Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Tarih (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=29)
-   -   Yeni Osmanlılar (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5887)

pante 07-04-2008 23:31

Yeni Osmanlılar
 
Osmanlı'da *Fransız devriminin etkisiyle ve yenilikçi 3. Selim'in tahta geçişiyle reformlar başladı. Özellikle askeri alanda yapılan reformlarla yeni askeri okullardan yetişen genç ve ilerici subayların yüzünü batıya çevirmesi toplumda etkili oldu.
Tanzimat fermanının ilanıyla birlikte gerici ve tutuculuğa karşı batılılaşma yönünde önemli bir adım atıldı.

1865 yazında İstanbul’da Belgrad ormanında düzenlenen bir kır yemeğine katılan 6 genç, Osmanlı İmparatorluğu’nun içerisinde bulunduğu durum nedeniyle ortaya çıkan parçalanma endişesiyle Osmanlı Hükümeti’nin politikalarına karşı eyleme geçmeye karar vermişler ve “İttifak-ıHamiyyet” isimli gizli bir örgüt kurma kararı almışlardır. Amaç; imparatorluktaki mevcut mutlaki idarenin yerine bir meşruti idare tesis etmekti. Onlara göre Osmanlı siyasal sisteminde özgürlüklere yer verilmesi, anayasalı bir rejime geçilmesi yanında padişah otoritesini
sınırlayacak ve yürütmeyi denetleyecek bir meclis kurulması gerekliydi. Grubun lideri olan Mehmed Bey, Necip Paşa’nın torunu olup grubun diğer iki üyesi olan Nuri ve Reşad beyler ile birlikte Meclis-i Vala’nın tercüme odasında çalışıyorlardı. Diğer üyelerden Namık Kemal ve Refik
gazeteciydiler. 6. genç ise konağından entelektüellerin eksik olmadığı Subhi Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey’di. Bunlara daha sonra saraya küskün olan Mustafa Fazıl Paşa katılacak ve Avrupa'dan saraya ve Bab-ı Ali'ye yazdığı yazılarıyla hareketin öncülüğünü üstlenecekti.

Yeni Osmanlılar hareketi, Osmanlı tarihindeki batılı anlamda özgürlük hareketlerinin başlangıcını oluşturur. 18. yüzyıl sonlarında başlayıp 19. yüzyıl başlarında artarak devam eden toplumsal değişim ve buna öncülük eden yeni batılı kurumlar bu harekete zemin hazırlamışlardır.
Hareketin önemli özelliklerinden birisi de basın yoluyla mücadele yöntemini benimsemiş olmasıdır. Türk aydın sınıfından organize bir grup, ilk kez Osmanlı yönetimini açıkça ve sert bir şekilde tenkit ederek seslerini duyurmak için kitle iletişim araçlarını kullanıyordu.

Ortak bir öğretisi olmayan bu hareketi, ideolojisi olmayan farklı amaç ve görüşlerin oluşturduğu bir hareket olarak nitelemek yanlış olmaz. Yazar, memur ve subaylardan oluşan cemiyet üyeleri, çok farklı düşünce yapıları içerisine dağılmışlardı. Görünürde tek bir soruna; devletin nasıl kurtulacağı sorununa çare arıyorlardı. Çare olarak görülen çözümlerin başında meşrutiyet yönetimi ve şeriata dönüş ve çok uluslu-çok dinli bir imparatorluğu anayasacılık yoluyla parçalanmaktan korumak geliyordu. Ancak hareketin içine farklı amaçta grupların katılması, içinde yaşanılan dönemin tahlilinin yanlış yapılması, öncülerinin sürgün ya da hapis nedeniyle hareketten kopmaları dağılmasına neden oldu.

1877-1889 yılları arasında dağılan bu hareket yeni oluşumlara gebeydi.
Öncelikle hareketin ardılı olarak 1889'da Jön Türkler ortaya çıktı.
Sonrasında ise Panislamizm ve Pantürkizm akımları doğdu.

Asıl mercek altına alacağımız o dönemin “Yeni Osmanlılar”ı değil, günümüz “Yeni Osmanlılar”ıdır. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi *Osmanlı dönemindeki Yeni Osmanlılar’ın devleti kurtarma-birlik amaçları vardı.
Acaba günümüz Yeni Osmanlılarının ne amaçları var?

pante 08-04-2008 18:49

Re: Yeni Osmanlılar
 
Osmanlı Devletinde ilk milliyetçi hareketler 19. yüzyılda Yunan, Bulgar, Sırp çeteleri tarafından başlatılmıştır.
Batı ülkelerinin desteğini alan bu çetelerin sürekli halkı kışkırtan ve ayaklanmaya zorlayan eylemleri devlet tarafından bastırılmaya çalışılır ve her seferinde de olaylar abartılarak soykırım yaygaraları kopartılır, batı devreye girer ve masa başında daima Osmanlı kaybederdi. Çünkü borçları nedeniyle batıya bağlıydı. Batı ise ekonomik olarak zayıf ama geniş topraklara sahip Osmanlı'nın paylaşım hesapları içindeydi ve bunun yolu da Osmanlı'yı parçalamaktan geçiyordu.

Ayrılıkçı Sırp, Yunan, Bulgar, Romen, Arnavut, Makedon, Ermeni hareketlerine karşın Osmanlı'da henüz ulusalcı bir Türk milliyetçiliğinden bahsetmek mümkün değildir. Öyle ki bu ulusal hareketler karşısında Türklerde ulusal bilincin oluşmaya başlaması arasında yüzyıl gibi uzun bir süre vardır.
Jön Türkler hareketinden dahi başlangıçta ulusalcı olarak söz edilemez. Bu adı veren ise Batı'dır.

Osmanlı içindeki tüm etnik unsurlar Batı kışkırtması ve desteği ile milliyetçi hareketlere ve eylemlere girişirken sadece Türkler uyutulmuş, ulusal bilinçten yoksun bırakılmış, İslam birliği ile aldatılarak devlet halk desteği alamayacak şekilde güçsüz bırakılmıştır. Böylelikle Osmanlı'ya bağlı farklı uluslar bağımsızlıklarını ilan ederek ayrılmışlar ama Osmanlı bir ümmet toplumu özelliğini sürdürmeye devam etmiştir. Emperyalist işgal altındaki dönemde dahi ulusal bilincin oluşması ve Ulusal Kurtuluş mücadelesi verilmesi engellenmeye çalışılmış bunda da Hürriyet ve İtilafçılarla, hala Hilafet bayrağı altında bir İslam Birliği hayali güden Panislamistlerin rolü büyük olmuştur.

Bugün de benzer anlayışı görmekte değil miyiz?

08-04-2008 20:05

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Osmanlı Devletinde ilk milliyetçi hareketler 19. yüzyılda Yunan, Bulgar, Sırp çeteleri tarafından başlatılmıştır.
Milliyetçi hareketi bu çeteler başlatmamıştır. Özellikle batıda eğitim gören Balkanlılar Fransız devriminden etkilenmiş ve milliyetçilik fikirlerini zamanla Balkanlara taşımıştır. Çok sayıda batılı kitap Balkan dillerine çevrilmiştir. Çete hareketleri bundan sonra başlamıştır. Balkan milliyetçiliğinin özündeki fikirsel gelişimi görmeyip şiddetle özdeşleşen "çete" hareketini öne çıkarmak indirgemecilik olur. Buradaki "çete" sözcüğünü de iyice tanımlamak gerekiyor. "Çete" sözcüğü günümüzde adi suçlar işlemek amacıyla kurulan yasadışı örgütlere denir. Ancak tarihsel anlamda ve özellikle 19.yy Osmanlısında siyasi amaçla kurulan yasadışı örgütlere deniyor.

Bir halklar hapishanesi olan Osmanlı'da milliyetçilik akımının yayılmasıyla Bulgarın, Yunanın, Sırpın, Arapın kendi milli devletlerini kurmak istemeleri meşrudur. Bu meşruluk Balkan milliyetçiliğini "batı kışkırtması" na indirgeyerek yok sayılamaz. Elbette çeşitli devletler kendi çıkarları ve ideolojileri çerçevesinde çeşitli bağımsızlık hareketlerini destekler. SSCB de Türk Kurtuluş Savaşı'nı desteklemiştir. Bundaki amacı emperyalist gördüğü batıyı zayıflatmak idi.

Başta Rusya ve İngiltere *Balkanlardaki konjonktöre göre çeşitli bağımsızlık hareketleri desteklemiştir. Ancak bu milli bağımsızlık hareketlerinin haklılığını, meşruluğunu yok etmez.

Geçen yıl Yunanistan'ı deplasmanda 4-1 yendiğimiz futbol maçı Karaistakis Stadı'nda yapılmıştı. Spikerin anlattığına göre Karaistakis Yunanlıların Osmanlıya karşı verdiği bağımsızlık savaşının kahramanı idi. Kendi milli liderimizi meşru bize ayaklananın milli liderlere "batı ajanı" sıfatını yakıştırmak, kendi milli bağımsızlık savaşımızı "halk hareketi", elin Sırbı, Yunanlısınınkine "çete kışkırtması" sıfatı yakıştırmak çifte standart olur. Deyim yerindeyse "kendine Müslüman" olmaktır.

Pante'nin yukarıdaki görüşleri Ulusalcıların değil Milliyetçilerin görüşleridir. Yani muhafazakarlık ve biraz dindarlık içeren milliyetçilerin görüşleridir. Bundan dolayı Osmanlıcı ağzıyla yazılan bu yazıyla Pante'yi bağdaştıramadım.

Uluslaşmadaki gecikme tahliline ise katılıyorum. Uluslaşmamızdaki agresif politikaların bu geç kalmışlığın acısının çıkarılmaya çalışılmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

pante 08-04-2008 20:44

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Milliyetçi hareketi bu çeteler başlatmamıştır. Özellikle batıda eğitim gören Balkanlılar Fransız devriminden etkilenmiş ve milliyetçilik fikirlerini zamanla Balkanlara taşımıştır. Çok sayıda batılı kitap Balkan dillerine çevrilmiştir. Çete hareketleri bundan sonra başlamıştır. Balkan milliyetçiliğinin özündeki fikirsel gelişimi görmeyip şiddetle özdeşleşen "çete" hareketini öne çıkarmak indirgemecilik olur. Buradaki "çete" sözcüğünü de iyice tanımlamak gerekiyor. "Çete" sözcüğü günümüzde adi suçlar işlemek amacıyla kurulan yasadışı örgütlere denir. Ancak tarihsel anlamda ve özellikle 19.yy Osmanlısında siyasi amaçla kurulan yasadışı örgütlere deniyor.
Milliyetçi hareket ve eylemlerle ulusal bilinci birbirinden ayırdığım için çeteler sözcüğünü kullandım.
(Yani teori-pratik farkı)
Çeteler sözcüğüyle de bir küçümseme ya da eleştirme düşüncesinde değilim.
Ayrıca daha önce toprakları ellerinden alınmış ve sömürge durumuna düşmüş ülkelerin hakkıdır bu mücadele ve meşrudur elbette. Benim vurgulamak istediğim Osmanlı'daki milliyetçi hareketlerin ilk olarak Türklerle değil, Osmanlı'ya bağlı uluslarla başladığıdır.
Meşru olmayan, Osmanlı'ya bağlı uluslara bağımsızlığı hak görüp, Türklere görmemektir.

pante 08-04-2008 21:55

Re: Yeni Osmanlılar
 
Balkanlılar; bütün dünya gibi ulusçuluğu Avrupa’dan öğrendiler. Fransız örneğinde “Devlet Ulus Birliği” aynı sınırlar içerisinde birleşmeyi öngörüyordu. Almanya’da “Dil ve Kültür Birliği” tezi ileri sürülüyordu. Rusya’dan Çarlık’ın yönetiminde “Dini Birlik” tezi çıkmış ve Panslavizm’e dönüşmüştü. Bu fikirlerle beslenen Balkanlı düşünürler, ekonomik zorunluluğun da etkisiyle bu tür yayılmacı akımları kendi yapılarına uydurmaya çalışmışlardır.

Balkan halklarının ulusal bilinci bir yerde onların Ortaçağdaki devlet varlıklarının ve kültürlerinin bir mirasıydı. Osmanlı egemenliği altında her dini cemaatin okul, hayır kurumu ve hatta iktisadi hayatta esnaf loncaları yaşamaya devam ettiği halde, Balkan Slavlarının, Rum – Ortodoks Patrikhanesinin denetimi altına girmeleri onların hoşnutsuzluğunu arttıran bir etkendi. İstanbul Rum – Ortodoks Patrikhanesinin Balkanlardaki Ortodoks Slavlar üzerinde bütüncül bir denetim kurmasının, onların ulusçuluk duygularının ve direnişlerinin güçlendirmiştir. Balkan Slavlarının bağımsız kilise isteklerini tırmandırarak ulusal kurtuluş hareketlerinde etkin bir rol oynamıştır.

Rusya’nın Balkan Slavları ile ilişkileri Batı Avrupa’nın aksine ticaretle değil, kilise aracılığıyla olmuştur. 17.yüzyıldan itibaren Sırp, Karadağ, Romen ve sonraları Bulgar rahipleri Rusya ile temasta idiler. Rusya’nın Slavlarla din ve dil benzerliği vardı. Ancak Rusya’da eğitim gören Balkanlı Slav aydınların zamanla Çarlığın resmi ideolojisinden çok, demokrat ve ilerici Rus aydınlarından etkilendiği görülecektir.

Buna karşın Türklük bilinci ancak Osmanlı’nın son çeyrek asrında oluşmaya başlayabilmiştir. Bunun temel nedeni Osmanlı'da feodal niteliklerin Osmanlı’nın son zamanlarına kadar süregelmesi ve gerçek anlamda bir burjuva sınıfının oluşmayışıdır.
Genelde “Türklük”, Osmanlı’da aşağılayıcı bir tabir olarak kullanılırken 19. yy.’ın sonlarında Mehmet Emin Yurdakul “Ben bir Türküm, dirim cinsim uludur" diyerek Türk kimliğini vurguluyordu. Ancak Mehmet Emin de din duygusunun etkisi de oldukça büyüktür.

İttihat ve Terakki ise Türk ulusçuluğunu benimsemiş görünüyordu, fakat onların ulusçuluk anlayışı aslında bir Türk ulusçuluğu değil Osmanlıcılık anlayışı idi.
Balkan Savaşları sırasında, Türk Ocağı gibi bazı kuruluşlar da Türklük bilincini yaratmaya çalışmışlardır. Vatan şairi olarak bilinen Namık Kemal yurt kavramını ön plana çıkarmış ancak O’nun ulusçuluk anlayışı da Osmanlıcılık veya İslamcılıktan öteye gidememiştir.
I.Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki ulusçuluğu Turancılık eksenine oturtmuş, savaşın yenilgiyle sonuçlanması ile Turan fikri de çökmüştür.
Tüm bunlardan farklı olarak, Türk milliyetçiliğini bilimsel bazda ele almaya ve alt yapısını oluşturmaya çalışan Ziya Gökalp bile Panislamist ve Osmanlıcılık fikirlerinden sıyrılamamıştır.

Sonuçta, Osmanlı’da gerçekleşen milliyetçilik akımlarından hiçbirisi gerçek anlamda bir Türk
Milliyetçiliğine ulaşamamış ve genellikle Osmanlıcılık, Pan-islamizm veya Turancılık fikirleriyle
yoğrulmuştur. Oysa ki Kemalist Milliyetçilik bunlardan bağımsız bir içeriğe sahiptir. Kesinlikle etnik kökenlerden yola çıkmaz, din birliğini değil kültür birliğini kabul eder. Mustafa Kemal’in “Panislamizm, Pan-turanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilmemektedir.” sözleri durumu oldukça net bir şekilde ortaya koymaktadır.

pante 08-04-2008 23:08

Re: Yeni Osmanlılar
 
Jön Türk Hareketi, etnik açıdan karmaşık bir yapıya sahipti. Meşruti rejimin yeniden kurulması konusunda görüş birliği olmasına rağmen, öngördükleri kurtuluş yöntemi konusunda farklı görüşlere sahiptiler. Özellikle 1902 Paris Kongresinde bu görüş ayrılığı açıkça ortaya çıkmış ve Jön Türkler ikiye ayrılmışlardır: Merkeziyetçiler ve Adem-i merkeziyetçiler.

İngiliz modelini esas alan Adem-i merkeziyetçi kanadın lideri Prens Sabahattin, Fransız modelini esas alan Merkeziyetçi kanadın lideri de Ahmet Rıza Bey idi. Ermeni, Arnavut ve Arap aydınları genellikle “Adem-i merkeziyetçi” grubun içinde yer almayı tercih etmişlerdir. Böylece iktidara geldikleri takdirde kendi yaşadıkları bölgelerde özerk bir yönetimin kurulmasını sağlamayı planlamaktaydılar. Özerklik, bağımsızlık yolundaki ilk hedefti. Buna karşın, 1902 Kongresinde, Adem-i merkeziyetçiler beklediklerini bulamamış, tezleri pek rağbet görmemiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde etkin görevlere genellikle merkeziyetçilerin hakim olduğu görülmüştür.

1908 yılı Temmuz’unda Meşrutiyet yeniden ilan edildikten sonra Cemiyetin iki kanadı arasında rekabet yeniden alevlenmiştir. Prens Sabahattin kurdurduğu Ahrar (Özgürlük) Fırkası ile seçimlerde İttihat ve Terakki ile bir iktidar mücadelesine girmiştir. Ancak seçimlerden İttihatçılar büyük bir zaferle ayrılmışlardır. Bu ilk raunt idi.

Adem-i merkeziyetçiler, iktidarı ele geçirmek için meşrutiyet karşıtı güç odakları ile yani şeriat yanlılarıyla işbirliği yaparak, 1909 yılında bir darbe girişiminde bulunmuşlardı. Tarihe 31 Mart İsyanı olarak geçen bu darbe girişimi, sonuçları açısından Ahrarcılar için tam bir hezimetti. Hareket Ordusu’nun kısa sürede düzeni yeniden sağlamasından sonra Ahrar Fırkası faaliyetlerine son vererek tarihe karışmıştır. Başta Prens Sabahattin olmak üzere birçok Adem-i merkeziyet taraftarı tutuklanmıştı. Prens Sabahattin ve Arnavutluk milletvekili olan İsmail Kemal Bey gibi İngilizlere yakınlığı ile tanınan önemli kişiler, bu olaydan zarar görmeden kendilerini kurtarmayı *İngiliz diplomasisinin katkıları ile başarabilmişlerdir.

Peki İngilizler neden, Adem-i merkeziyetçilere destek vermişti?
Çünkü İngiltere, Osmanlı’nın Adem-i merkeziyetçi bir politikayı benimsemesini kendi çıkarlarına daha uygun bulmaktaydı. Osmanlı’nın federasyon benzeri bir örgütlenmeye gitmesi, İngiltere’nin Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’daki çıkarlarının savunulmasını kolaylaştıracaktı. Balkanlarda Arnavutlar, Doğu Anadolu’da ve Doğu Karadeniz’de Ermeni ve Rumlar, Ortadoğu’da da Araplar ve Kürtlerin İngilizlerin ileri karakolları yapılması planlanmaktaydı. Ancak Almanya’nın desteklediği İttihatçılar, bu darbeyi Rumeli’deki etkinliği aracılığı ile başarısızlığa uğratmışlardı. Sonuç aslında İngilizler açısından da bir hezimetti.
İkinci raunt da, “İttihatçı-Alman” ittifakının zaferi ile sonuçlanmıştı.

ozgur_beyin 08-04-2008 23:14

Re: Yeni Osmanlılar
 
mehmet emin yurdakul' pek güçlü bir şair olmamasına rağmen, *cesur bir adamdır . istanbul'un işgalinde
(1918-1920)şu şiirini yazmıştır.yanılmıyorsam ''sultan ahmet mitingi''ndede(15 mayıs 1919) bu şiiri halka okumuştur.



Bırak Beni Haykırayım

Ben en hakir bir insanı kardeş duyan bir ruhum;
Bende esir yaratmayan bir Tanrı'ya iman var;
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar,

Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.
Volkan söner, lakin benim alevlerim eksilmez;
Bora geçer, lakin benim köpüklerim eksilmez.

Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;

Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir.
Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!...


Mehmet Emin Yurdakul *|

pante 09-04-2008 00:14

Re: Yeni Osmanlılar
 
31 Mart İsyanından sonra dağılmış görünen muhalefet, 1911 yılında Hürriyet ve İtilaf adı altında birleşmişti. Çok farklı eğilimlere sahip olmalarına rağmen muhalifleri birleştiren en önemli noktalar, İttihatçı karşıtlığı ve Adem-i merkeziyetçi gelenek idi. İttihatçılar mecliste kendilerine karşı güçlü bir muhalefetin kurulduğunu gördükleri için, bir an önce seçimlere giderek muhalefeti hazırlıksız yakalamayı amaçlamış ve seçimlerde de elinden geldiğince muhalif mebus seçilmesini engellemeye çalışmışlardır. 1912 yılında yapılan seçimlerde İttihatçılar stratejilerini başarı ile uygulamışlar ve çok az muhalif seçimleri kazanabilmiştir.

Bu seçimlere en büyük tepki Arnavutlardan gelmiş ve yeni bir ayaklanma başlatmışlardır. Aralarında birçok Arnavut milletvekili ve aydınının bulunduğu muhalifler, Adem-i merkeziyetçi amaçlarına ulaşmak için Arnavutları silahlı bir güç olarak kullanmışlardır.
1912 ayaklanmasının liderleri de seçilemeyen Arnavut milletvekilleri idi.
İsyan öylesine etkili idi ki, isyancılar Üsküp’ü ele geçirmişler ve İttihatçıların merkezi Selanik’e yürümeye hazırlanıyorlardı. İsyancılar, meclisin feshini ve seçimlerin yenilenmesini, Arnavutluk’a özerklik verilmesini talep ediyorlardı. İttihatçılar durumun kontrolden çıktığını anlayarak iktidardan çekilmek zorunda kaldılar. Üçüncü raundu “Adem-i merkeziyetçiler” kazanmışlardı.

Balkan Savaşı’nın olumsuz etkileri ve yaşanan büyük başarısızlık Hürriyet ve İtilaf Fırkasını oldukça yıpratmıştı. 1913 yılında İttihatçılar “Bab-ı Ali Baskını” ile iktidarı yeniden ele geçirdiler. Dördüncü raundu “İttihatçılar” kazanmıştı.

I. Dünya Savaşına Almanların yanında girmeyi tercih eden İttihatçılar, savaşın kaybedilmesinden sonra kendi partilerini feshetmek zorunda kalmış ve liderleri de yurtdışına kaçmıştı.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası, bu ortamda kendisi için yeniden bir hayat alanı bulmuş ve iktidara gelmişti. Ancak bu iktidarını, Anadolu’ya kabul ettirmesi gerekiyordu. Ülke toprakları işgal edilmeye başlamış olmasına rağmen, Hürriyet ve İtilafçılar için asıl düşman olarak İttihatçılar görülmekteydi. İşgallere tepki gösteren Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine ve Kuvayı Milliye Hareketine karşıydılar. Hem onlar hem de padişah Vahidettin kaderlerini İngiltere’ye bağlamışlardı. İstanbul’da “İngilizleri Sevenler Cemiyeti”ni kurarak kendilerini İngilizlere beğendirmeye çalışmaktaydılar. Bir kısım aydın ise “Wilson Prensipleri” cemiyetini kurarak ABD himayesini istemekteydi.

Mustafa Kemal’in kurtuluş formülü ise açıktı: siyasi-hukuki-ekonomik tam bağımsızlık.

09-04-2008 00:41

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Adem-i merkeziyetçiler, iktidarı ele geçirmek için meşrutiyet karşıtı güç odakları ile yani şeriat yanlılarıyla işbirliği yaparak, 1909 yılında bir darbe girişiminde bulunmuşlardı
Tamamen İttihatçı bakış açısıyla yazılmış sözler. Adem-i Merkeziyetçilerin 31 mart vakasına katıldığı iddiasının kanıtları yoktur. İttihatçıların her türlü muhalefeti susuturma politikalarının bir sonucu olması daha yakın bir ihtimal görünüyor. O dönemdeki İttihatçıları biraz daha iyi tanımak gerekirse:

Dayaklı-sopalı seçim


İttihat Terakki, propaganda ve seçim kazanmadaki yeteneğini ülkeyi idare etmede gösteremedi. İktidarı paylaştığı orduyu siyasete sokmakla askere zarar vermenin yanında devlet kadrolarına sadece cemiyete mensup olmalarını ölçü sayarak doldurduğu kişilerin yetersizliği yüzünden de bürokrasi çarkını işlemez duruma getirdi. Ve sonuçta her yerde hoşnutsuzluk, muhalefet duygusu kabardı. İttihat Terakki'nin içinden gelen hoşnutsuzluk ve ayrılmalar seçimi kaçınılmaz hale getirdi. Cemiyet sadrazam Said Halim Paşa'ya baskı yaparak Ayan'ın da onay vermesiyle
18 Ocak 1912 tarihli irade-i seniyye ile meclisin feshedilmesini sağladı.
İttihat ve Terakki'nin karşında bu kez sadece Ahrar değil daha güçlü ve organize bir parti olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası da yer alıyordu. Siyasi tarihimize 'Sopalı Seçim', 'Dayaklı Seçim' olarak anılan 1912 seçimleri için oy verme işlemi ocak ayının sonunda başladı. İttihat Terakki imparatorluğun bütün vilayetlerinde baskının her türlüsünü kullanmak pahasına seçimden galip çıkmaya kararlıydı. Askeri, mülki ve idari amirlerin neredeyse tamamı İttihat Terakki için seferber oldular.

İstenen oldu

Ve seçim istedikleri gibi sonuçlandı. Ama kimse de bu iktidar kadrosuna güvenin kalmadığı da görüldü. Muhalefetin giderek güçlenmesine, tepkinin büyümesine paralel olarak İttihat Terakki seçimden sonra da her türlü şiddeti uygulamaya başladı. Sıkıyönetim ilan etti, siyasi yasaklarla muhalefeti susturdu. Ancak olanca baskıya rağmen 4. meclisin ömrü kısa oldu.
4 Mayıs 1912'de ilk toplantısını yapan meclis, 5 Ağustos 1912 tarihli irade-i seniyye ile feshedildi. Ülkenin dört bir yanında İttihat ve Terakki'den istifalar olmuş ve cemiyet gittikçe taraftarının nezdinde de itibar kaybına uğramıştı.

Cemiyetin, kendisine sadık bazı subaylar dışında desteği kalmamıştı. Halk açıkça seçimlerin her türlü baskıdan uzak şekilde yapılması beklentisi içinde olduğunu ifade ediyordu. Ama patlak veren Balkan Savaşı İttihatçı kadronun bir kez daha ipleri ele almasına yaradı. Şaibeli de olsa iktidarını korumuştu parti. Ama buna rağmen seçimde yapılan hile ve usulsüzlükleri araştırmak üzere komisyon kurulmasını önleyemedi İttihat Terakki. Oluşan heyetin ortaya çıkardığı suiistimalleri saklayamadı. Muhalefetin yoğun olduğu bölgelerde seçmenleri silah altına almak dahil her yolu kullanmıştı partili subaylar.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=226290


Dönemin koşulları içinde İttihatçıların değil Ahrar Fırkası'nın görüşleri daha demokratik daha hümanist çizgiyi gösteriyor görüşündeyim. O dönemde yaşasaydım herhalde Ahrar Fırkasına üye olurdum. İttihatçıların ülkeyi ne duruma getirdiklerini tarih yazdı. 1912 de meclisi feshettiler. Balkan savaşlarında Bulgarlar İstanbul'un 20-30 Km. yakınına kadar geldiler. Çatalca'da zor bela durdurulabildiler. 1914'de bir maceraya girilerek 400.000 insan bu macera uğruna harcandı. 1915'de de Ermenileri Anadolu'dan sildiler. Sonra da uçağa atlayıp kaçtılar.

Tüm bunlara rağmen İttihatçılar, padişahlık dönemine göre ilerlemeyi simgeler. 150 yıldır oturtmaya çalıştığımız demokrasimizin geçmişteki evrimsel atalarıdır. Bundan dolayı saygı değer de bulurum. Ancak bu saygı eleştirilerimize engel olmamalıdır.

frodo 09-04-2008 01:42

Re: Yeni Osmanlılar
 
Sevgili cem etmeyin eylemeyin *:lol: Daha önce de sargon bu adamın bir yazısına link vermişti. Meğer 1909 karşı devrimi için ayaklanan ve "şeriat" isteyenlerin talebi, şeriat=adalet anlamındaymış. Şimdi bu tarafsız (!) *yazarın *açıklamaları ile tarih düzeltilmiş mi oluyor ? İttihad ve Terakki fırkasının 1911-1914 yılları arasında yaptığı onca *reformu anayasal bir monarşi çabalarını, sekülerizm, eşitlik ve özgürlük adına yaptıklarını görmezden mi geleceğiz ?

evrensel-insan 09-04-2008 02:44

Re: Yeni Osmanlılar
 
Saygideger arkadaslar;

Ataturk'un uyguladigi milliyetcilik tek milliyet uzerine kurulu bir milliyetciliktir.ILK DEFA ITTIHAT VE TERAKKI CEMIYETI TARAFINDAN 1902 YILINDA ORTAYA ATILMISTIR.Enver pasa ve yandaslari-osmanli balkanlarla ugrasirken-anadoluda zorunlu-gonullu olarak uygulamistir.Ataturk'un de uyguladigi bu politika TC'ni Turklestirme politikasidir.

Simdi soruyorum,Anadolunun ve osmanlinin tarihten gelen ve toplumun temel bilinc ve deneyimini ortaya koyan cok sesli milli-dini kokensel yapiyi tum farkliliklarini kabul ederek ve benimsiyerek bir cati altinda saygi,hosgoru ve sivil kuruluslarin ve onlari destekleyen devletin hukuk temeli iceriginde tum bu farkli dini ve milli kokensel yapinin hak ve ozgurluklerini yasamak istedikleri kultur ve gelenek yapisini kisilerin kimliklerini rahatca ortaya koyabilecek dusunce ve fikir ozgurlugunu savunan bugun TC'de kimdir,kimlerdir, boyle bir akim varmidir?Ya da osmanlilarda bu dusunce temeli varmidir varsa bunu hangi kuruluslar,orgutler desteklemistir.ve ATATURK NEDEN BUNU BENIMSEMEMIS VE UYGULAMAYA KOYMAMISTIR?

Tarihi acilimlarinizi,yorumlarinizi,goruslerinizi,kisaca bu konudaki katkilarinizi bekliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

dilaver 09-04-2008 07:07

Re: Yeni Osmanlılar
 
31 Mart'ı kimler örgütledi peki?
Anayasal yollarla iktidara gelemeyeceğini anlayan bir siyasal grubun Anayasa dışı yollarla iktidara gelme mücadelesidir 31 Mart. Kâmil Paşa ve çevresinin İttihatçılara karşı bir hareketidir bu. İngiltere yanlısı sadrazam Kâmil Paşa, oğlu Sait Paşa gibi üst düzey yöneticilerin, Meşrutiyetle kaybettikleri siyasal güçlerini kurulu anayasal düzeni devirerek tekrar ele geçirme ve iktidara gelme çabasıdır. Hareketin içinde Prens Sabahattin, Rıza Nur ve Ahrar Fırkası da vardır. Mesele, Abdülhamit'in padişahlığı meselesi değildir. Padişah kim olursa olsun mutlakiyetçi düzeni kurmaktır bütün mesele.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=4730


Aykut Kansu nun ilgili kitabını okumakta yarar var.


saygılarımla

frodo 09-04-2008 17:22

Re: Yeni Osmanlılar
 
Nil Türker Tekin, Dr., İstanbul Üniversitesi
"Prens Sabahaddin ve Mizancı Murad 'ın Muhalefeti
İttihat ve Terakki seçim kampanyası ile meşgul iken Prens Sabahaddin, etrafına topladığı muhalefet ile Selanik ve Manastır'a giderek propaganda etkinliklerini sürdürmüştür. Gidiş nedeninin Üçüncü Ordu'ya bağlı subaylara teşekkür etmek olduğunu şöylemesine rağmen, gerçek amacı Ahrar Fırkası adına seçime katılan kendi adayları ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin adayları arasında fikir ayrılığı konusunda kamuoyunu inandırarak kendi adaylarına destek sağlamaktı. Hatta bu nedenle Selanik'teki İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kongresine de katılmayı umut ediyordu. Oysa, İttihatçılar bunu engelleyerek kamuoyuna Prens Sabahaddin'in Cemiyetle hiçbir ilgisi olmadığım duyurmuşlardır. Buna rağmen Prens Sabahaddin, Manastır'da anayasal rejimin güçlenmesi için en önemli şartın askeri eğitimin geliştirilmesi olduğunu vurgulayan bir konuşma yaparken, Selanik'te de Rum cemaati üyelerine partisinin programı hakkında bilgi vermiştir.

Bu arada partisine destek toplamak için Ali Haydar Midhat Bey'le seçim stratejisi üzerinde de bir görüşme yapmıştır (Kansu, 1995:278-279). Bu seçimler, "hürriyetin ilanı" diye adlandırılan ikinci Meşrutiyet'in hemen ardından yapılmış, İttihat ve Terakki bu seçimlerde öncelikli olarak siyasi programını Şürayı Ümmet ve Tanin gibi adeta partinin propaganda aracılığını üstlenen gazetelerde yayımlanmıştır (Tunaya, 1952: 210-214). Mizancı Murad Bey de, monarşistler adına sürekli propaganda yaparak, bağnaz dincilere yaranmaya çalışarak, İttihatçıları devamlı olarak kötülemiştir.

Mizancı Murad Bey , Mizan gazetesinde yazdığı bir yazıda seçmenlerin nelere dikkat etmesi gerektiğini belirtmiş, din, devlet ve milletin ayrılık gayrılık kabul etmeyeceğini, adayların din ve devlete bağlı, geleneklere saygılı ve haramdan kaçınan kişiler olması gerektiğini, aksine davrananların Cenab-ı Hakka, Res'ulüne, din-i mübine, padişaha, devlete ve millete karşı ihanet etmiş olacağını vurgulamıştı (Demir, 1999: 15). Bu sözleriyle seçmenleri İttihat ve Terakki'ye karşı uyararak, etki altında kalmamaları gerektiğini ve gayrimüslimlerin de vatan kardeşi olduğunu vurgulamıştır, İttihat ve Terakki, Tercüman-ı Hakikat gazetesinde "Murad Bey'e ihtar" başlıklı yazıda Mizancı Murad 'a açıkça cephe alarak onu kamuoyunun önünde suçlamıştır.

23 Ağustos'ta İstanbul Saraçhanebaşı'nda çıkan yangın, çok büyük hasar ve yedi kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Eski rejim yanlısı kişiler yangının "Kanun-i Esasi'nin kabulü üzerine Allah tarafından verilmiş bir ceza" söylentisiyle halkın kafasını bulandırmışlardır."


Ahrar Fırkasının önemli isimlerinden Mizancı Murat'ın söylediklerine bakarsak hiç de "hümanist ve demokrasi" yanlısı olmadığı görülür.

Ancak dilaverin verdiği link çok daha ilginç bir eğilimin ipuçlarını vermektedir. Tarihe sol-liberal bir çerçeveden bakışın yeni bir icadı ile karşı karşıyayız. Bu güne değin yapılan kurgu İttihatçılık-kemalist hareket-Chp halef-selef kurgusu ve bu kurguya dayalı statükoculuk, halktan kopukluk, anti-demokrasi ve militarist suçlamaları yapılırdı. Buna karşılık da Ahrar/H.Ve İtilaf-demokrat parti ve ardılları halkçı,liberal demokrasi cephesi olarak kutsanırdı. Ama bu kurgu İttihatçılığın bir "burjuva hareketi" olarak yeniden kavranması ile değişime uğrayacak gibi görünüyor. Çünkü Ahrar, Hürriyet ve İtilaf hareketleri sol-liberal bakış açısıyla bile savunulamayacak kadar monarşist ve ümmetçi anlayışlardır. Sanırım şimdi İttihat ve Terakki hareketi ile Kemalist hareketin karşıtlığı moda olacak ve demokrasi cephesi İttihat ve Terakki-Demokrat Parti ve ardılları olarak yeniden formüle edilecek.

pante 09-04-2008 18:07

Re: Yeni Osmanlılar
 
Osmanlı'da gerek İttihatçıların gerekse İtilafçıların ilk kuruluş yıllarındaki görüş ve düşünceleri yanıltıcı olmuş, üyesi olan çoğu insan sonraki dönemlerinde hayal kırıklığına uğramıştır.
Örneğin İttihat muhalifleri, daha özgürlükçü buldukları liberal İtilafçıların yanında yer almış ama özgürlükçülüğün de, liberalliğin de lafta kaldığını, emperyalizmle ve şeriatçilerle işbirlikçi, teslimiyetçi üstelik de darbeci, suikastçi bir örgüt saflarında olduklarını görmüşlerdir.

Soner Yalçın'ın bu konuya ışık tutan bir yazısı vardı geçtiğimiz pazar günü.
Okuyunca göreceksiniz ki sopalı seçim, liberallerin yaptıklarının yanında çok masum kalır.
Ayrıca işgal yıllarındaki Kuvayi Milliye ve Kurtuluş Savaşı karşıtlıklarıyla, ihanete varan politikalarıyla bu sopayı hakettiklerini düşünen çok olacaktır.
Nitekim halk sopanın dozunu kaçıracak ve işbirlikçilerden Ali Kemal linç edilecektir.

Medyada ne zaman "Ergenekon", "derin devlet", "darbe" tartışmaları yapılsa, konu mutlaka İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne getiriliyor; bu tür oluşumların-müdahalelerin bu cemiyetle başladığı iddia ediliyor. Kısmen doğru.

Ancak, kimse Halaskáran Zabitan (Kurtarıcı Subaylar) Grubu'ndan bahsetmiyor. Örgüt liberal olduğu için mi acaba? Halbuki; parlamentoya ilk askeri muhtırayı onlar verdi. Tarihimizde ilk kez bir başbakanı (sadrazamı) suikastla onlar öldürdü. İşte tekmili birden "liberal" Kurtarıcı Subaylar"ın hikayesi.


http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost...rih=2008-04-06

pante 09-04-2008 19:08

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Ataturk'un uyguladigi milliyetcilik tek milliyet uzerine kurulu bir milliyetciliktir.ILK DEFA ITTIHAT VE TERAKKI CEMIYETI TARAFINDAN 1902 YILINDA ORTAYA ATILMISTIR.Enver pasa ve yandaslari-osmanli balkanlarla ugrasirken-anadoluda zorunlu-gonullu olarak uygulamistir.Ataturk'un de uyguladigi bu politika TC'ni Turklestirme politikasidir.
Evrensel İnsan;
Uğur mumcu'nun sıkça kullandığı bir söz vardı. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" diye.
İttihatçıların milliyetçiliğiyle Atatürk milliyetçiliğinin kesinlikle ilgisi yoktur.
İttihatçılar Türkçü ve Turancıdır.
Atatürk Turan'ı kesinlikle reddetmiş olup, Türkçülüğü de TC'yi kuran halk olarak tanımlamıştır.
Bir üst kimliktir yani. Genetik anlamda değildir. Türkmeni, Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Rum'u, Ermeni'si, Arnavut'u, Arap'ı, Yahudi'si ve bilimum halklarıyla harmanlanmış Anadolu ve Rumeli halklarını birarada barış içinde yaşatabilmek için ulus-devletin zorunluluğuna inanarak tek çatı altında birleştirmiştir. Buna Türk, Türkiye demese Anadol, Anadolu vs. de dese Avrupa ve dünya yine Türk diye çağıracak, Türkiye diye bahsedecekti. Osmanlı'da Türkmenlerin aşağılandığı dönemlerde dahi Avrupa'nın gözünde Osmanlı Türktü.

* Atatürk Milliyetçiliğinde ırkçılık ve etnik ayrımcılık yoktur. Önemli olan genetik bazda bir
ortaklık değil kültür, tarih, ve ülkü ortaklığıdır.

* Atatürk Milliyetçiliği, akılcı ve bilimseldir. Geçmişe körü körüne bağlanmaz, onu geleceğe
yönelik olarak bilimsel bazda irdeler. Hiçbir şekilde dine dayandırılmamış ve akılcılık ön planda
tutulmuştur.

* Atatürk Milliyetçiliği, barışçıl ve insancıldır. Diğer uluslara saygı duyar ve onları da uygarlığın
bir ailesi olarak kabul eder. Alman milliyetçiliği gibi saldırgan ve sömürgeci değildir. Tam bağımsızlığı, uluslararasında eşitliği ve yurtta barış, dünyada barış anlayışını savunur.

Tabi Atatürk milliyetçiliğini bugün milliyetçilikle ortaya çıkanlarla karıştırmamak gerek.

Şimdi dersen ki bu halkların hepsi birbirinden ayrılsa ve *ayrı topraklarda özerklik verilerek bir eyalet devleti kurulsaydı daha iyi olmaz mıydı?
Bence korkunç olurdu. Bin yılların kültür zenginliğini yokeder, halkları da birbirine düşman ederdin. Atatürk'ün zamanında şartların elverişsizliği, yokluk-parasızlık nedeniyle yapılamayanı bugün yapsınlar. Özgürlükleri, demokrasiyi genişletsinler. Toprak reformunu yapıp, feodaliteyi tasfiye etsinler, dar kapsamlı da olsa ana dilde eğitimi, ana dilde ibadeti sağlasınlar.
Yapamazlar, yapılmaz. Çünkü bunlar yürek isteyen işler ve devrim gerekir bunları yapabilmek için.

evrensel-insan 09-04-2008 19:30

Re: Yeni Osmanlılar
 
Saygideger pante;

Ben ittihatcilarla Ataturku ayni kefeye zaten koymadim.Sadece Ataturk Turk milliyetciligini onlardan aldi,dedim.Ataturk milliyetciligi ,keske senin dedigin gibi olsaydi.Ataturk'un kendisi sivas kongresinde"turkiye cumhuriyeti turk ve kurt halklarindan meydana gelmistir"demisti.Ataturkun Turklestirme politikasini bana izah edebilirsen,o zaman senin dedigin milliyetcilik mumkun olmaz.Aslinda ayni konulari temcit pilavi gibi yazmaktan biktim.Bence bir kisinin yazisi,o konudaki eski yazilariyla birlikte okunmaliki,daha iyi algilansin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 09-04-2008 19:49

Re: Yeni Osmanlılar
 
Günümüz Yeni Osmanlıcı'ları da aynı fikir babaları Prens Sabahattin'ler, Ali kemal'ler gibi şeriat ve emperyalizmle işbirliği içindeler.
Ama Nazım Hikmet'in işbirlikçi Ali Kemal'in linç edilmesi hakkında aşağıdaki şiirinde dediği gibi halk bir sabreder, iki sabreder..

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI
......
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
Kartallı Kâzım
köprünün orda bir ağacı gösterdi Tatar yüzlü adama:
"-Şu köprünün dibindeki ağaç yok mu?
Art ayakları üstüne kalkmış
hayvana benzeyen ağaç?
Şu, soldaki,
koskocaman.
Bak.
Dalları köprüyü aşan.
O dallara astılar ölüsünü Ali Kemal´in.
İstanbul´dan kaldırıldı herif
güpegündüz
berberden,
Beyoğlu´nda tıraş olurken.
338´de..."
"- Kim bu Ali Kemal?"
"- Gazete muharriri.
İngiliz´den para alır.
Adamıydı Halifenin.
Gözlüklü,
şişman.
Kan damlardı kaleminden,
fakat murdar,
fakat pis bir kan.
Gün olur daha derin,
daha geniş yara açar
kalemin düşmanlığı
mavzerin düşmanlığından."
"-İzmit bizde miydi o zaman?"
"-Yeni girmiştik.
İngilizler İstanbul´daydı daha.
Ali Kemal´i çalıp getirdiler İngiliz´in mavi gözünden.
Burda ´Geliyor!´ diye bir şayia çıktı
altı yedi saat önce.
İskeleye yığıldı millet.
Belki İzmit halkının dörtte üçü,
kadınlara varıncaya kadar.
Ben Ulu Caminin ordan bakıyorum
Gözümde dürbün.
Göründü karşıdan motor nihayet,
Bata çıka geliyor.
Koştum aşağıya.
Ben iskeleye inmeden
çıkarmışlar Ali Kemal´i motordan.
Şurda
tepede
Saray Meydanında hükümet konağı var
kolordu dairesi,
oraya götürdüler.

Konağın önü
meydan,
sokaklar
adam almıyor.

Kaynıyor karınca gibi İzmit halkı.
Fakat öfkeli,
fakat merhametsiz.
Çoğu da gülüyor,
bayram yeri gibi İzmit şehri.
Hava da sıcak,
gök de bulutsuz.
Ali Kemal 20 dakka kaldı kalmadı konakta
dışarı çıkarıldı.
Attı bir adım.
Etrafını zabitlerle polisler almış.
Kireç gibi yüzü.
Sarışın.
Birden ahali başladı bağırmağa:
´Kahrol Artin Kemal...´
Durdu.
Döndü.
Arkasına baktı
konağın kapısından tarafa,
belki de geri dönüp içeri girmek için.
Fakat yüzüne karşı kapıyı ağır ağır kapadılar.
Yürüdü sallanarak on adım kadar.
Ahali boyuna bağırıyor.
Bir taş geldi arkadan
başına çarptı.
Bir taş daha
bu sefer yüzüne.
Kırıldı gözlükleri,
bıyıklarına doğru kanın aktığını gördüm.
Birisi, "Vurun," diye haykırdı.
Taş
odun
çürük sebze yağıyor.
Muhafızları bıraktı Ali Kemal´i.
Ahali kara bulut gibi çullandı üzerine
alaşağı ettiler.
Orda yerde yaptılar ne yaptılarsa.
Sonra açıldı bir parça ortalık.
Baktım ki yatıyor yüzükoyun.
Ayağında bir donu kalmış
kısa bir don.
Çıplak eti pelte gibi tombul, beyaz.
Bana hâlâ nefes alıyor gibi geldi.
Bir ip bağladılar sol ayağına.
Hiç unutmam
sol ayağında kundura, çorap filan yoktu
fakat sağ bacağında çorap bağı kalmış.
Başladılar ölüyü bacağından sürümeye.
Yokuş aşağı, başı taşlara çarpıp gidiyor.
Millet peşinde.
Bir aralık ipi koptu.
Bağlandı yenisi.
İbret alınacak hal.
Halkı kızdırmaya gelmez.
Bir sabreder iki sabreder;
her ne ise...
Böylece dolaştı İzmit şehrini Ali Kemal.
Sonra
dedim ya
astılar şu köprünün üstündeki dallara ölüsünü.
Sonra ölüyü indirdiler
fakat gömleği mi, donu mu ne
iç çamaşırından bir şey
öteki dalda bir iki ay sallanıp durdu.
Sonra satıldı müzayedeyle saatı filan,
çok sonra...»»

Vagonlar geliyorlar sallanarak.

NAZIM HİKMET


pante 09-04-2008 20:22

Re: Yeni Osmanlılar
 
Soner Yalçın'ın yazısında geçen Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın suikastine adı karışanlar arasında "Komünist Mustafa Suphi'de vardı" yazısına bir düzeltme yapalım.

Dilek A. Kanat tarafından derlenen, Mustafa Suphi’nin 1913’e kadar kaleme aldığı yazılardan da açıkça anlaşıldığı üzere Suphi bu dönemde kesinlikle sosyalist değildi . Bu dönemde O’nu yurtsever ve demokrat olarak nitelemek daha doğru olur. Rasih Nuri ileride Suphi’nin bu dönemde sosyalist olmadığını ve politik yaşamına ittihatçı olarak başladığını belirtmektedir .


Mustafa Suphi Paris’ten İstanbul’a dönünce gazeteci ve öğretmen olarak hayatını kazanmıştır. Bu arada Tanin Servet-i Fünun ve Hak gazetelerine yazılar yazmıştır. Ayrıca “Yüksek Muallim Mektebi” ve “Mekteb-i Sultani”de iktisat dersleri vermiştir . Siyasal yaşamına ittihatçı olarak başlayan Mustafa Suphi, ittihat ve terakkinin Selanik’te toplanan (1911) kongresine Anadolu delegesi olarak katılmış, iktisat vekilliğine getirilmediği için İttihat ve Terakki Partisinden ayrılmıştır . Bu dönemde ittihat ve terakkiye karşı olan muhalefet içerisinde yer alan Mustafa Suphi, Ferit (Tek) ve Yusuf Akçura'nın kurduğu “Milli Meşrutiyet Fırkası”na katılır (1912). Bu fırka açıktan açığa “Türkçülük” yapan ilk partidir .


Haziran 1913’de Sadrazam Mahmut Şevket Paşanın bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine Mustafa Suphi diğer muhalifler ile birlikte Sinop’a sürgün edildi. Bir ara İstanbul’a gelmesine izin verilse de, sonra bilinmeyen bir sebeple tekrar Sinop’a sürgün edildi . Mustafa Suphi, 1914 yılının başında bir kayıkla Rusya’ya kaçmayı başaroır. Sivastopol’a ulaşan Suphi, kısa bir süre sonra I. Dünya Savaşının çıkması ve Osmanlının Rusya’ya savaş açması üzerine, yakalanarak önce Kaluga eyaletine, aradan da Ural’a sürgün edilir .


Mustafa Suphi’nin komünist fikirleri benimsemesi, bolşevikleşmesi bu döneme rastlamaktadır . Ural’da büyük fabrikalarda çalışan Mustafa Suphi, Tatar işçilerin aracılığıyla bolşeviklerle ilişkiye girer, onlardan sosyalist yayınlar alıp okur. Bolşevik partisinin savaş, barış, devrim ve işçi-köylü sorunlarıyla ilgili görüşlerini, taktiklerini ve çalışma yöntemlerini öğrenir . 1915’de Ural’da Rus Sosyal Demokrat Partisi(Bolşevik)’ne üye olur.

pante 09-04-2008 21:38

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Ben ittihatcilarla Ataturku ayni kefeye zaten koymadim.Sadece Ataturk Turk milliyetciligini onlardan aldi,dedim.Ataturk milliyetciligi ,keske senin dedigin gibi olsaydi.Ataturk'un kendisi sivas kongresinde"turkiye cumhuriyeti turk ve kurt halklarindan meydana gelmistir"demisti.Ataturkun Turklestirme politikasini bana izah edebilirsen,o zaman senin dedigin milliyetcilik mumkun olmaz.Aslinda ayni konulari temcit pilavi gibi yazmaktan biktim.Bence bir kisinin yazisi,o konudaki eski yazilariyla birlikte okunmaliki,daha iyi algilansin.
milliyetçilik, Fransız ihtilalinden alınmıştır.
Atatürk, milliyetçiliği İttihatçılardan almamıştır. O da Fransız ihtilalinden ve Avrupa'daki milliyetçilik hareketlerinden etkilenmiş ve bir yurtsever olarak ülkenin kurtuluşu konusunda duyarlı düşünceler üretmiştir.
Atatürk, İttihat ve Terakki Cemiyetinin önceli olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurucularındandır zaten.
Vatan ve Hürriyet Cemiyeti daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyetine dönüşmüştür.
Yani, Atatürk'ün milliyetçiliği İttihat ve Terakki Cemiyetinden öncedir.

Atatürk milliyetçiliği benim dediğim gibi olsa değil, zaten öyledir.
Atatürk, hiçbir zaman Kürt kimliğini reddetmemiş ve kesinlikle asimilasyon düşüncesinde olmamıştır. Kürtlerle ilgili konuşmalarını, mektuplarını yazabilirim isterseniz.

Bu tür yanlış eleştirilerde bulunmak yerine şunu söylerseniz daha anlaşılır olursunuz:
"Bana göre Atatürk'ün 'TC'yi kuran halklara Türk Ulusu denir' tezi bana göre tutmamıştır."

Bu bir fikirdir ve tartışılmaya değer tarafı vardır. Ama Atatürk'ün Kürtleri yok sayması, asimilasyonu vb. iddialar iftiradır ve tartışma değeri yoktur.

pante 09-04-2008 22:40

Re: Yeni Osmanlılar
 
Günümüzde Genelkurmayın, ordunun siyasete müdahalesini sıkça yaşar, eleştiririz.
(Gerçi ne hikmetse gizemli Dolmabahçe toplantısından sonra Genelkurmay'ın iktidar aleyhinde bir tutumuna rastlanmamıştır henüz.)
Mustafa Kemal'in İttihatçılardan 1909'da ayrılışının nedeni nedir biliyor musunuz?
Ordu mensuplarının siyasetten uzak olması gerektiği fikri.
Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve bazı arkadaşları bu gerekçeyle İttihat ve Terakki'den ayrılır, milli mücadeleye kadar da siyaset arenasında gözükmezler. Hatta bu nedenden dolayı İttihatçıların Mustafa Kemal'i kendileri için bir tehlike olarak görüp suikastle ortadan kaldırma planları olduğu rivayet edilir.

*******

Hürriyet ve İtilafçıların çekirdek kadrosunda önemli biri var.
Dr. Rıza Nur.
Bu adam, Atatürk düşmanlığıyla, iftiralarıyla, sapıklığıyla, deliliğiyle tanınıyor.
Ama bu İtilafçının önemli bir özelliği daha var. Çılgın bir ırkçı-faşist olması.

*******

İtilaf devletlerinin işgaliyle birlikte itilafçıların kurucularından Damat Ferit Paşa hükümetin başına getirilmişti. Sevr anlaşmasını bu işbirlikçi itilafçı imzaladı.
Döneminde İttihatçı temizliği yapıldı. Birçoğu tutuklandı, idam edilenler oldu.
Kuvayi Milliyecilere karşı halk kışkırtılmaya çalışıldı. Kuvayi Milliyeciler ittihatçılıkla ve eşkiyalıkla suçlandı. *İşgalciler şirin gösterilmeye çalışıldı. İngiliz'lerin her isteği yerine getirildi.
Mustafa Kemal ve arkadaşları Bolşeviklikle ve din karşıtlığıyla itham edildi.


Damat Ferit Paşa Hükümeti / İthamlar

evrensel-insan 09-04-2008 22:41

Re: Yeni Osmanlılar
 
Saygideger pante;

Turkiye bir ulus devlet hic bir zaman olamamistir.Osmanlidan ayrilan ve milli devlet yapilarini kuran devletler icinde,belkide ulus olamayan tek devlet TC dir.

TC milli bir devlettir ve uluslasmak icinde 84 yildir hicbir caba harcamamistir.Harcanan cabalar bile bati direktifiyle ithal edilmis,tabi ki ulkeyi kutuplastirmak ve bolmek temelinde.

Ulus olabilmek icin,Anadolunun cok sesli yapisinin getirdigi farklari ozumsemek ve saygi ve hosgoru temelinde yasanacak bir ortam yaratmak gerekir.

Boyle bir ortam olsaydi,bati ne PKK'yi basimiza bela edebilir,ne de ASALA gibi orgutler ulkede eylem yapabilirdi.

Ugur Mumcu'dan alinti yapmissiniz.Neden olduruldu dersiniz?

Aslinda ulus olabilmek cok kolaydi,sadece milli-dini kokensel cesitlilikte yasamaya alismis halk Turklestirme politikasiyla,yeni bir anlayisla tanistirilmasaydi.

Turklerin nasil musluman yapildigini biliyorsun.Ayni hata cok kokenliligin tek kokenlilige indirgenme istemesiyle yapildi.TC NE ULUSAL BIR DEVLETTIR,NE DE ULUS ALGISINA SAHIPTIR.TC MILLI BIR DEVLETTIR.BU MILLETTE TURKTUR,KABUL ETMEYENIN BASINA NELER GELDIGINI TARIH GOSTERMISTIR.Tabi gormek isteyene.

Ataturk milliyetciliginde -olmayan etnik- ayrimcilik vardir.Daha Nevruz da olanlar tazedir,daha Hirant dink cinayeti,rahip cinayeti,malatya baskini tazedir.

Tarihi bir bilgi:Ataturk,ittihatcilara 1907 yilinda katilmistir.Yani 26 yasindayken.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 09-04-2008 22:49

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

TC NE ULUSAL BIR DEVLETTIR,NE DE ULUS ALGISINA SAHIPTIR.TC MILLI BIR DEVLETTIR.BU MILLETTE TURKTUR,KABUL ETMEYENIN BASINA NELER GELDIGINI TARIH GOSTERMISTIR.Tabi gormek isteyene.
:roll:

Bu konuda cahilim Evrensel İnsan.
Milli ile ulusal arasındaki farkı bilmiyorum.

Alıntı:

Ataturk milliyetciliginde -olmayan etnik- ayrimcilik vardir.Daha Nevruz da olanlar tazedir,daha Hirant dink cinayeti,rahip cinayeti,malatya baskini tazedir.
Arkadaşim, lütfen Atatürk milliyetçiliği ile Türkçü-Turancı, ırkçı, faşist ya da günümüz olaylarından örneklerini verdiğin Türk-İslam sentezi menşeili İslamcı faşist milliyetçiliği karıştırmayalım.

Uğur Mumcu'dan alıntıladığım sözü tekrar tekrar yazmak istemiyorum.
Yazmadan önce lütfen biraz emek sarfedip araştırın.
"Ulusal değildir, millidir" gibi abuk sabuk fikirleri sergilemeyin.

Ayrıca afedersin ama sidik yarıştırmıyoruz burada.
Atatürk'ün İttihatçılardan önce Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurucularından olduğunu yazmıştım. Bunun üzerine hala tarihi not diye İttihatçılara katılma tarihini vermeniz de ne oluyor?

evrensel-insan 09-04-2008 23:12

Re: Yeni Osmanlılar
 
Saygideger pante;

Ben sana bu farki Britanya'dan vereyim;

Aslinda vermeden once sunu da belirteyim.Daha Turkiye'nin iktidari ve aydin gecinenleri.Bu farki algilayamadigindan,hala konusmalarinda ingiltere ve ingiliz terimleri kullaniyorlar.Burasi Birlesik krallikliktir.Bu krallikta,ingiltere,galler,iskocya,ve kuzey irlanda vardir.Buyuk britanya ise bu ulusun kimligidir.Yani tek ise briton,genel anlamda british citizen dir.Bu British Ctizen'in kokeni herhangi bir millet olabilir.Yani ingiliz,iskoc v.s. vardir,ama ulus olarak British-Britanyali-dir.Bunu ayakta tutan hak ve ozgurluklerin sivil toplum eliyle devlet destekli hukukunun,bir tek sarti vardir,o da ANTIAYRIMCILIK'tir.

Sen bana Turkiye'de bir antiayrimcilik olgusundan bahsedebilirmisin?

Ben ne TURANCILIK,NE DE IRKCI,FASIST BIR ATATURK MILLIYETCILIGINDEN DEGIL,AYRIMCI,YA DA FARKI GALE ALMAYAN BIR ATATURK MILLIYETCILIGINDEN BAHSEDIYORUM.Yani farkilarin farkina varamayan ya dafarklari gormemezlikten gelen,"yok"sayan.

VATAN VE HURRIYET CEMIYETINI ATATURK HANGI TARIHTE KURMUSTUR?Bu cemiyetin amaci nedir?ve nasil bir akibete ugramistir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 10-04-2008 18:45

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

VATAN VE HURRIYET CEMIYETINI ATATURK HANGI TARIHTE KURMUSTUR?Bu cemiyetin amaci nedir?ve nasil bir akibete ugramistir?
Atatürk daha Harbiye'de öğrenciyken subay arkadaşlarıyla beraber "Vatan" örgütünü kurmuştur.
1902'de Harbiye'den mezun olduğuna göre bu tarih 1902 öncesine dayanır.
Ekim 1906'da ise Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurarlar. Örgütün amaçlarının başında Kanuni Esasinin yeniden yürürlüğe sokularak Meşruti yönetime geçilmesiydi.
Cemiyet daha sonra Osmanlı Hürriyet Cemiyetine katılarak faaliyetlerini sürdürmüş, 1907'de ise Vatan ve Hürriyet Cemiyeti kurucuları İttihat ve Terakki'ye katılmışlardır.

Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selânik Şubesini Kurarken Mustafa Kemal Suriye’den gizlice Selânik’e gelmiş ve güvendiği arkadaşları ile Askerî Rüştiye öğretmenlerinden Hakkı Baha’nın evinde toplanmışlardır. Atatürk toplantıda şöyle konuşur:

Arkadaşlar, bu gece burada sizleri toplamaktaki amacım şudur: Memleketin yaşadığı tehlikeli anları size söylemeğe gerek görmüyorum. Bunu hepiniz anlarsınız. Bu talihsiz memlekete karşı önemli görevlerimiz vardır. Onu kurtarmak tek hedefimizdir. Bugün Makedonya’yı ve bütün Rumeli topraklarını vatan bütünlüğünden ayırmak istiyorlar. Memlekete yabancı etkisi ve egemenliği kısmen ve fiilen girmiştir. Padişah zevk ve saltanatına düşkün, her alçaklığı yapabilecek nefret edilen bir kişidir. Millet baskıcı ve zorba yönetim altında yok oluyor.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok olma vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün bize bazı büyük görevler yüklüyor. Ben Suriye’de bir cemiyet kurdum. Baskıcı yönetim ile mücadeleye başladık. Buraya da bu cemiyetin temelini kurmağa geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve örgütü şekillendirmek zorunludur. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahredici bir baskıcı yönetime karşı ancak devrim ile cevap vermek ve eskimiş olan çürük yönetimi yıkmak, ulusu egemen kılmak, özetle vatanı kurtarmak için sizi göreve çağırıyorum.


Oda içinde derin bir sessizlik olmuştu. Lambanın solgun ışıkları içinde Mustafa Kemal’in heybetli sesinin yankıları hâlâ dalgalanıyordu. Ömer Naci ayağa kalkarak, Mustafa Kemal’in konuşmasına karşı o tatlı şivesiyle; “Mustafa Kemal, arkandayız, seni takip edeceğiz. Ölümler, cellatlar, işkenceler bile bizi bu kararımızdan çeviremeyecektir. Hürriyet verilmez, o ancak alınır. Haksızlık zulüm ve baskı altında inleyen bu suçsuz ve çaresiz milleti kurtaracağız, yaşasın hürriyet ve ihtilâl” sözleriyle derin sessizliği bozmuştu: Mustafa Necip, inkılâbın o fedakâr evladı, gizli hıçkırıklarla yanımda göz yaşlarını tutmağa çalışıyordu. Mustafa Kemal yeniden söze başladı:

Arkadaşlar! Gerçi bizden önce birçok girişimler yapılmıştır. Fakat onlar başarılı olamadılar. Çünkü işe örgütsüz başladılar. Bu kuracağımız örgüt ile bir gün mutlaka başarılı olacağız ve elbette vatanı, milleti kurtaracağız.

(Kızıldoğan, Hüsrev Sami, “Vatan ve Hürriyet: İttihat ve Terakki”, Belleten, sayı:3-4, s.619-655.)

pante 10-04-2008 21:38

Re: Yeni Osmanlılar
 
Bir sosyalist yurtsever değilse eğer, bilin ki o sosyalist değil, sosyalistlikten dönmüş ama sosyalist geçinen bir liberaldir.
Liberallikle yurtseverlik bağdaşmaz. Birbirine zıttır.
Liberalin kafasında vatanın, ulusun, halkın değeri yoktur. Liberal için önemli olan sözde bireydir.
O önem verdiği bireyler ise burjuva olurlar, kapitalist olurlar, halkları sömürürler. Yeri ve zamanı geldiğinde faşist olur, halkları baskı ve işkenceleriyle ezerler.
Liberaller anti-emperyalist olmazlar. "laissez faire,laissez passer" yani, "Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" anlayışına sahiptirler. Mandacılardır, işbirlikçilerdir, teslimiyetçilerdir.
Onların bağımsızlık anlayışları bağımlı bağımsızlıktır.
Onların özgürlük anlayışı da burjuva özgürlüğüdür. Emeğe, emekçiye değer vermezler.

Sosyalist ise halkların özgürlüğünden yanadır.
Enternasyonalist olduğu kadar yurtseverdir aynı zamanda.
Emperyalizmin gizli ya da fiili işgali altında iken sevdası vatandır, tam bağımsız iken ise vatanı dünya. Göstermelik değil, tam bağımsızlıkçıdır.
Yeri geldiğinde de Kuvayi Milliyeci olmasını bilir.

AVNİ'NİN ATLARI

Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
kara yamçı altında ak sağrı dolgun
titrer burun kanatları,
bu atlar Avni'nin atları.

Kuvayi Milliye gelecek yine,
şahin atlar aşarak yeli
çiğneyecek gavuru da, Anzavur'u da.
Kuvayi Milliye gelecek yine
hem bu sefer ayyıldızlı bayrağı da orakçekiçli.

Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
titrer burun kanatları.

Bana Avni'nin atlarına
binmek nasip olmasa gerek
ama Memet binecek,
gelecek düşmanla topuz topuza!
Gülüm, Kuvayi Milliye atları
gözüm, Kuvayi Milliye atları,
memleketi satanları bağlasınlar,
kuyruğunuza...


NAZIM HİKMET

1 Haziran 1958, Çekoslovakya

pante 10-04-2008 22:57

Re: Yeni Osmanlılar
 
Sosyalist Nazım Hikmet'in dizelerine bir bakın, bir de günümüz Yeni Osmanlıcısı, yeni İtilafçısı, yeni mandacısı liberal Altan'ların şu sözlerine:

"Cumhuriyet gazetesinin eski binası İttihat ve Terakki'nin merkeziydi."

“Devlet ve vatan kavramlarımız geçmiş yüzyıla ait. Bu, bütün dünyada böyle. Hâlâ insanlar toprağın insandan daha önemli olduğuna inanıyor. Hâlâ genel kural toprak için insan feda edilmesi. İnsan için toprak feda edilmesini düşünmek bile bütün ülkelerde bir ihanet...

“Ben bir tek insanı öldürmemek için on bin metre toprağı feda ederim”

“...Ben devletlerin bağımsız olmasının halklar için çok büyük tehlikeler doğurabileceğini düşünüyorum”

“Ben bağımsızlık kavramının tümüyle ortadan kalkması gerektiğine inanıyorum. Bu dünyanın en tehlikeli kavramlarından biri”

“Kahrolsun bağımsızlık”

“Vatanı sevmek yerine babamın dediği gibi işimizi sevmeliyiz”

“Ben, vatanı sevmenin vatandaşın işine yaradığını görmedim hiç.”

“Ben vatanı kiraz ağacının gölgesine ve kadın memesine satarım”


Bu adamların Ali Kemal'den, Damat Ferit'ten ne farkı var?
Kıbrıs'ı kayıtsız şartsız vermeye hazır, vatanı bir kiraz ağacı gölgesi ya da bir kadın memesi için satmaya hazır, bağımsızlık düşmanı, emperyalizmin uşağı, ılımlı islam destekçisi,
şeriat işbirlikçisi bu adamlar, işgal yıllarında olsalardı Kuvayi Milliye düşmanı, hilafet ve saltanat yanlısı, işgalcilerin işbirlikçisi ya da İngiliz ve ABD mandacısı olmayacaklar mıydı?
Damat Ferit gibi Sevr'i imzalamayacaklar mıydı?
Bugün açık açık bu kepaze lafları sarfedenler, inanın Ali Kemal'lerden daha beterini de yaparlardı.

Hırsıza hırsız, ******ya ****** denildiğinde kızdıkları gibi, bunlar da hain denilince kızıyorlar..

evrensel-insan 10-04-2008 23:53

Re: Yeni Osmanlılar
 
Saygideger pante;

Verdigin tarihi bilgiler icin, tesekkurler.Yalniz, M.Suphi'nin nasil olduruldugune-30 arkadasiyla birlikte- deginmemissin.

Turkiye'de kisiler zaten kendilerinin ne oldugunu acik acik ortaya koyuyorlar. Batidaki liberal anlayisi cok farkli birsey, bunun tarihi var. Turkiye'de ise liberal kavramida-her kavram gibi- disaridan ithal.

Bir kisi bir sey olacaksa veya ona bir etiket verilecekse bu bilincli olarak kisinin oz iradesiyle yapilmali. Turkiye'de ki hic birsey bilincli degil,ya verilmis, ya da kulak dolgunlugu alinmis etiketler. Bir kisi kendisini nasil tanitirsa tanitsin:

"Ayinesi istir kisinin,lafa bakilmaz.Rutbeyi asri gorunur her eserinde".

Dolayisiyle kisinin kendisine verdigi-veya kisiye verilen- etiket onemli degil; onun icraatinin kime ve neye hizmet ettigi onemlidir. Sunu unutmamak gerkir, birakin bir ulkeyi veya toplumu; bir kisi bile esaret ve baskasinin boyundurugu altinda yasamak istemez.Tutsaklik ve onun boyundurugu farketen herkesi rahatsiz eder.Farkedilmek sartiyla. Farkeden kurtulma mucadelesi verir. Farketmeyen veremez. Ayrica boyunduruk"yok saymakla,boyundan cikmaz. Ancak cikarabilirsen cikar. Bu da bilinc meselesidir.

Benim bu konuda tanri ornegini veren bir yazim var.

O yuzden Turkiye'nin ulke ve toplumunun boyundurugunu cok iyi etod edelim ki,ondan ve onun tutsakligindan kurtulalim.

Aksi, ya kendimizi ve halki kandirmak, ya da "yok"sayarak gormemezlikten gelmektir.Her iki durumda,amerikan idealizminin ekmegine yag surer.

Cunku geciktikce boyunduruk daha cok sikmaktadir. Tabi bu dusunce temelli oldugu icin, bu sikis ve duzeyi farkeden icin gecerlidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 11-04-2008 20:42

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Verdigin tarihi bilgiler icin, tesekkurler.Yalniz, M.Suphi'nin nasil olduruldugune-30 arkadasiyla birlikte- deginmemissin.
Mustafa Suphi'lerin öldürülüşünün konumuzla bir ilgisi yok.
Ayrıca 30 arkadaşı değil, 14 yoldaşı ile birlikte öldürülmüştür.
Bu konuyu daha önce tartışmıştık:

Mustafa Suphi'leri Anıyoruz

http://pante.blogcu.com/3156525/

******

Osmanlı'nın son yıllarında siyaset sahnesinde İttihat ve Terakki Partisi ile Hürriyet ve İtilaf Partisi'ni görmekteyiz.
İttihat ve Terakki partisi karmaşık bir yapı arzediyor. Genelde milliyetçilerden oluşuyor.
Bir kanadı Almancı, bir başka kanadı Turancı. Almancı, Turancı olmayıp sadece vatansever olup da ülkesinin güçlenmesini, kalkınmasını, birlik-bütünlüğünü isteyenler de var, hürriyetçiler de.

Hürriyet ve İtilaf Partisi ise liberallerden, özgürlükçülerden oluşuyor. Genelde İngilizci bir siyaset izliyorlar. Saltanat ve hilafetten yanalar. Osmanlı'nın batılılaşmasını savunuyorlar. Bağımsızlığa, birlik-bütünlüğe önem vermiyor, anti-emperyalist bir mücadele düşünmüyorlar. Ayrılıkçılarla uyumlu bir politika izliyorlar.

Münferit olarak Rıza nur gibi önce İttihatçı sonra İtilafçı, Mehmet akif gibi önce İtilafçı sonra İttihatçı olanlar da var. Ya da İtilafçı olmasına rağmen vatansever olanlar da.

O dönemde Kemalistlerden söz edilemez. Milli Mücadele yıllarında İttihatçıların önemli bir bölümü Kuvayi Milliye saflarına katılmıştı. Bir bölümü ise zaman zaman kendi aralarında toplanıyordu. Enver Paşa'nın Bakü'de öldürülmesinden sonra iyice zayıflayan İttihatçılar, kara kemal ile İzmir'de, cavit Bey ile İstanbul'da yeniden toparlanmaya çalıştılar. Mustafa Kemal'e suikast girişimlerine de karışan İttihatçıların bir kısmı İzmir suikasti nedeniyle asıldı. Kara Kemal ise yakalanacağını anlayınca intihar etti. Zaman içinde de İttihatçılar tamamen tasfiye oldu.
Ama Atatürk'ün ölümünden sonra aşırı milliyetçilikle yeni ittihatçıların ortaya çıktığı söylenebilir.

Günümüzün nasıl Yeni İtilafçıları varsa ve yurtseverliği reddediyor, bağımsızlığı önemsemiyor, ABD ve AB işbirlikçiliği yapıyor, ılımlı İslam'a yeşil ışık yakarak dincilerle ittifak içinde oluyorsa;
aynı şekilde günümüz İttihatçıları da var ki bunlar da aşırı Milliyetçi, ırkçı, Turancı, demokrasiyi ve özgürlüğü önemsemeyen faşist ve *darbeci bir zihniyete sahipler.

Tarih ders almayı gerektiren benzerliklerle dolu. Yeter ki doğru görüp, doğru düşünelim.

evrensel-insan 11-04-2008 21:28

Re: Yeni Osmanlılar
 
Saygideger pante;

M.Suphi ve arkadaslari hakkindaki vermis oldugun bilgileri dikkatle okudum.Bazi yeni bilgiler edindim.Yalniz ne *onlarin akibeti hakkindaki kararimda ne de Ataturk'un diktator tutumu hakkinda ki kararimda bir degisiklik olmadi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 11-04-2008 21:32

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

M.Suphi ve arkadaslari hakkindaki vermis oldugun bilgileri dikkatle okudum.Bazi yeni bilgiler edindim.Yalniz ne *onlarin akibeti hakkindaki kararimda ne de Ataturk'un diktator tutumu hakkinda ki kararimda bir degisiklik olmadi.
Saygıdeğer Evrensel-insan;
Olsun. Takma kafana.
Kolay değil ön yargılardan, inançlardan kurtulmak.
Bu genel bir sorun.
Umarım birgün düzelir. *:)

12-04-2008 14:53

Re: Yeni Osmanlılar
 
Öncelikle 31 Mart vakasının bu gün tarih bilim açısından netleştirilememiş bir olay olduğununun altını çizmem gerekiyor. Geçtiğimiz hafta pazar günü Kanal 1'de yayınlanan "Tarihin Arka Odası" adlı programda popüler tarihçimiz Murat Bardakçı'dan da aynı belirlemeyi duydum."31 Mart vakası bir muammadır" benzeri söylemlerde bulunuyor. 31 mart isyanını salt şeriatçi bir ayaklanma olarak tanımlayan resmi tarihçi söylem artık daha az taraftar buluyor.

Bu konu günümüzdeki ideolojik/siyasal duruşa göre kişilerin sömürdüğü konu olmaktan çıkarılarak Tarih Bilimsel açıdan değerlendirilmelidir. Bu açıdan 31 vakasının nedenleri arasında şu seçenekler sunulmaktadır:

31 Mart vakasının kimin işi olduğu konusunda bir çok belirsizlikler vardır. Çünkü kimse bu isyana sahiplenmedi yada sahiplenemedi. Bu isyanın kim yada kimler tarafından çıkarıldığı tespit etmek imkansız görünüyor. Ama burada o dönemde gelişen olaylara ve siyaset mantığına bakarak bir tahminde bulunabilir.Birincisi tarih boyunca bir örgüt devlet mekanizmasında yerini sağlamlaştırmak için kendine komplolar düzenleyip sonrada olaya müdahale etme yöntemi vardır. Bu yöntemle muhalefetin sesini bastırıp etrafa hakim olma olanağı elde edilmiş. Bu yöntemi göz önünde bulundurulduğu zaman İttihatçıların 31 mart vakasını çıkarmış olabilirler.

İkinci bir görüş de şudur ki o da prens Sabahattin’dir. Prens Sabahattin İttihatçılara muhalefettir.Prens Sabahattin İngiliz yanlısı idi. İngilizlerin yıldızı İttihatçılarla bir türlü yıldızı barışmamışlardı.Burada Prens Sabahattin İngilizlerin desteğini alarak Böyle bir harekete girişmiş olabilir.Ama ortada Prens Sabahattin’in bu olayı üstelendiğine dair kesin bir delil bulunmamaktadır. Prens Sabahattin’in olayı üstlenmemesinin sebebi isyancıların kontrolden çıkması olarak değerlendirilebilir. Fakat Hiçbir zaman Prens Sabahattin’in bu olaydaki parmağı olup olmadığı kesin olarak tespit edilemedi.

Üçüncü bir tahminde de şöyle bulunabilir. O dönemde Volkan gazetesinin sahibi Derviş Vahdeti askerlerin İttihatçıları protesto eden yazıları gazetesinde yayımlıyordu. Derviş Vahdeti Nakşibendi tarikatından olup İngiliz hesabına çalışan biriydi. İngilizler de İttihatçıları İstemiyorlardı.

Dördüncü olarak da isyanı düzenleyen gurubun softalar yani medreseliler olabilir. Çünkü Meşrutiyetten önce Medreselerde okuyan öğrenciler Askerlikten muaf tutulmuşlardı. Onun için taşradaki gençler askerlikten kurtulmak için medreseye gidiyorlardı. İttihatçılar Meşrutiyetten sonra bu uygulamayı ortadan kaldırarak medreseye giren öğrencileri sınava tabi tutarak başarısız olanları askere gönderiyorlardı. Bu durum haliyle medreselileri İttihatçılara düşman etmişti.

Beşinci bir gurup da kadro dışına çıkarılmış subaylar düşünülebilir. İttihatçılar Harbokulu mezunu olmayanları subaylıktan çıkarıyorlardı. Sadece İstanbul’da bulunan 1. Ordudan 1.400 alaylı subay kadro dışına çıkarılmıştı. Bu haliyle kadro dışına itilen alaylı subaylar İttihatçılara düşman oldular.

Altıncısı da Arnavut ulusçularını sayılabilir. Arnavut milliyetçileri İttihatçıların Arnavutlulara karşı gütmüş oldukları Türkleştirme politikalarını benimsemiyorlardı.


Tarihsel bir olgu değerlendirilirken bir kaç etkeni göz önüne alıp diğer etkenler göz ardı edilerek yargıya varmak bilimsel bir tutum değildir. 31 mart isyanına şeriatçi bir kısımın ve özellikle Derviş Vahdeti ve halktan bir kısım gericinin katıldığı biliniyor ancak bunların esas isyanı başlatan grup değil de başlayan bir isyandan kendilerine göre pay çıkarmak isteyen bir grup olduğuna dair dikkate değer bir iddia söz konusu.

Bu durumda muhalif tüm grupları aynı kefeye koymak ve muhalefet gerekçesini göz önünde bulundurmaksızın tüm grupları şeriatçi veya "şeritçi işbirlikçisi" sıfatını yakıştırmak İttihatçı zihniyeti günümüze taşımak olur. İttihatçılar her ne kadar monarşiye göre önemli bir ilerlemeyi simgelese ve Cumhuriyetimizin öncülleri olsa da, döneminde sokak ortasında muhalif gazete yazarlarını öldürecek kadar şiddetten yana olduklarını da göz önünde bulundurmak zorundayız. Bu durumda İttihatçılara karşı muhalif harekette meşru olanlar ve meşru olmayanlar ayrımı yapmak durumundayız.

Görünen odur ki bir yandan resmi tarihçilerimizin ve ulusalcılarımızın "31 vakası şeriatçi ayaklanmadır" indirgemeciliği diğer yandan da günümüzdeki şeriatçi basının "31 mart vakası İttihatçıların düzmecesidir" şeklindeki indirgemeciliği kendi ideolojik çıkarları için minareye kılıf uydurmaktan öte anlam taşımamaktadır. Olay daha karışık olup akademik düzeyde incelemeleri gerektirmektedir.

Bunlardan dolayı "Günümüz Yeni Osmanlıcı'ları da aynı fikir babaları Prens Sabahattin'ler, Ali kemal'ler gibi şeriat ve emperyalizmle işbirliği içindeler. " sözü hiç bir bilimsellik içermediği gibi demagojik saldırıdan öte anlam taşımamaktadır.

Emperyalizmle işbirliği konusunda en kati olarak emin olduğumuz ise İttihatçıların Alman emperyalizminin uşağı durumuna düştükleridir. Bu öyle vahim bir duruma gelmiştir ki Ruslar Erzurum, Trabzon ve Van'ı aldıklarında bile daha doğrusu vatan savunmamız bile şüphede iken Almanlara yaranmak için Galiçya cephesine (Ukrayna civarları) Osmanlı birlikleri yollamışlardır. İtilafçıların İngiliz yanlılığının ise bir sistem modeli düzeyinde mi yoksa daha derin bir düzeyde mi olduğunu araştırmak gerekli. Bu konuda net bir bilgim yok.

Alıntı:

Hürriyet ve İtilaf Partisi ise liberallerden, özgürlükçülerden oluşuyor. Genelde İngilizci bir siyaset izliyorlar. Saltanat ve hilafetten yanalar.
1910'da kurulan osmanlı Sosyalist Fırkası 1913'de Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katılıyor acaba Osmanlı Sosyalistleri de mi saltanat ve hilafetten yana idiler? :)

pante 12-04-2008 17:34

Re: Yeni Osmanlılar
 
31 Mart olayı bir muamma değildir.
31 Mart'ı muamma olarak sunanlar kendi üzerlerindeki suçlamadan sıyrılmak isteyenlerdir.
Bunlar da en başta gerici yobaz şeriatçilerdir ve Ahmet Altan gibi 2. cumhuriyetçilerdir.
31 Mart kesin olarak bir karşı devrimdir.
Bu karşı devrimin ardında İngiltere ve Abdülhamit vardır.
Başlayışı ile olsun, gelişimi ve sonucu ile olsun 1908 Devrimine, Meşrutiyete ve İtihatçılara karşı olduğu net olarak bellidir.
İsyancılar buldukları yerde İttihatçıları, İttihatçı subay ve mebusları öldürüyorlardı.
Taksim Kışlasında, Sultanahmet'te ve kentin çeşitli yerlerinde toplananlar "Şeriat isteriz" diye bağırıyorlardı. İsyana sahiplenilmemesi, isyanı kimlerin çıkardığını belirsizleştirmez.
Abdülhamit'in, Derviş Vahdeti'nin, Prens Sabahattin'in, Said Nursi'nin çıkıp ta "İsyanı biz başlattık" demesi beklenmemeli. Derviş Vahdeti'nin, Şeyh Sait molla'nın, Prens Sabahattin'in İngiliz ajanı, İngiliz beslemesi oldukları sabittir.

Alıntı:

1910'da kurulan osmanlı Sosyalist Fırkası 1913'de Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katılıyor acaba Osmanlı sosyalistleri de mi saltanat ve hilafetten yana idiler? Yoksa bu da bir İttihatçı uydurması mıdır?
İştirakçi Hilmi de İngiliz ajanlarındandır. Kurduğu parti bilinen sosyalist bir parti değildir.
"Osmanlı İştirakiyyün Partisi"dir. Yayın organlarında işçileri, emekçileri savunmak yerine Prens Sabahattin'e destek veren, onun görüşleri doğrultusunda fikir sunan bir yol izlemiştir.
Kurtuluş savaşına da karşı çıkmış ve İngilizleri desteklemişlerdir. Halbuki gerçek sosyalistler milli mücadeleyi destekliyorlardı ve Kuvayi Milliye'ye katılmışlardı. Milli Mücadelenin başlarında bir Bolşevik rüzgarı esiyor ve İngiliz işbirlikçileri ve saray tarafından Kuvayi Milliye komünist-Bolşevik olmakla suçlanıyordu. Ama İngiliz Hilmi pardon İştirakçi hilmi hizmetlerine karşı İngilizlerin hediyesi kırmızı arabasıyla geziyor ve Kuvayi Milliye aleyhi konuşmalar yapıyordu.
Dolayısıyla İtilafçılara katılmaları şaşılacak birşey değildir.

pante 12-04-2008 22:22

Re: Yeni Osmanlılar
 
Türkiye'deki hiçbir devrimin öncülüğünde sınıfsal bir yapı yoktur.
Hiçbiri burjuva devrimi de değildir, proleterya devrimi de.
Hiçbir devrime ne burjuva, ne de proleterya önderlik etmemiştir.
Kemalist devrim de dahil, 1908 devrimi ve ulusal Kurtuluş Devrimi döneminde gelişmiş bir burjuvazi ve proleteryadan sözetmek mümkün değildir.
Yani bir anlamda halk devrimlerden kopuktur.
Biraz 1908 devriminde, biraz da Ulusal Kurtuluş Devriminde halkın katılımı görürüz.
1960 Devrimi dahi yukardan aşağı gerçekleşmiş olup halktan kopuktur. Hatta halka rağmen yapıldığı söylenebilir.

Tanzimat fermanı, 1876 1. Meşrutiyet, 1908 Devrimi, Ulusal Kurtuluş Devrimi, Kemalist Devrim ve 1960 Devrimi birbirini tamamlayan ulusal demokratik devrimlerdir ve hala tamamlanmamıştır.
Bu devrimleri burjuva devrimi olarak adlandırmak yanlıştır.
Ama tüm devrimler burjuvazinin ve işçi sınıfının gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Belki bu nedenle bazıları Küçük Burjuva devrimleri olarak adlandırılabilir.

Türkiye 1950'de bir karşı devrim yaşamıştır. Kemalizm yıkılmış, tekelci burjuvazi hakimiyet kurmuştur.
1960 devrimi, reformist burjuvazinin desteğiyle tekelci burjuvaziye bir darbe ile Kemalizmi yeniden hakim görüş kılmıştır. ABD destekli tekelci burjuvazi yediği tokattan sonra Kemalizmi göstermelik olarak vitrininde tutup egemenliğini sürdürmüştür.
*

Ulusal demokratik devrimleri tamamlayıcı devrim şartları 1980 öncesi oluşma aşamasındaydı.
Ancak 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri ile önü kesilmiştir.
Bu devrim gerçekleşseydi eğer ilk defa Türkiye'de işçi sınıfının, halkın katıldığı bir devrimden sözedebilecektik. Ancak yeterince gelişmemiş ve gerici karakterli işbirlikçi *burjuvazinin kendi çıkarlarına olmasına rağmen benimseyemediği bu devrimi engellemesi neticesinde gerçekleşemedi.

Ulusal demokratik devrimin tamamlanması kaçınılmazdır. Fakat burjuvazinin gerici karakteri devam etmekte ve bir geri dönüş ile karşı devrim süreci yaşanmaktadır.
Bu durumda devrimin yine yukardan aşağı gerçekleşmesi eksik kalmasına neden olacak, ne tam bağımsızlık sağlanabilecektir ne de tam demokrasi.
Demokratik bir halk devriminin yaratılabilmesi ve 2. Kurtuluş savaşının kazanılabilmesi için öncelikle karşı devrime giden geri dönüşün durdurulması, solun toparlanması, işçi sınıfının devrimci sendikal örgütlenmesinin gelişmesi ve tüm anti-emperyalist yurtsever demokrat katmanların omuz omuza aynı saflarda toplanması gerekmektedir.

12-04-2008 23:28

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

31 Mart'ı muamma olarak sunanlar kendi üzerlerindeki suçlamadan sıyrılmak isteyenlerdir.
Sanırım tarihçi Murat Bardakçı'ya kimse ne şeriatçi ne de 2. Cumhuriyetçi diyebilir.

31 Mart sadece dinî bir ayaklanma değildi, işin içerisinde askerin başkaldırması ve siyaset de vardı ama isyanın gerçek niteliği hiçbir zaman ortaya çıkarılamadı. Bu sayfada iki gün boyunca, 31 Mart'ın az bilinen bazı ilginç yönlerini okuyacaksınız...

http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/15...6685117DB.html


TALEPLER SİYASİ İDİ: İsyancıların talepleri beş maddeden ibaretti ve öncelik dini değil, siyasi konulara verilmişti: 1. Hükümetin istifası, 2. Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey ile Hüseyin Cahid (Yalçın) ve Talât Beyler'in (Talât Paşa) işi bırakmaları, 3. Daha önce görevden alınmış olan alaylı subayların birliklerine iade edilmeleri, 4. Şeriatın uygulanması, 5. Ayaklanmaya katılanların affı.

31 Mart olayı bir irtica ayaklanması idi ama irtica sözüyle o dönemde bugünün gericilik ve dinyobazlık kavramları değil, 1908'de ilân edilmiş olan İkinci Meşrutiyet öncesi döneme, yani Sultan Abdülhamid'in mutlak istibdadının hüküm sürdüğü günlere dönme arzusu kastedilirdi. İrticacı diye Abdülhamid dönemini özleyenler hatırlanır, bugünün irticacısına, o zamanlarda sadece yobaz denirdi. Meşrutiyet'in ilânından sonra binlerce kişi birbirini irticacı iddiasıyla ihbar etmiş ve Türkiye'de bir mürteci avı başlamıştı.İkinci Meşrutiyet'in ilk aylarında yayınlanan gazetelerde mürteci sözünün siyasi anlamıyla ilgili olarak çok sayıda yazı, haber ve karikatür çıkmıştı.

http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/15...3F0211AFC.html


31 mart isyanında şeriat yanlılarının yer aldığı biliniyor bunda bir mutabakat sorunumuz yok. Ancak çok daha ön planlarda İttihatçıların alaylı subayları tasviyesinden tutun muhalifleri yol ortasında kurşunlayarak estirdikleri terör ortamından rahatsız olanlar ve Abdülhamit hükümetinde yer alıp yeni hükümette yer alamayanların husumetine kadar geniş bir muhalefet kesiminin önemli yer tuttuğu da anlaşılıyor.

İttihatçıların isyanı bastırmaları da anlaşılır bir şey. Ancak tüm isyana "şeriatçi" damgası vurarak kendilerine karşı her türlü muhalefete şiddet ve tasviye uygulamaları konusunda haklı eleştiriler var günümüz aydınları arasında. Bu eleştiriler salt şeriatçi veya 2. Cumhuriyetçilerle kısıtlı da tutulamaz.

Günümüzün ittihatçileri nasıl ki kendilerine karşı olan hareketleri hemence şeriatçi veya bölücü tanımlamasına sokup askeri ve hukuksal yolla tasviyesine meylediyorlarsa o dönemdeki İttihatçiler de 31 Mart vakası içinde yer alan küçük bir grup olan İttihad-ı Muhhammediye örgütünü sanki tüm 31 mart vakasının asli unsuruymuş gibi gösterip muhaliflerini temizlemenin aracı yaptılar.

Gerek dönemin İttihatçileri gerekse de günümüzün İttihatçileri 31 vakasını salt şeritçilerle laikler arasında bir mücadeleye indirgemişlerdir. Böylece kişileri ikisi arasında bir seçim yapmaya ve dolayısıyla da aydın bir insanın kendi yanlarında yer almasına çalışmışlardır.

Günümüz Türkiyesi ile ilgili benzeri İttihatçi anlayışları da görmekteyiz: Bu gün bir demokrat AKP'den rahatsızlığını belirtir ancak bunun demokrasiyi rafa kaldıracak derecede bir gerekçe olmadığını ifade ediyor ise İttihatçılarımıza göre bu demokratlar "şeriatçilerle işbirlikçi"dir. Darbeyi savunmadıkları için "emperyalizmin uşaklarıdır", liberal değil "liboş"lardır.

Günümüz Türkiyesinin bu merkeziyetçi otokratik siyasal yapısının ülkemizin gelişimi önünde bir engel olarak görüyorsak hem siyasal alanda mücadele hem de destek almaya çalıştıkları tarihsel arka plan olarak İttihatçılığın merkeziyetçi otokratik yapısının deşifresi gerekmektedir. Bu nedenle İttihat ve Terakki dönemini esas olarak laiklerle şeriatçiler arası mücadeleye indirgeyen aradaki demokratik muhalefeti görmezden gelen anlayış deşifre olmalıdır ve zaten olmaktadır.

Sadece belli ideolojik çevrelerden değil tarafsız sayılabilecek ve tarih bilimsel çalışmalarda da olay gün yavaş yavaş gün ışığına çıkmaktadır.

12-04-2008 23:47

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı
Sosyalist Nazım Hikmet'in dizelerine bir bakın, bir de günümüz Yeni Osmanlıcısı, yeni İtilafçısı, yeni mandacısı liberal Altan'ların şu sözlerine:

"Cumhuriyet gazetesinin eski binası İttihat ve Terakki'nin merkeziydi."

“Devlet ve vatan kavramlarımız geçmiş yüzyıla ait. Bu, bütün dünyada böyle. Hâlâ insanlar toprağın insandan daha önemli olduğuna inanıyor. Hâlâ genel kural toprak için insan feda edilmesi. İnsan için toprak feda edilmesini düşünmek bile bütün ülkelerde bir ihanet...

“Ben bir tek insanı öldürmemek için on bin metre toprağı feda ederim”

“...Ben devletlerin bağımsız olmasının halklar için çok büyük tehlikeler doğurabileceğini düşünüyorum”

“Ben bağımsızlık kavramının tümüyle ortadan kalkması gerektiğine inanıyorum. Bu dünyanın en tehlikeli kavramlarından biri”

“Kahrolsun bağımsızlık”

“Vatanı sevmek yerine babamın dediği gibi işimizi sevmeliyiz”

“Ben, vatanı sevmenin vatandaşın işine yaradığını görmedim hiç.”

“Ben vatanı kiraz ağacının gölgesine ve kadın memesine satarım”

Ben bu sözleri Ahmet Altan'ın söylediğine inanmıyorum. Eğer yukarıdaki sözlerin gerçek olduğu iddia ediliyorsa -ki aktarıldığına göre iddia ediliyordur- kaynak gösterilmesi gerekir. Ahmet Altan hangi gazete veya dergideki yazısınında, ne zaman bunlar söylemiştir?

Google'de arama yaptım ve Ahmet Altan'ın kendi yazılarında bu ifadelerini göremedim. Sadece turksolu.org gibi nasyonel sosyalist sitelerde ve kanka.net gibi ne olduğu belirsiz birkaç sitede aynı sözler geçiyor.

Dolayısıyla bilim namusu adına ya alıntıların Ahmet Altan'a ait olduğu gösterilmeli ya da yazı tekzip edilmelidir diye düşünüyorum.

dilaver 12-04-2008 23:59

Re: Yeni Osmanlılar
 
“Ben vatanı kiraz ağacının gölgesine ve kadın memesine satarım”

* * bu ve benzeri şeyler olsa olsa Ahmet Altan ın romanlarında kişilere söylettikleri kurgulardan alınmış olabilir.
Roman kahramanlarının konuşmalarını ise yazarın düşüncesi gibi lanse etmek ne derece dogrudur. Ama gene de makale içeriginde yazmış ise ben de makalelerin adresini bilmek isterim.


* *saygılarımla

aydoe 13-04-2008 00:06

Re: Yeni Osmanlılar
 
Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.
Ahmet Altan'ın yılardır yaptıkları ortada,şimdide taraf gazetesinde benzer söylemlere devam ediyor.
Alıntıyı bilmem ama yeni yazdıkları farklı değil ki aynısını şu anda da yazıyor zaten.
Sevgilerimle

dilaver 13-04-2008 00:12

Re: Yeni Osmanlılar
 
Ahmet Altan'ın yılardır yaptıkları ortada,şimdide taraf gazetesinde vatan hainlğine devam ediyor.

* *aydoe bu betimlemeni anlamakta zorluk çekiyorum. Vatan hainliginin cezasının idam olması gerekiyor. Sence savcılar mı işlerini yapamıyor yoksa kelimelere verdigimiz anlamlarda aşırıya mı gidiyoruz. Bu kadar kolay mı vatan haini olmak. Ya da bize ters düşeni vatan haini olarak mı suçluyoruz. Bir de bu vatan hainliginin kıstası ne ve nasıl tespit edilebiliyor. Bir insanı karalamak bu kadar kolay olabiliyor mu.


* *saygılarımla

13-04-2008 00:21

Re: Yeni Osmanlılar
 
Aydoe,

"Vatan hainliği" hukuksal bir suçtur ve aynı zamanda günlük konuşma dilimizde bir hakarettir. Böyle ağır bir suçlamanın haklı ve meşru dayanakları olmalıdır. Siyasal görüşü milliyetçilik olmayan kişiye "vatan haini" sıfatı yakıştırılamaz. "Vatan haini" yaftası vurmak bu kadar ucuz olamaz. Seninle benzeri siyasal görüşleri paylaşmayanlara "vatan haini" damgası vuramazsın, yanlış yapıyorsun.

Eğer Ahmet Altan'ın yazılarında vatan hainliği varsa ya savcılarımız uyuyor veya sen savcıya suç duyurusunda bulunmadığın için sen de bu vatan hainliğine göz yumarak paylaşmış oluyorsun.

Ayrıca Tüzüğümüzün Forum Kurallarının 4. maddesini hatırlatmak isterim:

4- Kişilik Hakları İhlallerine ve Hakaretlere Göz Yumulmayacaktır

a) Gerek bu forumun üyelerine gerekse de tarihsel, politik şahsiyetlere, çeşitli kurumlara; başka din, mezhep, ırk ve cinsiyetteki kişilere yönelik, onlar burada olmasa bile hakaret, aşağılama, kişilik hakkı ihlali içeren söz ve ifadelerde bulunulamaz. Bu tür mesajlar yöneticiler tarafından silinecek, ifade tarzına göre gerekli görülürse disiplin cezası verilebilecektir.

pante 13-04-2008 00:24

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Ben bu sözleri Ahmet Altan'ın söylediğine inanmıyorum. Eğer yukarıdaki sözlerin gerçek olduğu iddia ediliyorsa -ki aktarıldığına göre iddia ediliyordur- kaynak gösterilmesi gerekir. Ahmet Altan hangi gazete veya dergideki yazısınında, ne zaman bunlar söylemiştir?

Google'de arama yaptım ve Ahmet Altan'ın kendi yazılarında bu ifadelerini göremedim. Sadece turksolu.org gibi nasyonel sosyalist sitelerde ve kanka.net gibi ne olduğu belirsiz birkaç sitede aynı sözler geçiyor.

Dolayısıyla bilim namusu adına ya alıntıların Ahmet Altan'a ait olduğu gösterilmeli ya da yazı tekzip edilmelidir diye düşünüyorum.
Bu sözler Ahmet Altan'ın romanlarında geçmektedir. İroni de olsa, mecazi anlamda da kullanmış olsa, roman kahramanına söyletmiş de olsa çirkindir. Bunları aklından geçiren, kurgulayan insanın "ateş olmayan yerden duman tütmez" misali bir tarafında benzer düşünceler yatıyordur.
Bu söylemleri babasının tabiriyle enseyi karartıyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:40 .