görüşümle örtüşür. Yani 3. zeminden daha alta inilemediği durumlarda, ÇIKARIMLAR olur, ancak KESİNLİK ARZETMEZLER, BU KONULARIN ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLEREK İZAH EDİLMEYE ÇALIŞILIR. Bunun için de, akıl, mantık ve elbette yeterince felsefik(yani en azından bazı kriterleri bilmek) derinlik ve mecburen, tam anlamıyla işaret etmeyen, ancak sonuçlar üzerinden soyutlanmış KAVRAMLAR, tanımlar gerekir. Senin ne konuştuğun değil burada sorun, 3. Basamak -> Suyun akışkanlığı, sertliği->DAVRANIŞI vb.(sen buradasın) 2. Basamak -> Suyun Moleküler vb. yapısı -> YAPISI -> 1 nolu şıkkın da açıklamasına olanak verir 1. Basamak -> Suyun 2 hidrojen, 1 oksijen atomundan oluşması BİLEŞENİ(ben buradayım) Eğer burada bileşenin de kaynağı üzerine düşünüyor olsaydım, madde sayısı ve 3.basamak da 4 olacaktı. Strawman -> Bunu bir öğren, birisini eleştireceksen 1000 oldu SÖYLEMEM, "-e göre, -e dair" meselesini, "soyutlamayı" da öğrenmen, anlaman, bilmen, hem de dikkat etmen lazım. Hadi bilimden getir-nasıl getireyim, bu konuda o basamağa inilemedi ki-, bak bu böyle demiş, bir bilene danışmak, muhatabanın iddia etmediği söylemleri, mahiyeti, başka biçimde göstermek, çarpıtmak bunların tümü de SAFSATA YÖNTEMİDİR. İDEALİST SAFSATA YÖNTEMLERİYLE düştüğün bataktan çıkman lazım, muhatapların, yaptığın gibi okuma fişi tokuşturması yapmıyor. "Bilim dünyasından olacak yalnız" dediğin ne? O konuda 3. Basamakta, oradan ne getirmeyi umuyorsun. Bazı olgular direk, bazıları ise dolaylı tanımlanır. Örneğin sebebe dair düşünürken, bir etkinin, alıcının verdiği tepki veya üzerinde bıraktığı ize dayanarak yapılan bir tanımlama ile, bir kum torbasına atılan yumruğun resmen gözlemlenmesiyle yapılan tanım arsında fark vardır. İdealist safsata batağına örnek vereyim, 3. basamakla ilgili bir tanımdan yola çıkarak, 1. basamağı çözdüğünü iddia etmek veya boca ederek düşünme eylemini dağıtmak, bitirmek, mahiyeti çarpıtmak. Tarif, izah namına söylenmiş sözlerle, tanım arasındaki farkı da bilmek gerekir. Mikroskopla çekişmiş, 1 tane kuvvet parçacığı, kütle çekimi veya enerji paketi parçacığı göster (bilmediğimden dolayı sormuyorum yine buradan ahkam kesme.... Senden böyle bir "şey" getirmeni istiyorum, çünkü böyle bir "şey" oldukları-olduğunu falan sanıyorsun, benden de böyle bir örnek sunmamı bekliyorsun-iyi mi?-, ben sebepte, sen sonucun biçimiyle kelime oyunu oynuyorsun.). Evrende şu ya da bu diye tanımladığımız kuvvetlerin tümünün, etki-tepki'den soyutlandığını söylüyor, düşünüyorum. Bu bağlamda dalga dediğimiz her ne olursa olsun,etki yayılımıdır ve bu da tepki ile mümkün ve tepki demek, salt bir karşı koyma değil, üzerinden atma(iletme), tetiklenme biçimidir de ve etki yoksa, enerji kavramından söz etmenin de anlamı yoktur, çünkü İŞ YOKTUR, bu ifademi anlayabileceğini sanmıyorum, bu kadar basit olmasına rağmen.. Her etki-tepki => BİR İŞ-OLUŞU anlamlı kılar. Her iş'in => kapasitesinden söz edebiliriz, bu da enerji tanım ve ölçüsü, birimini soyutlamamızı sağlar. Her ifadenin bir açısı, mahiyeti, zemini vardır, 3. basamak ifadelerde kullanılan kelimeler, materyal, sebepler, temel zemini ifade etmez, böyle bir görevi yoktur, o sebeple soyutlanmış kavramlar kullanılır, o kavramların anlamını bilmek gerekir. Senin 3. basamaktan SEBEP olarak düşündüklerin, aslında sonuca dayalı ifadelerdir. Enerjinin, iş'e bağlı, iş'in ise etkileşimlere, bu etkileşimlerin de daha alt bir zemine bağlı olduğunu, boyutun uzay olmadığını, ölçme işi namına kullandığımız bir yöntem, koordineleme, ölçebilmek için minumum koordinat sayısını belirleme olduğunu bilmeyen birisi, ne zamanki 3. basamakta bunlarsız tarif edilemez bir izah görecektir, boyutu kerameti kendinden menkul bir ortam, enerjiyi de cisimleştirecektir. Bu seviyeyi(bunu da kişisel anlarsın en iyisi 3. basamak diyeyim) aşamadın. Şu konuda düşüncem budur, dolayısıyla her ifadem, temel zeminle tutarlı olmalı, 3. basamaktaki hiç bir bilimsel deneyle de çelişmemelidir(ki çelişmez!), aksine, üzerinde durduğum zemin neden, nasıl sorusuna aranan cevaptır. Bazı hallerde görüşler, deneyle veya çıkarımlarla çelişebilir, bu halde deney yöntemleri veya temel mantığı, dayanakları, açısı-zemini, olanakları gözden geçirilmelidir. örneğin ENERJİ'dir denmiş olsun, bu halde ben NEY'İN ENERJİSİ diye sorarım, sen bunu anlayamazsın(ki zaten anlamadın, enerjiyi de kerameti kendinden menkul bir cisim, müstakil ve her bir şeyden bağımsız, ayrı bir varlık gibi düşünüyorsun), sana da anlatamam, bu anlatılarak olacak bir durum değil. Alıntı:
|
Spartacus,
Elle tutulur hic bir sey yazmiyorsun. Ben sana 'kivirma' demeyecegim. Yazacagini, bilimsel delillerle, bilimsel kurum, kurulus, arastirma ile ortaya koy. Yoksa, "ben oyle dusunuyorum" tarzinda yazarsan nesnel bir zemin bulamayiz. Bir de su ukalaligi birak. Herkesin kapasitesi bireye ozeldir. Sen, kendi soylemini bilimsel bir kaynak ile temellendir yeter. Yok, katmanlara inememisiz, felan bunlar hikaye. Kavramlardan bahsediyorsun, hic birini bilimsel bir zeminde aciklamiyorsun. Aciklayacaksan, fizikte bazi otoriteler vardir, bu isin alani, uzmani olan kuruluslar ve yayinlar vardir. Gidersin, oradan getirirsin. Temellendirme boyle olur. Parcacik degildir diyorsun, NASA diyor ki parcacik. NASA'dan daha mi iyi biliyorsun? Git, kaynak getir, kaynak. Birak, kafanin icindeki metafizik katmanlari. Kaynak istiyorum. Dedigini check edecek kaynak getir. Kafana gore yazma. Bilimsel kaynak getir. Getir ki, nesnel zeminde konusalim. Odanda, klavye basinda bilimsel teori mi uretiyorsun? Uretmeye devam et. A. ne diyorsun? B. bu dedigine bilim dunyasi ne diyor? C. bunu da bilimsel kaynak ile arastirma ile referans destekle (bunu istiyorum ben) Bize boyle gel lutfen. Kafandan yorum yazma. Ben senin ne dedigini anlamiyor muyum? Salak miyim ben. Okuma yazmamiz yok mu! Okudugumuzu anlamiyor muyuz biz! Bir sen mi anliyorsun. 1 milyon fizik kitabina ulasabilirim ben. Bilgi evrenseldir. Muhatabinla ilgili sacma sapan ithamlari birak, konuya don. donebiliyorsan tabii. Ukalalik dedigim burasi iste. Bu ukalaligi da sen yapiyorsun. Hala kisinin kisiligine kapasitesine yonelik yaziyorsun. Getir bakalim kaynagi. Parcacik olayini mesela. astigim kaynaklar var orada. Her birine gir, bak, oku, ve bilimsel arastirmalarla, bilimsel bulgularla, bilimsel yayinlarla YANLISLA. Yanlislama prensibi. Bilimsel yayinlarla yanlislayamiyorsan da, muhatabini aptallikla itham etme. Senin ne dedigini anliyoruz burada. Akilli misin sen. Kendini bir yerlere koymussun, kapasite diyorsun. Once saygili ol. Saygi ile konus lutfen. Ayrica, bu kurumlara mektup gonder, fikrini acikla, sana NOBEL versinler. |
Alvin her seferinde çarpıtıyorsun, ki üzüm yemek gibi bir niyetin olmadığı açık, işte bu noktaya ısrarla getirisen, ben de üzümü bırakır, bağ sopasını elime alırım, bir noktada fren yapman lazım. Daha dün ruhçuluk hezayanlarıyla kafamızı şektin, 50 paragraf yazıyorsun, lafazanlığı, kelime oyunalarını saldım çayıra mevlam kayıra, sonuç? Elde var sıfır, örnekleme şansı bile olmuyor... Birine cevap verirken bari anla da ver, kapasiteni aşıyorsa sor, sana burada madalya takmıyoruz ki böyle laf ebeliği yapasın.
Başlıkta yazan,her birini paragrafla, metaforlarla, neye dairliğini açıklayan benim, 1 paragraf DALGA DÜMEN (ZERRE İLGİSİ OLSA! O DA YOK) yazıp, cahil ahmaklığıyla hahahah, hühühühü, hohoho tarzında ilerleyen konuyu sabote eden sensin. Ali koş topu tut, koş Ali koş, Ayşe ipi tut tadında 3-5 kelime, ötesi yok. Neyi irdeleyebildin de -ki çapın yetmiyor- elle tutulur bir şey yazmıyorum? Eşeğe bile 5 kez izah yapılmaz. Öznel idealist dar kafalı sığlığınla, sapı, samana karıştırmakla sergiliyorsun. Düşünemeyen papağanlığı bir halt sanıyorsun. Neyi ele aldında irdeledin de konuşuyorsun. sadece PROVAKE EDİP ÇIKTIN. Git son cevabı bir daha oku, verdiğin bu cevap gibi hiç bir cevap yazdıklarıma dair olmuyor, algı sorunun mu var, afyon mu çekiyorsun, kompleks içinde misin, normal insan o kadar basit ifadeleri nasıl böyle alakasız yerlere çekebilir? KAÇ KEZ NE HALT ETTİĞİNİ İZAH ETİM, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, PROVAKATÖRLÜKTEN BAŞKA BİR HALT YAPMIYORSUN. Burada mevzu davranışınla, yaklaşımınla ilgili, söylediklerinle değil desem de söylediğin bir şey de yok. Çarpıtmalrınla vakit israf etmek istemiyorum. İndiğim zeminde elle tutup senin gözüne sokabilecek, al çok şeker diye uzatabileceğim bir parça gösterme şansım yok, çünkü o zemine dair şu an bunu yapabilme imkanı yok, bir çok kesin sandığın bilgiler dahi aslında ÇIKARIMDIR, sen daha ifade, izah ile tanım arasındaki farkı öğrenememişsin, bir dolu bilim insanı bir dolu varsayım atıp, tutuyor, kimi sicim diyor, kimi titreşim, kimi halüsünasyonla sanal zırvalıklar sayıklıyor, kimi kütle çekimi parçacığı arıyor, kimi karanlık madde arıyor, kimi kurguladığı teorisinde kaderini protonun bozunmasına bağlamış... Ruh yerine koyup, maddeden ayrı, bağımsız parçaymış gibi tanrılaştırdığın, daha bu kavramın nasıl soyutlandığını bile bilmiyorsun, baskın gelme kafasıyla, o an işlenen detaya dair alakasız kişi isimleri, referanslar verip, gidin öğrenin edasıyla provake edip, bilim uzmanlığı satıyorsun. Enerjini bir kez olsun bize gösterdin mi? hani nerede, al avcuna getir inceleyelim, madem kafanda kerameti kendinden menkul bir varlık icadı var, görelim. İnsaf, kasap et, koyun can derdinde. 1 elektronun spin değil, konum değiştirme anlamında hızı nedir? |
1. "Benim gorusum" Gorusunun olmasi bir problem degil zaten, bu guzel bir sey. Paylas ki, gorusunu ogrenebilelim. Fakat asil mesele gorusunu bilimsel bir referans ile destekleyememen. Bunu temellendirememen. Kisilerin gorusu degil, bilim ne diyor, bilimin gorusu ne? Bunu ortaya koy. Koyduktan sonra da, fikrini acikla ve yorumla. Boylesi daha guzel olur. Cunku sen bilim yapan biri degilsin, anladigim kadariyla.
2. "fotonlar ya da eger fotonlarin kutlesi-alt parcacigi soz konusu ise" Fotonlarin bir kutlesi yok. Fotonlarin, kutlesiz olduklari kabul edilir. Bunu sadece ben soylemiyorum, Lawrence M. Krauss da boyle soyluyor. Der ki, "Elektromanyetik parcaciklarin, yani fotonlarin kutlesiz oldugu bilinmektedir. Fotonlar, ozel gorelilik teorisine gore isik hizinda hareket ederler ve bu durum, onlarin kutlesiz olduklarini gosterir." - Lawrence M. Krauss, "The Physics of Star Trek" kitabindan. Yani, genel bir "madde" diyorsun, sonra da, "eger fotonun kutlesiyse" diyorsun. Bu yanlis. Lawrence Krauss, teorik fizik ve kozmoloji alaninda arastirmalar yapiyor. Dolayisiyla, dikkate almak lazim. Fotonlarin alt parcacigi darken, neyden bahsediyorsun? Su ana kadar, en azindan benim bildigim kadariyla, fotonlarin altparcaciklari yok. "Standart Model: Temel Parcaciklar ve Kuvvetler", CERN'in (Avrupa Nukleer Arastirma Merkezi) resmi web sitesinden ornek vereyim. "Temel parcaciklar kendinden daha kucuk parcalara bolunemeyen parcaciklardir." https://indico.cern.ch/event/449239/...tekinO_SMO.pdf Senin, "kesin olarak vardir" dedigini iddia etmiyorum, cunku "eger varsa" diyorsun. Ve bu "eger" kosullu ifade uzerinden koskoca bir arguman kuruyorsun. Orayla suan ben ilgilenmiyorum. 3. "Fotonlar ne isik(bu bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir) ne de parcasidirlar." Spartacus, klavye basindan bilimsel tanimlarda, aciklamalarda bulunuyorsun, ama ifadeni dogrulayan bir tane bile kaynak vermiyorsun. CERN, diyor ki, "Elektromanyetik etkilesimlerin kuvvet tasiyici parcacigi." https://atlas.cern/glossary/photon Simdi diyeceksin ki, onlar, 2. Katmnadan bahsediyor, ben 1. Katmandan bahsediyorum. Onlar (CERN, NASA bilmem ney kurulusu) henuz benim seviyeme ulasamadilar, degerlendirme yapamiyorlar. Bunu elbette boyle demiyorsun, ama oaraya getiriyorsun. Kendini 1. Katmana, 2. Katmana baskalarini, 3. Yada 10 katmana eger varsa beni koyuyorsun. Burada bu davranisindan dolayi psikolojik bir tahlil yapmak lazim ama yapmiyorum. Kibarlik bende kalsin. Eger ben yanlissam, ve seni yanlis anlamissam, gel goster bakalim, sen neredesin bu kuruluslar hangi katmanda. Bilimsel olarak gostereceksin ama. 4. "Bosluk dedigimiz aslinda bu parcaciklarla doludur." Hangi parcaciklar? Bunu soylemiyorsun. Mistik hava katiyorsun. Elle tutulur, nesnel seylerden bahsetmen gerekir. Senin soylemedigini ben soyleyecegim ama once kisa bir alinti yapayim, Bilim ve Gelecek Dergisinden "Her ne kadar mukemmel "bosluk"a en yakin ortam olsa da, uzay tumuyle bos degildir. Uzayin degisik bolgelerinde, "bos"luk duzeyi, yani bulunan madde miktari, farklidir. Ornegin Dunya ile Mars arasindaki uzay ile Gunes ile Akyildiz (Sirius) arasindaki uzay ya da Samanyolu ile Andromeda Gokadasi arasindaki uzay, ayni boslukta –ya da dolulukta– degildir. Dunya'da deniz duzeyindeki havada metrekupte yaklasik 1025 atom vardir. Gezegenler arasi uzayda, yani Gunes Sistemi'nin sinirlari icinde, metrekupte ortalama 5 ila 100 milyon (106-108) kadar atom olur. Bunun yaninda kilometrekupte 1.000 dolayinda toz parcacigi bulunur." https://bilimvegelecek.com.tr/index....-kadar-bostur/ Aslinda, uzayin boslugu gercekte pekcok temel bilesenle doludur. Bunlardan biri elektromanyetik radyasyon. Isik gibi elektromanyetik dalgalar, uzay boyunca yayilarak maddenin bulunmadigi bir ortamda bile mevcut. Bu uzayin boslugunu dolduran enerjidir. Bunun yani sira, uzay kozmik isinlar adi verilen yuksek enerjili parcaciklarla vardir. Bunlar da cesitli kaynaklardan gelir ve evrenin her kosesine yayilir. Bir digeri, atomlar ve molekullerdir. Ozellikle hidrojen ve helyum gibi basit elementler, uzayda yaygin olarak vardir. Yukarida Bilim ve Gelecek'in bahsettigi olay da buna bir ornektir. Bunla birlikte kara madde ve kara enerji gibi –henuz tam anlasilamamis--unsurlar da vardir. Bunlar da uzayin "boslugunu" doldur. Kara madde, gorunmez ve algilanamayan bir madde turudur ancak evrenin kutlecekimini etkileyerek galaksilerin donusunu kontrol eder. Kara enerji ise evrenin genislemesini hizlandiran bir enerji turudur ve evrenin buyuk bir kismini olusturur. 4. Numarali yazi, aslinda elestiriden cok, tamamlama ve aciklikl getirme amaciyla ifade edildi. 5. "Bosluk dedigimiz aslinda bu parcaciklarla doludur. Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkilesimin tetiginde, dalga olusu, daha dogrusu yayilim-iletiye yol acarlar, bunlar radyo, isik, isi dalgalari olarak algilanir." Bu ifade bilimsel olarak dogru bir ifade dolayisiyla katiliyorum. Bosluk dedigimiz uzay aslinda bos degildir. Uzay, cok dusuk yogunlukta bulunan ancak kesinlikle 'bos' olmayan bir ortam. Yukaridaki 4. Numarali yazida, neyle dolu oldugunu acikladimsa da, tekrar etmekte fayda var. Uzay, elektromanyetik radyasyon ve diger parcaciklarla dolu bir yerdir. Bu parcaciklar arasindaki etkilesimler yasanir. Bunlar da dalgalarin olusmasina neden olur. Ornegin, bir isik kaynagindan yayilan fotonlar, elektromanyetik etkilesimlerle uzay boyunca yayilir ve ‘gozlemciye' ulasir. Benzer sekilde, bir radyo dalgasi, bir radyo vericiden yayildiginda, elektromanyetik alan araciligiyla uzay boyunca yayilir. Bu da bir alicida algilanir. Isi da bir tur enerji dalgasi olarak dusunulebilir. Bir cismin isi yaymasi, molekullerin titresimleri yoluyla cevresine enerji yaymasi anlamina gelir. Dolayisiyla, uzay 'bos' olarak adlandirilmasina ragmen, aslinda elektromanyetik radyasyon ve diger enerji tasiyan parcaciklarla doludur. 6. "Uzay da maddedir, madde ile doludur." Bu noktaya deginecegim fakat, bir elestiri olarak degil. Harvard soyle diyor: Evrendeki şu anda gözlemlenemeyen madde ve enerjinin yüzdesi: %95" https://www.cfa.harvard.edu/big-ques...-universe-made https://assets.nautil.us/12566_f6e8d...5fd3ba51c1.png NASA'dan alinti yapacagim. NASA DIYOR KI, Evrende bilim insanlarinin gozlemleyebildigi her sey, insanlardan gezegenlere kadar, maddeden olusur. Madde, kutlesi olan ve bir alani kaplayan herhangi bir madde olarak tanimlanir. Ancak, gorebildigimiz maddenin otesinde evrende daha fazlasi var. Karanlik madde ve karanlik enerji, evreni etkileyen ve sekillendiren gizemli maddelerdir ve bilim insanlari hala bunlari cozmeye calisiyorlar. Daha sonra devam ediyor ama buraya alintilamamin bir anlami yok. Link veriyorum: https://science.nasa.gov/universe/ov...s/#dark-matter 7. "Aradaki noktalari saf madde, parcacigi olarak dusunelim" diyorsun. Ornegin hepsini buraya aktarmayacagim. Lakin, metaforlarla yapilan aciklamalar bazen bilimsel gercekleri basitlestiriyor ve ve anlamayi kolaylastiriyor ancak bu; metaforlarin tam olarak bilimsel dogrulukla eslestigi anlamina gelmiyor. Yine de metaforda dogruluk payi var. Ozellikle, "icinde sadece atomik yapilar degil, madde parcaciklarini da harekete geciririz" kismi. Metaforun bu kismi, basinc altinda sikistirilan bir maddenin icindeki parcaciklarin hareket etmesini aciklamak icin kullanisli bir ornek. Burada, maddenin sikistirilmasi, icindeki parcaciklarin hareketine neden olur, ancak, bu hareketin dogrudan bir isi olusturmasi gerekmez. Isi, parcaciklarin kinetik enerjisinin artmasiyla iliskilidir, yani sadece parcaciklarin hareket etmesiyle degil, ayni zamanda hareketlerinin hizlanmasiyla da ilgilidir. Soyle diyorsun: "A tarafinda oyle bir etki olustu ki, bu etki, dalga olarak B'ye ulassin-bu alinan etki verilen tepki sonucu yaptigimiz degrlendirmeye isik, isi, radyo frekansi vb. diyoruz." Burada, ifadede, bilimsel bir aciklama yapmiyorsun. Sadece, bir etkinin bir noktadan digerine dalga olarak yayilmasi ve ardindan alinan etkinin cesitli tepkilere neden oldugunu aciklamaya calisiyorsun. –metaforik olarak tabii--. Gercekte, bir etkinin nasil yayildigi ve bu etkinin alindigi noktada nasil tepkilere neden oldugu, belirli fiziksel prensiplere dayanir. Ornegin, elektromanyetik dalgalar gibi isik veya radyo dalgalari, bir noktadan digerine dalga olarak yayilir ve bu dalgalarin alindigi noktada cesitli etkiler yaratir. Ancak, bu etkilerin dogasi ve nasil gerceklestigi, belirli fiziksel sureclere ve etkilesimlere baglidir. Bunlar, tabii anlatilmiyor yazinda. Yine de uygun bir ornek olarak kullanilabilir. Guzel. Yine ayni ornekten devam edersek, bir etkinin A ve B arasinda bir tur vakum olusturdugunu ve bu etkinin A ve B arasindaki parcaciklarin yer degisimi veya sikismasi gibi fiziksel etkilere neden oldugunu soyluyorsun. Ancak, bu ifade de bazi belirsizlikler var. Vakum denilen sey, genellikle bir alanda hicbir parcacigin bulunmadigi durumu ifade eder ve bir etkinin nasil bu tur bir vakum olusturabilecegi aciklamamissin. Ama neyse. 8. devam edecegim. |
Benim, bagciyi dovmek gibi bir amacim yok, ama senin var. Hakaret edip, itham ediyorsun ve kendini oyle garip, anlasilir olmayan yerlere koyup, konuyu kisisellestiriyorsun. Bu hukuki bile degil.
15 ve 20. mesajlarima cevap vermektense yine itham etmissin, yine suclamissin. Sen once 1. ne diyorsun, cumle kur, tez cumlesi? 2. bu dedigine bilim dunyasi ne diyor? 3. bunu da bilimsel kaynak ile arastirma ile referans destekle Sen bunu yap. |
Ben de sana bin kere anlattim. Saatlerdir ne yazdirtiyorsun. Herkesin bir hayati, yapacagi isleri gucleri, okulu vssi var. Ayip. Sana yazan, saatlerdir ugrasan biri icin, bu sekilde hakaret edici uslup kullanma. Iste bu ayip. Anlamiyorsan da, anlamiyorum de.
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
100 KERE SÖYLEMİŞİMDİR 1 KELİMEYİ ALIP BERİNDEN anlam çıkartma, cümle bağlamına bak, mahiyete bak, fotonu tartışmıyorum orada, fotonu açıklama gayesi de yok, ben karanlık madde yerine, saf maddeyi esas alıyorum ve evet "zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur" Einstein Bana böyle bir alıntı yaptırman senin çiğliğindendir, ben KONUŞMALARIMDA(FORUMDA sesli DÜŞÜNÜYORUM, KONUŞUYORUM, planlı projeleri, herkesin anlamayıcı literatürle MAKALE YAZMIYORUM), bu tür alıntıları kullanmamaya çalışırım, , bu beni şu ya da bu görüşümde baskın hale getirmemeli, zaten illa haklı çıkarmaz. Alıntı:
Bir evrim karşıtının, bana yarısı balık, kafası inek bir ara form gösterin demiş oluyorsun. Senin benden istediğin bu. 4. "Bosluk dedigimiz aslinda bu parcaciklarla doludur." Hangi parcaciklar? Bunu soylemiyorsun.[/QUOTE] mal yine tırtıklamışsın, söylemişim ya, parçanın saf hali olarak düşüğnebileceğimiz demişim. Mal, BİLİM KARANLIK MADDEYİ VARSAYAR DEĞİL Mİ, BU BİR VARSAYIMDIR. O VARSAYIMIMI ÖNCESİNDE VE GEREKÇEYİYLE YAPMIŞIM. 50 KERE ANLATMIİŞIM BULUNDUĞUMZ EMİN 1. BASAMAK, BİLİM O KONUDA 3. BASAMAKTA, GERİYE çeşitli yorum, düşünce, varsayımalr kalır, mal. Sonra şu şöyle demiş ,böyle demiş diye ne zaman gelsen, hatrımdaki bilginin, kaynağını bulup getirmek zorunda bırakıyorsun, sonra görüyoruz ki, o, bu şu dediklerin, aksine senin önyargılarını yerle bir etmiş. ben karanlık madde aramıyorum, benim varsayımımın ve görüşümün kaynağı bu. Sana da beğendirmek zorunda değiliz ve ifadelerim hiç bir bilimsel deneyle çelişmez, şu ya da bunun varsayıma uymayabilir, afedersin de çok da tüyümde, uymak zorunda da değil, herkesi kendin gibi teolijst sanma. Newton'un çıakrımlarıda deneyle ispatnır, ancak bu sadece o çıkarımın ispatı olur, daha alt veya geniş zeminde veya o an görülemeyen çelişkilerde durum değişir. CERN'in konumuzla ilgisi yok, SEN BİLİMDEN BİR HALT ANLAMIYORSUN, SANIYORSUN Kİ HER KADEME, ZEMİNDE, ÇIPLAK GÖZLE GÖRDÜĞÜN GİBİ GÖRÜLÜYOR DEĞERLENDİRİLİYOR, HAYIR, bazı deneyler ve bağlı varsayımlar ŞU YA DA BU BİÇİMDE oluşan etki, emareler, izler, verilen tepki eksenli yapılıyor, YANİ YORUMA AÇIK, bu durumu belirleyen ne benim ne de bir başkasının ne düşündüğü değil, verili koşulla ilgili. Big Bang'e, siim teorisine, holografik evren teorisine, karanlık madde varsayımına itiraz eden de bilim değil mi, dingil, sen teolist şartlanmalarınla her alanda, bir İncil, ayet,amentü bekliyorsun HİÇ DEVAM ETME GERİSİNİ OKUMADIM, okumayı da düşünmüyorum Sen bu adi çarpıtma, kırpıklama, KELİMELERİ CÜMLE BAĞLAMINDAN KOAPRIP, SANKİ O CÜMLEDE BEN O KELİMENİN DETAYI, İÇERİĞİNİ KONU ETMİŞİM GİBİ BİR ALGI OLUŞTURMA SAFTSASI, yöntemde ısrar ettiğin sürece bir yere varamazsın, rezillik, kepazelik, aymazlık. |
Sen dengeni kaybettin. iki gundur kufur ediyorsun. Bu sitede moderator yok mu? Medenice bir araya gelip karsilikli konusamayan biri var burada.
Sen, agresif bir adamsin ve kufurbazsin. Saygi sinirlarini gectin. Dolayisiyla bu sitede yazmamaya karar verdim. Ben sana senin yaptigin gibi --hak ettigin halde-- kufur etmeyecegim. Uslubun bitirdi bu isi-- Ister hoscakal, ister kalma. |
Alıntı:
SEN ÇAYINI ALIP SOHBET ETTİĞİNİ İDDİA EDİYORSUN, NE SOHBETİ RESMEN saçma, sapan taktiklerle, KELİME OYUNLARIYLA muhatabınla eğlenme tadında, TAŞAK GEÇİYOR, eğleniyorsun. ben düşüncelerimi,ister doğru, ister yanlış olsun -ki olabilir, seni eğlendirmek için dile getirmiyorum. AL CEVABIN BURADA... 5 KEZ, 5 kezzzzzzzzz bak benim düşündüğüm zemin-basamak 1 nolu, bilim o konuda 2. basamakta, bir dolu varsayım var, şunun ya da bunun varsayımına biat etmek zorunda mıyım?! DİNGİL, BEN SANA NASIL BİR BELGE SUNABİLİRİM? BUNU 5 KEZ DİLE GETİRMİŞİM, ancak bir adi buna rağmen hala daha bana belge getir diye sefillik sergiler. SEN KİMSİN, BİLİMİN MUTLAK OTORİTESİ Mİ? Yaptığın SAPTIRMA, saygısızlık, provakatif tutum, taşak geçmek, söylediklerimi BİLİNÇLİ OLARAK ÇARPITMANDA SORUN YOK, ama ben -sana öyle bir kaynak sunamam, konuyla ilgili çok çeşitli verilerden yola çıkarak bir varsayımda bulunuyorum ve BENCE demişim, ama sen BENCE DİYE BELİRTİLEN BİR CÜMLEDE 3 KELİMEYİ KIPTIĞINDA, bana her boku DEMİŞİM GİBİ söyletmiş oluyorsun-5 kez açıkladığım halde aynı teraneyi okumanın normal olduğunu mu düşünmeliyim? neyim ben, Ramazan davulu mu? Öyle değil mi? Provake edip şikayet ediyorsun. Alıntı:
|
İlk mesajımda uzayın boş olmadığını düşünüyorum demiştim, bu halde;
Bu doğrulanmış mıdır? Evet. Uzayın boş olarak düşünülemeyeceği ile neyle ne düzeyde nasıl sorusunu açıklamaz, bu soruya, önceki sorudan geliriz, ancak önceki sorunun cevabı, inceki sorunun cevabıdır, bu sorunun değil.Benim görüşüm; elbette 1.) madde ve 2.) çok çeşitli etkileşimler, titreşimler, bunlardan anlam kazanan dalgalanmalar vb. ile dolu, ancak ikinci şık, birinci şıkka bağlı olarak düşünülmeli. Buraya kadar geldikten sonra ifade ve izahlar da veya varsayımlarda farklı görüş, düşüncelerimiz olabilir. Buradaki boş olmama durumu, enerji dalgalanmaları, titreşimler vb. ifadelerle dile getirilebilir-ki ifade edilmiştir, ancak bu yaklaşımı yeterli bulmadığım gibi eksik de buluyorum. yani nasıl sorusuna cevaplayabilmek için, çok daha derin gözlemlere sahip olabilmek gerekir. Yine de en nihayetinde, enerji ifadesi de maddeye bağlı anlam kazandığı için, temel zeminde uzayı maddeden ayrı ve bağımsız düşünemeyiz. İşin bir kısmı, uzayın boş olmadı konusuyla ilgili, diğer kısmı ise neyle sorusunun yanıtının aranmasıyla ilgili, birinci yaklaşlım açısından(boş mu değil mi) şu şöyle demiş, dememiş burada görüş ve düşüncelerim açısından beni bağlamıyor... Alıntı:
Benim temel daha doğrusu ifade biçimi zemininde ayrıştığım nokta, boşluk dalgalanmaları yönündeki yaklaşımları ret ediyor olmamdır, bir gözlemde herhangi bir parçacık görünememesi, orada parçacık olmadığı anlamına gelmez, anlık görünüp, anlık görünmemesini ise, parçacıkları görebilmemiz için, ilgili parçacıkların bir iş ortaya koyması, açığa çıkartması, haliyle bu durumda bir enerji salınımı(işin gerçekleşmesi), dalgası gerekir. Aksi taktirde görüntü elde etmek nasıl mümkün olacak? Burada görüntü, ancak ve ancak bir biçimde alıcıların tetiklenmesi veya girişim yüzeylerinde oluşan emareleri gözlemleyebiliriz.... Kısaca ilk mesajımda başından da ifade ettiğim gibi, uzay boş değildir, hiçlik kavramı, nesnel zeminde bir anlam ifade etmemektedir, bu halde uzay boş değilse neyle daha doğrusu nelerle doludur? Öncelikle maddeyle doludur, ardından ise maddeden mütevellit açığa çıkan çok çeşitli ilişkiler ve bağıl etkileşimler(iş), haliyle etkielşimelrle anlam kazanan çok çeşitli tireşimler, yayılımları, dalgalanmalarla doludur. İşte tam da burada ben bir enerji ve dalgalanmasından söz edilecekse neyin enerjisi sorusunu sormaktayım, yani bir adım daha ileri atmaya çalışmaktayım. Güncel cevap "boşluk" olmaktadır, ben buna katılmıyorum, zira eğer bir çeşit etkileşimden boş olmadığı sonucuna varıyorsak, bu halde etkileşimleri yok saydığımzıda geriye boşluk kalır söylemi tutarlı değildir. Bunun da açıklamasını yukarıda yaptım. Zifiri karanlıkta saniyede 1 yanıp sönen bir ampul olduğunu ve ortamda da bir nesne olduğunu düşünelim, bizim nesneyi tespit etmemizin yolu eğer görme faktörü ise, ampül yandığında nesneyi görecek, ama söndüğünde göremeyeceğizdir. işte tamda bu noktada diyorum ki, biz bir çeşit çıakrımsal gözlemlerde salınım aralıklarına bağlı isek, bu halde her bir salınım aralğının, bir dolu, bir boş veri sunması kaçınılmaz olur.. Neyse; kısaca ilk mesajımda dile getirdiğim gibi, eğer ifadelerimle tutumlu olacaksam, uzay saf maddeyle doludur, bir çeşit madde deryası gibi ve bu madde, çeşitli biçimlerle formların oluşumunu, daha büyük parçacıkların açığa çıkışını da, temel materyali, muhtevası olmasını da sağlamakta, bununla birlikte bu görece büyük parçalar-yapılar, ilgili madde deryasında yüzer bir hale kavuşmaktadır. gerek temeldeki maddi etkileşim, titreşim ve dalgalanmalar, kısaca etki-tepki düzeyi, gerekse de büyük parçaların etki tepki düzeyi, bir çeşit harmoni oluşturmaktadır. Dolayısıla uzay stabil değil, dinamik bir yapı sergiler, bu gal, tireşimler, etkileşimler, çeşitli dalgalanmalar halini de temsil eder... örneğin elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır(elbette bu durum için de olağanüstü koşullar vardır), foton önemli bir yer tutar, başından da ifade ettiğim gibi, maddenin saf hali kütlesiz olmak zorundadır ve eğer bu fotonsa, foton maddenin saf halidir denebilir, elbette denemeyebilir de, ancak şu an edindiğim veri fotondan daha alta inebilmeme müsade etmiyor, sonuç olarak bir biçimde form-yapıların oluşması gerekir. Kütle çekimi konusunda da, uzayın bu halinin belirleyici olduğunu düşünüyorum, kimilerinin öne sürdüğü gibi ve günümüzde bilhassa Big Bang teorisiyile gittikçe belirgenleşen subjektif oldurmacılık, illa bu teoriyi doğru çıkartacak yaklaşımlardan hareketle, her bir eylemden sorumlu özel bir parça-cık anlayış ve arayışını doğru bulmuyorum... Zira kütle çekiminin de, tüm kuvvet eksenli çeşitli tanımlarımızın da kaynağında, etki-tepki bunun da kermaeti kendinden menkul, mustakil bir varlık biçimi olmayacağını, yani etki-tepkinin birvarlık değil, ancak bir varlığın gösterdiği davranışa bağlı soyutlanabilir olduğunu düşünüyorum.... Çok çeşitli çıkarımlar dahi, davranış eksenli olarak 1 deneyle kanıtlanabilir, yani deney, çıkarımlar birbiriyle çelişse, farklı da olsa destekleyebilir. Çünkü bu deney, davranış üzre yapılmış ve bu davranışa neyin yol açtığı konusunda çok çeşitli görüşler öne sürülebilir, işte o deney açısından bu soru, ilgili davranış ve sonular namına sebek zeminidir ki bu zemin daha alt bir zemin olmakla çok daha alt düzeyde ve çeşitli çıkarım, öngörüler, görüşler ve yeni deneylere gebedir.Bu düzeyde gözlemler ve deneylerin yapılabilirliği konusu ise o an için bir muammadır, dolayısıyla ilk deneyden elde edilen çıkarımlar(yani kaynağı ne soruusna arana yanıtlar) çeşitlilik arzedebilir. Bu sorun netleşene kadar bu konuda ben uzayın öncelikle boş olmadığı, maddeyle dolu olduğunu düşünüyorum, tüm diğer söylemler, ikincildir, yani ancak maddeye bağlı anlam kazanan kavramlarımızdır. Örneğin elektrikle ilgili ifadelerim vardır, elektrik tellerinden geçen elektronun hızı telin kalınlığı, malzemesi, akıma vb. göre değişmekle birlikte, saniyede 0,024 cm iken, elektrik hızı saniyede 299.000.000 km'ye dahi çıkabilir. Bu nasıl mümkün oldu? Sisteme elektron dahil edilirse, sistemden de elektron çıkmaktadır, yani burada bir etki-tepki durumu söz konusu, yani sisteme giren elektron, diğer elektron üzerine bir etki oluşturmaktadır, diğeri, diğeri, bir diğerinin..., bir nevi burada,hız bakımından gerçekleşen, elektronun yol alması değil, etkinin aldığı yoldur.... Yani elektrik hızı, bu etki-tepki sayesinde anlam kazanıyor. Bilgisayar ağ sistemi vasıtasıyla, Türkiye'den, ABD'ye ping atılırsa, gidiş, yönüş, sunucu yükü, ara istasyonlar, hat trafiği, isteklerin filrelenmesi vs. ile değişmekle birlikte, 100-200ms(1 saniye=1000ms) olmaktadır. Kısaca bizim bilgisayarımızdan sisteme dahil ettiğimiz elektron ABD'ye gidiyor ve dönüyor değil, giden bir etki yayılımı, aktı gerçekleşiyor ve sonunda bir çıktıya yol açıyor. Daha önce verdiğim top örneği veya çubuk örneği gibi düşünülebilir. Bir ipe sıralı biçimde 100 top dizersek, ilk topa vurduğumuzda son topun sistemin dışına çıktığını görürüz... Kısaca elektrik hızı böyle anlam kazanmaktadır, sonuç olarak aslında bu da bir kuvvettir ve yine temelde yatan etki-tepkidir. Bir plastik malzemeyi-örn:tarak, bir kumaşa, saçımıza sürter ve yerde bulunan kağıt parçalarına doğru yaklaştırırsak, kağıt parçalarını kendisine doğru çektiğini görebiliriz, bu da bir kuvvettir ve tarak ile kağıt parçalarının arası boş değildir -yukarıdaki örnekte olduğu gibi, bu aktı, bir tel içinden geçmemektedir, bu noktada manyetik alan üzerine yoğunlaşmak zorunda kalırız -işte tam da burada o manyetik alanın etki alanı çerçevesinde, bir hokus-pokus değil, parçacık etkileşimi temelinde anlam kazandığını düşünüyorum -zaten evren öncelikle saf madde ile doludur ve bu halde bu durum tetiklenmeye -etki- hazır elektrik alan -iş- kapasitesi(enerji) taşır-... |
Alvin;
Yazılı kaynak odaklı düşünüyorsun. Fotonu anlamak için Nasa'nın sözlüğüne bakmak gerekir gibi bir şartlanman var. Unutma ki sözlük tanımları insan tarafından yapılır ve zaman içerisinde değişebilir. Önemli olan evrenin foton tanımını anlamak. Evren bize fotonu ne olarak tanıtıyor, ona kulak vermek lazım. Bunu yaparken gerekirse kendi tanımımızı kendimiz yaparız. Felsefenin yarısı tanım yapma işidir. Sadece orada burada yazanlara göre değil, kendi fikir ve tanımlarımızı üreterek ilerlersek evreni daha iyi anlayabiliriz. Yazılı kaynak odaklı düşünürsen insan kaynaklı düşünmüş olursun. Evrene dayalı kendi tanımlarını üretirsen evren kaynaklı düşünmüş olursun. |
Agresif birisi değilim, hasılı şahsen beni tanıyan yok, tanısa zaten bu söyleminden dolayı üzülürdü. En önemli zaafım aşırı empati yapıyor olmam ve aşırıya kaçan vicdan, duygusallığım. Ama düşüncelerimde, görüşlerimde, bilimsel, veri odaklı, bilgi temelli bir konu üzerinde düşünürken, o konuya duygusal yaklaşma şansım yok.
İnsanları anlamak zor. Neden muhatabı böylesine ezme, mort etme şartlanmışlığı? Ele geçen ne? "kldshkdgh dskhgkldshgklds weıoehgklsgkldshg kdhgkldhgsdhglsdgsdgdsg" kaynak getir Demek insafsızlıktır. Önce bir dolu şey söyleyim, cümleler içinden özenle 2 kelime seçip, bu 2 kelime üzerine muhatabın asla dile getirmediği bir biçimde yeni cümle kurup, sonra bunu yargı haline getirip, bir dolu mort etme lafını ettikten sonra kaynak isteyim. Bu; işte seni mort ettim, hadi git şimdi kaynak getir demektir(ki getirsem kendisi mort olacaktır ya bu da ayrı mesele). Yani burada kaynak ifadesi, kişi tarafından aslında, önceki giydirmesine destek babında bir istismar olarak kullanılmaktadır. Kaynak getirlemeceğine o kadar emindir ki, ben bu kadar şey söyledim, çarpıttım, saptırdım, böğrüne sapladım, kaynak söylemim bu çarpıtıp, böğrüne sapladığımı pekiştirmek içindir durumu sırıtıyor... Hangi konuda yazmışsam, günlerce işkence çektim, çünkü muhatabın üzüm yemek gibi bir derdi yok, hiç bir cümöleyi cümle oalrak da okumuyor, yukarıdan aşağı göz atıp, gözüne takılan bir kelime oldu mu, direk üzerinden, muhatap adına bir dolu yargı, kurgu üretiyor. üzüm yemek olsa bir kez olsun 5-6 izaha rağmen öyle düşünmemiştim, o açıdan bakmamıştım, ne bileyim yanlış anlamışım der, ama ısrarla demiyor, yetmiyor, dozajı arttırarak ve uyarıldığı halde aynı çarpıtma, cümleleri kırpıp başka yerlere çekme, sonunda sert bir tavırla dile getirdiğim taktiklerle sürdürmeye devam ediyor. Ben bu niyet bozukluğuna nasıl bir anlam vermeliyim? Sahur vakti, ciğeri parçalanırcasına dövülen ramazan davulu muyum? "Su şu, şu koşulda 100 derecede kaynar" demişim, dönüş şu şekilde oluyor Su nedir biliyor musun, al bunu oku, git kaynak getir, su uçmaz kaynana olmaz, bu kaçmaz.... Cevap, o cümlede suyun ne olup, olmadığı tartışma konusu değildir, aslında konu ısının etkisi üzerineydi ve o bir örnekti. Bırak, su, uçmaz, kapmaz, hem bu sodalı mı, tuzlu mu, kaynak mı, borlu mu, demir oranı ne, sertliği kaç, kaynak getir. Arkadaşım ben sana su uçar demedim, suyun yapısını da tartışma konusu etmedim, böyle bir iddiam yok ki, ispat vereyim! Su uçmaz, her su 100 derecede kaynamaz, bunu da bil yani Aynı diyalog tam 5-6 kez daha devam eder, ama muhatap ilk cevapta yapmış olduğu çarpıtma ve saptırmayı hiç değiştirmeden, diyaloğu yine onun üzerinden sürüdürüyorsa, burada başka bir sıkıntı var demektir. Şu forumda son zamanlarda yazmam gerektiği halde -ki muhatab sonunda başta iddia ettikleriyle çelişen bir sonuca varmış olsa da- dönüp yazmadığım başlıklar var, çünkü bu eziyetten bıktım ve bilseydim bu şekilde dahil olunacak, buna da yazmadım.... Bir gün bir Hristiyan Rahip, Tao ustasıyla tartışır; Rahip: Tanrın'nın her bir şeyi yaratma kudretine sahipse, İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğuna neden inanmıyorsun? Usta: Ben bir tanrı olduğu ve her şeyi yaratma kudretine sahip olduğunu düşünmüyorum. Ve diyalog 5-6 kalem tamamen bu minvalde ilerler ve rahip, en başta ne söyledi, dayattı ise sonuna kadar hep aynı şeyi söyler, cevap verildiği halde. Sonunda Usta, Rahib'e bir tokat atar ve tartışma biter. Nasıl olur, bu imkansız, Tao ustası asla böyle bişr şey yapmaz diyenler olacaksa nafiledir, bu tepki rahibin şahsına değil, diyaloğa, yapıp ettiğine, böylece kişinin kendine gelmesi içindir. Tao bir şeyi böyle yapmış olayım diye yapmaz, planlamaz, o an gerekli olmuş o an yapmıştır. Tao uyumak için uyumaz, uykusu geldiği için uyur, tao çalışmak için çalışmaz, çalışması gerektiğinde çalışır, Tao bir şeyi söylemiş olmak için söylemez, gerektiğinde söyler. Bazı konular vardır, anormal iddialar içerir, bu anlamda kaynak gerektirir, kaynak demek illa doğruılayan değil, eleştirilendir de, bazı konular ise, kaynak gerektirmez. Örneğin bir cümlede "su 100 derecede kaynar" demişsem, bunun için kaynak getirmem, kaldı ki konu nasıl düşündüğüme dair ise, o an yazar çıkarım-yani kimse bana makale yazma görevi vermiş değil ki, 30 yıl veri edinmişim, katılmış, katılmamışım, sonuç olarak bir deryadan harmanlamış, A ya da B kişisine de saplanmamış, aksine ulaşabildiğim veriler, kaynaklarla harmanlamış, üzerinde yıllarca düşünmüşüm ve ben bir konuda görüşümü yazarken A ya da B den alıntı yapıp baskın gelmeyi doğru bulmuyorum, diri düşünceler sunduğum için, muhatabım da -BÜTÜN AMA BÜTÜN ENGELLEYİCİ SINIRLARI, ÖNYARGILARI, YARGILARI O AN BİR KENARA BIRAKIP- düşünsün istiyorum, ben burada rüşt ispatı için bulunmuyorum... Her cümleme, ki zaten BİLİNEN(sen bilmiyorsan o benim sorunum değil) her söylemime kaynak getireceksem, düşüncemi nasıl açıklayabilirim, nasıl yazabilirim, düşündüğümü kim söyleyebilir? papağan mıyım? Kaynak istiyorsan, ilgili bölümü alır ve sorarsın, BU KONUDA BİR KAYNAK VAR MI, bu vargıya nasıl ulaştın DİYE, ÖNCESİNDE BİR DOLU YALAN, YANLIŞ çarpıtıp, asla iddia etmediğim ve söylemediğim ifadeleri de söylemişim gibi yapmak için cümlemi kırpıklayıp, 1-2 kelimeyi cımbızlayıp, GİYDİRİP, KAYNAK İSTEMİNİ MORT ETTİM EDASINA KURBAN ETMEZSİN. Son yazımda; "elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır(elbette bu durum için de olağanüstü koşullar vardır), foton önemli bir yer tutar, başından da ifade ettiğim gibi, maddenin saf hali kütlesiz olmak zorundadır ve eğer bu fotonsa, foton maddenin saf halidir denebilir, " Bir zahmet git araştır, ya da insaf ilk defa duydum, bununla ilgili kaynak var mıdır diye sor, boncuklar mı dökülür? çaba sarfet, madem ilk defa duyuyorsun, sen ilk defa duydun diye, neden muhatabını bok bilmeyen bir hadsiz olarak mimlemeye kalkıyor ve dalga geçme moduna giriyorsun? Sonrada haklı çıkmak için kaynak getir diyorsun, istedin mi? Sordun mu? hayır sadece çarpıtıp, muhatabın iddia etmediği şeyleri söyleyip, suratına mışıp, sıvazladın, amacın ne, derdin ne? felsefe-bilim alanında kendini otorite ve statüko ilan edip, böyle mi ilerleyeceksin, bırak bir adım, 1 mikron bile mesafe kat edemezsin. Ha ışığın kaynağının maddi parçacıklar+etki yayılımı olduğunu, en nihayetinde madde olsa da, o parçalara ışık demenin-denmiş olsa bile- doğru bulmuyorum. Tao daima isimsizdir bir faaliyet gösterince isim kazanır. Lao Tzu Kim ne halt derse desin, ışığın bir etki yayılımı olduğunu, bir kara delik etrafından geçerken bükülüyor olmasından ziyade zaten o geçmezden evvel de orada hali hazır bir büküm olduğunu-yani orada çekirdeğe doğru tüm parçacıkları kapsayan dinamik bir akım, sürüklenme olduğunu(akar suya bırakılan çöpün akması gibi), kısaca şahsına münhasır-özel olarak çekilmediği, daha doğrusu hali hazır dinamik akıma kapıldığını(çekilmekten ziyade kapılmak, kütle çekiminden ziyade bana göre doğrusu akımı), kütle çekimin de buna bezner bir akım-olgu olduğunu), dolayısıyla bu akım halinde olan parçacıklara etki gelirse, akım halinde oldukları bir hal üzre yayılacağı için, açının da sürüklenmesi veya değişmesinin kaçınılmaz olduğunu, bizim ışık dediğimizin bu etki-girişimlerle elde ettiğimiz soyutlama olduğunu, bu bahiste madde olanın parçacığın kendisi olduğunu, bir ilişki-etki(yük, kuvvet!) durumunun yüksüz saf parçacığı etkilediğini, dolayısıyla bu etkinin de yüksüz parça tarafından barındırılamayacağı, aktaracağını (bu koşulda yüksüz, görece kütlesiz olmaktan çıkar), ancak bu durumun kütlesiz doğasıyla uyuşmayacağı, çelişkiye yol açacağı ve haliyle bu çelişkiden açığa, kaçınılmaz bir biçimde eylem, iş, hareket çıkacağını, dolayısıyla bu aktarımdan da bir alan oluşacağını düşünüyorum. Bu konuda kim ne söylemiş olursa olsun, ulaştığım bu derinlikte zerre önem arzetmiyor. Neden? Çünkü ışığın madde olduğuna dair kanıtın sağlayanı, tam da o parça olmaktadır, bir şey, bir şeyi sağlıyorsa, sağlanan, o şeyin(sağlayanın) yerine kullanılamaz(ikame edilemez). Yani o parçacık ve ilişki ağı, alaanı, girişimleri, ışığın madde olduğunu sağlayan kriter ise, o parçacığa ışık demek yanılgıdır. Zira o parçacık sadece ışıktan sorumlu değildir... Tamam bilgesin, biz halt bilmeyen, hayatında bazı cümleleri ilk defa duyan yeni yetmeleriz, ancak Gerçek akıl çok öğrenmekle elde edilmez,bilge istifçilik yapmaz. Lao Bir testi yaparsın çamurdan, içindeki boşluktur onu yararlı kılan. Lao (boşluğa imkan ver, yoksa alacağın-edineceğin bir halt olmaz) |
https://turandursun.com/forumlar/att...1&d=1713690074
Doku ile kastettiğimi resmetmeye çalıştım. Arka planda parazit gibi görülen noktacıklar, aslında en küçük parçacıklardır, her biri 1 parçadan oluşmaktadır, yani sadece parçacıktır ve eğer ortam dağılımında değişikliğe yol açan bir ilişki-etki olursa, ortamın da değişeceği ve etki yayılımı oluşturacağı da açıktır. Herhangi 2,3 parçacının birleşmesinden meydana gelmemişlerdir - bu bağlamda da, parça içermedikleri için parçalanamazlar, herhangi bir yüzeye sabitlenemez, hapsedilemez, önlerine form-yapılardan oluşan herhangi bir duvar örülemez. Geçirgenlik konusu da yine etki-tepki, direnç yayılımıyla ilgilidir, böylece bir hat boyunca parçacık tetiklenmesiyle(en alt düzeydeki) oluşan etki, yine parçacıklar üzerinden yayıldığı, herhangi bir form-yapının da içerisinde yine bu parçacıkların mevcut olduğu, böylelikle aktının, katı diyeceğimiz daha büyük parçacıklara da nüfuz ederek yayılmaya devam ettiği, bu süreçte, iletilebilirliği veya absorbe edilebilirliği, saçımı(dışa atabilmesi) üzerinden de geçirgenliğin, direncin şiddeti, ölçüsü vb. anlam kazanır. Yine bu direnç -tepki- üzerinden elde edilen etkiye verilen tepki, veri görevi görür, dolayısıyla bu veri yorumlanarak bir anlam, isme kavuşur(çeşitli kuvvet, ölçü, kıyas birimleri, isimlendirmeleri gibi). Resimde görülen büyük parçalar ise, form-yapılar, adacık halleri ise moleküler -yani daha üst form-yapı, ekrana yayılmış halde görülen ise, daha büyük form-yapıyı-cismin görünür- halini temsil eden yapılarıdır. Farklı cisimler ve yapılar nasıl ortaya çıkar? Farklı cisimler ve yapıları özünde birbirinden farklı kılan nicel(adet, sayıca) ve dizilimdir(biçim). Yani özünde tüm parçaların materyali aynı olsa da, materyalin oluşturduğu birliktelikler de görece birbirinden farklı parçacık sayısı ve dizilim farkları, cisimlerin görece birbirinden farklı olmasını sağlamakta, farklı dizilimler, çevresine farklı etki yaydığı, farklı alan kapladığı ve çevresinden aldığı etkilere de farklı tepki verdiği-yaydığı için, hem özellikleri, hem nitelikleri hem de etki-tepki bakımınca daha farklı olurlar, böylece farklı işlevler ve farklı isimler alırlar. Doğadaki tüm kuvvetler, etki-tepki'den anlam kazanır. Saf madde parçacığı nasıl tespit edilebilir? Çıplak gözle tespiti mümkün görünmüyor, ancak tetiklenen bir etki üzerinden, çeşitli yüzeyler üzerinde oluşturdukları girişimlerle(iş, dolayısıyla enerji ifadesi, bağlanımda yakalanır, ifade edilebilirler, bu yanılgıya yol açmamalı) varlığından söz edilebilir. İtme de, çekme de etki-tepki veya konumsal değişim esaslıdır, ancak büyük parçaların birebir, bir birine teması söz konusu değildir, parçacıkla dolu ortamda yoğunluk değişimleri de basınç farkı oluşturur. Temas eden form-yapılar değil, etkileşerek temas eden aradaki parçacıklardır. Etki aktı-yayılımını ise izah ederken her ne kadar lineer ifadeler kullanmak zorunda veya su'da meydana gelen dalga örneği kullanmak zorunda kalsak da, daha farklı, dairesel, spiral, etkilenen parçacıklarda meydana gelen titreşim, konumsal girinti-çıkıntılar, aralık-frekanslar, şiddet çerçevesinde çok yönlü düşünememiz gerekir. Şu an uzayın herhangi bir yerinde, çeşitli etki değişim, yoğunlaşmalarıyla temel yapıtaşı maddeyle-saf parçacık- yeni bir galaksi oluşuyor veya kaybolarak temel yapı taşına dönüyor olabilir, ya da bu daha önce gerçekleşmiştir, temel yapı taşına dönüşmekten ziyade en yakın hale(plazma) dönüşüyor ve tekrar yoğunlaşma sonucu yeni bir galaksi, yıldız vb. oluşuyor olabilir. kelebek etkisi hissedilir olmasa bile, 1 form-yapıdan kopan 1 saf parçacık dahi uzayın serbest parçacık enflasyononuna dahil olacaktır. Oluşumların temeline dair düşüncelerim, Big Bang gibi mi? hayır, burada bir rahipten edindiğimiz kurgumuz değişmektedir. Kısaca, uzay madde yük-l-üdür, bu halde buradan anladığım, madde parçacıkları namına, ilişkiler, etki-tepkiler sonunda, verili koşulda madde parçacıkları namına bir enflasyon oluştuğu, bu enflasyonun da görece daha büyük yapılarla dengelendiğidir. Herhangi bir lokal noktada meydana gelen bir etkinin yayılımı, görece çeşitli lokal düzeylerde değişime yol açmakta, içinde bulunduğumuz ada, tekilliğe indirgenmiş bir merkezde gerçekleşen bir patlama, şişme ve genişleme sayesinde etrafa saçılan maddenin meydana getirdiği oluşumlar olmaktan ziyade, verili koşulda zaten orada olan maddenin, çeşitli veya en yakın bir merkezden açığa çıkan etki aktısı-yayılımının(ki ışık hızında, arka plan etkisi de buradan kaynaklı olabilir) oluşturduğu tetiklenmeyle, lokal, simetrik olmayan, heterojen bir dağılımla, daha büyük parçaların -form-yapıların- oluşumunu sağlamakta, dönüşmketedir. Bu oluşumlar da, ayrıca serbest dolaşımlı bulunan saf madde açısından, form-yapıların da hacimlerini dolduracak ve içinden geçecek denli bir aktıya, akıma yol açmaktadır(uzay boşluk tanımaz, boşluklar doldurulur) ve bu akım ve elbette form-yapının bileşenleri olabildiğince tutmayı başardığı, denge korunduğu sürece de form-yapılar belirli bir süre varlığını sürdürebilmektedir ve aslında bu gözlemlediğimiz evrenin neden simetrik ve homojen olmadığı gibi, kütle çekimine dair de bir yanıt gibidir -ne kadar yoğunlaşma, çevrede o düzeyde aktı-çekim oluşumu, ne kadar yoğunlaşma çevreden edinilen etkilere karşı değişken tepki durumu, ya aktıyı kesmeli ve etrafından dolaştırmalı-bu da yoğunluğa bağlı olarak çevresinde dönüş hareketine yol açar- ya da yoğunluğa katmalı, bunun sonunda da, oluşan etki-basınç ortamının bünyede taşınamaz hale geldiği, absorbe edilemez duruma ulşatığında ise dışarıya saçmalıdır. Bu etkinin şiddetine de bağlıdır, dolayısyla gözlemlediğimiz evrendeki oluşumların şiddetli etkileşimler sergilemesinin sebebi, etki-tepkinin boyutuyla ilgilidir, biz insan olarak bunları ısı, sıcaklık vb. ifadelerle soyutlamaktayız. Kısaca ifadelerimi daha net anlatmam gerekirse, Big Bang kurgusunda ifade edilen ve bir merkezden yayılan madde ve şişme ifadesinin yerine, etki yayılımının konması gerekir ve elbette lokal düzeylerde bu etki ve bağlı oluşan form-yapılar uzayda basınç değişimine, büzülme-bükülmeye yol açacağı, boşluk oluşturacağı ve anında kapanacağı için görece kaba hareketlenmeler de gözlemlenecektir ancak bu benim ifade ettiğim etkiyle aynı düzlemde, benzer değildir. uzay madde yüküdür ve herhangi bir enflasyon farkına yol açan etkileşimler olağan kabul edilemez ve bir biçimde dengelenirler(form-yapılar açığa çıkar), bir biçimde -dengenin korunamaması- dengeden çıkarlar(dağılma ve yeniden oluşumlar), bu görece, eş zamanlı gerçekleşmeyen, lokallikler açısından bir salınım gibidir Kurgusal temellere dair düşüncemi ifade etderken, elimden geldiğince uzun yazmışsın demeyi içeriğe eleştiri getirmekmiş gibi sunanlar olduğundan dolayı da -ki 2 günde okursun o halde- paragrafları kısa tuttum, kısa tutmasaydım her bir ifademi çok daha ayrıntılı ve net biçöimde ortaya koyabilecektim, daha detaylı ve çok daha fazla soruya yanıt olduğunu düşündüğüm açıklamaları Big Bang başlığında -belki- yapabilirim. |
Uzaklaşmak, yakınlaşmak üzerine;
Nesnelerin uzaklaşıp, yakınlaşmasına dair ifadelerde, sadece ilgili nesnelerin hareketi üzerinden değil, mesafalerin açılıp-kapanmasıyla da ilgili düşünmemiz gerekir. Örneğin bir hamuru bastırdığımızda iki ucunda uzak noktalar birbirine yakınlaşır veya uzaklaşabilirler. Bu halde, bunu uzay anlamıyla düşünürsek 2 nokta arasında yoğunluk, basınç değişimi gerçekleşirse, 2 nokta da tam anlamıyla mevcut konumunu koruyamaz. Hatta noktalardan 1 tanesi mevcut konumunda kalsa dahi, aslında o da artık eski konumunda değildir-diyalektik. Meseleye her iki yönden de bakmak durumundayız diye düşünüyorum. Doğada, itme ve çekme etkisinin temelinde yine bu durumun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. hatta kendiliğinden diyebileceğimiz ve zayıf-güçlü olarak nitelendirebileceğimiz biçimde, her cisim, diğer cismler üzerinde hissedilir-hissedilmez- etki oluşturacak biçimde ortam yoğunluğu, basıncına etki eder, etkilenir -Örneğin bu etkilerin bazısı manyetik alan olarak ifade edilecektir... En küçük birime form yapılar, hareketsiz görünse dahi, titreşim sergileyecektir. Hiç bir form-yapının hacmi boş değildir ve hiç bir parça arasında muazzam boşluk yoktur, olması da düşünülemez(tüm bu boşluk olarak tabir ettiğimiz alan esasen madde yüküyle doludur ve en nihayetinde kütle dediğimiz kavram da temelde bu duruma bağlıdır ve her bir form-yapı -mikron düzeyinde bile olsa- bu durumdan etkilenir., İlgili alan(boşluk sanılan alan), stabil değil dinamiktir ve süreğen çeşitli aktı, akıntılar, ilişkiler etkileşim halinde dinamik bir ALANDIR ve bu mikro ölçekte bile olsa, mikro form-yapıları, hem iç-hacim hem de dış ortam ölçeğiyle de hareketli kılar. Temel parçacıkların dinanizmi -alıcılara iş-oluş-etki biçiminde yansır ve enerji kavramıyla anlamlandırılıp ölçülebilir, örneğin diyamanyetizma-, görece çok daha büyük parçacıklara kıyaslandıkça, etki bakımından düşük görünür olsa da, agresif hareket bakımından, akıl, mantık ölçeğinde de gayet net anlaşılabilir bir durum olarak, çok daha yüksek değerlere sahiptir, örneğin titreşim, frekans aralıkları gibi. Burada, uzayın madde oluşu, bu bahisle her bir form-yapı hacminin yine madde ile dolu oluşu(boşluk yok sadece madde ve maddi alanlar var), burada hem aktı, akıntı gerçkleşiyor oluşu hem de formun iç-dış ortam farkı ve açığa çıkartacağı çok çeşitli fark, etki ve durumların, bu etkilerin ağ ölçeğiyle yayılışının dikkate değer bir biçimde ele alınması ve üzerinde düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Diyamanyetizma, paramanyetizma, ferromanyetizma, antiferromanyetizma, ferrimanyetizma... vs. Etki-tepki farkları, farklı duyumlar, tepkimeler gibi, farklı isim tanım, anlamlara yol açar. Daha önceki yazımda belirttiğim gibi, "elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır" ve önceki yazılarım ve bu cevabımda dile getirdiğim gibi, uzay madde yüküdür ve bu görünen-görünemeyen -ama etkileri üzerinden soyutlanabilir alan- madde-alan yüküdür. Günümüzde yapılan bazı tanımlarda absürt tanımlı parçacıklar, enerji(ki her insan bu kavramın neden, neye karşılık kullanıldığını bilmediği için absürt sonuçlar çıkartanları) gibi ortaçağ yaklaşımı idealist indirgemelere dayalı salt şuna özel sorumlu parçacık gibi, darlaştırma, isimlendirmelerin bir yana bırakılması gerektiğini düşünüyorum, zira en nihayetinde hem çeşitli etkileşimlerden sorumlu hem de tümünden de sorumlu, temel bir muhataba çıkacak. Biz göremiyoruz diye madde neden karanlık olsun, neden göremediğimiz, ancak etkilerinden soyutlayabildiğimiz madde denmiyor da, tüm görme yetilerimizin temelinde yattığı halde karanlık deniyor? Özünde form yapılar, hareket, etkleşimler çelişki ve çelişki ürünüdürler, uyum içinde -etkisiz, işsiz, enerjisiz, hareketsiz- olmaları beklenemez. Saf maddenin, şu ya da bu formda farklı etki-tepkilerin açığa çıkmasına yol açması, her bir etki için özel bir parçacık aramanın saçma olduğunu düşünüyorum. örneğin manyetik alan ve ölçümlerimizi, algımızı sağlayan elektronları ele alalım, bu parçalar sadece bundan mı sorumludur? Bu sefer elektrona spin kazandıran parçacık-, spin kazandıran parçacığa, spin kazandırma parçacığı gibi absürt isilemlendirmelerle, düşünsel ufkumuz kararmaktadır, sınırlandırılmaktadır. Önceki yazılarımda boşluğun, hacmin dolu olması, iç-dış basınç, yük farkının vb. sonuçlarından bir tanesinin de dönüş vb. gibi etkileri açığa çıkartabilir olduğunu dile getirmiştim. Yukarıda ve önceki yazdıklarım ekseninde düşündüğümde, meselenin indgernmiş, kategorize edilerek çetrefilleştirilmiş bir temel içermediğini görüyorum ve biliyorum ki bu temeldeki yaklaşımım deneylerle ters düşmemiş, dışlamamış aksine elde edilen verilerle uyumluluk arzeden bir biçimde anlam kazanmıştır. Ve dediğim gibi, sisteme 1 parça girdisi, çıktısı veya etki değişimi enflasyonda(çelişkide) değişime yol açar ve bu da etki oluşturur, 1 elektronun spinini değiştirdiğinizde, tüm atmosferin durumunu değiştirmiş olursunuz, ister kabul edin, ister etmeyin... Burada şu ya da bunun ne çalışması, ne sergiledikleri olağanüstü başarıyı tartışmıyorum, sadece, ama sadece hem yaklaşım ve hem de kavramların çarpıtılmadığı haliyle , hali hazır verilerimizle de çelişmeyen fakat daha farklı bir yorumla anlayış farkı ortaya koyuyorum. "Genel görelilik teorisini tek cümlede özetlemek zorunda kaldığımızda: Zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur." Einstein Bu alıntıyı genelde görmüyoruz değil mi? neden? Anlamak isteyen için sebebi bu ve diğer yazılarımda ve elbette mecburen kullanılan kavramların soysuzlaşmasında(kökeninden yalıtmak) saklı... Son olarak indirgenmiş parçacığın kendi başına bir anlamı, ismi, tanımı yoktur, o ancak faaliyetle -alan,iş, enerji- anlam kazanır ve anlam katar ve yükümüz salt parçacık değil, tüm ilişkiler, etkleşimlerle anlam kazanan alandır da ve uzayı, kütleyi, parçaları bu bütünlük anlamlı kılar. İsimlendirmeler, görece tanımlar değil, öncelikle meseleyi -bütünde- ve ilişki-etkileşimleriyle kavramak önemlidir. Dolu bir alana öyle bir etki bırakın ki, bu durum kendinize doğru, alan ve çevresinde parçaları da yüzdüren bir akıntıya yol açsın... |
Sevgili Yıldıztozu,
Karanlık enerji, evrenin genişlemesini hızlandıran ve gözlemsel astronomi ile teorik fizikte merkezi bir rol oynayan gizemli bir güç olarak kabul edilir. Ancak karanlık enerjinin doğası büyük ölçüde bilinmezliğini korumakta, bu da çeşitli eleştirel yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ben de bu konuda kuşkucu bir tutum sergiliyorum. Karanlık enerjinin varlığına dair kanıtlar, uzak galaksilerin kırmızıya kayması ve kozmik mikrodalga arka plan ışınımının ölçümleri gibi gözlemlere dayanmakta; ancak bu fenomeni açıklayacak kesin bir teori henüz mevcut değil. Hubble sabiti üzerine yapılan farklı ölçümler arasındaki tutarsızlıklar ise, mevcut kozmolojik modellerimizin eksik olduğunu işaret ediyor. Bilimin doğası gereği her zaman sorgulama ve yeniden değerlendirme içermeli. Karanlık enerji gibi tam anlaşılmamış fenomenler, bilim insanlarını yeni hipotezler geliştirmeye ve mevcut anlayışları test etmeye teşvik ediyor. Eleştirel düşünce, bilimsel ilerlemenin temel taşlarından biri olarak kabul edilir ve daha sağlam ve kapsamlı teorilerin geliştirilmesine katkı sağlar. Çoklu evrenler teorisine olan ilginiz de dikkate değer; fiziksel gerçekliğimizin sınırlarını zorlayan ve hayal gücümüzü kamçılayan bir konsept. Eğer bu teori doğruysa ve evrenler arası etkileşimler gerçekten varsa, bu durum mevcut fiziksel yasalarımızın ötesinde yeni fenomenleri açıklamaya yardımcı olabilir. Ancak bu fikirler henüz hipotez aşamasında olup somut gözlemsel kanıtlarla desteklenmeyi beklemektedir. Entropi ve zamanın oku ile ilgili düşünceleriniz termodinamiğin ikinci yasasının temel prensiplerini sorguluyor. Evrende entropinin sürekli artması ve zamanın tek yönlü akışı, fiziksel gerçekliklerimizin temelini oluştururken, farklı evrenler arasındaki enerji transferi gibi düşünceler bu prensipleri yeniden değerlendirmemizi gerektirebilir. Maddenin doğasını anlama çabası ise bilimin en eski ve devamlı arayışlarından biridir. Her yeni keşif bize doğanın daha iyi anlaşılmasına bir adım daha yaklaştırırken, evrenin karmaşıklığı karşısında tam bir anlayışa ulaşmanın zor olduğunu kabul etmek mütevazılık gerektirir. Bilim sürekli gelişen bir alan olup her yeni bulgu bizi doğanın daha iyi anlaşılmasına bir adım daha yaklaştırır. Düşüncelerimiz, bilimsel keşifler yanında felsefi ve metafiziksel soruları da beraberinde getiren konular üzerine düşünmemizi sağlıyor. Saygılarımla... |
Foton nedir
Spartacus, sen, narsist ve kaba bir insansin. Site sahibisin ve kendi sitendeki uyelere kufur ediyorsun. Seninle tartismak ve zamanimi harcamak istemiyorum. Sen, kendi kendine yaz arkadasim. Kafandan seviye seviye uydur. Kafana gore yaz. Kaynaksiz-kitapsiz seni :)
Yok, etki-tepkiymis, yok efendim, yayilimmis dalgaymis. Biz bunlari inkar mi ettik, Yok mu dedik. Senin tanimlamadigini ben tanimladim burada. 5 kere anlatmis, mis. Yok asamaymis, yok kendi seviyesi 1. seviyedeymis, bilim de 2. seviyedeymis, ben de 3. seviyedeymisim. Hayatinda lab.a girmemis belki, dunya capinda gerceklesen bilimden daha iyi biliyor. Kendini bir yere, bilimi baska yere koyuyor. Narsist seni. Seninle vakit kaybetmeyecegim. Git baska baslikta ne yaziyorsan yaz. Bir makale var onu paylasacagim fotonla ilgili. "Foton, ışık veya diğer elektromanyetik radyasyon türlerini temsil eden bir parçacıktır (bir paketçik ya da "kuantum"dur). Etrafımızda gördüğümüz ışık, tamamen fotonlardan oluşur. Fotonlar, Standart Model dahilinde tanımlanan temel parçacıklardan biridir ve spesifik olarak, tıpkı Higgs Parçacığı gibi bir bozondurlar. Temel bir parçacık olmaları, daha alt parçaları olduğunun düşünülmediği anlamına gelir; yani fotonlar, daha küçük parçalara bölünemezler. Fotonların kütlesi yoktur; yani kütlesiz parçacıklardır ve bu nedenle vakum içerisinde her zaman ışık hızında (saniyede 299.792.458 metre hızla) ilerlerler.https://evrimagaci.org/foton-nedir-g...yolculugu-1432 Benim dedigimin aynisini yazmislar iste. Yok isik degildir, yok parcacik deildir, yok efendim, gorusler bilimle celisiyorsa kuramlar, teoriler check edilmeli felan. Hava civa bunlar. Simdi yukaridaki metinden hareketle soyle ozetleyebiliriz. Yukarida altini cizdigim yerlerden hareketle:
Simdi evrimagaci da kim diyecekler. Amerikan Fizik Dernegi'nin yayinlarinda da benzer ifadeler var. Nasa'da da var. Tabii bunu "bilim 2. basamakta, ben 1. basamaktayim" diyerek aciklayacak. Bizim insanimiz niye boyle bagnaz arkadas. Kendi oznel yorumuna ve okumasina o kadar guveniyor ki, kendisini baska yere, bilimi baska yere koyuyor (daha assagisina). Kafaya bak. |
Alıntı:
Yildiztozu, insanlar bilim yapiyor, ve yaptigini paylasiyor, baskalari da check ediyor. Bilimsel arastirmalar dunya insanligi ile paylasiliyor. Bilim, yaratiliscilarin tanrisi gibi "kusursuz" bir sey degildir. Bilim, ilerler, check eder, kontrol eder. Yanlislanir, dogrulanir. NASA, yada ne bileyim Amerikan Fizik Dernegi kalkiyor foton parcaciktir diyor, bizimki diyor ki, hayir efendim parcacik degildir, isik da degildir diyor. Kim diyor, TD uyesi bir zat. Bilimsel bir arastirma mi yapmis? Yok. Kendisini bile 1. asamaya koyuyor (o neyse artik) bilimi 2. asamaya koyuyor. Yani, dunya bilimi bile kendisinin gerisinden geliyor :) Sonra da saman adam diyor. Ne alakasi var. Biz, spartacus'a mi inanacaz arkadasim. Araya da bilimsel ifadeler koyuyor-- ki anlattiklari da etki tepki-yayilma konusu mesela dogru, sanki biz de bunu reddediyormusuz gibi kafasindan uyduruyor--oradan hareketle havalara giriyor. saman adami doven kendisi. Artist artist yazan kendisi. Yazdiklarini kaynaklandir diyorsun, ben birinci basamaktayim, ne kaynagi vereyim diyor. Bu basamagi da kendisi kendi kafasinda kuruyor. Kafasina gore kendisini bir yere koyuyor. Insan ol, insan gibi konus. |
Alıntı:
Yani her iki görüşün birini baz almak yerine her ikisini de araştır. Çünkü her görüşün kendine göre bir bakış açısı vardır ve hiç bir bilimsel sonuç mutlak değildir. Bu yüzden en iyi şey kendince araştırmaktır. Örneğin ben herkesin görüşüne yer veririm ama kendi araştırmamı yaparak görüşleri çatıştırırım. Ayrıca bilimsel diye ortaya atılan herşeyin doğru olacağı dye birşey yok. Zira yaşadığımız dünya koşullarında herkes herşeyi kendi doğrusuyla özdeşleştiriyor. Yani bir çok koşulların dayatıldığı dünyada hiçbirşey yüzde yüz bağımsız değil. Örneğin bir zaman bir bilimadamı suyun hafızası olduğunu iddia etmiş ve yaptğı bir deneyle bunu kanıtlamaya çalışmıştı. Sonra yapılan ciddi deneylerle görüldü ki, bu iddia fos olmaktan öteye gidemedi. Daha da ötesi bugün ilahiyat fakültesi diye bilimle çelişen bir yapılanmayı bilim alanında diye yutturulan günümüzde doğruları bulmak hiç de kolay değildir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Zamanın doğası bilinmiyor, özgür irade bilinmiyor, evrenler bilinmiyor, bigbang bilinmiyor, karanlık enerji bilinmiyor, nötrino bilinmiyor, kuantum bilinmiyor. Bilinen parçalar var, ama dünyanın şeklinin netleştirilmesi ölçüsünde net sonuçlara ulaşılmış değil. Uzayın büküldüğü yerde zamanın da büküldüğünü söylesen insanlar asla inanmazdı, ama gerçek. Kuantum dünyasının olasılıksal olduğuna Einstein bile inanmamıştı, ama gerçek. Demek ki insanı çok şaşırtacak şeyler evrende mevcut olabiliyor. O halde daha ne sürprizler vardır hayal etmesi zor. İnsan bilmek istiyor. Bilemediği yerleri kendisi doldurmaya çalışıyor. Bazıları bu bilinmeyenleri tanrıyla dolduruyor, bazıları da tahmin ve fikirlerle dolduruyor. Bizim yaptığımızın da çoğu tahmin ve fikirler. Bu tahminlere kendimizi fazla kaptırıp gerçek olduğuna inanmaya başlayabiliyoruz. Bilmemeyi kabullenemiyoruz. Bilmekle ilgili diğer bir sorun da dil. İnsan dil üzerinden düşünüyor ama evrenin dili yok. Evrende bizim tanımladığımız kelimeler geçerli değil. Bu yüzden kendi kelimelerimizle evreni anlamaya çalıştığımızda farklı sorunlar çıkıyor. Burada dil felsefesi önemli oluyor. |
Alıntı:
1. Yalan: Ben foton parçacık değil demişim, yalan, ben konuya dahil olduğumda foton parçacık mı değil mi tartışması yapmadım, maddenin en küçük -saf- parçası olabilir dedim! BİR KONUDA FARKLI DÜŞÜNDÜĞÜMÜ dile getirdim, bir parçacığı salt etken olduğu bir olguya indirgemek doğru değildir, kaldı ki direk görülemeyen-dolaylı etkilerle,etkisi tespit edilen- herhangi bir parçacığa dair düşünürsek, ancak faaliyet-iş, etkileşim halinde farkedilebilirliğinin de önemine değindim.örnekler de verdim. O sebeple foton parçacıktır, ancak foton="sırf, salt ışık" olarak düşünmüyorum, ışığın madde olmasının esası fotondur dedim. Foton parçacık iken ışık etki bağlamında anlam kazanan İŞ(kapasitesi=>enerji)->ŞİDDET ölçülebilir, elektron pozitron oluşumunda fotonun önemine değindim, deprem=fay, ses telleri veya tireşim=ses midir, elekron=elektrik midir? yani yaklaştığım açı belli, burada İNDİRGEMEYE DAYALI şu, şudur denmesi doğru bulmuyorum diyorum, yaklaşım sergiliyorum. ifadelerimi çarpıtmanın da bir sınırı olmalı! eğer daha küçük bir parçacık yoksa-ki bilinene göre- maddenin saf hali denebilir demişim - bunca yaygarayı bu 1 kelimem üzerinden, envai türde trol yöntemiyle çarpıtarak çıkarttı! 2. Yalan: Bilimsel açıdan kabul görmeyen bir fikir söylemişim -benim fikrimi bilim incelemiş ve kabul görmemiş :), alıntılasana nerede söylemişim, bilim ne zaman benim düşüncemi alıp kabul görmemiş 3. Yalan: Fotonu tanımlamışım? Hayır, sadece bir cümlede, maddenin saf parçası olabilir derken ismini andım! 4. Konuyu trollemek için dahil olduğu açık. başlığa görüşümü yazıyorum, yaptığım bu :) 5. Yalan: Kaynak getirmemişim yalan, getirdim, uzayın, kütlenin, ışığın da madde-n- olduğu kanıtlanmıştır. Bununla ilgili kaynak sunmuşum,söylşemişim de, git araştır, öğren dingil, ben kütüphanen miyim? konuda ARAŞTIRMA YAZISI SUNDUĞUMU MU İDDİA ETMİŞİM? Altı üstü başlığa "sohbet havasında(! hatırladın?)" düşüncemi paylaştım? Yine de sunmuşum; Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Her cümlem, her paragrafım eleştiriye açıktır, isterim ki eleştirilsin, ama 1 kelime seçilip, üzerine alakasızca isnatlar, çarpıtmalar yönlendirilip, söylemediğim şeyleri söylemişim gibi trolleme olursa, yine de -ki sana ayrıcalık tanııdım 5 kez üzüm sundum- 3 kez izah ederim, 4. de hak ettiğini alır, üzüm yemek isteyen yiyebilir, ama amacı bağcı dövmek olan,,,, bağcının, sopasını kalın kafasında hissettiğinde de mağdurum edebiyatı yapmamalı... Asıl derdin idealist yaklaşman ve ışığın da madde-maddi olduğu olgusunu sindirememen, enerjiyi maddeden ayrı, bağımsız heyula sanıyordun, bu yanlışını da düzelttiğim için bana karşı hayli kinlenmişsin. Amacın üzüm yemek olmayınca, sonuç bu oluyor ne yazık ki. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bir konuda evet farklı düşünüyorum ve hiç bir eleştiriye de itirazım olmaz, amacı üzüm yemek olan herkesle sohbet edebilirim.. Nedir, sonuçlara etki-tepki ve girişim bağlamında erişildiğinde, bunun parçacığın hızına dair fikir vermediğini, örnek olarak da elektronun hızının (metal telde) 0,024 cm olduğunu, ancak etki yayılımın ise-yani maddi, maddi parçacıklar-örn:eletronlar- üzerinden!-=>saniyede 290.000.000km hıza ulaştığı üzerinden örnekleyerek dile getiriyorum, bu halde alıcıya etki eden son elektronun hızının saniyede 290.000.000km olduğu düşünebilir, ama böyle olmadığı açık. Kaldı ki bu bazı paradokslara dönen deneyler için de bir çıkış noktası olabilir, dolanıklık vs. yani arada kopukluk-boşluk varmış gibi düşünülmemeli, bizzat madde var -ki yazılarımda "nasıl" sorusuna dair düşüncemi, enflasyon ifadesi, 1 temel parçacık ancak etki ettiğinde farkedilebilir, etmediğinde yok olduğu anlamına gelmez ve açıklık getirerek açıklamışımdır. Şimdi bozuk niyetini tespit edip söylesem alınıyor. İLK cevabımda söyledim, AMACIN ÜZÜM YEMEK DEĞİL. Bunu her cevabında yalan söylediğin, tutumunla hak etmediğin halde saygı çerçevesinde direk söylememek için "çarpıtıyorsun" dediğim ve KANITLADIĞIM(işte yine yalan söylediğini kanıtladım!) halde, hala YALAN söyleyerek, başlık üzerinden siteyi tartışma konusu ederek, "gidiyorum" diyerek ispatlamış oldun. Bir forumda konu başlığındayız ve bu başlık sitenin resmi hesabı, yayını değil, bu başlığa üye olarak katılıyorum, bu hakkımı kullanıyorum, her ne kadar bunu engellmeye çalışsan da. Ve iki yüzlüsün de, konulara sohbet etmek için girdiğini söyleyip, her defasında muhatabanı itibarsızlaştırmaya çalışan, bir kelimesini cımbızlayıp, üzerine bitirme tezi isteyecek kadar(genel-geçer bilinen olgular namına, her cümleye kaynak getirilmez, bilmiyorsan istersin) cahil ve sorunlusun. Umarım bu kendini herkesin ve her şeyin ölçütü olarak gördüğün, cahil cesaretinden kaynaklı yükseklik kompleksi psikolojiden çıkarsın, emin ol, sen bazı şeyleri ilk defa duyuyorsun diye, kimse ilk defa duymuş olmuyor. |
Pekala, senin dilinden konusalim.
Bak gerizekali spartacus, Ben madur felan degilim, madur olmadim. Madur oldugum icin de gitmiyorum, senin gibi terbisyesiz bir essek ile zamanimi harcamak istemiyorum cunku her gun bir kac saatimi aliyor. ( Yazdigim gunlerde) Dolayisiyla, madur edebiyati felan yaptigim yok. Sen kimsin ki beni madur edeceksin, narsist. Cevap hakki dogurdugun icin yaziyorum, yoksa yazmamaya karar verdim. Cevap hakki dogurma ki, seninle muhattap olmayayim. Arkamdan, yazip da cizme. Terbiyesiz. terbiyesizlik yaptigin icin, --sana saygi duyar ve severdim ben, pek cok yazindan faydalanirdim eskiden--sana saygimi da sevgimi de yitirdim ve seninle muhattap olmak istemiyorum. Bu kadar. Bu bir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:03 . |