Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Kur'an'da Mucize Yoktur (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=16)
-   -   Firavunun cesedinin korunması.. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=738)

ensareo 06-05-2005 14:35

Firavunun cesedinin korunması..
 
http://www.enfal.de/firavun.jpg

British Museum'da „Mumyalar Bölümü" ndeki bir cam fanus içinde teşhir edilen cesed, 3000 yil önceki bir insana ait olmasina ragmen etleri ve derisi dökülmemis vaziyetteydi. Ingiliz Arastirma Grubu tarafindan Kizildeniz civarındaki kızgın kumlarin altından çıkartılarak ülkelerine getirilen bu cesedi benzersiz kılan özellik ise, mumyalanmamis durumda olusuydu.

*ilaçlanmis mumyalar bile çürürken, hiç korunmamis (iç organlari alinmamis ve ilaçlanmamis) bir cesedin 30 asir boyunca sapasaglam kalmasinin hikmeti nedir?

Bediüzzaman Hazretlerine ait eserlerde, bu sirra su açiklama getirilir:

"Musa Aleyhisselâma karsi muharebe eden Firavun, gark olacagi [bogulacagi] zaman iman etmis. Gerçi sekerat [ölüm] vaktinde o imân makbul degil. Fakat o makbul olmayan imâna, imânin mahiyetine hürmet için bir mükâfat olarak Cenâb-i Hak, o Firavunun bedenine necat [kurtulus] verecegini haber veriyor.... Iste bu âyetin (Yunus Sûresi, 92) bir mucizesi olarak, o gark olan Firavun'un cesedi aynen bulunmus. Simdi Londra'da bir müzede muhafaza ediliyor. Seyyahlar onu temasa ediyorlar... [seyrediyorlar]"

Âyet ve tefsirlerde Firavuna ait cesedin tam ve noksansiz oldugunun bildirilmesi, onun mumyalanmamis durumuna isarettir.

Bilindigi gibi Musa Aleyhisselâmin candüsmani olan Firavun, O'nu ve O'na tâbi olan Israilogullarini helâk etmek için bu yüce Peygamberin pesine düsmüs ve Hz. Musa (A.S.), Cenab-i Hakkin sevkiyle Kizildeniz kenarina kadar gelmisti. Önlerinde düsman gibi deniz, arkalarinda da deniz gibi düsman vardi. Iste bu dehsetli vaziyetteki Hz. Musa (A.S.) asasini denize vurmus ve ordusunu Cenab-i Hakkin emriyle ikiye ayrilan Kizildeniz'den geçirerek selâmete ulastirmisti. (Es-Suarâ Sûresi, 62-64)

Firavun ve askerleri, Kizildeniz'i boydan boya kaplayan bu mucizeyi dehsetle görmüs, ancak kin ve düsmanliklarini yenemeyerek takibe devam etmislerdi. Sözde, kendileri de ikiye ayrilmis olan denizden geçebileceklerdi. Nitekim deniz önceleri kapanmadi. Fakat Firavunun ordusu, dalgalarin duvar gibi çevreledigi yolun ortasina geldiginde, deniz birlesmeye basladi ve ordu, Firavun dahil tek bir kisi dahi kurtulamadan sulara gömüldü. (Es-Suarâ, 65-66)

Yûnus Sûresinin 90 ve 91. âyetleri bu hâdiseyi söyle anlatiyor:

"Israilogullarini denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, haksizlik ve düsmanlikla artlarina düstüler. Firavun tam bogulacagi sirada, 'Inandim ki israilogullarinin imân ettiginden (yani Allah'tan) baska bir ilâh yokmus. Artik ben de müslümanlardanim' dedi."

Fakat Cenab-i Hak firavunun imânini kabul etmemis ve ona Cebrail (A.S.) vasitasi ile söyle hitap buyurmustur: "Ona, 'simdi mi imân ediyorsun?' dendi. 'Halbuki daha önce baskaldirmis ve bozgunculuk etmistin." Ayni sûrenin 92. âyetinde ise, söyle buyurulmaktadir:

"Felyevme nünecciyke bibedenike."

"Gark olan Firavun'a der: 'Bu gün senin gark olan [bogulan] cesedine necat [kurtulusl verecegim)" (Bediüzzaman, Risale-i Nur Küliyati, Sözler, S. 402)

„Tâ ki, senden geridekilere bir ibret olasin.. Ve süphe yok ki, nastan (insanlardan) birçoklari bizim âyetlerimizden (delillerimizden) gafillerdir." (Ö. Nasuhi Bilmen, Kur'an-i Kerim Meâli, Yûnus S., S. 1425)

ZAFER'in "ÜÇBIN YILLIK MUCIZE" yazisi, Türk okuyuculari arasinda gerçekten takdir uyandirmisti. Çünkü konu, sadece bir arastirma gõzüyle ele alinmamis, âyet ve tefsirler açisindan da incelenmisti. Meselâ 1144 yilinda vefat eden Zemahserî, Yûnus Sûresinin sözkonusu âyetinin tefsirini, kendisinden 8 asir sonra bulunacak olan cesedi âdeta görür gibi yapiyordu:

"Seni, deniz kenarinda bir köseye atacagiz. Cesedini tam, noksansiz ve bozulmamis halde, ciplak ve elbisesiz olarak, senden asirlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacagiz" (Kessaf Tefsiri, Cilt 2, S. 251/252)

Ayet ve tefsirlerde, Firavun'a ait cesedin tam ve noksansiz oldugunun bildirilmesi, onun mumyalanmamis durumuna isarettir. Ve bulunan cesed, tefsirdeki gibi çiplak ve elbisesiz olup, derisi dahi dökulmeyecek sekilde secde eder durumdadır.

n0thing 06-05-2005 17:15

Bununla ilgili islamiyetgercekleri.org`da yazı vardı sanırım.

http://www.islamiyetgercekleri.org/firavunramses.htm

Ve o yazının alt bölümünde bir budistin 75 yıldır çürümeyen cesedinin haberi var.Şimdi onu da Allah cezalandırdı dersiniz.

06-05-2005 19:00

Öncelikle yukarıda resmi koyulan cesede yapılan karbon 14 testlerinde yaklaşık M.Ö. 3200 yıllarına ait olduğunun tesbit edildiğini söylemem gerekiyor. Yani ceset 3000 yıllık değil, yaklaşık 5200 yıllıktır. Bu ise cesedin Musa'dan yaklaşık 2000 yıl öncesine ait olduğunu gösterir. Cesedin 3000 yıllık olduğu müslümanların uydurmasıdır.
Ayrıca israiloğullarına zulüm eden firavunun 25 yıldan fazla iktidarda kaldığı "kutsal" kitaplardan elde edilen bir çıkarımdır. Bu kadar süre iktidarda kalan tek firavunun da II. Ramses olduğu bilinmektedir. II. Ramses'im mumyası ise aşağıdaki resimde görüldüğü gibi bir müzede sergilenmektedir.Buna ek olarak bazen cesetlerin mikroplardan uzak tutan çeşitli doğal etkenler nedeniyle fazla bozulmadan günümüze ulaştığı bilinmektedir. Öreneğin Discovery Channel seyredenler belki hatırlar, Amerikada bir mağarada yaşı 5000 den fazla olan ve mumyalanmamış bir ceset bulunmuş idi.
http://www.si.umich.edu/CHICO/mummy/...rameses2-l.gif

Foolhardy 06-05-2005 19:03

Pramitlerde de birçok mumyalanmamasına rağmen özelliğini korumuş cesetler bulundu.Bu öyle abartılacak Allahı pofpoflatcak bişey değil.Toprağın biyolojik yapısı bu gibi kalıtımlara elverişlidir.

ensareo 06-05-2005 22:44

cem senin koyduğun resim mumyalanmış bir cesed.hatırladığım kadarıyla restorasyon yapılan mumyalardan..yukardaki benim koyduğum cesedle alakası yok..

Örneğin Discovery Channel seyredenler belki hatırlar, Amerikada bir mağarada yaşı 5000 den fazla olan ve mumyalanmamış bir ceset bulunmuş idi.

havasız kalmış ortamda ve buz latında kalarak özelliğini koruyan cesedler elbette olabilir..

Burada dikkat edilmsi gereken bu cesedin kızıldenizde bulunması ve secde eder vaziyette olduğudur..

08-05-2005 12:21

"Öncelikle yukarıda resmi koyulan cesede yapılan karbon 14 testlerinde yaklaşık M.Ö. 3200 yıllarına ait olduğunun tesbit edildiğini söylemem gerekiyor. Yani ceset 3000 yıllık değil, yaklaşık 5200 yıllıktır. Bu ise cesedin Musa'dan yaklaşık 2000 yıl öncesine ait olduğunu gösterir. Cesedin 3000 yıllık olduğu müslümanların uydurmasıdır.
Ayrıca israiloğullarına zulüm eden firavunun 25 yıldan fazla iktidarda kaldığı "kutsal" kitaplardan elde edilen bir çıkarımdır. Bu kadar süre iktidarda kalan tek firavunun da II. Ramses olduğu bilinmektedir. II. Ramses'im mumyası ise aşağıdaki resimde görüldüğü gibi bir müzede sergilenmektedir"

CEVAP BEKLENİYOR...

ensareo 08-05-2005 21:01

Mb sana cevap vermem için tarih araştırması yapmam lazım..Sadece cesed üzerine bakarsan onun secde vaziyetinde ve kızıldenizde bulunduğunu düşünecek olursan bu cesedin firavuna ait olduğunu söyleyebilirim..

senin soruna cevap vermek için.
1.carbon 14 yöntemi nin yanılma payı ne kadardır?
2.Sen bu cesedin 5200 yıllık olduğunu nereden öğrendin.
3.ben olsam madem ramsesin de cesedi var dna araştırması yapardım ama herhalde bulanların böyle bir iddiası olmadığından bunu araştırmazlar..dna araştırması yapılsaydı anlaşılırdı.

zamanım olacaktı bunları araştırırdım hem zevkde verirdi..biz onun firavun olduğunu söyleyceğiz,sizde olmadığını...ben dediğim gibi 2 delille firavunun cesedi olduğuna inanıyorum..

09-05-2005 14:15

Benimde bu konuda fazla bilgim yok ancak söylediklerim Cem den alıntıdır.Tırnak içinde yazmıştım zaten.

"ben dediğim gibi 2 delille firavunun cesedi olduğuna inanıyorum.. "

Doğruluğu kanıtlanmamış bir şeyi mucize diyeneden ortaya atıyorsun o zaman.
Daha önce bulunan cesetlerin kaç bin yıl önceden kaldığı öğrenilmişti.Bir yanılma olacağını sanmıyorum ama yinede Cem in bu konuya açıklık getirmesi gerekir.

mucahid 20-06-2005 01:33

SULARA GÖMÜLEN FİRAVUN
 
Bismillahirrahmanirrahim

Sonunuz sitenizin vwe sizin aynı olacak


Allah'ın izniyle domaininizi ve sitenizi elinizden alacapım, IP numaram bellidir, işlem başlatabilirsiniz.

SULARA GÖMÜLEN FİRAVUN


"Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları yıkıma uğrattık. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi."
(Enfal Suresi, 54)

Eski Mısır medeniyeti, Mezopotamya'da aynı tarihlerde kurulmuş şehir devletleriyle birlikte, tarihin en eski uygarlıklarından biri ve döneminin en ileri sosyal düzenine sahip organize devleti olarak bilinir. MÖ 3000'ler civarında yazıyı bulup kullanmaları, Nil nehrinden faydalanmaları ve ülkenin doğal yapısı sayesinde dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunmuş olmaları Mısırlılar'ın sahip oldukları medeniyetin ilerlemesine büyük katkıda bulunmuştu.

Ancak bu uygarlık, Kuran'da inkar sisteminin en açık ve net tarif edildiği "firavun yönetiminin" geçerli olduğu bir medeniyetti. Büyüklük taslamışlar, sırt çevirmişler ve inkar etmişler, bunların neticesinde de ileri medeniyetleri, sosyal ve siyasal düzenleri, askeri başarıları onları helak olmaktan kurtaramamıştı.

Firavunlar'ın Otoritesi

Mısır uygarlığının temelinde Nil nehrinin bereketi vardı. Bu nehrin hayat verici özelliği sayesinde Mısırlılar Nil vadisinde yerleşmiş ve yağmur mevsimlerine bağımlı kalmadan nehirden sağladıkları suyla tarım yapabilmişlerdi. Tarihçi Ernst H. Gombrich, bu konuda şunları söyler:

"Afrika sıcaktır. Aylarca yağmur yağmaz. Bundan dolayı bu büyük kıtanın pekçok yeri kuraktır. Ülkenin o bölümleri çöllerle kaplıdır. İşte Mısır'ın sağı ve solu da bu durumdadır. Mısır'da da aslında çok az yağmur yağar. Ama orada yağmura pek ihtiyaç yoktur, çünkü Nil ırmağı boydan boya ülkenin ortasından akar gider."1

Böylesine büyük önemi olan Nil nehrini kontrolü altında tutan, aynı zamanda Mısır'ın en önemli ticaret ve tarım kaynağını da kontrol edebilmekteydi. Firavunlar da işte bu yolla Mısır üzerinde büyük hakimiyet kurmuşlardı.

Nil vadisinin dar ve uzunlamasına yapısı, nehrin etrafına kurulan yerleşim birimlerinin fazlaca genişlemesine olanak vermemiş, büyük şehirlerden oluşan bir uygarlık yerine daha ufak çaplı kasaba ve köylerden oluşan bir medeniyet şekillenmişti. Bu faktör de firavunların halk üzerindeki hakimiyetini perçinledi.

Tarihte ilk olarak Kral Menes'in MÖ 3000 dolaylarında eski Mısır'ı büyük üniter bir devlet olarak kendi hakimiyeti altında birleştirdiği ve ilk Mısır firavunu olduğu bilinir. Aslında, "firavun" nitelendirmesi ilk zamanlarda Mısır kralının yaşadığı sarayı tanımlamaktayken, zamanla, Mısır krallarının ünvanı haline geldi. Bu nedenle Eski Mısır'ın hükümdarları olan krallar zamanla "firavun" olarak anılmaya başlandı.

Tüm devletin ve ülke topraklarının sahibi, yöneticisi ve hükümdarı olan bu firavunlar, eski Mısır'ın çok tanrılı çarpık dininde, en büyük tanrının dünyadaki bir yansıması olarak kabul edildiler. Mısır topraklarının idaresi, paylaştırılması, gelirleri kısacası ülke sınırları içindeki her türlü mal ve hizmet üretimi firavun için gerçekleştiriliyordu.

Yönetimdeki mutlakiyet, ülkenin yöneticisi olan firavunu, her dilediğini yaptırabilecek bir güç sahibi kılmıştı. Henüz ilk sülalenin kurulmasıyla birlikte, Mısır'ın ilk kralı olan Menes döneminde, Nil suyunun kanallar vasıtasıyla halka ulaştırılmasına başlanmış, ayrıca ülkede yapılan üretim kontrol altına alınarak tüm mal ve hizmet üretiminin krala aktarılması sağlanmıştı. Bu mal ve hizmetleri kral, halkının ihtiyacı olduğu oranda dağıtıyor, paylaştırıyordu. Ülkede böyle bir hakimiyet kuran kralların, halkı boyunduruk altına almaları zor olmadı. Mısır kralı, yani daha sonra yaygınlaşacak sıfatıyla firavun, halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayan büyük kudret sahibi birisi olarak kutsal bir varlık sayıldı ve tanrılaştırıldı. Firavunlar da, zamanla kendilerinin tanrı olduklarına kesin olarak inandılar.

Mısırlıların dini inançlarının temelinde tanrılarına hizmet etme düşüncesi vardı. Bu tanrılarla insanlar arasındaki "aracılar" ise, kavmin önde gelenleri arasında yer alan rahiplerdi. Aynı zamanda büyücülükle de uğraşan rahipler, Firavunların halkı etki altında tutmak için kullandıkları çok önemli bir sınıfı oluşturuyorlardı.
Resimlerde başları traşlı olrak görülen rahipler, tanrılarını memnun etmek amacıyla hediyeler sunuyor, müzik çalıyor veayin yapıyorlar.



Kuran'da bahsedilen Firavun'un Hz. Musa ile yaptığı konuşmalardaki bazı sözleri bunu kanıtlar niteliktedir. Hz. Musa'yı "andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım" (Şuara Suresi, 29) diyerek tehdit etmesi ya da yakın çevresindeki insanlara "sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum" (Kasas Suresi, 38) demesi kendisinin bir tanrı olduğuna inanmasından kaynaklanıyordu.

Dini İnançlar

Tarihçi Heredot'a göre Eski Mısırlılar dünyanın en "dindar" insanlarıydılar. Ancak dinleri "Hak Din" değil, çok tanrılı sapkın bir dindi ve içinde bulundukları koyu tutuculuk sebebiyle bu sapkın dinlerinden bir türlü vazgeçemiyorlardı.

Eski Mısır kavmi, içinde yaşadığı doğal çevre şartlarından çok etkilenmişti. Mısır'ın doğal coğrafyası ülkeyi dış saldırılara karşı çok iyi koruyordu. Mısır'ın dört bir yanı çöllerle, dağlık arazilerle ve denizlerle çevriliydi. Ülkeye yapılabilecek saldırıların iki geçiş yolu bulunuyordu ve bu yolları da savunmak Mısır orduları için son derece kolaydı. Böylece Mısırlılar, bu doğal koşullar sayesinde dış ülkelerden soyutlanmış olarak kaldılar. Ancak geçen yüzyıllar, bu soyutlanmayı koyu bir taassuba dönüştürdü. Böylece Mısırlılar yeni gelişmelere ve yeniliklere kapalı, dinleri konusunda son derece tutucu bir görünüm kazandılar. Kuran'da sıkça bahsedilen "ataların dini" onların en önem verdikleri değerleri haline geldi.

Bu nedenle Hz. Musa ve Hz. Harun, Firavun'a ve yakın çevresine Hak Din'i tebliğ ettiklerinde "Onlar: Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" (Yunus Suresi, 78) diyerek yüz çevirmişlerdi.

Eski Mısır'ın dini bir kaç kola ayrılmıştı. Bunların en önemlileri devletin resmi dini, halkın inanışları ve ölümden sonraki yaşam ile ilgili inanışlardan oluşuyordu.

Devletin resmi dinine göre Firavun, kutsal bir varlıktı. O, tanrılarının dünyadaki bir yansımasıydı ve görevi de dünyada insanlara adalet dağıtmak ve onları korumaktı.

Halkın arasında yaygın olan inanışlar son derece karışıktı, ve devletin resmi dini ile çatışan inançlar da Firavun yönetimi tarafından baskı altına alınmıştı. Temelde çok tanrıya inanılıyor, bu tanrılar genellikle hayvan başlı ve insan vücutlu olarak tasvir ediliyordu. Ancak bölgeden bölgeye değişebilen yerel geleneklerle de karşılaşmak mümkündü.

Ölümden sonraki hayat Mısır inançlarının en önemli bölümünü oluşturuyordu. Beden öldükten sonra ruhun yaşamaya devam ettiğine inanıyorlardı. Onlara göre ölünün ruhu görevli melekler tarafından Yargıç Tanrı ve şahitlik için hazır bulunan kırk iki yargıcın karşısına çıkarılıyor, ortaya bir tartı koyuluyor ve ruhun kalbi bu tartı ile tartılıyordu. İyilikleri ağır gelenler güzel bir mekana geçiyor ve mutluluk içinde yaşıyor, kötülükleri ağır gelenler ise büyük işkenceler görecekleri bir yere yollanıyorlardı. Burada "Ölülerin Yiyicisi" adı verilen garip bir yaratık tarafından sonsuza dek işkence görüyorlardı.

Mısırlılar'ın ahiret hakkındaki bu inanışlarının tevhid inancıyla ve hak dinle bir paralellik gösterdiğini fark etmemek mümkün değildir. Sadece ölümden sonraki hayata inanç bile eski Mısır medeniyetine de hak dinin ve tebliğin ulaşmış olduğunu fakat bu dinin sonradan bozulmaya uğradığını, tek tanrı inancının da bu bozulmayla birlikte çok tanrı inancına döndüğünü ispatlar niteliktedir. Nitekim dönem dönem insanları Allah'ın birliğine ve O'na kul olmaya çağıran uyarıcıların eski Mısır'a da gönderildiği bilinmektedir. Bunlardan biri, hayatı Kuran'da detaylıca anlatılan Hz. Yusuf'tur. Hz. Yusuf'un tarihi, İsrailoğulları'nın Mısır'a gelmeleri ve burada yerleşik düzene geçmelerinin başlangıcını teşkil etmesi açısından da son derece önemlidir.

Öte yandan, tarihi kaynaklarda Hz. Musa öncesinde kavmi tek ilahlı dinlere çağıran Mısırlılar'dan da bahsedilmektedir. Bu, Mısır tarihinin en dikkat çekici firavunu Neferkheperure Amenhotep'dir, yani IV. Amenofis.

Tek Tanrıya İnanan Firavun; IV. Amenofis

Mısır firavunları çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve acımasız kişilerdir. Bu firavunların ortak özellikleri; Mısır'ın çok tanrılı dinini benimsemeleri ve bu din sayesinde kendilerini tanrılaştırmalarıdır.

Ancak Mısır tarihinde bir tek Firavun vardır ki, diğerlerinden çok farklıdır. Bu Firavun tek bir Yaratıcı'ya inanılması gerektiğini savunmuş, bu yüzden Amon Rahipleri ve bunlara destek veren bazı askerler tarafından büyük baskıya maruz kalmış, sonunda da öldürülmüştür. Bu Firavun MÖ 14. yüzyılda başa geçmiş olan IV. Amenofis'tir.

IV. Amenofis MÖ 1375'te tahta çıktığında yüzyılların getirdiği bir tutuculuk ve gelenekçilik ile karşılaştı. Bu döneme dek toplum yapısı ve halkın kraliyet sarayı ile olan ilişkileri değişmeden gelmişti. Toplum, dış olaylara ve dinsel yeniliklere kesin olarak kapılarını kapalı tutuyordu. Antik Yunan gezginleri tarafından da tespit edilen bu çılgın tutuculuk, yukarıda da açıkladığımız gibi, Mısır'ın doğal coğrafi koşullarından kaynaklanmaktaydı.

Firavunların halka benimsettirdiği resmi din, eski ve geleneksel olan herşeye katıksız bir bağlılığı zorunlu kılıyordu. Oysa IV. Amenofis, resmi dini benimsemiyordu. Tarihçi Ernst Gombrich şöyle yazıyor:

Eski geleneğin kutsadığı birçok alışkanlığı kaldırıp, halkının, garip bir biçimde betimlenmiş sayısız tanrısına saygı göstermek istemedi. Onun için tek bir yüce tanrı vardı, o da Aton'du. Aton'a taptı ve onu güneş biçiminde imgeleştirtti. Öteki tanrıların rahiplerinin etkisinden korunmak için, sarayını bugünkü El-Amarna'ya taşıdı.2

Babasının ölümünden sonra genç yaştaki IV. Amenofis, büyük bir baskıya maruz kaldı. Bu baskının sebebi, geleneksel çok tanrılı Mısır dinini değiştirerek tek tanrı inancına dayalı bir din getirmiş olması ve her alanda köklü değişikliklere girişmesiydi. Ancak Teb önde gelenleri bu dini tebliğ etmesine müsaade etmediler. IV. Amenofis ve ahalisi Teb şehrinden uzaklaşarak Tell El-Amarna'ya yerleştiler. Burada "Akh-en-aton" adında yeni ve modern bir şehir inşa ettiler. IV. Amenofis de "Amon'un Hoşnutluğu" anlamına gelen adını, Akh-en-aton yani "Aton'a Boyun Eğen" olarak değiştirdi. Amon, çok tanrılı Mısır dininde en büyük toteme verilen isimdi. Aton ise, Amenofis'e göre "göklerin ve yerin yaratıcısı" idi, ki bu sıfatla Allah'ı kast etmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu gelişmelerden hoşnut olmayan Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak Akhenaton'un gücünü elinden almak istediler. Düzenlenen bir komplo ile Akhenaton zehirlenerek öldürüldü. Ondan sonra gelen firavunlar da hep rahiplerin etkisi altında kaldılar.

Akhenaton'dan sonra başa asker kökenli firavunlar geçti. Bunlar eski geleneksel çok tanrılı dini yeniden yaygınlaştırdılar ve eskiye dönüş için önemli bir çaba harcadılar. Yaklaşık bir yüzyıl sonra da Mısır tarihinin en uzun süre hükümdarlık yapacak firavunu II. Ramses başa geçti. Ramses, birçok tarihçiye göre İsrailoğulları'na eziyet eden ve Hz. Musa ile mücadele eden firavundu.3
---------------------------------------------------------------------------------
DİP NOTLAR
1. Ernst H. Gombrich, Dünya Tarihi, Çev. Ahmet Mumcu, İstanbul: İnkilap Kitabevi, 1997, s. 25.
2. E. H. Gombrich, Sanatın Öyküsü, Çev. Bedrettin Cömert, 4.b., İstanbul: Remzi Kitabevi, 1992, s. 41.
3. Eli Barnavi, Historical Atlas of The Jewish People, London: Hutchinson, 1992, s. 4; "Egypt", Encyclopædia Judaica, Cilt 6, s. 481 ve "The Exodus and Wanderings in Sinai", Cilt 8, s. 575; Le Monde de la Bible, No: 83, Temmuz-Ağustos 1983, s. 50; Le Monde de la Bible, No:102, Ocak-Şubat 1997, ss. 29-32; Edward F. Wente, The Oriental Institute News and Notes, No:144, Kış 1995; Jacques Legrand, Chronicle of The World, Paris: Longman Chronicle, SA International Publishing,1989, s. 68; David Ben-Gurion, A Historical Atlas Of the Jewish People, New York: Windfall Book, 1974, s. 32.




Hz. Musa'nın Gelişi

Eski Mısırlılar koyu taassupları sebebiyle putperest inanışlarından vazgeçmiyorlardı. Tek bir Allah'a ibadet edilmesi gerektiğini tebliğ eden kişiler gelmişti ama Firavun'un kavmi hep eski sapkın inanışlarına geri dönmüştü. Sonuçta Hz. Musa, hem Mısır halkının hak dine karşı batıl bir sistemi benimsemiş olduğu ve hem de İsrailoğulları'nın köleleştirilmiş olduğu bir dönemde Allah tarafından Elçi (Resul) olarak gönderildi. Hz. Musa, hem Mısır'ı hak dine davet etmek hem de İsrailoğulları'nı kölelikten kurtararak doğru yola iletmekle görevlendirilmişti. Kuran'da, bu konuya şöyle dikkat çekilir:

Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız. Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim. (Kasas Suresi, 3-6)

Firavun yeni doğan erkek çocukların hepsini öldürterek İsrailoğulları'nın sayıca artmasını engellemek istiyordu. Bu sebeple annesi, Hz. Musa'yı Allah'ın ilhamıyla, bir sepetin içine yerleştirerek nehre bıraktı. Onu Firavun'un sarayına götürecek bir yoldu bu. Kuran'da bu konuyla ilgili ayetler şöyledir:
Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik). Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi. (Kasas Suresi, 7-9)

Firavun'un zulmettiği köle kavimler.Özellikle Yeni Krallık döneminde, ülkede yasayan azınlıklar imar islerinde çalıştırılmaya başlandı. İsrailoğulları da bu
azınlıklar arasında yer alıyordu. Yandaki resimde bir tapınak insaatında çalışan ve büyük br ihtimalle İsrailoğulları'ndan oldukları tahmin edilen köleler görülüyor.Yine yandaki resimde İsrailoğulları olarak tahmin edilen köllerin insaat isleri için teknik hazırlıklarını gösteriyor. Köleler ateşte çamur pisirerek tuğla yapıyor, ve harç hazırlıyorlar.

Firavun'un karısı Hz. Musa'nın öldürülmesini engelledi ve onu evlat edindi. Böylece Hz. Musa çocukluk yıllarını Firavun'un sarayında geçirdi. Allah'ın yardımıyla kendi öz annesi de ona süt annesi olarak saraya getirildi.

Bir dönem sonra, Hz. Musa İsrailoğulları'ndan birisinin bir Mısırlı tarafından eziyete uğratıldığını görünce duruma müdahale etti. Fakat şehrin önde gelenleri bu davranışın karşılığını ölüm cezası olarak belirlediler. Bunun üzerine Hz. Musa Mısır'dan uzaklaştı ve Medyen'e geldi. Burada geçirdiği sürenin sonunda Allah onunla konuşacak ve ona peygamberlik görevi verecekti. Görevi Firavun'a geri dönmek ve Allah'ın dinini tebliğ etmekti.

Birçok tarihçiye göre Kuran'da bahsi geçen firavun olan II. Ramses, ele geçirdiği esirlerden bir kısmını öldürmek üzere. Bu duvar resimlerinden de anlasılacağı gibi firavunlar, kendilerini idealize ettirerek güçlü savasçılar olarak tasvir ettiriyorlardı. Sanatkarları tarafından genis omuzlu, uzun boylu ve aynı anda birkaç kisiyle basedebilen kahramanlar olarak gösteriliyorlardı. Kendilerini tanrısal varlıklar olarak gördüklerinden, diğer tüm insanlardan üstün gözükmeye çalışıyorlardı.

Firavun'un Sarayı

Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun, Allah'ın emri doğrultusunda Firavun'a gittiler ve ona Hak Din'i tebliğ ettiler. İstekleri de, artık Firavun'un İsrailoğulları'na eziyet vermemesi ve onları serbest bırakarak Hz. Musa ile birlikte gitmelerine izin vermesiydi. Firavun için yıllarca yanında tuttuğu birinin, karşısına çıkıp böyle konuşması kabul edilemez bir durumdu. Bu sebeple Firavun onu nankörlükle suçladı:

(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin." (Şuara Suresi, 18-19)

Firavun Hz. Musa'ya duygusallıkla yaklaşmaya çalışıyordu. Madem ki onu büyütüp yetiştirenler kendileriydi, Hz. Musa'nın onlara uyması gerekiyordu. Firavun'un yaratmaya çalıştığı bu duygusal atmosfer, kavmin önde gelenlerini de etkilemeye yarayacaktı. Onlar da Firavun'a hak vereceklerdi böylece.

Firavunlarıın diğer insanlardan üstün olduklarını sembolize eden bir resim.

Mısırlılar tarafından yakalanan savaş esirleri ölüm cezalarının infaz edilmesini beklerken.


Öte yandan, Hz. Musa'nın tebliğ ettiği Hak Din, Firavun'un gücünü elinden alıyor, onu diğer insanların mertebesine indiriyordu. Böylece Hz. Musa'ya uyması gerekecekti. Sonra, İsrailoğulları'nı serbest bırakırsa elindeki iş gücünün önemli bir kısmını da kaybedecekti.

Tüm bu sebeplerden dolayı Firavun, Hz. Musa'nın anlattıklarını dinlemedi bile. Aklınca onunla alay etmeye çalıştı, saçma sorular sorarak konuyu dağıtmaya gayret etti. Bu arada Hz. Musa ve Hz. Harun'u düzeni bozmaya çalışan kişiler olarak gösterip onları suçlu çıkarmaya da çalışıyordu. Sonuç olarak ne Firavun, ne de yakın çevresindeki kavmin önde gelenleri Hz. Musa ve Hz. Harun'a itaat etmediler. Kendilerine açıklanan Hak Din'e de uymadılar. Bunun üzerine Allah, üzerlerine çeşitli felaketler gönderdi.



II. Ramses atlı savaş arabasının üzerinde büyük bir düşman topluluğunun üzerine "kahramanca" giderken. Birçokları gibi bu da Firavun'un ressamlarına emrederek çizdirdiği hayali senaryolardan birisidir.


Firavun'a ve Yakın Çevresine Gelen Felaketler

Felaketler tüm memleketi sarmıştı. Her yerde kan vardı.Ipuwer Papirüsü, 2.Bölüm : 5-6

Firavun ve yakın çevresi kendi çok tanrılı sistemlerine, putperest inanışlarına, yani "atalarının dini"ne öylesine koyu bir taassupla bağlanmışlardı ki, hiçbir şekilde bundan dönmeyi göze almıyorlardı. Hz. Musa'nın getirmiş olduğu iki mucize, yani elinin beyaz çıkması ve asasının yılana dönüşmesi bile, onları batıl inançlarından döndürmemişti. Üstelik bunu açıkça ifade ediyorlardı. Şöyle demişlerdi:
Onlar: Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz. (Araf Suresi, 132)

Bu tutumlarının karşılığında Allah, onlara dünyada da bir azap tattırmak için ayetin ifadesiyle "ayrı ayrı mucizeler" (Araf Suresi, 133) olarak felaketler yolladı. Bunlardan ilki kuraklık ve dolayısıyla elde edilen ürünlerin azalmasıydı. Konuyla ilgili Kuran ayeti şöyledir:
Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (Araf Suresi, 130)

Mısırlılar tarım sistemlerini Nil nehrine dayandırmışlardı ve bu sayede doğal şartların değişimi onları etkilemiyordu. Ancak Firavun ve yakın çevresinin Allah'a karşı büyüklenmesi ve Allah'ın peygamberini tanımaması sebebiyle kendilerine beklenmedik bir felaket gelmişti. Büyük bir ihtimalle, çeşitli sebeplerle Nil'in seviyesinde büyük bir düşüş yaşanmış ve nehirden çıkan sulama kanalları yeterli miktarda suyu tarım arazilerine taşıyamamıştı. Aşırı sıcaklar da ürünlerin kurumasına sebep olmuştu. Böylece, Firavun ve önde gelenler hiç beklemedikleri bir yönden, çok güvendikleri Nil nehrinden kaynaklanan bir felaketle karşılaştılar. Bu kuraklık, kendi kavmine "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (Zuhruf Suresi, 51) diye seslenen Firavun'u da en güzel biçimde yalanlıyordu.

Fakat ayette de belirtildiği gibi "öğüt alıp düşünmeleri" gerekirken, bu olanları Hz. Musa'nın ve İsrailoğulları'nın getirdiği bir uğursuzluk olarak kabul ettiler. Batıl inançları ve atalarının dini sebebiyle böyle bir düşünceye saplanmışlardı. Bu yüzden de büyük sıkıntılar çekmeye mahkumdular. Ancak başlarına gelecekler bununla sınırlı değildi. Bu, daha başlangıçtı. Ardından Allah, bir seri felaket gönderdi. Bu felaketler Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (Araf Suresi, 133)

Yukarıdaki ayette bildirilenlerin hepsi Allah'ın birer mucizesi olarak oluşmuştur. Bu mucizeleri Rabbimiz bir sebebi vesile ederek yaratmış olabilir veya sebepsiz de yaratmış olabilir. Bu mucizelerin asıl gerçekleşme şeklini Allah bilir. Ama şunu belirtmeliyiz ki, muhtemelen Rabbimizin bu mucizeleri, görenleri iman etmeye mecbur bırakacak şekilde gerçekleşmemiştir. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi'nin söylediği gibi "Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz." (Sözler, 24. Söz) Bediüzzaman bir başka sözünde ise mucizelerin nadir verilmesinin hikmetlerinden birinin, insanların mecbur kalmadan, iradelerini kullanarak doğruyu veya yanlışı seçmelerine imkan tanımak olduğunu açıklar:

Birinci Nokta: İman ve teklif ihtiyar (irade) dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik (araştırma) ve tecrübeye muhtaç olan nazarî (düşünceye ait) mes'eleleri elbette bedihî (aşikar) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne (cennette en yüksek derece) çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i sâfilîne (cehennemin en aşağı tabakası) düşsünler. İhtiyar (irade) kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir… (Şualar, 5. Şua)

İşte bu hikmete binaen, mucize olarak gerçekleşen bu olaylar, muhtemelen görenlerin kendilerince ikinci bir mantıkla açıklayabileceği bir şekilde gelişmiştir. (En doğrusunu Allah bilir) Örneğin "kan musallat kılınması" ile ilgili, Allah, Nil ırmağını sebepsiz olarak gerçek kana çevirmiş olabilir. Veya bir savaşı vesile kılmış olabilir; böylece o bölgede insan kanı akmış olabilir. Irmak, bakanların gözüne kan renginde görünmüş olabilir. İnsanlar bir çeşit kan hastalığına yakalanmış olabilir. Ancak Kuran’da bize bildirilen tüm bu felaketleri Firavun kavminin başına Allah’ın bir mucize olarak verdiğidir.

Allah'ın Firavun'a ve çevresindeki inkarcı kavme yolladığı bu felaketlerden Tevrat'ta da Kuran ile bir mutabakat halinde ayrıntılarıyla bahsedilir:
Ve eğer sen salıvermek istemezsen, işte, ben senin bütün sınırlarını kurbağalarla vuracağım. Ve ırmak kurbağalarla kaynayacak, ve çıkacaklar, ve senin evine, ve senin yatak odana, ve senin yatağının üzerine, ve kullarının evlerine ve kavmina ve fırınlarına ve hamur teknelerine girecekler. (Çıkış, 8/2-3)

Ve Rab Musa'ya dedi: Harun'a de: Değneğini uzat ve yerin tozuna vur, ta ki bütün Mısır diyarında tatarcık olsun. (Çıkış, 8/16)

Ve bütün Mısır diyarı üzerine çekirge çıktı, ve Mısır'ın bütün hududuna kondu; gayet çok idiler, ondan evvel böyle çekirge, bunun gibisi olmamıştı, ondan sonra da böylesi olmayacaktır. (Çıkış, 10/14)

...fakat Rabbin söylediği gibi Firavun'un yüreği katılaştı, ve onları dinlemedi. (Çıkış, 8/19)

Firavun'a ve yakın çevresine üst üste korkunç felaketler geliyordu. Bu felaketlerin önemli bir özelliği, bunların bir kısmının putperest kavmin tanrı olarak tapındığı şeylerden kaynaklanmasıydı. Örneğin Nil nehri ya da kurbağalar onlar için kutsaldı ve bunları tanrılaştırmışlardı. Onlar "tanrılarından" medet umar ve yardım dilerken, Allah hatalarını görmeleri ve yaptıkları günahların karşılığını almaları için onları bu "tanrıları" aracılığıyla azaplandırdı.

Tevrat yorumcularına göre "kan", Nil nehrinin kana dönmesidir. Mecazi anlamda bu, nehrin renginin kıpkırmızı olmasıyla açıklanabilir. Nehre bu rengi veren özellik ise, bir yoruma göre, bir bakteri çeşitidir.

Mısırlılar'ın ana hayat kaynakları Nil'di. Bu kaynağa herhangi bir zarar gelmesi, tüm Mısır için ölüm anlamına gelirdi. Eğer Nil nehrini bakteriler kırmızıya çevirecek kadar yoğun oranda kaplamışsa bu, suyu kullanan her canlının da bu bakterilerden zarar görmesine yol açacaktı.

Bugüne dek yapılan araştırmalarda, kırmızı renge sebep olarak; protozoalar, zooplanktonlar, tatlı ve tuzlu su planktonları (phytoplankton) ve dinoflagellatesler gösterilmektedir.1Tüm bu jenerasyonlar (bitki, mantar ve protozoa) suyu desoksijene ederek canlılar için zehir etkisi taşıyan zararlı toksinler üremesine sebep olurlar.

ABD Ulusal Balıkçılar Birliği'nden Patricia A. Tester, New York Bilimler Akademisi Yıllığı'na yazdığı bir yazısında, en az 50 cins phytoplanktonun toksit olduğunu, ve bunların deniz hayatına zarar verdiğini açıklamıştır. Aynı yayında Kanada Sağlık Bakanlığı'ndan Ewen C. D. Todd ise, tarihsel verilere dayanarak yaklaşık 25 çeşit phytoplanktonun dünya çapında çeşitli salgınlara sebep olduğunu iddia etmiştir. W. W. Carmichael ve I. R. Falconer ise, tatlı sularda yaşayan mavi yeşil algların sebebiyet verdiği hastalıkların bir listesini çıkarmışlardır. Kuzey Carolina Devlet Üniversitesi'nden Deniz ekolojisti Joann M. Burkholder ise, Pfiesteria piscimorte isimli bir dinoflagellate tanımlamıştır. Bu, türünün adından da anlaşıldığı gibi, balıkları öldüren bir cinstir.

Firavun zamanında da bu şekilde zincirleme bir felaketler serisi yaşanmış olabilir: Nil zehirlendiğinde balıklar da ölür ve Mısırlılar önemli bir gıda maddesinden yoksun kalırlar. Bu sırada yumurtaları balıklar tarafından tüketilmeyen kurbağalar da aşırı oranda üreyerek etrafı istila ederler, ancak daha sonra onlar da zehirlenerek ölürler. Balıkların ve kurbağaların ölümü, Nil'in zehiri ile birlikte verimli toprakları da zehirler. Kurbağa neslinin tükenmesi ise, çekirge ve buğday güveleri gibi böceklerin aşırı üremesine sebebiyet verir.

Elbette bu sayılanlar sadece birer yorumdur. Sonuç olarak, felaketler her nasıl cereyan etmiş ve her ne etki bırakmışlarsa da, ne Firavun ne de kavmi bundan öğüt alarak Allah'a tevbe etmediler, yine büyüklenmeye devam ettiler.

Firavun ve yakın çevresi öylesine ikiyüzlüydüler ki, akıllarınca Hz. Musa'yı ve dolayısıyla Allah'ı (Allah'ı tenzih ederiz) kandırmayı planlıyorlardı. Korkunç azap üzerlerine gelince hemen Hz. Musa'yı çağırmış, kendilerini bundan kurtarmasını istemişlerdi:
Başlarına iğrenç bir azab çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz. Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular. (Araf Suresi, 134-135)


Mısır'dan Çıkış

Firavun'a ve yakın çevresine Hz. Musa vasıtasıyla sakınmaları gereken şeyler açıklanmış, Allah onları uyarmıştı. Buna karşılık onlar isyan edip, peygamberi delilik ve yalancılıkla suçladılar. Allah da onlar için alçaltıcı bir son hazırladı. Ve Hz. Musa'ya olacakları vahyetti:

Musa'ya: 'Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz' diye vahyettik. Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur. Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler. Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi). Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık. Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da. İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık. Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. (Şuara Suresi, 52-61)

Tam böyle bir ortamda, İsrailoğulları yakalandıklarını zannettikleri ve Firavun'un adamları da onları yakalayacaklarını sandıkları bir sırada Hz. Musa Allah'ın yardımından asla ümit kesmedi ve "Hayır, şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir" (Şuara Suresi, 62) dedi.Allah da tam bu sırada denizi yararak Hz. Musa ve İsrailoğulları'nı kurtardı. Firavun ve adamları ise azgın suların altında boğuldular:
Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. (Şuara Suresi, 63-68)

Hz. Musa'nın asası mucizevi özelliklere sahipti. Allah Hz. Musa'ya indirdiği ilk vahiyde onu bir yılana dönüştürmüş, sonra bu asa Firavun'un büyücülerinin büyülerini yutmuştu. Şimdi de Hz. Musa aynı asa ile denizi yarıyordu. Bu, Hz. Musa'ya verilen en büyük mucizelerden biriydi.

OLAY MISIR'IN AKDENİZ KIYILARINDA MI, KIZILDENİZ'DE Mİ GERÇEKLEŞTİ?
Hz. Musa'nın denizden geçtiği yer konusunda tarihi kaynaklarda tam bir mutabakat yoktur. Kuran'da bu konuyla ilgili ayrıntı belirtilmediğinden bu konu hakkındaki görüşlerin hiçbirinin kesinliğinden emin olunamaz. Bazı kaynaklar, denizden geçme noktası olarak Mısır kıyılarını göstermektedir. Örneğin Encyclopedia Judaica'da şöyle denilmektedir:

Konuyla ilgili bugün yaygın olan görüş, olayın Akdeniz'deki (Mısır kıyılarındaki) koylardan birinde gerçekleştiğidir.2 Olay, II. Ramses zamanında, muhtemelen Kadeş yenilgisinden sonra olmuş olabilir. Tevrat'taki Çıkış Kitabı'nda (Exodus) anlatılan olay mahali Migdol ve Baal-Zephon'dur, ki bunlar deltanın kuzeyidir.3

Bu görüşün dayandığı kaynak ise Tevrat'tır. Tevrat'ın Exodus (Çıkış) bölümünün tercümelerinde Firavun ve adamlarının Kızıldeniz kıyılarında boğuldukları anlatılır. Ancak bu iddianın sahiplerine göre, "Kızıldeniz" olarak tercüme edilen kelime "Sea of Reeds"tir. Bu kelime birçok kaynakta "Red Sea" kelimesi ile özdeşleştirilmiş ve aynı yer için kullanılmıştır. Oysa ki "Sea of Reeds" kelimesi "Kamış Denizi" anlamına gelir ve Mısır kıyıları için kullanılır. Kaldı ki Tevrat'ta Hz. Musa ve yanındakilerin izledikleri rotadan bahsedilirken Migdol ve Baal-Zephon isimleri geçer ki bunlar da Nil Deltası'nın hemen kuzeyinde ve Mısır kıyılarındadır. Kamış Denizi, anlam itibarıyla olayın Mısır kıyılarında gerçekleşmiş olma ihtimalini güçlendirmektedir. Çünkü bu bölgede kelimenin anlamına uygun olarak delta alüvyonlarının özelliği sebebiyle kamış yetişmektedir.

Yandaki haritada Hz. Musa'nın denizden geçmiş olabileceği noktalar numaralandırılmıştır. Görüldüğü gibi 1 ve 2 numaralar Kızıldeniz'de yer alırken 3. muhtemel nokta Mısır'ın Akdeniz kıyısındadır.



---------------------------------------------------------------------------------------
DİP NOTLAR
1. http://www2.plaguescape.com/a/plaguescape/
2. "Red Sea", Encyclopædia Judaica, Cilt 14, ss. 14-15.
3. David Ben-Gurion, The Jews in Their Land, New York: A Windfall Book, 1974, ss. 32-33.

Firavun ve Adamlarının Suda Boğulmaları

Kuran'da, denizin yarılması olayının önemli noktaları anlatılır. Buna göre, Hz. Musa kendisine itaat eden İsrailoğullarını yanına alarak Mısır'dan ayrılmak üzere yola çıkmıştır. Ancak Firavun kendi izni olmadan yapılan bu çıkışı hazmedemez. "O ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla" (Yunus Suresi, 90) müminlerin peşlerine düşerler. Deniz kıyısına geldiklerinde Firavun ve ordusu onlara yetişir. İsrailoğulları'ndan bazıları bunu görünce Hz. Musa'ya isyan etmeye başlarlar. Tevrat'a göre Hz. Musa'ya "bizi niçin yurdumuzdan çıkardın, orada köleydik ancak yaşıyorduk, şimdi ise öleceğiz" derler. Gösterdikleri bu zaafiyet, Kuran'da da şöyle ifade edilmiştir:

İki topluluk birbirlerini gördükleri zaman Musa'nın adamları: 'Gerçekten yakalandık' dediler. (Şuara Suresi, 61)

Aslında İsrailoğulları'nın gösterdiği bu tevekkülsüz tavır ne ilkti ne de son olacaktı. Daha önce de kavmi Hz. Musa'ya şöyle yakınmıştı:
Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık. (Araf Suresi, 129)

Kavmindeki bu tevekkülsüzlüğe karşılık, Hz. Musa Allah'a karşı son derece büyük bir güven duygusu içerisindeydi. Hakkıyla Allah'a güvenmekteydi. Mücadelesinin en başından beri Allah, yardımının onunla olacağını bildirmişti:
Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim, işitiyorum ve görüyorum. (Taha Suresi, 46)

Firavun'un büyücüleriyle ilk karşılaştığında Hz. Musa "kendi içinde bir tür korku" duymuştu. (Taha Suresi, 67) Bunun üzerine Allah ona korkmamasını ve muhakkak üstün geleceğini ilham etmişti. (Taha Suresi, 68) Sonuçta, kendi kavminden insanlar yakalanmış olmaktan korkarlarken Hz. Musa şöyle demişti:
Hayır... Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir, bana yol gösterecektir. (Şuara Suresi, 62)

Allah Hz. Musa'ya asasını denize vurmasını vahyetti. Bunun üzerine "deniz hemencecik yarıldı ve her parçası kocaman bir dağ gibi oldu." (Şuara Suresi, 63) Bu durumda, Firavun'un böyle bir mucizenin gerçekleştiğini gördüğü anda ortada bir olağanüstülük olduğunu, İlahi bir müdahale ile karşı karşıya bulunduğunu anlaması gerekirdi. Deniz, Firavun'un öldürmeye çalıştığı insanların önünde açılarak onlara yol veriyordu. Üstelik onlar geçtikten sonra suların kapanmayacağından emin olunamazdı. Ancak buna rağmen İsrailoğulları'nın ardından suya girdiler. Büyük bir ihtimalle, Firavun ve ordusu, içinde bulundukları azgınlık ve düşmanlık sebebiyle sağlıklı düşünebilme yeteneğinden yoksun kaldılar ve bu durumun mucizevi niteliğini kavrayamadılar.
Firavun'un son anlarını Allah, Kuran'da şöyle bildirir:
Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi. (Yunus Suresi, 90)

Burada Hz. Musa'nın bir mucizesini daha görmek mümkündür. Bunun için şu ayeti hatırlayalım:
Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler. (Yunus Suresi, 88)

Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, Hz. Musa, Firavun'un acı azap kendisine gelince iman edeceğini önceden haber vermişti. Nitekim sular yükseldiğinde Firavun gerçekten de iman ettiğini söylemeye başladı. Ancak bu davranışın samimiyetsizliği, sahtekarlığı çok açıktı. Firavun kendisini ölümden kurtarabilmek için böyle demişti.

Sonuç olarak Firavun'un son anda iman etmesi, bağışlanma dilemesi Allah tarafından kabul edilmemiş, Firavun ve ordusu sular altında kalarak ölmekten kurtulamamışlardır:
Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 91-92)



Yandaki resim Firavun II. Ramses'in mezarından çıkarılan mumyasıdır Tarihsel kaynakların çoğunluğu bu Firavun'un Kuran'da bahsedilen Firavun olduğunu göstermektedir. Peki Kuran'a göre boğularak ölen Firavun'un mumyası nasıl olup da bir mezarda bulunmuştur? Büyük bir ihtimalle, sular üstüne kapanıp boğulduktan sonra, Firavun'un cesedi kıyıya vurmuş ve Mısırlılar tarafından bulunarak önceden yapılmış olan mezarına götürülmüştür.

Dikkat edilirse, Firavun'un yanı sıra askerleri de azaptan paylarına düşeni almışlardır. Firavun ordusunun da Firavun gibi "azgın ve düşman" (Yunus Suresi, 90) oldukları, "bir yanılgı içinde" (Kasas Suresi, 8) oldukları, "zulmettikleri" (Kasas Suresi, 40), "yeryüzünde haksız yere büyüklendikleri ve gerçekten Allah'a döndürülmeyeceklerini sandıkları" (Kasas Suresi, 39) için Allah'ın azabı onlar için de hak olmuştu. Böylece Allah hem Firavun'u hem de tüm ordusunu yakalayıp suda boğmuştu. (Kasas Suresi, 40)

Allah onlardan intikam almış ve ayetleri yalanlamaları ve bunlardan habersizmiş gibi davranmaları nedeniyle onları suda boğmuştu. (Araf Suresi, 136)

Firavun'un bu dehşetli ölümünün ardından olanları da Allah Kuran'da şöyle açıklamıştır:
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğulları'na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). (Araf Suresi, 137)



http://www.kavimlerinhelaki.com/images/res36.jpg

baybars 20-06-2005 02:00

Çok korktum...

20-06-2005 14:20

Alıntı:

Peki Kuran'a göre boğularak ölen Firavun'un mumyası nasıl olup da bir mezarda bulunmuştur? Büyük bir ihtimalle, sular üstüne kapanıp boğulduktan sonra, Firavun'un cesedi kıyıya vurmuş ve Mısırlılar tarafından bulunarak önceden yapılmış olan mezarına götürülmüştür.
Firavunun boğularak öldüğüne dair hiç bir tarihi belge yoktur. Oysa Mısırlılar hiyeroglif yazısını biliyorlar idi, böylesine ilginç bir olay gerçekleşmiş olsa idi yazıya geçirmeleri muhtemel idi. Ayrıca böyle bir durumdan sonra allaha inanan mısırlılarda büyük bir artış olması beklenirdi mantıken. Böyle bir tarihi kayıt da yok. Sadece yahudi uydurması tevrat var ki zaten Muhammed, bu mavalı Kuran'a oradan geçirmiştir.
Eski Mısırlıların, Muhammedden çok daha akıllı oldukları bir gerçek. Çünkü Mısırlılar yazılarını genellikle taşlara ve kayalara yazmışlar ve binlerce yıldan beri yazıları bozulmadan gelebilmiştir. Oysaki II. Ramsesden 3000 yıl sonra yaşayan Muhammed Kuran'ı kaya gibi sağlam yerlere yazmayı akıl edememiştir. Yaprak, deri parçası gibi dayanıklı olmayan şeylere yazdırmıştır. Onlar da bir süre sonra yakılmışdır ve orijinal Kuran diye bişey kalmamıştır.

hernonnes 20-06-2005 14:56

Alıntı:

Cem´isimli üyeden Alıntı
Alıntı:

Peki Kuran'a göre boğularak ölen Firavun'un mumyası nasıl olup da bir mezarda bulunmuştur? Büyük bir ihtimalle, sular üstüne kapanıp boğulduktan sonra, Firavun'un cesedi kıyıya vurmuş ve Mısırlılar tarafından bulunarak önceden yapılmış olan mezarına götürülmüştür.
Firavunun boğularak öldüğüne dair hiç bir tarihi belge yoktur. Oysa Mısırlılar hiyeroglif yazısını biliyorlar idi, böylesine ilginç bir olay gerçekleşmiş olsa idi yazıya geçirmeleri muhtemel idi. Ayrıca böyle bir durumdan sonra allaha inanan mısırlılarda büyük bir artış olması beklenirdi mantıken. Böyle bir tarihi kayıt da yok. Sadece yahudi uydurması tevrat var ki zaten Muhammed, bu mavalı Kuran'a oradan geçirmiştir.
Eski Mısırlıların, Muhammedden çok daha akıllı oldukları bir gerçek. Çünkü Mısırlılar yazılarını genellikle taşlara ve kayalara yazmışlar ve binlerce yıldan beri yazıları bozulmadan gelebilmiştir. Oysaki II. Ramsesden 3000 yıl sonra yaşayan Muhammed Kuran'ı kaya gibi sağlam yerlere yazmayı akıl edememiştir. Yaprak, deri parçası gibi dayanıklı olmayan şeylere yazdırmıştır. Onlar da bir süre sonra yakılmışdır ve orijinal Kuran diye bişey kalmamıştır.

Firavunun denizde boğulduğuna dair deliller var ama sen göremiyorsun;Hatta bunu bilim adamları bile İspatlamış,ve orjinal Kuran'var ama Size Ağır Geliyor kibirinize Yediremiyorsunuz.Eski mısırlılar Hz.Muhammedden Akıllı Diyorsun.Sana birşey diyeyeimmi,Hz.Muhammed gibi Zeki ve AKILLI insan yoktur bu dünyada.Sen Kendi Aklına bak İlk Önce Nereye dOĞRU GİTTİĞİNE BAK?

baybars 20-06-2005 16:12

"Hatta bunu bilim adamları bile İspatlamış"

Hodri meydan, bu iddianı kanıtla şimdi... Görelim bakalım...

hernonnes 25-06-2005 00:27

Alıntı:

baybars´isimli üyeden Alıntı
"Hatta bunu bilim adamları bile İspatlamış"

Hodri meydan, bu iddianı kanıtla şimdi... Görelim bakalım...

Biraz Araştırmacı ol,BEN Televizyonda ve filmlerde İzledim,Dünyanın 4 bir yanında Allah'ın var olduğuna Koskaca Bilim Adamları Şahitlik Yapıyor ,Bir Molekül'ün Bile Kendiliğinden Olmasının İmkansız Olduğunu Söylüyorlar,Ve bu Kainatın Bir Yaratıcısı Olduğuna Şahitlik Yapıyorlar ve Bununda Allah Olduğunu Söylüyorlar,Biraz Sabır edersen Ben Bu Filmleri Bulup Sana Sunacağım Saygıyla kalın.

baybars 25-06-2005 00:56

"Firavunun denizde boğulduğuna dair deliller var ama sen göremiyorsun;Hatta bunu bilim adamları bile İspatlamış"

Buyur getir... Bekliyorum...

baybars 25-06-2005 00:58

"Biraz Araştırmacı ol,BEN Televizyonda ve filmlerde İzledim,Dünyanın 4 bir yanında Allah'ın var olduğuna Koskaca Bilim Adamları Şahitlik Yapıyor ,Bir Molekül'ün Bile Kendiliğinden Olmasının İmkansız Olduğunu Söylüyorlar,Ve bu Kainatın Bir Yaratıcısı Olduğuna Şahitlik Yapıyorlar ve Bununda Allah Olduğunu Söylüyorlar,Biraz Sabır edersen Ben Bu Filmleri Bulup Sana Sunacağım Saygıyla kalın."

Olmadığını bildiğim şeyleri araştırmam. Ayrıca senin bu paragrafta dediklerinin tam tersini söyleyen, seninbahsettiklerinden daha fazla sayıda bilim adamı var. Neyse bunu boşver de... Önceki mesaja cevap ver...

hernonnes 25-06-2005 00:59

Alıntı:

baybars´isimli üyeden Alıntı
"Firavunun denizde boğulduğuna dair deliller var ama sen göremiyorsun;Hatta bunu bilim adamları bile İspatlamış"

Buyur getir... Bekliyorum...

Peki Bekle Sabırla. :wink:

isteson 25-06-2005 02:10

:arrow: Buarada yazılanlar ve gerçek dışı olan bu şeytani suçlamaları bu kişiler öldükleri zaman anlayacaklar.. Şuanda boş beyinlerinin vucutlarına verdiği anlamsız hareket emirleriyle işleyen bu arkadaşlara soruyorum ? Kaç kuşak önceden gelen atanız müslümandıda Siz neden ATEİST oldunuz ? Aceba inancınız nedir. Ağaç tohumundanmı meydana geldiniz.. Bu din sapkını adamın neden bunları kabul ettiğinide söyleyeyim.. İslamın içine gereğinden fazla girdi ve kafayı yedi.. Çünki Yaradanı bu kadar incelemek ve özelliklerini araştırmak ya insana sapkınlık verir yada kafayı yedirir.. Ulan sen kimsin ki seni yaradanı inceleyip, yorum getiriyorsun ?? BİR TOHUMUN AĞAÇ SEÇME ŞANSI YOKTUR, TIPKI BİR BEBEĞİN ANNE SEÇEMEDİĞİ GİBİ (buğra) Bu kadar gerçeğe rağmen sizler hala bu sapkınlığınıza devammı edeceksiniz ? Küçük bir bebeğin beyni ilk doğduğu anda sadece sudan oluşur.. 2 günlük gelişiminde ise beyin ½4 büyüme sağlar ve bebek keşfettikçe beyin gelişir gelişir taaki sizin gibi boş işlerle uğraşana kadar sizin beyin gelişiminizde durmuş artık boş işlerle uğraşıyorsunuz..

SON SÖZÜM

ANATOLIAN HACK TEAM olarak Bu siteyi yaşatmayacağız.. elimizden gelen ne varsa yapacağız, yapamasak bile yaptıracağız.. Sizler gibi insan müsfettelerinin Rabbimize dil uzatmasına izin vermeyeceğiz.. Sevgili mücahit sen beni iyi tanırsın www.anatolianweb.com dan Gelgörki dünya küçük düşmanken aynı safta yer aldık ... Müslümanlığın her zaman insan bir hediyesi vardır.. Buyurun bunuda inkar edin bakalım....

hernonnes 25-06-2005 02:11

Alıntı:

baybars´isimli üyeden Alıntı
"Biraz Araştırmacı ol,BEN Televizyonda ve filmlerde İzledim,Dünyanın 4 bir yanında Allah'ın var olduğuna Koskaca Bilim Adamları Şahitlik Yapıyor ,Bir Molekül'ün Bile Kendiliğinden Olmasının İmkansız Olduğunu Söylüyorlar,Ve bu Kainatın Bir Yaratıcısı Olduğuna Şahitlik Yapıyorlar ve Bununda Allah Olduğunu Söylüyorlar,Biraz Sabır edersen Ben Bu Filmleri Bulup Sana Sunacağım Saygıyla kalın."

Olmadığını bildiğim şeyleri araştırmam. Ayrıca senin bu paragrafta dediklerinin tam tersini söyleyen, seninbahsettiklerinden daha fazla sayıda bilim adamı var. Neyse bunu boşver de... Önceki mesaja cevap ver...

Ewet İşte Yeryüzündeki Ahenk Kim Allah Gibi Güzel Düzen Koyabilir?

http://www.harunyahya.org/download/d...d.php?id=22162

Ewrendeki Ahenk.

http://api.fmanager.net/api_v1/xmlap...=file,id=21344

Firavunun Denizde Boğulması.

http://www.harunyahya.org/KITAP/kavimler/helak7.html


KAİNATTAKİ KUSURSUZ TASARIM TESADÜF DEĞİL.

http://api.fmanager.net/api_v1/xmlap...=file,id=19423

Firavunun Denizde Boğulmasının Delilleri

http://www.harunyahya.com/m_video_de...hp?api_id=1168


Belki Hepsi Bilgisayarına İndirmek Uzun Olabilir Ama Zaten Birisi Film değil diğrenin Hepsi Filim Buyur deliller.

isteson 25-06-2005 02:55

Eline sağlık kardeşim bakalım bunlara ne yalanlar uydyracaklar dinsizler sahipsizler

Ammar 25-06-2005 03:20

sevgili Müslüman din kardeşlerim

Allahu teale bir Çok Ayette Onların Kalpler Mühürlenmiştir ve Onlar artık Göremezler Diye bizleri uyarmaktadır.

Aynı zamanda Allah resulünede Kıyamet Ne Zaman Kopacak Denilidğinde Kıyamete İaşetler verilmiştir. Bunlardan biride : "Rahmanın Varlığı Açık Açık İnkar Edilmedikçe Kıyamet Kopmaz" Hadisidir.

İngiltere ve Müzede hala Mevcut Bulunan firaun Cesedi Kur-an'da Anlatılanlar ile % 100 doğrudur ve Aynı şekilldedir

günümüz Dünyasında bilim Adamlarıda Suda Bulunduğunu Açık Açık Onaylamıştır.

şte buradak ayetler ve hadislerin görmeyen arkadaşlarımızı brebr doğrulamaktadır onun için bunlara ne derseniz diyin bunlar göremedkleri için zaten anlatmayada pek gerek yok

25-06-2005 09:24

Alıntı:

Ammar´isimli üyeden Alıntı
Allahu teale bir Çok Ayette Onların Kalpler Mühürlenmiştir ve Onlar artık Göremezler Diye bizleri uyarmaktadır.

Ammar bence önce iyice araştır ve düşün, farklı açılardan da bakmaya çalış, sonra karar ver derim.

Yukarıda yazdığın ayet, allahdan değil Muhammedden çıkmıştır. İslamın ilk yıllarında, müslümanlığa geçmemekte ısrar edenlere karşı Muhammed zor durumda kalmıştır. Bilhassa özamcası ve ona bir nevi babalık eden Ebutalibin bir türlü müslüman olmaması -ki ölene dek müslüman olmamıştır- Muhammedi çevresinde zor durumda bırakmıştır. Çevresindekiler demiştir ki: "Nasıl peygambersin ki sen özamcanı bile bir türlü müslüman yapamıyorsun" Bu gibi sorularla sıkıştırılan Muhammed, işin içinden çıkmak için Kuran'a "Onların kalbleri mühürlenmiştir" ayetini sokmuştur. Bu şekilde, bakın sorun benden kaynaklanmıyor, allah onların kalblerini mühürlediği için onlar müslüman olamıyor, demek istemiştir.

melih 25-06-2005 12:17

Mısırda krallar, krallar vadisinde mumyalanarak gömülür ramses gibi bir adamın cebelitarık boğazında işi ne
Mısır'da kral öldüğü zaman mumyalanır tahtadan lahite gömülür gömülmeden önce içine de değerli eşyalar konulur ve o şekilde gömülür bunun yapılmasının sebebi mısırlılar reelkarnasyona inanırlar yani yeniden dirileceklerine inanırlar değerli eşyaları da yeni yaşamında efendiliğini devam ettirmek için lahitine koyarlar malum efendi olmak için zengin olmak gerekiyor bir de yeni yaşamında efendi ya diyelim ki canı light kola istedi kim ayağına getirecek tabii ki köleleri getirecek.Mısırda kölelerde acımasızca katledilip mumyalanıyor taştan lahite yerleştiriliyor yanına yeni yaşamında kullanacağı değersiz eşyaları da koyuyorlar taştan lahitinde üç çömlek vardır birinde elbiseleri birinde değersiz kap kacak diğerinde de bira vardır,mumyaladıktan sonra da onu secde pozizyonunda gömerler neden dersen secde etmek sadece islamiyette yoktur mısırda da efendilerin önünde eğilip secde edilirdi neyse yeni yaşamında uyandığı zaman tekrar secde pozizyonunda uyanacak ve aynı pozizyonda ilk gördüğü kişi de efendisi olacak yanı ramsesi görecek ve o zaman köle olduğunu anlayacak ve yeni yaşamında da efendisine hizmet edecek
British müzesinde ki o mumyayı iyi incelediğin zaman olayı anlarsın.

1)Efendiler tahtadan lahite gömülür o lahit taştan lahit
2) Efendiler gömülürken yanına değerli eşyalar konulur o lahitin yanında hiç değerli eşya yok yukarıda açıkladığım gibi üç çömlek var
3)Krallar kutsal olan krallar vadisinde gömülür o mumya cebelitarık gibi kutsal olmayan yerde bulunmuştur.

sana tavsiyem git Discoverychanel'ı izle anlarsın biz işte herşeye böyle tarafsız bilimsel bir bakış açısıyla olayı ele alırız bu anlattıklarım mısır tarihini incelersen gayet mantıklı sen sadece cahilleri kandırırsın
unutma Bertrand Russel'ın bir sözü vardır "aptallar kendilerinden son derece emin olarak yaşarlar,akıllılar ise şüphe duyarak yaşarlar" senin aptalları kandırman boş iştir çünkü onlar zaten aptal bye bye

baybars 25-06-2005 13:44

Dediğin linke firavunun denizde boğulduğuna dair bilimadamlarınca ispatlanmış delil yok...

Varsa aynen buraya alıntı yap...

Hala bekliyorum anlayacağın...

melih 25-06-2005 14:54

islamiyette köpek aşkı
 
konu firavunlardan açılmışken muhammed hadislerde kara köpekleri lanetler durur köpeklerin kadınlar gibi namazı bozduğunu köpeklerin bastığı yerde namazın kılınamayacağı köpekleri mundar hayvanlardır v.s.
adamlara soruyorum neden köpeklerin bastığı yerde namaz kılmıyorsunuz
cevap ise köpek pis yerlerde dolaşıyor çöplüklerin oda yemek yiyor falan ben de diyorum ki kedillerin bastığı yerde niye namaz kılıyorsunuz onlar bırak çöpün kenarında yemek yemeyi çöpün içine girip yemek yiyorlar dediğimde her zaman ki gibi susuyorlar.Ben her zaman şunu bilirim bir yerde birşey varsa onun mutlaka kökü vardır bu köpek düşmanlığının sebebinin kökü de firavunlardan geliyor.Firavunlarda köpek kutsal bir hayvandır.Krallar gömüldüğü zaman gömüldüğü yerin kapısına 2 tane dik başlı kara köpek heykeli dikerler,bunun sebebi reelkarnasyon sürecine kadar kralın ruhunu bu iki kara köpek kötü ruhlardan koroukorur yani bu iki kara köpek kralın ruhunun bekçisidir.Köpek düşmanlığı ilk yahudilerden gelmiştir doğal olarak da müslümanlar yahudilerin amca çocuğu olmasıyla birlikte müslümanlarda da köpek düşmanlığını benimsemiştir.bye bye

kayser 26-06-2005 00:50

Helal olsun Mücahit Mısır medeniyeti hakkında bizi bilgilendirdin.Sen olmasan dünyadaki en büyük uygarlığı kurmuş arkeolojik olarak en çok eser bırakmış bu medeniyeti tanıyamayacaktık.
Yalnız bir sorum olacak Mısırlılar için inkarcı demişsin neyi inkar etmişler.
Onlara gönderilen bir tebliğ yok ki.Tarihsel kayıtlarda zaten olamaz da
sizin inandığınız kitaplar da öyle birşeyden söz etmiyor.Kuran ve tevratta
musa'dan öncesinde bahsedilen hiçbir peygamber mısırlılara gönderilme-
miştir.Musa da başka hiçbir kavme değil yalnızca yahudilere tebliğ etmiştir
Tevratta ve sonrasında kuranda anlatılan musa'yla firavunun anlaşmaz-
lığı inanç yüzünden değil yahudilerin mısırdan çıkışı yüzünden olmuştur.

bumink 26-06-2005 20:16

Bazı arkadaşlar bir atomu bile insanların yapamayacağını söylüyorlar.Halbuki laboratuvar ortamında aminoasit ve onlardan prıtein elde edilebiliyor.Yani yaşamın başlangıcını

baybars 26-06-2005 20:51

İnsanların atomu yapması derken ne demek isteniyor onu da anlamadım ya... yoksa insanlar atom da yapabilir, radoaktiviteden vs. yaralanılarak bilmemne atomu bilmemne atomuna çevirilebilir, sanırım nötron proton ve elektronu da aynı ortama sokup atom yaratılması mümkün.

hernonnes 27-06-2005 01:24

Alıntı:

baybars´isimli üyeden Alıntı
Dediğin linke firavunun denizde boğulduğuna dair bilimadamlarınca ispatlanmış delil yok...

Varsa aynen buraya alıntı yap...

Hala bekliyorum anlayacağın...

Seninle Uğraşamam Ben Gözümle Gördüm Bilim Adamlarıda Delil Bulmuşlardı Herhalde Yanlış Linki Yanlış Kopyalamışım Neyse Senin İçin Gidip Birdaha Araştırmayacağım Değmezsin Çünkü İster İnan İster İnanma banane Ölünce görürüz Artık neyin ne olduğunu byes

baybars 27-06-2005 10:13

Alıntı:

hernonnes´isimli üyeden Alıntı
Alıntı:

baybars´isimli üyeden Alıntı
Dediğin linke firavunun denizde boğulduğuna dair bilimadamlarınca ispatlanmış delil yok...

Varsa aynen buraya alıntı yap...

Hala bekliyorum anlayacağın...

Seninle Uğraşamam Ben Gözümle Gördüm Bilim Adamlarıda Delil Bulmuşlardı Herhalde Yanlış Linki Yanlış Kopyalamışım Neyse Senin İçin Gidip Birdaha Araştırmayacağım Değmezsin Çünkü İster İnan İster İnanma banane Ölünce görürüz Artık neyin ne olduğunu byes

Yaaaa.... Yaaaa... Kıçınızdan sallıyorsunuz sonra göt oluyorsunuz...

07-09-2005 15:04

FİRAVUN'UN CESEDİNİN KORUNMASI
 
İlerleyen bölümlerde daha detaylı değineceğimiz gibi, Firavun kendini ilah olarak kabul etmekte ve Hz. Musa'nın Allah'a iman etmesi için yaptığı davetlere karşı iftira ve tehditle karşılık vermektedir. Firavun bu kibirli tavrını ancak, ölüm tehlikesi ile karşılaşıp suların altında kalacağını anlayana dek sürdürmüştür. Kuran'da Firavun'un, Allah'ın azabıyla karşılaştığında, hemen imana yöneldiği şu ayetle bildirilir:
Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (Yunus Suresi, 90)


Ancak Allah Firavun'un böyle bir anda iman etmesini kabul etmemiştir. Allah Firavun'un bu samimiyetsiz tavrını Kuran'da şu ayetlerle bildirir:

Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 91-92)

Bu ayetlerde Firavun'a ait cesedin gelecek nesillere ibret olacağının bildirilmesi, cesedin "bozulmamış" olacağına bir işaret olarak kabul edilebilir. Kuran'da 1400 sene evvelden haber verildiği gibi, halen tarihsel bir belge olarak bulunan bir ceset Kahire'deki Mısır Müzesi'nin Kraliyet Mumyaları Odasında sergilenmektedir. Büyük bir ihtimalle, sular üstüne kapanıp boğulduktan sonra, Firavun'un cesedi kıyıya vurmuş ve Mısırlılar tarafından bulunarak önceden yapılmış olan mezarına götürülmüştür.189



189. http://www.angelfire.com/az/miracles/Archaeology.html

Russell 08-09-2005 00:19

Cesedin mısırdaki mumyalama geleneğinden dolayı bozulmayacağını,Mısır'ı birazcık bilen bir çocuk bile söyleyebilir.

Burda varsayımdan başka bir şey yok...

Firavun'un cesedinin kıyıya vurduğu ve mısırlılar tarafından bulunarak mezarına götürüldüğü varsayılmış hepsi bu.

Russell 22-11-2005 03:32

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=122648

22-11-2005 11:38

Bu haberi keşfetmen harika oldu Russell. İğneli haber olacak kadar önemli bence.

02-01-2006 12:54

Firavunun Bulunan Cesedi Mucizesi Fos Çıktı
 
Geçtiğimiz yıllarda İslamcı bazı kesimler Kuran'da mucize bulma gayretleri içinde Yunus Suresindeki 90-92. ayetlerdeki "tanrının" firavunun cesedini saklayıp, ileride ibret olsun diye göstereceği ibaresinden yola çıkarak, Mısır'da bulunan bir köylünün mumyasının secde pozisyonunda olmasını çarpıtarak "İşte!" diyorlardı. "Musayı kovalarken kızıldenizde boğulan ama hemen evvelinde allaha secde eden firavunun resmi!":

http://www.islamiyetgercekleri.org/firavunmumya.jpg

Bu iddia uzun zaman yerinde araştırılmadı. Sonunda Yeni şafak gazetesinin bir muhabiri Londradaki Birtish Museum'u gezmeye karar verdi. Mısır bölümü yetkilisi Derek Welsby'e de görüşlerini sordu:

Arkeolog Derek A. Welsby (British Museum Eski Mısır Eserleri Bölümü Yetkilisi):
'Firavun olduğuna dair hiçbir kanıt yok'
Dünyadaki diğer bütün büyük müzelerde olduğu gibi, uluslararası üne sahip British Museum'da da her eser o alanda uzmanlaşmış küratörlere (sergi düzenleyicisi) zimmetlenmiş durumda. Saygın İngiliz arkeologlarından Derek A. Welsby de müze envanterinde EA 32751 kod numarasıyla kayıtlı bulunan bu mumyanın "bilimsel ve idarî hâmisi" konumundaki kişi…

Bu tartışmalı buluntuya ilişkin olarak Welsby'den aşağıdaki bilgileri aldım:

"Bana son derece ilginç bir başvuruyla geldiniz. Sizi ve değerli okurlarınızı doyurucu bir biçimde aydınlatmak için elimden geleni yapacağım. Sözünü ettiğiniz 'firavun' iddiasını daha önce de bir kez duymuştum. Ama, bilimsel açıdan ciddiye alınacak bir husus olmadığı için pek de üzerinde durmadım.

Bu ceset, bizim 'doğal mumya' dediğimiz türden bir arkeolojik buluntudur. Yani, bozulmaması için eski Mısırlı uzmanlar tarafından derisine ve deri altı bölümlerine herhangi bir kimyasal madde sürülmemiştir. Bütün iç organları -kurumakla birlikte- yerli yerindedir. Ancak bu durum onun bir 'mucize' olduğunu kanıtlamaz. Çünkü, gerek bizim müzemizde, gerekse dünyanın diğer pekçok müzesinde bunun gibi daha yüzlerce 'doğal mumya' mevcuttur. Doğal mumyalar, iklim koşullarının uygun olduğu her bölgede kolayca oluşabilirler. Yeni ölmüş biri kuru çöl kumlarında açılan bir mezara uzatılır ve üzeri zaman yitirilmeksizin yine aynı kuru kum ya da toprakla sıkı sıkıya kapatılır. Böylelikle vücuttaki sıvılar yüksek sıcaklıkta kısa süre içinde buharlaşır ve ceset bir tür fosile dönüşür. Benzer görünümlü doğal mumyalara Mısır'ın daha birçok çöllük bölgesinde ve Peru'nun Nazca ovasında da rastlayabilirsiniz.

Elimdeki resmî kayıtlara göre, Geç Hanedan Öncesi Dönem'e ait olan (M.Ö. 3500-3250 arası) bu ceset, Yukarı Mısır'daki Cebeleyn kasabasında yapılan resmî bir kazıda bulunmuştur. Öncelikle, kazı mahallinin Kızıldeniz'e olan aşırı uzaklığı -ki bu mesafe ortalama 300 km.'dir- bana aktardığınız iddiayı coğrafî açıdan geçersiz kılıyor.

Öte yandan, aynı kazı sırasında, mezarda cesedin ayrıcalıklı kimliğini ele verecek hiçbir özel takı, giyisi ya da işarete de rastlanmamış. Eski Mısırlılar sevdiklerini gündelik hayatta kullandıkları eşyalarla gömmeyi âdet edinmişlerdi. Altından yapılma gündelik eşya ve mücevherat, bu kültürde bütün asillerin mezarlarında mutlak surette karşılaşacağınız çok önemli sınıfsal göstergelerdir. Bizdeki mumyanın çevresinde gördüğünüz kap-kacak, onun bulunduğu mezardan çıkan orijinal eşyalarıdır. Bunlar ise gayet sıradan, o çağda avamın kullandığı türden toprak malzemelerdir. Eğer ki bu kişi kutsal metinlerde sözü edilen 'lanetlenmiş firavun' ise o halde içi ve çevresi başka insanlarca düzenlenip süslenmiş olan nizamî bir mezarda bulunmasının hiçbir mantığı yok; gelişigüzel bir biçimde bulunması daha akla ve mantığa yatkın olurdu.

Sözkonusu iddia, cesedin kimliği konusunda daha başka tutarsızlıklar da içeriyor. Bu kişinin 2. Ramses olduğunu ileri sürmek, tarihsel gerçeklerle tam anlamıyla alay etmek demek. Çünkü, Ramses 2'nin mumyalanmış bedeni Mısır'ın Krallar Vadisi'ndeki özel mezarından zaten yıllar önce bilim adamları eliyle çıkarılmıştı ve şu anda da Kahire Müzesi'nde koruma altında bulunuyor.

Bütün bu gerekçelerin ışığında, gerçekliğini araştırdığınız iddianın hiçbir tarihî ya da bilimsel geçerliliği ve tutarlılığı bulunmadığını bilmenizi isterim. Böyle bir iddiayı destekleyecek en küçük bir bulguya sahip olsaydık, bu mumyayı müzemiz galerilerinde şu anki konumunda değil zaten, çok daha farklı ve görkemli koşullarda sergilerdik."


Bu güzel haberi Russell arkadaşımız bulmuştu. Detaylı bilgi şu sayfada: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=122648

serdarevr 02-01-2006 23:44

ulan her domalan bişeye , aha secde ediyor diyolar ya kopuyorum, yani o gerçekten firavun da olabilir ama kim uyduruyor secde ediyor diye, adamı ölürken domaltmışlar koymuşlar mezara işte

ensareo 03-01-2006 01:40

İlginç bir ölüm şekli...Bu vaziyette ölüm nasıl olabilir..İyi incelemek lazım..Firavunun cesedimi değil mi?aslında başka bir forumda bunu tartışmıştık..dna analizi yapılamazmı mesela başka firavunlar var herhalde dna analizleri uyacaktır.Böyle yöntemle adamın hangi ırktan olabileceğini bile bulabiliyorlar..Bunun firavun cesedi olduğuna inananda inanmayanda aynıdır...En kesin çözüm dna analizidir.neden yapmazlar ki..böyle bir iddia var incelermisiniz diye,hiç başvurulmamış mı?

exclusive 03-01-2006 01:54

hocam o haldeki bir mumyaya dna analizi yapılabileceğini sanmıyorum. zaten bu bir karşılaştırma analizidir. iki veya daha fazla örneğe bakılıp arada akrabalık var mı yok mu o tespit edilir. tek cesetten aldığın dna örneğiyle bir analiz yapman mümkün değil.

Bence müzenin mısır eserleri uzmanı Arkeolog Welsby'nin açıklaması gayet akla yatkın ve kafi...

Arafat 03-01-2006 01:57

hahaha. bu ne ya. bunlarlamı uğraşıyosunuz artık. neden bu kadar korkuyosunuz arkadaşım. kuranın bir mucizezi saha çıkacak diye çok korkuyosunuz. bırakın mumya neredeyse nerede. bunları gösterek ne bir ispat nede bir red yapabilirsiniz. bunlarla uğraşmayın cem bey. bunalrla kimseyi ikna edemessiniz. noldu şimdi. ben bu yazıyı görünce islamiyeti red edicek bir kanıtmı buldum. hahahha

ensareo 03-01-2006 01:57

Bir belgeselde seyretmiştim,asyadan avrupya yerleşim hikayesini anlatıyordu..Orada bu tekniği kullanmışlar...herhalde bu cesedden daha eski olsa gerek..Dna incelemesi geçerli bir incelemedir..

Firavunun cesedi değilmiş..İyi tamam müslümanlığı bırakalım..Hani müslümanların inanış nedenlerinden en büyük nedeni Firavun'un Cesedi... Kainatı,ve onun içindeki sanat eserlerini görmezden geldik..

Değilse,bulunacaktır..''Ayet olarak onu bıraktık'',diyorsa öyledir..Kur'an bu Allah'ın kitabı..Gelecektede geçmiştede onu dost edineni yanıltmaz..Başak dostların sebi yanıltır,turan dursunda yanıltır ama Allah(c.c) yanıltmaz.. Müslüman olun,kurtulun..Yoksa İlhan arsellerin,turan dursunların izciliğinde onların izinin bittiği yere yuvarlanacaksınız..


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:49 .