Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları" (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5133)

pante 07-11-2007 02:05

"Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Belirlemelere gore Atatürk şunları söylemiştir:

"Tanrı'ya şükürler olsun hepimiz Muslumanız, hepimiz inanmış kimseleriz. Bizim dinimizin elinde bir ölçü vardır Bu ölçüyle, neyin dine uygun, neyin dine aykın olduğunu kolayca kestirebilirsiniz Hangi şey ki, akla, mantığa, ulusun yüksek çıkarlarına uygundur; biliniz ki, o, bizim dinimize de uygundur Bir şey, akla, mantığa, ulusun çıkarlarına uygun düşüyorsa, kimseye sormadan bilin ki, o şey, dinin de istediği, hoş gördüğü şeydir Eğer bizim dınımız
bu kadar akla, mantığa uygun olmasaydı, dinlerin en sonuncusu ve en eksiksizi olmazdı."


Bu sözler, Atatürk'ün 16 Mart 1923'te Adana esnafıyla yaptığı konuşmasında yer almaktadır.

Atatürk bu sözleri söylerken, "laiklik yapısı", daha bitirilmemişti. Cumhuriyet bile ilan edilmemişti. Ekimin 29'u gelecek, Cumhuriyet ilan edilecekti. 3 Mart 1924 gelecek, Halifelik kaldırılacaktı. Ayrıca "eğitim ve öğretimin birleştirilmesi" (tevhid-ı tedrisât) gerçekleştirilecekti.
8 Nisan 1924 gelecek, Şeriye Mahkemeleri kaldırılacaktı.
30 Kasım 1924 gelecek, Tekke ve zaviyelerle türbeler kapatılacaktı.
4 Ekim 1926 gelecek; Türk Medeni Yasası yürürlüğe girecekti.
9 Nisan 1928 gelecek, 20 Nisan 1924 tarihli Anayasa'dakı "Türkiye devletinin dini 'Dini İslam'dır'
atılacak, yerine hiçbir din de konmayacaktı. Ayrıca, "dinsel ant içme" biçimine de son verilecekti. Böylece "laiklik yapısı" bitmeye yakın bir duruma getirilecekti.
Böylece de son aşamaya gelinmiş olacaktı.

Atatürk yukardaki sözleri söylediğinde bunlardan hiçbiri daha gerçekleşmemişti.
Bir İslam inanırı ("Mû'min") niteliğiyle konuşmuştu.
Atatürk'ün bu tür konuşmaları vardır. Bunlar, belirli bir aşamaya özgüdür.
Laiklik yolundaki durakların çok başlarında söylediği sözlerdir.
Atatürk de, laiklik de, çıktığı yolda hızla ilerlerken bunları aşmıştır. Ne var kî,
Atatürk'ü sürekli bir "islam inanırı" gösterme çabasında olanlar, bu konuşmalann tarihine aldırmazlar, devrim yolculuğundaki aşamaları görmezlikten gelirler.
Ve bu tür sözleri alıp alıp kullanırlar. Bir "dinci", "İslamcı", bir başka anlamıyla da "Şeriatçı Atatürk" uydurup sergilerler.
Radyo ve televizyonda bile bu sergilemeyi yapmaktan çekinmezler.
Atatürk buysa, İslam'ın aynlmaz bir parçası, hatta kendisi olan Şeriat'ı neden bıraktı, neden din kuralları yerine çağdaş yaşam kurallarını koydu?" sorusunun karşılığını ne düşünmek, ne de düşündürmek isterler. "Din ve Şeriat Atatürkçüleri" diyebileceğimiz bu çevrelere göre Atatürk, "dinli", "dinci" gösterilirse "yüceltilmiş" olduğu gibi, "din" yerine "insan aklını, saldırıya uğramamış bir aklı", bilimi, uygarlığı koyan laik kişiliğiyle gösterilirse "küçültülmüş" olur.
Bu çevrelere Atatürk'ün kim olduğu, nasıl bir kişilikte olduğu değil, kendi ölçüleri içinde nasıl bir kimlikte olması gerektiği önemlidir.

Oysa Atatürk şunları da söylemiştir:

"Ulusun, varlığını sürdürebilmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, yüzyıllardan beri sürüp gelen biçimini, niteliğini değiştirmiş; ulus bireylerini, din bağı, mezhep bağı yerine, Türk ulusçuluğu bağıyla toplamış, bir araya getirmiştir... Cumhuriyet Türkiye'sinde,
eski yaşama kurallarının, eski hukuk ilkelerinin yerini, bugün, yeni hukuk ilkelerinin almış olduğu", bilinen bir gerçektir.'"


Atatürk bu sözleri, 5 Kasım 1925'te, Ankara Hukuk Fakültesi'nin açılışı sırasında, dinsel kurallara dayalı hukuk yerine, çağdaş hukuku yerleştirme çabalarını belirtirken söylemiştir.

pante 07-11-2007 02:27

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Burada çok açık seçik belirtiliyor ki, "ulusun bireyleri arasında olması istenen ortak bağ, din bağı, mezhep bağı değildir" artık. "Yüzyıllardan beri sürüp gelen bağ, biçimini de, niteliğini de değiştirmiş"tir. Bundan böyle bireyleri bir araya toplayıp birbirine bağlayacak olan bağ, "Atatürk milİiyetçiliği'dir.

Osmanlının "dinciliği-mezhepçiliği" de, sırılsıklam "dincilik" demek olan "milletçiliği" de atılmış, yerine "Türk ulusçuluğu" konmuştur.

Artık eskiden olduğu gibi "Hangi millettensin?" sorulduğunda: "îbrâhim Halilullah milletindenim!" denmeyecek. Çünkü böylesi bir yanıt, "millet"in "din" anlamında kullanıldığı Kur'an'ın ve hadislerin, yani islam'ın gereğidir. Bu gereğe uyulmayacak; "Türk milletindenim!" karşılığı verilecektir.

Bireyler, "İslam" çatısında yer almanın değil, "Türk" olmanın, daha doğrusu "Türkiye halkından" olmanın ve en doğrusu "insan" olmanın onuruyla ortaya çıkacaktır. "Gök ölçüsü" yerine, "İnsanın kendi yaşamı içinde kendi koyduğu Ölçü" konup geçerli kılınmıştır.
Yüzyıllardan beri insanlara giydirilegelen, yamana yamana aslı belli olmayan ve gelişen yaşam gerekleri karşısında tümüyle yetersiz kalan ilkel giysi, bu giysinin "göksel terzi"si, terzileri bırakılmış; insanın kendisi için ve kendi adına diktiği giysiler ve terzileri seçilmiştir.
Cumhuriyetin ve Cumhuriyet Türkiye'sine temel yaptığı laikliği kuran Atatürk işte bunu dile getirmektedir. Bunu dile getiren daha birçok sözleri vardır. Bu niteliği ortadayken, Atatürk, "dinci" ve "İslamcı" olarak sunulabilir mi? Ama yazık ki, sunulduğunu görmekteyiz.

Aynı yıl, yani 1925'te, "devrimlerin amacı"nı açıklarken şöyle demektedir:

"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı; Türkiye Cumhuriyeti halkını, tamamen çağcıl ve bütün anlam ve biçimiyle olgun bir toplum durumuna getirmektir.
Devrimlerimizin temel amacı budur. Bu gerçeği kabul etmeyenleri perişan etmek, zorunludur.
Şimdiye dek milletin beynini paslandıran, uyuşturan ve bunu ister durumda olanlar olmuştur. Her durumda, zihinlerdeki boş inançlar, tümüyle atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, gerçeğin, ışıklarını
aşılama olanağı yoktur"

(ilkdam gazetesi, 1 Eylül 1925.)

Dinci ve İslam'cı" bir Atatürk'ün bu sözleri söylemiş olabileceği düşünülebilir mi?

Bu sözleri söyleyen ve daha nice benzer sözlerle yeni Türkiye'nin insanlara biçtiği insanca ölçüleri dile getiren Atatürk, bunları söylediği zaman, laikliğin önüne çıkan engellerden birçoğunu temizlemiştir artık. Ve daha başka türden engellemeleri temizlemeye de kararlıdır, yüreklidir,
bilinçlidir.
Aynı yıl, "iki bin yıllık düsturlardın, yani bu denli eski ölçülerin, kuralların, yasaların neden bırakılması gerektiğini ve bunların yerine hangi ölçünün ve yol göstericinin konulması gerektiğini belirtirken şunları söylediğini görmekteyiz:

"Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, yaşam için, basan için en gerçek yol gösterici (mürşid), bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak, aymazlıktır, bilgisizliktir, sapıklıktır. Yalnız bilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki aşamalarının gelişmelerini algılamak ve ilerlemelerini zaman içinde izlemek şarttır. Bin, iki bin yıl önceki düsturları bugün olduğu gibi uygulamaya kalkışmak; elbette ki, bilim ve fennin içinde bulunmak
değildir."
"Bin, iki bin yıl önceki düsturlar", "dinsel kurallar, yasalar ve ölçüler"dir.


Anayasa'daki "Türkiye devletinin dini, Dini islam'dır" çıkarıldıktan, yani 9 Nisan 1928'deki değişiklikten sonra da, artık "Türkiye'nin resmi dini olmadığını" duyurmaktadır herkese:
"Türkiye Cumhuriyet'inde, herkes, Allah'a, istediği gibi ibadet eder.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur."

Afel inan, M. Kemal Atatürk 'ten Yazdıklarım, Ankara, 1969. s.4 [; Baydar, aynı eser.
s.69.

Atatürk bunu söylemiş midir, söylememiş midir?
Söylemiştir. Hiçbir kuşku yok.
Kimdir Atatürk?
Türkiye Cumhuriyeti'nin de, laikliğin de kurucusu.
Öyleyse başka türlüsü ileri sürülemez:
"Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur".

pante 07-11-2007 12:53

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Oysa kimi ağızlara ve yasa değişikliklerine bakılacak olursa, "Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini vardır ve İslam'dır". Açıkça söylenmese de, çok açık olarak bu sergilenmektedir. "Atatürkçülük" de ileri sürülerek, Atatürk'e meydan okurcasına.

Laiklik yolunda İleriye doğru adımlar atıla atıla ve engeller temizlene temizlene gelindi 1937 yılına. Ne oldu bu yılda? Laiklik ilkesi resmen Anayasa'ya kondu. "Laiklik yapısı", bütünüyle bitirilip sonuçlandırılmış oldu. Kurucusu, içtenlikle savunucusu, göğsünü gererek koruyucusu olan
Atatürk, işte bu yılda şunları söylemektedir:

"Bİzİm devlet yönetiminde izlediğimiz ilkeleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla hiçbir zaman bir tutmamak gerekir. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil; doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."

Kurucusu açık seçik ortaya koyduğu ve çerçevesini çizdiği halde, laiklik, zaman zaman karmaşaya getirilmektedir: Kimine gore bir "muz"dur, soyulup yenir. Ve yenmektedir. Kimine göre "fil"dir, her yanı bir yaratığa benzemektedir. O nedenle herkes bir yanından alıp benzettiği şeye göre yorumlamakta. Kimine göre "anka kuşudur" ve "Kaf dağının ardında aranmalıdır.
"Adı olmalı, ama kendi olmamalıdır. Bu duruma sokulmak istenmektedir.
Peki nedir belirginleşen? Laiklik gerçekte ve kurucusuna göre nedir?
Neden vazgeçilemezliği vardır? Neden ve kimler eliyle hırpalanmıştır?
Neden hırpalanmaması, yaşatılması, güçlendirilmesi gerekmektedir.
Ve olmazsa olmazları nelerdir?

1. Laiklik ve Olmazsa Olmazları

A- Laiklik:

1- Sözcük Olarak:

Yunancada bir "laca" sözcüğü bulunuyor. "Halk, kalabalık" anlamında.
Bundan "laicoz" türemiş "Halka, kalabalığa ilişkin" anlamında. Bundan Fransızcaya "laique", dilimize de "laik" geçip yerleşmiş. Başlangıçtaki sözcükle belirtilmek istenilen "din adamları kesiminde olmayan" anlamındadır.

2- Tanımı:

Sayın Çetin Özek'e göre;

"Laiklik, genellikle: 'Devlet ile din İşlerinin ayrılığı, dinsel ve siyasal iktidarların bağımsızlığı' olarak tanımlanır" der. Ancak bu tanımın yetersizliğini haklı olarak belirtir. Özellikle "dinin her alana karıştığı bir gerçek olan İslam'ın ağır bastığı ülkelerde".6 Özek, şu tanımı uygun
görür: "Laiklik, siyasal iktidarın, siyasal iktidar din ilişkileri açısından belirli bir biçimleniş sistemidir. Siyasal iktidarın, dinsel kurallara göre sistemlendirilmemesi ve dinsel emirlerle bağlı bulunmamasıdır". Ne var ki, yine kendinin de üzerinde durduğu noktalar ele alındığında bu tanımın da eksikliği görülür. Bu tanım da laikliğin içermesi zorunlu olan anlamı ve koşullan içine almamaktadır. Çetin Özek bir de "devletin siyasal bir kuruluş olarak dinsel kurallara göre oluşturulmaması ve kişilere inanç özgürlüğünün tanınması" biçiminde de tanımlanabileceğini savunmaktadır. Ne var ki, bu tanımda da laikliğin olmazsa olmazlarından kimi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla eksiklik vardır.

Hilmi Ziya Ülken'e göre:

"Laiklik, dini inançla devletin ayrılması yahut dinin devlet işlerine karışmaması, devletin de dini inançlara karşı saygı ve vicdan hürlüğünü göstermesi "dir.
Böyle bir tanım, tümüyle yetersizdir-ve bu yetersizliği Özek de belirtmektedir.

Leon Duguit de şöyle tanımlar:

"Laik devlet, din konusunda tamamen tarafsız olup başkanı ve memurları istedikleri dini taşımakla beraber, kendisi devlet olmak haysiyetiyle bir din tutmayan ve hiçbir din töreni yapmayan ve kendi adına da yaptırmayan devlettir."

Ernest Lavisse de şöyle der:

"Laiklik, geçici olan dinlere, devam edici olan insanlığı idare etme hakla vermemek, dinlerin İlham ettiği garaz ve ayrılık ruhunu ortadan kaldırmaktır Laik olmak, insan düşüncesinin hareketsiz olan bir din kuralına katlanmaması ve anlaşılmaz bir şey önünde hakkından vazgeçmemesi ve hiçbir bilgisizliğe razı olmamasıdır. Hayatın yaşamaya değer olduğuna
inanmak, bu yaşamı sevmek (..). gözyaşlarının iyilik getirici olduğunu kabul etmemek, azabın bir Allah emri olduğuna inanmamaktır. laiklik, hiçbir sefaletten, acıdan yana olmamaktır ""
Bu anlatılanların hepsinde, laikliğin öğeleri bulunmaktadır. Ama tümüyle mi?
Laikliğin tanımının ne ölçüde eksiksiz yapılabildiğinin anlaşılabilmesi için, "olmazsa olmazlarına bakmak gerekir. Laikliğin turn öğeleri tanım içinde yer almalı, tersi ya da ilgili olmayanlar, dışında kalmalı ki, tanım eksiksiz olabilsin Bilindiği gibi tanımda eksiksizliğin bilimsel koşulu
budur. (Tanım, "efradını câmi, ağyarını mânı" olmalıdır.)
Aşağıda üzerinde durmaya çalışılacağı gibi, şu vazgeçilmezler söz konusudur burada: Devlet ve toplumsal kesim dın-dışılık; yansızlık, din kesiminde kişisellik; insan, akıl, bilim temellerinde gerekli kurumlaşma; bu alanda gerekli güvence.

Bunlardan biri bile eksik olsa laiklik olmaz. Bunlar olmadığı zaman laikliğin olmayacağı, olamayacağı konusunda hukukçular birleşmektedirler.
Türkiye'de ve Atatürk'ün önderliğinde kurulan "laiklik yapısı", bu vazgeçilmezlerden
oluşturulmuştur. Çok açık seçiktir bu. Öyleyse laiklik, Türkiye'de, kurucusunun da yapılaştırdığı biçim ve anlamıyla. "Devletin yönetimde toplumsal yaşamın her kesiminde, insan aklı, bilim temelleri üzerinde gerekli kurumlan oluşturup geliştirerek ve sağlam güvenceler sağlayarak din dışı kalması, turn inançlara, inançsızlığa karşı yansız (aynı uzaklıkta) bulunması ve dini, kişisellik alanına itip orada tutmasıdır" diye tanımlanabilir. Atatürkçü laiklik vicdan özgürlüğüdür, hoşgörüdür, siyasal ve her türden düşünsel özgürlüktür * Biz bu çalışmamızda daha çok laikliğin
dinsel yonu üzerinde duracağız.

pante 07-11-2007 13:20

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
B- Olmazsa Olmazları:

1-Din-Dışılık:

Laikliği benimseyen devlet, yönetimde ve toplumsal yaşamda "dindışı" kalmak zorundadır. Bunun gerekleri de şunlardır:

a) Din kuralları ustune kurulu olmaması. Şu ya da bu biçimde dayalı da olmaması.

b) Devletin, "resmi din"inın olması, devletin bir dini, "resmi din" olarak benimsemesi durumunda, laikliğin zararına çok önemli sonuçlar doğurur. Böyle durumda, devlet, dinsel kurallara şöyle ya da böyle uymaktan kendini alamaz. Din, yönetimde ve toplumsal yaşamda etkinleşir.
Eğitim o doğrultuda olur. Ayrıca, belirli bir din, başka dinlere, inançlara ustun tutulmuş, dın-inanç ayrımı yapılmış olur. Din dışı düşünce ve yasama fırsat verilmemiş olur. Olması gereken özgürlük yok edilmiş olur. Atatürk'ün, "Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur" demesi bundandır.
c) Dinin, toplumsal yaşamda etkin duruma getirilmemesi Yönetimin ve toplumsal yaşamın her kesiminin din etkinliğinden arındırılması.

2- Yansızlık:

Devletin, turn inançlara ve inançsızlığa karşı yansız olması, aynı uzaklıkta bulunması da, "laikliği benimsedim'" diyebilmesinin vazgeçilemez koşullarındandır "İnsan haklan "na sahip çıkmanın, ana haklarından olan özgürlüğün de gereğidir. Bu İnsan Haklan Evrensel Bıldırisi'nin 2 maddesinde,
"din, inanç ayrımı gozetilemeyeceği" hükme bağlanmıştır. Üstelik aynı hukum, 1982 Anayasasının 14. maddesinde de yer almaktadır.

3- Dinin Kişiselliği:

Dinde kişiselliği sağlamak ve sürdürmek de laikliği benimsemiş bir devletin görevlen arasındadır.
Laik devlet, "dini, (o din "İslam" da olsa) "kişisellik" alanına itmek ve bu atanda tutmak zorundadır.
a) Laik devlet, "din"e, "toplumsal işlev" veremez, vermemek zorundadır.
Din, kişilerin kendi iç ve bireysel dünyaları çerçevesinde kalmalıdır.

b) Laik devlet, dini, kişisel alana itmekle kalmaz, bu alanda tutmak zorundadır da. "Düşünce" ve "vicdan" özgürlüklerinin gereği de budur. Çünkü "din", kendi başına bırakıldığı, *bundan yararlanmak isteyenlerce saldırgan hale getirilir. Özellikle, yaşamın tüm alanlarına el atmış olan; devlete, "Sen elini çek ben yöneteceğim!" diyen ve her alanda savı olan islam gibi bir din, denetimden uzak kaldığı zaman, kesinlikle "özgürlük" tanımaz. Tanıdığı özgürlük, yalnızca kendi ölçüleri içindeki özgürlüktür. Bu ölçüler içindeyse, saldırıya uğramamış insan aklının ve yansız düşünce ve bilimin ölçülerine yer yoktur.

4- Laik Oluşumu Kurumlaştırma:

Devletin her kesiminde, yasamada, yürütmede, yargıda; toplumsal yaşamın her kesiminde, başta eğitimde, siyasal kesimde "göksel"Iiği değil; insan yaratmasını, insan aklını, bilimi, bilimselliği
temel alan köklü düzenlemelerle laikliği kurumlaştırmak, kökleştirmek ve dilden düşünceye, giyim kuşamdan ekonominin, üretimin her boyutuna değin yaygınlaştırmak, korumak; laik devletin savsaklayamayacağı temel görevidir. Atatürk Devrimlerinin ve ilkelerinin doğrultusu da budur.

5-Guvence ve Ödünsüzlük:

Laik devlet, laiklik ilkelerine, yanı "olmazsa olmaz"larına bağlılık konusunda güvence vermek zorundadır. Bu da ayrı bir "olmazsa olmaz"dır. Bu güvence, başlıca iki yolla verilebilir;

a) Gerekli düzenlemeler ve uygulamalarla oluşturulan köklü kurumlar.
Başta eğitim kurumları.

b) Laikliğe aykırı tutum ve davranışlara göz açtırılmaması ve ödünsuzlük. Ödün verme bir kez başladı mı sonu gelmez. Ne ödünü alan doyar, ne de ödünü veren o noktada durur.
Nice örneklerine tanık olmuyor muyuz?

teotihuacan 07-11-2007 14:12

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Sevgili Pante

Yazını zevkle takip ediyorum. Umarım devamını da getirirsin.

pante 07-11-2007 20:42

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
C- Laiklik ve Güncel Durumu:

1-Yasama Kesiminde:

Çok çarpıcı örneği, 1982 Anayasasına, 24. maddesine konulan laiklik dışı hükümdür.
Bu hüküm, yasa maddesinin kendisiyle, hem de 14. maddede yer alan hükümle çelişmektedir.
24. maddenin başında şöyle denmektedir;
"Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
"14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla, ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir."
14. maddede, birçok hüküm yanında, "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerin hiçbirinin , 'temel hak ve hürriyetleri yok etmek için kullanamayacağı', aynca "din ve mezhep ayrımı"nın da yapılamayacağı amir hüküm" olarak belirtilmektedir. Sonra 24. madede 'Din kultürü ve
ahlak öğretimi, ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır" denmektedir.
Maddenin gerekçesine bakıyoruz, "Üçüncü fıkra hükmüne gore, istismar ve suistimali önlemek amacıyla, din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin denetimi ve gözetimi altına alınmıştır Keza bu eğitim, ilk ve orta öğretimde zorunludur. Gayrı Müslimler, tek tabın olarak, bu zorunlu
eğitimin dışında bırakılmışlardır" dendiğini görüyoruz.

Şimdi düşünelim:
Devlet, yurttaşına diyor ki: "Din, mezhep ayrımı yapmayacaksın!"
Anayasada yer alan hiçbir hürriyetin, bu ayrımı yapmak için de kullanılamayacağını
hükme bağlıyor. Sonra kendisi "din eğitimi "ni '"zorunlu"yapıyor.
"Eğitimi yapılan din" belli değil midir? Kuşkusuz bellidir: İslam.
Maddenin gerekçesinde, "gayri müslimler"in ayrı tutulduğu anlatılıyor olması da buna ayrıca açıklık kazandırmaktadır. Demek "eğitimi zorunlu kılınan din", yalnızca İslam'dır. Dahası: Devletin resmi kuruluşları arasında yer alan Diyanet işleri Başkanlığı'nda olduğu gibi, din eğitimini verecek olanların ve verenlerin bağlı bulundukları belirli bir mezhep de vardır. Yüzde yüz demeyelim, ama bu belirli mezhep yanlılarının yüzde doksan dokuzu "Sünni" ve "Hanefı"dir. Peki şimdi devletin kendisi "din ve mezhep ayrımı" yapmış olmuyor mu? Bu laikliğe aykırıysa, kötüyse, zararlıysa,
yurttaştan yapılmamasını isterken kendisi nasıl yapıyor?

Türkiye Cumhuriyeti laik olduğu, laik bir devlette "resmî din" olamayacağı, devletin hiçbir dine, İnanca arka çıkamayacağı konusunda hukukçular birleştiği ve laikliğin kurucusu Atatürk de; "Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur" dediği halde, Türkiye Cumhuriyeti'nin
Anayasasının 24. maddesinde yer verilen bir hükümle, belirli bir dine sahip çıkılmış ve eğitimi "zorunlu" yapılmıştır.

Konunun bir başka yönü: Maddenin gerekçesinde, "gayri müslimlerin tek tabin olarak" (ne demekse?) "bu zorunlu eğitim dışında bırakıldıkları" ileri sürülmektedir. Ne var ki, maddenin kendisinde, "gayri müslimler'İn, sözkonusu "zorunlu dinsel eğitim"in dışında bırakıldıklarına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Yani Türkiye'de falanca kentte, kasabada ya da köyde oturan ve filanca okula giden "gayri müslim" bir yurttaşın çocuğuna da rahatlıkla bu "zorunlu din eğitimi" uygulanır.
Buna engel hiçbir şey yoktur. Üstelik üzerinde durulan maddedeki hükmün gereğidir bu uygulama.
Bir başka yönü: Aynı maddenin başında, "herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir" deniyor. 25. maddenin başında da; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir" denmektedir. 26. maddede de "düşünce ve kanaati açıklama hürriyetine" yer verilir.

"Din eğitimi", hem de belirli bir dinin eğitimi"zorunlu"yken, "vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti"nden, "düşünce hürriyetinden nasıl söz edilebilir? Müslüman olmayanın "dini inanç ve kanaati" yok mudur? Varsa "hurriyet"i nerede kalmaktadır? Hiçbir dini inancı olmayanın "duşunce
ve kanaati yok mudur? Varsa hürriyeti nerdedir?

Cumhuriyet Anayasasında böyle bir hükme yer verilmesine, "din istismarını önleme amacı güdüldüğü" yolundaki sav da "gerekçe" olamaz. Kaldı ki, "din istismarının önlenmediğini, tersine "güçlendiğini, bu güçlenmede söz konusu hükmün de payının az olmadığını olaylar ortaya koymuştur.
"Denetim altına" alınacağı ileri sürülen yasadışı "Kur'an kursları" azalacağı yerde çoğalmıştır. Birçoğu da kendisine "yasal kılıf uydurmayı, "Atatürk köşeleri" bile yaparak "istısmarını sürdürmeyi bilmiştir. Bu durum, resmi devlet örgütlerinin, Milli Güvenlik Örgutleri'nın "raporlarına
geçmiştir.
Aynca son zamanlarda ceza yasasında yapılan, laik düşünceyi kıskaca alan, din'e ve dince kutsal sayılanlara laf söylettirmeyen, "hürriyet"ler olarak Anayasaya koyulduğu halde, kendisine
soluk bile aldırılmak istenmediğini gördüğümüz laik düşünceyi boğmaya yönelik olduğu izlenimi veren değişiklikler de görülmektedir Oysa bugün Cumhurbaşkanlığı Köşkünde Atatürk Muze'sınde bir kitap vardır;
"Din Yok Milliyet Var" Yazan: "Ruşenî". Bu kitabı Atatürk okumuş, incelemiş, sayfalarının kıyılarına notlar koymuş, kendi duşuncelerini de işaretlerle de göstermiş bulunmaktadır. Bunlar arasında "aferin", "alkışlar" sözcükleri de var Atatürk'ün beğendiği, "aferin" dediği "alkışladığı" şeyler arasında öyleleri var ki, TCK'nda görülen özellikle son değişikliklerden sonra, bunları söylemek, açıklamak, kimsenin yeltenebileceği bir iş değildir artık.

Unutulduğunu düşünebileceğimiz bir şey var. Hukukun genel ilkelerinin ve Atatürk Türkiye'sinde, kurucusunun eliyle kurulmuş ilkelerinn üstünlüğü. Geçerlik sıralamasında, yasalar, anayasa bile bunların üstünde değildir.

pante 07-11-2007 23:05

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
2- Yürütme Kesiminde:

Siyasal iktidarlar eliyle laiklikten ne ödünler verildiği ve verilmekte olduğu, örnekleriyle buraya sığdırılamaz. Milli Eğitim örneğini almak bile, dununu ortaya koymaya yeter. Bir yanda, "din öğrenimi veren" ve birer fabrika gibi çalışan "alçaklı-yükseklı' okullar, kurslar İmam-Hatip
okulları, Yüksek islam Enstitüleri (şimdi hepsi ilahiyat Fak), ilahiyat Fakülteleri, "resmi"li-resmisiz Kur'an kursları, ile çeşitli adlar altında din öğretimi yaptıran kurumlar.
(Bütün bunların dışında görevli bulundukları yerleri, camileri de taşarak, her yerde ve her zaman 'dınsızler"le savaşan bu arada beyinleri din aşılarıyla istedikleri yöne yöneltme "gayret" inde
olan kesimler)
Öbür yandaysa sözüm ona "laik okullar". Yani aynı ülkede, iki ayrı kafayı yetiştirmeye yönelik iki ayrı kesim dinci kafada, laik kafa da Atatürkçülük adına yetiştirilegelmıştir. İki ayrı kafanın
çatışması olmayacak mıydı, olması doğal değil miydi? Oldu da. elbette ki, tüm çatışmalar, kavgalar bu nedene bağlanamaz. Ama bunun payı hiç yok mudur? Bu kurumlarla "din tutkunu', "din cihadcısı" yetiştirmiş olmanın, çatışmalardakı payı yok sayılabilir mı?

3- "İlim Adamları" Kesiminde:

"ilim adamlarıyla "bilim adamları' nı karıştırmamak gerekir. Bunlar Türkiye'de hep ayrı ayrı niteliklerde ve konumlarda olagelmişlerdir. "İlim adamlan"nda geçerli olan "ilim", ya Kur'an ve hadislerde de kullanılan ve tümüyle "din bilgisi" anlamına gelen "ilim"dir; ya da 'bilimsel ahlaktan"
uzaklaştırılıp "din"in buyruğuna sokulmuş olan "bilim"dir. Bir kesimi tümüyle "dindar' olarak görünür, bir kesimiyse öyle görünmekten çok, kendilerine çağdaş bir görünüm verirler, çağdaş bilim adamı kılığına bürünürler.
îkisi de boldur ülkemizde.
iki türün de laiklik konusunda birleştikleri tutum şudur* Laiklik, ilkesine sahip çıkılsa bile, dinin yararına kullanılmalıdır. "Her şey din ve mukaddesat için". Kendilerine göre taktıkleri vardır
"ilim adamları", laikliği kendi anlayışlarına göre tanımlarlar "Din"i akıl ve bilimle bağdaştırma çabasında olanlar, laikliğin, dinde de, İslamda da bulunduğunu ileri sürerler. Laiklik, dinde var görülünce, en teokratik yönetimlerde, örneğin Osmanlı yönetiminde bile niçin olmasın
sonucuna varırlar.

Oysa "din kurallarına dayalı olan bir yönetime laik' demek, ya hukuku bilmemek, ya da bilmezlikten gelmek, belirli bir amaç için laikliği saptırmak ve "bilim namusu"ndan çok uzaklaşmakla olabilir.
Din kurallarına bağlı bir yönetime "laik" diyebilecek bir hukukçuya dünyada rastlanamaz.
Bir bilim adamı ve aydın kişiye de. Ama ülkemizde rastlanmakta Hem de TRT yayınlarında, televizyonda. Dizi dizi. Ve her zaman olduğu gibi Atatürkçülük adına.

pante 08-11-2007 00:30

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
D- Laikliğin Gerekçesi:

1- Din-îslam Kurallarının, insanlığın Gereksinimlerine Yetmezliği:

Medeni Yasanın gerekçesinde, zamanın Adliye Vekili Mahmut Esat şöyle der:
(Ali Fuat Başgıl. Din ve Laiklik, s 86-87)

"Mecelle'nin (MEdeni Hukuk'un) temeli ve ana çizgileri dindir.
Oysa İnsan yaşamı her gün, dahası her an, köklü değişmelere uğrar.
Onun değişmelerini, yürüyüşünü hiçbir zaman bir nokta çevresinde çivilemek ve durdurmak
mümkün değildir. Yasaları dine dayalı devletler, kısa bir zaman sonra, ülkenin ve ulusun gereksinimlerini doyuramaz duruma gelirler. Çünkü dinler, değişmez hükümleri ileri sürerler. Yaşamsa yürür, gereksinimler hızla değişir. Din kuralları, yasaları, kesinlikle, ilerleyen yaşamın karşısında biçimsel ve ölü sözlerden öte bir değer, bir anlam taşımazlar. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur..."

Ünlü Müslüman yazar Şehrestâni (1076-1153) bile, daha 12. yüzyılda, yaşam karşısında dinsel kuralların yetersizliğini ortaya koyan görüşe yer verir. Bu görüşü; "Dinsel kuralların sonlu olduğunu", buna karşılık, "yaşam ve gereksinimlerin sonsuz bulunduğunu", "sonlu olan bir şeyin ise, sonsuz olanı kavrayıp İçine alamayacağını" savunur.
Ta 12. yüzyılda bu böyle, hem de Müslüman yazarlarca belirlenedursun; çağımızın islamcı "ilim adamlan"na ve bunları kaynak göstererek yorumlar yapan kimi "çağdaş bilim adamlarına göre "İslam, devrimci gelişmelere de açıktır'", "kimi yorumlarla, islam, çağın gereklerine karşılık
verir duruma getirilebilir", çünkü islam'da "zamanın değişmesiyle hükümler de değişir" ilkesi kabul edilmiştir.
Çağdaş kılıklı aydınlar eliyle bile sergilenen bir aldatmacadır bu!

Önemli Bir Başka Aldatmaca:
Sayın Çetin özek kitabında "İslam'ın Gelişimci ve Devrimci Gücü" diye bir başlık koymuş. "Devrimci" sözcüğünü tırnak İçine almış.

Yazar şöyle diyor:

"Kitap (Kur'an), kişisel davranış ve toplumun yönetimiyle ilgili ilkeleri kesin ve değişmez olarak belirlememiş, temel kurallar ışığında, bunların yorumla çağa ve koşutlara göre değişebilirliğini
benimsemiştir. Zamanın değişmesiyle ahkâm da değişir' ilkesi, hadiste kabul edilmiş ve 'fıkıh'ın genel kurallarından olmuştur. Nitekim belirtilen nitelikleri nedeniyle, İslam'ın devrimci rol oynayabileceğini öne süren düşünceler ortaya atılmış ve çağımızın değişen koşullan içinde bu güce dayanmanın gerekliliği savunulmuştur.

"Kitap (Kur'an), kişisel davranış ve toplumun yönetimiyle ilgılı ilkeleri kesin ve değişmez olarak belırlememiş'miş. İslam'ın bu 'kutsal kitabında, 'kişisel davranış larla ilgili hükümler de, "toplumun yonetimi"yle ilgili hükümler de kendi boyutları içinde ayrıntıyla "kesin ve değişmez olarak" belirlenmiştir oysa. Kur'an'ın "hükümleri"ni kim, kimler "değiştirecek" islam'a göre.Kime, kimlere verilmiş bu yetki?
Kuşkusuz ve kesin olarak hiç kimseye. Muhkem *ayetlerin hükümlerini değiştirebilecek yetkide İslam da hiçbir kimse ve makam yoktur. Bu tartışılamaz bile.

İslam'ın temel hükümlerinden hangisi zamanın değişmesiyle değişebilir kendi kuralları içinde? Namaz'a, oruca, hacca, zekâta ilişkin olanları mı?
Nıkâh'a, talak'a, miras'a, had'lere *ilişkin olanları mı?
Hangisinin, İslama göre, zamanın değişmesiyle değişebileceği ilen sürülebilir?
İleri sürülemez..
Ama bu aldatmacalarla insanlar yanıltılmaktadır.

pante 08-11-2007 01:09

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
2- Dinin Savaş ve Saldırganlık Kaynağı Oluşu:

Atatürk, laiklik yapısını yapıp bitirirken, gerek bizim geçmişimizdeki gerek başka ulusların tarihlerindeki "facia lardan, ıstırap lardan sonuçlar çıkarıp değerlendirdiğini belirtmektedir.

'Tarihteki binbir facia ve ıstırap'ın kaynağında "din", ağırlıklı olarak bulunmaktadır.
Geçmişteki kanlı olayların, savaşların ya doğrudan nedeni, kaynağı olmuştur, ya da nedenlere araç yapılmıştır. Yok sayılamaz, yadsınamaz bir gerçektir bu.

Yahudiler, ilk Hırıstıyanlara göz açtırmak istememişler, tüyler ürpertici zulüm ve işkenceler uygulamışlardır. Ateş havuzlan açıp yakmışlardır birçok Hıristiyan inanırı.
Bugün devletleri de bir terör orgutu gibi dehşet" salmakta, gözünü kırpmadan soykırımlar yapıp sergilemekte. Bunda, Yahudiliğin birinci derecede payı vardır. Kutsal kitabı olsun, onun açıklamaları olsun, sürekli, "Vurun, kırın, yakın, yıkın, öldürün" diyor inanırlarına.
Tanrısı Yehova, ulusal Tanrısı'dır ve eli silahlı, ağzı kanlıdır.

Hıristiyanlar ise, ellerine güç geçirince, başka din inanırlarına yapmadıktan kötülük bırakmamışlar, kötülük ve işkence uygulamalarında Yahudilerden geri kalmamışlardır.
Kilise babaları, "imanı bozan"lann, "kalpazanlar" gibi suçlu olduklarını ve en ağır cezayla, ölümle cezalandınlmaları gerektiğini söylemişlerdir. Nicelerini diri diri yakmışlardır.
"Ateşte yananın, suçlu olduğu kanıtı"na dayanan "engizisyon" yargılamalanndaki insanlık dışı örnekler ciltleri doldurmaktadır. İncil'de "Kim senin sağ yanağına vurursa, ona ötekini de çevir" denmiyor mu? Deniyor.
Ama bunun işlerliğini sıfıra indiren yorumlar da yapılıyor. Ayrıca İsa, açık açık şöyle diyor:
"Yeryüzüne barış getirmeye geldim sanmayın! Ben barış değil; kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben, kişiyle babasının, kızla anasının, gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim."

Müslümanlar da güçlenince Öteki din inanırlarına kötülük yapmışlardır.
Ebubekir döneminde, "peygamberin fetvası var" denerek, insanlar ateşe atılıp yakılmışlardır. Benzer olaylar, Ali döneminde de olmuştur.
"Peygamberin" döneminde bile insanlar, hayvan boğazlanır gibi boğazlanmışlardır.
Bir olayda, damadı Ali'nin de cellatlar arasında bulunduğu bir adam kesme gösterisinde bir sürü eli kılıçlı cellat, bir gün boyunca tutsakların kafalarını kesmişler ve yorulmuş, dinlendikten sonra
yeniden kesmişlerdi. "Peygamber"in buyruğuyla!!!

Kur'an'da "Nerede bulursanız orada öldürün!" deniyor. İnançlarından dolayı insanların öldürülmeleri isteniyor. "Kâfir", "Putatapar" oldukları için. Oysa, yine Kur'an'ın tanıklığıyla Putataparlar, "asıl tek Allah'a inandıklarını, putlara da, asıl Allah'a yaklaştırsın diye kulluk ettiklerini" söylemektedirler.
Müslümanlar, yalnızca "kâfir'leri değil, birbirlerini bile keserek öldürmüşlerdir.
Sayısız örneklerinden biri. Cemel Olayı'nda meydana gelmiştir.
(9 Aralık 656'da): iki kesim savaşıyor, iki kesimde de bulunanlar, yalnızca müslümanlar.
İki kesimde de Peygamberin yakınları ve arkadaşları var.
Dahası, "sağlıklarında cennetle müjdelenmiş on kişi "den kişiler de var bunlar arasında.
Ve dahası: Savaşan iki kesimden birinin başında Muhammed'in karısı Aişe, öbür kesimin
başındaysa sevgili damadı Ali bulunuyordu. İki kesim kıyasıya savaştı. Sonuç 15 bin ölü.
Aişe kesiminden 13 bin kişi. Ali kesiminden de 2 bin kişi kesilip öldürülmüştür din adına, Tanrı aşkına.
İslam'ın kendi inanırlarını bile Tanrı adına kesmekten çekinmeyen ve yalnızca bir savaşta 15 bin kışı öldürebilmiş olan bir "İslam cemaati", başkalarını öldürmekten çekinir mı?
Sürüler halinde eli silahlı ortaya döküldüğü zaman neler yapmaz? Ve neler yapmamıştır?

îşte laiklik bunun için son derece önemlidir ve bunun için gerçekleştirilmiştir.


3- Uygarlığa, İnsana, Bilime Yöneliş;
Laikliğin kurucusu bu yapıyı kurarken çağdaş uygarlığı, insan aklını ve bilimi temel aldığını birçok açıklamasıyla belirtmiştir;

"Tekkelerin amacı, halkı meczup ve aptal yapmaktır. Halbuki halk, meczup ve aptal olmaya karar vermemiştir.
"Biz dünya uygarlığı ailesi içinde bulunuyoruz. Uygarlığın bütün gereklerini uygulayacağız. "

gerilla 08-11-2007 02:03

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
yanar döner bir durum var...

pante 08-11-2007 02:29

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
E- İRTİCA

İrtica gerçek anlamıyla "geriye dönüş" demektir. "Geriye dönüş" ileriye adım atmış olan için söz konusudur. Atatürk ve arkadaşları, Türkiye için laikliği seçtiler insanı daha çağdaş kılmak, akılcı, bilimsel temeller üzerinde yaşatıp geliştirmek için Eğer daha sonra bu ilkenin olmazsa olmazlarından "dönüşler yapılmışsa "irtica" eyleminde bulunulmuş demektir.
Bu tur irtica, genci çevrenin gericiliği değildir.
Çünkü bu çevre ileri adım atmış değildir ki, "geri dönüş" söz konusu olsun.
Genci çevrelerin gericiliklerine mecaz olarak "irtica" denmektedir; ve şaşılasıdır, asıl yakınılan da irticanın bu türüdür.
Demokrasinin vazgeçılemezlerinden çok partili donemde, laiklik aşındırılagelmiştir.
Atatürk'çülükten sapmalar nedeniyle de gençlik öteki ideolojilerin çarpık düşüncelerinde sığınak aramak zorunda kalmıştır. Sonunda daha birçok nedenle birlikte, ülke insanları aşın sağ ve aşın sol akımların oluşturduğu fraksiyonların açık duran kucağına itilmiştir. Burada birinci sırada yer alanlar arasında Tanrı adına din İman pazarlayan "dinci"nin "şeriatçı"nın, tarikatçının tuzağına düşürülmüştür. Türkiye'yi parçalamaya yönelen güçler, böylece, kaderci kesimde yoğunlaşmıştır.
Örneğin küçük kasabalarda, köylerde bile "imam-hatip" okulu açma yoluna gidilmiştir. Daha yükseği olan okulların sayısı da artırılmıştır.
Ayrıca başka adlar altında da "din eğitim ve öğretimi" yaptırılmıştır.
Hele "Kur'an kursları", resmisi ve resmi olmayanı. Yurdumuz baştan başa bunlarla doldurulmuştur.
Ayrıca yine Türkiye'mizi baştan başa saran "tarikat ağı" örümcek ağından beter durum almıştır.

Atatürk ise ne demişti:

"Efendiler, ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, uygarlık tarikatıdır..."

Bu olgular sonunda aşın sağ ve sol doğrultuda, laiklik karşıtı ürünler elde edildikçe yeni ürünler için yeni üretimlere yönelinmiştir. Sağlanan yeni ürünler yine ülkemiz geneline dağıtılmıştır.
Bu ürünlerin hemen tümü, "dine sığınmaya" hazır, çaresiz kesimin payına düşmüştür.

thunderpoint 08-11-2007 11:26

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Alıntı:

pante";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 98955)
"Sen elini çek ben yöneteceğim!" diyen ve her alanda savı olan islam gibi bir din, denetimden uzak kaldığı zaman, kesinlikle "özgürlük" tanımaz. Tanıdığı özgürlük, yalnızca kendi ölçüleri içindeki özgürlüktür. Bu ölçüler içindeyse, saldırıya uğramamış insan aklının ve yansız düşünce ve bilimin ölçülerine yer yoktur.

Sevgili pante,

Şu ana kadar verilen bilgiler ve alıntıdaki ifade doğrultusunda, -diğer dinlerde de benzer yaptırımlar olduğu göz önünde tutularak- İslam ve diğer tüm din inanırlarının Laik yönetimlerde yer alamayacağını söylemek doğru bir yargı olur sanırım.

Bence radikal ya da ılımlı İslamcıların -çoğumuz gibi benim de desteklediğim- "Laik Müslüman olamaz" savının menşei de budur...

Sevgiler...

pante 08-11-2007 17:03

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
F- Barış ve Sonuç:

Barış gökten gelmez. Evrene ve İnsana doğru bakış sorunudur. Geniş anlamıyla uygarlaşmaya ve hoşgörüye dayalı olarak gerçekleşir.
Laikliğin olmazsa olmazları, barışın da vazgeçilmezleridir. Bir ülkede laiklik yoksa, o ülkede barış sağlanamaz. Yani barışın, bir nice koşuluyla birlikte hoşgörünün de eksiksiz olması gerekir. Olabildiğince mi?
Hayır, Atatürk devrimlerinin kısıtlaması ve düşünsel bağı içinde.

Olmazsa olmazların karşıtları sergilenirse, doğal olarak barış değil, savaş elde edilir.
Ürün olarak barışı, böyle bir durumdan sonra, "ne yapılırsa yapılsın" geri getirmek de mümkün olamaz.
Gençlik, laikliğin, yani vicdan özgürlüğüne dayalı barışın -hoşgörülü barışın koşullarının gerçekleştirildiği sağlıklı bir ortamda, düşünce açısından da sağlıklı biçimde geliştirilebilir.
Ancak Başka ortamda bu mümkün değildir.

Atatürk' ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik, ulusalcı (milli) egemenliği
benimsemiş, Türk ulusunu yüceltecek çağdaş uygarlığa bağlayacak olan devrimlerin erginliğine ulaştırmış gençliktir.
Ne din uyuşturucularının etkisiyle Hasan Sabah'ın fedaileri durumuna getirilmiş, ne de sınıf ayrıcalıklarının tuzaklarına düşürülerek -her iki kesimde de- ellerine silah verilip vuruşturulmuş, sonra yine aynı tuzaklara düşme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmış olan gençliktir.
Düşünce ve beden sağlığına özenle bakılmış, en değerli varlıklar olarak yetiştirilmesine, gereksinimleri yerine getirilerek çalışılmış olan gençliktir o gençlik.

pante 08-11-2007 17:57

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Sevgili teotihuacan ve Thunderpoint'e yorumları için teşekkürler.
Gerilla'nın yanar döner mesajını da anlayabilmiş değilim.
Daha açık yorumları alabiliriz. *:)

vartor 08-11-2007 18:47

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Sevgili pante,
*Laikligin ne olmasi gerektigini guzelce aciklayan bir yazi dizisi olmus. Turkiyemizde lailkligin yanlis anlasildigina suphe yok. En basta devletin tutumu bunu gostermekte. Devlete bagli, maaslarini devletin odedigi bir diyanet bakanligi olmasi bile laiklik ilkelerine *aykiri.
*Ataturk'un kesin adimlarla baslatigi laiklik sureci, zamn icinde tamamen yanlis bir yola suruklenmis ve suruklenmekte. Bir insani, inanclari, inancsizligi, irki, rengi ve dusuncesi yonunden yargilamak, hem laiklige, hem demokrasiye, hem de insan haklarina karsi gelmek olarak algiliyorum. Icinde bulindugumuz ortamda, her ucunun de ihlal edildigi kolaylikla goruluyor.

pante 08-11-2007 20:39

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Teşekkürler Vartor.

Daha ziyade eleştirisel yorumlar bekliyorum.
Yazıda laiklik var.
Atatürkçülük var. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık var.
Atatürkçülük dışındaki aşırı sağ ve sol görüşler eleştiriliyor ve çarpıklık olarak niteleniyor.
Atatürkçülükten uzaklaşanların fraksiyonların kucağına düştüğü belirtiliyor.
Ulusalcılık, yurtseverlik var.

Bu mudur yani izlememiz gereken çizgi?
Var mı başka alternatif?

pante 09-11-2007 15:20

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Bu yazıyı "Turan Dursun Hakkında" forumuna asmıştım ama değiştirilmiş..

"Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları" başlıklı yazı Turan Dursun'a aittir.
Bana ya da bir başkasına ait olsaydı "Turan Dursun Hakkında" forumuna asmazdım herhalde.

Tabi, sizi anlıyorum.
İçinde bu kadar Atatürkçü, bu kadar ulusalcı görüşlerin sergilendiği bir yazının
Turan Dursun'a ait olamayacağını düşünmüş olabilirsiniz.
Ama işte son yazılarından biri ve görüşleri..
Varın Turan Dursun'un görüşlerinin ne olduğuna siz karar verin.

Bu yazıyı kitabından buraya düzenlememin nedeni, hem Turan Dursun'un siyasi görüşlerinin
çarpıtılması halinde başvurulacak bir kaynak olması, hem de gerçek laikliğin ne olduğu ve nasıl olması gerektiği hakkında bilgi sahibi olunması nedeniyledir.

09-11-2007 16:07

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
:D

Sonunda itiraf ettin.

Turan Dursun'un başka türlü düşünmesi mümkün mü? Adamın tüm hayatı bu görüşler doğrultusunda geçmiş zaten. Aslında O da doğuştan Atatürk'çü olanlardandı, yani Atatürk olsa da olmasa da Atatürk'çü olanlardan.

okinono 09-11-2007 16:09

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Bu yazıyı "Turan Dursun Hakkında" forumuna asmıştım ama değiştirilmiş.. -Pante
...

Sevgili Pante;

Peygamber makamından daha mı iyi bilecek yazıyı asan ...

Vardır bir hikmeti değiştiyse de.

Nesh edilmiş ne var ki bunda *:? Ya da mensuh ya da tevil ya da sünnete ittiba ile şahidli sahabeleri var, ya da ne bileyim içmai ümmet durumları yani...

Hem peygamber makamı hala yaşıyor; Turan Dursun öldü. Atatürk öldü.

Eeeee biz şimdi peygambere mi inanacağız değiştiğini söylene mi? Tabikiiiiii Makamı temsil eden hülefai raşidinin ilkine inanacağız.

Öyleyse;

Bu konu beni aşar. Sonunda Ömerin gazabına uğramak var bu sitede de..


En iyisimi salla başını al maaaşını

Biat biat biat , imdaaaatttttttttttttttt ...
...

Oğlum Oki bu sefer tamam işin.. Daha bu siteye sokmazlar seni.
Sen kim otoriteye karşı gelmek kim!!!

Olsun abi,
Ben yanmasam
Sen yanmasan
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa... (Kim yazmıştı bunu yaaa.. Hımmmm ,En doğrusunu Buhari dayı bilir Dur bi koşu gidip sorayım hemen *:) *)

Selamlar

teotihuacan 09-11-2007 16:27

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Sevgili Pante

Mesajlarını okuduğumda tam tufaya getirdi bizi derken seni de tufaya getirdiklerini öğrendim. Bari başlığa "Turan Dursun'dan" diye bir eklenti yapılsın da yanlış anlama/sapma/saptırma olmasın...

pante 09-11-2007 16:39

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Alıntı:

Youef´isimli üyeden Alıntı
Sonunda itiraf ettin.


Alıntı:

teotihuacan´isimli üyeden Alıntı
Mesajlarını okuduğumda tam tufaya getirdi bizi derken seni de tufaya getirdiklerini öğrendim. Bari başlığa "Turan Dursun'dan" diye bir eklenti yapılsın da yanlış anlama/sapma/saptırma olmasın...

Benim öyle intihal huylarım yok. Alıntılardan çalışmalarımın arasına katarım ama komple bir yazıyı da kendim yazmışım gibi asmam. 4.000'in üzerinde yazımdan 1 tane dahi böyle örnek yoktur.

Yazıyı "Turan Dursun Hakkında" başlığına asmamdan anlaşılması gerekirdi.
Ama Sevgili Youef'in değindiği şekilde bir itiraftan söz etmek gerekirse eğer;
İtiraf edeyim olta atmıştım.
Biri takılsa da ulusalcılığı, Atatürkçülüğü eleştirse diye. Gerilla takıldı ama onu ciddiye almadığımdan es geçtim. Baktım ki takılan olmuyor, söndan bir önceki tahrik edici yazımı yazdım ama yine atlayan olmadı.
Daha önce de demiştim ya! Mep gibi iyi bir sazancı değilim. *:)

Ama Turan Dursun çizgisinin ne olduğunu bu yazısıyla ortaya koymuş olduk. *:wink:

09-11-2007 16:39

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Alıntı:

okinono";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 99130)
Oğlum Oki bu sefer tamam işin.. Daha bu siteye sokmazlar seni.
Sen kim otoriteye karşı gelmek kim!!!

Sevgili okinono,

Ben Cem'e de, dilaver'e de çok daha ağır şeyler söyledim ama halâ siteye girip çıkabiliyorum, merak etme birşey olmaz. Yiğidi öldür, ama hakkını ver demişler.

hysteria 09-11-2007 18:02

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
" "Din *Yok *Milliyet *Var" *Yazan: *"Ruşenî". *Bu *kitabı *Atatürk *okumuş, *incelemiş, *sayfalarının *kıyılarına *notlar *koymuş, *kendi *duşuncelerini *de *işaretlerle *de *göstermiş *bulunmaktadır. *Bunlar *arasında *"aferin", *"alkışlar" *sözcükleri *de *var *Atatürk'ün *beğendiği, *"aferin" *dediği *"alkışladığı" *şeyler *arasında *öyleleri *var *ki, *TCK'nda *görülen *özellikle *son *değişikliklerden *sonra, *bunları *söylemek, *açıklamak, *kimsenin *yeltenebileceği *bir *iş *değildir *artık. "

bu kitap ilgimi cekti, google hazretlerine danistim gosterdigi yollarda karsima cikan bazi yazilari aktarmak istiyorum:

"Dönemin reisicumhurunun eliyle yazdırılan bir kitabın başlığından da anlaşıldığı gibi "Din Yok, Milliyet Var"dı artık. Bu aynı zamanda şu demekti: "hiret yok; sadece dünya var." "Yaratıcı yok; tabiat, sebebler ve tesadüf var." "İlâhî emirler yok, beşerî kanunlar var." "Alemlerin Rabbine kulluk yok, cebbar bir devlete boyun eğme tarzında bir vatandaşlık var."MURAT ÇİFTKAYA

"Ki, bu kabil uygulamaların açtığı yara hâlâ dinmiş değil. Keza, “Din Yok, Milliyet Var” diyen bir rejimin sunduğu “millî”ci eğitimin zihinlerde açtığı yaralar da.

Bugün ise, meselenin doğduğu çerçeve değişmeksizin, o çerçeve içinde “çözüm”-ler aranmada… Geçmişin Kemalist milliyetçiliğinin sebebiyet verdiği icraatların beslediği bir karşı-milliyetçilik hareketi karşısında, yine milliyet-eksenli ve temelde yine Kemalist —dolayısıyla vahiyden kopuk, dünyevî— yollarla çözüme ulaşmak isteniyor. Bir anlamda, hastalığa deva olarak, hastalığın sebebi sunuluyor."
metin karabasoglu.

bazi forumlarda da "Ulusalcılık denen şey din düşmanı bir yapıdır. Temeli "din yok,milliyet var." anlayışına dayanır!" gibi yazilara rastladim

bu sekilde yazilar yazilmis kitap hakkinda. zaten yazanlarin dunya goruslerini de gozler onune koyuyor. ama bu kitabin icerigi hakkinda acikcasi bilgi icern bir yer bulamadim, varsa bir bilen,kitabin icerigi ile ilgili yardimci olacak sevinirim^^

dilaver 09-11-2007 18:32

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Tabi, sizi anlıyorum.
İçinde bu kadar Atatürkçü, bu kadar ulusalcı görüşlerin sergilendiği bir yazının
Turan Dursun'a ait olamayacağını düşünmüş olabilirsiniz.
Ama işte son yazılarından biri ve görüşleri..
Varın Turan Dursun'un görüşlerinin ne olduğuna siz karar verin.



* * * Turan Dursun'un Atatürkçülük hakkındaki görüşlerine karar vermeden önce bence ne dedigini net olarak okuyabilmek daha önemli :

* *" Atatürk'e çok büyük deger veririm. Atatürk, Atatürkçü degildi ki, ben Atatürkçü olayım. Atatürk hiçbir zaman Atatürkçü olmamıştır, gibime geliyor. "
Turan Dursun Hayatını Anlatıyor sf 54 *Kaynak Yayınları birinci basım

* * * Herhalde yukarıdaki TD sözleri son derece açık ve net. Tabii bu sitede TD için de bir tefsir alışkanlıgı olmadıysa ben buradan sizin anlattıgınız manaları çekemiyorum.

* * * *Meraklısına hemen takip eden satırlarda TD nin Kürtlerle ilgili görüşleri oldugunu da belirtmek gerekiyor.

* * * *Laiklik ve Diyanetin tarihsel gelişimini ise tartışırız, neden tartışmayalım. TD nin ne düşündügü de çok da belirleyici degildir. TD bizim peygamberimiz degil ki. Yol açan bir aydınlanmacıdır.


* * * * saygılarımla

vartor 09-11-2007 18:43

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Sevgili pante,
Turan Dursun, henuz cami imamligi yaparken ben ateisttim. Bu siteye her yazanin onun ilklerinde yurumesi sart olmadigi gibi, benim gibi adini son iki sene oncesine kadar duymamis olanlar da vardir.
* *Fikir hurriyeti, zincirleri kirmak, daha iyi yarinlara hazirlanmak gayesi icinde , ne turan Dursun, ne de onder Ataturk'un her fikrine katilma sarti oldugunu zannetmiyorum. Tabulardan uzak kalabilme, hur dusunceyi, hur dusunce de tabulardan uzak durmayi gerektirmez mi?

pante 09-11-2007 20:36

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Alıntı:

Turan Dursun'un Atatürkçülük hakkındaki görüşlerine karar vermeden önce bence ne dedigini net olarak okuyabilmek daha önemli :

* " Atatürk'e çok büyük deger veririm. Atatürk, Atatürkçü degildi ki, ben Atatürkçü olayım. Atatürk hiçbir zaman Atatürkçü olmamıştır, gibime geliyor. "
Turan Dursun Hayatını Anlatıyor sf 54 *Kaynak Yayınları birinci basım

* * *Herhalde yukarıdaki TD sözleri son derece açık ve net. Tabii bu sitede TD için de bir tefsir alışkanlıgı olmadıysa ben buradan sizin anlattıgınız manaları çekemiyorum.

* * * Meraklısına hemen takip eden satırlarda TD nin Kürtlerle ilgili görüşleri oldugunu da belirtmek gerekiyor.

Dilaver;
Ben Turan Dursun'un görüşlerini birer tane cümleyi cımbızlayıp vermedim. Yazısını olduğu gibi yayınladım.
Eğer farklı iddian varsa sen de ilgili yazıyı olduğu gibi yayınla da herkes bilsin.

"Atatürkçüyüm" demek farklı Atatürkçü olmak farklıdır.
Bunu kendimden de örnek verdim.
Hele Kenan Evren gibilerinin "Atatürkçüyüm" demelerinden sonra..
Yunus Nadi'nin "Ben Atatürkçü değilim" adlı kitabı dahi vardır bu konuda..
Herhalde buradan yola çıkıp "Yunus Nadi Atatürkçü değil" sonucuna varamayız.

Alıntı:

Laiklik ve Diyanetin tarihsel gelişimini ise tartışırız, neden tartışmayalım. TD nin ne düşündügü de çok da belirleyici degildir. TD bizim peygamberimiz degil ki. Yol açan bir aydınlanmacıdır.
Elbette senin Turan Dursun'la aynı düşünceleri paylaşman gerekmiyor.
Ama site yönetiminin imajının, çizgisinin Turan Dursun'a ters düşmemesi gerekir.
Örneğin Atatürk'ü faşist olarak gören bir zihniyet'in TD'yi temsili etik olamaz.

dilaver 09-11-2007 23:27

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Örneğin Atatürk'ü faşist olarak gören bir zihniyet'in TD'yi temsili etik olamaz.

* * * *bu şayet çamur atmak degilse pante buna bir örnek, ya da kanıt getirmen gerekiyor. Atatürkü faşit olaral gösteren bir zihniyetin TD sitesini temsiline örnek getirmen gerekiyor.

* * * *Ayrıca benim getirdigim TD görüşleri net görüşlerdir, cımbız degildir. TD nin ölmeden evvel yayınlanan son görüşleridir. İstersen bu görüşleri daha da genişletmek mümkündür. Ama şu çaba yersizdir.

* * * *Benim için Atatürk bir degerdir, ama tarihtir, peygamber degildir. Anlaşılıyor ki sen kılıç çekmek istiyorsun, eyvallah kabulümdür. Fikir teatisi sınırında tartışmak siteyi ilerletir, belki ortayolcuları imana getirir. Buyrun, hoşgeldik. * *


* * * *saygılarımla

pante 09-11-2007 23:42

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Alıntı:

Örneğin Atatürk'ü faşist olarak gören bir zihniyet'in TD'yi temsili etik olamaz.

* * * bu şayet çamur atmak degilse pante buna bir örnek, ya da kanıt getirmen gerekiyor. Atatürkü faşit olaral gösteren bir zihniyetin TD sitesini temsiline örnek getirmen gerekiyor.

* * * Ayrıca benim getirdigim TD görüşleri net görüşlerdir, cımbız degildir. TD nin ölmeden evvel yayınlanan son görüşleridir. İstersen bu görüşleri daha da genişletmek mümkündür. Ama şu çaba yersizdir.

* * * Benim için Atatürk bir degerdir, ama tarihtir, peygamber degildir. Anlaşılıyor ki sen kılıç çekmek istiyorsun, eyvallah kabulümdür. Fikir teatisi sınırında tartışmak siteyi ilerletir, belki ortayolcuları imana getirir. Buyrun, hoşgeldik. * *
Ben sadece örnek verdim.

Alıntı:

Örneğin Atatürk'ü faşist olarak gören bir zihniyet'in TD'yi temsili etik olamaz.
Olabilir de olmayabilir de. İlerde bu tür görüşlerin olmayacağının bir garantisi var mı?

Atatürk'ün nesi kaldı ki zaten bu çizgide?
Vakit gazetesinin yazarı bir dönemin teröristi, suikastçisi Hüseyin Üzmez'in dediği gibi;
"Bir laiklik kaldı elinizde, onun da tutunacak tarafı kalmadı." gibi..

Atatürk'ün ne Çanakkale başarısı kaldı, ne Kurtuluş Savaşının zaferi, ne de ilkeleri..

Alıntı:

Benim için Atatürk bir degerdir, ama tarihtir, peygamber degildir. Anlaşılıyor ki sen kılıç çekmek istiyorsun, eyvallah kabulümdür. Fikir teatisi sınırında tartışmak siteyi ilerletir, belki ortayolcuları imana getirir. Buyrun, hoşgeldik. * *
Eğer öyle anladıysan, öyle olsun Dilaver.
Bu yazının eleştirisinden başlayabilirsin.
Özellikle kalın yazılmış yazılara olan görüşünü belirtebilirsin.
Ama konu Kürt sorunu değil. Her fırsatta konuları oraya çekme gibi bir huyun var. Herhalde asıl önceliğinin bu olmasından kaynaklanıyor.
Bu site dinleri sorgulayan, dinlerden özgürlüğü savunan bir site.
Bu sitede öncelikler bu konularda olmalı.
Zırt pırt Kürt sorunu, Ermeni sorunu diyenler için bolca site var.

dilaver 10-11-2007 00:38

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
sevgili pante

* *sen kavga etmek istedigim son insanlardan birisin, ama dikkat edersen sen hodri meydan diyorsun ve site çizgisini eleştiriyorsun. Bu sitedeki sana göre aykırı fikirlerden biri benim , sana göre de sazanlardan biri de ben olmak durumundayım. Yazılaran objektif olarak böyle anlaşılıyor, ama fonu bozan tek olay okinonun sana destegi. Aslında seni de rahatsız ettigini biliyorum, ama ne yapalım ki dilin kemigi olmuyor. *:lol:

* *Bu sitenin çizgisi site yöneticilerin kişisel duruşlarıyle bir tutulamaz, aksi; site yöneticisi bulunmaz. Okinono yu bir yerde takdir ediyorum, o bir rant degerlendirmesi yapıyor ve bu temelde ranta paylaşım talep ediyor, ve bunu yöntemini de kendi ifade ettiklerinde buluyor. Şunu kendisine temin edebiliriz, kişiliklere dokunulmadıgı müddetçe istedigini yazabilir, merak etmesin bu site ondan daha cabbar kalemşörler görmüştür.Ama rant işini kimse ciddiye almaz, başka şey bulmak gerekiyor. Rant işi için borsaya baş vurmak gerekiyor. Bizim rantımız şimdiye kadar kelle vermek oldu, en azından benim . *:lol: .

* * *Pante, site çizgisi ile ilgili eleştirileri alalım. Diyorsan ki site anti laik, anti demokratik, anti bagımsız bir çizgidedir tartışalım. Buyur argümanları ortaya koy, ama dilaverin düşünceleri, cem in düşünceleri yüzünden site bu çizgiden sapmıştır diyorsan o ayrı. Onun da kanıtını görelim.

* * *Dilaver aynen TD gibi, Atatürkçü degildir, olmamıştır ve olmaya da niyeti yoktur. Bu başlıkta dilaver olaralk TC nin laiklik sürüvenini degerlendirmeye katkıda bulunmaya çalışacagım, ama bu TD sitesinin çizgisi de degildir onu da peşinen söyleyeyim. TD sitesine aykırı mıdır, onu da degerlendirince sizler degerlendirin. O da benim şahsi düşüncemi savunmama engel degil.

* * * DK dan ayrılıp da bu tarz bir iri *:lol: *sazan avına girmeni de dogru bulmadıgımı belirtmek istiyorum. Sazan sıg sularda olurmuş, derinlerde degil. Tabi bunu mep daha iyi bilir. *:lol: .


* * * * saygılarımla

pante 10-11-2007 00:58

Re: "Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları"
 
Alıntı:

Pante, site çizgisi ile ilgili eleştirileri alalım. Diyorsan ki site anti laik, anti demokratik, anti bagımsız bir çizgidedir tartışalım. Buyur argümanları ortaya koy, ama dilaverin düşünceleri, cem in düşünceleri yüzünden site bu çizgiden sapmıştır diyorsan o ayrı. Onun da kanıtını görelim.
Dilaver, beni bu konuma çekme gayretinden vazgeç.
Beni site karşıtı, siteye karşı cephe almış, siteye isyan bayrağı açmış gibi gösterme hevesinde olduğunu görüyor, ben de bu tavrını doğru bulmuyorum.
Bunu DK'dan ayrılmamdan sonra, Yönetici forumunda yazmış olduğun yazıların kanıtlıyor.
Bunu da kınıyorum.
Dilin kemiği yok ama düşünüp, tartıp yazma imkanın var. *:D

Benim ortaya koyup da tartışacağım birşey yok.
Senin sadece kabullenmen gereken birşey var:
Sen Turan Dursun sitesinin yöneticisisin. İbrahim Kaypakkaya'nın değil.
Senin yaşamdaki önceliğin bu olabilir ama buradaki önceliğin bu olamaz.
Bu deveyi güdeceksen bu çerçevede güdeceksin. Yaşam önceliğini siteye hakim kılmaya kalktığında " Benim için Muhammed'in uçkuru önemli değil, Kürt sorunu faha önemli" dediğinde bu deve güdülmez. Seçim yapmak zorundasın.
Bir dernekte, bir partide kendi görüşünü hakim kılmaya çalışmaya benzemez bu forum. *:)

pante 29-05-2009 22:10

Alıntı:

Bu yazıyı "Turan Dursun Hakkında" forumuna asmıştım ama değiştirilmiş..

"Laikliğin ve Barışın Olmazsa Olmazları" başlıklı yazı Turan Dursun'a aittir.
Bana ya da bir başkasına ait olsaydı "Turan Dursun Hakkında" forumuna asmazdım herhalde.

Tabi, sizi anlıyorum.
İçinde bu kadar Atatürkçü, bu kadar ulusalcı görüşlerin sergilendiği bir yazının
Turan Dursun'a ait olamayacağını düşünmüş olabilirsiniz.
Ama işte son yazılarından biri ve görüşleri..
Varın Turan Dursun'un görüşlerinin ne olduğuna siz karar verin.

— Turan DURSUN: İslamcıların AKSOY'u Yargıladığına Eminim

— Doğu PERİNÇEK: Sayın Turan DURSUN son olayla ilgili olarak sizin de görüşlerinizi alabilir miyiz?

— Turan DURSUN: Muammer AKSOY, "ATATÜRK’çü Düşünce Derneği" kurmuştu. Bu dernek Türk-İslam sentezcilerine, “İlim Yayma Cemiyeti, Aydınlar Ocağı” gibi İslamcı kesime karşı, laikliği savunmak amacındaydı. Bundan dolayı Muammer AKSOY’un İslamcı kesimler tarafından yargı konusu yapıldığına kesinlikle eminim. Ve birçokları "163. madde kaldırılsın" der*ken Muammer AKSOY, "Hayır. 163. madde kaldırılamaz. Bu TÜRKİYE’nin laikliğine en büyük tuzaktır" diyerek sesini olabildiğince yükselt*miştir. Hatta bana anlattı bir keresinde. İlhan SELÇUK’u ikna etmeye çalışmış, başaramayınca üzüntüyle "Bu kuşak şeriatın ne, demek olduğunu bilmiyor, İslamı düşünce ve inanç özgürlüğü sanma yanılgısı içindeler" demişti, özetlersek, Muammer AKSOY İslamcı kesimin hedef alabileceği bir kişiydi.

Zamanlama

Zamanlama da çok iyi yapılmış. AZERBAYCAN olaylarının doruğa çıktığı bir zamanda işlendi bu cinayet. İslamcı kesim, gelecek tepkiyi hesaba katarak bu zamanlamayı yapmıştır. İslamcı duyguların kabardığı an seçilmiştir.

İslam'ın kendisi baştan sona terör mekanizmasıdır. İslam'ın bu mekanizması içinde bağımsızlık da yaşamaz. Muammer AKSOY bağımsızlıkçı olduğu için İslam'ın genel stratejisi yönünden onun seçilmesi isabetlidir.

Mümaşat'tan Cihad'a

İslam aşamalar belirlemiştir, ön*ce mümaşat aşaması vardır. Yani İslam inananlarına "biz güçleninceye kadar barış içinde birlikte yürüyeceksiniz" der. MUHAMMED’in ilk zamanlarında bu yapılmıştır. Köprüler atıldıktan sonra kıran kırana bir savaş olmuştur.

İslam bundan sonra cihad dönemine, yani doğrudan vurma, saldırma, kırma, öldürme aşamasına geçer. Fakat bu aşamalar ülkelere ve şartlara göre değişir. Dünyada mümaşat aşamasını bırakan ülkeler vardır. TÜRKİYE’de mümaşat şimdiye dek bırakılmamıştır. TÜRKİYE’nin kendine özgü bir yapısı vardır. “Laiklik, İslam için çok önemli bir engeldir”. Laik ortam içinde İslamcılar ancak mümaşat yolunu seçebilirlerdi. Sizinle konuşurken demokrat olur, çağdaş olur ama yine de fırsat kollar, sırası gelince ortaya çıkar yapacağını yapar.

İslamcılar Ekonomik Tabana Oturdu

Yalnızca TÜRKİYE değil dünya insanları bir İslam sorunuyla karşı karşıyadır.

19. yüzyıla kadar İslamcılar bir cemaat niteliğinde değillerdi. Sonra bu cemaat ekonomik tabana kavuşmuştur. Hem de çok güçlü.

Wand 29-05-2009 22:38

sayın pante öncelikle böyle bir paylaşımdan ötürü çok teşekkür ederim..hepsini okumadım ama okurum..Atatürk öyle bir liderdiki onun bu dediklerini eğer uygulasaydık yada uygulayabilseydik süper güç biz olurduk..son derece disiplinli ciddi ve akıllıca hazırlanmış kurallar bütünü..keşke atatürkten sonra sayın türkan saylan gibi insanlarımızın sayısı artsaydı..memleketi bu tür insanların eline vermek gerekir..ben bir inananım ama kesinlikle laik ve tam bağımsız bir devlet istiyorum..
tekrar teşekkür ederim çalışmalarının devamını dilerim.

saygılarımla.

pante 29-05-2009 22:39

SUUDİ ARABİSTAN, İRAN, LİBYA

— Doğu PERİNÇEK: Bu ekonomik taban nedir?

— Turan DURSUN: Bunlar vakıflar. İslam ekonomik kuruluşlara dayanır. Bu ekonomik yapıya kimi devletler de güç vermiştir. Mesela bir SUUDI ARABİSTAN, KADDAFI. “İslam'a Çağrı Cemiyeti”nin merkezi LİBYA’da. Bu cemiyetin yaptığı harcamalara baktığınız zaman şaşar kalırsınız. Burada senin ülkende, Yıldız Sarayı'nda birçok kongreleri “İslam'a Çağrı Cemiyeti” finanse etmiştir. Dünyanın dört bir yanından gelen uzmanların masraflarını karşılıyor, bildiriler, broşürler basıyor. Düşünülemeyecek kadar çok geniş bir harcamayı üstleniyor. O bırakıyor, “Rabıtat-ül Alem ül İslami” alıyor. Onun da finansörü İran. Bir ayağı da PAKİSTAN’da. Ekonomik durumu kötü olan PAKİSTAN bu örgüte güç veriyor. “Rabıt at-ül Alem ül İslam” ise SUUDI ARABİSTAN’dan destekleniyor. Çok ilginçtir bunların bir kısmı Şii, bir kısmı Sünni'dir. Ama burada fark ortadan kalkıyor. Geçenlerde Kemal KAÇAR Şiiler için "Onlar Müslüman değiller*dir" derken, Tayyar ALTIKULAÇ İslamcıların temsilcisi olarak "Hayır, Şii ve Sünni hepsi birdir" dedi. Bu bilinçli olarak yapılıyor.

AKSOY'u Öldürme Kararını Dünya İslam Cemaati Aldı

“İlim Yayma Cemiyeti”ne gittiğiniz zaman orada çeşitli İslami kesimlerin bir karışımını görürsünüz. Liderleri orada hep var. Alt kesimde “Süleymancısı”, “Nurcusuna” karşıdır. Üst kesimde liderleri kol koladır. Birlikte kararlar alırlar, stratejileri saptarlar. TÜRKİYE’de laiklik nedeniyle kendilerine özgü bir yapılanma içine girmişlerdir. Mümaşatı kullanmışlardır. Vurmadan kırmadan yana olmamışlar. "Laiklik dinsizlik değildir. İslam'da düşünce özgürlüğü vardır, İslam akıl dinidir. Kimsenin hakkına dokunmaz" biçiminde sergilemeye çalışmışlardır.

“İslam'ın en çok korktuğu şey, Marksizm, komünizm değil, laikliktir. Muammer AKSOY’un da temsilciliğini, savunusunu yaptığı laikliktir”.

pante 29-05-2009 22:42

Alıntı:

sayın pante öncelikle böyle bir paylaşımdan ötürü çok teşekkür ederim..hepsini okumadım ama okurum..Atatürk öyle bir liderdiki onun bu dediklerini eğer uygulasaydık yada uygulayabilseydik süper güç biz olurduk..son derece disiplinli ciddi ve akıllıca hazırlanmış kurallar bütünü..keşke atatürkten sonra sayın türkan saylan gibi insanlarımızın sayısı artsaydı..memleketi bu tür insanların eline vermek gerekir..ben bir inananım ama kesinlikle laik ve tam bağımsız bir devlet istiyorum..
tekrar teşekkür ederim çalışmalarının devamını dilerim.
Sn. Wand;

Senin nezdinde bu başlığı her arkadaşa baştan sona gayet dikkatli bir şekilde okumalarını öneririm. Bu fırsatı kaçırmasınlar. Belki bir yarım saatlerini alacaktır ama çok istifade edeceklerdir.

Sevgiler.

Wand 29-05-2009 22:49

tabi canım atatürk diyince akan sular durur :)

pante 29-05-2009 23:04

— Doğu PERİNÇEK: TÜRKİYE’de mümaşatı kullanıyorlar dediniz. Bir cihad durumu ortaya çıkacak mı?

— Turan DURSUN: Muammer AKSOY'un öldürülmesi İslam cemaatinin dünya çapında aldığı kararın bir parçasıdır. Burada mümaşatı kullananlar bunu örtbas etmeye çalışacaklardır.

Türkiye Dar-ül Harb mi?

Dünya İslam Cemaati TÜRKİYE'de cihad dönemini başlatmak istiyor. Bunların kendi aralarında yayınları, kullandıkları bir iletişim dili vardır. Bu dili sol aydınlar anlamaz. Mesela size deseler ki, "Türkiye'de Müslümanlar harbi midir, değil midir?" veya "TÜRKİYE Darül Harb midir?" diye sorsalar anlamazsınız. Süleymancılar, TÜRKİYE’nin “Darül Harb” olduğunu, İslam hâkimiyeti olmadığını, bu nedenle düzenle uyuşulabileceğini savunur. İnsanlar harbidir, tutuklanmış durumdadır. Ama diğerleri cihadı savunur.

Şu anda Diyanet Yayınlarını oku*yan kaç tane aydınımız vardı? Bir örnek vereyim, alın Anglikan Kilisesine Cevap adlı kitabı, orada “dünyada tek adaletli düzen şeriat düzenidir” diyor. Şeriat düzeni açık açık savunan bir resmi kuruluş. Devlet bütçesinden para alan bu kuruluş kendisini bunu söyleyecek güçte görüyor. Niye? Bir Diyanet Vakfı var, hükümetler kuracak, hükümetler devirecek maddi güce sahip. Onun yanında AL BARAKA’sı var, FAİSAL FİNANS’ı var. Böyle bir durumda gelince cihad yapabilirim diyorlar. Hatta hutbelere, vaazlarda bunlar söyleniyor. Camilere gitsin aydınlar her cuma günü. Hacı Bayram Camisi'nden yayılan konuşmalara bakın burada cihad naraları atılıyor.

İslamcılar Kullanan Duruma Geçti

Muammer AKSOY’un öldürülmesinde genel terörün dışında bir özellik vardır. Uluslararası ekonomik güce erişmiş oları İslâm cemaati artık kullanılır durumda değil, kullanan durumdadır.

Bence Muammer AKSOY’un öldürülmesini uluslararası İslam cemaati yapmıştır, yaptırmıştır.

İRAN Radyosu'nun Ölüm Listesinde AKSOY Vardı

pante 29-05-2009 23:33

— Doğu PERİNÇEK: Bugüne kadar insanları hedef alan böyle tutumları olmuş mudur?

— Turan DURSUN: Kuşkusuz. İRAN Radyosu, Salman RÜŞDİ olayında Aziz NESİN, Yaşar KEMAL, Muammer AKSOY ve benim adımı vererek "Bunlar öldürmelidir" dedi.

— Doğu PERİNÇEK: İlhan ARSEL var mıydı?

— Turan DURSUN: İlhan ARSEL için Cemalettin KAPLAN fetva verdi. Bu MUHAMMED’in izlediği yönteme de uygun bir yöntem.

— Doğu PERİNÇEK: İslam cemaatinin uluslararası bağlantıları var mıdır?

— Turan DURSUN: Bunları dünya içindeki etkin güçlerden soyutlamak mümkün değildir. Bunların kendilerine özgü bir yapılan vardır. 1931 yılında “NEW YORK’ta Dinler Kongresi”nde alınan kararda dünyanın neresinde hangi din güçlüyse orada o dini destekleme kararı alındı. Fakat bazı gelişmeler sonunda İslam'ın ayrı bir güç olarak ortaya çıktığı görüldü. Çünkü İslam'ın bütün dinleri bir kenara iten özelliği var. Kuran İslam “Tanrı katında İslam'dan başka din ve yönetim yoktur" diyor. Kimi İslam grupları da bir takım zamanlar koymuşlardı. Mesela NUR’cular 1990–1992 yıllarını İslam'ın dünyada egemenliği için eylem yapma yılları olarak ilan etmişlerdir. Fakat şimdi çok örgütlü bir İslam cemaati olduğu için alınan üst düzey kararlar birbirlerinden haberli olarak alınır.

— Doğu PERİNÇEK: Başıbozuk bir davranış olmaz mı?

— Turan DURSUN: Hayır, ke*sinlikle olamaz. Yapamazlar. Yaptıkları zaman çok zor duruma düşerler. Hedef seçilmemiş bir kimseyi kimse öldüremez.

— Doğu PERİNÇEK: Ya bu provokasyon "irticaya" karşı bir harekata yol açar ve ordu kuvvetlerini kendi üstlerine çeker ve bunun altında kalırlarsa, bu da bir hesap değil mi?

— Turan DURSUN: Terör resmi devletin işine gelmez. Bugün devletteki İslamcılar hükümetten daha güçlüdür.

pante 30-05-2009 00:29

Hatmehacegan'da Valiler, Jandarma Komutanları

— Doğu PERİNÇEK: Ordu da var.

— Turan DURSUN:Zaten İslamcılar ondan çekiniyor. Fakat ordunun ne kadarını İslamcılar ele geçirmiştir. Bu bilinmiyor. "Türk Si*lahlı Kuvvetleri de bizdedir" diyorlar, ilginç bir şey söyleyeyim. İslam aydınları toplanıp, kongreler yapar, bir tane çağdaş gazeteci yok. İstanbul’da birtakım toplantılar yapılır, hiç kimsenin haberi bile olmaz, gidin Hatmehaceganlara perşembe günleri bir tarikat toplantısıdır, zaman zaman vali yardımcısı, jandarma komutanı bulunmuştur. “Zeyrekli Mehmet Efendi”, şimdi yaşamıyor, halifeleri var. Yaşadığı zaman bir yanında Necmettin ERBAKAN, öbür yanında Alparslan TÜRKEŞ oturuyordu. Orada asker var, emniyetten kimseler var. Böyle bir yapı içinde açık açık "geliyoruz" diyorlar.

EVREN'in İlahiyatçı Yaveri

“Ak-Doğuş dergisini” alın bakın tüyler ürpertici mesajlar var. “Şeyh Sait'in” ATATÜRK’e karşı fetvasını yayımlamışlardır.
ATATÜRK’ü sevimsiz duruma getirmeyi de başarmışlardır.
Bunu en başta Kenan EVREN yapmıştır. Kenan EVREN’e gelen bir mektuba tanık oldum. Kendi sınıf arkadaşı Albay Arapça yazılmış bir mektubu bana çevirtti. İSTANBUL'dan yazılan mektupta Kenan EVREN’e İslam cemaatinin dışına çıkarsa başarılı olamayacağı anlatılıyordu. Helikopter kazasında ölen bir yaveri vardı. İlahiyatçıydı ve birçok şeyi o yaptırıyordu. Din derslerini zorunlu kılan anayasanın 24. maddesini onlar koydurdular. Yani;

“İslam cemaati TÜRKİYE’yi ele geçirmek için ne gerekiyorsa onu yapa gelmişler, kurumlarını ona göre oluşturmuşlardı”. Sıra korkutmalara gelmiştir. “Muammer AKSOY’un ölümü laik güçlere gözdağı verme amacını taşıdığı gibi uluslararası cihad hareketinin bir parçasıdır”.

pante 30-05-2009 01:38

İSTANBUL'un İkinci Fethi

— Doğu PERİNÇEK: Ama bunların devleti ele geçirdiğini söylüyorsunuz.

— Turan DURSUN: Devletin laik kesimiyle ittifak yapılabilir. Bugün iktidarda olanlar, başbakan dahil şeriat gelsin istemezler, çünkü işlerine gelmez. Fakat kullanılmaktan da geri kalmazlar. Bunu dindar gözükerek yaparlar, öte yandan İslam’dan kendilerini tasfiye edeceği için tedirginlik duyarlar.

Eğer bir darbe olursa 12 MART 1971 ve 12 EYLÜL 1980’den farklı olacağı konusunda Talat Bey'e katılıyorum. Belki 27 MAYIS 1960 çizgisine daha yakın bir darbe olacaktır. İslamcılar ne kadar orduda çalışma yapmış olurlarsa olsunlar ordudaki dinamizmi tam olarak ellerine geçirmiş olamazlar. İleride bu durum değişebilir. Her kesime yatırımlar yapıyorlar. Benim önerim bunlara karşı kim savaşıyorsa onlarla güç birliği yapmak yönünde.

Aydın kesim, İslamcılara karşı olanlar, İslamcı kesimin küçük büyük tüm toplantılarını izlemeli. O toplantılar izlendiği zaman yapılacak analizler, çözüm yolları çok daha gerçekçi olacak.

TÜRKİYE Cumhuriyeti'nin bir bakanın “Kuran Tercümeleri Kongresinde”, Bu toplantı yeri olarak fetih şehri olduğu için İSTANBUL seçildi. “Burada inşallah ikinci bir fetih olacak o zaman İslam hayatın bütün alanlarını kaplayacaktır" denildiğine ürpererek tanık oldum, orada bir tek laik gazeteci yoktu.

Not: Bu söyleşi, "İkibine doğru" dergisinin 4 şubat 1990 tarihinde "Muammer Aksoy'un öldürülmesi Kontrgerilla'nın mı yoksa islamcıların mı?" yazısından alınmıştır. Bu söyleşiden tam 6 ay sonra 4 eylül 1990 tarihinde Turan Dursun katledilmiştir. Söyleşideki Turan Dursun'un görüş ve düşüncelerini bugüne indirgeyerek değerlendirdiğinizde gelinen noktanın vahim olduğu ortadadır. Günümüzdeki ortama duyulan kaygıları paranoya olarak nitelendirenler dönüp 1990'daki Turan Dursun'un görüşlerine bakmalıdırlar.

Turdur 03-11-2018 01:24

İlk mesaja göre Atatürk milleti kandırmış oluyor. Gücü eline alınca söylediğinin tersine işler yapıyor. Acaba bu değişikliğin sebebi gerçekten kendi düşünceleri mi yoksa dışarıdan bir müdahale mi ?


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:24 .