![]() |
Sufizm
saygıdeğer forum dostları;
Amacım bu başlık altında sufizm denilen (ki ben buna islam sufizmi diyeceğim)acayip akımı ele alacak ve ardından bu insanların sözde bilim ile islam dininin küflenmiş doğmalarını kaynaştırma adına ne gibi gerçek dışı spekulasyonlara başvurdugunu açıkça göstermeye çalışacağım... her şeyden sufizm kimilerinin söylediği şekliyle tasavvuf ile uzaktan yakından alakası olmayan,islam ile bilimsel bazı verileri kaynaştırma adına yapılan bir girişimdir..Bu akımın eski temsilcileri ve gelenekleri olmamakla birlikte,dini kurtarma amacıyla girişilmiştir..Başlıkta "hallac-i mansur" "yunus emre" "pir sultan abdal" ve "mevlana" gibi tasavvufcuları incelemeyeceğimi de belirtmek isterim.. Daha detaylı bilgiler için aşşağıda ki linki öneriyorum: http://sufizmveinsan.com/ ****şimdi başlayalim; ayette… “Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun; Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkâr ediyorsunuz?.. Halbuki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti… Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.” “Esma mertebesinin” ya da başka tabirle RUH’un tek kare resmin hayat kaynağı olmasına işaret eder, yani algılanmaz halde iken yani İLİM olarak mevcutken ya da ayan-ı sabite vücud kokusu almamış iken, ya da salt enerji dahi kozmik bilinçte imaj olarak mevcutken açığa çıkamamışken, sizi diriltti yani TEK kere resmi-bilgiyi oluşturan tüm algılama mekanizmaları her biri kendine özgü bir algılama ile KULLUK dedikleri etki-tepki modeline geçti…. Bu etki–tepki, neden-sonuç ilişkisi, yaptığının karşılığını alma vb… anlatımlar ise aslında hiç varolmadı sadece algılayıştan kaynaklandı. Oysa tek kare resim her an imajındaki halinde İşte “tüm algılamaların hayal olduğunu ALGILAYABİLİR” hale gelmenin ve bunun sonucu algılanan-algılayan iklisinin hükmünden kurtulan, “0-1 ikili” sistemin hayâl olduğunu yaşayan akl-ı küllü ve dahi nefs-i küllü ’sidrehi münteha’ mecazıyla terkeden, herşeyi imajında ilmi suret olarak bulan gerçek “HAYY” olandır. http://sufizmveinsan.com/arastirma/e...ulumimari.html diyerekten yazısını sonlandıran ve bu yazısına karşılık bir nobel beklentisi içerisinde olduğunu sezdiğim sufistimize karşı ise ne diyeceğimi bilemiyorum.. ****Başka bir örnek: Mistik alan, varlığın yaratılışını Zatın, sıfatlarıyla meydana getirdiği Esmasının (Salt Data olan 99 isminin) “nokta” dan belli terkipler halinde Bir Bütün Olarak açığa çıkartmasıyla oluştuğunu söyler. Yani Efal (çokluk) boyutu. Ya da başka bir deyişle, “Kürsü” adı altındaki “Ruh Adlı Melek”. Bizim “nokta” ya ait bu çokluk boyutu içindeki algılanan veya algılanamayan tüm sonsuz boyutlarıyla enerji- madde boyut ve varlıkları, bu Ruh Adlı Melek tarafından meydana getirilmiştir. Zaten enerji ve madde boyutunun,”nokta” dan (Salt Datadan) varlığını alan enerji-bilgi boyutunun projeksiyonu sonucu oluştuğuna da bir önceki yazımızda değinmiştik. Sonsuz “nokta” ların bulunduğu platformdaki bu “nokta” lar ise, yan yana bir arada “nokta” lar denizi şeklinde de bulunmazlar. Tüm “nokta” lar yani, Salt Datalar (Esma), aynı Tek “Nokta” nın sonsuz sayıdaki özelliklerine işaret etmektedir. Bu yüzden Ruh Adlı Melek, bu “Nokta”nın, “nokta” lar adı altındaki projeksiyonudur, tüm Kürsülere hakim olarak. Bu “nokta” tadaki, Datadaki Esmadan yaratıldığımız için de diğer “nokta” projeksiyonlarını ya da her biri bir “an” lık (ki, bu “an” da, kendi içinde sonsuz “an” ları içerir) bambaşka dalgalanmaya karşılık gelen enerji- data boyutlarını algılayamaz, anlayamayız. Bu arada tanrı'nın 99 datası olduğunu da öğrenmiş bulunuyoruz ... onca bilimsel içerikle karşılaşan okuyucu akabinde şöyle bir yazıyla yüzyüze geliyor.. “Allah’ın Zatını tefekkür etmeyin, yarattıklarını düşünün, yoksa günaha girersiniz” :eek: http://sufizmveinsan.com/fizik/dinbilim10.html Bu yazıları okurken adeta tüylerimin diken diken olduğunu kanımın donduğunu hissettim.Bu tip sitelerde bilinçsiz halkın dini konulara olan zaafı gözönüne alınarak bir alet haline getirilen "din",bir çeşit pseudo bilim ile kaynaştırılmaya çalışılıyor... Yeterli tepki verilmediği ve fazla dikkate alınmadiklari sürece ilerleyen yıllarda din belasının günümüzde ki hali olan cemaat ve tarikat biçminden bu tip sufizm dogmalarına bürünerek ayakta kalmağa çalışacağından şüpheleniyorum..Çizgi-film tadında ki bu fantastik dogmalarla sıradan halk yine değişik bir inan zincirinin içerisine sürüklenmeye çalışılmakta.. |
Meseleye özü itibari ile yaklaşmakda fayda görüyorum çünkü sufizm; kendi içinde yarattığı tarikatlaerin kurumsallaştırdığı dinin ötesinde bir yaşam tarzıdır ve bu şekilde hasıl olmuştur. İslamiyet içerisinde Allaha varmanın ezoterik yollarından biridir.
Evren ile Tanrıyı bir bütün, tek vücud halinde yorumlayan bu anlayış geleneklsel islama alternatif olarak üretilmiş olsa da kaynakları çok daha eskiye dayanır. Çünkü ezoterizm çok çok eskilerden beri hakim bir tarik. Gerçeklik; görünen ardındaki metafizik öğelerde saklıdır. Çünkü her görünenin ardında varlığı tek olanın yansımaları mevcuttur. Hiçbirşey onun özü dışında hayat bulmamaştır. Gizemci ezoterik toplumların hemen hepsinde bu anlayış hakimdir. Sufizm de bunlardan birisi. Ezoterizmi anlayabilmek için panteizmi kavrayabilmek şarttır. Çünkü hepsine kaynaklık eden her şeyde tanrısal yansımaların hakim oldugu bu anlayış tüm gizemlşeri besleyen asıl kaynaktır. Yahudi kabalalıgı yada islamdaki vahdet-i vucud kavramlarıda bu temel esasların cercevelerinde şekillenmişlerdir. Sufizm ezoterik bir yöntem ise o zaman bu yöntemi benimseyen toplulukların en önemli esasları olan sezgicilikten söz etmek gerekir. Bu toplumlar mistik,okult, ruhsal öğretilerle ilginirken kendi öğretileri olan din, sanat, yada kültürel anlamdaki bilgilerinide bir bütün halinde sentezlerler. Ve en önemli metodları akıl ve deney yoluyla edinilebilinen bilgilerin ötesine geçip ardındaki gerçeği içe doğuş yani sezgilerle yakalayabilmektir. Bu yöntem kendi içerisinde sufizm yada diğer ezoterik toplulukların gizemci öğretilerinide peyda eder. Sufizm de amaç kişiyi hakikate denilen mertebeye ulaştırmaktır. Hakikate ulaşabilmek içinde bazı merhalelerden geçmek gerekir işte bu merhalelerde birey hakikatlerin keşfinden önce kendi benliğini keşfetmeye yönldirilir. Çünkü kendi benliği keşfedilmeden asl olanın vucuduna varılamaz. Anadoluda ki sufi tarikatlerni düşünelim mesela ki hepsi de ezoterik tariklerdendirler. Alevilik yada Bektaşilik, Mevlevilik veya daha bir çok kurumsallaşmış sufi kökenli yaşam tarzları hepsinde gizemcilik ve merhalelerle tanrıya ulaşma yöntemleri kullanılır. Kırk kapı, kırk günlük çile vb merhalalerin amacı nefsani arzulardan temizlenen insanları hakikate ulaştırmaktır. Hakikat ise elbette evrenle bir bütün olan Tanrıdan başka bir şey değildir. Ve insan bu yolda kendini hiçleyip onun zatında yok olmaya yönelir artık bir benden içre farklı bir ben yok, hersey onun zatında vucuda gelmiş olur. Sufizm yada diğer ezoterik dinsel yolların sualleri nettir.Tanrı,evren, insan, ruh, varoluş gibi metafiziksel öğeleride içinde bulunduran kavramları inceleyip bu kavramların insan üzerindeki etkilerini, yarar ve zararlarını ölçüp biçerler. Varılan bilgi her daim O’na açılır ve böylece bilginin dejenere olmaması yada geleneksel anlayışların çıkarları altında ezilememleri için gizemci metodları benimsemeişlerdir. Sufizmin doğuşuda aslında kokuşmaya başlayan asl olan manaların kökten yıkılıp kaybolamamsı adına benimsenen önemli yöntemlerden biridir. Bugünkü dandik iki üç tane kendini sufi sayan tiplerin açıklamalarını çok da dikkate almıyorum. Çünkü bu işin kaynagı bellidir. Ezoterik dinler ortada varolana bir karşı koyuştur aslında bir bakıma geleneksel inanşlara karşı, tefekküre değer veren ancak kendi içinde yine çıkmazları olan devrimsel nitelikde felsefi kavramlardır. İnsan-i kamil olma anlayışla kuşatılmış bu görüşler zaman içerisinde kurumsallaştılmış olsalarda ben hala bu sufilik yada diğer ezoterik tariklerin geleneksel anlayışlardan daha iyi düşünce yolları olduguna inanmaktayım. En azından elde edilecek olan bilgiye ulaşmanın meşakati değerlidir. Netice kişinin içselleştirebildikleri ile ölçülecek olsada bugün sürekli şikayet ettiğmiz dinini bilmeden iman eden anlayışlara fark atmış durumdadır. Çünkü ezoterik dinler felsefi kökenlidirler. Sorulan sorular gerçekten insanı yoklugun ortasına koydugu gibi varlıgında ortasına taşır. Bu anlayışları inaqnçlı iken çok takip ettim ve bugünkü yaşam tarzımı beliryen inançlarımda en önemli pratikleri ben bu ezoterik dinlerin düşünsel mekanizmaları sayesinde pratiğe aktarabildim. |
http://ahmedbaki.com/turkce/yeniyazilar/yenileyici.htm
Yine burada sufistin din, Allah,Muhammed'le başladığı yazısı LINUX la sonlanıyor..artık ben burada bunlar kim?akılllı mıdır?deli midir?karıştırmaya başlıyorum..Bu kadarına da pes doğrusu.. Zira bu hususta öylesine çok geniş kompozisyonlar söz konusudur ki, bilgisayarlarla bile işin içinden çıkmak mümkün değildir. Gazalî Hazretlerinin "İhyâ-u Ulûmi'd Dîn" adlı eserinde, Ashabın âlimlerinden olarak bilinen İbni Abbas (radiyallâhu anh)'ın şöyle dediği yazılıdır: "O Allah ki yedi semâ yaratmış, arz’dan da onların bir mislini; ARALARINDAN emir inip duruyor!.. (Talâk 12) âyet-i celîlesinin tefsirini yapacak olsam, beni taşa tutardınız. Bir başka nakilde de: Beni tekfir ederdiniz!.." http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/insan/ Gericiliğin en okkalısını dayatmış,alemler üstü yobaz Gazali hazretlerini öven bu makale,sufizmin ardında ne yattığı gerçeğini gözler önüne sermekte..İlim bilim işin kılıfından ibaret.. Bu kişiler sanırım birazda akli olarak geri oluyorlar; “ Bir kişi eşiyle cinsel ilişkiye girdiğinde, orgazm olduğu sırada varlıkların en üstününü hayal etsin. O zaman doğacak çocuk, o kişinin bütün özelliklerini değilse de önemli bir kısmını üzerinde taşır” http://www.sufizmveinsan.com/fizik/dinbilim1.html Bu takım sufistler ,çoğu müslümanlarda var olan içgüdüsel bastırımın bir dışavurumu olan tatminsizlik ile kendilerini belli etmektedirler...Bu doyumsuzluğun nedeni ise islamın kısıtlayıcılığı ve müslümanlar üstündeki katı kuralcılığıdır.Hayattan beklediğini elde edemediği için egosal eziklik içinde olan bu tip müslümanlar,kendilerini tatmin için "sufizm" veya adnan hoca akımı gibi yollara baişvurarak kendilerini tatmin etmeye ve dikkat çekmeye çalışmaktadırlar...Bir işin kararını özgürce alamayıp ''dinen caiz mi?''gibi saplantılarla yaşamakta ve bunlarda bir takım psikolojik sorunlara yol açmaktadır..Tüm müslümanlar dinin afyon etkisinden kendilerini kurtarıncaya kadar hiç bir şekilde kurtuluşa eremeyeceklerdir.. |
Sevgili Preach ;
Alıntıladıgın iddalar çok hoş gercekten :) Orgazm sırasında bile allahı tefekkür etmek muthiş bir halet-i ruhiye olsa gerek ;) Yaşayana sormak lazım tabi kesinlikle küçümsemiyorum. İnanmak çoğu inanırca aşk ile tabir edilirse bu olacagıda budur işte. Millet bedensel daha dogrusu hayvanlarla aynı olan cinsellik dürtülerine bile allah ı karıştırırlar. Harbi deli bunlar hiç sorgulama... Ama yine dem vurmamız gerekn kısım net aslında. Dinler kurumsallaşmaya mahkum mekanizmalar ve işlevselliklerinide ancak bu yöntem ile idame ettirebiliyorlar. Bu nedenlede geleneksel inanışlara karşı koymak ve daha özgün düşüncelerle Tanrıya vasıl olmak için ortaya atılan ezoterik inanclarda ne yazık ki kurumsallaşmanın ezikliğine kurban gittiler. Oysa düşüncesel olarak yaklaşınca bu sistemlerin özü olan ve vahdetin temsili olan Tanrıya sevgi ile ulaşmak hiç de kötü bir yol değil. Ama kötü olmanın ötesinde yaşamın gerçekliği olan güç kavramı her an çok daha dominant. Bu nedenlede şimdi ekledigin bu yazıların insanları sömürüp talan etmesi çok da şaşkınlık yaratacak bişey değil. Çünkü beslendiği kanyak aynı sömürü idame ettiren en büyük gerceklik yani dinin ta kendisi... Son cümlen anlamlı... Tüm müslümanlar dinin afyon etkisinden sıyrılabilecek tekamüle erişseler zaten hiç sorun kalmayacak çünkü ortada kullanılacak bir ve kurumsallaştırılıp bizlere katliam olarak geri dönecek bir din olmayacak.Herkes inancını kişisel dünyalarında gönüllerince yaşayabilecek. İstedikleri ibadetlerini yapıp kimseye inanmadıkları için kötü muamelede bulunmayacaklar. -ecek, -acak ... bu varsayımlar için biçilen tarihi netleştirmek ve süreci hızlandırmak için kac mea ömrü gerek... |
Saygıdeğer mea,konuyu açarken ki ilk cümlelerimden neyi irdelelediğim açıkça anlaşılıyor sanmıştım..Başlığım eğer okunursa,İslam sufizmi diyerek müslümanların sufizmi ve dini birleştirerek yeni bir akım halinde hangi hain emellerini gerçekleştirmek istediklerini ortaya sermeye çalıştığım açıktır ve mevlana v.s. gibi tasavvufçuları işin içine katmadığımı farketmemek mümkün değildir..
Sevgiler |
Alıntı:
Sevgili mea,sitede sizin yazılarınıza ve fikirlerinize karşı ayrı bir ilgi ve alaka içerisindeyim..Yazılarınızı zevkle okumakta ve faydalanmaya çalışmaktayım.. Son olarak teşekkür ediyorum.. Sevgiler |
Sagol Preach ama dikkat et sen yinede, çok da aklı başında bilmezler beni burda :)
Kolay gele sana ;) |
sevgili preach,
forumlari son zamanlarda pek iyi takip edemiyorum. Senin yazini gorunce, hah dedim, gercekten simdiye kadar uzerine gidilmemis ve gidilmesi gereken bir konu. Duzenli takip edemedigim icin belki ben gormemisimdir, simdiye kadar Kuran'dan baska kaynak tanimayanlarla, selefilerle, dunya uzerindeki her inanci tanri inancindan yola cikip musluman sayanlarla tanistik, bunlar uzerinde tartistik ama sen gercekten degisik bir konu bulmus ve ustune gitmeye baslamissin. Yukarda verdigin linklere baktim da, buralarda bilimselligin kirintisi yok. Sadece bilimsel bir goruntu verilmeye calisilan isimler aranip bulunuyor. Yani isin aslinda soytariligi yapiliyor. Mesela esiyle cinsel iliskiye girerken tanrinin hayal edilmesi gerektigini soyleyen makalede hemen bir baska soruya geciliyor. Ektoplazma hakkinda guya birileri bilgi istemis. Medyumun trans halinde orasindan burasindan cikan bir madde imis. :) Bu madde neymis yahu dedim. Hani bilimsel bir sozcuk havasi var ya. Tabii arka arkaya ucmus siteler geldi. En guzeli eksi soylukte olympos diye birisi cok guzel kafa bulmus. Soyle demis: trans hali sırasında medyumların vücutlarından, genellikle bu oral, nazal, kulak,makatamorf, seyyal maddelere verilen tabirdir... daha sonra kimyasal analizinin alman bilim adamı ve psişik araştırmacı a. schrenck-notzing tarafından yapılmasıyla, önceleri seans odalarında fotoğrafları çekilmekle yetinilen ektoplazma, kuramsal bir madde olmaktan çıkmıştır... kimyasal formülü şöyledir: c120 h1134 n218 s5 o249 ayrıca bu kadar agır karbonumsu ve azotumsu,bir yapıyı bir insan nasıl olurda dötunden basından cıkartır onuda düşünmekteyim...zor iş olsa gerek...saygı duydum sımdık meydum memise... gibi organlarından çıkabilip havada yayılan, kimi zaman ise gözle görülebilen ve elle dokunulabilen, soylenecek birsey var mi daha? Verdigin sitelerde Ahmet Hulusi diye birinin adi geciyor. Bu vatandas da pek komik yazilari olan birisi. Pek alim, pek bilgili, pek de musluman. Ama hepsinin ortak yani insanlarin gordukleri gerceklikler ile inanclari arasinda yasamakta olduklari gerilimi kullanmaya calismak. Bu ucusa gecmis akimlar Mea'nin dedigi gibi cok ciddiye alinacak seyler degil. Ama ne yazik ki inanclari ile bilimsel gelismelerin ortaya koyduklari arasinda surekli gerilim yasayan ve bilimsel dunyadan uzak olan binlerce insana bir tur kurtulus yolu gibi gorunuyor. Calismani izlemeye devam edecegim. Gercekten guzel bir konuyu ele almissin. |
Çok teşekkür ediyorum sevgili sargon..Sizde arasıra katkılarsanız sevinirim..Hatta daha sonra diğer mezhep,tarikat ve inanışlarda ki abuklukları da ele alıp,müslümanlığın nasıl bir içerisinden çıkılamaz bataklık ve düzmeceler sinsilesi olduğunu gözlere sokabiliriz diye düşünüyorum..
saygılar |
İşte saygıdeğer forum dostları,bir sufistin objektifinden insanın yaradılışını dinleyin ve kopun..İşte o takdire şayan bulgulardan kısa bir alıntı;
Ayrıca Kuran'da da, İncil'de de "Allah insanı kendi sureti üzre halk etti!" şeklinde geçen bir söz vardır: Bu sözün anlamı, şekil olarak insanın (homo) zamansız ve mekânsız kadiri mutlak olan Allah’a benzediği anlamına gelemez… Konuyu saptırtmak istemiyorum. Aslı üzerine devam edelim. Yani insanın ortaya çıkması pek kolay olmamış, sayısız insansının (hominid) var olup yok olmasından sonra mümkün olmuştur. Onların da hayat kavgası, yaşamı ve kendilerine göre bir uygarlıkları vardı. İnsan (homo) takdir edersiniz ki bugünkü haliyle yaratılmamıştı. Milyonlarca yıl kendini geliştirecek mutasyonları bekleyip durdu. 400 gramlık şempanze beyninden 1600 gramlık beyne çıkması uzun süreyi aldı. Makrosefalin geninin astrolojik tesirler (meleki güçler) istikametinde mutasyon geçirmesiyle kafatası yapısının bugünkü hale geldiğini söylemek yerinde olur. Zira, kafatası genişliğine göre beynin büyüklüğü artmakta ve bundan sonradır ki beyni gelişmiş, insan(homo), insansı (hominid) yapıdan ayrılarak insan oluşmuş ve Adem Nebi adı altında Allah’ın halifesi durumuna gelmiştir. http://sufizmveinsan.com/cuma/insaninardindaki.html Görüldüğü üzere hallüsinasyonlardan kafasını kaldıramayan,ne gerçek ne doğru artık iyicene karıştırmış bir sufist arkadaşın derin tespitleri..Zavallı dindarlar bunları okuyup okuyup iyicene delirmezlerse ben de ne olayım ... |
Aşağıda sıradan bir müslüman kişi Ahmet hulusiye bir soru yöneltiyor..
“Müslümanlar Dünya üzerinde niçin geri kalmış toplumlar hâline gelmişlerdir İslâmiyet en mükemmel “DİN” anlayışı ise?” Çokça sorulan soru bu bana!.. Ve dahi şu soru gene aydınsı çevrelerden gelen bana: “Teklik anlayışı ve insanlık anlayışı en mükemmel şekilde Taoizm’de, Budizm’de ve hatta Yahudiliğin mistisizmi olan Kabala anlayışında mevcut... Müslümanlık ise kaba, şekilci, zorba ve savaşçı, sevgiden yoksun bir anlayış!.. İşte yaşananlar ortada!. Hâlâ sen bu savaşçı öğretiyi nasıl yüceltmeye çalışıyorsun?” Öncelikle... Yüce olanın yüceltilmesi söz konusu olmaz!. Bu fark edile... İslâm, yegâne “DİN” anlayışıdır ve fevkinde veya yanısıra başka bir anlayış da yoktur yeryüzünde!. O “DİN” anlayışını bize bildiren yeryüzüne gelmiş en muhteşem İnsan ve sonsuzluğun en muhteşem Ruhu olan Muhammed Mustafa aleyhisselâm da eşi ve benzeri olmayan bir Allah kulu, Rasûlü ve son Nebîsidir!. http://www.ahmedhulusi.org/yazi/taoizm.htm yanıt vermege kalkan sufistimiz Allahın nebisinden resulune,taoizminden budizmine,evirip cevirdi ve galaktik kıyamet ile noktaladı..bu arada sorduguna soracagına pişman olan ilgili müslüman büyük bir şok içerisinde .. |
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sufizm
Sufizm'in "talip"leri oldugu tarikatlar türkiyde bellidir, bunlar toplum icinde kendince konumu olan bugünün tabiri ile NGO sayilabilecek kisilige ve agirliga sahip kuruluslardir, sufizm'i amerika'dan "teblig" eden ahmet hulusi ve onun "B"sirri aciklamanin ve yorumlamanin hic ama hic kimseye faydasi olmaycaktir , cünkü hem temsil ettigi kitle itibari ile hemde konuya hakimiyet itibari ile yanlis bir secimdir..... nasilki BEN'im almanya'da yasayan "almancilar" icin temsil gücüm yok ise Ahmt Hulusi'nin de kendi yorumladiklarinin türk sufiler adina bir temsiliyet yoktur. Peki Ahmet Hulusi sacmalamismidir ? bu onu degerlendirirken, nerden bakip degerlendirdigmize bagli..... Madem bu din bireysel tercih olmali , ve hic kimse din adina bir yaptirim gücü olmamli, yani arzu edilen toplumsal düzen icindeki insanlarin konumu bu olmali , iste o zaman bir tane degil müslümanim diyenin sayisinca Ahmet Hulusilerin ve ondan cok bir birinden ciddi farkli düsünen ve dini yasayanlarin cikmamasi mümkün degil. nihayetinde vatikanvari tek bir tane ruhani lider yok islam adina tüm müslümanlarin tabi olmasi gereken bir karar verebilecek. ahmet hulusi üzerinden sufizim ve bunun üzerinden allah'in dini elestirisi olur mu ? olmamasi lazim ken , oluyor iste...... Müslümanin yapcagi ise "Onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, ALLAH'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir." ögüdünü hayatlarinda uygulmak ile baslar iman.......Müslümanlarin bunlari dinlemesinde ne anlatiklarini dinlemesinde aslinda bir sorun olmamali, yani bir inanir pek ala bir tarikat icinde var olan sorularina tarikat icinde cevaplar arayabilmeli.....ama sonucta karari verirken "akillarini" bahsi gecen ögütde söylendigi gibi kullanabilmeli "ALLAH yanında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir." Nihayetinde bu tarikatlar sonucta neye hizmet etmistir ? Birlik ve dirlik icinde olup siraat el müstakimde yol gösteren olarak ilerlemeye mi yoksa birlik ve dirlikten yoksun, diger tarikatlar ile mürid kazanma savasina girmek ile mi mesguller ? görülen o ki dinin oldugu yerde birlik olmasi gerekiren , bu yok..... peki Kutsal Ögütler kitabi ne diyor bunlar icin ? "Dinlerini parca parca edip gruplar haline ayrilanlar var ya,senin onlarla hic bir iliskin yok. Onlarin isi ancak Allah'a kalmistir. Sonra Allah onlara yaptiklarini bildirecektir." |
Alıntı:
Ahmet hulusi yi hafife almayınız..Siteye giren çoğu müslüman Kuranda ki sözde bazı bilimsel göstergeleri belgelemek açısından bize Harun Yahya yı refere etmektedir...Faaliyet ve amaç olarak ele aldığımızda Ahmet hulusiyle Harun Yahya nın fazlaca bir farkları olmadığı kesindir.. Biri sufist akımıyla olayı kotarmaya çalışırken diğeri kuran'ı değişik şekilde tahrif etmeye çalışır..Sonuçta yapılmaya çalışılan şey aynıdır.. saygılar |
Invi, zaten preach yazisinin basinda belirtmis. Burda Ahmet Hulusi yada bahsettigi sitelerin uzerie basarak sufizm elestirisi yapmiyor. Bu adamlar kendilerini sufi olarak lanse etmeye calisiyorlar. Preach'in kimleri elestirdigi ortada ve bunun yapilmasi gerekli ve iyi birsey.
Sizden talebim var. Tarikatlari elestiriyorsunuz, bunlar Islam'a zarar veriyorlar diye. Lutfen bir baslik acin ve elestirdiginiz tarikatlardan birini gundeme getirin, nasil zarar veriyorlar, ne yapiyorlar. Boyle genelleme seklinde tarikatlar kotu deyip, sonra da somut olarak onlari elestirenlerin onlerini kesmeye calismak yerine, elinizi tasin altina sokun. Bizde hangi tarikatin Islama nasil zarar verdigini ogrenelim. Bana kalirsa Islam'a zarar verilmiyor, insanliga zarar veriliyor ama, yine de sizin versiyonunuzu ogrenmek iyi olur. Yeter ki elestirilerin onunu kesmeyip, onunu acalim. |
Degerli Sargon,
talebinizi ileriki günlerde etraflica düsüncegim ve yapcak olursam yorumladigim konularin ayaklari daha saglam zemin üzerinde basan bir yorum olmasina gereken dikkati gösterecegime size simdi'den söz veriyorum. surada kesin olarak haklisiniz, (sadece) islama degil, insanligia zarar verebilen tarikatlar / tarikat üyeleri olmustur. evet sn preach güzel bir konuyu ele almis, ama konuya giris ise son derece zayif'dir. Ahmet Hulusi kendisini Sufist akimin son temsilcisi olarak kabul edebilir, parali bir kreastonistci de "sirtinda ben var diye" kendisini "Mehdi" kabul edebilir, bunlar tarih icinde hep olagelmis seylerdir, önemli olan kendisini mehdi veya sufist ilan etmek degil, insanlar tarafindan böyle kabul edilebilmektir, siz kac insan taniyorsunuz bunlar gibi insanlari sufist / mehdi kabul eden ? Bunlarin birak sufiligi ciddiye alincak hic bir ezoterik yorumlarina sahid olmuslugum yoktur. yani bunlarin yazip , cizdiklerinin müslümani / sufist akimi temisiliyet yektisi yoktur, böyle bir idaa'lari varmidir ? Sufizim nihayetinde ALLAH'in dini tek temsilcisi degildir, kendince böyle bir idaasi da varmidir ? . Allah'in dini ile ortak olan söylemler var olmak ile beraber asil faaliyet alani ise, kendi cemaatleri icerinde sosyallesip ve bir güc birligi icerisinde dünyevi tat'lardan kopup, ask ile onu zikir edip nefisleri körermektir. Bu olmasi gerekir ama öylemidir degilmidir ? , bu güzeldir veya kötüdür?, bu toplum icin bir kazanmidir veya toplumun geneli icin hic bir kazanimi yoktur ama zarari da yoktur veya vardir ?, cidden tek görevi onu zikir etmekmdir yoksa "zikiri" ipotek altina alip, en yalin dünyevi iliskiler ile mi mesgul olmaktir? bunlar tabiki özgürce sorgulanip, tartisilmali. Preach kadar arastirmadim , okumadim, bilgili degilim, malum sade bir müslüman olarak, bildigim kadari ile Tarikat'lar nihayetinde bir ihtiyac'dan dolayi ortaya cikmislardir, peki nedir bu ihtiyaclar ve niye bu ihtiyaclar vardir ? Tarikatlarin coklulugu ve hergün onlara olan artan ilgi ise bunun en bariz göstergesidir, sadece "egitim seviyesi düsük" insanlarda degil, bati avrupa toplumumunda "genel egitim seviyesi yüksek olan toplumlarda" neden insanlar bu tür olusumlarin icerisinde olabilmekteler ? toplum icindeki insani degerlerin yozlastigi ve bu yozlasmaya "alternatif bir liman olarak degerlendirildiginden olmasin ? Yapilacaksa bir ciddi elestiri, senaryosu Önder Cakir'a ayid TAKVA filimi bazinda olamli idi diye düsünüyorum. Allah'in gökten inen ipine simsiggi sarilmasini bilen hic bir müslüman , ne kendine sufi ahmet hulusi'nin nede "ilan edilmemis kendine mehdi"nin yorumlari ile "alakbullak" olurlar......bunlarin birakin sufiligine kanmayi, bunlarin "ne kadar müslüman" olup olmadigi sorgulayabilmektedir'ler. |
Boyle calismalar yapman hepimizi sevindirecek Invi. Preach aslinda giriste kimleri ve hangi temelde elestirecegini aciklamis. Mea'nin ve senin tepkilerinden bu aciklamanin yeterli vurgu ile yapilmamis oldugu sonucuna variyorum. Ben preach'in girisini okuyunca neyi amacladigini anlamistim. Amacinin sufizm elestirisi olmadigini, kendilerini sufi ilan eden, internet dunyasinda dolasan bir takim adamlar oldugunu soyluyordu ve bu aciklama bana yeterli geldi. Ardindan verdigi tek tek orneklerle de olay acikliga kavusuyordu zaten. Bu yuzden tekrar tekrar bunlar uzerinden sufizm elestirisi yapiliyor seklinde karsi cikmanin anlamli olmadigi artik acik olmali.
Bence bunun disinda sufizm elestiri de yapilmali. Yeri bu baslik degil tabiii. Bu konuda forumlarda bazi tartismalar oldu. Bunlar agirlikli olarak Mevlana ve kismen Bektasilik uzerine oldu ama sadece tarihsel surecler ile ilgili olarak kaldi. Daha temelli, bu akimlarin dusunce sistemi uzernde calismalar da yapilmali. Tarikatlar uzerine calismayi merakla bekliyorum. |
gerçekte mezhebler muhammedin ihmalinden çıkmıştır. ibadetlere dair bir ilmihal hazırlatmamış .bu yüzden zaman geçtikçe muamelatta sıkıntılar baş göstermeye başlamıştır. mualetteki bu sıkıntılar doğal olarak islamı bir zapturapt alma ihtiyacını doğurmuş. bu işleride mezheb imamları denilen adamlar yapmışlardır.
tarikatların neden çıktığını açıklamak için bu sitedeki müslümanlar örneğinden bile anlaya biliriz invinin islam anlayışı farklı hiramın islam anlayışı farklı işte tarikatların anan çıkış noktası islama bakış açısıyla eşdeğer bir durumdur. allah bir yere konulmuş ve tarikatlarda mezheblerden farklı olarak tanrıya ulaşmanın değişik yollarını aramışlardır. bu tarz günümüzdede devam etmektedir. herkes elindeki basit undan değişik pasta ve çörek yapmayı deniyorlar kim kimin pastasını veya çöreğini beğenirse o USTAYA intisab ediyor bence özetle olay bundan ibarettir |
Alıntı:
Ahmet Hulusi kendisini Sufist akimin son temsilcisi olarak kabul edebilir, parali bir kreastonistci de "sirtinda ben var diye" kendisini "Mehdi" kabul edebilir, bunlar tarih icinde hep olagelmis seylerdir, önemli olan kendisini mehdi veya sufist ilan etmek degil, insanlar tarafindan böyle kabul edilebilmektir, siz kac insan taniyorsunuz bunlar gibi insanlari sufist / mehdi kabul eden ? Bunlarin birak sufiligi ciddiye alincak hic bir ezoterik yorumlarina sahid olmuslugum yoktur. yani bunlarin yazip , cizdiklerinin müslümani / sufist akimi temisiliyet yektisi yoktur, böyle bir idaa'lari varmidir ? InVi 05:48 |
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
sevgili preach güzel bir başlık açmışsın,teşekkür ederiz.
Epeydir yazasım yoktu,ama bu konu ilgimi çekti. Ahmet Hulusi'yi bir kenara bıraksakta mezhep ve tarikatlar hatta dinler ile sufizm arasındaki farkla devam etsek ne dersin ? |
Sevgili ikixiki ben de bu amaç üzerine bir başlık açmıştım,buradan da devam edebiliriz oradan da..Sizin yazılarınızı ve düşüncelerinizi merakla bekliyorum..
http://www.turan-dursun.com/forumlar...ead.php?t=7848 |
Sufizm tekilliği,tarikat çokluğu işaret eder.Tanrıyı esas alarak bakarsak,sufizm öznel anlamda bilmenin,tarikatlar ise nesnelleştirilmiş bir inancın karşılığı olabilir.İnanmak ve bilmek arasında ise büyük fark vardır.
Sufizm varoluş tekilliğinin,zahirde yine kendine yansıyan görüntüsüdür ve öznelliğin vardığı son noktalardan biridir.Halbuki tarikatlar inanç konusunu,dayatılmış kurallar,tespihler ve takkelerle nesnelleştirir. İnsan olabilmek için kendi varoluşumuzu ve tekilliğimizi fark etmek ve sorgulamak durumundayız,bu sorgulamadan kimi hiçliğe,kimide tanrıya ulaşır ve her ikisi de onu yaşayanın kendi öznel gerçekliğidir,bir diğerinin sorgusuna da pek açık değildir. Sufizmde yaşanan içselliği anlamayı ve felsefi anlamda tartışabilmeyi çok isterdim ama yerinin bu sitenin forum sayfaları olduğunu düşünmüyorum,aslında tartışılabilecek bir şey olduğunu da düşünmüyorum galiba,çünkü yaşamadığımı ve bilmediğimi tartışmak had aşmak olur. Bir başkasının emeği,olgusu yada yaratısı üzerinde düşünebiliyor olmamız onu felsefi anlamda tartışma ve irdeleme hakkını bize vermez. En azından o konu hakkında bilgili,yetkili olmamız,en azından ilgili olmamız gerekir. Felsefe,gördüğümüz her konuda fikir beyan etmek yada tartışılan konuyu fikirlerimizi esnek ve yetkin kullanarak yenme veya yenilgi durumuna getirmek değildir.Düşünsel yetilerimizin dansöz kıvraklığında kullanılarak,bir konuya hak etmediği bir yenilgi yaşatmasını veya haksız bir zafer kazandırmasını da sahtekarlık olarak düşünmekteyim,üstelik felesefeyi seven biri olarak. Bir tartışmanın düşünsel olgular yardımıyla yanılsamalı bir yengi veya yenilgi kazanması için gösterilen çaba,galiba felsefenin işi değil. |
Yanlış anlaşılmamak için bir başlangıç yaptım ve devam ediyorum,
|
Gökte tahtında oturan bir tanrı var dediler diye sufi olunamaz yada ben sufi olmaya karar verdim diyerek de sufi olunması mümkün değil.Konçerto bestelemeye karar versem bile yapamamam yada Monalisa yerine bir Monabetty de çizememem.Bazı şeylerin yaşanması öznel ve içsel bir zorunluluktur.
Geçenlerde çok sevdiğim bir yazarın,Irvin Yalom’un son kitabını okudum,’’Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek’’.Yalom,Yahudi asıllı,ateist bir psikiyatrist.Herhalde yayınlanmış kitaplarının yarısından çoğunu okumuşumdur.Bu nedenle kıyas yapabildim.Son kitabını diğerlerinden ayıran,psikiyatrist kimliği ile kendi danışanını karşılıklı konuşturmasıydı.Yaşlılığı nedeniyle yaklaşan ölümünü,daha yakından fark etmesini ve ölümünü güneşe bakmakla özdeşleştirmesini hüzünlenerek gördüm. Kitabı bitirdiğimde sadece ''ölüm''e değil,''Tanrı''ya bakmak da güneşe bakmak kadar yakıcı olabilir diye düşünmüştüm.Tarikatlar,mezhepler ve dinler,güneşe bakamayanlar için sanal gözlüklerdir aslında. Ne dinleri nede tarikatları insana ait olan herhangi bir şeyden ayrı düşünemeyiz,yanlışın insanın yanlışı olduğunu unutturmakta ayrı bir masaldır. Gözlüklerimiz için satıcıya ödediğimiz bedel en değerli olan şeyimiz,benliğimiz değil mi ? Peki bakamadığımız gözümüzü kamaştıran şey ne olabilir? İNSAN olmanın ötesinde herhangi bir alt kimliğe sahip değiliz,aynı fikirleri,aynı görüşleri,aynı genetiği paylaşıyor bile olsak. İnsanlık,gerçek insanı yaşamak için kör eden gözlüklerini çıkarabilse,bende çıkarabilsem... Kuşkusuz insanların aynı fikir etrafında hipnotize edilerek toplanması yada taşıdıkları benzer özelliklerinin vurgulanarak bir arada tutulmasında,güdülesi sürüler haline getirilerek kendiliklerinden yalıtılmasında ve insanın insana,insanın evrene yabancılaştırılmasında birileri için büyük menfaatler var. |
Alıntı:
degerli ikixiki, anladigim kadar ile konuyu acan sn preach'in niyeti , sufizim sorgulamak veya tartismak degil, ahmet hulusi ve onun gibi sözüm ona sufileri elestirmektir, fakat kendisi yorumlarini yaparken, sanki tüm müslümanlar, veya sufiligi hayatlarinin merkezine koyan insanlar, ahmet hulusi ve onun gibileri'in yiginlar halinde ayni yolu izlemekte, ahmet hulusi ve onun gibilerinin hayat ve hayatin sorunlari ile iligi yorumlarina bel baglamis bulunmaktalar, ve dipsiz kara kuyular icinde bulunduklaridir. ama böyle birsey yok ! o yüzden bu baslik altinda olsa olsa sadece ahmet hulusi ve onun kendinesufi yorumlarini desteleyip veya elestirmek ile dar bir alanda fikirlerin ifade edilmesine kalmaya mahkum. sizin güzel tespitleriniz ise sn preach'in actigi bahsi gecen baslik altinda yerinde yazilabilinirdi, ama orada konu mezheplerin veya tarikatlarin ortaya cikisindan ziyade, nurculuk ve fetullah gülencilik ayni kefeye konularak, her türlü bir fikir beyan etmeyi imkansizlastiriliyor...... ama bu güzel düsüncelerinizi mutlaka o baslik altinda ifade etmeyi sürdürmenize sevinirim. surada haklisiniz, nihayetinde felsefe sorunlara "sablon" cevap vermek yerine, var olan sorunlari oldugu gibi ortaya koyabilmek, sorun cikartanin, sorunlara sebep olanin gözleri önüne serebilmektir. Felsefe nihayetinde cevap vermez, insanlarin kendi dogrularini bulmasinda yardimci olur..... bize kendi dogrularimizda yardimci olmaniz dilegi ile..... |
Tasavvuf deyince tek bir kaynak olarak ele almamak lazım, zira dinde bu kadar mezhep, tarikat, akım vs.ler var ve bunların her birinin de kendi tasavvufları var.
Ve bunlar kendi içinde de görüş ayrılıkları yüzünden bir o kadar daha parçalanıyorlar ki ortada bir sürü anlayış var zaten. Hangi tasavvuf doğru peki diye denilebilir. Şu diye kesin bir söylemek zor tabi, ama bu işin başlangıcı Keşf (akıl ötesi) denilen hadisenin etrafında döner. Dini kesimde bize aklımız yeter deyip, bu keşf hadisesini kafadan reddederler ki olay bir kere buradan baştan ayrılır. Hal böyleyken bile akılcılar vahdeti vücuttu kendilerince yorumlar. Dediğim gibi her ekol bunu kendince yorumlar. Diğer türlü hepside nefsi terbiyeden, edepten, erkandan vs. dem vururlar ki işin içinde olmayan aralarında ki farkı göremez. Oysa bu farklar gece ve gündüz gibidir, o kadar bir birlerine zıttır. Bu yüzden tasavvuf tehlikeli bir mecradır, herkesin uçurduğu yaşayan biri gerçekte hiçte öyle bir olmayabilir-ki öyledirde-zaten tasavvuf temelinde kalabalıklara hitapta etmez. Sufizm bildiğim Anadoluda ki tasavvufi öğretinin adına deniyor, Mevlanadır, Yunusdur vs. sevgi ve insan daha fazla işlenmiştir onda, diğer ülkelerdeki tasavvufi anlayıştan farklı bu ama bu nette gördüğüm kadarıyla yabancılar tasavvuf deyince genel olarak Sufizm kullanıyorlar sanki. |
Ben insanlardan tamamen sogudugumda Menzil'e gidiyorum. Bir iki hafta durup ruhani olarak rahatlayip geri geliyorum. Yoksa yasayamiyorum Istanbul'da. Uyusturucu kullanimini kabul edip, kucaklayan yargilamayan tek toplum Sufi'ler. Iyiki varsiniz.
Bu da oylesine bir itirafimdir. :) |
Menzil'e cebinde sifir parayla gidip aylarca yasabilirsin. Kimse senden para istemiyor. Pizza ye para odemeden cik, kebep ye para odemeden cik. Cay, kahve, sigara bedava. Esrar ic gene bir sey demiyorlar. Her turden insanla sicak, yakin muhabbet edebilirsin. Tarihin disinda yasayan insanlar bunlar. Dunya malindan, mulkunden, politikasindan siyrilmislar. Amaclari sadece insan olmak, olabilmek.
|
Duygularını paylaştığın için teşekkürler @ereninthenature
Anlattıklarından H.Bayramlı yıllarım aklıma geldide orada da manzara senin söylediğinden çok farklı değildi. Gerçi artık 2007 den beri gitmiyorum, geçen aylarda da gördüğüm kadarıyla, tamamiyle turistik bir alana dönüştürmüşler, ama o atmosfer genede devam eder sanıyorum. Roma dönemiden kalma Ogüs tapınağı ile yan yana olması bile aslında Anadolu sufizminin yargılama, sorgulamadan uzaklığının göstergesidir, kaldı ki insan. |
Alıntı:
Böyle bilgiye rastladım, hiç bilmiyordum böyle olduğunu. Yunus adını taşıyan şairimiz elbette bir tane değil. Yunus'un yaygın şöhreti ve geniş bir benimsemeye konu olması ortaya başka Yunus'lar da çıkarmıştır. Böylece Yunus Emre olarak bildiğimiz Yunus'un yanında başka Yunus'ların da varlığı söz konusudur. Onca mezar ve makam bolluğunun bir sebebi de bu olsa gerektir. Üstelik Yunus Emre'nin şiirleriyle bunların şiirleri karışmış durumdadır. Hangi şiir hangi Yunus'undur bunu çoğu kez ayırmak bile mümkün olmamaktadır. Aşağıdaki şiirler bursalı aşık Yunus'a aitmiş. Sordum sarı çiçeğe, Şol cennetin ırmakları Benim adım dertli dolap, Arayı arayı bulsam izini, Saygılar, |
Alıntı:
Tarih denen şey böyle bir şey aslında, onda hisler yoğundur, net görünmesi, öyle görmek istediğimizden öyle olur genelde. Bazen de bilgi kirliği yüzünden, her duyduğunu Yunus'a da maledenler olmuştur. Sonrada zamanla öyle kalır. Mesela Nasreddin Hoca ile de ilgili çeşitli şeyler var, pek çok yerde mezarı var(mış). Diyeceğim artık yaşayıp yaşamadığı önemli değil bu ünlü kişilerin, bizlerin şimdide onlar nasıl yaşattığı önemli. Ya da görmek istediğimiz ne? o önemli. Yunus şiirlerinde ki gibi bir garip bencileyin belkide. Sevgiler |
Alıntı:
- Menzil gibi oluşumlara yine de dikkat etmek gerek. Her ihtimale karşı. Çünkü iyi niyeti olmayan kişilerin bu alanlara da çoktan girmiş olmaları gerektiğini ben düşünüyorum. |
Alıntı:
- Hacı Bayram Veli Sufi midir? - Ben onu bile bilmiyordum. O civarda 3-4 türbe daha var. Hepsine de herkes (yani özellikle Sunniler) gidiyor. YNÖ'ye göre bunlar islama uygun davranışlar değil ama dinletemiyorsun :) |
Alıntı:
Onlar: 1) Kültür mirasımız 2) Anadoludan çıkma bir mistik felsefe. Şu anlamda: Mesela mistik bir kişiliğiniz varsa, ille de Yoga / Zen öğrenmek zorunda kalmıyorsunuz. Kendi özünüze ait bir şeye yönelebiliyorsunuz. 3) Anadoludan çıkma somut felsefe. Bugün Kılıçdaroğlu "insan hakları" veya "adalet" gibi kavramları savunduğunda hem Batı aydınlanma hareketine, hem de Anadolunun bu düşünürlerine dayanmaktadır. Böyle yaklaşmak lazım. :) |
Alıntı:
Alıntı:
Halkın seviyesini inin biraz yok onuda yapmazlar, öyle gider bu mesele. Kitap başka, yaşam başka olunca, denk gelmiyor bir türlü, gelmezde zaten. Türbe meselesi Alevisi, sünnisi filan adiye ayırım etmez aslında, Anadolu'nun her yerinde vardır. Gideni vardır gitmeyeni vardır. Geçenlerde bizim oralarda bir köyün sitesini inceliyordum, şaştım kaldım. Alıntı:
http://www.dagtabakli.com/images/koy_3221_lbb.jpg Alıntı:
|
Sevgili Felâsife, Kisecik'de, Yunus Emre'de, Sarılar'da ve Sazak köylerinde zamanında Tiftik çobanlığı yaptım, hayatımın en güzel belki de tek güzel dönemiydi...
|
Alıntı:
Benimde niyetim köye ev yapmak, bu bahar kaçacağım ama bu gece gördüğüm bir rüya sonrası, planlarımı askıya bile alabilirim. Neyse bunu artık zaman gösterecek, ama köy işi benimde hayallerimde var. Sevgiler |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:12 . |