![]() |
Ergenekon Dosyasi
Bu baslik altinda Ergenekon Davasi ile ilgili gelismeleri, basinda yapilan tartismalari ve uyelerin goruslerini ortaya koymalarini amacliyorum. Bilindigi gibi Ergenekon adli bir orgutten ilk olarak Umraniye'de bir gecekonduda orduya ait kayip 27 adet el bombasinin bulunmasinin ardindan sozedilmeye baslandi. Sorusturmayi yuruten Cumhuriyet Savcisi Zekeriya Oz, olayin oldukca buyuk oldugunu soylemisti ve giderek tutuklama dalgasi yukseliyor. Su ana kadar 40 kisi tutuklanmis durumda. Tartismaya dava hakkinda bulabildigim en iyi ozeti vererek basliyorum. Milliyet Gazetesinden Gokcer Tahincioglu davadaki gelismeleri soyle ozetlemis:
---------------------------------------------------------- A'dan Z'ye Ergenekon Türkiye son 2 yılda yapılanmaları öncekilerden farklı çeteler ile beklenmedik olay ve cinayetlere tanıklık ediyor. Ergenekon operasyonu da bunlardan birisi. Ergenekon, kimine göre, “laikleri sindirme operasyonu”. Bazılarına göre ise, “Derin devletin açığa çıkartıldığı bir operasyon.” İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından yürütülen soruşturma, son gözaltılarla tartışma yarattı. “Ergenekon” ismi ilk kez NATO’nun kontrgerilla örgütlenmesi olarak bilinen ‘Gladio’nun Türkiye’deki yapılanması şeklinde gündeme geldi. Özel Harp Dairesi olarak da bilinen yapılanmanın, siyasetçilerden bilim adamlarına, medya mensuplarından hukukçulara kadar uzandığı iddiaları sürekli gündemde kaldı. Ergenekon yapılanmasını ayrıntılarıyla anlatan ilk kişi Tuncay Güney adlı bir gazeteci oldu. 2001’de İstanbul Emniyeti’nde ifade veren Güney’in, ‘Ergenekon’ ve ‘Lobi’ yapılanmalarından söz ettiği ve Emekli tuğgeneral Veli Küçük başta olmak üzere, operasyon kapsamında tutuklanan çok sayıda kişinin ismini verdiği biliniyor. Danıştay saldırısı Ergenekon operasyonunun ipuçları, ilk olarak Danıştay 2. Daire’ye yönelik silahlı saldırının ardından belirdi. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren avukat Alparslan Arslan ve saldırı için Ankara’ya gelen diğer sanıkların, Cumhuriyet gazetesine farklı tarihlerde 3 kez bomba attıkları da anlaşıldı. Saldırılan azmettiricisi olarak emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in ismi ortaya atıldı. İstanbul’da saklandığı villada intihara teşebbüs etmesinin ardından yaralı olarak gözaltına alınan Tekin’in, JİTEM’in kurucusu Binbaşı Cem Ersever’in sınıf arkadaşı olması, Susurluk skandal ‘isimlerinden’ Veli Küçük ve avukat Kemal Kerinçsiz’le çekilmiş fotoğrafları ortaya çıktı. Ancak, saldırının arkasında ‘ulusalcı yapılanma’nın olduğu iddiaları, Tekin’in serbest bırakılmasıyla rafa kalktı. BİRİNCİ DALGA: Ümraniye’deki *bombalar Saldırılara yönelik dava sürürken, İstanbul Ümraniye’deki bir gecekonduda bulunan 27 el bombasının Cumhuriyet gazetesine atılanlarla aynı seriden olduğu anlaşıldı. Soruşturma, özel yetkili Savcı Zekeriya Öz’e devredildi. 12 Haziran 2007’de gecekonduda yaşayan Mehmet Demirtaş ve Ali Yiğit, bombaların emekli Astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğunu söyledi. İsmi Tekin’le gündeme gelen Yıldırım tutuklandı. Demirtaş ve Yiğit, bombaların nereye konulduğunu kontrol etmeye gelenler arasında Tekin’in olduğunu söyledi. Böylece operasyonun ‘1. dalgası’ olarak yorumlanan süreç başladı. Savcı Öz, bombalar için “hurda” diyen Tekin ile Danıştay soruşturmasında adı geçen emekli Astsubay Mahmut Öztürk’ü gözaltına aldı. Tekin ve Öztürk’ün ardından Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk, Eskişehir’deki evinde 11 kilogram patlayıcı ve suikast silahı bulunan emekli Binbaşı Fikret Emek, emekli Yüzbaşı Gazi Güder, Siyasi Ekonomik Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi (SESAR) Başkanı İsmail Yıldız, Fuat Ermiş tutuklanarak cezaevine gönderildi. Gözaltına alınan Ayşe Asuman Özdemir, emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ergenekon ve Lobi Tutuklananların evlerinde yapılan aramalarda, ‘Ergenekon’ ve ‘Lobi’ isimlerinin geçtiği belgeler bulundu. Oluşumun, darbe hazırlığı yaptığı iddia edildi. Bursa’daki bir eve yapılan baskında da çok sayıda patlayıcı ve silah bulundu. Bunun üzerine Tekin’in arkadaşı da olan Muzaffer Şenocak ile Aydın Yüksek tutuklandı. VKGB soruşturması Haziran 2007’de İstanbul odaklı süren bu gelişmeleri, Ankara’da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi’ne (VKGB) yönelik başlatılan soruşturma izledi. İsmi ilk kez Alparslan Arslan’ın üzerinde bulunan bir kimlik kartı ile gündeme gelen derneğin başkanı Taner Ünal ve dernek üyeleri tutuklandı. Asker ve polis bağlantılı olduğu iddia edilen derneğin, Türkiye genelindeki bazı eylemleri organize ettikleri ve Ergenekon yapılanmasıyla paralel hareket ettiği öne sürüldü. İKİNCİ DALGA: Yazar Poyraz’a tutuklama Ergenekon’da birinci dalga tutuklamalar, gözaltılar olurken, Genelkurmay Askeri Savcılığı da ele geçirilen askeri mühimmat nedeniyle soruşturma başlattı. 2007 Temmuz ayı boyunca, tutuklanan isimler hakkında dava açılması beklendi. Ancak Savcı Öz, operasyonun daha büyük kapsamlı olduğunu, Temmuz ayı sonunda verdiği gözaltı talimatlarıyla gösterdi. Operasyonun ‘2. dalgası’ olarak nitelendirilen bu süreçte, Yazar Ergun Poyraz, Akın Birdal’a yönelik suikast sırasında ismi gündeme gelen ve ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın adamı olarak da tanınan Mete Yalazangil tutuklanarak cezaevine konuldu. ÜÇÜNCÜ DALGA: Veli Küçük’ün evinden çıkan dokümanlar Ümraniye soruşturmasına yönelik büyük tartışmalar, operasyonun ‘3. dalgası’ olarak nitelendirilen süreçte gelişti. Aralık 2007’de, 2006’daki Necip Hablemitoğlu suikastinde adı geçen İbrahim Çiftçi’nin öldürülmesinde kullanılan el bombasının, Ümraniye’de bulunanlarla aynı seriden olduğu ortaya çıktı. Bu gelişmenin ardından, emekli Tuğgeneral Veli Küçük gözaltına alındı. 26 Ocak 2008’de Küçük’le birlikte, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ, avukat Kemal Kerinçsiz, gazeteci Gülay Kömürcü, Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan, ‘Drej Ali’ olarak tanınan Ali Yasak ve Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da aralarında bulunduğu 31 kişi gözaltına alındı. Tekin ile fotoğrafları kamuoyuna yansıyan Veli Küçük’ün evinde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden, Ergenekon yapılanmasına, Lobi örgütlenmesine kadar çok sayıda gizli döküman bulundu. Küçük, dökümanları, ‘kişisel merakından dolayı’ sakladığını öne sürdü. DÖRDÜNCÜ DALGA: Ertekin’in evinde Glock marka silah Operasyonun 4. ayağına Şubat 2007’de başlandı. ‘Askeri darbe hazırlıklarına yönelik’ bilgisayar kayıtlarıyla gündeme gelen Doç. Ümit Sayın ile Doç. Emin Gürses, Semra Özal’ın kuyumcusu olarak bilinen Hayrettin Ertekin, gazeteci Vedat Yenerer ve kapatılan Noel Baba Vakfı’nun kurucusu Muammer Karabulut tutuklandı. Ertekin’in evinden Glock marka silah bulundu. BEŞİNCİ DALGA: İlhan Selçuk’a *şafak baskını Bitti denilen operasyonun, 5. ve en çok ses getiren ayağı ise İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ve Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi, yazar İlhan Selçuk’un da aralarında bulunduğu 13 kişinin gözaltına alınmasıyla gerçekleştirildi. Perinçek’in örgütün manifestosunu yazdığı, Selçuk’un üyesi olmamasına rağmen örgütün eylemlerini desteklediği, Alemdaroğlu’nun da darbe planlamasının içinde olduğu iddia edildi. Tutuklanan 40 kişi * Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan 40 isim şöyle: Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli Astsubay Oktay Yıldırım, emekli Astsubay Mahmut Öztürk, emekli Binbaşı Fikret Emek, emekli Yüzbaşı Gazi Güder, ele geçirilen 27 el bombasının bulunduğu gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş, eski polis memuru Muzaffer Şenocak, eski polis memuru Aydın Yüksek, işadamı Kuddusi Okkır, Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk, Kuvay-i Milliye Derneği üyesi Fuat Ermiş, SESAR araştırma kuruluşu Başkanı İsmail Yıldız, yazar Ergun Poyraz, ADD eski yöneticisi Asuman Özdemir, DYP Kadıköy İlçe Sekreteri Mete Yalazangil, emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk, eski Uzman Çavuş Muhammet Yüce, Kuvay-i Milliye Derneği Teşkilet Başkan Yardımcısı Kahraman Şahin, Kuvay-i Milliye çaycısı Erol Ölmez, özel büro sorumlusu Erkut Ersoy, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, avukat Kemal Kerinçsiz, Susurluk sanığı Sami Hoştan, Kuvay-i Milliye Derneği Teşkilat Başkanı Hüseyin Görüm, Kuvay-i Milliye Derneği Yöneticisi Oğuz Alpaslan Abdülkadir, Kuvay-i Milliye 1919 Derneği Pendik Şube Başkanı Hüseyin Gazi Oğuz, Türk Ortodoks Patrikhanesi basın danışmanı Sevgi Erenerol, Kuvay-i Milliye Derneği üyesi Abdullah Arapoğlu, işadamı Levent Kara, yazar Ümit Oğuztan, Türk İntikam Tugayı (TİT) üyesi olduğu öne sürülen Vatan Bölükbaşı, Doç. Dr. Ümit Sayın, Doç. Dr. Emin Gürses, Doç. Dr. Orhan Tunç, Semra Özal’ın kuyumcusu Hayrettin Ertekin, gazeteci Vedat Yenerer, Noel Baba Vakfı Başkanı Muammer Karabulut, Abdulmuttalip Tongar, Selim Akkurt. İki isim daha sorgulanacak Ergenekon yapılanmasının, Hrant Dink suikastından, Cumhuriyet gazetesi ve Danıştay saldırılarına kadar çok sayıda eylemi organize ettiği öne sürülüyor. Bu iddialarla, tutuklananlar arasında savcılığın nasıl bir bağlantı kuracağı ise iddianameyle anlaşılacak. Geçtiğimiz hafta, organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Susurluk davası hükümlüsü Yaşar Öz ile Akın Birdal suikasti sanığı Semih Tufan Gülaltay’ın ifadesine başvuran Savcı Öz’ün önümüzdeki hafta, Danıştay saldırısı sanıkları Arslan ile Osman Yıldırım’ın ifadelerini alması bekleniyor. Yıldırım’ın avukatı Mehmet Ener, daha önce, müvekkilinin saldırının Ergenekon’la ilgili olduğuna yönelik kendisine beyanda bulunduğunu, ancak, bunları duruşmada anlatmadığını söylemişti. Tahincioglunun Milliyet'teki yazisi |
Re: Ergenekon Dosyasi
Son operasyonda gozaltina alinan Dogu Perincek ile birlikte Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ferhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat, ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever tutuklandilar.
Dogu Perincek tutuklandi - Milliyet Sorusturmayi su anda 3 savci yurutuyor. Sorusturmayi yuruten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, benimde sert sekilde karsi ciktigim operasyonun gece yarisi yapilmasini eszamanlilik istegi dolayisiyla savciligin izniyle yapildigi seklinde acikliyor. Bu arada operasyonun sonuna yaklasildigini, dava dosyasindaki bilgi ve belgelerin ise yuzbinlerce sayfa tuttugunu soyluyor. http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=149004 Star gazetesinin mansete tasidigi ve Kemal Alemdarogluna ait oldugu soylenen sozler ise inanilmaz: "Bu isler kansiz olmaz". http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=148830 |
Re: Ergenekon Dosyasi
bütün türk ve türkiye düşmanları zil takıp oynasınlar bakalım başka ne diyeyim
|
Re: Ergenekon Dosyasi
osiris,
* * * Senin gorusunde olmayanlarin, turk ve turkiye dusmani olduklari sonucuna nasil variyorsun anlayamiyorum. Herkes yasadigi ulkeyi en iyi sartlarada olmasini ister. Bu, hem kendini hem de gelecek nesilleri etkileyebilecek bir duzeye ulasma amacina degisik oneriler olmasi gayet normaldir. Bir gorusun aksini savunmak senin icin vatan hainligi olabilir, ama inan ki, ben esas boluculugun, senin zihniyetinde olanlarin yaptigini dusunuyorum. Irkcilik, irkcilik doguracaktir. Nitekim, baskiyla sindirme politikasi hicbir yerde basarili olmadi ve olmayacaktir. Insanlara kardes gozuyle bakmak, irkini,cinsini, dilini, dinini, gormenize mani olacaktir. kardeslik ve birlik icinde yasamaya, musamaha ve hosgoru sonucu ulasilabilir. Bas ezmek, yok etmek, degil, insan gibi davranabilmek bu kardesligi saglayacaktir. |
Re: Ergenekon Dosyasi
İşçi Partisi, Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılara ilgili başlatılan "Ergenekon" soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında, "suç ve suçlu imal etme girişiminde bulunma" ve "görevi kötüye kullanma" iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.
İşçi Partisi'nin suç duyurusu dilekçesi, parti Genel Sekreteri Nusret Senem tarafından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) verildi. Senem, burada yaptığı açıklamada, soruşturmanın Tuncay Güney isimli kişinin emniyet yetkililerine verdiği "uydurma belgeler" üzerine başlatıldığını öne sürdü. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan kişilere, İşçi Partisi ve parti Genel Başkanı Doğu Perinçek'in aleyhinde, asılsız suçlamalar içeren sorular yöneltildiğini iddia eden Senem, bu yolla partilerinin yıpratılmaya çalışıldığını kaydetti. Senem; "Tuncay Güney'in CIA ve MOSSAD ile bağlantıları bulunan ve bu kuruluşlar adına çalışan, Siyonizm'in övüldüğü kitaplar yazan bir kişi olduğunu" iddia ederek, "Savcı Öz'ün şüphelilere sorduğu uydurma Ergenekon belgelerinin sahibi Ermeni, Hristiyan ve Siyonizm sevdalısı. Bu kişi, görüldüğü gibi Müslüman ve Türk düşmanıdır. Savcı Öz'e hayırlı olsun" dedi. http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay...y&idhaber=1006 http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay...y&idhaber=1017 http://www.haberler.com/avukat-turgu...kkinda-haberi/ http://www.haberler.com/kerincsiz-ve...rindan-haberi/ Eski bir hikayeyi ısıtıp önümüze koydular ve dinci oligarşiye mualefet edeni ergenekona sarıp içeriye aldılar.8 aydır iddaname yok mahkeme yok. Alpaslan Aslan şeriatçı ,şeriat isterim diye bağırıyor ,şeriatçımıymış bu çete acaba? |
Re: Ergenekon Dosyasi
VE TUNCAY GÜNEY SAHNEYE ÇIKTI, HEM DE HAHAM OLARAK
- Tuncay Güney yıllar önce Samanyolu Televizyonunda talk şov yapan bir kişiydi. Bu kişinin evinde, bugün Türkiye’yi sarsan olaylar zincirinin “ERGENEKON”un halkasına nasıl ulaşmıştı... GASTECİ.COM'UN NOTU: HOCAEFENDİ'YE AİT KASETLERİ İLGİLİ YERLERE VEREN KİŞİDİR. HURRİYET Saygı ÖZTÜRK YAZIYOR Adı Tuncay Güney… 2001 yılında evine yapılan baskında bilgisayar kayıtlarında çok özel bir belge bulundu… Belgenin adı şuydu: ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ (GİZLİ) O dönem polis, olayın üzerine gitti sorgulamalar yapıldı, ifadeler alındı. Ve aradan yıllar geçtikten sonra ERGENEKON LOBİ ÖRÜTLENMESİ GİZLİ RAPORU, evinde Ümraniye’de evinde el bombaları bulunan Astsubay Oktay Yıldırım’ın bilgisayarında ortaya çıktı. Yine aynı rapordu: ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ Polis olayın üzerine gidince aynı rapor, bu sefer Danıştay saldırısında adı geçen Muzaffer Tekin’in evinde bulundu. Ve bugün, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına kadar uzanan soruşturmaların kaynağının ilk kez Tuncay Tuncay Güney fotoğrafını Türk basınında ilk kez hurriyet.com.tr yayınlıyor. Güney’in evinde bulunan bu belge olduğu anlaşıldı. Saygı ÖZTÜRK araştırdı, Kanada’nın Toronto kentinde Tuncay Güney’i buldu. Ancak inanılmaz bir gerçekle karşılaştı. Bir zamanlar Fethullah Gülen’in Samanyolu TV’sinde talk şov yapan Tuncay Güney’in şimdi Kanada’da bir sinagogda hahamlık yaptığı ortaya çıktı. Böylece belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez askerin, tarikatın ve hahamlığın bir arada bulunduğu karma karışık bir olaylar zinciri ortaya çıktı. Ankara şu anda en derin istihbarat faaliyetlerinden MOSSAD’a kadar uzanan iddialarla çalkalanıyor. Şu soru hala cevap bulamadı: - Bu kadar hassas bilgilere Samanyolu TV’de talk şov yapan Tuncay Güney nasıl ulaştı? - Veli Küçük’le ne ilgisi vardı? - Nasıl Toronto’ya gidip sinagogda haham olabildi? Türkiye’yi sarsan Ergenekon Soruşturmasının ilk sinyalini veren Tuncay Güney, Gazeteci-yazar Saygı Öztürk’e konuştu İNANILMAZ OLAYLAR ZİNCİRİNİN DERİN HALKALARI!.. Şu anda meslek hayatımda bu kadar karmaşık ve bu kadar toz-duman arasında arap saçına dönmüş olayları çözmeye çalıştığım bir dönemi hatırlamıyorum… Sevgili okurlar, Olaylar gerçekten inanılmaz soru işaretleri barındırıyor. Ve yargının, Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturmasına bir zarar vermemeye özen göstererek, daha açık bir deyişle, soruşturmanın Türkiye için, demokrasi için selametle sonuçlanmasını umarak ulaştığım sonuçları ve soru işaretlerini bütün çıplaklığıyla aktarıyorum. Önce şu soru: - Tuncay Güney yıllar önce Samanyolu Televizyonunda talk şov yapan bir kişiydi. Bu kişinin evinde, bugün Türkiye’yi sarsan olaylar zincirinin “ERGENEKON”un halkasına nasıl ulaşmıştı… Evindeki bilgisayarda, gizlilik derecesi yüksek olduğu varsayılan “Ergenekon Lobi Örgütlenmesi- Gizli” raporu ne arıyordu? Bütün bu soruları hem Tuncay Güvey’e sordum, hem de güvendiğim kaynaklardan araştırdım. Peki Tuncay Güney, nasıl Kanada’nın Toronto kentine kadar gidip orada Sinagog’da nasıl rabay olarak görev alabildi? Tuncay Güney kendi ağzından ne diyor: “Elhamdülillah ben Müslüman değilim. Ama bu benim İsrail ajanı olduğumu, İsrail'e çalıştığımı göstermez. Ben Musa’nın kitabına inanıyorum ve mesihi bekleyenlerdenim.” İşte sevgili okurlar, Doğrusu inanılacak gibi değil. Türkiye’de Samanyolu televizyonunda bir dönem talk şov yapan Tuncay Güney… Bilgisayarında Türkiye’nin en karanlık ilişkilerinin iddia edildiği Ergenekon Lobi Örgütlenmesi gizli raporu bulunan yine o Tuncay Güney… Veli Küçük’ü tanıyan, “en az 100 defa görüşmüşüzdür” diyen Tuncay Güney… Kuzey Irak’a gidip Barzani ve Talabani’yle görüşen ve Diyarbakır’a döndüklerinde dönemin Emniyet (sonradan suikasta kurban gitti) Gaffar Okkan’la bağlantıya geçen yine Tuncay Güney… Ve şimdi kendi ağzından Toronto’ya gidip Sinagog’de görev yaptığını ve Musa’nın kitabına inandığını söyleyen Tuncay Güney… Hadi bakalım çıkın işin içinden… Bu kadar karmaşık olaylar zinciri nasıl açıklanabilir? Şu anda olayı soruşturan Cumhuriyet savcısının ne kadar zor bir soruşturma içinde olduğu bile bilgi karmaşıklığından anlaşılıyor. Sevgili okurlar şimdi size son olarak şunu aktarabilirim: -Tuncay Güney çok önemli bilgiler veriyor. İfadesindeki bazı detayları ise reddediyor. Güney’in anlattığı bazı detayları ise soruşturmaya olumsuz bir etki yapmasın diye şimdilik yayınlamıyorum… Ankara’daki bu inanılmaz gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim… 21.Mart.2008 14:31:12 |
Re: Ergenekon Dosyasi
Cumhuriyet 24.03.2008
GÜNDEM MUSTAFA BALBAY 'Temiz Eller' mi? 'Anti-AKP Temizliği' mi? Erdoğan , ayrıntılarını yargıdan değil, çete medyasından öğrendiğimiz Ergenekon soruşturmasını İtalya'daki "Temiz Eller" operasyonuna benzetti. Erdoğan'ın yaptığı hiçbir şey bize benzemediği için, bunu da dışarıdaki bir olaya benzetmesi doğal. YÖK'te Malezya modeli, ekonomide dolar şeyhleri modeli, anayasada Venedik modeli... Bindik bir gondola, dola babam dola, gidiyoruz! Sanırız Başbakan Venedik demişken, Roma'ya uğrayıp, Temiz Eller operasyonunu gündeme getirdi. Her şeyden önce Temiz Eller operasyonu; siyasetin tepesine çöreklenmiş, çıkarcı grupların temizlenmesiydi. Temiz Eller, İtalyancasıyla "Mani Pulite" 1992 yılında başladı, İtalya koşulları içinde gidebildiği yere kadar gitti. Milanolu savcıların başlattığı hareketin sembolü, güçlendirilmiş yetkileriyle, Antonio di Pietro idi. Savcı Pietro'nun cesur adımları sonucunda mahkeme karşısına çıkarılanların kısa dökümü şöyleydi: 4 başbakan, 25 bakan, 100 üst düzey bürokrat, 400 milletvekili... Operasyonun hedefi, devleti her türlü kirli işten arındırmaktı. Birinci hedef şuydu: Yolsuzluklar! *** Başbakan'ı, İtalya'daki bu operasyonu bir bütün olarak tümüyle ele almaya çağırıyoruz. Türkiye'deki operasyonlar ne durumda? Erdoğan'ın söylediği "devleti çetelerden temizleme, yolsuzluklardan arındırma" iddiasıyla başlatılan operasyonların sonuca ulaşmasını biz de yürekten isterdik. Temiz devlet beraberinde temiz toplumu da getirir, umudunu yeşertirdik. İki örnek verelim... Mayıs 2006... Darbe yapmaktan Başbakan'a suikast düzenlemeye kadar her türlü eylemi planlamış, krokiler çıkarmış "Atabeyler çetesi" yakalandı... Çetenin, hükümeti düşürmeyi hedeflediği açıklandı. Bir dizi tutuklama... Bugün bu "çete" ile ilgili cezaevinde tek kişi yok! Temmuz 2005... Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Aşkın , "çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan" tutuklandı. Evi, bir terörist hücresi gibi basıldı, arandı. Hakkında tam 3 bin yıl hapis istemiyle dava açıldı. Prof. Aşkın'la birlikte tutuklanan üniversitenin Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı intihar etti. Aradan aylar geçti, 3 bin yıl hapsi istenen Prof. Aşkın beraat etti! Buna benzer pek çok soruşturma var. *** Gazetemizin imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk , sabaha karşı gözaltına alındı, sabaha karşı serbest bırakıldı. İlhan Selçuk'un gözaltında olduğu saatlerde Başbakan'ın yaptığı "Temiz Eller" konuşmasının bizde çağrıştırdıklarını aktardık. Temiz bir toplum, yolsuzluklardan, yasadışılıklardan arındırılmış bir devlet bizim de özlemimiz. Başta İlhan Selçuk olmak üzere Cumhuriyet gazetesinin varlık nedenlerinden biri... Ancak, ortada henüz iddianamesi bile bulunmayan bir olayla ilgili böylesine iddialı konuşan Başbakan'ın tutumu ve önceki operasyonlar, aklımıza şu ikilemi getiriyor: Yapılan gerçekten temiz eller operasyonu mu yoksa AKP hükümetini rahatsız eden kişileri, kurumları etkisizleştirme operasyonu mu? Bu sorunun peşini bırakmayacağız! |
Re: Ergenekon Dosyasi
Evet, Turkiye'de de ayni Italya'da oldugu gibi siyasetin tepesine coreklenmis bir tur cikar grubu var. Italya'da 4 basbakan, 25 bakan, 100 ust duzey burokrat mahkeme karsisina cikarilmis. Bu bir Gladio orgutunun temizlenmesiydi. Turkiye'de de ayni seyin yapilmasi gerekiyor. Daha once Susurluk davasi ile bazi seyler ortaya cikacak gibi gorundu ama olayin kucuk bir cete orgutlenmesinin cok daha otesinde oldugundan olsa gerek, ceteler ellerini kollarini sallayarak gezmeye devam ettiler.
O zaman "devlet icin kursun sikan aslanlar" vardi, simdi de "vatan askindan oluyoruz" diye bagiran, gercekte halkina sadece baskiyi ve teroru layik goren bir takim tehlikeli adamlar. Bu operasyonun nerelere kadar uzyanacagini bilemiyorum, ama umarim bir kismi bile olsa ortaya cikar. Bunlar temiz bir toplum, seffaf bir toplum istemiyorlar. Cirkinliklerini "vatan askimiz" hamasetiyle ortmeye calisiyorlar sadece. Elbette AKP davasi da Ergenekon davasi da karsit guclerin yargiyi kullanma cabasi olarak degerlendirilebilir. Nitekim Ulusalcilara gore AKP kapatma davasinda savci hukuku uyguuyor, Ergenekon davasinda ise savcilar AKP'nin oyuncagidir. AKP'ye gore ise kapatma davasi siyasal bir davadir, milletin iradesine karsi saldiridir, Ergenekon davasi da temiz toplum icin suren bi hukuk ornegidir. Yarginin bagimsiyligi konusunda her zaman suphe duymus olsam da, yine de bu davalarin bu kadar basit olmadigina inaniyorum. Salt kendi ideolojik anlayisina uymadigi icin acilan bir davayi "soytarilik" diye degerlendirmek ise Kemal Alemdaroglu gibi dini butun, akli yarim olanlara ait olsun. Onemli olan ideolojik saplantilar degil, gerceklerdir. Ortada bir suru cinayet, suikast, bombalar, gecmisten beri karanlik islerin icinde olmus adamlar var. Halk, ideolojik yonlendirmeler degil gercekleri ogrenmek istiyor. Bir takim onyargilarla A kisisi papazmis, B kisisi zaten ulusalciymis diye degerlendirme yapilmaz. Kisinin neci oldugu degil, somut olaylar ilgilendirir bizi. Burdan bakip akliselimle anlamaya calisalim olaylari. IP'in actigi dava onemli degil. Bu tur davalarda hep boyle karsi davalar acilir. Onemli olan ellerinde kanitlar olup olmadigi. Muhtemelen kendileri de actiklari davalardan birsey cikmayacagini biliyorlar. Sirf haber olsun, kamuoyu olsun vb. amaciyla dava acip sonra da haber yapiyorlar. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Ergenekon davasi ile ilgili olarak gozaltina alip birakilan Ilhan Selcuk'in ilk yazisi Cumhuriyet gazetesinde basyazi olarak yayinlandi. Selcuk, yazisinda ayni AKP'lilerin kapatma davasina yaklastiklari gibi yaklasiyor. Hukumetin davayi etkilemeye calistigini ileri suruyor.
Bu arada Cumhuriyet gazetesinin bu surece gelinene kadar Ergenekon davasi ile hicbir habere yer vermedigini de belirtmekte yarar var. Son surecte Ergenekon davasinin Cumhuriyet'in temel konularindan bir olacak mi, bunu gorecegiz. ------------ İktidar ve Yargı... *- Ilhan Selcuk Türkiye’de bugün iki dava ülkenin geleceğini belirleyecek kadar önem kazanmış gibidir. Bunlardan biri ’Ergenekon Çetesi’ ya da dosyası diye vurgulanıyor, öteki ’Kapatma Davası’ diye anılıyor. ’Kapatma Davası’nın boyutları, içeriği, yapısı, davalıları bilinmektedir. Çünkü iddianamesi yazılmıştır, yetkili mahkemesine verilmiştir; yargıçların dile getireceği hukuk konuşacaktır; sonucu beklemek gerekir. ’Ergenekon Dosyası’ ise henüz ilk tahkikat aşamasındadır. Deliller toplanmakta, dava dosyasındaki belgeler üzerinde çalışılmaktadır. Şüpheli ya da zanlıların saptanması süreci yaşanmaktadır; davanın niteliği, içeriği, boyutları, sınırları, sanıkları zamanla kesinleşecektir. Kuşkusuz bu konuda kararı verecek olan görevli savcıdır. Gerçekte yasalarımıza göre ilk tahkikat gizlidir, açıklanması yasaktır; ama, medyamız doludizgin siyasal yorumlarla Ergenekon soruşturması üzerine demediğini bırakmamaktadır. **** Ancak daha da "vahim" bir tablo ortaya çıkmıştır. Demokrasilerde üç erk olduğu biliniyor: Yasama - yürütme - yargı. Yargının tümüyle bağımsız ve tarafsız olması çağdaş demokrasilerde temel kuraldır. ’Yürütme’ nin, başka deyişle hükümetin, bir başka söyleyişle de siyasal iktidarın yargı bağımsızlığını ’ihlal’ etmesiyle demokratik devlet düzenini kökünden sarsacağı biliniyor. Bu girişime yönelen bir siyasal iktidar meşruiyetini kendi elleriyle baltalamaya yönelmiş olur. Oysa bugün Türkiye’de görülen tablo nedir? AKP iktidarı yargı bağımsızlığına karşı adeta bir savaş açmıştır. **** Ancak "Kapatma Davası"na karşı AKP Hükümeti’nin ve cephesinin savaş tamtamlarını çalması, Başsavcı’ya saldırmayı yoğunlaştırması, hukuk sürecini kesintiye uğratmak için anayasayla bile oynamaya kalkması olayın bir yüzüdür. Olayın öteki yüzü belki daha sakıncalı bir tutum sergiliyor. Hükümetin Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan , Ergenekon dosyasında yine ’taraf’ rolü oynamaktadır; yargıyı yine etkilemeye çabalamaktadır. Tutumu ve konuşmalarıyla, AKP lideri, ’Kapatma Davası’nı ortadan kaldırmaya çabalarken Ergenekon konusunda sonuna dek soruşturmayı destekleyeceğini açıkça söylemektedir. Oysa Başbakan’ın Ergenekon soruşturmasında destek olması, tahkikatı yürüten savcılığı da müşkül duruma düşürmektedir; sanki yukardan talimat ya da baskı üzerine soruşturmayı yürüttükleri sanısına veya suçlamasına yol açmaktadır. Sonuçta Başbakan Recep Tayyip’in konuşmaları ve davranışları, soruşturma dosyası üzerinde savcılığı tedirgin edecek bir şaibeyi türetmek ve ortamı yaratmak işlevini göstermektedir. **** Ergenekon Dosyası’nı oluşturan şüphelilerin sivil ve asker kapsamında gittikçe çoğalan ve daha da artacak gibi görünen listesindeki adlarla Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarındaki üslup yan yana getirilip AKP iktidarının yargıyı etkileme yolundaki pervasızlığı da buna eklenince sonucu adaletin hayrına yorumlamak olanaksızlaşıyor. AKP iktidarı yargıyı rahat bırakmalıdır. İster Ergenekon dosyası olsun, ister kapatma davası olsun, bu kurala titizlikle saygı gösterilmelidir. İktidar yargıyla oynamaya başlamak hevesine kapıldı mı ülkede ne huzur kalır ne de istikrar... Türkiye’yi bugün bu huzursuzluk baştan sona sarmıştır." Cumhuriyet, Basyazi |
Re: Ergenekon Dosyasi
Ulusalci kesimden Fehmi Koru'nun yazilari yuzunden Ilhan Selcuk'un gozaltina alindigina dair iddialar ortaya atilinca Fehmi Koru, buna bir cevap yazdi. Tabii bu iddianin gercek olduguna hic ihtimal vermiyorum. Hadi halk koyun gibi oy veriyor, savcilar da mi koyun gibi adam topluyor. Ancak Fehmi Koru'nun yaptigi is de herkese acayip gelecek cinsten. Konuyu yakindan izleyen, kitap yazan meslektas kimdir anlayamadim ama onun araciligiyla yeni isimler falan veriyor. Daha dogrusu isimlerinin bas harflerini veriyor. Ilk uc isimden ikincisinin ve ucuncusunun bas harflerini bu "kitap yazan arkadasi" vermis. Sirada ilk isim var, yani cetenin basi. Ne diyeyim bilemedim. Dava degil ama dava hakkinda yazanlar komik bir hal almaya basladilar gibi geliyor bana.
Iste Fehmi Koru'nun yazisi: Huzurum kaçmaya görsün - *Fehmi Koru İlhan Selçuk salıverildi, bana saldırılar ise devam ediyor. Çok ilginç bir dönemden geçtiğimizi artık hepimiz biliyoruz; özellikle de İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu'nun 'Ergenekon operasyonu' kapsamında gözaltına alınmaları hepimizin gözünü açmış olmalı. Polisler evine geldiğinde çay ikramına nail olmuşlar İlhan Bey'in, savcılar da mahkemeye sevk etmeden kendisini salıvermişler. İlk gün yansıtıldığı kadar ayağa kalkmayı gerektirecek bir şey yokmuş sizin anlayacağınız... 83 yaşındaki bir yazarın gecenin bir vakti evinden alınması hoş bir şey mi? Elbette değil. Daha nazik ve kamu vicdanını rencide etmeyecek bir yöntem bulunabilirdi. Gözaltının uzamaması, tutuklama ihtiyacı duyulmaması rahatlatıcı. Savcılar bilmek istediklerini öğrenmiş, ipuçlarını birbirine bağlayacak irtibatları kurabilmişler midir? Bilmiyorum. Tıpkı son günlerde yazılarıma sıkça konuk ettiğim İlhan Selçuk'un gözaltına alınacağını bilmediğim gibi. Tıpkı daha önce gözaltına alınanlarla ve bundan sonra alınabileceklerle ilgili hiçbir bilgim ve ilgim olmayışı gibi... Kendileri olsa bu durumdan yararlanmaya kalkışırlardı. Geçmişi hatırlayın: Yazarlarından bazıları politikacılar ve devlet görevlileriyle ilgili iddialarda bulunur, ısrarla işin peşini takip ederlerdi; sonunda göz altına alınırsa politikacı veya memur, "Bizim sayemizde" diye başlık atarlardı. Yaşa saygı da yoktur bunlarda; torun-torba sahibi nice insanı zindanlara attırdıkları için övündükleri bilinir... Yaşlı birini zor durumda görmek, yaşını başını almış kişi ne kadar yanlış işler yapmış olursa olsun, bizleri huzursuz eder. "İlhan Selçuk gözaltında" haberi beni çok mutsuz etti. Bir yandan bu mutsuzluğu, bir yandan da buna sebep olduğum iddiasının rahatsızlığını yaşattılar bana; esas kahrolduğum bu... İlhan Selçuk dikkatle izlenmeyi hak eden yazılar yazıyor. Ben de burada fırsat düşürüp yazdıklarını değerlendiriyorum. Sadece ben değil, medyada İlhan Selçuk'u yakın takibe almış pek çok meslektaş var, onlar da yazıp duruyorlar. O da kendisine takılanlara bazen cevap veriyor. Türk basınında bugüne kadar hep olduğu gibi. Birdenbire şunu anladık: İlhan Selçuk hakkında yazı yazılmaması gereken dokunulmaz biriymiş... Televizyon ekranlarından, "İlhan Selçuk'umuzu ihbar ettiler" diye bağıranlar herhalde bu kanaatte olmalılar. Ne yapmışım ben? İlhan Selçuk'la ilgili yazı yazma dışında? O yazılarda kendisinin yazdıklarının satır aralarını deşifre etmeye çalışmışım. Afedersiniz de, 'Ergenekon' gibi bir dosyayı elinde bulunduran savcı yazımı okuyup "Haydi, İlhan Selçuk'u da içeriye alayım" mı demiş oluyor? Ben yazıyormuşum, savcılar göz altına alıyormuş... Bunu iddia eden nasıl bir kafadır yahu? Aslında bu soruyu sormamam gerektiğini biliyorum. Çünkü bu tür olayların nasıl cereyan ettiğinin farkındayım. Durumdan vazife çıkarmak nedir, haberdarım. Gözaltıyla birlikte dikkatlerin bir-iki isim üzerinde yoğunlaştırılması elbette masum bir davranış değildi; masum olmadığı için de yukarıdaki sorularımı sorulmamış kabul edebilirsiniz. Biliyorsunuz, geçmişte Milli Güvenlik Kurulu'nda görev yapmış kuvvet komutanı düzeyindeki bazı subaylar emeklilik sonrası Cumhuriyet Gazetesi Vakfı yönetimine girdiler. Bunlardan biri Aytaç Yalman, diğeri Şener Eruygur... Şener Eruygur aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneği'nin de başkanı. Bu arada yine eski komutanlardan Doğu Silahçıoğlu da Cumhuriyet'e yazılarıyla sürekli katkıda bulunuyor. İlhan Selçuk'un böyle bir dost çemberine rağmen gözaltına alınabilmesi esas hayret sebebi olmalı. Ergenekon konusu ne zaman açılsa hemen tepe yöneticiler akla gelir. 2 ve 3 numaranın isimlerinin baş harflerini bu konuyu yakından izleyen, kitap yazan bir meslektaş açıkladı; '1 numara' ise çok korkutucu biri olmalı ki kimse onun adını telâffuz edemiyor. Savcılar onu biliyor mu, yoksa gözaltına aldıklarından öğrenmeye çalıştıkları '1 numara' denilen kişinin kimliği mi? Şimdiye kadar hiç önemsemediğim bu konuyu şimdilerde kafama takmamın sebebi, İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasıyla birlikte üzerime üzerime gelinmesini '1 numara' denilen kişinin orkestra şefliğine bağlamam. Onun yönlendirmesiyle sağa bakıp hizaya geçmiş olmalı saldırganlar... Bu sebeple benim için de önemli biri haline geldi artık '1 numara'... Doğu Perinçek de gözaltında, Kemal Alemdaroğlu da; kimsenin aldırdığı yok. 80'i aşmış olmayabilirler, ama onlar da yaşı kemale ermiş ve ismi duyulmuş kişiler... Salıverilmek şöyle dursun, gözaltı süreleri uzatılıyor da kimse sesini yükseltmiyor. Peki, bunun sebebini bilen var mı?" |
Re: Ergenekon Dosyasi
Cokca yazi veriyorum ama onemli oldugunu dusundugum ve mumkun oldugunca farkli kesimlerden *yazilar. Bugun en cok begendigim yazi ise Koray Duzgoren'in yazisi oldu. Bu isin nereye kadar gidebilecegini merak ediyorum ve cok da umutlu olamiyorum dogrusu. Yine de bekleyip gorecegiz. Koray Duzgoren de benim kendime sordugum bu soruyu sormus. Iste Koray Duzgoren'in yazisi
Ergenekon'da nereye kadar? - Koray Duzgoren Ergenekon konusunun uzmanları yazıyor biz de bu sayede öğreniyoruz. İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu ve bazı gazetecilerin gözaltına alınmalarından sonra önümüzdeki günlerde çok önemli bazı başka isimler de gözaltına alınabilirmiş. Büyük başlara da sıra geliyormuş. Hatta bir numara dedikleri örgütün başı için bile iyi şeyler düşünülmüyormuş. Sonunda Türkiye bu çeteden kurtulacakmış. Şahsen ben, gazetecilik hayatının önemli bir bölümünü bu çeteler meselesiyle ilgilenerek geçiren bir gazeteci olarak verilen bu haberlerden en fazla memnun olanların başında geliyorum. "Türkiye'nin çetelerden kurtulmadan meselelerini halledebilmesi, düze çıkması ve refaha yürüyebilmesi mümkün değil" diyenlerden biriyim. Üstelik de devlet içindeki bu örgütlenmelerin değişik dönemlerdeki faaliyetlerinden bizzat çok zarar görmüş biri olarak Ergenekon denilen devlet çetesinin göçertiliyor olması beni fazlası ile ilgilendiriyor. Sonuç olarak devlet içindeki bazı odaklar tarafından yönlendirildiği sanılan bu çete ya da adı ne olursa olsun legal-illegal yapılanma, şahsen benim hayatımı 50 yıldır etkiliyor. Bu örgütün değişik dönemlerdeki her faaliyetinden değişik ölçülerde zarara uğramış, zaman zaman hayatı altüst olmuş, her darbede ya da muhtırada işsiz kalmış bir bir çete mağduruyum. Memleketimizde benim gibi milyonlarca insan yaşıyor. İşte bu nedenle şimdi bazı arkadaşlarımız Ergenekon deyince ben çok heyecanlanıyorum. Sonunda Ümraniye Çetesi'nin ortaya çıkarılmasıyla birlikte Danıştay Çetesi, Cumhuriyet Gazetesi'ne el bombası atan çete ile ulusalcı bazı örgütlenlemeler ve eski Susurluk artığı isimlerin biraraya gelmesi ile oluşan bir yapılanmanın aslında Ergenekon adlı derin devlet bağlantılı bir çete olduğu söyleniyor. Bu çetenin şimdi de AKP'ye karşı darbe planları yaptığı konuşuluyor. Hatta işin ucu 2003-2004 yıllarında bazı kuvvet komutanlarının düzenlediği bir darbe girişimine kadar gidiyor. Yalnız benim anlamadığım bir husus var. Onların Ergenekon dedikleri ile benim dediğim yapılanma acaba aynı şey mi? Ben, memleketi darbeden darbeye götüren, rahat huzur yüzü göstermeyen ve hemen her meselenin çözümünü engelleyip memleketin sivilleşmesine, demokratikleşmesine karşı legal-illegal her türlü araçla her yolu deneyerek karşı duran malum bir yapılanmadan bahsediyorum. Kendilerini bu ülkenin koruyucuları olarak ilan etmiş, ülkenin milli iradeye dayanan yasal yönetimine paralel bir bürokratik yönetim oluşturarak ve bu amaçla gizli bir anayasa da hazırlayarak, ülkeyi bu doğrultuda yöneten gizli iktidarın adı mı bu? Yoksa başka bir şey mi? Mesela Ümraniye Çetesi'nin cephaneliğinde bulunan el bombalarının ordu malı olduğuna ilişkin bilgilere Ergenekon'la ilgili yazılarda, haberlerde pek rastlamıyoruz artık. Bu patlayıcılar, el bombaları bulundu, tamam da bunları bu çetelere kim servis yapıyor? Bu dağıtım ve örgütlenme nasıl yönetiliyor? Yoksa böyle bir şey olmadı da genelkurmayın bir ara iddia ettiği gibi bu patlayıcılar ordu depolarından çalınarak mı çetelere dağıtıldı? Bunun gibi bir yığın soru var cevaplanması gereken. Bir soru daha: Bazı kuvvet komutanlarının darbe planlarını açıklayan Nokta Dergisi'nin aranması ve bütün belgelerine el konulması emrini askeri savcıya hangi makam verdi? Hangi makam bu darbe meselesinin kapatılmasını istedi? Nedense Ergenekon yazarları işin bu tarafına girmekten ustaca kaçınıyor. Çete uzmanı arkadaşların verdiği bilgilere bakılırsa yakında çetebaşlarının yakalanmasıyla bu soruların cevapları da ortaya çıkacak. O zaman buna ancak sevinmek ve beklemek lazım. Belki o zaman Şemdinli Çetesi'nin de aslında Egenekon'un uzantısı olduğu gerçeği ortaya çıkar ve bu vesileyle bu davanın kimin talimatıyla apar topar kapatıldığını da öğrenmiş oluruz. Hatta belki daha eski olayların, cinayetlerin, katliamların ve tertiplerin de içyüzünü öğreniriz. Ben bu Ergenekon tutuklamaları başlarken bir yazı yazıp, "Tamam, Türkiye'de çeteler meselesi kapanıyor" diye yazanları, "Hemen heyecanlanmayın arkadaşlar" diye uyarmıştım. 'Burası Türkiye' "Öyle bir kaç garnitürün ve deşifre olmuş ismin tutuklanması ile Türkiye'de çete olayı bitmez. Bunların arkasındaki resmi hüviyetli sorumluların ortaya çıkarılması lazım" demiştim. Şimdi bu son gözaltılardan sonra, -İlhan Selçuk'un bırakılmasına rağmen- "Merak etmeyin, arkası geliyor, sıra kocabaşlarda" diyenlere daha fazla kulak veriyorum. Madem şunun şurasında birşey kalmamış, biraz daha bekleyelim. Bir bakarsınız çetenin elebaşları ile beraber karanlıkta kalan bütün olaylar ortaya çıkarılmış. Bir bakmışsınız, -masal gibi geliyor ama- 'Bir numara'ya dahi dokunulmuş. (Bunların bu yöntemlerle olacağına hiç ihtimal vermediğimi söylemekle birlikte) Daha önce yazdıklarım için özür dilemek için nasıl sabırsızlandığımı bir bilseniz. Yeni Safak, 24 Mart 2008 |
Re: Ergenekon Dosyasi
Ortalığın tozu dumanı dinmeden yorum yapmak için çok erken. Hele hele bu garip hukuksal kapışmanın açık ve aleni bir tarafı olan "dinci" basının yönlendirmelerinden uzak durmakta fayda var.
|
Re: Ergenekon Dosyasi
Yenişafak gazetesi köşe yazarlarından Taha Kıvanç (Fehmi Koru)30 Nisan 2001 tarihinde "Hayaller gerçek galiba" başlığı altında bir yazı yazdı.
Yazı, Taha Kıvanç'ın eline geçen İstanbul, 29 Ekim 1999 tarihli, "Ergenekon: Analiz- Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi" ile ilgiliydi. Taha Kıvanç, yazı ile ilgili aldığı tepkiler üzerine ertesi gün, 1 Mayıs 2001'de köşesinde aynı konuya devam etti. "Deli saçması sanmayın" başlıklı yazısında şöyle diyordu; http://atin.org/detail.asp?cmd=artic...&articleid=412 Bu operasyonun yürütülmesinde Fehmi Koru'nun rolü önemlidir.Psikolojik bir harekatla karşı karşıyayız. İddaname ve mahkeme seyrine bakmak gerekli,nohutla fasulyeyi karıştırmakla aşure olmaz. Adam 7 sene önce yazmış senaryoyu sponsor bulunmadığından çekilememiş. Şimdi birilerinin işlerine gelmiş senaryoyu film yapıyorlar. Ben bu filmin sonunu biliyorum,ama söylersem *olmaz zevkiniz *kaçar. Siz seyredin sonunu merak ediyorsanız. Bence senaryo dandik ,tipik Türk filmi herhalde savcı Polat'la Memati'yi aldırmayı unutmuş. :lol: |
Re: Ergenekon Dosyasi
Yahu bırakın digerlerini, siz şimdi Veli Küçük'ün sütten çıkma ak kaşık oldugunu mu düşünüyorsunuz. Hrant davasını izleyin orada da onun adı var. El insaf. Veli Küçük kimdir onu bana izah edin.
* *saygılarımla |
Re: Ergenekon Dosyasi
...1990 yılında JİTEM'de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığı'na Hikmet Köksal Paşa, JİTEM'in başına da Veli Küçük Paşa (o zaman albay) getirilmişti.
http://atin.org/detail.asp?cmd=artic...&articleid=398 http://atin.org/detail.asp?cmd=searc...=searchdisplay Kurunun yanında yaşta yanar diye bir deyişimiz vardır.Drej niye gözaltına alınıp serbest bırakıldı? Yıl 2001 *Kontrgerilla+mafya=Ergenekon işlem yapılmamış tutuklama yok Yıl 2008 *Kontrgerilla+mafya+Akp mualifleri=Ergenekon=Yargısız infaz |
Re: Ergenekon Dosyasi
aydoe, bu "atin" adli site kime ait ve neyi savunur, biliyor musun? Daha once de bir istihbaratci sitesi gormustum ama bunu cozemedim. Bir de sitede garip birtakim urun tanitimlari var. Ses dinleme cihazlari, optik gozleme cihazlari, giysilerin arkasini goren X Ray Cihazlari falan. Nedir bunlar yahu?
http://atin.org/teknik.asp |
Re: Ergenekon Dosyasi
Atin Mehmet Eymür'ün sitesi Abd'den döndükten sonra yeni yazı eklememiş ama susurluk ve mit içindeki savaşı anlatan belgeler var.
|
Re: Ergenekon Dosyasi
Ben bu çatışmada taraf olmayı anlamakta zorluk çekiyorum, şimdi biz taraf değiliz durum tespiti yapıyoruz denecek.
Ne menem bir durum tespitiyse, din baronlarını bu duruma getiren derin devletin kendisidir, şimdi de tasfiye etmeye uğraşıyor. Her ikiside senelerdir birbirleri yüzünden varoldular ve olmaya da devam ediyorlar. Bu ikisinin karşısına çıkabilecek örgütlü bir güç varmı, yok. Tamam da yok diye de iki taraftan birini seçmeye neden mebur hissediyorsunuz. Bu mahçup desteklerin bir manasıda yok, gereğide. İki tarafında bizler (bizler kim diye de sorduğunuz an sizden değilim zaten) için pek iyi düşündükleri söylenemez, yeri geldimi de birbirleriyle ittifak içinde olmaktan da ne utanırlar, ne geri kalırlar. Bırakın it iti kırsın size ne. *Onlardan bağımsız birşeyler yapabiliyormusunuz ona bakın. Yapamıyorsanızda böyle boktan bir kavgada taraf olmayın. *Sanki AKP demokrasi yanlısı veya derin devlette ülkeyi düşünüyor, böyle düşünenin tez zamanda IQ testine ihtiyacı vardır. *Liboşları okurken hainliklerine şapka çıkarmamak da elde değil AKP ye derin devleti tasfiye edecek güç gözüyle bakıyor, AKP nin yapmaya çalıştığı derin devlette söz sahibi olmak veya ele geçirmek. Derin devletin derdide iktidarı paylaşmamak. Sonuçta ikisinin de ortak noktası ilericileri yok etmek. Hortumcu, vurguncu oligarşilerini devam ettirmek. Selamlar. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Pisliğin üstü örtülmemeli pislik tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
Yıllardır ortada duran herkes tarafından bilinen pislik yeni bir şeymiş gibi Atatürkçülerin,Cumhuriyeti savunanların üstüne bulaştırılarak pisliği ortadan kaldırıyoruz diye muhalefetin sindirilme yok edilme operasyonunda kullanılmasına karşıyım. İlhan Selçuk devletin gözetiminde 4 polis tarafından korunuyor,yazıları duruşu belli böyle bir insanın illegal bir örgütlenme içinde olmasına çocuk bile inanmaz. Ergenekonun fikir babası imiş!A.Aslan herhalde İlhan Selçuk'un yazılarını okuyunca Cumhuriyeti bombaladı ve gitti danıştayı bastı :lol: Açık hedef gösteren dinci basın suçsuz,bombalanan Cumhuriyet kendi kendini bombalatmış :lol: 8 aydır iddaname yok insanlar neyle suçlandığını bilmiyor. 1-2 ay içinde iddaname hazırlanacakmış,milyonlarca sayfa döküman varmış neticeyi göreceksiniz. Bunlar duymuş kurunun yanında yaşta yanıyor diye Pislik kurumuş tezek olmuş bu tezekle ateş yakıp işlerine gelmeyenleri mualifleri yakmak istiyorlar . Rüzgarıda hesaplasalar iyi olacak sonra ateş onlarıda sarmasın. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Bu konuyu biz izlesek izlemesek de olay Turkiye'nin ana gundemi ve bos gozlerle de bakamayiz. Gelismeleri anlamaya calisacagiz en azindan. Kendi acimdan niyetim su yada bu bakis acisiyla bir propaganda yapmak degil. Bu yuzden de farkli bakis acilarini yansitmaya calisiyorum. Tek tarafli sekilde, ayni kaynaklari kullanmak bana anlamsiz geliyor, ki bu sekilde bir acilim gelistirilebilecegini ve gelismelerin anlasilabilecegini de sanmiyorum.
Ergenekon davasinda iki bakis acisi ortaya cikti. Bunlar arasinda kapisma suruyor. Ulusalci kesim diyebilecegimiz kesim davanin tamamen politik amacli oldugunu ve hedefin orduyu ve yargiyi yipratmak oldugunu soyluyor. Bugunku Cumhuriyet gazetesinin manseti bu sekilde. Ayrica Ergenekon sorusturmasini yuruten savcilarin da zan altinda oldugunu, sorusturma ile ilgili gizli bilgilerin basina savcilar tarafindan sizdirildigini ima ediyor. Bu arada bir baska gelisme de sorusturma ile ilgili haberler yapilmasi ve belgelerin yayinlanmasinin yasak olmasina ragmen gercekten de bir takim bilgilerin yayinlanmasi. Bugun Cumhuriyet Savciligi uc gazeteye suc duyurusunda bulundu. Yeni Safak, Taraf ve Star gazeteleri dunku mansetlerinde Isci Partisi'nde bir CD'de bulunan Yargitay krokisine yer verdiler. Habere gore Yargitay'a bir suikast haziligi yapiliyordu. Amac bir darbeye zemin hazirlamakti. Bugun ise yine ayni gazeteler Umraniye'deki gecekonduda bulunan ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasinda kullanilan bombalarin Veli Kucuk tarafindan ceteye verildigi idi. Haberler sorusturmanin gizliligine uymasa da artik basinda cikti ve biz de ilgisiz kalamayiz. Sorumlulugu ve cezayi yayin yapan basin organlari ustlenecekler artik. Radikal gazetesinde bu bilgilerin basina nasil sizdirildigi sorgulaniyor ve "Bilgi Sizdirma Cetesi mi Var?" diye soruluyor. Iste o yazi: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=251139 |
Re: Ergenekon Dosyasi
Diger tarafta Ergenekon cetesinin bir cunta hazirligi iddiasi oldugu var. Bu iddia sadece dinci basinin bir iddiasi degil. Olayi AKP'nin tezgahladigi bir olay olarak dusunmek mumkun degil. Kaldi ki bu cetenin varligindan yeni bahsedilmiyor. 2001'den beri boyle bir olusumdan sozediliyor. Daha once iki kez darbe girisimi olduguna dair haberler Nokta dergisi tarafindan yayinlandi ve ardindan darbe girisimleri ile ilgili sorusturma yapmak yerine, haberi yapanlar susturuldu. Bu durumda demokratik ve temiz bir ulke isteyenlerin olayi bos gozlerle izlemesi beklenemez. Boyle bir cete yoktur diye bastan hukum vermek de boyle cetelerin olmasini istemek anlamina gelir. Bu pislige kimlerin bulastigi ortaya cikarilmali, ikide bir "vatan ugruna" nutuklari atanlarin kirli camasirlari goz onune serilmelidir.
Simdi de liberal kesimin bakis acisini sundugunu dusundugum bir yaziyi veriyorum. Egreti Demokratlar - Ergun Babahan Ergenekon ve AK Parti'ye yönelik kapatma davası Türkiye'nin gündemini oluşturdu. SABAH, böylesi kritik bir dönemde demokrasiden, AB hedefinden şaşmadan bir yayıncılık anlayışı sürdürmeye çalışıyor. Cunta yanlısı medya ile SABAH'ın çizgisi arasındaki fark ve SABAH'ın bu çizgisinin önemi çok kolay göze çarpıyor. AK Parti'ye yönelik iddianamede başbakana yönelik iddiaları ayrıntılarıyla sayanlar, Ergenekon operasyonunda gözaltına alınanlar hakkındaki iddiaları okurdan ve kamuoyundan ustaca saklıyor. Gözaltına alınma saati konusunda haklı olarak ağır eleştirilerde bulunuyorlar ama bu insanların neden gözaltına alındığı konusuna hiç ama hiç değinmiyorlar. Eğer siz bir kısım medyanın okuruysanız, Sarıkız ve Ayışığı'nın sonuçsuz iki darbe girişiminin adı olduğunu bilmeyebilirsiniz. İktidara yönelik 2003'ten beri süregelen bir darbe çabası olduğundan hiç haberiniz olmaz. Sarıkız ve Ayışığı'nı gündeme getirenlerin şu anda kimlerle kol kola olduğu konusunda da bir fikriniz olmaz tabii. Ümraniye'de bir gecekonduda bulunan el bombalarının Makine Kimya Enstitüsü ürünü olduğu ve ordu malı olduğundan da bihaber kalırsınız.. Türkiye'de düzen böyle yürüyor çünkü. "Şal Operasyonu" sürekli gündemde. Laiklik konusunda kaygıları anlamak mümkün ama onların da demokrasi olmadan laikliğin korunamayacağını anlaması gerekir. Demokratik rejim elden giderse, ülkenin başına ne gibi felaketler geleceğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Ama 1950'den beri demokratik gelişimden rahatsız olanların bunu anlamasına olanak yok tabii. Bugün geldiğimiz noktayı, "çağdaş Ziya Paşa", Namdar Rahmi Karatay'ın dizeleri en iyi özetliyor aslında. "Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye, geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" dizeleriyle hatırlayacağınız Karatay, ne güzel anlatmış meramını: "Böyle kambur Aslı'nın Topal olur Kerem'i Tezekten terazinin Boktan olur dirhemi." Sabah, 25 Mart 2008 http://www.sabah.com.tr/haber,5CAADD...EE171EEC5.html |
Re: Ergenekon Dosyasi
Sevgili sargon benim dikkati çekmek istediğim şey, yorum yapmamalı, devlet içerisinde onunla
şu yada bu şekilde bağlantılı "çeteler" yoktur demek anlamına gelmiyor. Demem o ki bu ergenekon çetesi dağın fare doğuracağı yerdir. Yani hepimizin özlemi olan "derin devlet" in ifşaası, etkisizleştirilmesi, halkın ve her tür eşitlikçi-özgürlükçü hareketin başına musallat olan kirliliğin yok edilmesi falan gibi hedeflere yürüyen bir araştırma-soruşturma değildir. Peki nedir ? Ortada kirli isimler var ve bu kirli isimlerin kendi şahsi ve kirli çıkarları etrafında vatan-millet-adapazarı söylemleri ile iş bitirici bir çıkar ortaklığı var. Yani bu soruşturmadan ne Şemdinli, ne Susurluk, ne halâ karanlıkta kalan aydın cinayetlerinin aydınlatılması gibi sonuçlar çıkmayacak. Şimdilik Akp ve onun vurucu timi gibi görünen Fettullahçı yapılanmalar "isim cazip" olduğu için bu çeteyi büyütme, hiç olmadığı ve olamayacağı bir siyasal yapılanma olarak sunma hevesindeler. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Frodo, cok kesin konusuyorsun. Bu kadar emin olabilmek icin ya cok somut bilgilere sahip olmak yada ideolojik bakmak gerekir. Ben seni her iki kesimden de saymadigim icin bu kadar emin olman beni sasirtiyor. Eger bu dava siyasi bir dava ise dedigin gibi belli amaclar cercevesinde bir operasyon yapilir ve orda kestirilip atilir. Ama bir hukuk sozkonusu ise her bir yeni kanit ve belge ile olay baska noktalara sicrayabilir. Bunu istemek hepimizin gorevi olmali.
Zaten bu davadan birsey cikmaz diyerek bu cetecilerin, emelleri ugruna her turlu cinayeti isleyenlerin ekmegine niye yag surelim. Davanin tamamen siyasal dava oldugunu soyleyenler bunu iddia ediyorlar. Halbuki biliyoruz ki bu soylemin amaci ideolojik birlikleri olan bu cetelerin cikarlarina ve tezgahlanan cirkin bir saldirganlik ahlakina halel getirmemek. Bu temelde argumanlarin benim gozumde hicbir degeri yoktur. Senin de olmamasi gerekir. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Dava tamamen siyasal bir dava mı ? Elbette hayır. V.Küçük, Drej Ali, Sami Hoştan gibi isimlerin bulunduğu yerde hangi siyasal dava ?
Madem bu başlıkta ulusalcılardan, sol liberallerden alıntılarla olayı kavramaya çalıştık. Bir de soldan bir bakışla devam edelim: Melih Pekdemir (Birgün) TÜRKİYE'NİN "İKİLİ İKTİDAR" SANCISI: Aldım verdim ben seni yendim! Pat AKP kapatılma davası, küt Ergenekon operasyonunda yeni bir adım. Karşılıklı adımlar atılıyor. Hamle sahipleri belki de bir adım sonra ne olacağını biliyor ya da kestirebiliyor. Karşımızda iki ucu da demokratik olmayan bir değnek var. Özellikle şu hassas günlerde bu değneği illa ki ortasından tutmak, iki uca da bulaşmamak lazım gelir.Ya da şöyle söyleyeyim: Değneğin bir ucunda İttihatçılık varsa diğer ucunda da mutlaka İtilafçılık var! Nereden çıktı bu İttihatçılık filan demeyin. Ben demiyorum, bizim liberallerimiz AKP'yi aklamak için uzun süredir bunu dillerine doladılar. Son günlerde, mesela Taraf gazetesinde, "İttihatçılık zihniyeti" manşetlerden düşmüyor... Bu tanımla, 1908 İkinci Meşrutiyet dönemindeki İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yaptıklarından hareketle, devletçilik, baskıcılık, kontrgerilla, Ergenekon vb... Yani akla gelen demokrasi düşmanı ne varsa onlar kastediliyor. İttihatçılık derken aslında faşizm ile aynı kefeye konulan türden bir Kemalizm de söz konusu ediliyor. Ya da faşizm adına yapılan her türlü melanet doğrudan Kemalizm'e atfedilemediğinden, İttihatçılık deyip işin içinden çıkılıyor.Çerçi yükünü çağırırmış... Ahmet Attan diline İttihatçılık kelimesini doladı ve haliyle akla İtilafçığı da getirmiş oldu. (İtilafçılığı birazdan anlatacağım.) Yani tarihsel bir gönderme yapılacaksa, iki yönüyle birlikte yapılmalı... İtilafçılardan söz etmeden İttihatçılık tartışılamaz... Madalyonun iki yüzüdür bunlar. Çünkü günümüzdeki kavgadada bir yanda Cumhuriyetçiler öte yanda Demokrasiciler (liberaller ve İslamcılar) varmış gibi gösteriliyor. ••• Buradaki tılsımlı kelime "demokrasi"dir. Çünkü bu memlekete cumhuriyetten önce "demokrasi" teşebbüsünde dahi bulunuldu, yani saltanat koşullarındaki demokrasi, daha doğrusu, meşruti monarşi... Daha da doğrusu Batıdaki "demokrasi" yerine "liberalizm" kavramı tercüme edildi; ama dağarcıkta bunun da tam karşılığı olmadığından önce "hürriyet" diye bir kavramın icat edilmesi gerekti. Çünkü Batı karşısında yenilmemek için bir şeyler yapılmalıydı, onların sadece askeriyesini, bilimini taklit etmenin ötesinde ülke yönetiminde başvurdukları çareleri de dikkate almak lazımdı. Hürriyet ise Anayasa ile olurdu. Kutsal kitaba alışık olanlar, Anayasa kitabına da sahip olmak istediler. Bunu da bizzat yazmak yerine tercüme etmeyi seçtiler. Bu tercümeyle Batı gibi ve bu sayede "hürriyet" sahibi olabilirlerdi... Ancak böyle bir Anayasa (kitabı) fikri de ancak İslami kurallara, şeriata uygun olması şartıyla benimsenebilirdi. Hürriyetin işte bu şekilde tercüme edilmesi tercih edildi.Burada demokrasi tecrübesinden ziyade tercümesinin tarihinden birkaç noktayı satır başlarıyla hatırlatmamda yarar var: Türkiye'de demokrasi benzeri ilk uygulama, 1876 yılında bir anayasanın kabulüyle başlayan ve I. Meşrutiyet diye bilinen kısa bir dönemdir... O yıllarda Osmanlı aydınları, bir İslam ülkesinde bu işlerin nasıl olacağı konusunda belki de önce kendilerini ikna etmeliydi... Avrupa ülkelerinde gördükleri uygulamaları İslam coğrafyasında geçerli kılabilmek için kendilerine dayanak olarak yine İslamiyet'i almaktan başka çıkar yol bulamadılar. Bu doğrultuda Ziya Paşa, peygamberin, "Ümmetim efradının değişik fikirlere sahip olması Allah'ın bir lüt-fudur" şeklindeki hadisini bir kanıt olarak kullanıyordu. Benzer şekilde Namık Kemal de ünlü "Hürriyet" kasidesinde peygamberin bu hadisini "Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten" (koruma ve kollama eserleri ise ümmetin düşüncesinin çarpışması ile çıkar) şeklinde anmış ve hürriyet fikrini dinsel çerçevesinde içselleştirebilmişti. Ayrıca Âli İmran suresi 159. ayetteki "iş ve yönetim konusunda onlarla şuraya git" sözleri de "Meşveret" (danışma) ve "Şûra" (temsil yoluyla yönetim) savunusunda dayanak olarak gösterilmişti. (Demek ki nedir? AKP, Türkiye'nin aslına rücu etmiş halidir!) Bu türden sözler Osmanlı anaya-sacı akımların düşüncelerinin esasını oluşturmaktaydı. Hatta 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanında bile padişah "şeriatın öngördüğü parlamenter hükümet şekli"ne atıfta bulunmaktaydı!II. Meşrutiyet döneminde, kısa sürede diktatörce yöntemleri benimseyen ama o günün koşullarına göre seküler sayılacak uygulamaları da gündeme getirebilen (ve yöneticilerini ağırlıklı olarak Jön Türk subaylarının oluşturduğu) İttihat ve Terakki Fırkası iş başına gelmişti. Muhalefette ise dinciler ve liberaller yer alıyordu. Bu sıralar Volkan Gazetesi, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin yayın organı durumuna gelmişti; Derviş Vahde-ti'nin yayımladığı bu gazetede kimi zaman liberallerin önde gelenlerinden Prens Saba-heddin'in ademi merkeziyetçi görüşlerine de yer verilmekteydi. İşte bu gazete özellikle din adamları ve İttihat ve Terakki'nin uygulamalarından zarar gören alaylı subayları harekete geçirmiş ve 1909 yılında ülkenin şeriata göre yönetilmesini amaçlayan ünlü 31 Mart ayaklanması patlak vermişti. Bu gerici ayaklanma İttihatçılar tarafından derhal bastırılmıştı. Ayrıca İttihatçılar bu ayaklanmayı diktatörce yöntemlerini bütünüyle öne çıkarmak için bir gerekçe olarak da kullanmıştı. Sonraki yıllarda Meclisi Mebusan'daki diğer grupların İttihatçılara karşı bir araya gelmesi çabalarının ardından, 1911 yılında, Hürriyet ve İtilaf Fırkası (Entente liberale) kuruldu. Osmanlı liberallerinin içinde yer aldığı ve Damat Ferit Paşa'nın başkanı olduğu bu partiyle İttihatçıların karşısındaki "İtilafçı zihniyet" de kendisini örgütlemiş oldu. "Damat Ferit" adını andıktan sonra, sanırım İlkokul tarih bilgilerinizi hatırlamışsınızdır ve programını anlatmama da gerek kalmamıştır.. Bu yıllardaki fikir akımları ise üç ana başlıkta toplanıyordu: Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük... Elbette bunlar arasında koalisyonlar ve farklı kombinasyonlar da söz konusuydu... İşte bunlardan biri de, belirli ölçülerde İslamcılıkta reform ihtiyacını kabul eden, batılı eğitimden geçmiş şahıslardan oluşuyordu. İslamlığın modern uygarlığa geçişte bir engel olmadığını, bilim ve teknolojinin batıdan alınabileceğini savunuyorlardı; ama toplumsal yaşam, gelenek, eğitim gibi temel konularda İslamiyet'in egemenliğini şart koşuyorlardı. İşte bu akım, şimdi sıkı durun, Amerikalı bir yazar tarafından ilk baskısı 1961 yılında yapılmış olan "The Emergence of Modern Turkey" (Modern Türkiye'nin Doğuşu) adlı kitapta "ılımlı İslam" diye adlandırılmıştı (s.234). Bu kitabın yazarı Bernard Lewis, şimdilerde Bush'un yakın çevresindedir; "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" imzacılarından ve "Büyük Ortadoğu Projesi"nin de teorisyenlerindendir... Refah Partisi iktidarı döneminde, Türkiye'nin artık Kemalizm'den vazgeçmesini ve ılımlı İslam rolüyle bölgede liderliğe soyunmasını da önermiştir...Neyse asıl konumuza dönelim. Mustafa Kemal elbette Namık Kemal'in düşüncelerini ve sonuçlarını biliyordu; bu memleketin hadis ve ayetleri referans alarak çağdaşlaşma-yacağını da görmüştü. Mustafa Kemal, ayrıca İttihatçılardan farklı olarak modernleşmenin yarım yamalak bir sekülerlik ve saltanat koşullarında (Hilafet ve Meşrutiyet yönetimi altında) gelişmeyeceğini de görmüştü. Ama o da dinsel kurumları hemen ve bütünüyle karşısına alamamıştı. Önce saltanatı ve hilafeti birbirinden ayırmayı uygun bulmuştu. 1922 sonlarında saltanatın ortadan kaldırılmasını teklif ederken bile meclisteki din adamlarından ve hatta yakın silah arkadaşlarından büyük bir tepki görmüş ve bunun üzerine şunları söylemişti: "Efendiler, Egemenlik hiç kimseye görüşmeyle tartışmayla verilmez. Egemenlik, güçle, iktidarla ve zorla alınır. Şimdi de Türk ulusu... egemenliğini eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir.... Bu ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır. Ama belki, bazı kafalar kesilecektir."Sözün kısası, saltanatı ve sonra da hilafeti yıkarken, demokrasi kurallarıyla değil devrim kanunlarıyla yola koyulmuştu ve ancak böylesinin mümkün olduğuna inanmıştı Mustafa Kemal... Kurduğu rejimi beğenirsiniz beğenmezsiniz. Ama bu rejimi beğenenlerin şimdi şöyle dediği kesindir: Devrim yoluyla ve "belki, bazı kafalar kesilecektir" denilerek kurulmuş olan bu rejim ancak ve ancak bir karşı devrim ile yıkılabilir, bunu da ancak gücü yeten yapabilir! Mesela Erbakan bu meydan okumanın elbette farkındaydı ve ünlü konuşmasında "kanlı mı olacak kansız mı..." derken, bu rejimi değiştirmek için güç yoklaması da yapmış oluyordu. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Türkiye’nin “İkili İktidar” sancısı: İttihatçı Ergenekon ile itilafçı AKP kavgası (2)
“İttihatçılık ve İtilafçılık” ikileminin günümüzdeki tezahürleri, birincisinin ulus devlet savunuculuğu adına (Ergenekon çeteleri başta olmak üzere) her şeyi meşru görebilmesi ve ikincisinin de küreselleşmeye entegrasyon uğruna (siyasi İslam da dahil) yine her şeyi mubah bulması olarak karşımıza çıkmıyor mu? Mesela, her ikisi de sol kimlik taşıdığını savunan Cumhuriyet gazetesi ile Taraf gazetesi aynı madalyonun ters yüzleri değil mi? Üstelik Taraf gazetesinin Zaman ve Yeni Şafak gibi gazeteleri dahi fersah fersah geride bırakıp kendini öne atması, İtilafçı bir rövanş duygusunun izdüşümü şeklinde algılanmıyor mu? Peki ya Ergenekon? Ergenekon şu sıralar herkesin bildiği bir sır, aleni bir muamma… Herkes adeta soluğunu tutmuş savcının tarifini bekliyor. Nitekim İsmet Berkan da şöyle yazmıştı: “Fakat ben yine de, savcının elinde 'Büyük Ergenekon'a ulaşmasını sağlayacak kadar bilgi olduğunu, şimdilik, sanmıyorum. Bu bilgiler ve belki de delillendirilebilecek bazı şeyler 'devlet'te birilerinde var ama herhalde bizim şimdi bilemediğimiz, göremediğimiz bazı sebeplerle veya bir büyük pazarlığın parçası olarak savcıya iletilmiyor, onun eli rahatlatılmıyor.” “Büyük Ergenekon” her neyse odur, belli ki pandoranın kutusudur; ama “Ergenekon çetesi” denilen “şey” belli ki nispeten “basit” bir olay… Operasyonun iddianamesi henüz ortada yok. Tam olarak kimler suçlanıyor, niye suçlanıyor, bilinmiyor. Herkesin aklında farklı bir kurgu var. Derin devletin tamamı mı? Öyleyse, devleti sil baştan kurmaları gerekir! Yoksa derin devlet adına davranma iddiasında bir aparatçikler toplamı mı? Ya da Susurluk, Kontrgerilla, Gladyo, Amerika… Ve işin içinde Amerika varsa malum cemaatler de olmaz mı? Bu hükümet Şemdinli olayının da, Hrant Dink cinayetinin de hakikaten üstüne gidebilir mi? Bu soruların cevaplarını bilmiyoruz, ama şunu biliyoruz: Bundan böyle, AKP muhalifi herkesin potansiyel Ergenekon üyesi muamelesine tabi tutulabilmesi mümkündür! Şunu da söyleyeyim: Sanırım şeriat ve darbe ya da İtilafçılık ve İttihatçılık konusunda duruşu en sağlam olanlar özgürlükçü solculardır, yani devrimcilerdir. Çünkü bu ülkenin özgürlükçü devrimcileri her türden toplum mühendisliğine karşıdır. Elbette “Siyasi İslam mühendisliğine” de karşıdır. Çünkü bunlar da bin bir tertip ile, Amerikan desteğiyle, laik toplum yerine İslam toplumu inşa etme peşindedir. Zaten Cemaatçilik denildiğinde ilk akla gelen Fethullah Gülen ekolü de tam bir toplum mühendisliği değil midir? Özgürlükçü devrimciler, Kemalist değildir; ama Cumhuriyetin ve laikliğin kazanılmış bir mevzi olduğunun da pekâlâ bilincindedir, elbette bunu aşmak gayretindedir ama bunun karşısında daha geri bir rejimi savunmak akıllarının ucundan bile geçmez. Ayrıca, kendisine Kemalist diyenlerin kapitalizm muhafızlığını ve muhafazakârlığını ise elbette “devrimcilik” olarak görmezler ve bu amaçla girişilen darbelerin karşısına her zaman dikilmişlerdir ve dikileceklerdir. Burada, Türkiye’de siyasette askeriyenin rolü ve siyasi İslam gidişatı konusundaki görüşlerimin bilindiğini farz edip şöyle devam edeceğim: Önemli olan elbette ve son çözümlemede işin sınıfsal boyutudur. İşte bu boyutta AKP’ye bir “halk hareketi” misyonu yüklemek büyük sahtekârlıktır. AKP hâkim sınıflar ittifakından (özellikle 12 Mart döneminde) kapitalizme ayak uyduramadığı için tasfiye edilmiş olan kesimlerin, küreselleşme ve mütedeyyin seçmen imkânlarıyla bu ittifakı ele geçirme girişimi ve zihniyetidir. Bu uğurda siyasi İslam’ı yeri geldiğinde araç yeri geldiğinde amaç olarak kullanarak göze almayacağı hiçbir şey olmadığını kanıtlamaktadır. 1980 öncesinde devrimciler, “kontrgerilla, MHP kapatılsın!” diye slogan atarken demokrasi düşmanlığı yapmıyorlardı. Şimdi de demokrasiyi savunmak için “AKP kapatılmasın!” diye slogan atacak halleri yok… Bizim gözümüzde, olup bitenin “rot balans ayarı, rektifiye” kategorisine girmesinin de zaten onlar açısından hiçbir kıymeti yoktur. Ve zaten kendi demokrasi kuralları bakımından ele alındığında, bu sorun, burjuva hukuku içinde ve kendi içlerine sindirebildikleri bir çözüme götürülmek istenmektedir. Bu normlara göre Avusturya’da seçmenin tercih ettiği faşist eğilimli Jörg Heider’a da, haklı olarak, iktidar teslim edilmemiştir. Ama dediğim gibi bu çekişmenin ardında elbette İttihatçı- İtilafçı çekişmesi de vardır. Bu yüzden olup bitenler demokrasi kavgası değil düpedüz bir iktidar kavgasıdır, bizlere de BirGün manşetindeki gibi “Yiyin birbirinizi!” demek düşmektedir. Kaldı ki İtilafçı bakış açısından AKP’nin encamı da demokrasi kurallarına değil ABD’nin inayetine kalmış görülüyor. ABD sayesinde bir iktidar muhafazasına şiddetle ihtiyaç duyuluyor. Ahmet Altan en son şöyle yazmıştı: “Avrupa Birliği müstakbel üyesinde demokrasi istediği için, Amerika da Kuzey Irak’ı güvenceye alabilmek için Ergenekon’a karşı tavır alıyorlar… Zaten bir zamanlar ‘Amerika’ya hayran’ olan emekli generallerin birden bire ‘ulusalcı’ kesilmeleri de bu büyük desteği kaybetmelerinden kaynaklanıyor… Amerika’nın desteklemediği, Avrupa Birliği’nin karşı çıktığı, toplumun yarısından fazlasının öfke duyduğu ‘darbeci’ bir çetenin varlığını sürdürmesi ise pek ihtimal dâhilinde gözükmüyor.” Peki ama… Darbeyi “emekli generaller” mi yapacak? Hayır! 1971 yılında, Amerikancı olmayan 9 Mart yerine ya da 9 Martı önlemek ve önüne geçmek için Amerikancı bir 12 Mart darbesi yapılmadı mı? Evet! Peki ama… ABD, İran, Kuzey Irak, Afganistan için AKP’den vazgeçmeyi tercih ederse? Demek ki bu durumda AKP’nin “varlığını sürdürmesi de pek ihtimal dâhilinde” gözükmeyecek. İşe bakın ki Cheney tam da “bu işler için” geldi… Murat Yetkin birkaç gün önce şunları yazmıştı: “Cheney Ankara'ya boşuna gelmez. Dosyasında önemli bir konuyla, belki birden çok konuyla geliyordur. Irak mı, PKK ve Iraklı Kürtler mi? Iraklı Kürtleri ve Türkiye'yi bir uzlaşmaya razı ederek Irak gazının Türkiye üzerinden (Nabucco veya başka yolla) Avrupa'ya bağlanmasını sağlamak mı? Herkesin endişesi, İran mı? Türkiye'nin doğalgazına göbekten bağlı olduğu Rusya'ya karşı füze sistemleri yerleştirilmesi mi? Afganistan'a muharip birlik talebi mi? Bunların hangisi diğerinden önde? Gelişi hayra mı, yoksa neye alamet?” Cheney, Bush’un yani Başkan’ın yardımcıdır, ABD Genelkurmay Başkanı değildir. Ama Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın sırf Cheney geliyor diye Kıbrıs seyahatini iptal etmesi anlamlıdır. Eskiden ‘dönüm noktalarında’ genelkurmay başkanları ABD’ye giderdi. Şimdi Amerika mı buraya geliyor? Hazır gelmişken… Pazarlık kiminle yapılacak? Ya da çatışma, yerini yeni bir uzlaşmaya (omerta’ya!) mı bırakacak? Kürt meselesi bir kez daha ‘ortak payda’ mı kılınacak? Açıkçası cevaplarını henüz bilmiyoruz, çünkü körebe oyununda gibiyiz. Sadece el yordamıyla ilerliyor ve sadece soru sorabiliyoruz. İtiraf etmeliyim ki, Ahmet Altan’ın “istihbarat imkânları” bizde yok. Çünkü Ahmet Altan aynı yazısında son gözaltılar ile ilgili şunları yazabilmişti: “AKP’yi kapatma isteği bu sürecin ‘barış içinde’ normalleşerek geçmeyeceğini gösterince büyük temizlik harekâtının başlaması için işaret verildi.” Şimdi bu türden bir “değerlendirme” barış içinde olmayan şu anormal süreçte, “temizlik harekâtında” kurban olmamak uğruna AKP ardına dizilmek için bir dayatma, bir gözdağı olarak da okunamaz mı? Deniz Baykal da, Emniyet teşkilatı içindeki “din odaklı” gruplaşmaları ima ederek, AKP hükümetinin kendi derin devletini oluşturmaya başladığını söylemişti. Gündemde askeri darbeden önce bir polis darbesi mi vardı? (Bir arkadaşım şöyle dedi: “Ahmet Altan Fethullahçı cephenin Doğu Perinçek’i oldu… Baksana polisteki bütün gizli bilgiler şimdi ona akıyor. Demek ki liberal olunca demokrat olunmuyormuş!”) Sonuç olarak… Türkiye’de şu anda “ikili iktidar” durumu yaşanıyor. Bir önceki dönemde AKP için “kendisi hükümette ama iktidarda değil” deniyordu. Şimdi kendisinin de artık iktidarda olduğunu ispata çalışıyor. Bu arada akla gelen her çözüm sorunun bir parçası haline geliyor ve buharlaşıyor… Çünkü paradoksal olarak İttihatçıların çözümü İtilafçıların elini güçlendiriyor, İtilafçıların çözümü de İttihatçıların… İkisi artık kesinlikle bir arada yaşayamıyor… Mevcut koşullarda, yani burjuva demokrasisi ortamında “ideal çözüm”, seküler bir toplum ve buna göre şekillenen laik bir devlet… Çözümün önündeki engel ise, Müslüman bir toplumun kendiliğinden seküler olamaması; çünkü bu dinden taviz vermeden seküler olmak mümkün değil. Laiklik sınırlı İslamiyet’tir ve ancak böyle işlerlik kazanır… Ve her türden demokrasi de ancak İslamiyet kurallarının kamusal alanda sınırlandığı bir ortamda yeşerebilir… Tersini düşünüyorsanız, demokrasiden vazgeçin, meşveret yapın, şura kurun, hadislerin gereğini yerine getirin… Ha, bir de ılımlı İslam kavramının 1961 yılında bir Amerikalı tarafından icat edilmiş olduğunu hatırlayın… Ya da, darbe yapın! “Hatırla Sevgili” dizisinin devamına malzeme hazırlayın. Örtülü bir iç savaş başlamak üzeredir. Ne kadar süreceği ve nasıl biteceği bilinmez. Küresel ekonominin kapıya dayanan krizi bu süreci oldukça vahim hale getirebilir. İttihatçılar da İtilafçılar da toplum olarak sesimizi kesmek istiyorlar. Bize düşen, seküler bir toplumu, demokratik bir Türkiye’yi kolaylaştıracak özgürlükçü bir Anayasa için, 14 Marttaki sesimizi daha da çoğaltmak… |
Re: Ergenekon Dosyasi
Güzel bir makale Frodo teşekkür ederiz.
Ergenekon'dan tüme varamayız,doğru olan küreselleşmeyi ,Abd yi Ab yi ve Türkiye'yi doğru tahlil etmek ve doğru çözümü bulmaktır. Var olmak veya olmamak ve biz olmak veya olamamak noktasındadır çözüm. Saygılar |
Re: Ergenekon Dosyasi
Frodo, yazi icin sagol. Baska bir bakis acisini da gormus olmak guzel oldu. Sanirim duzenli bir ODP veya Birgun takipcisi olmadigim icin bakis acisindaki degisikliklere epey uzak kalmisim. Melih Pekdemir'in yazisi acikcasi beni biraz sasirtti. Liberallere ve Ahmet Altan'a tepkiyle alinmis bir tutum izlenimi verdi. Yanlis gordugum bazi noktalara da deginecegim, ama ilk once yazinin Ergenekon'la baglantisi cok az. Biraz Ahmet Altan, biraz AKP ve sag elestirisi gibi gorunuyor.
Diger noktalara gecmeden once su Ittihatcilik konusuna girmek istiyorum. Bundan nerdeyse bir yil once bu konuyu ben de yazmistim. Nisan 2007'de. Tam da meshur e-muhtira'dan birkac hafta once. O zamandan beri de Turkiye'de boyle bir akimin gelistirilmeye calisildigini yaziyorum. Ittihatcilik diye nitelenebilecek bir akim gercekten de vardir ve Kemalizm'in icindedir. Bu anlayisin disinda olan Kemalist'ler de var elbette. Benim istegim bu kisilerin sayisinin artmasi. Benim Nisan 2007'de yazdigim yazi her nasilsa (bir Ittihatci virusun yemis olabileceginden suphe ediyorum, yoksa Ergenekon cetesi icimizde mi *:D ) tam yazinin bittigi yerden silindi. http://www.turandursun.com/modules.p...nver+pasacilik Neyseki yaziyi bloguma koymustum da tumden yok olmasini engelledik. http://sargon.blogcu.com/Yeni_Enver_Pasacilik_I/ Son zamanlarda Taraf gazetesinin bu sozcugu kullanmasina sadece sevinirim. Cunku bu kesimi ifade edebilecek en iyi tanim budur. Kemalizm ile farkliliklarini da kendi bakisimdan ortaya koymustum. Burda yazdiklarima cok da ciddi bir elestiri gelmedi. Basit bir isim karisikligindan dolayi Kuvayi Milliye Derneginin yoneticisi O. Ozansoy'un yazdigi yazi disinda. Aslinda su elestiri getirilebilirdi. Ben Ittihatciligin sadece bugun kabul edilemez gorunen yanlarina vurgu yapiyordum. Halbuki Ittihatcilik ayni zamanda moderniteyi kabul etme, bir olcude laiklik ve cumhuriyet/mesrutiyet istegiydi de. Ancak buralardan bir elestiri gelmedi. Ittihatcilik Turk tarihinde politik bir akim ve tarihsel surece son derece ciddi bir sekilde damgasini vurmus. Kemalizm bu akimin icinden dogup gelismis ve bazi yanlarina karsi cikip, hatta bir donem Ittihatcilara karsi bir temizlik hareketine girismis. Dolayisiyla bir siyasi akim olarak Ittihatcilik sozcugunu (ben daha carpici olmasi icin Yeni Enver Pasacilik diyordum daha cok) kullanmak yanlis bir tanimlama degil. Halbuki Itilafcilik tanimlamasi yanlistir. Cunku Itilafcilik tanimi 1. Dunya savasinda Itilaf Devletlerinin, yani Turkiye'nin beraber savasa girdigi Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorlugunun dusmanlari olan Ingiltere, Fransa, Italya, Rusya gibi devletlerin dostu olmak anlamina gelir. Bu tanimlama Mustafa Kemal tarafindan bazi kesimleri ifade etmek icin o zamanlar kullanilmistir ama Turkiye'deki sag hareket gelenegini boyle tanimlamak cok buyuk bir yanlis olur. Melih Pekdemir'in bu hataya dusmesinin nedeni sanirim Kemalizm ile ilgili degerlendirmesinde yatiyor. Eger Kemalizm'i ve CHP'yi anti-emperyalist bir akim ve 1950'den sonra surekli karsisina cikan sag partileri de emperyalist destekcisi olarak goruyorsaniz bu degerlendirme dogru olur. Ama bu degerlendirme yanlistir. Kemalizm hicbir zaman anti-emperyalist olmamistir. Zaten Ataturk ilkeleri arasinda da boyle bir tanimlama yoktur. Milliyetcilik, halkcilik, cumhuriyetcilik, laiklik, devletcilik, devrimcilik vardir ama anti-emperyalizm yoktur. Kemalizmin pratiginde de yoktur bu. Kurtulus savasindan sonra savasin etkileri, Ingiltere'nin dunya egemenligini surdurecek gucten dusmesi ve buyuk ekonomik krizden dolayi genc Turkiye cumhuriyeti bagimsiz bir surec yasamistir ancak bu onun anti-emperyalist olmasindan kaynaklanmaz. Tersine dunya kapitalist/emperyalist sistemine entegre olabilmek icin buyuk bir caba harcamistir. Turkiye'deki sag hareketin onemli olan yani ise emperyalizmle dost olmasi degil, muhafazakar, milliyetci ve islamci olmasidir. Asil farkliliklar bu noktadadir. Devlet burokrasisi 1950'ye kadar kurucu sol Kemalist kadrolarin elinde olmus, cok partili hayata gecilmesinden sonra ise burokrasi sistemin elinden kacabilecegi her noktada surekli darbelerle surece mudahale etmistir. Sorun budur. Evet Pekdemir'in dedigi gibi iki gucun savasi vardir ama bu gucleri Pekdemir dogru degerlendirmiyor. Cubugu Kemalizm ve burokrasi'den yana bukup, diger tarafi haksiz cikartiyor. Bu bakis acisiyla pekala 27 Mayis ve 28 Subat sol darbeler, 12 Mart ve 12 Eylul sag darbeler diye degerlendirilebilir. Halbuki hepsi de sol Kemalist burokrasinin mudahaleleridir. 12 Eylul dahi oyledir. Nitekim Kenan Evren, sosyal demokrat gorunumlu Halkci Parti'nin secilmesini istiyordu. Devrimci hareketleri silmis olmasi 12 Eylul'un sol Kemalist olma ozelligini degistirmiyor. Turkiye'deki sol tablosu budur cunku. Bazi Kemalist yazarlar da son yillarda ayni anlayis temelinde basina "Mutareke Basini" adini taktilar. Itilafcilik tanimi bu cerceveye oturuyor ve dolayisiyla miliyetci bir degerlendirmeyi ifade ediyor. Ayni zamanda Turkiye'de 1950'den beri verilen mucadelenin taraflarini da cok yanlis tanimliyor. Bir baska konu da ABD'nin "ilimli islam" istedigi seklindeki carpik anlayistir. ABD'nin su anda Turkiye'de "ilimli Islam" istedigi tamamiyla Kemalistlerin uydurdugu birsey. ABD bunu SSCB'ye karsi yesil kusak projesi oldugu zaman istiyordu. SSCB'nin etrafinda bir islam ulkeleri kusagi olusturmak istiyordu. Bu anlayisinin da nelere yol actigini 11 Eylul saldirilarinda gordu. O zamadan beri de Afganistan, Irak, Sudan gibi ornekleri yasadi ve laik bir ulkeye "ilimli islam" getirmek gibi sacma bir projesi olduguna inanmak mumkun degil. Turkiye'ye gelen Dick Cheney bir AKP karsiti ve bu ziyaret beni korkuttu acikcasi. Her darbe oncesinde bu turden gorusmeleri bildigimiz icin derin bir huzursuzluk duyuyorum. Kisaca Pekdemir'in yazisi bana karmakarisik gorundu. Pekdemir'in son paragrafi ise bir gercegi gosteriyor. Hatta ortulu bir ic savas baslamak uzere degil, baslamistir. Bu kavgada "kirin birbirinizi" demenin ise dogru bir tutum oldugunu dusunmuyorum. Kaybeden demokrasi mucadelesi olacaktir. Bu ortulu ic savas dusuk yogunluklu olarak Cumhuriyetin basindan beri suruyor, demokrat olan herkesin bu ic savastan demokrasi cikartmak icin caba gostermesi gerekir, ne haliniz varsa gorun demek yanlis bir tutumdur. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Ergenekon Davasinda yeni bir gelisme daha var. Isci Partisi Genel Sekreteri Nusret Senem, Ulusal Kanal İzmir Temsilcisi Hayati Özcan ve İP Basın Propaganda sorumlusu Hikmet Çiçek bu aksam gozaltina alindi.
|
Re: Ergenekon Dosyasi
Ben yukarıda verilen Melih Pekdemir'in görüşlerine katılamıyorum. Neler yazmış bir irdeleyelim:
Alıntı:
Susurluk’u unutmayın. O kampanyanın nasıl saptırıldığını akıldan çıkarmayın. O günkü taktikleriyle Susurluk’u korumayı becerdikleri için biz bugün Ergenekon çetesi belasıyla uğraşıyoruz. "AKP’ye kızan çok demokrat var, biliyorum. AKP insanı öfkelendiren işler yapıyor, bunu da biliyorum. Ama, bu kızgınlığımız demokrasiden vazgeçecek, demokrasi düşmanlarına hizmet edecek kadar büyük mü? Bana sorarsanız, hiçbir siyasi öfke, demokrasiden vazgeçmeyi hoş gösterecek kadar büyük olamaz. http://www.taraf.com.tr/Yazar.asp?id=6 Demek ki liberallerimiz AKP'yi aklamak için değil varlığı meşru olan bir partinin kapatılması demokrasi adına bir gerileme, bir yenilgi olacağı için bu kapatma davasına karşı mücadele ediyormuş. Gelelim Ergenekoncuları İttihatçılara benzetmeye. İttihat ve Terakkiciler elbette padişahçılara/hilafetçilere göre tarihsel bir ilerlemeyi simgeler. Ancak bu İttihatçılar iktidarının ağır baskılarla geçmediğini, ülkenin felakete sürüklenmediğini göstermez. Ülkeyi 1. dünya savaşına sokan Enver Paşa İttihatçı değil miydi, Ermeni tehciri emri İttihatçı komutanlar tarafından verilmedi mi? Bir dönemin önceki döneme göre ilerleme olması eleştirilemez olduğunu göstermez. Alıntı:
"Prens Sabahattin ve kurucu üye Ahmet Fazlı Bey divanı harpte yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. " Demek ki o dönemim İttihatçileri bile Prens Sabahettin'i suçsuz bulmuş. Ama sayın Yazar Melih Bey kendi kafasından bazı yargılarda bulunmuş bile. Prens Sabahattin ve partisi Ahrar Fırkasıyla ilk kez şimdi bu konuyu araştrırken tanıştım. Presn Sabahattin'de 2. Abdülhamit rejimine karşı ve Jöntürkler arasında yer alıyor. İttihatçılarla arasındaki görüş farkı ise onun adem-i merkeziyetçiliği yani insan merkezliliği savunmasıdır. Baskıcı bir merkezi yönetimi değil vilayetlerin-belediyelerin daha geniş özerkliğe sahip olduğu bir yönetimi savunmuştur. Bu ise İttihatçıların adeta mutlaki merkeziyetçiliğiyle çelişmiştir. İttihatçılara göre Sabahattinin politikası uygulanırsa çevre vilayetler teker teker kopacaktır devletten. Diğer yandan İttihatçılar muhaliflerini zaman zaman cinayetlerle sustururken Sabahattin grubu daha barışçıl bir çizgiyi savunmaktadır. Yorumum şudur ki günümüzün modern anlayışına daha yakın olan görüş Jöntürklerin İttihatçı kolundan ziyade Sabahattin koludur. Alıntı:
Alıntı:
Özet olarak: Gündemimizde varolan iki çete arasında bir iktidar mücadelesi ve bizim tarafsız olmamız gerektiği görüşüne katılmıyorum. Amaç AKP'yi değil demokrasiyi kollamaktır. Bu nokta çok önemlidir. Bu nedenle meşru bir parti olarak AKP'nin kapatılmasına karşı duruş sergilemek gerekir. Militaristler bunu AKP yanlısı olmak olarak lanse etmeye çalışacaklardır. Bu şekilde demagoji yapacaklardır. Bu tuzağa düşmemek gerekir. Dün DTP'yi kapatmak isteyenler bugün AKP'yi kapatmak istemektedirler. Sayın Melih Pekdemir emin olsun ki yarın ÖDP veya TKP şayet iktidara doğru yürürse onlara karşı da kapatma davaları açacaklardır. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Bozuk saat bile günde iki sefer doğru zamanı gösterir ben Doğu Perinçek'in Ergenekon hakkındaki düşüncelerine katılıyorum.
Akp 2002 den beri iktidarda ve Ergenekon 2001 yılında deşifre edilmiş. Niye bu kadar beklemişler de şimdi savcılık harekete geçmiş.Yok Ümraniye'de gecekonduda bombalar bulunmuş. Bombaları Veli Küçük vermişmiş,bunların çoğu uydurma. Var olan bir senaryo üzerine suçlu imal edip kendi mualiflerine gözdağı vermek. Akp'nin yapmak istediği sivil darbe ve tek parti iktidarına gidişi ,dinci oligarşinin tesisinin önündeki engelleri kaldırmak için yürütülen bir operasyondur. Perşembe, 06 Mart 2008 * İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ergenekon opersyonunun İşçi Partisi'yle ilişkilendirilen haberlere cevap verdi. Perinçek, "Ergenekon'un tüzüğünü Veli Küçük'le Doğu Periçek yazdı" iddialarının tamamen uydurma olduğunu söyledi. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriye Savcısı Zekeriya Öz'ün CIA'ya bağlı olan Tuncay Güney isimli Fethullah Gülen'in özel kaleminin ifadelerine dayanarak operasyonu başlattığına dikkat çeken İşçi Partisi Lideri Perinçek, Ergenekon opersyonunun Fethullahçı Gladyo tarafından kurgulandığını ve hedefin Türk Silahlı Kuvvetleri ile milli güçler olduğunu belirtti. İP Genel başkanı Doğu Perinçek'in basın açıklamasının tam metni ERGENEKON SORUŞTURMASIYLA SUÇ İŞLENİYOR Ergenekon soruşturmasıyla suç işlenmektedir. Bu soruşturmanın kendisi suçtur. Hem de büyük bir suç! Çünkü soruşturma, Fehmi Koru'nun belirttiği üzere, 5 Kasım 2007 günlü Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesinde kararlaştırılmıştır (Kanal 7 televizyonunun 28 Ocak 2008 *tarihli haber bülteninde canlı yayın konuğu olarak açıklaması ve Yeni Şafak, 1 Şubat 2008 günlü yazısı). Başka bir devletin başkanından Türkiye'de ceza soruşturması talimatı almak suçtur. Evet talimat sözcüğünün altını çiziyorum. Çünkü Tayyip Erdoğan 11 ayrı açıklamasında ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı olduğunu itiraf etmektedir. BOP, ABD'nin projesidir ve BOP Eşbaşkanlığı, ABD devletine bağlıdır. Bu talimat sonucu Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden yabancı bir devletin tertibine ortak olanlar, bu suçun hesabını yargı önünde vereceklerdir. İstanbul C. Savcısı Zekeriya Öz, 2000 yılında CIA'ya bağlanan Tuncay Güney'e verdirilen uydurma ifadeleri, yedi yıl sonra soruşturma konusu haline getirmiştir. Böylece suç ve suçlu imal ederek tertibe bile bile alet olmakta, görevini kötüye kullanmakta ve suça ortak olmaktadır. Savcı Öz'ün kanıt diye ortaya attığı bütün uydurmalar, Fehmi Koru'nun 2001 yılı Nisan ayındaki yazılarından ve 12 Mayıs 2001 tarihli Fethullahçı Aksiyon dergisinden alınmıştır. TUNCAY GÜNEY YEDİ YILDIR NEWYORK'TA CIA'NIN PARAVAN KURUMLARINDA Basın organlarında açıkça yazıldığına göre, İstanbul Savcısı Zekeriya Öz, Ergenekon soruşturmasını Tuncay Güney'in 2 Mart 2001'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'nde verdiği ifade ve teslim ettiği bazı belgelere dayandırmaktadır. Tuncay Güney, o tarihten beri yedi yıldır New York Institutes gibi CIA denetimindeki paravan kurumlarda görev yapmaktadır. New York Institutes'ün internet sitesini açanlar, orada Tuncay Güney isminin karşısında İngilizce olarak Genel Yayın Yönetmeni sıfatını göreceklerdir. Tuncay Güney, sekiz yıl önce, 2000 yılında CIA tarafından ele geçirilmiş, kendisine o zaman 10 yıllık ABD vizesi verilmiş, uydurma ifade vermesi sağlandıktan sonra ABD'ye yerleştirilmiştir. OPERASYONDAN BİR AY ÖNCE İSTANBUL'A GELDİ Tuncay Güney, Ergenekon operasyonu başlatılmadan hemen önce Türkiye'ye getiriliyor. İstanbul Kağıthane'de Yahya Kemal Mahallesi'ndeki eve gelip gittiği saptanıyor. DGM BAŞSAVCILIĞI YEDİ YIL ÖNCE SUÇ OLMADIĞINI SAPTADI Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, Tuncay Güney'in ifadeleri üzerine dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısından "Ergenekon yapılanmasının takip edilmesi için izin" aldıklarını, bir yıl boyunca takip ve araştırma yaptıklarını, bu çalışmaya İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinin de katıldığını, ancak somut hiçbir delil elde edilemediğini, bu nedenle dosyanın kapandığını açıklamıştır (Hürriyet, 31 Ocak 2008). DGM Başsavcılığı'nın "oluru"yla bir yıl boyunca araştırma yürütülüyor; Tuncay Güney'in teslim ettiği "Ergenekon Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi", "Lobi", Ulusal Medya" "Birleşik Komün Girişim" başlıklı belgeler kanıt olarak inceleniyor; bir yıl boyunca telefonlar dinleniyor, ifadeler alınıyor, takipler yapılıyor. Ancak sonunda DGM Başsavcılığı, suç bulunmadığını saptıyor ve dosya kapatılıyor. Bugün kullanılan belgelerin hepsi o zaman da vardı. Şimdi soruyoruz: Yedi yıl önce suç dayanağı olmadığı saptanan Tuncay Güney'in ifadesi ve belgeler, bugün nasıl olmaktadır da Türkiye'yi "sarsan" bir soruşturmanın kanıtı olarak kullanılmaktadır? Bu kaçıncı Ergenekon soruşturmasıdır? 2001'de dosya kapatıldıktan sonra 2006 Mayısında Danıştay suikasti sonrasında da ikinci bir Ergenekon kampanyası açılmıştır. Fethullahçı Gladyo'nun işlediği her suçtan sonra Ergenekon uydurması gündeme getirilmiştir. Bütün bu kampanyalar, Fethullahçı gazete, dergi ve televizyonlar aracılığıyla yürütülmüştür. Türk Ordusunun sınır ötesi harekâtı öncesinde BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan köşeye sıkışınca, uydurma belgeler raflardan indirilmiştir. Olay budur. UYDURMA SENARYONUN UYDURMA SORULARI Gazetelerde yer alan haberlere ve avukatların verdiği bilgilere göre, "Ergenekon Operasyonu" sanıklarına sorulan tutanağa geçmiş sorulardan, soruşturmanın aşağıdaki uydurmalara dayandırıldığı görülüyor: * 1. UYDURMA: "BİLECİK TOPLANTISI" Tuncay Güney'in beyanına göre, "Ergenekon'un Yeniden Yapılandırılması" belgesi, Bilecik'te Veli Küçük, Doğu Perinçek, Suphi Karaman, Hasan Yalçın ve Deniz Bilge tarafından hazırlanıyor. GERÇEK: Doğu Perinçek, Bilecik'te veya başka bir yerde General Veli Küçük'le toplanmış ve görüşmüş değil. Ayrıca Perinçek ve arkadaşları, böyle bir belgeden haberdar da değiller. Türk Ordusu'nun o tarihte görevli olan bir generali ile görüştüğümü niçin saklayayım? Kaldı ki böyle bir görüşme, hele Bilecik'te gizlenebilir mi? Kaybettiğimiz 27 Mayıs Devrimi önderi İP Genel Başkan Yardımcısı, Tabii Senatör Suphi Karaman ve İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın da, Veli Küçük ile görüşseler veya böyle bir belgenin yazılışına katılsalar, kesinlikle bana haber verirlerdi. Ayrıca Deniz Bilge diye bir kimseyi tanımıyoruz. Bilecik toplantısı kurgusunun 2001 yılında Türk Ordusu'nu ve İşçi Partisi'ni hedef alan bir operasyon için uydurulduğu açıktır. * 2. UYDURMA: "LOBİ BELGESİ YAZARLIĞI" Tuncay Güney'in beyanına göre, "Lobi" belgesi General Veli Küçük'ün talimatıyla Doğu Perinçek, Adnan Akfırat, Ümit Oğuztan ve Tuncay Güney tarafından hazırlanıyor. GERÇEK: Tuncay Güney veya Ümit Oğuztan ile bir kez bile karşı karşıya oturup konuşmuş değilim. Kaldı ki, "lobi" konusu benim ilgi ve uzmanlık alanımın dışındadır. 40'a yakın kitabım, binlerce yazım var. Üslubum ve bilgi birikimim ortadadır. Herhangi bir kimse, benim üslubumu ve birikimimi taklit de edemez. Adnan Akfırat da yıllarca yayın organlarımızda yönetici görevlerde bulundu; böyle bir çalışmaya katılması mümkün değildir. 3. UYDURMA: "GENELKURMAYDA AYDINLIKÇI SUBAY GRUBU" Genelkurmay sitesinde yer alan 27 Nisan 2007 tarihli bildirge, "Genelkurmay'daki Aydınlıkçı subaylar tarafından kaleme alındı." (Genelkurmayı dinleyen kulak davasında yargılanan, Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, bu yalanı yeni kitabında ve televizyon konuşmalarında dillendiriyor). * GERÇEK: Bu yalan Ergenekon senaryosunun şifresini vermektedir. Ordudaki cunta senaryoları ile İşçi Partisi arasında uydurma bağlantılar kurulmaktadır. TUNCAY GÜNEY CIA'NIN AVUCUNA NASIL DÜŞTÜ Aydınlık dergisinin 3 Şubat 2008 tarihli sayısında yayımlanan haber, Tuncay Güney'in ifadesi alınmadan önce, CIA'nın avucuna nasıl *düştüğünü anlatmaktadır. 2000 yılında CIA'nın İstanbul'daki Operasyon Şefi ile Meşrutiyet caddesindeki Amerikan Başkonsolosluğu'nda görüşmelerle başlıyor. Tuncay Güney, o sırada CIA şefi sayesinde ABD'den 10 yıllık vize aldığını çevresine açıklıyor. İngilizce bilmeyen Tuncay Güney, Amerika'daki yaşam hayallerini yakınlarına anlatıyor. 10 yıllık vize verildikten başka ABD'de güvenli ve lüks yaşam vaatleriyle Tuncay Güney'den istenen ifade sağlanıyor. Tuncay Güney'in gözaltına alınma nedeni, dolandırıcılık. Ancak kendisini gözaltına alan şube, Emniyet İstihbaratı! *Organize Suçlar'daki sorgusunda kendisine dolandırıcılık suçu soruluyor, Tuncay ise Ergenekon örgütünü anlatıyor! MİT eski Kontr-terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür. 4 Haziran 2000'de "atin.org" isimli web sitesinde "Çift Meslekliler" başlıklı yazısında Tuncay Güney'in 1997 yılında Susurluk'un ünlü "düğün fotoğrafını" basına, istihbarattan alıp sattığını yazıyor. Zamanlama dikkat çekici. Olayın üzerinden üç yıldan fazla geçmiş. Ancak, Tuncay Güney'i himaye ettiği söylenen Tuğgen. Veli Küçük'ün emekli olacağı o günlerde kesinleşmiş. Tuncay Güney, Eymür'ün yazısı üzerine telaşa kapılıyor ve kısmen korku, kısmen Amerika'da lüks yaşam hayalleriyle CIA'nın kucağına düşürülüyor. Tuncay Güney, istenen ifadeyi verdikten sonra ABD'ye götürülüyor. *Amerika'da kalacağı yeri, çalışacağı kurumu ayarlayan, Eski MİT Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür. New York Institutes adlı paravan kurumda, Türkiye'ye ve Ortadoğu'ya ilişkin raporlar hazırlaması için işe alınıyor. İngilizce bilmeyen ve Türkçeyi bile doğru dürüst kullanamayan Tuncay Güney'in ABD'ye varır varmaz işe alınıp, maaşa bağlanması dikkat çekici. New York Institutes adlı kuruluşun merkez bürosu Kanada'ya taşındığı için, Tuncay Güney ABD ile Kanada arasında gidip geliyor. TUNCAY GÜNEY'İN CIA'YA BAĞLI *NEW YORK INSTITUTES'DEKİ GÖREVLERİ New York Institutes'ün Kanada'daki adresi 216 Westmount Ave, M6E 3M8, Toronto, O.N, Canada. ABD'deki adres ise dikkat çekici. Bir posta kutusu: PO Box 353 Dumont New Jersey 07628. New York Institutes sitesinin telif hakları "lifezion.inc" adlı internet şirketine ait. Bu şirket ise Güney Kore merkezli "Today and Tomorrow Co.Ltd" isimli şirketinin. http://www.instituteus.com/news/turkish/ bağlantısında Tuncay Güney'in fotoğrafının yanında "Editor in Chief" yazıyor. Türkçesi Genel Yayın Yönetmeni. Müdür sıfatıyla bir başka Türk ismini görüyoruz: Yakup Can. Bir tek Can'ın fotoğrafı yok. İki Türk ismi Murat Özcan ve Melis Nacar ise İngilizceye uyarlanarak Morad Ozjan ve Meliss. T. Nacar şeklinde yazılmış. Ekibin diğer üyeleri ise: Vahid Garousi, Estelle Swettenham, Tim Syevens, Renat Elizarov, Aleksander Ivanov. Tuncay Güney'in sitesinin yan tarafında "Congregation Melech Yisrael" diye bir başlık var. Tıklayınca başka bir siteye geçiliyor. İsa'yı peygamber olarak benimseyen bağnaz bir Yahudi tarikatının resmi sitesi. CIA varsa, MOSSAD'ın bulunması olağan. TUNCAY GÜNEY'İN CIA'NIN TÜRK VE MÜSLÜMAN DÜŞMANI PSİKOLOJİK HAREKÂTINDAKI GÖREVLERİ Tuncay Güney'in yayın yönetmenliğini yaptığı sitedeki makaleler CIA ve MOSSAD bağlantısını ortaya koyuyor. Bir başlık: "Ermeniler Türkler Tarafından Baltalarla Öldürüldü. Anatolia College Müdüründen Sinirleri Altüst Eden Açıklama." Kasım 1917 tarihli The New York Times'taki makale Türkçe olarak yayınlanıyor: "Hükümet adamları Merzifon'un Ermeni mezarlığını da tarla gibi sürerek dümdüz ettiler ve oraya tohum ektiler. Bu yerde bundan böyle hiçbir Ermeni yaşamasın, ölmesin, gömülmesin diye. Anatolia College'de hiçbir Ermeni öğrenci bırakılmadı. Kentteki Protestan topluluğu 950 kişiydi. 900'den çoğu pastörleriyle birlikte katledildi. Bir uçtan öbür uca hükümet programıydı bu. Ermeni halkına karşı jenosit." 19 Eylül 2004 tarihli Tuncay Güney imzalı "Evanjelizm" yazısı, Ergenekon Operasyonu'nunda kullanılan kışkırtıcı ajanın kimliğini ele veriyor: *"Evanjelizm, Kutsal Kitap'a yönelmektir.…Müslüman topluluklar yıllarca, İsa-Mesih'e iman edenlere karşı asılsız iddialar ortaya attılar. Bu yüzyılda saçma sapan iddialar devam ediyor. Kutsal Kitap'ı okusalar ve anlasalar iddia sahiplerinin suçlamalarının asılsız olduğunu görecekler." Yine Tuncay Güney imzalı 5 Mayıs 2006 tarihli "Sabetay Sevi ve Kuzu Bayramı" başlıklı yazıda Siyonizme müthiş övgü var, işte Tuncay Güney'in "Türkçesiyle" o makale: "Dönemin büyük Rabay'ı Sabatay Sevi, bu tehditler karşısında Müslüman olduğunu açıkladı. Ve adı Mehmet oldu. O sıkıntılı dönemde imanlılarına Sarayın kapalı kapıları ardında olan bitenleri anlatan Sabatay Sevi faaliyetlerini ve ibadetlerini gizli devam ettirmek zorunda kaldı. Fakat, Büyük Israel Sevdasından hiç bir zaman vazgeçmedi. Israel'i sevenler olarak hareket eden Rabay'i ve öğrencileri iki isim kullanmaya ve Müslüman gibi yasamak zorunda kaldılar. Bugüne kadar Sabayatcilar olarak anılan bu grup'un öğrencileri gizliliğe önem verdiler. Yeni Israel kurulurken destek ve diplomatik yardımlarını esirgemediler. Sabatay Sevi'yi sevenler bir aile teşkilatı değildir. Sabatay Sevi'ye inan ve gönül bağlayan o dönem birçok Hristiyan ve Müslüman kişilerde oldu….Rabay- Sabatay Sevi hareketi bir kaç ailenin tekelinde gizli bir örgütlenme gibi gösterilmeye çalışılıyor. İmanlılar sion'nun ışık askerleri iken karanlığın ordusu gibi tanıtılmaya çalışılıyor… Kutlu olsun bahar-kuzu ve Sabatay'ın doğum günü." TUNCAY GÜNEY'İN KİMLİĞİ Tuncay Güney, İmam Hatip Lisesi mezunu, sonra İsmailağa dergahına yerleştiriliyor. Hızla ilerliyor ve Fethullah Gülen tarikatına dahil ediliyor. 1989-1991 yılları arasında Fethullah *Gülen'in özel kalemi. Altunizade'deki FEM Dersanesi'nin en üst katındaki *bürosunda, Fethullah'ın randevularını düzenliyor. Görüşmelere katılıyor. Samanyolu televizyonunun kurulmasını sağlayan ekipten. O sırada Samanyolu televizyonunda programlar yapıyor. 1993-1996 yıllarında Akşam gazetesinde muhabir. Bu arada Gen.Veli Küçük'le ilişkisi olduğunu söylüyor. TUNCAY GÜNEY'İN KARIŞIK İŞLERİ Tuncay Güney'in Türkiye'de bulunduğu dönemde yaptığı önemli işler, kendi anlatımlarına göre şöyle: - Fethullahçıların Erbil'deki kolejinin kapanmasını önlemek için PKK'ya 15.000 doları ben götürüp verdim. - Doğu Perinçek'in Bekaa kampında Abdullah Öcalan'la yaptığı görüşmelerin fotoğraflarını PKK'dan alıp MİT'e getirdim. Lübnan'da PKK'nın adamıyla buluşup, fotoğrafları aldım, getirip teslim ettim. - Tansu Çiller ile Abdullah Çatlı'yı birlikte gösteren fotomontaj fotoğrafı DYP milletvekiline 2.5 milyar lira karşılığında sattım. - Büyük Birlik Partisi'ninin kuruluşu için Fethullah Gülen'in verdiği para destesini Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim ettim. ERGENEKON OPERASYONU'NUN AMACI: TÜRK ORDUSUNU VE MİLLİ GÜÇLERİ İÇERDEN VURMAK Ergenekon soruşturmasının yedi yıl sonra ısıtılıp yeniden gündeme getirilmesindeki zamanlama, tertibin amacını da ele vermektedir. "Ergenekon Operasyonu", Türk Ordusu'na karşı Şeminli'de başlayan uygulamalar dizisinin son halkası ve doruğudur. Fethullahçı Gladyo, havadan ve karadan sınır ötesi harekât hazırlayan *Türk Silahlı Kuvvetleri'ni içerden vurmak için harekete geçirilmiştir. Ordu'nun dış cephedeki Güneş Harekâtı'na iç cephede Hançer Harekâtıyla cevap verilmiştir. Bu cepheleşmenin geleceğe uzanan boyutu, daha da önemlidir. ABD, sınır ötesi harekâtın karşısına dikilmiştir ve Türkiye'nin PKK ile masaya oturmasını istemiştir. ABD Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına atanacağı belirtilen, "Çuvalcı General" Korgen. Raymond Odierno, bugün gazetelerde yer alan habere göre, "PKK ile müzakerelere başlanması" gerektiğini söylemiştir (Vatan, 6 Mart 2008). Siyasal çözüm adı altında Güneydoğu bölgesinin özerkleştirilmesi ve PKK'nın Meclisteki grubunun güçlendirilmesi planı yürütülmektedir. Bu planın karşısına dikilen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve başta İşçi Partisi olmak üzere diğer millî güçlerin direncinin kırılması için, iki araç devreye sokulmuştur. Biri türban savaşıdır; diğeri "Ergenekon Operasyonu". Akp demokrasi istemez,Tayyip'in Kasımpaşa ağzı ve ayetlerle konuşmasında bu net olarak görünüyor. Onlar için demokrasi trendir.Bir araçtır.Son durak şeriattır. Ne yazık ki bazı insanlarımız treni sever,trene bakar ama trenin onları nereye götüreceğini algılayamaz. Laiklik olmadan demokrasi olmaz,Akp üst yönetimi laik değiliz diye bas bas bağırır. Ama bazı arkadaşların kulakları duymaz. Halk isterse tabi laiklik gidecek,laiklik neymiş,insan laik olmaz diyen Recep Tayyip'tir. Dindar bir Cumhurbaşkanımız olsun ne olur diyenler. Halk isterse şeriatda gelir diyenler onlardır. Demokrasi nedir.Refarandum yapılmış İra'da ne olmuş din devleti kurulmuş.İran'da demokrasimi var? Türkiye'de de halk oylaması yapsınlar çoğunluk şeriatı istesin hemen şeriat devleti kurulsun. Ne güzel demokrasi. Demokrasi her insanına eşit hak ve özgürlükleri verebilmelidir. Sen şeriat devletinde internette bunları yaz bakalım ne olacak. Akp demokrasi savunucusu,Abd özgürlük ve barış ihracatçısı diyenler bilerk veya bilmeyerek ABD'nin BOP projesini desteklerler ve Kürt-İslam sentezini isterler. Bunlar Atatürk'e ve TC'ye düşmandır. Ülkemizin bölünmesi dinci oligarşinin egemenliği ve emperyalizmin politikalarına hizmet ederler. Saygılar |
Re: Ergenekon Dosyasi
" Halbuki Itilafcilik tanimlamasi yanlistir. Cunku Itilafcilik tanimi 1. Dunya savasinda Itilaf Devletlerinin, yani Turkiye'nin beraber savasa girdigi Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorlugunun dusmanlari olan Ingiltere, Fransa, Italya, Rusya gibi devletlerin dostu olmak anlamina gelir. Bu tanimlama Mustafa Kemal tarafindan bazi kesimleri ifade etmek icin o zamanlar kullanilmistir ama Turkiye'deki sag hareket gelenegini boyle tanimlamak cok buyuk bir yanlis olur. Melih Pekdemir'in bu hataya dusmesinin nedeni sanirim Kemalizm ile ilgili degerlendirmesinde yatiyor."
Sevgili Sargon "itilafçılık" deyimi doğrudan Hürriyet Ve İtilaf Fırkası'ndan gelir. Bir yakıştırma değildir. Anlaşılan bu başlık epey su götürecek. Keyifli bir tartışma olacağını düşünüyorum., "AKP'nin rejim için tehdit düzeyiyle 80 öncesi MHP'yi eş tutmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Elbette AKP laikliği ve demokrasiyi içine sindirmiş bir parti değil ancak 80 öncesi MHP'ninki gibi cinayetler işleyen katliamlar yapan Komandoları yok. TİP'li 7 gencin öldürülüşünü hatırlayın, Maraş katliamlarını hatırlayın. AKP'yi her ne kadar beğenmesem de demokrasi ve hukuk sınırları içinde oynuyor. Birkaç istisna bu tahlili bozmaz. Oysa 80 öncesi MHP çok farklıydı. Militarist idi. Günümüzde İslamcılar içindeki militarist unsurlar daha ziyade Saadet Partisi ve daha radikal gruplardadır örneğin Hizbullah'dadır. Bu gibi radikal İslamcılar AKP'yi sevmezler. Bundan dolayı Erbakan Tayyip'e "Tevbe et Milli Görüş'e dön" demiştir. Dolayısıyla AKP'yi radikal İslamcılardan ayırmak gerekir. 80 öncesi MHP ile eş tutmak hatalıdır." Sevgili cem sanırım Akp'nin gündemi ve varoluş gerekçesini ciddi biçimde ıskalıyoruz. Biat kültüründen yetişen ve referansını vahyi emirlerden alan hiç bir siyasi yapılanma "demokrat" olamaz. Onların demokrasisi sınırlıdır. AB yanlısı görünen bunun için çaba sarfeder gözüken Akp mi yoksa örneğin Ahim'de türban kararını bu işe mecelle karar verir diyerek protesto eden *Akp mi ? Evet bu başlık güzel tartışmalara gebe görünüyor. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Dogu Perincek'in yazdiklarini okuyunca 1998-1999 yillarinda basima gelenler aklima geldi. O yillarda devrimci sol bir derginin yasal yayin organinda calisiyordum. Daha dogrusu derginin yaziislerini yoneten birkac kisiden biriydim. Ama daha oncesinde orgutsel calismalarin da icinde bulunmustum. Birkac ay suren dergi calismasindan sonra orgute operasyon yapildi ve tutuklandim. Iddianamede itirafcinin hakkimdaki ifadelerine de onemli bir sekilde yer veriliyordu. Aslinda itirafcinin soyledikleri tamamen dogruydu ama bir itirafci oldugu icin onun ifadelerinin gecerli olmamasi gerektigini iddia ediyorduk. Halbuki iddianamede benim orgutle iliskilerimi gosteren baska kisilerin ifadeleri ve ayrica somut bazi olaylar ve belgeler de vardi. Gerci ortada ne bir silah ne bir silahli eylem falan yoktu ama yasadisi orgut uyeligi bilindigi gibi adam oldurmeden daha agir suctur bizde. Zaten mahkeme de kararini bastan vermis bir DGM oldugu icin dogru durust bir mahkeme bile olmadan 12.5'ar yil cezayi yeyip yatmaya basladik.
Perincek de ayni benim yaptigim gibi once davanin bir itirafciya dayandigini, bu kisinin ABD'nin ajani falan oldugunu gostermeye calisiyor. Bu kisiyi gozden dusurup ardindan da kendi iddialarina geciyor. Yazinin 3/4'u Tuncay Guney'e ayrilmis durumda. Tabii iddianame falan yok ortada. Ama basina sizan diger haberlere gore - ki bu haberler de yine Dogu Perincek'in avukatlari tarafindan sizdirilmis haberler- ortada baska seyler de var. Herseyden once ordunun cephanesinde olmasi gerekirken, Umraniye'de bir gecekonduda cikan bombalar var, Cumhuriyet gazetesi ve Danistay baskinlari var, Hirant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri var, Malatya katliami var, Yargitaya yapilmasi planlanan saldiri ve suikast planlari var. Hatta Yargitay krokilerinin ve eylem planlarinin Dogu Perincek'in burosundaki bir CD'de yeraldigi soyleniyor. Bunlara ne buyuracagiz. Perincek sonra da kendi kafasinda kurdugu, bence tamamen paranoyak urunler olan, planlara geciyor. Bu operasyonun amaci Fethullahci Gladyo'nun Turk ordusunu icerden vurma harekatiymis, Turk ordusuna karsi Semdinli'de baslanan operasyonun (yani Semdinli'de bir yainevine bomba atan iki astsubayin yargilanmasi davasi, ki sonunda serefli astsubaylar bir sekilde kurtarildilar.) devamiymis, Turk devletini PKK ile masaya oturtma ve siyasal cozum dayatma planiymis vs. vs. AKP demokrasi istemez diyor ve aciklamaya calisiyor ama kendisinin "Türk ordusu Türk vatanının bağımsızlığını, egemenliğini ve güvenliğini sağlamakla görevlidir ve böyle görevler halkoylarına sunulmaz. Bu demokrasi budalalıklarının kesinlikle terk edilmesi gerekir. Genellikle gözler orduya dönmüştür. Devrimci, laik cumhuriyet, sosyal devlet hiç sevmediğim kelimeler. Türkiye'nin yönetimini düşman ele geçirmiştir" mealindeki sozlerine ne buyuracagiz. sevgili aydoe, evet bozuk saat bile gunde iki defa dogru saati gosterir. Ama Dogu Perincek bozuk saat degil, calisiyor, ama hicbir zaman dogru saati gosterdigini ben gormedim. Simdi de yanlis ssat gosteriyor. |
Re: Ergenekon Dosyasi
sevgili frodo, bence de keyifli bir tartisma olacak gibi gorunuyor. Su ana kadar tartismanin taraflari duzeylerini bozmadilar ve buna yeltenecek olanlara izin vermedigimiz surece iyi bir tartisma olacagi kesin. "Itilaf" sozcuk anlami olarak uyusma, uzlasma demek. Hurriyet ve Itilaf partisinin amaci soyle tanimlaniyordu: "en felsefi manasıyla hürriyete vasıl olmak". Parti programinda "Memleket şimdiye kadar ne çekmişse hep cebirden, tazyikten" deniyordu. Bu yüzden örfi idare (sıkıyönetim) kaldırılmalıydı. Hurriyet ve Itilaf Partisi 1911-1913 yillarinda yasamis bir parti. 1919'da yeniden kurulmasi ve yasami cok kisa omurlu olmustur. Damat Ferit Pasa'nin 1919'da kurdugu hukumet ise aslinda bir "Hurriyet ve Itilaf Partisi" hukumeti degildir. Refik Halit'e gore "Damat Ferit firkayi bir kislik hirka gibi kullanmistir". Sadece hukumete bu firkadan birkac uye almistir. Ayrica 25 Haziran 1919'da Hurriyet ve Itilaf partisinin merkez komitesi Damat Ferit hukumetini gayrimesru ilan ederek istifa ediyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BC...4%B1rkas%C4%B1 Butun bunlara karsin, Pekdemir bence bilincli olarak "Hurriyet" sozcugunu degil "Itilaf" sozcugunu kullaniyor. Zaten yazisinda da ""Damat Ferit" adını andıktan sonra, sanırım İlkokul tarih bilgilerinizi hatırlamışsınızdır ve programını anlatmama da gerek kalmamıştır.. " diyerek ne soylemek istedigini acikliyor. Ona gore bu parti dusman ile isbirligi yapmis bir partidir. *Halbuki bu akimin devaminda Demokrat Partiyi goruyoruz. Sonrasinda AP, Ozal ve AKP var. "Hurriyet"ci, "Demokrat", "Ozgurlukcu" gibi sifatlari layik gormedigi icin "itilaf"ci diyerek Ingiliz dostlugunu hatirlatmak istiyor. Benim karsi cikisim hem degerlendirmesinin yanlis oldugu hem de dis dinamikleri one cikarmasinin hata oldugu uzerine kurulu. Bence her zaman once ic dinamikler goz onune alinmali, dis dinamikler ikinci planda gundeme gelmelidir. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Avni Ozgurel'in asagidaki eglenceli yazisini niye daha once gormedim. Okuyun, kesinlikle begeneceksiniz.
Asırlar çete kovalamakla geçti - Avni Ozgurel Osmanlı, altı asır boyunca çetenin gücüyle ayakta durdu. Cumhuriyet devrinde de aynı dert sürdü geldi. İşte Osmanlı’dan günümüze çeteler... Geçtiğimiz haftaya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP hakkında kapatma talebiyle dava açma girişimiyle başlamıştık. Ne olacak bu işin sonu diye düşünürken polisin Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleştirdiği bir dizi gözaltı haberi işitildi. Şaşkın bir bekleyişle önümüzdeki haftaya diktik gözümüzü.. Önce bir hususu ifade edeyim; kırk yıllık gazetecilik hayatımda ben sonuç vermiş bir önemli soruşturmaya tanık olmadım. Türkiye sadece cinayetler bakımından değil, adi veya siyasi suçlar bakımından da 'fail-i meçhul'ler ülkesidir. Ya da daha doğru bir ifadeyle sanık bulunca olayı aydınlattığını sanıp yaşananları unutma sürecine giren ülke. Ergenekon diye adlandırılan çete ve buna yönelik operasyon hakkında kanaatlerimi geçen ay 'Vatan Elden Gidiyor' Çetesi başlıklı üç yazıya konu ettim. İlgilenen okusun.. Bu girizgâhın ardından maziye bakabiliriz. Mazi dediğim de sıradan bir şey değil.. Koskoca Osmanlı tarihi. Dünyada ilk kez, bir çetenin devleti esir alıp iktidarı gaspettiği coğrafya burası. İttihatçılık öncesi Çete işi herhalde bizim tabiatımızda var. İktidar yetkisini kullanan kadroya tepesi atanın örtülü/açık bayrak açmasının mazisi dersek Orta Asya'ya kadar uzanmak mümkün. O kadar ki, ciltler dolusu yazıp yine de tamamını anlatmamak şartıyla.. Fatih Sultan Mehmed'in saltanatında 'Buçuktepe Hadisesi'nden tutup Arnavutluk'un fethinin tamamlanamayış sebeplerinden çıkabiliriz mesela. Buçuktepe'yi merak eden internetten okuyabilir. Arnavutluk meselesi ilginçtir. Pek üzerinde durulmadığı için burada yazayım. İmparatorluğun kurucusu Fatih'in Balkan coğrafyasında en fazla Arnavutluk'ta sıkıntılanmış ve zorlanmış olmasının temel sebebi asker ve sivil bürokrasinin 'Bu fethi tamamlarsak sultanın bize ihtiyacı kalmaz, ganimet payımız kesilir. Ordunun bir kısmını burada terhis etse ne denir..' diyerek savaşta gayretsizlik göstermiş olmasıdır. Benzer bir durum 1514'te Çaldıran'da Yavuz'un başına geldi. Zafer sonrası İran'ın bütününü zaptetmeyi planlayan ve buna hazırlanan padişah ordu içinde oluşan bir çetenin gece otağını baskın verip çadırına kurşun yağdırması üzerine İstanbul'a geri dönmek zorunda kaldı. Sonraki asırlarda da devam etti bu çeteler mücadelesi. Saray bile çarşı-çete oluşturmak, emrivaki/entrika/suikast planlamak zorunda kaldı pek çok hadisede. Haklı haksız hapse atmalar, mal müsadereleri, sürgünler, kalebentlik veya kürek mahkûmiyeti denilen cezalandırmalarla geçti seneler. Son asırlarda maruf kişiler 'değişimi çabuklaştırmak' adına yeltenmeye başladılar bu işe.. Ali Suavi gibi bir aydın 5. Murad'ı tahta çıkarmak hevesiyle etrafına adam toplayıp Çırağan Sarayı'nı basmaya kalktı. Mithat Paşa gibi bir insan ihtilal örgütü kurdu, kafasına göre saltanat değişikliği gerçekleştirdi. İttihad çetesi Şimdi adına 'Ergenekon' denilen örgütün kendince kurguladığı Kur'anlı/bayraklı/ silahlı törenlerin kaynağı İttihad Terakki. Ucundan kenarından mason teşkilatınında bulaştığı bu örgüt gizli yemin merasimi, kendi içinde özel ast-üst ilişkisi oluşturması, silahlı eylem ve tetikçi yetiştirmesiyle tanınıyor. 2. Abdülhamid'in idaresinden rahatsızlık duyan ve ülkeyi siyasi bakımdan ileriye taşıyacak reformları gerçekleştirmek iddiası taşıyan İttihad Terakki için bu amaç doğrultusunda yapılan ne varsa meşruydu. Devlet dairelerini basmak, ordu kumandanı/ sadrazam demeden kurşunlamak, kabadayı yöntemlerini benimsemeyen gazetecileri sokak ortasında öldürmek dahil. Nitekim bu yolla iktidarı ele geçirdi. Tabii bir kere gücü elde edince reform iddiasını falan bıraktı bir yana. Zorbalık devri başladı. Bu dönemde İstanbul'da Bekirağa Bölüğü, İstanbul dışında Sinop Cezaevi İttihad Terakki muhaliflerine tahsis edildi adeta. İttihadçıların o denli hoşuna gitmişti öylesine inanmışlardı ki çete oluşturma işine ve bunun yararına Teşkilat-ı Mahsusa kurulduğunda örgüte verilen görevlerin başında Osmanlı coğrafyasının her noktasında çete oluşturmak, istilaya karşı direnişi çeteler üzerinden örgütlemek yer alıyordu. Komitacılık ve Cumhuriyet Gelenek Cumhuriyet döneminde de sürdü. Özellikle 1935'ten sonra. Yani Atatürk-İnönü ihtilafının ortaya çıktığı dönemde. Harbokulu üzerinden oynanan oyunlar fazla eşelenmedi daha. Atatürk'ün ölümünden önceki üç yıl tıpkı rahmetli Bülent Ecevit'in başbakanlıktan uzaklaştırılmak istenip, bu amaçla sağlık kuruluşları dahil bazı örtülü organizasyonlara gidildiği süreçte yaşananlara benzer hadiselerin meydana geldiği, bilinçli bazı dedikoduların yayıldığı bilinir. Ama herhalde İttihadçı geleneğin 'komitacılık' iye isimlendirdiği faaliyetin su yüzüne vurduğu dönem 1950-60 devresidir. İhtilal gruplarının gerçek sayısını kimsenin bilmediği bunlar arasında müzakereler yapılıp protokollar imzalandığı dönemdir sözünü ettiğim. Tabii, darbeye gerekçe oluşturmak için uygun zemin için provakasyonların hazırlandığı dönemdir aynı zamanda. Netice malum. 27 Mayıs. Ardından o ihtilal sırasında hevesi kursağında kalanların iki darbe teşebbüsü.. Ve nihayet ülkenin 12 Mart muhtırasıyla yüzyüze geldiği çete faaliyeti. Şimdilerde Deniz Gezmiş gibi genç, idealist, yürekli gençlerin ismiyle taçlandırılıp perdelense de 12 Mart öncesi tablo devlet içinde ve dışında çeteleşmenin ne boyuta tırmandığını herhalde hafızalardan silemez. Keza aynı durumu uluslar arası aktörlerin devreye açıktan girmesiyle 1980'de bir kez daha yaşadığımızı herhalde unutmadık. Radikal, 23 Mart 2008 |
Re: Ergenekon Dosyasi
28 ve 29 Ocak gunlerinde Taraf gazetesinin Murat Belge ile yaptigi bir roportaj. Son tutuklamalardan once Ergenekon cetesine dair bir takim ifadeler va. Oldukca ilginc degerlendirmeler yapiyor Murat Belge.
Roportajin *tamamini burdan okuyabilirsiniz. Roportajdan bazi bolumler: Murat Belge: '2009'da kıyamet gibi kan akacaktı!' Adı Susurluk çetesiyle ve faili meçhullerle birlikte anılan bir emekli general Ergenekon operasyonunda tutuklandı. Bu derin devletteki iç hesaplaşmanın bir sonucu mu oldu sizce? - Evet o emekli general on yıl sonra gözaltına alındı. On yıl içinde kaç cesetten sonra acaba bu oldu? O cesetleri de bir saymak lazım tabii. Ben saymadım. Bakın… 2008"egeldik. Artık Soğuk Savaş yok. Avrupa Birliği, globalizasyon gibi süreçler var. Bir kısmı çeteci olan bir devlet artık dünyanın bu koşullarıyla bağdaşık değil. Türkiye"de derin devlet bir gelenek ama asker de sadece JİTEM demek değil. Bu devletin içinde "kendimize artık bir çeki düzen vermeliyiz" diyenler de var. Önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök böyle biriydi. Öyle olmasaydı, kuvvet komutanların onun döneminde giriştikleri iki ayrı darbe hazırlığı bir yere varırdı. Ergenekon operasyonunda tutuklananlar da 2009"da darbe yapmayı planlamışlar. Adamın aklına durup duruken 2009 iyi bir sene diye gelmedi herhalde. 2009 insanın aklına bir şeyler getiriyor. Şimdiki genelkurmay başkanı 2009"da emekli oluyor. Darbecilerin dayandığı, güvendiği bir şeyler olmalı ki, böyle bir hesap yapıyorlardı. ... Türkiye bu yapıyı temizleyebilecek mi sizce? Temizleyemezse kendi temizlenir. Hayatta her şeyin sonuçları var. "Ben böyle bir çeteyle var olacağım" diye karar verirse, bir kere bu ülkede bir sürü insan buna "olmaz" diyecek. O zaman bu insanları susturmak gerekecek. Bakın… Son yakalanan sanıkların bir darbe ortamı hazırlamak istedikleri söylendi. 2009 darbe planında kıyamet gibi kan akacaktı. Linçler yaşanacaktı. sonra da ordu gelip bu kanı durdurmuş olacaktı. Fakat ordu saldırıları durduruncaya dek, asıl istenmeyen unsurlar zaten temizlenmiş olacaktı. 12 Eylül darbesi de böyle gerçekleşmedi mi? Önce sağ ve sol çatışmalarında binlerce insan öldürülmedi mi? - Evet ama 2009"da planlanan 12 Eylül'den de beter bir şey olacaktı. Çünkü 12 Eylül"den farklı olarak, Yasin Hayaller, Ogün Samastlar gibi adamlar geleceklerdi. Sıkıyönetimin başındaki üst teğmen gibi size, "Giyinin Selimiye"ye gidiyoruz" denmeyecekti. Güruhlar evinizin kapısını kırıp içeride kim varsa temizleyeceklerdi. Dört beş gün böyle devam ettikten sonra da muhtemelen kardeş kavgasına son vermek üzere darbe olacaktı. Sen de o zaman işte bir ülke olarak bütün saygıdeğerliğini, her şeyini sokağa atmış olacaksın. Sabahtan akşama bu adamların "Türk kanı", "Biz Ergenekon"dan geldik, Tanrı dağına gittik" diye televizyonlardan kükrediği bir memleket olarak dayanabildiğin kadar yaşayacaksın. Türkiye"de hala darbe olur mu? -Olabilir. Bu memlekette darbe yapmaya karar vermiş ve o darbeyi "cumartesi gecesi başlatıp pazartesi sabaha kadar şunlara bunlara el koyarak yaparız" diye bir planı işletecek kadar adam da bulunmuşsa, bu darbeyi yaparlar. Ama darbe uzun ömürlü olur mu? Zor. Darbe olursa Türkiye dünyadan çok izole olur. Tabiat parkı gibi bir şey olur. ... Sizce bu operasyon gittiği yere kadar gidebilecek mi? - İşin gene üstü örtülür ama… Devlet herhalde bu işin halen görevde olan uzantılarını emekli ederek tasfiye edecek. Bakın… Bizim otoriter kesim sokaktaki faşistle daha önce böyle hiç ittifak kurmamıştı. Onu hep emir eri olarak icabında kullanılabilecek kirli bir alet olarak görür ama onunla ititfak kurmazdı. İlk kez bu dönemde bunlara inisiyatif verilmiş. Yasin Hayal Veli Küçük ve beraberliğinin geçmişte bir benzeri yok. Bakın… Türkiye'de tarihi bakımdan dönemini doldurmuş bir üretim biçimi ve yönetim anlayışı var. Hem Soğuk Savaş'ın sağladığı yapay destekler bitti hem de ortaya AB diye somut bir durum çıktı. bu şartlarda kendini yok olmak üzere gören bir kesim var. İşte bunlar milliyetçiliğin bütün unsurlarıyla birlikte büyük bir enerjiyle bütün toplumun altını üstüne getirdiler, Her cephede doğrulara ve ahlaka karşı müthiş bir savaşa giriştiler. Ermeni kıyımı olmadı ne demektir? Oldu. Eğer bütün bir topluma olmadı dedirteceksen, o zaman sen doğruyla, gerçeklikle savaş halindesin demektir. Derin devleti besleyen bir milliyetçi kök olduğu söyleniyor. Türkiye"de milliyetçilik ne anlama geliyor? - Zenofobi anlamına geliyor. Yabancı düşmanlığı buradaki milliyetçiliğin ortak temelidir. Birini dininden, diğerini etnik kökeninden ötürü dışlar. Ama karşısında karides yediğin için de sana çok sinirlenebilir. Sinemaya gitmene de çok kızabilir. Yahut Orhan Pamuk"u seviyorum dersen, sana onun için de düşman olabilir. Onun bilmediği bir medeniyetin gereğini yaptığın için çok öfkelenebilir. Buna bir de uzaktan bayrak salladın mı, hayattaki uyumsuzluğunun açıklamasını, gerekçesini ve hedefini bulmuş olur. Bunlar toplumda her zaman bir yekün tutarlar ve çok kolay yönlendirilirler. Geçmişte TİP'in İzmit'teki kapalı salon toplantısına düzceden iki kamyon adam getirip saldırtırsın, bugün de 301 davalarının görüldüğü mahkeme kapılarında linç girişimlerinde bulundurtursun. Perihan Mağdene, Orhan Pamuk'a bağırtırsın. ... - Biri "Ben sosyalistim bütün Türkiye'yi sosyalist yapacağım. İlk fırsatı bulduğumda aykırı bütün unsurları temizleyeceğim" diye yola çıkıyor. Öbürü "Ben Turancıyım" diyor. Diğeri ben "Müslüman'ım" diyor. AKP de dahil bütün siyasi partiler, hareketler monist bu ülkede. Biz senelerdir ideallerimizi değiştirmeden kendi monist iktidarımızı kurmaya çalışıyoruz ve hiç birimiz de kuramıyoruz bunu. Derin devlet bile tam iktidarını kuramıyor. Bakın şu anda hapisteler. Belki birisi kalkıp diyecek ki, kardeşim galiba bu monizmle olmuyor. Önce biz birbirimizle yaşamayı öğrenelim" diyecek. Yani biz çoğulculuk iyi diye değil, tek başına iktidarımızı kuramadığımız için sonunda biz çoğulcu olacağız. İşte o zaman demokratik kültür başlayacak. Biz daha oralarda değiliz. ... Eski solcuların önemli bölümü niye tutucu oldular peki? - Çünkü milliyetçiydiler. Solcu olmalarının nedeni milli kalkınmacılıktı. Ethem Nejat mesela… Karadeniz'de bir takada öldürülen adamın komünist olmaya karar vermeden önce " Her Türk dünyadan nefret etmelidir" diye yazılar yazıyor. Bildiğmiz jenofobik Türk ideolojisi. Bu adam solcu oluyor. Ne kadar fikrini değiştirerek solcu oluyor acaba. Mihri Belli'nin Milli Demokratik Devrim hareketi askerle birlikte yapıyor devrimini. Orduyla ilişkiyi araçsal gören, kendisini de ordunun aracı yapmakta bir sakınca görmüyor sonunda. Devrim için askerleri kafaya almamız lazım derken, asker de kendi darbesini yapmak için onu biraz kafaya alıyor. Parkaları giyip "Ben Türk Halk Kurtuluş Ordusu'nun neferiyim" diye dolaştığında, toplumun hep sahip olduğu militarizmin çok uzağında durmuyorsun. Aydınlarımız geçmişte Kemalizm"le solculuğu aynı şey mi sandılar? - Evet. Kemalizm muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktır. Fabrika kuracaksın, eğitim yapacaksın. Ama bunun için sosyal bir güç lazım. Örgütlü güç olarak askerden başkası yok. O zaman başlangıçta, "askerin iktidarına razı olalım" demiş gibi oluyorsun. Böyle olduğu için de "bizim asker başkasına benzemez. Türk ordusu halk ordusudur. Onun için ilericidir. Zaten ilk ressamlar da askerdi" gibisinden kılıflar buluyorsun. ... Seçim öncesi yapılan o büyük mitingler Ergenekon çetesinin işi miydi? - Tabii. Emekli komutanların kurduğu sivil toplum örgütleri düzenlediler. Bugünkü şartlarda ilerici ve solcu olmanın birinci koşulu, Türkiye'de demokrasinin köklenmesine katkıda bulunmaktır. Bu toplumda yaşayan insanlar, devlet dairesine, mahkemeye gidip de kovulmadıkları, haklarını arayabildikleri zaman, "Ya bu hayat bayağı değişti. Bunda Ahmet"in, Mehmet"in payı çok" desin. Yoksa "mülkiyeti kaldıralım" gibi solcu laflar çok anlamlı değil şimdi. Bugün Türkiye"nin zihniyetini değiştirecek şeyler çok daha basit şeyler. Kısacası daha ileri bir demokrasi bu… Mesela üniversitelerde türbanın yasak olması, devletin Müslüman kesime uyguladığı bir haksızlıktır. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Hürriyet'ten Saygı Öztürk'ün haberine göre; Güney’in 2001 yılındaki iddialarının 12 Mart 2008'de bir gazetede (Yeni Şafak) manşetten yayımlanması üzerine Küçük, bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne suç ihbarında bulundu ve kendisi hakkında soruşturma açılmasını istedi.
Küçük, dilekçesinde şunları yazdı: HAYALİ ÖRGÜT "Birtakım odaklar tarafından oluşturulan ’Hayali Ergenekon Örgütü’ ve bu konuda yapılan soruşturmadan ötürü 21 Ocak’tan bu yana haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu bulunmaktayım. Sözü edilen ’Ergenekon’ diye bir örgüt olmadığı gibi, suçlanmış olduğum ’Hükümete isyan’a ilişkin tek bir eylemim ve faaliyetim de bulunmamaktadır. Amaç, şahsım üzerinden TSK’yı yıpratmaktır. Tuncay Güney isimli gazetecinin ifadesine dayanarak, görevde olduğum döneme ilişkin ciddi iddialar yer almıştır. Bu ifadelerde, ’Veli Küçük ile beraber olduğum dönemde, Doğu Perinçek’in referansıyla Aydınlık Dergisi’nin bazı muhabirleriyle Kuzey Irak’a gittik. Götürülen silahlardan 12 bini Barzani’ye, 12 bini Talabani’ye verildi. Talabani’ye verilen silahlardan 6 bini ayrılarak Binbaşı Tamer ve Talabani’nin adamları tarafından PKK’lı Cemil Bayık’a teslim edildi’ deniliyor. Bu son derece ciddi bir beyandır. ÇİRKİN TEZGAH Ordu ve şerefli mensupları üzerinden kurulmak istenen çirkin tezgahın ortaya çıkarılması için iddia edilen suça askeri kişiler karıştırıldığından, silahların ordu malı gibi bir mana verildiğinden, derhal soruşturma başlatılarak öncelikle ifademin en geniş şekilde alınmasına karar verilmesini arz ederim." ''İP GENEL SEKRETERİ SENEM: HEDEFTE İP VE TSK VAR Pazartesi, 24 Mart 2008 * İşçi Partisi Genel Sekreteri Avukat Nusret Senem, partisinin İstanbul İl Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyerek Taraf, Star ve Yeni Şafak gazetelerinde yayınlanan haberlere yanıt verdi. Avukat Senem, gerçeği yansıtmayan bu haberlerin, tertibin aracı olan Emniyet içindeki Fethullahçı Gladyo tarafından servis edildiğini belirterek, tertibin boşa çıkarılacağını vurguladı. “Yargıtay’ı vuracaklardı” manşetiyle çıkan Taraf gazetesinde, İşçi Partisi’nde yapılan aramalarda, AKP iddianamesinin bir bölümünün ve Yargıtay krokisinin bulunduğu iddia ediliyordu. İşçi Partisi Genel Sekreteri Avukat Nusret Senem, partisinin İstanbul İl Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Taraf gazetesinde yayınlanan, AKP iddianamesinin bir bölümünün İşçi Partisi’nde bulunduğu iddialarına yanıt verdi. “AKP kapatma davasının rövanşı alınmak istenmektedir” diyen Senem, şunları söyledi: “Bu iddialar bir tertibin ürünüdür. Hedefte başta İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere vatansever kuvvetler vardır. Tertibin aracı olan Emniyet içindeki Fethullahçı Gladyonun servis ettiği bu haber tümüyle yalandır. Sözü edilen metin, AKP İddianamesinin tarafımızdan aynen alıntılanmış ve operasyon sırasında baskıya giren Aydınlık Dergisi’nin son sayısında yayınlanmıştır. Metnin altında da “Ara başlıklar dışında tüm metin iddianameden aynen alınmıştır” açıklaması yer almaktadır. Av. Senem, “Yargıtay’ı vuracaklardı” manşetiyle çıkan Taraf gazetesinin, İşçi Partisi’nde yapılan aramalarda ele geçirilen CD’lerden birinde Yargıtay binasının ayrıntılı krokisinin bulunduğu yönündeki haberini de yalanladı. Binada arama yapıldığı sırada polis memurlarına eşlik ettiklerini ve alınan tüm belge ve cd’leri “tanımlamak suretiyle” kayda geçirdiklerini anlatan Senem, “Böyle bir CD bulunmuş değildir. Tutanaklarda böyle bir belge yoktur. Taraf gazetesinde yayınlanan imzasız, uydurulmuş belge bize ait değildir. Tertipçi merkezler tarafından imal edildiği arama tutanaklarında yer almamasıyla da sabittir” diye konuştu. Senem, Yargıtay binasının krokisinin yer aldığı belirtilen CD’nin, bazen İşçi Partisi’nde bazen de tutuklanan gazeteci Adnan Akfırat’ın evinde bulunduğu şeklindeki ifadelerin tutarsızlığına da dikkat çekti. Avrupa Parlemantosu'nun Tayyip Erdoğan'a "Ergenekon operasyonuna devam!" *talimatı verdiğini hatırlatan İP Genel Sekreteri Av. Nusret Senem, tertiplerin ve basına yapılan gerçek dışı servislerin amacının belli olduğunu belirterek, kapatılma tehdidi ile karşı karşıya kalan, gayrı meşru AKP hükümetinin telaş içinde olduğunu söyledi. '' Evet iddaname ortada yok ama taraflı basın asparagas haberler yayınlamaya devam ediyor. Bu haberlerin kaynağı nedir.Avukatların ulaşamadığı deliller ve iddanameye bu yazarlar nasıl ulaşabiliyor? Bence iddaname ve dava süreci izlenmelidir.Suç ispat gerektirir.Gazete haberlerine dayalı iddaname hazırlanmaz.Sonucu görmek gerekir. Devlet içinde yapılanmış çıkar çeteleri mevcuttur.Ne yazık ki bu durum devlet yapımızdan ve sosyo-ekonomik ve kültürel şartlardan kaynaklanmaktadır. Gerçek halk demokrasisi ülkemizde hiçbir zaman kurulamamış olduğundan bu tarz örgütlenmeler var olmuştur. Devlet mafya bağlantısı,devletin siyasi taraf olması ve çıkar ilişkilerine dayalı menfaat grupları ve suç grupları oluşmuştur. Türkiye'de yarı askeri bir oligarşik yapı mevcuttur.Ergenekon oligarşinin kendi içinde ki bir gruba yönelik tasfiye operasyonudur.Ama çeteleri ve yasa dışı örgütlenmeleri tümüyle ortadan kaldırması mümkün değildir. Zaten var olduğu bilinen ve deşifre olmuş bir çeteyle birlikte ulusalcılarda yok edilmek istenmektedir.Yanlış olan da budur. Oligarşi yıkılmadan halk demokrasisi gelmeden biz bu çetelerden kurtulamayız. |
Re: Ergenekon Dosyasi
Murat Belge'de şaşırmış neyi savunduğunun farkında değil,yada farkında!
* * * * * * * * * * * * Öğrencileri, Prof. Murat Belge'ye "ders" verdi. Öğrencileri, * * * * * * Belge'ye mektup yazdı: *"Erdoğan'la gönüldaşlığınız bize manidar geliyor." * * * * * * Bilgi Üniversitesi öğrencileri, AKP'yi kayıtsız - şartsız destekleyen "hocaları" Murat Belge'ye tepki gösterdi. * * * * * * Bugün türban karşıtı eyleme katılan yaklaşık 2 bin öğrenci, Belge'nin yazarı olduğu Radikal Gazetesi'nde AKP'yi destekleyen yazılarından örnekler verdi. Öğrenciler, okulda dağıttıkları mektupta, şu görüşleri dile getirdi: * * * * * * *Murat Belge'ye açık mektup * * * * * * *Büyük hayallerin bittiği yerde büyük geri adımlar başlıyor. Küçülen, küçülmesi gerekir diye düşünülen hayaller, dönüyor dolaşıyor, en kirli amaçların ambalaj kağıdı oluyor. Sizin hiç gerçekten büyük hayalleriniz oldu mu, bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz, yıllarca bize varmış gibi gösterdiler. Belki sizin de isteğinizle, belki değil… Belki de, 'bize ne' deyip geçmek gerek… * * * * * * *Ancak geçemiyoruz. Söz konusu olan insanlarımızın geleceği, eşitlik ve özgürlük özlemleri olunca, siz de hak vereceksiniz, o kadar kolay geçilmiyor. Sizi bize yıllarca 'solcu' diye, 'aydın' diye bellettiler. Amfilerde derslerinizi 'ben de sosyalistim' diyerek açtınız, gazetelerde dergilerde 'en radikal', 'en bilgece fetvalarla' aklımızı başımızdan aldınız. Ta ki, hayaller bir ampule sığacak denli küçülene kadar… * * * * * * *Sayın prof, muhterem 'aydın', * * * * * * Sizi bilmiyoruz ama bizim hayallerimiz ampule sığmıyor. Biz Türkiye'nin aydınlık geleceğini Adalet ve Kalkınma Partisi'nde aramıyoruz. 'Adalet'lerinin ne olduğunu, 'kalkınma'dan ne anladıklarını bilecek yaştayız. Milyonlarca yaşıtımız işsiz gezerken, milyonlarca insanımız insanca yaşam sınırının altında yaşamaya çalışırken AKP'ciliğinizin ne anlama geldiğini de anlayabilecek kadar yetiştik. * * * * * * *Sizi bilmiyoruz ama bizim özgürlük anlayışımız örtülere, peçelere sığmıyor. O peçelerin, örtülerin milyonlarca yaşıtımıza ne tür baskılarla taktırıldığını görüyor, yaşıyoruz. Ülkemizde kadınlarımız için başı açık sokakta gezmenin saldırı sebebi sayıldığı yerler olduğunu bilecek kadar Türkiye'de yaşıyoruz. Özgürlüğü, Sivas Katliamı'nın kadrolarından beklemeyecek kadar akıl sağlığı yerinde insanlarız. Devlet bütçesinden Diyanet İşleri Başkanlığı'na ayrılan payın 8 bakanlığın bütçesine denk olduğu bir ülkede özgürlük deyince bir kere daha düşünmek gerektiğini de biliyoruz. Bizim özgürlüğümüz bulutların üstünde gezinmiyor, ayakları yere basıyor, toprağa, bu topraklara.. * * * * * * * *Sizi bilmiyoruz ama bizim eğitim anlayışımız cüzdana sığmıyor. Eğitimi, bir meta olarak değil hak olarak görüyoruz. Siz radikalliğiniz gereği, eğitim paralı olsun deyince, biz bunu milyonlarca yoksul kardeşimizin suratına vurulmuş bir tokat sayıyoruz. Halkımızın arkasında Avrupa'dan fonlar, Soros'tan enstitüler durmuyor, biliyoruz. Hala 'akrep gibiyiz' belki ama 'derya içre olup deryayı bilmeyen balık' olmamaya gayret ediyoruz. Sizi bilmiyoruz ama bizim düşlediğimiz Türkiye, Avrupa Birliği'nin 'parlak' yıldızları içine sığmıyor, sığamıyor. Avrupa Birliği'nin Avrupa halklarının birliği ve kardeşliği ile ya da demokrasi ve insan hakları ile zerre ilgisi olmadığını biliyoruz. * * * * * * *Değil mi ki, Türkiye'nin IMF anlaşmaları; ABD'nin Ortadoğu müdahaleleri; Yugoslavya'nın bölünmesi; Küba karşıtlığı; ırkçılık ve bilumum gericilik Avrupa Birliği'nin sicilinde yazar, biz bu birliğe patron birliği demeyi tercih ediyoruz. Bunca rezilliği "solcuyum-sosyalistim" diyerek pazarlayanlara ne deneceğini de sizin takdirinize bırakıyoruz. * * * * * * *Sizi bilmiyoruz ama biz ülkemize ve insanlarımıza güveniyoruz. Memleket sevgimizin temelini ona duyduğumuz güven, vereceğimiz emek oluşturuyor. * * * * * * *Yurtseverlik ile şovenlik, arasındaki farkları bilecek yaştayız. Yemek ve gezi kitaplarınız sizin olsun, bizim kalbimiz Fransa'daki yoksullarla, Afrika'daki açlarla, Irak'ta, Yugoslavya'da, Filistin'de evleri başlarına yıkılan insanlarla birlikte atıyor. O insanlarla birlikte aynı düşmana, emperyalizme karşı tek yürek olduğumuzu biz çok iyi biliyoruz. Sizin Recep Tayyip Erdoğan ile türban, Avrupa Birliği, paralı eğitim konularındaki gönüldaşlığınız, "beraber yürüdüğünüz o yollar, beraber ıslandığınız yağmurlar…" bize çok manidar geliyor. * * * * * * * Sizi bilmiyoruz ama biz eşitliği ve özgürlüğü arıyoruz. Eşitlik ve özgürlük için gericiliğe ve emperyalizme, AKP'ye ve AKP'cilere karşı mücadele ediyoruz. * * * * * * *İstanbul Bilgi Üniversiteli Öğrenciler * * * * * * * ........... " |
Re: Ergenekon Dosyasi
Bizim zamanimizda devrimci dedigin kapitalist duzene karsi olurdu. Su siyasi parti, bu ordu kligi diye hesap yapmazdi. Onun arkasina, oburunun onune gecelim diye dusunmezdi. Gerci bunu yapan bir Aydinlik ekibi vardi, ama butun solcular Aydinlikcilarin devlet destekcisi oldugunu dusunurlerdi. Aydinlikcilar devrimci sayilmazdi, ajan provokator falan sayilirdi. Simdi devrimcilik, sosyalistlik denen sey AKP karsitligi olmus cikmis. Piyasayi Abdurrahman Celebi'ler kaplamis. Dogrusu Dogu Perincek'i takdir ediyorum. 30 yildir ugrasa didine sonunda ortada sosyalist kultur diye birsey birakmadi. Kendi anlayisini da oldukca iyi propaganda ediyor.
Murat Belge o AKP karsiti ogrencilerden daha ozgurlukcu birisi. Cunku bu ogrenciler ozgurluk karsitligini ve milliyetciligi sosyalizm olarak anliyorlar. AB'ye karsi ol, Soros'a karsi ol, AKP'ye karsi ol, bunun adini da sosyalizm, ozgurlukculuk falan koy. Sen ne istiyorsun kardesim ozgurluk adina? Turban universitede serbest olsun deyince sosyalist ve ozgurlukcu olunmuyor sanki. Bir de garip bir linc anlayisina sahipler, birisi fikirlerini soyluyor ve yaziyor. Bunlar hurraaa, cikip protesto ediyorlar. Bu tipik bir ittihatci kulturudur. Fikirleri ezme, dusunce ozgurlugu falan tanimama kulturudur. Eskiden devrimci ogrenciler yonetimin bir uygulamasi oldugunda falan protesto ederlerdi, simdi ise fikirlerini aciklayanlari protesto eden son derece kotu bir kultur gelistirmeye calisiliyor. Bu anlayis anti-demokratik ve baskicidir. Orhan Pamuk'u linc et, Murat Belge'yi protesto et, o yazara Soros'cu, digerine libos de, senle ayni dusunmeyen basini "Mutareke Basini" diye yaftala. Ayiptir yahu, sosyalizm ve devrimcilik bu kadar mi ayaga dustu? |
Re: Ergenekon Dosyasi
Cumhuriyet Gazetesinin 26 Mart, yani bugunku manseti:
"Deniz Baykal, seckin insanlarin gozaltina alinmasinin darbe uygulamasi oldugunu soyledi" seklinde ust baslik ve buyuk puntolarla verilen haber ise "Hedef, asker ve yargi" Hemen altindaki haber ise "Savci sikayet edildi" seklinde. Daha onceki gunlerde de gordugumuz gibi Cumhuriyet davayi siyasal bir dava olarak kabul ediyor ve hukuksuzlugunu ileri surmeye devam ediyor. Dogu Perincek ve IP, Ulusal Kanal gibi yayin organlari ile Cumhuriyet'in yaklasimlari ayni. http://www.cumhuriyet.com.tr/?em=cumhuriyet/w/c01.html Bu surecte haberleriyle one cikan Taraf gazetesi ise (internete mansetini goremiyoruz ama sanirim bu olaydir) 2004'te yapilmaya calisildigi iddia edilmis olan "Ayisigi" ve "Sarikiz" isimli darbe girisimlerine ait kayitlarin Deniz Kuvvetleri Komutani Ozden Ornek'in bilgisayarindan ciktiginin kanitlandigini yazdi. Bu olay da Ergenekon Davasi cercevesinde sorusturuluyordu. http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=3665 |
Re: Ergenekon Dosyasi
AKP'nin türban manevrası, *kimi kesimlerce kişisel hak ve özgürlükler kapsamında demokratik bir talep olarak değerlendirilip destekleniyor. Bu, bilinçli bir destek veya yedeklenme değilse bir yanılgıdır. İnsanlar, kendini ifade etme kanalları tıkandığı oranda dolaylı ifade araçlarına, yani simgelere ihtiyaç duyar. Türban da bu bağlamda bir simgedir. Türbanın arkasındaki fikri ve ideolojik duruş ise, hemen tüm kurumlarda tarikatların ve gericiliğin hakimiyetini öne çıkaran bir nitelik taşıdığı için, bu tarihsel kesitte öne çıkarılan bu simgenin gericiliğe hizmet ettiğini, onu güçlendirdiğini söyleyebiliriz.
http://www.devrimcihareket.net/index...=767&Itemid=29 Demokratikleşme, fikir özgürlüğünden kişisel hak ve özgürlüklere, inanç özgürlüğünden örgütlenmeye kadar bir bütündür. Bugün ülkemizde tepeden tırnağa bir demokratikleşme yakıcı bir ihtiyaç halindeyken, bunu yok sayıp salt türban talebini öne çıkarmak, gerçek bir demokratikleşmenin önünü tıkamaktır. Bu nedenle demokratik bir talep olarak görülüp desteklenmesi doğru değildir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:57 . |