Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Yılmaz Özdil kapitalist sistemin neresinde? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43615)

bilgivehis 07-01-2026 10:17

Yılmaz Özdil kapitalist sistemin neresinde?
 
Gazeteci, Atatürkçü, CHP'li, AKP karşıtı ve antiemperyalist olarak kendini gösteren Yılmaz Özdil, aslında günümüz dünya sisteminin neresinde rol alıyor. Gerçekten göründügü gibi mi yoksa bu görüntünün arkasında başka hedefe mi hizmet ediyor?.
Bana bu soruları sorduran, yıllardır Özdil'i okuyucu ve izleyici olarak takip etmemden sonraki birikmiş şüphelerimden kaynaklanıyor. Zira mertligin bittigi, değerlerin sıfırlandıgı, döneklerin zirveye çıktıgı, vatanın bir pula satıldıgı dönemde herkesten şüphelenmemiz gayet doğal olsa gerek. Bu şüpheler, toplum üzerinde az veya çok etkili olanlar için daha bir önem kazanıyor. Yılmaz Özdil de bu noktada benim radarıma takılmış etkili isimlerden biridir. Aşagıda değineceğim gibi bazı noktalar birleşince Özdil'in aslında günümüz dünya sistemi lehine psikolojik algı yaptıgı kanaatindeyim.
Antiemperyalist duruşla örtüşmeyen ve gizlemediği bir ABD hayranlıgı var. Söz konusu adalet, adil yargılama ve insan haklarına saygı söz konusu oldugunda hep ABD'yi örnek veriyor. Yani ABD'nin vahşi kapitalist yapısını es geçerek ve bundan hiç bahsetmeden sadece kendi içindeki adalet anlayışının propagandası yaparak, ABD'nin işgalci yanını unutturuyor. Bu elbette algılara oynanan psikolojik bir yanıltmadır. Hani bir ülkenin adalet anlayışını anlatmak başka ama her fırsatta her defasında bunu sürekli övmek başkadır.
Özellikle Özdil'in yapmış oldugu Venezuella videosu bütün şüphelerimin bir videoda bütünleşmiş hali gibidir. ABD'nin Venezuella işgaline hak diyor. Rusyayı işgalci yapıyor. Maduro'nun kötü olması ABD'ye işgal hakkı vermez diyemiyor. Maduro yönetimini kötülerken bilinç altından AKP yönetimini öpün başınıza koyun algısı yerleştiriyor. Bu ve buna benzer davranışını her yazısında ve her konuşmasında sürdürüyor. Elbette sayısız örnekler var ama onları toplayıp buraya koyacak halim yok. Yani nereden baksanız görüntüsünün aksine günümüz dünya düzeninde psikolojik yanıltma görevi almış gibi. Böyle bir görev almamışsa bile çok da fark eden birşey yok, sonuçta aynı kapıya çıkıyor.
Yılmaz Özdil'in göründügü gibi olmadıgını ve görüntüsünün aksi yönünde psikolojik etki yürüttügünü düşünüyorum.
Bu anlattklarımı tarafsız ve ön yargısız incelerseniz eminim sizler de aynı sonuca ulaşacaksınız.
Lakin yanılmayı çok isterdim ama görünen köy klavuz istemiyor derler.

Nolan 07-01-2026 17:52

Her fırsatta Abd yargısını övüyor mu gerçekten?

Abd'nin Dünya'nın en gelişmiş ülkesi olmasından dolayı, Abd yargısının çok iyi durumda olduğunu düşünebiliriz. Bu konudan birkaç defa Özdil'in bahsetmesi çok normal.

Özdil'in, muhalefetmiş gibi yaptığını sanmam.

Ama bunu düşünmeniz de çok normal. Çünkü Hulki Cevizoğlu ya da Nedim Şener gibi isimleri biliyoruz.

bilgivehis 07-01-2026 18:46

Başlıktaki soruyu yapay zekaya sordum.
İlginçtir, benim şüphelerimle örtüşen cümleler çıktı.

Yapay zekadan

"Özdil'in farklı etnik kökenlere karşı tutumu, özellikle Kürt halkına karşı düşmanlık gösteren tutumları, solculuk sıfatının uygun olup olmadığını tartışmaya açmıştır.
Örneğin, 2010 yılında DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'e atılan yumruğu savunmuş ve Diyarbakırlı dolmuş şoförlerine kravat takma zorunluluğu getirilmesini "Kıro-vat" başlığıyla duyurmuştur.
Bu tür tutumları, onun solcu olarak tanımlanmasının uygun olup olmadığını sorgulamaya neden olmuştur.

Özdil'in kapitalist sistemin neresinde olduğu konusunda doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, 2.500 liralık bir kitap satışında, bu kitabın koleksiyon amaçlı basıldığını belirtmesi ve bu satışın bir lüks alışveriş kültürünün bir parçası haline gelmesi, onun kapitalist sistemin içinde yer aldığı ve bu sistemin bir parçası olarak hareket ettiği yönünde bir yorum yapılabilir.
Ayrıca, onun yazdığı yazılar ve kitapları, kapitalist sistemin eleştirisine yönelik olabileceği gibi, aynı zamanda bu sistemin içinde yer alan bir yazarın görüşlerini de yansıtabilir. Bu nedenle, Özdil'in kapitalist sistemin neresinde olduğu, onun yazdığı içerikler ve tutumları dikkate alındığında, sistemin içinde yer alan, ancak eleştirel bir bakış açısıyla bu sistemi değerlendiren bir yazar olarak görülebilir.
"

Nolan 10-01-2026 18:54

Çok güzel konuştuğu video;

Burada kendisiyle çelişiyor ama;

Nolan 27-01-2026 22:06

Yılmaz Özdil'in Sedat Peker'in varlığından onur duyduğunu sürekli belirtmesi düşündürücü.

bilgivehis 28-01-2026 05:25

Muhaliflerin öldürüldüğü, içeri atıldığı, kaçmaya zorlandığı, cumhuriyetin zayıflatıldıgı 15 Temmuz darbesini övüyor.
Erdoğan'ın terligini bile alamazsınız derken kraldan daha çok kralcı (yandaştan daha yandaş).
Tayyipçiyken "bu ülkede oluk oluk kan akacak" diyen Sedat Peker'in varlığıyla onur duyuyor.

Sadece bu sayfadaki sözleri bile Yılmaz Özdil'i tam bir çelişkili kapitalist olduğuna yetiyor.
Özdil, solculugun tersi "çelişkili kapitalist" veya eleştirel kapitalst tanımına uyuyor.
Yani kapitalist sistem olsun ama kendi tanımladığı gibi olsun anlayışında.
Ancak kapitalist sistem doğası geregi baskıcı, sömürücü, faşist ve oligarşik bir sistemdir onun istedigi gibi olması mümkün değil. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1950 yılına kadar Özdil'in istedigi gibiydi. Ama 50 yılına kadar kapitalizm henüz yerleşmemiş, kendi kompradorlarını ve işbirlikçilerini henüz üretmemişti. 1923 yılından 1950 arasına pasif kapitalizm veya millici kapitalizm diyebiliriz. Ancak günümüzde faşizme kadar ilerlemiş olan kapitalizmi eleştirmek havanda su döğmeye benzer. Bu nedenle Özdil solcu olmadığı için çelişkiler de doğal olarak kaçınılmaz oluyor. Yani solcu olsaydı çelişkiler içinde boğulacağına kapitalizme karşı doğrudan tavır alırdı ki, o zaman daha makul bir kulvarda koşuyor olurdu.
Ancak yine de bazı konuşmaları bizler açısından en azından deşarj niteliginde.

Nolan 26-03-2026 14:35

Ülke öyle bir noktada ki, ''şu kişi de muhaliftir'' diyemiyoruz.

spartacus 26-03-2026 16:11

Hamaset tellalığının hem siyaset, hem gazetecilik kisvesi altında muhataplarına(zübük ve cambazlara) feci menfaatler sağladığı, mudavimlerini hayli kafaladığı konusunu kısaca ve detaylı anlatmak zor. Bu videoyu izlemiştim, ancak şöyle bir durum var;

Nedim Özdil pardon Yılmaz Özdil, ortalama zeka derken, "ortalama zekada olan hiç kimse, hem devlet memuru, hem de savcı iken, böyle usülsüzlükler yapmaz", bu kişi de "savcı, başsavcı hatta şimdi bakan olmuşsa, demek ki zekası ortalamanın üzerinde, öyleyse; bu kişi kendi adına yolsuzluk yapmış olmaz, ciddiye almayın, Ö. Özel'i suçlayın" demek istiyor, bu yönde algı oluşturuyor... Y.Özdil'in bu konuyla ilgili söylemlerinde kullandığı yöntem, taktik ile değerlendirirsek;

1. A. Gürlek, savcı, başsavcı hatta bakan olabildiğine göre, demek ki; ORTALAMA ZEKANIN üzerindedir, öyleyse bu iddialar asılsız.
2. Ö. Özel seni ne ilgilendiriyor veya bu sadece Ö. Özel'in meselesi, husumeti" yaklaşımı sergilemesi ve kişilleştirme, iddiaları değil de iddia edeni tartıştırma, hem iddia edilenle hem de muhalefeti karşı karşıya getirtme çabası, manipülasyon, algı oluşturulması... Oysa kendisi SÖZDE GAZETECİ(ama kendisini bile ilgilendirmiyor gibi!)
3. İBB İddianamesini masabaşı, gizli tanık, asılsız isnat, zorla iftiracılık vb. üzerinden hazırladığı görülen bir savcının, hukuksuzluklarına dair iddialar, İBB davasını gölgelemenin aksine aydınlatıcı, meşruiyetini sorgulatan bir rol oynamaktadır. Hal böyle iken, Y.Özdil'in, konu İBB Davasını gölgeliyor demesi, meseleyi İmamoğlu ile Ö.Özel arasında uyuşmazlığa indirgeme çabası, "CAMBAZA (Y. Özdil'e) BAK" oyununa benziyor. Her söylemi, her durumda Akın Gürlek'i sahanın dışına taşıyor, kurtarıyor...
4. Görüldüğü üzere, bu tür hamaset tellalarının en sevdiği yöntem olan manipülasyon taktiğini kullanıyor.
5. Ö.Özel'in sunduğu belgelerde, elde NOTER imzalı belge, tapu örneği kayıtarı, sened vs. var. En azından Akın Gürlek'in "bana ait değil" dediği konutu, satın aldığına dair hem sened hem de ilgili(satıcı) firmanın "sayın savcımıza ilgili konutun satışında normal fiyat uygulanmıştır" yönünde beyanı var. Hepsi geçersiz bile olsa, en azından bu iddiayı doğrulayan beyan var(9 milyon TL'ye almış. Öyleyse ne oldu? Nereye gitti? Sattıysa kaça sattı, banka kayıtları nerede? Kim yanıtlayacak? Ortalama zeka lafı mı?). Beri tarafın N. Şener'i, Y. Özdil nasıl yandaşlık edeceğini şaşırmış... Y. Özdil, belli ki N. Şener gibi olmak istemiyor, zeki davranıyor. Ne N. Şener gibi pastası azalan, posası dama atılan olsun, ne pastasını yediği cumhuriyet, vatan, millet, sakarya, ırkçılık, çakma-sahte-algıcı muhalefet edebiyatı, hamaseti, sürü psikolojisinden olsun, ama ne de rejimin kaymağından mahrum olsun. Orta yolu, menfaatlerini kaybetmeden, çaktırmadan uzlaşıyı hayli uzun zaman önce bulmuş gibi görünüyor(aslında her zaman öyleydi, genelde istisnalar dışında bütün gazetecilik, akademi, siyaset, hatta hukukun sermayesi, gücün yalakalığı, köpekliği üzerinedir.). Her dönem rejimin, mafya, çete baron sermayesinin, rejim ve hükümetlerin, "gücün" şaibeli hamaset tellalıydı, ancak AKP'nin laiklik ve sözde cumhuriyet konusunda aldığı tutum, Y. Özdil gibileri zora soktu...
6. KİM, KİME NASIL ŞİKAYET EDİLECEK? Yargıya taşıyın kafasında olan cambazlar da var, oysa önce hakkında suç isnat edilen kişinin "Adalet Bakanlığından" istifa veya azledilmesi gerektiğini bilmiyorlar mı?

Dünyanın hiç bir yerinde herhangi bir kamu görevlisi, yetkilisi, seçilmiş veya atanmışın, devletin imkan ve olanakları üzerinden haksız kazanç elde etme iddiası vb. kamuyu, hukuku, gazeteciliği ilgilendirmeyen bir konu olamaz. Hatta toplum içinde herhangi bir insanın yolsuzluk, haksızlık, dolandırıcılığı dahi kamuyu bağlar, kişilere özel ve hukuka uygun özel hayat dışında her şey kamuyu ilgilendirir, bağlar. Kaldı ki; Y. Özdil, Nevşin Mengü gibi, hangi çamurda kıvrıldığı "sözde" belli olmayan cambaz(sözde uyanık), omurgasızların "kimseyi ilgilendirmez, bu sadece Ö. Özel'in sorunu meselesi veya sanane" gibi saçmalıklarının aksine, herkesi bağlar... X'i kasanın(veya görev ve sorumluluk her ne olursa) başına geçirin, o da "3 kasaya, 1 kendine" yapsın, ama bu durum kimseyi ilgilendirmesin, böyle bir şey olamaz...

spartacus 26-03-2026 19:57

Bu kişi şuncudur veya buncudur, önemli olan ne dediği ve iddiasına dayanak olarak sunduğu belgelerdir(çeşitli iddialar, çatışmalar, restleşmeler, bazen öyle bir hal alır ki, tarafların çatışması ve birbirlerine karşı iddiaları önemli hale gelir. Niyetten bağımsız olarak, o zaten şuncu denilerek hasıraltı eden, menfaatçi, kaygılı, subjektif yaklaşımlara da aldırmadan değerlendrmekte yarar var. Tabi bu kişilerin de, geçmişinde veya bugününde "operasyon, komplo" adamı oldukları, fakat çok çeşitli alanlarda süren rekabet ve çatışma hallerinde birbirleri hakkında deşifrelerde bulundukları unutulmamalı. 17-25 Aralık örneği gibi......). Elbette ilgili belgeler illa da iddiasının kanıtı veya illa iddiasının dayanağıdır denemez, ancak ilgili spekülasyonların da mantıklı bir açıklaması olmalı...

Sonlara doğru ODA TV'nin de(Sözde muhalif tarafa -dincilik yerine faşist, ırkçılık alanında at koşturmak- kaftan olarak biçilen, tencere-kapak AHaber) "nasıl" kullanıldığından bahsediyor. Demem o ki, hangi sermaye medyası, habercisi, siyasetçisi olursa olsun, nasıl görünüyor olursa olsun, türlü satıcı, alıcısı, pazarı(!) oluyor... O sebeple dikkatli olunmalı ve en temelde sözde medya organları, sözde habercilerin vs. neleri mesele ettikleri, nelere dokunup dokunmadığı, meseleleri nereden ele alıp, bağladığı, kaynağına inip inmediği, hamaset yapıp yapmadığı, bazı kişiler üzerinden asıl sorunları magazinleştirip, kişiselleştirip temelde yatan işleyişi, sistemi perdeleyip, perdelemediği veya bazı kişileri kötülemek, olayları çarpıtmak için para almış olabileceği, temelde yatan ekonomi-politik sömürü, hak hukuksuzluğa, adaletsziliğe öz'den değinip değinmediği(en önemlisi bu) vb. dikkat edilmelidir.

Bu basit işleyiş örneği dahi, sistemin, çarkların nasıl döndüğü, sermaye, paraya sahip, hakim olanın nasıl da hüküm ve hükümet sahibi olduğuna değin fikir veriyor... Yakın vadede insanlığın aydınlanma ve bilinçlenme, bu pislik ve cehenneminden kurtulma yolunda ve gerçekten de nasıl bir dünyada yaşadığımızı kavrama, anlama açısından, "gerçek" sol ve "gerçek" sosyalist bilinçten öte çıkış, kurtuluşu bulunmuyor. Propaganda amaçlı söylemiyorum, bir sistemi ve pisliğini veya müridleştiren bir inanç istismarı kurumu, dinciliği, inanca, fedacılığa, cennet vaadlerine dayalı insanı alçaltan, tabuyu ve nemalananları yücelten inanç(böylece otoriter, tek otorite kutsal tabular) siyaseti(isterse etkitet, tabusu sostalizm olsun, ne olursa olsun) tarikat, cemaati, sahte temsiliyet(sözde "sosyal demokrasi", sözde "işçi partisi" vb. İngiltere, Fransa örneği gibi, kötüye kullanılan isimler olsun) artık her ne ise, ancak o çarkın dışında veya dışına çıkmaya çalışan bilinç ve karakterle çözebiliriz... Günümüzde, gerçeği bilen bir okyanusun çeyreği ise, gerçeği savunan ve dile getirip, mücadele eden okyanusta bir damla gibi ve bunların tarihini de yine yalana hakim olan sahtekarlar yazıyor. İsmail Arı bir çok sapık, dinci yobazın, kadınlara, çocuklara yaptığı tecavüz, taciz ve hatta kurbanlarını katletmelerini ve yine de ceza almamalarını açığa çıkartan haberler yaptığı için, tehdit edildi, tutuklandı ve işkence gördü. Aynen Gazi katliamını yapan devletin polislerinin görüntülerini alan arkadaşım gazeteci Metin Göktepe'nin, oracıkta dövülerek katledilip, aldığı görüntülerin yok edilmesi gibi. Oysa hayat basit de yaşanabilir ve aslında maskesini, cilalı kabuğu kaldırdığımızda öyledir de, ama çal, çırp, sömür, yağmayla parası olduğunda kral olan binlerce kralın, saraylar, adamlar ve entrikalarının döndüğü, hayatımızın magazin olduğu kapitalizmde bu imkansız. Bunca saçmalıkla neden muhatap oluyoruz, olmak zorunda kalıyoruz...


spartacus 02-04-2026 18:02

Hamaset, magazin, paparazzi, komplocu ve sansasyonel, şaibeli haber merkezi olma görevi OdaTV'den, Sözcü'ye. Bu tür yayınlar habercilik değildir, ancak bizim gibi toplumlarda hayli prim toplar... Ülke, halkın gerçekleri, yaşam ve sorunları yerine, paparazzi, elit kulisçi, bazı kişileri tartıştıran ve aslında sarayların, bazı elit veya bürokrat kişilerin dedikodusu üzerinden, toplumu alıştırır, çok çeşitli kabul edilemez olay ve olguları, paparazzi, dedikodu havasında normalleştirir, olağanlaştırırlar... Bunların dışında, tipik yandaş medya tarzı Y. Özdil sanki danışıklı dövüş, cambaza bak taktiği startejisinde yol alıyor gibi, emin değilim, ancak emareler var... Bazen bu omurgasızlığı öyle bir ayarlıyorlar ki, nerede durduklarından emin olmak mümkün olmuyor. Tarafsız olsalar(ki bu mümkün değil) belki bir nebze, ama değil, at izi, it izine karışıyor... Sabun gibi kaygan zeminde, zeytinyağı gibi her durumda üste çıkmayı başarıyorlar. Bu ülkede, hakkıyla yapanlar vardır elbtte ama ben kitleselleşmiş, sözde marka olmuşlardan söz ediyorum, neden bu toplumda, hiç bir şeyin normali, olması gereken gibisi, toplum yararına olanı bulunmuyor veya rağbet görmüyor. Demek ki malzeme belli...


spartacus 08-04-2026 07:10

Sahtekardan nameler ve istatistik gerçekleri;


1. Türkiyede, hane sayısı 30 milyon, konut sayısı ise, kullanılmayanlar düşüldüğünde (ki bunlara köylerde boş olanlar da dahil) 23-25 milyon.
2. Özel araç sayısı 16-17 milyon civarı... Bu rakamlara 20, 30 yıllık ve hala kullanımda olan hurda araçlar, kullanılmayıp sistemden düşülmeyen hurdalar da dahil.
3. Asgari ücret açlık sınırı altında, emekli maaşı açlık sınırının 1/3 oranla altında...(ve bu neredeyse 6-7 yıldır böyle)
4. Gerçek Enflasyon %60...

15 Milyon Dünya zenginiymiş, 30 milyon civarında insanın da yazlığı, otomobili, 2 tane evi varmış, VARLIK İÇİNDE yokluk çekiyormuş....

Kısaca 30 milyon hanelik bir ülkede, 80 milyondan fazla ev varmış, çoluğundan, çocucuğuna beşiktekinden, anne karnındakine kadar adam başı 1 ev, her eve en az 1 otomobil(mutlaka hepsi lüks olmalı, Y. Özdil demişse lükstür) düşüyormuş. varlık içinde yoklukmuş. "Hani o %1 hesabı var ya" (gelir adaletszliğinden söz ediyor), "öyle bir şey yok" diyor, bunu söylemek, bu kadar da düşmek, bu kadar ucuz yalan söylemek, bu kadar çarpıtıp aldatma çabası, haysiyetsizlikle mümkün...

Önceki yazıda kısaca özetlemiştim, ama ne yazık ki, hülooğ sürü kitlesi, böylelerinin peşinde melemeye devam edecek, milyon kerede anlatsak, o iflah olmaz saplantı, empoz, kutsal atfedilmiş, içi boş etiketler, ezan, bayrak, vatan, millet sakarya, faşist, gladyo kurtlar vadisi edebiyatı, şanlı ecdadımız(ecdadı, bir ailenin ve eşrafının kölesi iken) vs. vs. var ya, sırtında semeri, burnunda samanı eksik olmayan atın, at gözlüklerini kırmak, atomu parçalamaktan daha zor. Yazık, çok yazık, lanet olsun...

Allah'ın, Allah'ına(paradoksdaki 999 katrilyonuncu yaradanına) duası

"Allah onları kahretsin(katletsin)." Kaynak: Kur'an...

spartacus 18-04-2026 00:22

N.Şener, H.Cevizoğlu, M.Feyzoğlu, M.A. Çelebi, Perinçek, Y. Özdil, Soner Yalçın... Aynı malzeme, aynı takım, kulvar, bunlar aslında tek bir komuta merkezine bağlı(ister dolaysız direk temas, isterse ideolojik olarak), aynı kafayla iş çevirmiş kişiler... M. Ağar, İ. Doğan vb.(dincisi, ırkçısı, nazi kafalısı, ortak komuta merkezi denebilir) ekibinin, muhtemel görevlileri veya usta görevli kişilerin çırakları(dolaylı, ideolojik bağ, ustalarının etkisinde, propagandasında kalan ve başka türlüsünü bilmeyenler. Belkide bazılarının yıldızları parlamış, sonrasında, derin rejim, derin devlet ile, paylarını da alarak dolaysız ilişkiye de girmiş olabilirler), şimdi ne durumda bilmem, ama 1990'lı yıllarda, nerdeyse her gazetede, bazı dergilerde aşırı vatan, millet, sakarya, ezan, bayrak istismarcısı, çok şiddetli/nefretli vatan sevgili en az 1 MİT gazatecisi olurdu(Tabi tümü de dönemin derin devleti, Susurluk'da çok az bir kısmı açığa çıkan ekibe bağlı. Bu tarz oyunlar KKTC'de oynanıyor, KKTC, güncel komuta merkezinin tatbikat alanı gibi ve hangi belgeler nasıl gizlendi, yok edildi belirsiz...)...

Soner YALÇIN, videoda Y. Özdil ile aynı şeyleri söylediği yerler dikkat çekecektir. Ne kurguladılar, ellerinde nasıl hazır bir plan var, tek bir ortak noktada odaklanıyor, "sınırda terör var, Erdoğan'ı desteklemek zorundayız" algısı vs. sahtekarlık, oysa ülkede Polis ve ORDU teşkilatı var değil mi? Ve bunlar zaten devlete ait kalıcı kurumlar. Y. özdil'in de dediği gibi "Erdoğan'ın terliğini bile alamazsınız", oysa kendisi de biliyor ki, ülke siyaseten satılmış, alınmış veya ordu varken, Erdoğan'ın terliği hamaseti, avukatlığını yapmak Y. Özdil'in üzerine vazife mi? Evet aslında tam da üzerine vafize, hem terlik almak lafı ile neyi çağrıştırmış oldu? İlgili söylemlerde hedef Erdoğan mı, Türkiye miydi?.. Derin devlet stratejilerinden yansımalar gibi. Bana öyle geliyor ki -ki daha öncede dile getirdim- bunlar "masa devrilecek, Tayyip yükselecek""terörsüz Türkiye" planındalar, seçim zamanı muhtemel Erdoğan yine masa tekmeleyecek. Bu yöntem daha önce bir kez işe yaramıştı(AKP Haziran yenilgisi, arada provokasyon, doğuda tankla, topla girilen şehirler, MİT'in dolapları, polisin, yine polis tarafından vurulup, cinayeti PKK veya HDP'ye yıkması vs. AKP Kasım seçimi zaferi). Belki B planı, ama her neyse, Netanyahu faşisti bu sıralar veya seçimden önce veya seçim(olabilecekse tabi) zamanı havlamasa veya Erdoğan masa devirmese bari, yoksa geçmiş olsun. Bu aktörler çürük tahtaya bağlı (vatan, bayrak, sakarya) muhalefeti, kısaca milliyetçi, ırkçı, sağcı(milliyetçi, ırkçı, milliyetçi-dindar, milliyetçi-dinci, dinci, hem doğası hem de muhafazakarlık esasıyla sol olamaz) sözde muhalefeti, bir anda AKP saflarına çekecekler, ufukta böyle bir tehlike var. Nerede hamaset yapan var uzak durmak lazım, sol gösterip, sağı böğrümüze çakarlar... Bunlar pusuda, bunlar "vatan, millet, sakarya, hurra, bakara, makara (= esrar, eroin)" edebiyatı için bekliyor, bunlar sisli havayı seven çakallar, bunlar rejimin ve çete, mafya, derin devlet ağının medya aktörleri, bazıları sonradan aktörleşenleri. bunlar hamaset ve felaket tellalı, komplo, sansayonelci sözde gazeteciler. Bunların işi, şakşaklanıp bol afyonlama ve prim toplamak. Bunların ihya olduğu, bol sükse yapıp, kahraman ilan edildikleri, hamaset, MİT veya başka teşkilatlardan aldıkları bilgilerle kitaplar peydahlayıp, altın fiyatına satacakları dönemler kaos dönemleridir(hazırlanmasında da çok etkili rol oynarlar) Topluma karşı Psikolojik Harp*...

* Psikolojik harp, beyin yıkama, propaganda, sabotaj ve terör (korku, yıldırma, sindirme yön-e-temi) yöntemlerini kullanır. Kökeni Nazi propaganda yönetimidir. Şu an Türkiye'de muhalefete karşı, bilhassa son 15 yıldır etkin olarak yürütülmektedir...

Bu kafa ve aslında nasıl da farklı olmadıklarına, psikolojilerine dair, kendisini kendi ağzından, yakın çevresinden dinlemek gerekir, elbette çok daha farklı kaynaklardan da bakılabilir, bu kaynak da güvenilri olmayabilir, ancak burada tanıklar ve kendi ifadeleri var(o sebeple alıyorum). (işin teorisine girsek -ki bazen girdim- altında bir çok ilişki, menfaat, bir çok sebep yatıyor, ancak çok basit bir kriter var, kendi veya bir başkası için, veya vatan, millet, sakarya edebiyatıyla hamaset yapan kim olursa olsun, o kişi istisnasız sahtekardır, bunun istisnası yok...)


bilgivehis 25-07-2026 00:15

Yılmaz Özdil'in her videosunu izledigimde akpliligini daha ileri götürdügünü görüyorum.
Öyle ki, her videosunda CHP'yi, Özgür özel'i eleştirme bahanesiyle resmen akp iktidarını daha çok büyütüyor.
Artık bunu açıkça yapıyor ki, bir yıl evvel kendisini eleştiren bir tane dahi yorumcu yokken, şimdiki yorumların çogu Özdil'in dönüşünden bahsetmeye başladı.
Özdil demek ki, aslında akpliymiş, önce farklı göründü şimdi ise gerçek yüzünü göstermeye başladı.
Bunu niye yazdım, çünkü akp iktidarı aslında iktidara geldiginden beri sadece sağdan değil asıl solda görünen omurgasızları satın almış.
Özdil ve onun gibi muhalif görünen gazetecileri iyi gözlemlediginizde öyle bir proje yürütüyorlar ki, solu eleştirme bahanesine sıgınarak sürekli akp iktidarını yüceltiyorlar, yani bu işi doğrudan değil, dolaylı olarak yapıyorlar. Başka deyişle, halkın psikolojisiyle oynayarak, akp iktidarını haklı ve başarılı algısı oluşturuyorlar.
Örnegin ben saf salak biri olsam ve bu tiplerin konuşmalarını dinlesem kesin akpli olurum, çünkü oynadıkları oyun bu, saf düşünceleri akpye kaydırmak.
Ülke taşıyla, topragıyla ve insanıyla tamamen satılmış.
Aşık emekçi bundan elli yıl önce "Bizde satlık bir yurt var, kim verecek çok para" demişti, işte bugün onu yaşıyoruz, satlık yurt, satlık insan ülkesi. Gerçi ülkelik de birşeyi kalmadı, yolgeçen hanına dönüştü. Mafyası, afganı, surisi, afrikalısı ve natosu ülkeyi talan etmiş, sofu yobazlar halen millilikte falan bahsediyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:06 .