Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   DİN VE BİLİM (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5784)

walla 20-03-2008 02:18

DİN VE BİLİM
 
DİN VE BİLİM

Albert Einstein’ın din ve bilim üzerine düşünceleri

*İnsan ırkının yaptığı ve düşündüğü her şey derinden eksikliğini duyduğu ihtiyaçlarının tatmini ve acılarının giderilmesiyle ilgilidir. Ruhsal hareketlenmeleri ve bunların gelişimini anlamak istiyorsak bunu sürekli aklımızda tutmamız gerekir. Hissetmek ve çok istemek, tüm insan çaba ve yaradılışının arkasındaki itici güçtür; her ne kadar çok istemek kavramı kendini bizlere kendini daha gösterişli sunsa da.
*İnsanları dini düşüncelere ve inançlara yönlendiren duygular ve düşünceler en geniş tanımıyla nelerdir? Birazcık düşünmek bizlere dini düşünce ve deneyimin ortaya çıkışını neyin yönlendirdiğini göstermek için yeterli olacaktır.

*Primitif insan için dini düşünceleri ortaya çıkaran itilimler onun en büyük korkularıdır; örneğin açlık korkusu, vahşi hayvanlar, hastalık ve ölüm gibi. Böyle bir varoluş safhasında, tesadüfler arasındaki bağlantıları anlayabilmek oldukça zayıf bir düzeyde gelişmiş olabileceğinden, insan zihni; isteklerinin ve eylemlerinin bu korku verici olaylara dayandığı, az çok kendine benzeyen hayali varlıklar yaratır. Dolayısıyla kişi bu varlıkların kendilerine karşı lutuf halinde olmalarını sağlamak için nesilden nesile aktarılan geleneklerle ona kurbanlar sunmak gibi eylemlerde bulunur, onları yatıştırmaya çalışır veya ölümlülere karşı iyi niyetler içinde olmasına uğraşır.
*Bu anlattıklarım korku dinini açıklıyor. Bu, özel bir ruhban sınıfı tarafından yaratılmamakla beraber onların ortaya çıkışıyla gelişimi önemli derecede durdurulmuş bir inanç biçimidir; sözkonusu ruhban sınıfı kendini insanlar ile insanların korktuğu varlıklar arasında bir aracı olarak sunmakta ve bu temel üzerine kurulu bir hegemonya oluşturmaktadırlar. Pek çok zaman, bir lider veya yönetici ya da diğer birtakım faktörlerden kaynaklanan belirli bir pozisyonu olan kişi ruhani fonksiyonları dünyevi otoritesiyle birleştirmekte ve dünyevi otoritesini daha da dünyevileştirmekte, ya da siyasi yöneticiler ve ruhban sınıfı kendi ilgi alanlarına göre ortak bir hedef oluşturmaktadırlar.

*Sosyal tetikleyiciler de dinin yoğunlaşmasında diğer bir kaynak olmaktadır. Anne babalar ve daha büyük toplulukların liderleri ölümlüdür ve yanılmaları olasıdır. Rehberlik, sevgi ve destek isteği insanları sosyal veya etik bir Tanrı kavramı oluşturmaya itmektedir. Bu; koruyan, takdir eden, ödüllendiren ve cezalandıran, ayrıca inanan kişinin bakış açısının sınırlarına göre insan ırkını seven ve hayatını bağışlayan, hatta hayatın kendisi için bile bunları yapan, ıstırabı ve sonu gelmeyen özlemi dindiren, ölülerin ruhlarını koruyan bir Tanrı’dır.
*Eski Ahit, korku dininden ahlak dinine olan gelişimi, insanı hayran bıraktıran bir şekilde tanımlamaktadır ve bu, Yeni Ahit’te de devam etmiştir. Tüm uygarlaşmış halkların dinleri, özellikle de doğu halklarının dinleri, temelde ahlak dinidirler. Korku dininden ahlak dinine olan gelişim halkların yaşamlarında büyük bir adımdır. Ne var ki, bahsettiğimiz primitif dinler tamamen korku üzerine temellidirler ve tamamen ahlak üzerine temellenen uygarlaşmış halkların dinleri, dikkatli olmamız gereken birer peşin hükümdürler. Gerçek şudur ki tüm dinler bunların her ikisinin karışımının varyasyonlarıdır; ancak şu farkla: sosyal hayatın daha yüksek seviyelerinde ahlak dini daha baskındır.

*Bütün bu din türevlerinde ortak olan, Tanrı kavramlarının insan biçiminde bir karakter oluşudur. Genelde, sadece sıra dışı yeteneklere sahip olan bireyler ve zihni sıra dışı bir aydınlık düzeyinde olan toplumlar bu anlayış düzeyinin üzerinde göze çarpan bir çıkış yapmaktadırlar. Ancak bir de dinsel deneyimlerin üçüncü bir safhası var ki bu, bütün türevlerin hepsine ait olmaktadır ve bununla beraber nadiren saf kalabilmiş bir formdadır; ben buna “kozmik dinsel duygu” diyorum. Bu, kendisinde bunu hiç barındırmayan birine açıklaması çok zor bir duygudur, nedeni de özellikle içeriğinde insan formunda bir Tanrı kavramının karşılığını barındırmamasıdır.
*Bu duyguya sahip olan kişi, insan istek ve eğilimlerinin faydasızlığının yanısıra kendini hem doğada hem de düşünce dünyasında açığa vuran yüceliği ve “olağanüstü düzeni” hisseder. Bireysel varoluş onda bir tür hapishane etkisi yapar ve evreni “tek ve anlamlı bir bütünün parçası” olarak deneyimlemek ister. Kozmik dinsel duygunun ilk aşamaları gelişimin erken bir safhasında ortaya çıkmaktadır; örneğin Davut’un Mezmurları’nın pek çoğunda ve bazı peygamberlerde olduğu gibi. Budizm, özellikle Schopenhauer’in harika yazılarından öğrendiğimiz gibi, bunun çok daha güçlü bir unsurunu barındırmaktadır.
*Tüm çağların din alanındaki dahileri bu tür bir dinsel duyguyla ayırd edilmişlerdir, ki bu duygu ne dogma ne de insan görüntüsünde bir Tanrı’yı tanımaktadır, bu yüzden de bunun temel öğretilerinin üzerine temellendiği bir kilise olamaz. Bundan dolayı da, bu tür çok yüksek seviyede bir dinsel duyguyla dolu insanlar kesinlikle bize her çağın mirası olmuşlardır ve meydana gelen pek çok olayda kendi çağdaşları tarafından “ateist” bazen de “aziz” olarak etiketlenmişlerdir. Bu doğrultuda bakıldığında, Democritus, Aziz Francis ve Spinoza birbirlerine oldukça benzemektedirler.

*Peki, hiçbir belirgin Tanrı düşüncesine veya teolojiye sahip değilken kozmik dinsel duygu insandan insana nasıl aktarılabiliyor? Bence, bu duyguyu uyandıran ve alıcı olan kişilerde canlı tutulmasını sağlayan unsurlar arasında en önemlisi sanat ve bilimin fonksiyonlarıdır. Böylece bilim ve din arasındaki ilişki kavramına alışılandan çok farklı bir şekilde gelmiş olduk. Kişi konuyu tarihsel açıdan gördüğünde, bilim ve dine uzlaşmaz muhalifler olarak bakma eğilimine girmekte ve bunu da belirgin bir nedenle yapmaktadır.
*Sebep sonuç prensibinin evrensel operasyonları konusunda tamamen ikna olmuş bir kişi, olayların meydana geliş sürecine müdahalede bulunmakta olduğumuz düşüncesiyle alay etmeyi bir an için bile aklından geçirmez; ancak bu önemseyen tutum elbette nedensellik prensibini gerçekten ciddiye aldığı taktirde sözkonusu olabilir.
*Böyle bir kişinin korku diniyle ilişkisi olmayacağı gibi, sosyal ve ahlaki din de onun için eşit derecede yüzeysel kalmaktadır. Ödüllendiren ve cezalandıran bir Tanrı onun için akılcı değildir çünkü bir kişinin eylemlerini belirleyenler içsel ve dışsal gerekliliklerdir, dolayısıyla insan Tanrı’nın gözünde yaşadıklarından dolayı cansız bir objeden daha fazla sorumlu olamaz. Dolayısıyla bilim etiğin değerini düşürmekle suçlanmaktadır ama bu haksız bir suçlamadır. Bir kişinin etik davranışı etkin olarak sempati, eğitim, sosyal bağları ve ihtiyaçları üzerine kurulmalıdır; bunun için hiçbir dinsel temele gerek yoktur. İnsan ölümden sonra cezalandırılma veya ödüllendirilme korkusu ile sınırlandırıldığı taktirde gerçekten fakir bir yolda ilerliyor olacaktır.

*Dolayısıyla kiliselerin neden her zaman bilimle savaştığını ve bilimin peşinden gidenlere baskı yaptığını anlamak kolaydır. Diğer yandan, kozmik dinsel duygunun bilimsel araştırmalar için en güçlü ve en asil duygu olduğu düşüncesindeyim. Sadece “çok büyük çabaları” ve her şeyden önce teorik bilimde yokluğunda öncü çabaların gerçekleştirilemeyeceği “kendini adama halini” fark edenler böyle bir çalışma ile bile bahsettiğimiz duyguyu elde edebilirler, zira bu hal içinde hayatın acil gerçeklerinden uzak olunması bu sonucu verecektir.

*Kepler ve Newton’ın gök mekaniğinin prensiplerini ortaya çıkarmak adına yıllar boyunca tek başlarına çalışmaları için, evrenin rasyonelliği üzerine ne kadar derin bir inanca sahip olmaları, öğrenmeye karşı ne büyük bir sevgi duymaları gerekirdi ve dünyada bu zihin hali ne kadar zayıf bir yansıma bulmuştur!

*Bilimsel araştırmanın nasıl olduğunu bilenler, öncelikle yaptıkları çalışmanın pratik sonuçlarının etrafları şüpheci bir dünyayla çevrili insanların mantalitelerinde derhal yanlış düşünceler geliştirmelerine neden oluşlarıyla ayırd edilirler. Bunlar dünya üzerinde yüzyıllar boyunca yayılıp duran ruhlar için yol gösterici olmuşlardır. Yalnızca hayatını benzer sonlara adayanlar bu kişilere neyin ilham verdiğine ve neyin onlara sayısız başarısızlığa rağmen amaçlarına sadık kalma gücü verdiğine dair güçlü bir farkındalık sahibi olabilirler. Bir insana böyle bir gücü veren işte bu kozmik dinsel duygudur. Yaşadığımız çağa ait bir kişi şunu söylerken haksız sayılmazdı:

“İçinde yaşadığımız bu materyalist çağda gerçek büyük dindarlar sadece bilimsel çalışmalar yapanlardır.”

Bu makale ilk defa New York Times Dergisi’nde 9 Kasım 1930’da yayınlandı. Aynı zamanda Einstein’ın “The World as I See it” adlı kitabında da yer almaktadır; Philosophical Library, New York, 1949.


http://img.blogcu.com/uploads/punkek_Einstain.jpg

evrensel-insan 20-03-2008 18:53

Re: Ogluma cevap
 
Saygideger arkadaslar;

Oglum liseye gidiyordu,birgun sofra da yemek yerken"baba,sana bir soru soracagim" dedi.Bende "tabii oglum buyur "dedim.Oglum."baba benim kafam insanoglunun nasil meydana geldigi konusunda karisik bir yandan Adem ve onun kasigindan Havva izahi, bir yandan babasiz dogan bir isa peygamber bir yandan Darwin'in dedigi maymundan ve onun bir turunun gelismesinin insana donusumu; diger tarafta benim bildigim ve yasadigim(kardesimden biliyorum) anne-babanin cinsel iliskisi,peki baba neden bir insanin olusumu bu kadar farkli ve sence hangisi gercek?"

Benim ogluma verdigim cevap ise soyleydi."oglum, butun bu cevaplar insanoglunun kendi kendine sorup-cevapladiklaridir,eger bu soru senin icin cok onemli ve cevap vermen cok gerekliyse sadece sunu bilmeni isterim,yeryuzunde kendi dahil herseyi isimlendiren,adlandiran insanogludur,neye ihtiyac duyduysa dusuncesi temelinde sormus-cevaplamistir,sen de bir insanoglusun,yapacagin sey ya verilen cevaplardan birini kabul edip otekilerine karsi cikacaksin ki bunu yapsan bile baskalarinin sectigi cevap seninkine uymadiginda onlarla tartismayip onlarin kendileri icin sectigi cevaba saygi duyacaksin,ya da bir bilim adami olup ispatlayabilirsen ve kendi gorusun olursa onu ortaya atacaksin,bilmem anlatabildim mi?"

"Sagol baba cok iyi anladim,ama hala merak ediyorum senin kisisel cevabini""oglum, bu sorulari sormak-cevaplamak insanoglunun bir spekulasyonudur ve ne cevap verirsen ver sonucta bir karsiti mutlaka olacaktir o yuzden ben ne boyle bir soru sorar ne de cevap arayip spekulasyon yaparim.

Bu bir ihtiyac meselesidir ve ben boyle bir ihtiyac duymuyorum ama herkesin kendine malettigi ve kabullendigi cevaba da saygi gosteririm ve tartismam,ustelik bu konularin evrensel"su"denen bir cevabi da yoktur.

Benim su andaki cevabim ise insanin olabilmesi icin en az karsi iki cinsin ve onlarin urunu cocugun olmasi gerekir.Insan tek basina olamaz ve kendi kendine uretemez.Ayrica tarihte insan ozelligi veren canlinin evrensel bir aciklamasi ve gecmisin hangi tarihinden itibaren"insan"denebilen canlinin vucut aldigi bilinmemektedir.

INSAN HALA HEM KENDINI HEM DE HERSEYI TANIMA VE BILME SURECINDEDIR,BU SUREC DE SURUP GIDECEKTIR.BILDIGIN GIBI BEN INSANIN DUSUNCE VE DAVRANISTA HENUZ OLUSAMADIGINI VE NE ZAMAN BEN(TEKIL) TEMELI BIZ (COGUL) TEMEL ICIN DUSUNCE VE DAVRANISINDA KULLANIRSA VE BUNU DA EVRENSEL BIR TEMELE OTURTURSA VE NE ZAMAN KENDI CINSIYLE GECINEBILECEK DUZEYE ERISIRSE BELKI O ZAMAN HERSEYIYLE TAM BIR INSAN YAPISINDAN BAHSEDEBILIRIZ. * *

Ben once dini cok iyi ogrendim sonra ateist oldum ama baktim ki boyle bir seye ihtiyacim yok cunku neyi ayirirsan ayir baska birine ters dusersin ve o zaman savunu yapmak zorunda kalir ya ikna olmaya ya da ikna edilmeye zorlanirsin ve bu sana hayatta en sevdigin arkadaslarini cevreni kaybettirebilir o yuzden bu konularda taraf tutmak seni baskalarindan ayirmaktan baska bir ise yaramaz o yuzden herkes istedigi ve ihtiyac duydugu soyut taraf savasi icine girebilir,ben boyle bir soyut taraf savasina ihtiyac duymuyorum"

"Sagol baba sunu cok iyi anladimki bana sudur oglum deyip sabit bir cevap vermedigin gibi ,beni de bu konuda serbest birakip ayni senin gibi olmami da istemedin sana saygi duyuyorum ve seni cok seviyorum,beni aydinlattigin icin.

Oglumla aramizdaki bu konusma bundan tam bes sene once gerceklesmisti.

Saygilarimla;
Evrensel-insan

mhmd 20-03-2008 19:00

Re: DİN VE BİLİM
 
Sn. evrensel-insan,

"ben boyle bir soyut taraf savasina ihtiyac duymuyorum."
Katılıyor ve kutluyorum.

Ayrıca oğlunuzun şansına da gıpta ediyorum.

evrensel-insan 20-03-2008 19:21

Re: DİN VE BİLİM
 
Saygideger mhmmd;

Yorumun icin tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

mutluluk35 20-03-2008 20:14

Re: DİN VE BİLİM
 
Sayın evrensel insan
Verdiğiniz *örnek *aslında *topluma *ders *olacak nitelikte.Toplum *ve *onun yetiştirdiği *her bir birey *taraf *olmak *ve *bu *taraflılıktan doğan çatışmaya *dahil olmak *ihtiyacı *içinde.Hemde *savunduklarının *sorgulanmamışlığının *bilinçsizliği *içinde.Sivas *olaylarından sonra *Aziz Nesin bir röportajında ,oteli *yakanlarla ilgili ’’Eğer *ben onların *aldığı eğitimi alsaydım onların içinde ben *de olacaktım,ve *onlar benim *gibi yetişseydi,yakılmaya çalışılan *onlar olacaktı’’gibisinden bir *açıklama *yapmıştı.Şimdi *bir araştırma *yapsak *kim hangi siyasi partiye oy *veriyor *ya da hangi *dini inanca *mensup *diye.Tamamına *yakınının anne baba *ya da yakın *çevresinin görüşleri de o *yönde olduğu için öyle *düşünüyorlardır.Çocuklarınız *bu *açıdan *çok şanslı *bence *ve *onlar da *kendi *çocuklarına *şunu ya da *bunu *aşılamaktansa *sorgulamayı ve *farklılıklara karşı *anlayışla yaklaşabilmeyi *öğretebilirlerse,belki bir gün *hoşgörü *toplumunu *yakalayabiliriz.

evrensel-insan 20-03-2008 20:27

Re: DİN VE BİLİM
 
Saygideger mutluluk35;

Destekleyici yorumlarin icin tesekkurler.Onlar oyle yetisiyorlar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla 21-03-2008 03:11

Re: DİN VE BİLİM
 
İçinde yaşadığımız bu materyalist çağda gerçek büyük dindarlar sadece bilimsel çalışmalar yapanlardır.”

Hayatta en hakiki mmursit ilimdir fendir. * Ataturk de en az einstain kadar zeki ama sartlar baska gelismis.

evrensel-insan 21-03-2008 06:00

Re: DİN VE BİLİM
 
Saygideger arkadaslar;

Din de bir bilimdir ama mistik bir bilim.-mistisizmi bilimden sayip saymamak ayri bir konu-

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla 29-03-2008 23:38

Re: DİN VE BİLİM
 
Din de bir bilimdir ama mistik bir bilim.
Hocam bu konuda size katilmiyorum. simdi desem ki kalorifer dairesinde goremediginiz ama var olan bir sey senin tependen bakiyo. ben buna inaniyorum desem ve bazilarida buna inanip bunun kitabini yazsa bu nasil bilim olur.

evrensel-insan 09-05-2008 09:53

Toplum icin
 
Saygideger walla;

Senin verdigin ornegin, ben sana gercegini vereyim-ki bu dinlerin ortaya cikisi olarak algilaniyor.

Insanoglu, ilk sinifli toplum olan kole toplumuna gectiginde; kole sahiplerinin koleleri kole olarak tutabilmek ve kolelerin bu" kadere"razi olmasini saglamak icin, o devrin bir filozofu aynen soyle diyordu"Koleler biliniz ki tanri heryerde, herseyi duyar ve gorur.Eger sizler hem cennete gitmek, hemde gunah islemek istemiyorsaniz, kaderinize razi olun.Eger kole sahiplerine karsi bir art dusunce ve davranis tasiyorsaniz, bundan kurtulun.Yoksa boyle bir itaatsizlik sonucu tanri tarafindan cezalandirilirsiniz.Yalnizken bile boyle bir dusunce uretmeyin, cunku tanri sizin ne dusundugunuzu siz daha dusunmeden bilir."(Yukarida yazdiklarim benim hatirladigimdi ve ben cumle haline getirdim.Gercek sozler istenir ve arastirilirsa bulunabilir.)

Bu ornekle senin verdigin ornegi karsilastirabilirsin.

Bugun hala sinif farkinin korunabildigi ve bunun kalicilasmasi icin herseyin yapildigi dunyada; ve dunya nufusunun dine bagli sayisini ortaya koydugumuzda; yukaridaki ifadenin nasil bir etki yaptigini ve toplumu nasil sinifli yasama razi ettigini dusun.

Boyle bir etkinin de nasil bir bilgi oldugunu ve hangi bilim dalina-logy-girdigini de sen soyle.

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla 09-05-2008 10:18

Boyle bir etkinin de nasil bir bilgi oldugunu ve hangi bilim dalina-logy-girdigini de sen soyle

Buna bilim diyemeyiz. bu baslibasina uckagitciliktir, bunun bilimi varsa ben okumadim.

evrensel-insan 09-05-2008 10:45

Oda bir bilim;
 
Saygideger walla;

Eskiden-simdi varmi bilmiyorum-sokak ortalarinda uckagitcilar vardi.Bul karoyu al parayi veya para hangi bardagin icinde v.s.

Eger o uckagitcilara sorsaydin, bu isin raconunu sana anlatirlardi.Bilim, bilginin belirli bir sistem temelinde orgutlenmesidir.Eger herhangi birseyin, bir sistemi var ve bu teorideki sistem pratikte uygulaniyorsa bu bilimdir.Degerli-degersiz, inanirsin-inanmazsin, vardir-yoktur,soyuttur-somuttur,mantiklidir-mantik disidir,positiftir,sosyaldir,siyasaldir,ekonomikti r,psikolojiktir,hurafedir,astrolojik iceriklidir...dir de dir.

Ama toplumda yer aliyorsa ve toplumun yasaminin bir bolumunu kapsiyorsa,ogretilebilip, ogrenilebiliniyorsa.. sa da sa.O ZAMAN- SEN NE IFADE VERIRSEN VER-,ISTER KABULLEN ISTER KABULLENME-BILIMDIR,BILGIYI ICERIR.

Not:Bu cevabim algilama temellidir,kisinin dusuncesinde yer aldigi gibi degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla 10-05-2008 02:17

Bilim
Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”

“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”

Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.

Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.

Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.
Bilimin gücü
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur:
Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.

> Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.
Çeşitlilik
Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.
Süreklilik
Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.

Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.
Ayıklanma
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.

evrensel-insan 10-05-2008 04:14

Karsiti
 
Saygideger walla;

Senin aciklamalarini temel alarak, bir seyi ifade etmek istiyorum.


Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.-walla

Bu temelde konuya bakarsak, cesitsizlik,sureksizlik, eskilik, ve ayiklanmama terimlerinden meydana gelen, yeryuzunde herhangi bir kavram, terim,yapilanma ve olgu olusum varmi? Olmasi mumkun degildir.

Cunku kim ne yaparsa yapsin, nasil mucadele verirse versin ne cesitlilikten ne sureklilikten ne yenilikten ne de arinmadan kurtulamaz. Zaten aksi dunyanin ve uzerindekilerin yerinde saymasi olurdu.Ilk basta dogum- yasam-olum uclemi zaten buna uymaz.

Dunyadaki din temelli veya nakli temelli bakis acisina baktigimizda bu senin verdigin terimlerin dini de icerdigini goruruz.

Dunyada dinlerin cesitliligini kimse inkar edemez.Hele sureklilik, dinler ortaya ciktigindan bugune kadar gelmistir ve devam etmektedir.

Yenilik ise kendi icindedir.Mesela Isanin yahudiligi hristiyanliga tasimasi veya Muhammedin samanizme baska bir icerik getirmesi, bugun bile Fetullah Gulenin Islama katmak istedikleri.

Ayiklanma ise zaten yenilikle paraleldir.Cunku yeni eskiyi zamanla degistirir ve yerini alir.Boylece yeni eskinin yerine gectigi zaman eski tarihe karisir.

Din kokenli izmler tamamen nakli bakis acisina ve inanca dayanir.Ayni astrology gibi.

Zaten Ateist demekte daha once inanci inanma yonunde olan ve cesitliilik iceren ortaya ciktigindan beri de sureklilik kazanan kendi bunyesinde yenilenen ve inancin inanmasini ve nakli dusuncenin-yaratiscilik-ayiklanmasini yapmis olan bir izm degilmidir?Uygulayanlar da ist degilmidir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla 10-05-2008 08:46

Bilim pozitifdir. Gozleme dayanir, elde edilen sonuclar laboratuar ortamlarinda yenilenebilir, eger bir gozlemden elde edilen sonuc baska bir ortamda deneysel olarak yenilenemiyorsa bu sonuc bilimsel degildir. buna inancda diyebiliriz. Dini varsayimlari, laboratuar ortaminda tekrarlayabiliyormuyuz. Birak deneysel olarak tekrar etmeyi, allahi bile gozlemliyemiyoruz ki bilim olsun. gozlen ve deney yapamiyorsan bu bilim degil FILIM dir. Allahi ve dinin ortaya koydugu melek, seytan, cennet, cehennem gibi kavramlari gozlemliyebilirmisin. Hayir. Oyleyse bu bilim degildir. Ve 5 milyar insanin 4 milyar dokuzyuz milyonu allaha inaniyor diye allah var olamaz ve allahin varligi deneysel ortamda ispat edilemez.

evrensel-insan 10-05-2008 09:14

Saygideger walla;

Soylediklerini positif bilim icin kabul etsek bile; soyut ve sosyal bilimleri nasil aciklayacagiz?

Bir ornek verecek olursak, butun her kisinin pesinde kostugu dogru, iyi, guzel, v.s. kavramlarini senin positif bilimle nasil kanitliyorsun?

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla 10-05-2008 09:55

her kisinin pesinde kostugu dogru, iyi, guzel, v.s. kavramlarini senin positif bilimle nasil kanitliyorsun?

Dogru, iyi, guzel... Bunlar sifattir. Varlik degildir. Bir seyin bilimini yapmak icin onun once var olmasi gerekir. Herkez kor olsaydi GUZEL, kotuluk olmasaydi, IYI, egri olmasaydi DOGRU diye bir sifat olamayacakti. Yada Insan olmasaydi iyi guzel gogru diye birsey olamayacakti ama evrenin fizik kimya gibi yasalari calismaya devam edecekti.
Tekrar ediyorum bilim diyebilmek icin deneysel ortamda ayni sonucu elde edebilmek lazim.

evrensel-insan 10-05-2008 10:12

Sifat
 
Saygideger walla;

Sifatlar, isimleri nitelerler.Isim olmadan sifatin olmasi zaten mumkun degildir.Ama maalesef biliminde bir sifati vardir.Bu sifatin ne oldugu-olmadigi bugun bilinmedigi gibi bu sifatin bir evrensel ortak noktasi da yoktur.Bilimin karakteri, sifati, tabiati nedir?Yani niteligi nedir?

Bilim nasil bir nitelige sahiptir? Burada ben benim x ve y ye girmiyecegim, ama sonucta herhalde seninle bu yazismamiz oraya varacak.

Saygilarimla;
evrensel-insan

meaculpa 10-05-2008 10:30

""Bir kişinin etik davranışı etkin olarak sempati, eğitim, sosyal bağları ve ihtiyaçları üzerine kurulmalıdır; bunun için hiçbir dinsel temele gerek yoktur. İnsan ölümden sonra cezalandırılma veya ödüllendirilme korkusu ile sınırlandırıldığı taktirde gerçekten fakir bir yolda ilerliyor olacaktır.""

Güzel bir yazı olmuş ama özellikle yukarıdaki paragraf dikkat çekici nitelikde güzel.
Din ve bilim arasındaki savaş, yıllardır bir barışa gebe kılındırılmaya çalışılır. Kozmik dinsellikler tabirleri ile arabuluculuklar yapılmaya çalışılmışsada yüzyıllardır bilimin en barbar düşmanı dinler olmuştur.

Bilgiyi edinmeye çaılşan ve bu ugurda bir çok şeyi göze alan insanoğlu, dinsel kötü figürlerin hışmından kurtulamabilmek için asırlar boyunca türlü taktiklerle takiyyeler yapmış ve bu metodlarla var olmaya bilgiyi korumaya çalışmışlarıdr. Albert, her ne kadar eski ahitin korku dininin, yeni ahitle yani incille yumuşadıgını vurgulasada kilisenin saldıgı korku dini şablonları görmezden gelinemez boyutlarda yaşamları karartmıştır. Ortaçag karanlıgının hakim oldugu skolastik zincirler, bir çok aydının yaşamına ve çalışmalarının son bulmasına neden olmuştur. Hemen akabinde islamiyetle bir dönem nefes alınmış olsa bile nihai hesaplaşma yine bilimi, dinlerin zelil takipçisi kılmıştır. Çünkü dinler bilimi bir çok alanda etik olmamakla suçlayıp var olan halıhazırdaki bütün şirkleride ona atfetmişlerdir.

Oysa etik nedir? Yada etik olabilecek davranışların hepsinin kaynagı yanlız ve yanlız dinlerden mi peyda olur? İşte bu soruların yanıtları yukarıdaki paragrafın içinde mevcuttur. Etiksel degerler bir dinin yol göstericiligi ön koşulu ile sağlanmaz ve "sağlanmalıdır" dayatması da reddedilmelidir.

Bilimsel bir çalışmanın içinde bulundugu sürec yöntemler olarak ateist olmalıdır. Burda özne bilim adamı degil yöntem ve süreclerdir dikkat buyurunuz. Bilim adamın neye inanıp inanmadıgı , cennete gidip gitmeyecegi, buluşu karşısında şükür eda edip etmeyecegininde hiçbir önemi yoktur. Önem arzeden tek gercek; bir tanrı varlıgının NEDENSELLİKLE olan ilişkisidr. İnceledigi olgunun nedenini kafadan! tanrıya atfeden bir zihniyet, bilimsel anlamda objektiflik ilkesini ihlal edip ortaya metafiziksel ya da mistik bilimsel kavramlar çıkarır. Olay ise tam bir saçmalıga dönüşür. Bal peteklerinde, dagların zirvelerinde, göçmen kuş sürülerinde yada bir tsunumanının dalgalarının aralarında ALLAH sözcügünü arayan zihniyetler tam da bahsettigim zümreden insanları işaret eder.

Bu bahsettigizim çatışkılar, günlük yaşamdaki tanrı kavramını söküp atın mantalitesine riayet etmez. İnanclarımızda, dinimizde, felsefede, sanatta ve daha dahil etmek istedigimiz bir cok alanda bir tanrıyı var edebiliriz ama din ile tanrıyı bir araya getirmek çok da akıllıca işler sonuçlandırmaz.

Bilimin derdi bir tanrıyı bulmak değildir, dinin derdide bilimin destegiyle tanrıyı kanıtlamak olmamalıdır. Ha illa bilimsel verilerle ben tanrıyı tefekkür etmek istiyorum dersek; tamam buyur tefekkür et( bende öyle yapıyorum bir boşluk buldukça :) )ama bu çaba bilimsel bilgiye ulamsmada yöneteme hiçbirşey katmaz yani bu yöntem herhangi bir dinsel sembole bürünmez sırf biz öyle düşündük diye. Çünkü tanrının var olabildiği alan, çoğu zaman sadece duygusal dizgelerde saklıdır.

walla 10-05-2008 10:36

Saygideger Evrensel Insan
Bilim konusunu Bilim adamlarina birakalim, onlar nasil tarif ettilerse bilimi, bunu kabul edelim.
Bilimin temelinde gozlem vardir. Gozlem ise olcmeye dayanir. Allahin, melegin, seytanin, cennetin, cehennemin, ahiretin, arshin nesini olceceksin, ne agirligi var ne eni boyu, ne sicakligi, ne hareketi, ne amperi var ne voltu, ne joulu var ne wati. Bu dinsel kavramlari nasil olceklendireceksin. Eger walladan bahsediyorsak, 155 cm uzunlugunda 97 kilo agirlinginda diye deger verebilirsin, dunyanin capi 40.000 km dir yuzeyi falan metre karedir, evdeki firin 200 santigrat derecedir diyebilirsin, cehennem kac metrekare yada cehennemin sicakligi kac derece. seytanin eni boyu kilosu kac. Allahin gucu kac watt. Eger yaratmaya gucu varsa gucunun de bir olcusu olmali. Allah kac beygir gucunde. Ne dersin.

evrensel-insan 10-05-2008 11:03

Bilim adamlari
 
Saygideger walla;

Senin dedigin gibi olsun.

Bilim konusunu Bilim adamlarina birakalim, onlar nasil tarif ettilerse bilimi, bunu kabul edelim. -walla

Yalniz bu bilim adamlari hangi-evrensel olmayan-temelde bilime hizmet ediyorlar?

Bunu iyi takip etmek gerekir.Bana gore bilimsel olmak demek, gercekci olmak demektir.Somutu veren soyutu iyi algilamak demektir.Soyutu somuta indirgeyebilip, somut temelde curutebilmek demektir.Bu da ancak disaridan bakis acisiyla mumkundur.

Sonucta insanoglu VARDI ve VARSAYDI.Yani bilimde bir varsayimdir, Bir onermedir ve maalesef evrensel ispati olmayan postulatlar, aksiyomlar, maximler, sorgulanmayanlar,tarifi olmayanlar v.s. kisaca varsayimlar uzerine kuruludur.Kokeni de ya teoriye ve maalesef ya da inanca dayanir.Soyuta inanilir,varsayildigi icin; somut ise pratikte kanitlanmaya calisilir.Bu kanitlarin da garantisi dogru, degerli, v.s. gibi gene soyuta inancta biter.

Bence bilim soyuta inanc yerine-hem somutun hemde soyutun kanitlanabilmesi icin-hem soyuttan hem inanctan-ki hem inanma hemde inanmama ucu-kurtulmadikca, arinmadikca;her zaman polemik ve tartisma icerecek ve guc temelinde ustun alta hakimiyeti ozunde orgutlenecektir.Yerine gore insana ve onun insanligina her turlu somut ve soyut zarari verecek, ve sadece gucu elinde tutanlarin yonetiminde ve onlarin cikari dogrultusunda kullanilacaktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 21-11-2008 05:06

Saygideger arkadaslar;

Bu, basliktaki tum yazilanlari okumamis olanlarin; okuyacagi umuduyla.

Guncelleme

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 18-08-2009 06:23

Saygideger arkadaslar;

Guncelleme

Saygilarimla;
evrensel-insan


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:12 .