![]() |
Bilgi İsteği
Arkadaşlar;
Aşağıda yazacağım bölümde iddia edilen bulguların bilimsel olarak anlatıldığı bir kitap veya makale bilen var mı? Veya konu hakkında BİLGİ si olan ? (Dikkat Fikri olan değil; Bilgisi olan) Benim ilgimi çekti. Ancak burada anlatılanları tartabilecek BİLGİM yok. O nedenle ÖĞRENMEK için bana yardım edecek BİLGİLİ arkadaşların yardımını istirham ediyorum. Selamlar ............... ALINTI Düşünce ile DNA yapısı değiştirilebilmektedir. 1990 yılında Moskova’ da bir grup bilim adamı insan genomunun fazlaca biyokimya düzeyine indirildiği görüşü ile insan DNA’sı üzerinde bir çalışma başlattılar. Bugüne kadar oluşmuş olan Ortodoks düşünce tarzının birçok bilgiyi gizlediğini fark etmişlerdi. Bu grupta çoğunluğu Rus bilim akademisinden olan üstün yetenekte bilim adamları var. Tanınmış Lebedev enstitüsünden fizikçilerin dışında moleküler biyolog, biyofizikçi, genetik uzmanı, embriyolog ve dilbilimci de bulunuyor. Projenin yönetimi bir biyofizikçi ve moleküler biyolog olan Dr. Pjotr Garjajev, kendisi Rus bilim akademisinin olduğu kadar New York Bilim akademisinin de bir üyesidir. 1990’dan bu yana oluşturulan bu projenin neticesinde moskovalı grup devrim sayılacak bir farkındalıkla karşılaştı. Bu durum DNA ve insan genetiği anlayışına yepyeni bir ışık tuttu. DNA’mızın sadece % 10’nunu protein oluşturmakta kullanırız, diğer % 90’nı işe yaramaz DNA diye kabul edilir. Oysa bu Rus araştırmacı grup doğanın aptal olmadığına inanarak araştırmaları başlattı ve neticeler devrim yaratacak nitelikte sonuçlandı. DNA’mızın alkalinlerinin bildiğimiz normal lisanda kullanılan grameri takip ettiğini ve aynen lisanlarımız gibi kalıpsal kuralları olduğunu keşfettiler. Dolayısı ile insan lisanının tesadüfen oluşmadığı, içsel DNA’mızın yansıması olduğu ortaya çıktı. “Bu araştırmacı grup aynı zamanda DNA’nın titreşimsel tabiatını da inceledi. Kısaca özetlemek gerekirse; “yaşayan kromozomlar endojen (içsel) DNA lazer radyasyonu kullanarak aynen holografik bilgisayarlar gibi çalışıyor”. Bunun anlamı şu; belirli frekans desenlerini lazer ışınına ayarlayıp bununla DNA frekansını etkilediler ve dolayısı ile genetik bilginin kendisini etkilediler. DNA-alkaline eşleri ve lisanın temel yapısı aynı olduğuna göre, DNA’yı deşifre etmeye gerek yok. Basit bir şekilde insanın kullandığı lisandaki kelime ve cümleleri kullanabilirsiniz. Yaşayan dokudaki DNA maddesi, eğer gerekli frekanslar kullanılırsa, lisana ayarlanmış lazer ışını ve hatta radyo dalgalarına her zaman tepki verecektir. Bu ise düşünce ve kelimelerin, cümlelerin, enerji çalışmalarının neden etkili olduğunu ve neden iyileştirici neticeler elde edildiğini açıklamakta. Batılı araştırmacılar DNA sarmalımızdan tek genleri kesip atıp başka yerlere yerleştirirken Ruslar ayarlanmış radyo ve ışık frekansları ile hücre metabolizmasını etkileyerek genetik yanlışlıkları düzeltiyor. Garjajeva’nın araştırma grubu bu metotla X ışınının zarar verdiği kromozomların onarılabilineceğini ispat ettiler. Hatta belirli bir DNA’nın bilgi desenini yakalayıp başka birine aktardılar, böylece hücreleri başka bir genoma programladılar. Mesela kurbağa embriyosunu salamander embriyosuna sadece DNA bilgi deseninin frekansını ileterek aktardılar. Böylece tüm bilgi kesip biçme olmadan, dolayısı ile hiçbir uyumsuzluk ve yan etki oluşmadan aktarılmış oldu. Tüm bunlar sadece titreşim ve lisan kullanarak yapıldı. Spritüel öğretmenler bedenlerimizin kelime, düşünce, ses ve titreşimlerden etkilendiğini ve tekrar programlanabildiğini asırlardır bilirler ancak bunun bilimsel olarak da ispat edilmesi yolumuza daha da somut bir ışık tutmakta. Rus bilim adamları bu kadarla kalmayıp DNA’mızın vakumda bozucu desenlere neden olabileceğini böylece manyetik solucan delikleri yaratabileceğini de keşfettiler. Solucan delikleri Einstein-Rosen köprüleri de denilen, yanarak sönmüş olan yıldızların bıraktığı kara deliklerin mikroskobik eş değeridir. Bunlar bilginin uzay zaman dışında iletilmesini sağlayan tüneller, evrenin tamamıyla değişik bölgeleri ile oluşan bağlantılardır. DNA bu bilgi parçacıklarını çeker ve bizim bilincimize aktarır. Bu tarz Hiper bağlantı en çok gevşemiş ve dingin bir durumda oluşur. Gerilme, korku, üzüntü veya hiper aktif bilinç hali hiper bağlantı oluşumunu ve böylece bilginin akışını engeller. Doğada Hiper bağlantı milyonlarca yıldır yapılır. Böceklerin organize hayat akışı bunu dramatik bir şekilde ispatlar. Doğadan bir örnek ; Kraliçe karınca kolonisinden ayrılırsa, yapılanma planlandığı gibi delicesine devam eder. Şayet kraliçe öldürülürse kolonideki tüm çalışma durur. Kraliçenin uzaktan bile olsa grup farkındalığı ile işçilere imar planlarını gönderdiği bellidir, ölmedikçe istediği kadar uzakta olsun hiper komünikasyon sağlanır. Hiper komünikasyon insanlar arasında his, ilham, sezgi, duru görü, şifacılık olarak deneyimlenir.” ............. Yazar: Mehmet Cüneyd Çapanık ISBN 978-975-01104-0-5 1.Baskı : Ankara, Ocak 2007 .......... http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=59788 |
The press release also claims that hypnosis is a valid treatment for dyslexia based on a "scientific release" from a Russian scientist, biophysicist and molecular biologist Pjotr Garjajev, with the following claims
scientifically proven that affirmations along with meditation/ hypnosis (another term for meditation) will raise consciousness, well-being, and even change DNAGarjajev has no citations in Pubmed. The claim for DNA modulation seems to come from the article entitled, "The Biological Chip in our Cells", by Grazyna Fosar and Franz Bludorf, published on their website, "German Magazine KonteXt reports on current developments within the ranges of border science and spirituality." There are a number of claims made, but no data to back up the claims. Remember, "Extraordinary claims demand extraordinary proof". We can reject the Fosar-Bludorf claims for lacking evidence. |
Saygideger arkadaslar;
Belki, bu basligin yazari, duygusal yanasip "kizacak" ama; bu chip konusu, ileride, insanogluna dogumdan itibaren takinilmasi dusunulen ve bireyin kontrolunu tamamen yoneten ve yonlendiren iktidarin "kaderine" birakacak olan, dusuncenin, kamuoyuna yansitilmasi ve bu sayede insanoglunu, ileride takilacak olan bu chipe simdiden alistirmanin bir propagandasidir. Bu chip, oyle bir chiptir ki; ayni kredi kartlari veya el telefonunda kullanilan chipler gibi; bireyin yasaminin sigortasidir. Bu sigorta, bu chip sayesinde, bireyden alinip; gereken yerlere teslim edilecektir. Gerektiginde de, sondurulerek veya islevi durdurularak, bireyin yasamina son verilecektir. Tabi, bu tip olumde, bugun propagandasi yapilan ve yarin dogalliga cevirilecek olan, bir "dogal olum (olmek)" le suslenecektir. Benim bu yazdiklarim, bir utopya veya bir spekulasyon olarak algilanabilir. Ne yapalim, bu da bir DNA dusuncesi. Saygilarimla; evrensel-insan |
"Aşağıda yazacağım bölümde iddia edilen bulguların bilimsel olarak anlatıldığı bir kitap veya makale bilen var mı?"
Hayır böyle bir bilimsel kitap ya da makale yoktur. |
Bu konuda Rusça bilimsel epey kaynak olduğunu duydum. Ama Türkçe veye ingilizcede yokmuş pek.
Acaba neden ? birde Mutluluk35 Rusça da yardımcı olurmu acaba :confused: Olmaz sanırım. Belli de olmaz belki de olur :) Selamlar |
Alıntı:
bir dilde bilimsel bir kaynağın olduğunu sanmıyorum. |
Sahi ya;
Br işeyin bilimsel olması için ne tür şartlar gerekir. Valla iyi aklıma getirdiniz Frodo. Yani Bilimin merkezi gib bir örgüt falan var mı dünya da? Mesela aşağıda Kandahar'ın yolladığı makale bilimsel mi? Veya madem bilimsel değil; nereden çıkıyor bu DNA'nın şu veya bu şeklideki işleyişi bilgiler vs. Kimanlar bu tür bilgilerden ; vallahi okurken daral geliyor bilmedennasıl yazıyor bilim adamı olmayanlar şaşıyorum. Kısaca; Neye göre Bilim ? Zaten bu sarmaldan çıkamadığım için belki de bilim ilgimi çekmedi. Bu zay aklıma ancak şu kadarını diyebiliyorum. Bir şeyin bilimsel olarak kanıtlanması demek; O şeyin toplum tarafından kanıksanacak kadar kabul edilmesi demektir o zaman. Ya da her neyse; bilmediğin konularda sus Oki.. Selamlar |
Alıntıladığım yerde Pubmed'de "Garjajev" adlı "bilim adamı"ndan yapılan hiç bir alıntı bulunamadığı yazıyor. Pubmed, Amerikan Tıp Kütüphanesi adlı resmi kurumun bir hizmeti bir hükümet hizmeti, sayısız makale tarayabiliyorsunuz, bu kadar makale arasında böyle birisi mutlaka bulunurdu, tabii hayali bir insan değilse.
|
Çok teşekkür edeirm Sevgili Kandahar.
Bu konuda bilimsel olarak bir bilgiye rastlarsanız burada bizlerle paylaşırsanız çok memnun olurum. Bu tür olumlu katımlarınızı daha sıklıkla beklediğimi sevinerek belirtmek isterim. Tekrar teşekkürler Selamlar |
Alıntı:
Yani ortaya bir hipotez attınız, olgularla ve deneylerle hipotezinizi sağlama aldınız. "İşte size bilim" olur mu acaba ? Hayır bu hipotezinizi ve deneylerle desteklenmiş bulgularınızı açık biçimde yayınlarsınız. Yani dersiniz ki ey dünya bakın ben dna'ların insan lisanına (cümle kalıplarına) uygun olduğunu tespit ettim. Hatta bunların " DNA’mızın alkalinlerinin bildiğimiz normal lisanda kullanılan grameri takip ettiğini ve aynen lisanlarımız gibi kalıpsal kuralları olduğunu keşfettim. Dolayısı ile insan lisanının tesadüfen oluşmadığı, içsel DNA’mızın yansıması olduğunu ortaya" çıkartım. Dersin. Hangi deneyleri, hangi koşullarda yaptığını da bir güzel ekler ve yayınlarsın. Doğruluğu test edilir. Bu merkezi bir örgütün varlığıyla değil aynı konuda çalışan bilim insanlarının merak ve şüpheci yaklaşımları ile gerçekleşir. |
Ortada çıkılamayacak bir sarmal yok oki. Bilimin merkezi örgütü "açık" olmaktır.
......... Sevgili Frodo; Açık kelimesini biraz daha açarmısınız. :) Bilim bir gerçek işçisi iken, halkları yönetmek için kullanılan bir işçi gibi de kullanılıyor mu demek; Yoksa Bilim, sadece gerçekler ile ilgilenir bu gerçeklere göre insanlar kararlarını kendileri verir mi demek Veyahut Bilim Kanıtlanana kadar şüphe kalesinde gerçeği arayan bir idealistler bütünü müdür Aklıma bir çırpıda gelen sorular bunlar sanırım daha da çeşitlenebilir. Ben bilimin maddenin gerçekleri ile ilgili bir keşif aracı olduğunu düşünmüşümdür hep. İlgimi çekmediği yer ise bilimin bir silah gibi kullanılarak, o doğruluğu kendimin test edemeyecek olmasıydı. Ben Tanrıya taparım; gerçeğin önünde ise saygıyla eğilirim. Ve ikisi arasındaki farkı anlatmak gereksiz. Açık kelimeis hakkındaki açıklamanızı bekliyorum. Selamlar |
Sevgili okinono.
Konu hakkında (DNA) benim de bilgim yok. Buna rağmen bir kaç öngörüde bulanayım. Çünkü işi gücü olmayan bazı vatandaşlarımın (hele bunlar mucize avcılığı görevini üslenmişlerse) hayal dünyalarının ne kadar geniş olduğunu biliyorum. Hayal dünyalarını gerçek diye lanse etmeye çalıştıklarını da. Birisi tutar, Evrenin oluşumu (Big Bang, Sicim Teorisi...) konularını anlama tenezül etmeden, bu konularda sık sık kullanılan "tekillik" (singularity) terimini alır eline... Tekillik = tek = bir = 1 mantığıyla; "Aha gördünmü! Bilim Allahın varlığını ve 1'liğini ispatladı." deyiverir. Diğeri ise fiziksel/matematiksel anlamda Chaos'un ne olduğunu anlama zahmetine katlanmadan, hayalindeki Chaos Teorisini şöööyle bir sallayarak... Hemen Kızıldenizi yarar ve Musayı kurtarır. ("Chaos Teorisi" terimi popüler kitaplarda bol bol geçse de, konuyla cidden ilgilinenler bu terimi kullanmamaya özen gösterir. Bunun yerine "Kompleks Systemler Teorisi" (Almancasından benim tercümem. Belki Türkçede değişik isim altında geçiyordur) terimi kullanılır.) DNA'nın kendisi hakkında (yapısı, özellikleri, bileşimi...) hiç bir bilgi vermeyen başlık yazısında geçen bilgiler(!) 1990'dan (bu tarih o yazıda geçiyor) beri biliniyor ise... Google bakmadan bir kaç öngörü: Mesela - "DNA frekansı" teriminin artık genel kabul görmüş bir olgu olması gerekirdi. Ama bu terimi hiç bir ciddi sitede bulamayacağına eminim. Buna karşılık karşına çıkacak siteler ezoterik, new age, spirituel vs. siteler olacak: Astral seyahatciler, biyoenerjiciler, transandantal meditasyoncular, reikiciler... Bunlar frekans ve enerji uzmanlarıdırlar(!). Frekans ve enerjileri hoplatır, zıplatır dansettirirler. Mesela -"Frekans iletimi" artık genel kabul görmüş bir olgu olmalıydı. Ama ne gariptirki, "Frekans iletimi" terimini hiç bir dalda (mekanik, kinematik, akışkanlar, fizik, kimya, biyoloji...) bulamazsın. Ama yukarda saydığım sitelerde muhtemelen bulursun. Frekans = Birim zamanda ölçülen titreşim sayısı. Mesela, kırlamgıç kanadını saniyede 6 kez çırpabilir (Kandın frekansı = 6 Herz) veya arabanın tekerliği saniyede 7 kez dönüyor (tekerin dönme frekansı = 7 Hz), kulağım 12 000 Hz-lik seslere (titreşimlere) kadar duyabiliyor, kırmızı ışığın frekansı, kabaca, 380 ile 460 tera Hz arası... Biz bu frekans işinden pek bir şey anlamasak da, yukarda saydığım siteler bu frekanslardan epeyce mucizevi olgular çıkarabilirler. Eh! Ne de olsa uzmanlık alanları bu. Yiğidin eli bükülmez. Mesela - "Holgrafik bilgisayar" ??????? Hangi dükkanda satılıyor yav? Teknolojinin gerisinde kalmayalım. Bir tane de biz alsaydık. ... ... En güzeli ama "hiper bağlantı", "hiper komünikasyon" ve karıncalar örneği. Karıncalar hakkında bilgim olmadığını belirteyim. Ama birisi google'a bakarsa, tabi ciddi sitelere, karıncalar konusunda ne "hiper bağlantı" bulacaktır ne kraliçenin "hiper komünikasyon" ile "imar planı" gönderdiğini ve ne de "kraliçe öldürülürse kolonideki tüm çalışma dur"duğunu. Bunun yerine ama bol bol karıca türleri, bu türlerin değişik organizasyonu, hangi türde kaç kraliçe olduğunu, karıncaların (diğer canlılarda da olduğu gibi) komünikasyon için feremonlar (mı deniyordu?) salgıladıkları/algıladıklarını... okuyacakdır. Yazının yazarı muhtemelen bol bol "Uzay Yolu" televizyon dizisini seyretmiş. Sevgiler |
DNA'nın kendisi hakkında (yapısı, özellikleri, bileşimi...) hiç bir bilgi vermeyen başlık yazısında geçen bilgiler(!) 1990'dan (bu tarih o yazıda geçiyor) beri biliniyor ise...
Google bakmadan bir kaç öngörü: Mesela - "DNA frekansı" teriminin artık genel kabul görmüş bir olgu olması gerekirdi. Ama bu terimi hiç bir ciddi sitede bulamayacağına eminim. Buna karşılık karşına çıkacak siteler ezoterik, new age, spirituel vs. siteler olacak: Astral seyahatciler, biyoenerjiciler, transandantal meditasyoncular, reikiciler... Bunlar frekans ve enerji uzmanlarıdırlar(!). Frekans ve enerjileri hoplatır, zıplatır dansettirirler. ........ Sevgili DreiMalAli Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkürler. Verdiğiniz mantık kurgusuna katılıyorum. Bir evvelki yazımda da belirttiğim gibi, toplum tarafından kanıksanmadan bilimin sonuçlarından söz etmek ancak konu hakkında gerçekten çalışan bilim adamlarının işidir. Evet belki DNA ile ilgili birşeyler bulunmuştur. Bunlar üzerinde çalışılıyor olabilir. Ama böyle bilimsel ve salt gerçeğe dayalı olması gereken bilgileri bir bütünü oluşturmadan ve konu hakkında hiç bir bilgisi olmadan sırf işime yarıyor diye delil olarak sunanlar, kendileri gerçekten uzak oldukları halde etkiledikleri halkları da gerçekten uzaklaştırıyorlar bence. Bilim gerçeği arar, insan o gerçekler ile; tasavvurunda kendi dünyasını kurar. Açıklayıcı bilgileriniz için teşekkürler. Not:Bir matematik sorum var ama; müsait olduğunuz bir ara matematik başlığını güncellerseniz sevinirim. Selamlar. |
Alıntı:
için kullanılan deneylerin, sürecin başkalarının sınamasına açık olmasıdır. |
Mucize hayvan uzayda yaşamayı başardı"Yaşamayı başarmaları bir gizem"
10.09.2008 11:10http://www.haberturk.com/2008/09/10/...sim/hayvan.jpg"Deniz ayısı" olarak da bilinen boyu en fazla iki milimetreyi geçmeyen 8 ayaklı omurgasız minik hayvancık "tardigradlar", uzay boşluğunda ve radyasyonunda hayatta kalmayı başardı. Yaklaşık bir yıl önce yapılan ve sonuçları dünkü Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmada, ilk kez bir hayvanın uzay boşluğunda böyle bir denemeye tabi tutulduğunun altını çizen bilim adamları, geçen Eylülde bir Rus Soyuz füzesiyle fırlatılan Avrupa uzay aracı FOTON-M3'teki tardigradların 270 km irtifada uzay boşluğuna bırakıldıklarını belirttiler. 43 deneyden birisi olan bu araştırma sonrasında Dünya'ya dönen kapsüldeki tardigradların büyük bölümünün, sadece uzay boşluğuna değil, dünya ortamından en az bin kat fazla ve yaşayan organizmaların büyük bölümü için öldürücü ultraviyole (mor ötesi) ışınlarına dayanmayı başardıklarını gören bilim adamları, minik hayvancıkların suyla temas eder etmez hiçbir biyolojik değişiklik göstermeden derin uykularından (hibernation) uyandıklarını ve hatta normal şekilde çoğalmaya başladıklarını fark ettiler. Araştırmaya katılanlardan İsveç'in Kristianstadt Üniversitesi'nden İngemar Jönsson, "Bu hayvancıkların, uzay boşluğunun bu kadar aşırı koşullarına maruz kalmalarına rağmen yaşamayı başarmaları bir gizem" diye konuşurken, bilim adamları, bu yaratıkların böylesine dayanıklı olmalarını hücresel adaptasyonlarına bağlıyorlar. Sıfırın altında 272 dereceden artı 151 derece sıcaklığa kadar dayanabilen bu hayvancıkların ayrıca atmosferin 300 katı basınçtan da etkilenmedikleri görüldü. Genellikle yosun ve likenler doğal yaşam alanları olan tardigradlar, çok uzun süre, bazen yıllarca susuz kalmaya ve kuraklığa dayanabiliyor, bitki ve suyun bulunduğu her yerde toprakta, denizlerde ve tüm enlemlerde yaşayabiliyorlar. Bilim adamları şimdiye dek, başka küçük hayvancıklarla ve döküntülerle beslenen 600 ayrı tür tardigrad tespit ettiler. Bazılarının ağızlarında iğne biçimli bir hortumla sebzelerin içindeki suyu emdikleri görüldü. .......... Bilmsel olarak bu haberi nasıl okumalıyım. Selamlar |
Sevgili oki,
Canlılık kavramına bakarken ister istemez bilgilerimizin sınırlarında hareket ediyoruz. Oksijen soluma, fotosentez v.b bildik yaşam formları bizi şartlandırıyor. Oysa "canlılık" çevremizi bütünüyle kuşatmış durumda ve akla hayale gelmeyen formlarda karşımıza çıkmaktadır. Bundan bir kaç yıl önce Afrika'da yerin 2,8 km altında yaşayan bir bakteri türünün radyoaktf maddeleri parçalayarak gerekli enerjiyi sağladığı keşfedilmiş ve şaşkınlık yaratmıştı. 1900'lü yılların hemen başında bir astronom tüm dünyayı büyük bir paniğe sürüklemişti; spektometrik ölçümler (yanlış hatırlamıyor isem Halley) sonucunda dünyanın yakınından geçen bir kuyruklu yıldızın kuyruğunda bir çok aminoasit ve siyanür bulunduğunu keşfetmiş ve tüm dünyaya duyurmuştu. Bu ve benzeri örnekler güneş sistemimizin bile sandığımızdan daha fazla "canlılık" barındırması anlamına gelir. Yani deyim yerinde ise evrende canlılığın olması değil olmaması mucizedir. Yine bazı bitki tohumlarının dış etkenlerden az bir koruma altında canlılığını yüzyıllar boyunca koruyabildiği bilinmektedir.Ha keza uzay araştırmaları sırasında gözden kaçan bazı bakteerilerin araçlar dünyaya döndüğünde de yaşadığı farkedilmiştir. Bugün internet gazetelerinin birinde Cern deneyinde evrenin oluşmasının sırrının arandığını bildiren bir haber vardı. Milyar dolarlık dev bir araştırma ve "batı" bu tür çalışmalara sonsuz bir destek veriyor. Altında da ülkem insanı yorum yapmış aşağı yukarı şöyle; Kainatın yaratılışı Kuran'da gayet güzel anlatılıyor. Bu kadar çaba niye ?" Belki de bu örneği "ucuz" bulacaksın, haklısın. Ama buradan çıkarılması gereken şey evrene bakış açımızdaki farktır. O yurdum insanı ortalamamızın kısaca çoğunluğumuzun fikirlerini dile getirmektedir. Ve bu ortalamayı aşmadığımız sürece "kaderimizi" yaşamaya devam edeceğiz. sevgilerimle. |
Bugün internet gazetelerinin birinde Cern deneyinde evrenin oluşmasının sırrının arandığını bildiren bir haber vardı. Milyar dolarlık dev bir araştırma ve "batı" bu tür çalışmalara sonsuz bir destek veriyor. Altında da ülkem insanı yorum yapmış aşağı yukarı şöyle; Kainatın yaratılışı Kuran'da gayet güzel anlatılıyor. Bu kadar çaba niye ?"
Belki de bu örneği "ucuz" bulacaksın, haklısın. Ama buradan çıkarılması gereken şey evrene bakış açımızdaki farktır. O yurdum insanı ortalamamızın kısaca çoğunluğumuzun fikirlerini dile getirmektedir. Ve bu ortalamayı aşmadığımız sürece "kaderimizi" yaşamaya devam edeceğiz. ................ Sevgili Frodo Açıklamalarınız için teşekür ederim. Yazınızın son bölümündeki serzenişe katılmamak mümkün değil. Bu konuda belki de toplum tarafından yapılan ; inanan bir müslüman olarak sizden daha fazla baskıya maruz kaldığıma inanmalısınız. Bu yılışık ve riyakar bir egoizmin inanca dönüşmüş haline yapacak pek bir şey yok maalesef. Ümmet-i vasat kavramını , çoğunluluğun haklılığı olarak anlatan yer cüce tanrılarınında Allah toptan belasını hem bu dünyada hemde ahirette versin. Anlayacağınızı bu konuda sizden daha doluyum. Keselim :) Ama asıl ilgimi çeken şu cümleniz oldu. evrende canlılığın olması değil olmaması mucizedir. Hem belagat olarak hem de içeriğine derc edilmiş bir biri ardına sıralı manaların elektrik düğmesi gibi olması dolayısıyla müthiş bir beylik cümle olarak not aldım. Acaba bu cümle daha önce başka birisi tarafından söylenmiş ve sizde oradan mı aktardınız? Yoksa size mi ait. İnanın bu mesajı yazmadan çnce 15 dakika rahat bu cümleyi düşündüm. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Mucize hep canlılıkta gibi bellenmişken, canlılığın olmaması MUTLAK asıl mucize olmalıdır da denebilir. Bu konuyu dinen elimden geldiğince araştıracağım. Yani biz canlı olduğumuz için Mucize bize ait bir ispat demektir. Allah kuluna kendini ispat etmek istemez ki.. Kul Kula kendini ispat etmek ister. Öyleyse canlı olmak demek zaten başlı başına bir mucize. Delile gerek yok. Öte yandan, cansızlık Mutlak mucize. Zira insanın bildiği tahayyül edebildiği ama asla göremeyeceği en müthiş şey. Burada konuyu Sevgili Spartacuse bırakarak; en azından tartışılabilecek bir forma sokmasını talep ediyorum. Tabii Oruçtan kafası şişmedi ise benim gibi :) Teşekkür Frodo önemli bir yere usta bir cümle imza attınız bence. Selamlar |
Alıntı:
Özür. Elbette sorabilirsin. Yapabileceğim bir şeyse yardımcı olmaya çalışırım. Hoş sitede matematiği iyi olan başka katılımcıların olduğunu da tahmin ediyorum. Onlar da yardımcı olabilir. Ama güncelememi istediğin matematik başlığı hangisi ve nerede... Bilmiyorum. Tabi başka bir başlık da açabilirsin. Sevgiler |
Ama güncelememi istediğin matematik başlığı hangisi ve nerede... Bilmiyorum.
.... Sayın Hocam aynı dertten muzdaribiz sanırım :) Ben masamda aradığımı bulamam sanıyordum tek. Ama bizim yeni forum benim masaya rahmet okuttu inanınki :) Yeni bir başlık açarak hep şikayet ettiğim konu başlıklarının bölünmesine neden olmak istememiştim. Birazdan azm edip bulacağım başlığı yazarım. :) İlginize teşekkürler Selamlar |
Alıntı:
Alıntı:
|
Yukarda örnekleri verilmiş canlılara dinciler hiç bakmıyorlar mı? İnsanı en üstün canlı ilan ederlerken bunları düşünmüyorlar mı?
.... En üstünlük ile farkında olmadan yaşama adapte arasında nasıl bir bağ kurdunuz.? Yani madem üstün, bireyleri uzun yaşamalıydı gibi bir mantık yürütüyorsanız bu bence çok hatarlı bir mantık. Selamlar |
Arkadaşlar merhabalar ,
kusura bakmayin sizin konunuzla alakali değil ama sizin konunuzu kullanarak bi soru sormak istiyorum çok çok özür dileyerek. çünkü konu açmaya yetkim yokmuş :) benim sormak istediğim ; çok kitap okudum felsefe bilim din uzay felan ve daha hiç görmedim ve duymadim başkasindan ama ben dinler ve uzayda yaşadiğini düşündüğüm diğer canlilar arasinda bi bağlanti olduğunu hatta bu dört kitabin bundan asirlat önce onlarin gelip gitmeleri sonucunda çiktiğini düşünüyorum. Dört kitaptan önceki eski yazilarda küçük parlak bulutlarin üstündeki tanrilar, gökten inen tanrilar, göğe yükselen peygamberler, 12 bulutun üstündeki oniki tanri felan. Szi değerli arkadaşlarimin görüşlerini almak istiyorum bu konuyla ilgili böyle düşünen arkadaşlar varmi yada bu düşünceyle ilgili bilimsel bi çalişma makale yorum fikir herhangi bişey varmi acaba. çok tşk. Arkadaşlar lütfen kusuruma bakmayin. Inanan inanamayan tüm değerli arkadaşlarimin yorumlarini bekliyorum. Uzun zamandir takip ediyorum sitenizi baya bişeyler aliyorum değerli yazi ve yorumlarinlarinizdan. Iyi forumlar |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:32 . |