Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Allah'in sopasi (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8754)

istavrit 15-01-2009 06:06

Allah'in sopasi
 
"... 'Biz Hıristiyanız' diyenleden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine ... (verilen Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık..." (Maide Suresi, ayet 14.)

Ayeti okudugunuzda kiyamete kadar “dusmanlik ve kin” ibaresi dikkat cekiyor…

(ali imran 54).Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.

Ayettende anlasildigi gibi, allah bazi kullarina tuzak kuruyormus..peki kuran'in allahi tuzagi gercekte kimlere kurmustur..?
Kiyamete kadar olsada, allah hiristiyanlarin ve yahudilerin aralarina kin ve dusmanlik salmis midir..?

Musevilikte de mezhepler vardir.. Muhafazakâr Yahudiler,Ortadoks Yahudiler,Reformist Yahudiler.Yeniden Yapılanmacılar

Peki hic duydunuz mu yahudi mezheplerinin ic savaslarini, anlasamadiklari icin birbirini olduren yahudileri…aksine dunyada etnik anlamda birbirlerine kenetlenmis ender irklarindan biridir israil ogullari…museviler dinsel anlamdada birbirlerini katletmemislerdir…
Demekki allah kin ve dusmanlik salamamis aralarina..

Gelelim hiristiyanliga..baslica mezhepleri protestanlik, katoliklik ve ortodoksluktur..ayrica onlarca kucuk mezhepleri vardir…

Peki yuzyillardir, (1648den sonra) din adi altinda birbirlerini olduren hiristiyanlari veya hiristiyan mezheplerini biliyormusunuz..gecmiste yasanan savaslarin uzerine sunger cekip bugun kardesce yasamaktadirlar…demekki kiyamete kadar kin ve dusmanlik salamamis kuranin allahi…

Allah kiyamete kadar kin ve dusmanligi muslumanlar arasina salmis olmasin…
Eger allahin bir sopasi varsa bunu muslumanlara salliyor oldugu bir gercek..

Muhammed ölur olmez, islam icinde iktidar savaslari basliyor, 3 halife diger muslumanlar tarafindan ölduruluyor…bu allahin sopasi degilmidir..

Muhammedin torunlari hasan-huseyin diger muslumanlarca ölduruluyor, peygamber torunu bile olmak diger muslumanlarin siddetinden kurtulmak icin yeterli olmuyor..

Camel savasinda muhammedin karisi ayse ile halife ali savasiyorlar onbesbin musluman öluyor.. sopa sallamak degilmidir bu..

Siffin savasi..ebu sufyan ve hz. Ali arasindaki bu savasta 90.000 musluman birbirlerini oldurdu…allah kin ve dusmanligi muslumanlarin arasina salmis olmasin? Bundan iyi sopa olur mu?

Maide 56. Kim Allah’ı, onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.
nasil oluyorda bir savasta 90.000 musluman öluyor, allah galiplerin yaninda oluyor..ölen adam galip sayilirmi?

Hadi bunlar islamin daha yeni yeserdigi yillarda oluyordu…daha dun sayilabilecek iran irak savasi…kuveyt irak savasi,

Hergun devam etmekte olan sii-sunni savaslari..birbirlerinin camilerini bombalayip birbirlerini katletmektedirler..

Ulkemizde hizbullah diger muslumanlari katledip evlerinin bodrumlarini, bahcelerini mezarliga cevirmedi mi?,
Benzeri katliamlar, cezayirde fis militanlari tarafindanda uygulanmisti.

Hacca’da humeyni’nin emriyle iranlilar binden fazla muslumanin olumune neden oldular,
Her yil seytan taslarken olen muslumanlarin haberleri hafizamizda..taslanirken olen seytan henuz gorulmedi, duyulmadi,

tapindiklari kabe bile sayisiz kez su baskinlarina ugradi..allah daha sopasini nasil gosterecek..
(kabenin su baskinina ugramasi ve konu ile ilgili resimler sitede mevcut)

Onlarca musluman ulke, yuzmilyonlarca musluman ortadogunun en kucuk ulkelerinden 5.5 milyonluk israille basa cikamamaktadirlar, birlik olup israilin hakkindan gelememektedirler..kin ve dusmanlik kimin arasina sokulmus gercekten..allah sopasini muslumanlara gosretmektedirler..hala anlamadiniz mi?

Allahin sopasi israildir, amerikadir, ingilteredir..bundan iyi sopa olur mu? Muslumanlari hergun dayaktan gecirmektedirler..

Daha cok yeni olan israilin gazzedeki olaylari..allah muslumanlarin arasina kin ve dusmanlik salmis olmali ki, birlik olup israile dur diyememektedirler…alin size alllahin sopasi..

Allah bazen sopasini aclikla gostermekte, somalide, ethopyada, nijeryada muslumanlar acliktan olmektedirler..

Cecenistan beslen’de ki ilkokulu basip 350 rus cocugun cecenler tarafindan oldurulmesine ses cikarmazsaniz, cocuklariniz yahudiler tarafindan oldurulunce feryat edersiniz..

Madrid’te, londrada masum insanlar metroda olurken deve kusu olursaniz allah yahudi kartini kullanip filistinlileri oldurur…

Istanbuldaki sinagog baskinina icin icin sevinirseniz,allahin sopasi gazzede caminizi vurur…

Eger Allah ve bir de sopasi varsa, muslumanlara gostermekte ve onlar derin uykularina devam etmekte..

Yuzlerce yillik peygamber omurleri ile kiyaslandiginda muhammedin 63 yasinda ölmesi allahin sopasi degilmidir..?
ugruna dunyayi ve varligi yarat 63 yasinda kivrandirarak öldur..al sana sopa!!!

Ulu bir yaratici kullari arasina kin ve dusmanlik salabilir mi? bunu yaparsa ulu olabilir mi?
Diyelim ki boyle bir allah var, kin ve dusmanlik kimin arasinda vardir gercekten?
Allah kimlerin yanindadir? Biraz dusunun lutfen!!!

Bir tanri ve cehennemi varsa, (bana gore kullarini yakan bir tanri olamaz) bugun muhammed ve sahabelerin cehennemde yandigindan kuskunuz olmasin..

Allahin sopasi demeklos’in kilici gibi muslumanlarin tepesinde sallanmaktadirlar…onlarin kalp gozleri koreldiginden gorememektedirler..

sargon 15-01-2009 13:31

Istavrit dostum, dönüsün muhtesem olmus.

frodo 15-01-2009 17:16

Başka bir başlıkta, dinsel inanç ve geri kalmışlık arasında korelasyon var mıdır tartışması
sürüyordu...

Zor bir konu. İnançlar temelinde bakılırsa işin içinden çıkmak elbette zor. Örneğin İslam
geriliğin nedenidir iddiası kadar buna karşı çıkan görüşlerde olacaktır.

Ama sevgili istavrit'in "sözün bittiği yerden" yazdıkları oldukça düşündürücü. Sanki İslam
toplumların, bireylerin enerjilerini yanlış kanalize etmekte mahir ve bu nedenle "muzdarip".

sargon 15-01-2009 18:11

Frodo'nun söylediklerimi aklima birsey getirdi. Gercekten de dinsel inanc ile gelismislik arasinda bir korelasyon kurmak bana pek bilimsel gelmiyor. Bu acidan bakacak olursak bence Ibrahimi dinler insanlari ideolojik acidan en fazla sikiya almis dinlerdir. Ibrahim'in dinler tarihinin gelmis gecmis en yobaz figuru olmasi bu yüzdendir diyorum. Buna karsin Uzak Dogu dinleri cok daha esnektir. Bu durumda hristiyanlarin yada Ibranilerin Budistlerin gerisinde olmalari gerekirdi.

Bence Istavrit'in yazdiklari baska birseyi ispatliyor. Kuran'in, hadislerin ve onlarin izleyicilerinin böbürlenmeleri bostur. Elbette herkes kendi ürettigi seyi sever. Bir ev yapsaniz, sizin emeginizse begenirsiniz. Bu koca bir kültür olursa elbette biraz öveceksiniz. Ama Islamiyette bu övgü öyle sinirsiz bir noktaya ulasmis durumda ki, kendisi sinirsiz dogru ve iyi, digerleri perisan. Bence sorun bu psikolojide, yada bu psikolojinin yarattigi ayet, hadis ve bilumum vakada.

Kubilay'in bir anektodu hep aklimdadir. (Yanilmiyorsam Kubilay olacakti) Mogol isgali sirasinda, nerdeyse dünyaya bükmeden bu adamin bir müslümanla konusmasi anlatilir. Hakan, Kuran'da "kafirleri buldugunuz yerde öldürün" seklinde yazildigini duymustur ve bunu bir islam alimine sorar. Adam da bunu dogrular. Hakan, bunun üzerine "o zaman niye bizi öldürmüyorsunuz" der. Cevap bence Islamiyetin nasil bir ic psikoloji tasidigini gösteriyor: "Su anda bunu yapacak gücümüz yok."

Burda inanilan sey de verilen emir de, dogru mu yanlis miy diye sorgulanmiyor hic. Hatta sorgulayan kisi hatalidir, asil üstün olan kisi sorgusuz sualsiz inanandir. Ibrahim, "oglunu götür kes" dendiginde bunu sorgulasaydi Ibrahim olamazdi.

Bence dinlerin yapisi ile gelismislik arasinda korelasyon yoktur. Yanlis olan inananlarin kendi dinleri icin ileri sürdügü ici bos ve asilsiz iddialardir.

dr humanist 15-01-2009 18:51

muhteşem bir yazı,ekleyecek cümle bulamıyorum.eline sağlık istavrit

saygılarımla

istavrit 15-01-2009 20:42

tesekkur ederim sevgili dostlarim..

islam kendi ronesansini ve ihtilalini yapmadigi surece akan kanin duracagini sanmiyorum..
son peygamber, son kitap, bir kelimesini degistiremezsiniz soylemleri ile reformun onu kapatilmis gibi gorunuyor..

protestan islam, hanif muslumanlar adi altinda bir olusum var..hadisleri ve hurafeleri islamdan ayiklamaya calisiyorlar, reddiye yaziyorlar..cunki muslumanlarin ve kuranin soylemleri kendi iclerinde celismektedirler,bugun hadisleri ayiklayacaklar, yarin ayetleri..zor gorunuyor,umarim basarirlar..


muhammede son peygamber diyenler said nursi'ye peygamber muamelesi cektiginin farkinda bile degiller,fethullahi yeni peygamber olarak parlatmaktadirlar,

kuran son kitaptir ve tekamul etmistir diyenler nur risalelerine ve hadislere yeni kitap muamelesi yapmaktada.

allah sopasini bazen deprem olarak gostermektedirler...

ulkemizde ve musluman ulkelerde onbinler tas yiginlari altinda yatarken gururlanarak "allahin sopasi yokki" klisesine sarilmakta muslumanlar...

iyide bende ayni seyi soyluyorum..allahin sopasi yok ki, omrunu allaha ibadetle geciren insanlarin evleri baslarina yikiliyorsa, cocuklari diri diri gomuluyorsa bir gariplik yok bu iste diyorum? aklima kocaman bir sopa geliyor..

allah sopasini californiada, japonda sallayinca 3-5 kisi oluyor, musluman ulkelerde sallayinca onbinler oluyor...

cem yilmaz'in oyunundan bir replik aklima geliyor..

orhan veli istanbulu seyrediyor, gozleri kapali, huzun duyuyor, duygulaniyor, bir diger adamda istanbulu seyrediyor.."istanbul sen mi buyuksun, ben mi buyugum anani ..." diyor..istanbul ayni istanbul, reaksiyonlar farkli..

prozac 15-01-2009 22:35

Sevgili istavrit ;


Bir ara risaleyi inceliyordum şu an tam hatırlamıyorum ama bir bölümünde risale kuranla neredeyse eşdeğer tutuluyoru..Tespitlerin cok doğru .....


saygılarımla.....

pante 15-01-2009 23:44

İlginç olan İslam kurulurken Hristiyanlığı ve Yahudiliği parçalanmış olmakla eleştirmiştir.

Rum-32. Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.

Enam-159. Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.


Muhammed, kendi toplumunun yapısını da iyi bilmektedir. Kavgacı yapıları, geçimsizlikleri nedeniyle müslümanların da birlik olamayacağı bellidir. En yakınındaki iki insan, Ömer ve Ebubekir dahi yaka-paça birbirine girdikten sonra, eşi ile kızı birbirine düşman olduktan sonra bölünmeler, aralarında kavgalar olması kaçınılmaz görünmektedir.

Hucurat-9. Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.

Gruplara ayrılmayı eleştiren Kur'an, "müslümanlar aralarında gruplaşır vuruşurlarsa aralarını düzeltin" diyor. Demek ki gruplara ayrılmak sadece Hristiyanlara, Yahudilere has bir durum değilmiş.

placebo 16-01-2009 00:37

Alıntı:

Gercekten de dinsel inanc ile gelismislik arasinda bir korelasyon kurmak bana pek bilimsel gelmiyor. Bu acidan bakacak olursak bence Ibrahimi dinler insanlari ideolojik acidan en fazla sikiya almis dinlerdir. Ibrahim'in dinler tarihinin gelmis gecmis en yobaz figuru olmasi bu yüzdendir diyorum. Buna karsin Uzak Dogu dinleri cok daha esnektir. Bu durumda hristiyanlarin yada Ibranilerin Budistlerin gerisinde olmalari gerekirdi.

Tabii ki din ile geri kalmışlık arasında bir korelasyon vardır..Gelişmişlik bilim ve bilimsel düşünce sayesinde olduğuna göre,buna din ve bilim arasındaki çatışmadan yola çıkarak bakmak gerekir..Bu ikisi arasında sert bir çatışma,çelişki,zıtlık,ihtilaf vardır ve bir rekabet içerisindedirler..Bir kere din evreni açıklama konusunda aşırı bağnazdır.Evrime olan karşıtlığını ateist sitelere savaş açmış olan hy ile tüm açıklığıyla görmekteyiz ...Bilim aklı aydınlığı gerçekleri belirlemeye çalışırken,din,kör inanç,bilgisizliği,duygusal değerlere saplanmış ve hoşgörüsüzlüğü simgeler..

Din ile bilim her devirde açıkça ya da üstü kapalı olarak devamlı çatışagelmiş iki etkidir...Ancak burada değerlendirme yaparken Hristiyanlık ,yahudilik ve islamiyetin ayrı dinler olduklarını,aralarında açık farklar bulunduğunu görmek gerekir...Bir kere farklı vahiylere sahiptirler..

Hristiyanlıkta din ile bilimin ilk ayrışması felsefecilerin katkılarıyla başlamıştır...Modern felsefe(descartes'ci düalist) ve modern bilimin hristiyan kilisesiyle aralarında büyük çatışmalar yaşanmıştır..Kilise eski bilgileri kuruluşalarında saklayarak kilisenin ve papanın yanılmazlığı doğmasıyla beraber sadece din adamlarına ait bir konu olarak gördü..Bizans ın yıkılmasıyla da batıya daha çok italya ya yayılan felsefe kitapları öncesinde de Endülüsten geçmiş olan bilgilerle hristiyan dünyayı etkiledi..Rönesansla birlikte laiklik doğdu..Bilim ve felsefenin gelişmesi için gerekli koşullar bu şekilde oluşturulmuş oluyordu....17. yy da Kopernick devrimi bilim ve dinin ayrışmasının büyük göstergelerindendir ve Galileo dan bu zamana kadar da doğa bilimi gidişatını dinden bağımsız şekilde sürdürmektedir..

İslamiyete gelince; bilim sözcüğünün anlamı ilimdi..Bilim demek dinsel konuların yorumlanması anlamına geliyordu..Hala günümüzde bile bilimi kolay zannederek dinsel konuları,Allahın buyruklarını bilimle açıklamaya çalışan ulemalar vardır..İlimden gelen ulema sözcüğü nakli ilimlerden olan ilim, tefsir, kıraat, hadis, fıkıh, kelam v.s. leri yorumlayan anlamındadır..kısaca İslamiyette bilim ilk dönemlerinde ortaçağ sonlarına değin dinle birlikte incelenmiştir.. Anadoluda ve Öreklerde dinin çok basit oluşundan dolayı insanlar felsefeye yönelmiş ve bilimle birlikte gelişmiştir.Doğuda ise İslamlığın ortaya çıkışı ile ilk fetihler sonucu müslüman ulema İskenderiye geleneği ile tanıştıktan sonra doğuda kısa sürecek olan kısa bir parlak dönem yaşanmıştır.. . Felsefe ve bilimsel bilgilerle karşılaşan ulema fetihler ilerledikçe süryani, fars, latin, hint ve bizans kültürleri ile tanışıp,dillerini öğrenerek bunlardan pek çok yapıtı arapçaya kazandırmışlardır.. Eflatun ve Aristoteles in etkisinde kalarak bilim ve felsefesiyi islamin inançları ile bağdaştırmaya çalışarak veya akıl ve gözlemle geliştirdikleri bilgilerden oluşan eserler vermişlerdir..Bu isimlerden bazıları İbn-i sina,El Kindi, Farabi,İbn-i Rüşt, İbn-i, Bâcee, İbn-i Haldun, Biruni'dir... Bu kısa dönem İslam dünyasının merkezinin arap veya araplaşmış ülkelerden Anadolu ve Orta Asya'ya kaymasıyla ve haçlı seferlerinin de etkisiyle kapanmıştır..Tekrar eskiye dönülmüştür..

İslamiyetin bilimsellikten nasiplenememesi "ulema" gibi bir ruhban sınıfının varlığına terkedilmişliği ve hala da bir rönesans uygulayamamış olmasıyla en geri kalmış dinlerden biri halinde tüm gelişmemişlikleri bünyesinde barındırmaya mahkum bırakılmıştır..

Sevgiler

placebo 16-01-2009 00:43

Ayrıca Pakistanlı bir bilim insanın "Müslüman ülkeler geridir"i irdeleyen bir yazısını alıntılıyorum;

Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi var, Kuzey ve Güney Amerika'da yedi milyon, Asya'da beş milyon, Avrupa'da iki milyon ve Afrika'da 100,000 kişi. Tek bir Yahudi'ye 100 tane Müslüman düşmektedir. Buna rağmen Yahudiler tüm Müslümanların toplamından yüz kez daha güçlüdürler. Nedenini hiç merak ettiniz mi?
Tüm zamanların en etkin bilim adamı ve Time dergisi tarafından 'Yüzyıl'ın Adamı' seçilen Albert Einstein bir Yahudi'ydi. Psikanalizin babası Sigmund Freud bir Yahudi'ydi. Karl Marx, Paul Samuelson ve Milton Friedman da öyle. İşte size ürettikleriyle tüm insanlığa zenginlik katmış olan Yahudilerden bazıları:

Ø Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini verdi.
Ø Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.
Ø Albert Sabin çocuk felci aşısını daha da geliştirdi.
Ø Gertrude Elion lösemiye karşı ilacı verdi.
Ø Baruch Blumberg Hepatit B aşısını geliştirdi.
Ø Paul Ehrlich frengiye karşı bir tedavi buldu.
Ø Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili çalışmalarıyla Nobel ödülü kazandı.
Ø Bernard Katz nöromüsküler iletişim (kas-sinir sistemi arası iletişim) alanında Nobel ödülü kazandı.
Ø Andrew Schally endokrinoloji (metabolik sistem rahatsızlıkları, diabet, hipertiroid) Aaaron Beck Cognitive Terapi (akli bozuklukları depresyon ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemi) geliştirdi.
Ø Gregory Pincus ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.
Ø Gerald Wald insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı.
Ø Stanley Cohen embriyoloji (embriyon ve gelişimi çalışmaları) dalında Nobel aldı.
Ø Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yarattı.

Müslümanlar da dahil tüm hastalar Yahudilerin; bu buluşlarından yararlanıyor, sağlığına kavuşuyor.
Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını, Benno Strauss paslanmaz çeliği, Isador Kisse sesli filmleri,Emile Berliner telefon mikrofonunu ve Charles Ginsburg videotape kayıt makinesini geliştirdi. Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti. Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi. Son 105 yılda 14 milyon Yahudi bilim dalında 100 ün üzerinde Nobel ödülü kazanırken, 1.4 milyar Müslüman yalnızca üç Nobel kazandı.Neden Yahudiler bu kadar güçlü ?

Yahudi inancına bağlı ünlü yatırımcılar; Ralph Lauren (Polo), Levi Strauss (Levi's Jeans), Howard Schultz (Starbuck's), SergeiBrin (Google), Michael Dell (Dell Bilgisayar), Larry Ellison (Oracle), Donna Karan (DKNY), Irv Robbins ( Baskins & Robbins ) ve Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts ).
Yale Üniversitesi'nin Başkanı Richard Levin bir Yahudidir.
Harrison Ford, George Burns, Tony Curtis, Charles Bronson, Sandra Bullock, Billy Crystal, Woody Allen, Paul Newman, Peter Sellers, Dustin Hoffman, Michael Douglas, Goldie Hawn, Cary Grant, William Shatner, Jerry Lewis ve Peter Falk'ın da Yahudi olduklarını biliyor muydunuz ?
Yönetmenler ve yapımcılar arasındaki Yahudiler: Steven Spielberg, Mel Brooks, Oliver Stone, Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210), Neil Simon (The Odd Couple), Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3), Michael Mann (Starzky and Hutch), Milos Forman (One FlewOver The Cuckoo's Nest, Amadeus), Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat), Ivan Reitman (Ghostbusters), Kohen Kardeşler,William Wyler. William James Sidis, 250-300 lük I.Q. derecesiyle dünyanın gördüğü en parlak insandır. Bilin bakalım hangi dine mensuptur?

Soru: Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür? Cevap: Eğitim (Sorgulayıcı, Araştırıcı, Yaratıcı) Soru: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür? Cevap: Yanlış Eğitim veya Sıfır Eğitim (Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci)

Gezegenimizde yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır. Asya'da 1 milyar, 400 milyon Afrika'da, 44 milyon Avrupa'da, ve 6milyon Amerika kıtasında. Toplam dünya nüfusu içinde her beş kişiden biri Müslümandır. Her bir Hindu'ya iki Müslüman düşmektedir, her bir Budist'e karşılık iki Müslüman vardır ve her bir Yahudi'ye karşılık 100 adet Müslüman bulunmaktadır.

Müslümanların bu kadar kalabalığa rağmen neden güçsüz olduklarını hiç merak ettiniz mi? Nedeni şudur; İslam Konferansı Örgütü'nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde 500 adet üniversite bulunmaktadır. Üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Sadece ABD'de 5.758 üniversite vardır. 2004 yılında Shanghai Jiao Tong Üniversitesi' Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi' hazırlamış ve ilginçtir ki Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500 e giren üniversite yoktur. UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı neredeyse % 90 ve bunlardan 15 Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkede okuma-yazma oranı % 100 dür. Müslüman dünyasında buna çok zıt bir durum olarak bir ülkenin okuma-yazma oranı yaklaşık % 40 olup, % 100 okur-yazar oranına sahip bir Müslüman ülke yoktur.
Hıristiyan dünyasındaki 'okur-yazar' ın% 98'i ilkokulu bitirmişken, Müslüman dünyasında bu oran % 50dir. Hıristiyan dünyadaki okur-yazarların % 40'ı üniversite mezunudur ve bu oran Müslüman dünyasında %2'yi geçememektedir.

Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı 230 olup her bilim adamına düşen Müslüman sayısı 1 milyon kişidir. ABD her 1 milyon Amerikalıya karşılık yaklaşık 4000 bilim adamına, Japonya 5000 bilim adamına sahiptir. Tüm Arap dünyasındaki tam-zamanlı çalışan araştırmacı sayısı 35.000 kişidir ve her bir milyon Arap nüfusa 50 teknisyen düşmektedir. (Bu sayı Hıristiyan dünyasında bir milyon kişiye 1000 teknisyendir.) Ek olarak İslam dünyası gayrı safi milli hasılasının yalnızca % 0.2 sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırmaktayken Hıristiyan dünyası % 5 oranında araştırma-geliştirme fonu ayırmaktadır.
Sonuç:İslam dünyası bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.

1000 kişiye düşen günlük gazete sayısı ve bir milyon kişiye düşen kitap çeşidi bilginin toplum içine yayılıp yayılmadığının iki önemli göstergesidir. Pakistan'da 1000 kişiye 23 günlük gazete düşerken bu sayı Singapur'da 360 dır. İngiltere'de her 1000 stand için 2000 çeşit kitap bulunurken, Mısır'da kitap eşidi 20 dir.
Sonuç: İslam dünyası bilgi yayılmasını gerçekleştirmekte başarısızdır.

Bilgi uygulamasının önemli göstergelerinden biri ileri teknoloji ihracatının toplam ihracat içindeki oranıdır. Pakistan'ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oran % 1, Suudi Arabistanın % 0.3, Kuveyt, Fas, ve Cezayirin aynı şekilde % 0.3tür. Singapur'da bu oran % 58 'dir.
Sonuç: İslam Dünyası bilgi uygulamasını gerçekleştirememektedir.
Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgi üretmiyoruz.
Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgiyi yayamıyoruz.
Neden Müslümanlar güçsüzdür? Çünkü bilgiyi uygulamıyoruz.
Ve gelecek bilgi-temelli toplumlara aittir.

İlginçtir, OIC üyesi 57 ülkenin gayrı safi milli hasılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır. ABD, tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte, Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. (Satın alma gücü eşitlenerek hesaplama yapılmıştır.) Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar hep birlikte 500 milyar dolarlık mal ve hizmet üretmektedirler ve bunların çoğu petroldür. Mal ve hizmet üretimi İspanya'da 1 trilyon doların üzerindedir. Katolik Polonya 489 milyar dolarlık mal ve hizmet üretim gerçekleşmektedir. Budist Tayland 545 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır. İslam Dünyasının gayrı safi milli hasılasının tüm dünya gayrı safi milli hasılası içindeki oranı hızla azalmaktadır.
O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür? Cevap: Eğitim Yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek kaliteli eğitim yoksunluğu. Çok kesin biçimde söylersek akılcı olmayan, din eksenli ve çağdışı eğitim.

Dr.Faruk Saleem

qw19 16-01-2009 04:42

Preach'in yazıları din/gelişmişlik ilişkisini açıklıyor ve kanıtlıyor.

Öbür türlüsü sence/bence.

Tabi ki dinin nasıl ve nerede yaşandığı en önemli parametre. Din Hristiyanlıkta kiliseye, Yahudilikte sinagolara hapsolmuştur. Özellikle bilimin üretildiği akademik yaşamda din etkisi yok denecek kadar azdır. Burada tekrar Preach'in sunduğu örneklere gönderme yapmak gerekirse bilimin anlamı İslami toplumlarda dini anlamaktan fazla değildir.

İslami toplumlar geri kalmıştır derken elbetteki, İslamiyet bir Hristiyanlık gibi rönesans yaşamamıştır, yaşasaydı İstavritinde vurguladığı üzre Müslüman toplumlarında gelişmiş olması mümkündü.

Bugün Müslümanlar dini akademik yaşamdan, hukuktan, yönetimden geri çekmeyi başarsalar kısa zamanda ilerlemeleri, gelişmeleri işten bile değildir.

Bu değerlendirmeleri yaparken özellikle bilimsel gelişme bağıntısında, bilim insanlarının Hristiyan toplumlarda agnostik, deist, ateist oranları %93 leri bulmaktadır. Doğru olan anket genel halkın inanmışlık yüzdesi değil gelişmeyi sağlayanların, yani bilimi üretenlerin inannmışlık oranlarıdır, buraya bakmak gerekir.

Yoksa Amerika, İngiltere için halkın %90'ı dine ve tanrıya inanıyor öyleyse, inançla gelişmişlik arasında bağlantı yoktur demek, tam manasıyla elma ile armutu toplamak demektir.

Selamlar.

vartor 16-01-2009 08:35

Hepsi iyi de, muslumanlar hayatlarindan memnun, sikayet eden yok.
Nasil olsa ahirette yan gelip yatacaklar.
Kafayi yorup da bu guzel masaldan uyanmak istemez kimse; hele ateist olsalar olunce tamamen yok olacaklar,.
Bir yanda yokl olma, hice donme, diger tarafta cennet ve olumsuzluk. elbette sopayi yiyenin kim oldugunu gore gore, suphelenmek gelmez bile akillarina...

istavrit 16-01-2009 10:33

akla ve bilime dayali egitim sisteminden uzak, din merkezli cagdisi egitim yapan sark toplumlarinin durumu ortada...

her sey allah'tan diyen ademoglu bilim uretebilir mi?... muslumanlar icin bir paradoks var..bilimin temelinde suphe vardir..din ise bir dogma, supheye yer yoktur..suphe ediyorsan dinden cikiyorsun..
her sey allah'tandir diyorsun, labaratuar calismasina veya akademik calismaya gerek kalmiyor..
yan gelip yatiyorsun..ustelik cenneti de garanti ediyorsun.

bana gore islam toplumlarin da doktor bile olmasi bir reformdur....cani veren allah, cani alan allah..
allah can almaya karar verirse, hangi doktor engel olabilir..anlayis bu.
yine de haci'ya hocaya ufurukcuye gidiyor yurdum insani, recete yerine muska yazdiriyor..
sinegin bir kanadinda zehir diger kanadinda panzehir olduguna inanan arkadas hipokrata inanir mi...?

sanatin icine tukuruyorsa baskentin belediye baskani, heykeltras yetistirile bilir mi?
vesikalik resmi bile gunah sayan dusunce sanat uretebilir mi..?
hala olimpik oyunlarda basortusu ile kosuyorsa kadini, sporda basarili olabilir mi?

tek basarili olduklari konu canli bomba imalati..
dunyanin hic bir cografyasinda insanlar kendilerine bu kadar kotu davranmiyor..

amerika ulkerini isgal ederken, onlar hala birbirlerini olduruyorlar..
vurmadiklari tek yer askeri hedefler, oldurmedikleri tek canli asker..
israil topunla tufeginle saldirirken, sokaklara surulmus kadinlar ve cocuklar..
birisi olse de propoganda yapsak, dunyayi ayaga kaldirsak dusuncesi icindeki erkekler...
sark kurnazligi dedigimiz sey bu olmali !!!

bilim uretemiyorsun, teknoliji uretemiyorsun, sanatin her turunden uzaksin,
boyle olunca insanlarin din adina felsefe uretmeleri kacinilmaz oluyor,
bir peygamber var..bir de kitap...
sonrasi milyonlarca hadis, milyarlarca hic bir degeri olmayan din felsefeleri..kendileri pisirip kendileri yiyorlar,urettiklerinin dunyaya ve insanliga katkilari yok denecek kadar az...
dalai lama veya budizm kadar dunyayi etkileyemediler..onlar kadar sayginlik uyandiramadilar...


hala misfakla dis fircaliyorsan felsefende o perspektifte oluyor..
en buyuk bilimsel calisma ise, zemzem suyunun faydalari!!!
cene suyuna corba!!!

boyle olunca allahin sopasini hergun yiyip oturuyorsun..

sargon 16-01-2009 13:31

sevgili arkadaslar preach ve qw19, bir kez daha düsünmenizi öneriyorum. Din dediginiz sey toplumlarin ürettikleri birsey. Kültür, bilim, sanat da öyle degil mi? Bunlarin hepsinin gelisme süreclerini belirleyen ekonomik ve tarihsel nedenler vardir. Siz olayin kökenini bu nedenlerde degil de dinin, kültürün, bilimin, sanatin kendisinde aramis oluyorsunuz. Yani sonuctan sonuca gitmis oluyorsunuz. Halbuki nedenden sonuca gitmeniz gerekmiyor mu? Eger tarihsel ve ekonomik sürecler daha farkli gelisseydi, bugün Avrupa ülkelerini ayni simdiki islam ülkeleri gibi karanliklar icinde görebilirdik. Yada Islam uygarligi Razi'lerin, Farabileri, Ibn-i Rüstlerin yolundan gider, akili imana üstün tutar, gelisme süreci de bambaska olurdu. Acaba neden Islam bu süreci yasamadi da Hiristiyanlik yasadi ve tikanmasini asti. Bence olaya daha derinlemesine bakmak gerekiyor. Olayin dediginiz kadar basit oldugunu düsünmüyorum.

Ayni sey kültür icin de ileri sürülmüstür. Bu düsünce bir kültürün daha ileri ileri oldugu savunusuna dayanir. Dogal olarak da bir kültürün ileriligini kaynagi olarak da irklar, uluslar bulunur. Halbuki ayni nedenlerle bu düsünce de yanlistir.

placebo 16-01-2009 15:59

Sevgili Sargon biz de bunları kafamızdan uydurmuyoruz ki..Felsefeciler ve bilim adamlarının fikirleri de bu yöndedir..Yukarı da verdiğimiz örneklere bakarsanız eğer;toplumların üzerindeki din baskısının azalması ile doğru orantıda gelişmekte olan bir refah düzeyi yükselmesi söz konusu..

İslam ülkelerinde ki bilim adamı sayısı 230 ve her bilim adamına düşen Müslüman sayısı 1 milyon ..ABD her 1 milyon Amerikalıya karşılık yaklaşık 4000 bilim adamına, Japonya 5000 bilim adamına sahipmiş düşünsenize..Müslüman toplumlar meraksız araştırıcı olmayan ve kaderci insanlardır..Olay bundan ibaret..

"Bunların hepsinin Gelişme süreçlerini belirleyen ekonomik ve tarihsel nedenler vardir."demişsiniz..Bunlar nelerdir?Biraz değinirseniz öğrenmiş oluruz..Ben anladığıma göre sadece bir kaç noktaya değineyim..

Arapların çoğunda petrol çıkar ama kendileri doğru düzgün çıkarıp işleyemezler bile..Dünyanın en büyük silahı bunların elinde olmasına karşın ,yönetimi hristiyanların elindedir..Kendi kendilerini yönetmekten acizler..Ayrıca müslümanlar epey tembeldirler..

Amerika tarih ve deneyim açısından bizden daha geridedir..Abd yi ileride kuracak olan göçmenler Mayflower gemisi ile okyanusa açılmadan yedi yüzyıl önce bizim atalarımız Orta Asya dan at sırtında Ortadoğu istikametinde yola çıkmışlardı bile.Ama bakın bizi geçmişlerdir..Amerikan Devrimi sonrası 1776 da bağımsızlık ilan edilmesiyle 1788’de ilk kez cumhuriyet ilan edilmiş 1778 de ilk anayasaları hazırlanmıştır..Görülüyor ki burada da yine bizi açık ara geçmişler ..Din ve kültür ekinlerine bağlı yaşayan topluluklarda gelişim açısından bir gerilik her açıdan göze görünmektedir..

saygılar...

sargon 16-01-2009 18:11

Sevgili preach, aslinda bu konu iyi bir tartisma ve inceleme konusu olur. Su zaman sikisikligimi cözebilirsem, bu konuda senin de dedigin gibi kendi bakis eksenimi örneklerle aciklamaya calisacagim. Ekonomik ve toplumsal nedenlere de örnekler verecegim. Bu arada sen de du bahsettigin felsefeciler ve bilim adamlarini bulabilir misin? Kimler dinler ile gelismislik arasinda neden/sonuc baglantisi kuruyor? Eger bir korelasyon var ise bu terse bir korelasyondur. Gelisme süreci dinleri etkisizlestirebilir, ama dinler gelisme sürecini belirlemede temel bir faktör degildir, ikincillerdir, ayni kültür gibi. Ben de bunu ispat etmeye calisayim.

qw19 17-01-2009 05:02

Aslında anlatılanlar senin söyleyeceklerini yadsımıyor Sargon. Gelişme süreci dinleri etkisizleştirecektir doğru, dinlerin etkisizleşmesi gelişme sürecini hızlandıracaktır. Bunda bir çelişki yok ki zaten. Sen şunu demeye çalışıyorsun, temel olan din değil gelişme sürecidir. Bende diyorum ki; arada net bir ayrım yoktur, gelişim sürecinin başlayabilmesi için dinin etkisizleştirlmesi gerekir, yav tam yumurta tavuk hikayesine döner bu iş. Bana kalırsa çok da önemli değil burada ki temel tali ayrımı.

Din bu süreç içerisinde baskın karekterdir.

Selamlar.

evrensel-insan 17-01-2009 06:00

Saygideger arkadaslar;

Toplumlar, gelisirken ve kulturlerini sanatlarini, bilgilerini gelistirirken; hic bir zaman ozgur olamamislardir. Mutlaka, yoneten-yonlendiren iktidar sistemlerinin; dini, milli, ahlaki "yasaklarina" maruz kalmislardir. Iste bu maruz kalis; ister istemez toplumlarin herturlu gelismesinin onunde bir engeldir. Bu engelide, en cok; dini-milli temelli korku felsefesi ve suru psikolojisiyle, yonetilip-yonlendiren toplumlar yasar. O yuzden de; "yasam ve iliskilerinde, daha ozgur birakilan toplumlar, diger toplumlara gore, daha gelisir. Islam toplumlarinin , bu toplumlara karsi; gelisememesinin altinda; bu toplumsal yasaklar yatar.

Soyle bir ornek vermek istiyorum. Ben eger birisine okuma yazma ogretirken "sadece benim dediklerimi okuyacaksin" diye bir sart kosarsam; benim okuma-yazma ogretmemin bir anlami kalmaz. Cunku, ben okuma yazmayi; kendi cikarim icin yapiyor, olurum. Ama, okuma yazmayi ogretirken; kisi istedigini okusun ogrensin, diye ogretirsem; iste bu kisitlanmasiz ogretim olur.Islam toplumlarinda; hak ve ozgurlukler, islami sartlarla sinirlidir-ki bu sinir, her islami ulkenin islamdan ne anladigi ve nasil bir sinir koyduguyla paraleldir. Bu da, suru psikolojisinin toplulugu demektir, tabi ki; korku felsefesi temelinde.

Allahin; elindeki, islam ulkelerinde sopa iken; gelismis ulkelerde, havuc gorevi gorur. Sopa, diktatorluk; havuc ise; demokrasi dir. En azindan, bireylerin; havuca ihtiyac duyma-duymama secenegi vardir. Ustelik, ne duyan duymayana; ne de duymayan, duyana mudahele eder.

Sopa ise, islamin-algiya gore- kisinin tepesindeki "disiplin" aracidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

istavrit 17-01-2009 18:18

islam kalkinma orgutu uyesi 57 tane ulke var...

57 islam ulkesinin gayri safi hasilasinin toplami 2.9 trilyon $...almanyanin gayri safi hasilasida aynen 2.9 trilyon$...57 ulke bir araya geldiginde bir almanya ediyor..

nufus bakimindan dunyadaki muslumanlarin % 4'unu olusturan turkiye, islam ulkelerinin gsyh toplaminin % 15'ini tek basina olusturuyor..

turkiye neden islam ulkelerinin onunde at basi gidiyor sizce? tabiki ATATURK faktoru..

turkiye ataturk'le aydinlanma sureci yasamistir.. islam, sosyal ve ekonomik yasamin disina cikarilmistir...turkiye islam ulkeleri arasinda bir cok konuda ilk ve tek olmustur..

islam ulkeleri arasinda one cikan bir diger ulke iran'dir..iran sah'i da ataturk'un actigi bu yolda ilerlemis, bugun gelmis oldugu alt yapiyi olusturmustur.

3. bir ulke endenozya..bu konuda bilgim yok..

kisacasi islam bir donemde olsa cami'lere kapatildiginda kalkinmanin onundeki engeller kalkmistir..

DreiMalAli 17-01-2009 19:47

Korelasyon nedir bilmem ama... :p

Eğer bir halkın kol ve beyin gücünün yarısını oluşturan kadınlar 4 duvar arasında ömür çürütmeye bırakılıyorsa, o halk an çok yarı randıman ile iş görür.
Geriye kalan yarısı da,
- enerjisinin bir kısmını mucize arayarak harcıyorsa
- geriye kalan enerjisinin bir kısmını abdesti bozulmasın diye kakasını, osuruğunu, çişini turmak için harcıyorsa
- geriye kalan enerjisinin bir kısmını "dinimize uymaz" gibi nedenlerle müstehcen(!) ağaçları kesmekle, tarihi eserleri bombalamakla harcıyorsa
- geriye kalan enerjisinin bir kısmını cennetdeki hurileri ve cehennemdeki zebanileri sayarak harcıyorsa
- ....

bu halkın geri kalmasına hiç şaşmam.

Sevgiler

sargon 18-01-2009 17:23

Marx'a göre ekonomik iliskiler üstyapi kurumlarini belirler. Ancak üstyapi kurumlari da bir geri dönüsümle ekonomik süreclerde etkilerde bulunur. Marxism'in dünya anlayisinin en önemli kismi dünya tarihini üretim iliskileri üzerinden aciklamasidir. Dinler de dogal olarak bu iliskilerin ürünü olarak ortaya cikar.

Gerci ben Marxism'in bu yaklasiminin tarih sürecine uyarlamasina karsi bazi elestirilere sahibim, ancak konumuz bu degil. Bu ayri bir tartisma. Ancak ekonomik iliskilerin üstyapi kurumlarini belirlemesi konusundaki tahlili dogru kabul ediyorum. Bunu dinler üzerinden bir kac örnek ile aciklamaya calisacagim.

Bilindigi gibi Hindistan'da kast sistemi oldukca eskidir. Buna göre toplum sert bir sekilde kastlara bölünmüstür. En üstte Brahmanlar, yani rahipler, onun altinda askerler, ucuncu kastta calisanlar, en altta da kirli isleri görenler yada Sudra'lar vardi. Bu kast sisteminin ne kadar eski oldugu bilinmiyor, ancak Indus dönemine kadar uzanabilecegi düsünülüyor. Bu toplumsal yapiyi yasatabilmek icin Hint din sistemi gelistirilmistir. Yada baska bir deyisle, Hint dini bu ekonomik ve toplumsal iliskinin bir tür izdusumudur. Reenkarnasyon sisteminde insanlar ve hayvanlar birer ruh tasir ve öldükten sonra dünyaya baska bir bedenle gelirler, Daha önceki yasamlarinda kötü isler yapmislar ise bir hayvan olarak gelirler, tersi ise daha iyi bir pozisyonda gelirler. Kisaca reenkarnasyon düsüncesi kast sistemini mesrulastiran bir dinsel sistem olarak kurulmustur.

Sümer ve Antik Yunan uygarliklari site devletlerinden olusuyordu. Bu site devletlerinin dönem dönem bir federasyon gibi davrandiklari da oluyordu. Kendi aralarinda da savaslar yapiyorlardi. Bu tür bir yapiya en uygun dinsel sistem ise bir tür tanrilar federasyonu olabilirdi. Her iki mitoloji de son derece güclü bir sekilde bu uygarliklarin ekonomik temellerinden firlayip cikmistir.

Antik Yunan'daki site devleti ihtiyaci karsilayamaz hale geldiginde, Persler'de oldugu gibi bir imparatorluk gerektigi acik hale geldiginde Iskender'in kilicini attigini görürüz. Iskender dönemi ayni zamanda bir din arayisi dönemidir de. Cok kisa zamanda büyük bir degisim yasanmis ve dinsel yapi bu yeni durumu karsilayamaz duruma gelmistir.

Daha ilkel kavimlerin dinsel inanislari incelendiginde de dinsel yapinin ekonomik ve toplumsal iliski bicimlerine göre sekillendigi görülür.

Ibrani ve Arap toplumlarinin yasadigi evrim benzerdir. Saul adinda bir kral ile baslayan sürec Ibrani kabilelerini bir araya getirme sürecidir. Bu sürecin gelismesine paralel olarak Ibrani inancinin tek tanrili bir dine dogru evrildigini görürüz. Ayni sey Araplar icin de gecerlidir. Islamiyetin birbirinden kopuk olan Arap kabilelerini biraraya toplamak icin ortaya cikarilan bir dinsel inanc oldugu aciktir. Eger Dreimalali'nin Muhammed ve 4 halifenin hic yasamadigi iddiasini kabul edersek de sonuc degismez, tersine dogrulanir. Arap kabileleri önce bir araya getirilmis, devlet yaratilmis, sonra da buna uygun bir mitoloji yaratilmistir.

Bütün bu örneklere bakildiginda dinlerin nasil ortaya ciktigini anlayabiliyoruz. Burda belirleyici olan ekonomik iliskiler ve iktidar iliskileri olmustur diyebiliriz. Bu iliskilerdeki degisiklikler dinsel yapiyi inanilmaz bir gücle degistirirler. Görüldügü gibi olay bir tavuk-yumurta iliskisi degildir. Acik bir sekilde dinsel inanclar ekonomik iliskiler ve iktidarlarin ihtiyaclari tarafindan ortaya cikarilmakta yada üretilmektedir.

Ancak bu iliskinin bir ikincil yönü de olmustur. Dinsel iliskiler ekonomik gelisme süreclerine ragmen ayakta kalmayi sürdürebilirler, hatta bazen bu ekonomik gelismeyi engelleyebilirler de. Bugün Amerika'da epey cok sayida pagan oldugunu biliyorum örnegin.

Bugün Islam dünyasinin yasadigi sefalet üzerinden bakip, dinler ekonomik gelismeyi belirler demek bence eksik örneklemeler ile bir genelleme yapmak olur.

Son olarak Istavrit'in soyledigi sey de önemli bir argüman. Bu argümani cok duyuyorum. Islam dünyasinda en ileri durumda olan ülke Türkiye'dir, bunun nedeni de Atatürk'ün Türkiye'yi islam yönetiminden ve gericilikten kurtarmasidir deniliyor. Bence bu düsünce yanlistir. Türkiye, oldukca güclü bir uygarligin, Osmanli Devleti'nin mirascisidir. Osmanli Devleti de ne Afganistan ne de Arabistan topraklarinda yasanan bir gericilik yasamiyordu. Son 200 yili bir batililasma ve modernlesme mücadelesi ile gecen bir devlette yaratilan bütün mirasi bir cirpida silip, hersey Atatürk sayesinde oldu diye düsünmek dogru olmaz.

aydoe 18-01-2009 21:33

Herşey Atatürk sayesinde oldu diye düşünmek doğru olmaz ama Cumhuriyetin ilk çeyreğinde ki gelişimi ile ,Atatürk sonrasındaki 70 yılda geldiğimiz noktayı da iyi analiz etmek gerekir.

"Efendiler ve ey Millet! iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat (yol) uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın buyurduğu ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat başkanları bu dediğim gerçeği bütün açıklığı ile algılayacak ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin bundan böyle olgunluğa eriştiklerini kabul edeceklerdir." demiş.

Bizde son yıllarda şeyhler ve müritlerce tariakatçılarla yönetilir hale gelmişiz.
Bravo bizlere ,büyük alkış
Belki ileride düzelir ve gerçekten öyle olur ama şu an için durum pek aydınlık değil, ortalık hacıdan hocadan geçilmemekte, cemaatler ülke çapında kollarını genişleterek büyümektedir.


qw19 18-01-2009 21:58

Dinlerin ortaya nasıl çıktığını o kadar kolay da anlıyamıyoruz. Sanki Muhammed arap kabilelerini birleştirmek ve Arab devletini kurmak için İslamiyet ideolojisini ortaya atmıştır gibi bir sonuç çıkar ki, bunun da kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

Madem üretim ilişkilerinden dem vurduk oradan devam edelim;

din talep-arz sorunu değil, arz-talep sorunudur. Dinler piyasaya sürülürler ve talep başlar. Burada aslında çok iradi bir süreç yoktur. Dinler ekonomik ve sosyal yaşamla birlikte şekillenirler, bu ilişkiyi birebir almak doğru değildir, çünkü aynı dini kabul eden insanlar bazı alternatif üretim ilişkileride kurmuşlardır.

Selamlar.

placebo 19-01-2009 02:10

Alıntı:

sargon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 149156)
Sevgili preach, aslinda bu konu iyi bir tartisma ve inceleme konusu olur. Su zaman sikisikligimi cözebilirsem, bu konuda senin de dedigin gibi kendi bakis eksenimi örneklerle aciklamaya calisacagim. Ekonomik ve toplumsal nedenlere de örnekler verecegim. Bu arada sen de du bahsettigin felsefeciler ve bilim adamlarini bulabilir misin? Kimler dinler ile gelismislik arasinda neden/sonuc baglantisi kuruyor? Eger bir korelasyon var ise bu terse bir korelasyondur. Gelisme süreci dinleri etkisizlestirebilir, ama dinler gelisme sürecini belirlemede temel bir faktör degildir, ikincillerdir, ayni kültür gibi. Ben de bunu ispat etmeye calisayim.

Ben konuya biraz sıkıcı ve uzun olabilsede baştan başlama taraftarıyım...Ama bunların açıklanmadan da bu düşünceyi neden benimsediğimin anlaşılabileceğini sanmıyorum..

Öncelikle bilim ve felsefe arasındaki yakınlığa bakmakla başlayacağım..

Bilim felsefesiz ,Felsefe bilimsiz olmaz ve bunlar birbirlerini desteklerler ..Felsefe, bilimin üçüncü boyutu gibi görev yapar ve bütün çağlarda;insanlığı aydınlığa, açıklığa, düşüncenin ve bilginin kendi hakkında daha apaçık bir anlayış ve kavrayışa ulaşmak için gösterdiği çabadır..Felsefe sistemlerini yaratarak ilerleyen ve kendi kendini daha açıklığa ve bilince kavuşturan insan düşüncesidir ve insan düşüncesinin, kendi ürünü olan bilgiler ve buluşlar üzerinde sürekli olarak derinleşmesidir.


Peki felsefe nedir?:yunanca aslı -pihilosophia- dır ve iki kelimeden meydana gelmiştir. -Philia kelimesi- -sevgi- anlamına gelir; -sophia- ise -bilgelik- ya da -bilgi- demektir, philosopihia = bilgeliği sevmek,bilgi sevgisi anlamına gelir...


Felsefe ve din ise birbirine tam anlamıyla karşıt iki düşünce ve davranış biçimidir. İlkel dinlerde olduğu gibi gelişmiş dinlerde Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık ta, inanç yani iman temeldir. Herhangi bir dini benimseyen kişi, evren ve insanoğlunun hayatı hakkında belli görüşleri ve yargıları kabul etmiş bunlara inanmış kimsedir....Hakikatin kendisine verilmiş olduğunu ve hakikate sahip bulunduğunu sanır... Evrene bu hükümler ve dogmalar açısından bakar.. Dinde, bu, acaba böyle midir? diye sorulmaz. Çünkü dinde, her şeyin cevabı verilmiş ve inanç sahibi kimse, bu cevaplara inanmış; onları doğru diye bellemiş ve benimsemiştir. Evreni kim yaratmıştır? insanoğlu nereden ve nasıl türemiştir? İnsanoğlunun dünyadaki yeri nedir? İnsanoğlu mutluluğa nasıl ulaşabilir? İyi ve kötü nedir? Ölümden sonra ruhlarımız ne olacaktır? giibi sorulara, dinlerde tüm ayrıntılarına kadar cevap verilmiştir. Bunlar, her dinin kutsal kitabında ve din öğretisinde açıklanmıştır. Dindar kimse, bu sorulara verilecek cevapları hazır olan kimsedir. Oysa felsefe, bunlara ve bunlara benzer bütün öteki sorulara, mantığa ve akılgücüne dayanarak cevap vermeye çalışır. Hazırlop cevapların hiçbirini kabul edemez.. Dinleri, inançları, peşin hükümleri, gelenekleri sürekli olarak irdeler ve eleştirir, işte bundan ötürü, bu iki olgu, yani din ile felsefenin tavırları, birbirleriyle bağdaşması mümkün olmayan iki ayrı düşünce tarzıdır.

Örneğin islamiyette,İslam tanrı konusunda ve tanrının yarattıkları hakkında fikir yürütmeyi yasaklamıştır. Kuran Allah’ın gücünü eşsiz olduğunu ve yapabileceklerini anlatmıştır ve Allah’ın insan beyni tarafından anlaşılamayacağını bu yüzden insanların Allah’ın ne veya nasıl olduğu hakkında düşünmemesi gerektiğini söylemiş ve tüm sorgu yollarını kapatmıştır. Felsefenin temeli olan soru sormakla bir yere varılamayacağı açıktır çünkü sorulan soruların cevabı yoktur çünkü insan beyni onu anlayamaz iş böyle olunca da felsefe yapmanın bir anlamı kalmaz. İslam felsefesi, kavramlar yerine imgelere dayanan, amacı doğruyu bulmak değil inandırmak olan, dogmalardan oluşmuş bir felsefedir...

devam ....

placebo 19-01-2009 02:18

Dolayısıyla felcefecilerin din ve bilimin çatışmasının olmadığını iddia etmeleri oldukça saçma bir mantıktır..Çoğunluğunu romantiklarin oluşturduğu filozoflar ve azınlık istisna bir kaç filozoftan başka hemen hepsi, dini bilimin ve insanın her tür gelişimi önünde engel olarak görürler..

Batılı felsefecilerin görüşüne göre; İslâm medeniyeti de dini doğmalardan bağımsızlığını elde edememiştir. Bu nedenle, bu olgu da İslâm Medeniyetinin duraklamasına katkıda bulunmuştur ..Aydınlanmanın yokluğu, ilmi çalışmalarda yeniliğin yokluğu ve sefalete sebep olan dini doğmaların içinde sıkışıp kalma, siyasi gelişmemişlik, fanatiklik ve günlük hayatın sorunlarına bile rasyonel olmayan bir tarzda el atma ile İslâm Medeniyeti ve üçüncü Dünya arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur...


Bazı filozoflar, Müslüman entelektüellerdeki duraklamadan ve eleştirisiz tavırdan sorumlu kişinin Gazzali olduğunu ileri sürmüşlerdir. Böylece felsefi teşebbüs ve dolayısıyla bilimsel araştırma İslami entelektüel hayatın dışına itilmiştir. Yani bunlara göre, Gazali’nin felsefeye yaptığı güçlü eleştiri ile, gerçeği bulmak için lüzumlu olan eleştirisel ve özgürleştirici arayış ruhu İslâm medeniyetinde ölmüştür...

Ayrıca hürriyet, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri açısından bakılınca batılı felsefeye göre, İslâm hiçbir zaman Aydınlanmayı yaşamamıştır. Batı’daki standart görüş şudur: Şark ve İslam da demokrasi fikri bir yana hiçbir zaman istibdat fikrinin ötesine geçip ferdi, bağımsız bir varlık olarak keşfedememiştir. Bu konularda bilim adamlarının çoğunluğu şuurlu olarak August Wittfogel’in “şark despotluğu üzerine" olan fikirlerini; Devlet ve Kilise’nin birbirinden ayrılması ve dolayısıyla bilimlerin ilerlemesinden beri medeniyetlerin niteliği konusundaki tahlillerde batılının gözünde dinin rolünün ve fonksiyonun çöktüğünü belirtmeye gerek yoktur...

İslâm gerilerken Batı, Yunan öğretisinin Rönesans’ına girmişti. Thomas Aquinas, Duns Scotus, Ockham’lı William veya daha sonraları Cusanus gibi düşünürleri burada zikretmeden geçmeyelim... Batı biliminin kahramanları olan Copernicus, Kepler, Galileo ve nihayet Newton, Batı’da entelektüel faaliyetlerin uyanmasına katkıda bulundular. Newton’un gelişiyle bilim Batı’da en büyük gücüne erişmiştir..

Çağdaş düşünür ve tarihçiler gerçekleşmiş olayları canlı delil olarak kabul ederler.. Genel olarak toplumun hayatında dinin ve üzerindeki kilisenin nüfuzunun kırıldığı oranda Avrupa’da büyük kalkınmanın yavaş yavaş sağlandığını dile getirirler... Onların teorilerini doğrulayan renaissance, Fransız ihtilali nihayet gerçekleşmiş, kilisenin egemenliği ortadan kaldırılmış ve Tanrı adına yönetim düşüncesi yıkılmış , toplum genel özgürlüklere kavuşturulmuştur. Böylece Avrupa kalkınma kulvarında hazırlıklarını tamamlamış ve batılıların bugüne kadar da övündükleri meyveleri vermeye başlamıştır..İlerleme böyle sağlanmıştır..


devam...

placebo 19-01-2009 02:36

Rönesans deyip geçmek kolaydır ama bunun insanlığın ve bilimin gelişimiyle doğrudan bağlantısını görmek için burada biraz söz etmek ve yer vermek gerekiyor..Renaissance felsefesi nedir onu algılamak için biraz değinelim..


Ortaçağ felsefesi bağımlıdır; sorunlarını, yolunu kendisi seçmez, bunları seçen ve belirleyen Hıristiyan dini ve bu dinin tanrıbilimidir. Bu felsefenin görmek istediği iş, Hıristiyanlığın öğretisini, dogmalarını akılla işleyip desteklemektir. Oysa Renaissance felsefesi —bütün Renaissance kültürü gibi— bağımsız olan, yalnız kendine dayanan, konu ve amacını kendisi belirleyen bir felsefe olmayı ister.Ortaçağın büyük filozofları Augustinus, Anselmus, Thomas vb. hep din adamlarıdır. Renaissance düşünürleri ise yazarlar, bilginler, öğretim üyeleri vb. inden oluşan dünya adamlarıdır... Ortaçağ filozofu için “doğrular” hazırdır, elde edilmişlerdir, bunları Platon’un, Aristoteles’in ve Kilise Babalarının felsefelerinde bulabiliriz. Bundan sonra yapılacak şey, bunlara biçim bakımından biraz çeki düzen vermektir; kimi yerlerindeki tutarsızlıkları gidermektir. Renaissance filozofu için ise “doğru” bulunmuş değildir; belki de sonsuz olarak araştırılacaktır. Araştırılması da gereken bir ödevdir. Bu anlayış, Renaissance düşünürünü tutkulu bir araştırıcı yapmıştır ve yine bu araştırma tutkusu, Rennaissance’taki büyük buluşların (pusula, barut, basım), keşiflerin (deniz yolları, Amerika) başlıca bir dürtüsü olmuştur...

Rennaissance felsefesi ilk olarak insan sorunu üzerinde durmuştur. “İnsan nedir? İnsanın bu dünyadaki yeri ve anlamı nedir?”, araştırılan, bilinmek istenen buydu. Ortaçağ felsefesi böyle bir soruyu sormayı gerekli bulmamıştı... Çünkü Ortaçağ insanının ne olduğu, yeri ve anlamı Tanrı katından belirlenmişti.


İnsanlığın ilerlemesi için gerekli bilgileri öğrenip öğretip yaymak için rönesansçılar büyük savaşlar vermişlerdir..Örneğin yer’in merkez olmaktan çıkması insan merkezli görüşü de ortadan kaldırdığından, Kilise yeni öğreti ile kıyasıya savaşmıştır. Hıristiyanlığa göre evren insanın “yüzüssuyu hürmetine” var dır. Yeryüzü insanlık dramının geçtiği sahne, gökyüzü de onun dekorudur. Kopernik’in getirdiği devrim yer ile birlikte insanı da evrenin merkezi olmaktan çıkarıyordu. Nitekim yeni doğa tasarımını felsefe bakımından ilk olarak değerlendiren Giordano Bruno, Kopernik sistemine dayanan bir dünya görüşü geliştirdiği için; bunu bir sapkınlık sayan Kilisece koğuşturmaya uğramış ve sonunda yakılmıştır (1600).Bruno, Kopernik’in öğretisinden şu iki ana düşünceyi çıkarmıştır: Evrenin birliği vardır —yeryüzü ve gökyüzü yapıca ve yasaca ayrı değildirler— Evren sonsuzdur —Aristoteles’in ileri sürdüğü gibi gökkubbesi ile sınırlı değildir—. Sonsuz evren içinde kendi içlerine kapalı, sayısız sonlu dünyalar vardır. Buna karşılık Kepler ile Galilei, Kopernik devrimini bilimsel olarak geliştireceklerdir. İkisi de doğa tasarımına matematik bir nitelik kazandıracaklardır. Bununla da günümüz fiziği doğmuş, bunun bir ürünü olan çağdaş tekniğe de yol açılmış olacaktır...Yine bir Johannes Kepler (1571 -1630) önce doğa güzeldir, uyumludur, bunu da sağlayan matematik orantılardır diyen estetik bir doğa tasarımı ile çalışmış; sonra bu animist görüşü bırakarak mekanist doğa anlayışına geçmiştir. Bu döneminde artık her yer de “fizik nedenler” aramış, “devindiren ruhlar” yerine “güç”ü koymuş; doğada her yanın geometrik orantılarla örülü olduğunu ileri sürmüştür. Bu anlayışıyla da Kepler modern matematiğin fiziğin kurucularından biri olmuştur.

Görüldüğü gibi tarihte de gelişmenin,ileri gitmenin ve bilimsel düşüncenin önünün açılması için din denilen olgunun ne kadar da engelleyici olduğu Renaissance ruhu incelenirse teyit edilecektir...


az kaldı:)

placebo 19-01-2009 02:41

Yine Renaissance tan sonra ki 18,yy da Aydınlanma hareketi içinde yer alan düşünürler., düşünce ve ifade özgürlüğü, dini eleştiri, akıl ve bilimin değerine duyulan inanç, sosyal ilerlemeyle bireyciliğe önem verme başta olmak üzere, bir dizi ilerici fikrin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. öyle ki söz konusu temel ve laik fikirlerin modern toplumların ortaya çıkışında büyük bir rolü olmuştur..Aydınlanmada hümanizmi tamamlayan tavır ise ateizm veya deizmdir. Başka bir deyişle, Aydınlanmanın hemen tüm düşünürleri çoğunluk ateist ya da deist idiler. Hıristiyanlıktan nefret eden bu düşünürler, batıl inançlarla, bağnazlık ve dini insanlığın ilerlemesi önündeki en büyük engel olarak görmüşlerdir. İnanç ve dine karşı çıkarken akıl ve bilime sarılan Aydınlanma düşüncesi, Tanrı’nın evrene müdahalesine kesinlikle karşı çıkmış ve bilimin gerektirdiği kendi içinde kapalı ve düzenli bir sistem olarak evren görüşünü benimserken, Tanrı’yı en iyi durumda bir seyirci durumuna indirgemiştir.Montusco (ö. 1755) ataist olmasa da kilise ve din adamlarına kin kusuyordu...Folter (ö. 1778). Onun felsefe tarihi; toplumların Tanrı iradesinden bağımsızlaştıkça göreceli olarak geliştirme ve ilerleme kazandığı esasına dayanıyor. Kendi tanımlaması ile dini ütopyalar ve mitolojilere karşı mücadele vermiştir. Gelişme önünde duran en çetin engel olarak hedef seçtiği başlıca unsur katolik kilisesi ve Hıristiyanlıktı.


Yine Pozitivist akım öncülerinden Auguste Comte bilim adamları daha da ileri giderek din adamlarını, ne olduğu bilinmeyen Tanrıyla uğraşmayı bir yana bırakıp kendilerini insanlığın hizmetine vermeye çağırır..


Gibbon ve Marx’ın dünya tarih görüşleri ise şudur: Dünya kendi kendisini putlardan, hayallerden, esrarlardan, mucizelerden kurtarmak, hür olmak zorundadır ve din ise insanlığın zihhnini antropomorfizmin çeşitli formlarıyla köleleştiren tasavvurî ve zihnî tahrifleriyle bulanıklaşmaya yatkın bir alandır..Ayrıca Marks a göre din kitlelerin afyonudur..


Amerikalı Draper bir kitabında bilim ve din mücadelesi hakkındaki görüşünü şöyle beyan eder;”Hıristiyanlık,dünyada kendini kudretli bir politika tesirine sahip olduğunu zannettiği günden itibaren bilim ve din mücadelesi başlamıştır.O zamandan bu yana din ve bilim birbiri ile çarpışmış ve birçok tanınmış kişiler bu çatışmaya katılmıştır.Bilim tarifi yalnız,meydana gelen keşiflerle değil;aynı zamanda bu iki kuvvetin birbirine karşı koymadaki hikayesini de anlatır.Bu kuvvetlerden birisi ilerlemek isteyen insan zekası,öteki de Ortodoks düşünceye sahip kişilerin meydana getirdikleri tesir,bencil düşünceler,menfaatlar ve bu tesirlerin meydana getirdiği hudutlamalar.”


Robert Owen "din, insanın alt üst olmuş kendi hayal gücüyle yarattığı var olmayan yaratıkların korkusuyla, insanın yargılama yeteneğini yok ederek, bütün akli yeteneklerini kaybettirdi ve insanı en sefil, acınası köle haline getirdi"


İngiliz matematikçi ve filozof Bertrand Russell Batı Felsefesi adlı kitabında şöyle demektedir:"Hayatımda yanıtını bulamadığım bir tek soru vardır. Bu da biz Batılılar Ortaçağın o karanlığından ve zulmünden bu modernliğe ve gelişmişliğe nasıl geldik? Müslümanlar ise o aydınlık ve insanlık Ortaçağından bu günlere,bir daha uyanmayacak bir şekilde,bu karanlık döneme nasıl girdiler?"

Ve Atatürk "Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir."


Günümüz düşünür ve bilim adamlarından Richard Dawkins'in bu konu hakkında ki düşüncelerini hiç değilse forumda bilmeyen kalmamıştır.."Bütün dinlerin virüslerin salgınına çok benzer bir akıl hastalığı olduğunu düşünüyorum. Din mükemmel bir kültürel yapı. Ama bu onu gerçek yapmıyor ve beni gerçek ilgilendiriyor. Çiçek virüsü mükemmel bir virüs. İşini çok güzel yapıyor. Ama bu onun iyi olduğu, ve yok olmasını istemediğim anlamına gelmiyor" sözleri anlamlıdır..



Kaynaklar:Batı da ve İslam'da Allah anlayışına felsefi yaklaşımlar Prof.Ernest Wolf Gazo,Din ,medeniyet ,laiklik-Ahmet selim,Zeki Önal, T Felsefeye Giriş-Mengüşoğlu, T,Bilim tarihi,hayatta en hakiki mürşit ilimdir-Adnan Saygılı


Vur dediniz öldürdüm:)

Saygılar..

qw19 19-01-2009 03:41

Olay Rusya'da mı geçiyordu?

Sizi başbaşa bırakayım bu tartışmada, Spartacus ve Evrensel hocamda katılsın, gerekli yanıtı onların vereceğinden eminim.:)

Selamlar.

evrensel-insan 19-01-2009 05:40

Saygideger arkadaslar;

Gunumuz dunyasinda, hicbir kavramin; ortak ifadesi olmadigi gibi; felsefeninde, biliminde, dininde; ortak kabullenilen bir ifadesi yoktur. Zaten, butun tartisma da, burdan cikmaktadir. Bugun artik, felsefe; kelime anlaminin cok disinda bir kavram olmustur. Ne, sevgi, ne de irfan artik; felsefeyi degilde; felsefe, sevgi ve irfani ifade etmektedir. Gunumuzde, felsefenin de; ne olmasi gerektigini ortaya koyan; meta felsefe terimi artik yerlesmistir. Konuyu, fazla dagitmadan; ben, felsefeyi; bir dunya gorusu olarak ifade etmek istiyorum.

Bilim ve dine gelirsek; bunlarin da; neyi ifade ettigi, hangi dunya bakis acisiyla, bakildigina baglidir. Bilimi uygulayan bir kisi; materyalist te, idealist te, pozitivist te, olabilir-varlik acisindan-; bu metafizik bakis acisinin; bilime yansisidir.

Felsefenin diger ana dallari da; kendine gore bakis acilari getirir. Ben, evrensel'in kosesinde; bu bakis acilarina deginmistim. Dine, bakis acisida boyledir. Eger, bilim kurguyu; bir bilim dali olarak kabul ediyorsak; o zaman, dini de; bir bilim dali kabul etmek gerekir.

Felsefenin; en buyuk ozelligi; eklektik yapisinin kisi uzerindeki etkisidir. Bi konuda materyalist bakabilen kisi, baska bir konuda idealist yanasabilir. Bu eklektizmi, ancak bir filozof ortaya koyabilir. Bir din adaminin veya bilim adaminin bu eklektik yapiyi ortaya koyma olanagi yoktur. Oyuzden, hangi bilim dali olursa olsun; pratik olarak; hic bir kisi-ki konu ne olursa olsun-bakis acisinin ne oldugunu bilemez. Sadece, kendi bilgi-birikim-deneyim-gozlem v.s. temelinde;eklektik bir bakis acisi gelistirir.

Dinin de; kendi icinde bir felsefesi vardir. Mesela, bu felsefe; varlik konusunda, idealizmdir. Sonucta, bilim; bilmekten kaynaklanmaz mi? O zaman, dini bilmek te; isin dini bilimi olur. Hangi bilim dalinin dine ters dustugu ise; ayri bir tartisma konusudur. Gunumuzde, dini temelde; bilimin her dalinda bir aciklama getirilebilmektedir. Sonucta; felsefeyi de, bilimide, dini de; ortaya atan insanoglu olduguna gore; bu insanoglunun; herhangibir seyi ortaya atarken ki, kendi kisisel yasam ve iliski degerlerinin rolu cok buyuktur. Dolayisiyle, FELSEFE-BILIM-DIN- BIRIBIRINDEN AYRILAMAZ. SADECE BIRIBIRILERINDEN FARKLIDIR. BIRIBIRIYLE ICICE VE ETKILESIM ICINDEDIR.

Bugun, amerikan idealizmi; bu uclemi oyle bir usturuplu duzenlemistirki; ortaya koydugu ideoloji islemektedir. Isin ilginci; kitleler ve toplumlar, daima din ile hasir nesirdir. Felsefe veya bilimle hasirnesir olmak; farkli bir egitim-ogretim-ogrenim gerektirir. Herkesin, din konusunda; mutlaka bir bilgisi, bir soyleyebilecegi, bir dusuncesi ve davranisi vardir. Ama, herkesin bir felsefesi veya bilim ile ilgisi yoktur. Dolayisiyle, halka; en yakini dindir. Ne felsefe, ne de bilim. Dini karsiniza aldiginiz zaman- ne yaparsaniz yapin- otomatikman halki, toplumu karsiniza alirsiniz. Bunu, boyle uygulayamayan ve algilamayan, SSCB; nin nasil bir tarihi surec yasadigi ortadadir. Dini, insanliga karsi bir olgu olarak gostermek yerine; insanligin dine ihtiyac duymadan yasam ve iliski surebilecegini gostermek, daha mantikli ve tutarlidir. Dine-tu kaka- diyerek; ne bir egitim-ogretim-ogrenim- mumkundur, ne de; bu tip bir yanasim; toplumlara bir bilinc verir. Sopa da, havucta; insanoglunun elindedir. Iktidarlar sopayi; halki surude tutmak ve korku salmak icin; dine inanmayanlarda; dine inananlari, kendilerinden uzak tutmak icin kullanirlar. Sopalarla, yasaklarla bir toplum egitilmez; egitimin tek yolu, ogretim ve bilgilendirimdir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon 19-01-2009 15:12

sevgili preach, bu yazdiklarinin konumuzla ilgisi var mi? Biz din ile bilimin catismasini tartismiyoruz ki? Senin iddian ekonomik gelismede dinlerin belirleyici oldugu seklinde idi. Ben ise tersini yani ekonomik gelisme sürecinin dinleri belirledigini savunuyorum. Bu iddiani savunacak seyler getirmemissin ki..

Birkac örnek daha vereyim istersen. Hiristiyanligin evrimi cok güzel bir örnektir. Ortodoksluk ile Katoliklik ayriminin ortaya cikmasinin nedeni Roma'nin bölünmesidir. Bati Katolik, dogu Ortodoks olmustur. Daha sonra burjuvazinin tarih sahnesine cikmasi ile yeni bir dinsel anlayis olarak Protestanlik gelismistir. Eger Protestanligi yaratacak olan ekonomik gelismeler olmasaydi böyle bir mezhep yada din cikamazdi.

DreiMalAli 19-01-2009 17:05

Sevgili sargon,
gerçi felsefi ve siyesi konulara girmeyi hiç sevmem ama...

Alıntı:

Marx'a göre ekonomik iliskiler üstyapi kurumlarini belirler. Ancak üstyapi kurumlari da bir geri dönüsümle ekonomik süreclerde etkilerde bulunur. Marxism'in dünya anlayisinin en önemli kismi dünya tarihini üretim iliskileri üzerinden aciklamasidir. Dinler de dogal olarak bu iliskilerin ürünü olarak ortaya cikar.
Bu ve benzer söylemleri sık sık duymuşluğum vardır. Uzuuuun uzun anlatılır. Ama sadece anlatılır. Senin de yaptığın gibi, bazan örnekler de verilir. Ama verilen örnekler hep tek tarflı olup, sadece özet olarak, alt yapı üst yapıyı belirledi deyip noktalanır. Üst yapının alt yapıya etkisi ise gözden kaçırılır.

Mesela verdiğin şu örnek de buna dahil:

Alıntı:

Hiristiyanligin evrimi cok güzel bir örnektir. Ortodoksluk ile Katoliklik ayriminin ortaya cikmasinin nedeni Roma'nin bölünmesidir. Bati Katolik, dogu Ortodoks olmustur. Daha sonra burjuvazinin tarih sahnesine cikmasi ile yeni bir dinsel anlayis olarak Protestanlik gelismistir. Eger Protestanligi yaratacak olan ekonomik gelismeler olmasaydi böyle bir mezhep yada din cikamazdi.
Bu söyleme bakarsak, önce Roma bölünüyor, daha sonra Ortadoksluk ve Katoliklik ortaya çıkıyor. Ve önce burjuvazi sahneye çıkıyor, peşinden de Protestanlık.
Kısacası, senin değiminle, üstyapi kurumlari da bir geri dönüsümle ekonomik süreclerde etkileri hemen unutuluyor.

Tabi bunlar sadece söylemde kalıyor. En azından ben bu konuda herhangi bir araştırma olduğunu şimdiye dek okumuş değilim.
Mesela, ev kadınlarını ele alan bir araştırma var mı? Ev kadınlarının üretim ilişkilerini (altyapı), yine ev kadınlarının siyasi gürüşü, inanç sistemi, kültürü, zevk ve eğlencesi (üstyapı) bağlantısını belgeleyen bir istatistik araştırma?
Ya da, talebelerin?
Veya aynı iş yerinde çalışan işçilerin?
Veya aynı maaş ile çalışan işçilerin?
Veya aynı meslekte çalışan işçilerin?
Veya aynı bölgede çalışan işçilerin?
Veya benim burada yazı yazmamın, benim üretim ilişkileimle ne ilgisi var?
...
...
...
Yoksa bu altyapı-üstyapı modeli böyle sorular için geçerli değil mi?


İşin pratik yönüne gelirsek, birbirini karşılıklı etkileyen olguları modellemek ve model üzerinden deneme/araştırma yapmak o kadar zor bir şey değil. Teorisi ve pratiği gayet iyi bilinen konular bunlar. Fakat bu teorilerin tek bir sonucu yoktur. Sadece tek yönlü işlemezler.

Ama felsefi ve siyasi konularda modellemek/araştırmak yerine sadece söylemlerde bulunmak, hem de tek bir yöne ağırlık vererek, bana hep çok garip gelmiştir. Ayakları yere basmayan fakat bulutların üzerinde seyreden söylemler izlenimi vermiştir hep.

Sebgiler

istavrit 19-01-2009 17:47

sevgili sargon,

geri kalmisligi veya gelismisligi tek basina dinlere yuklemek akillici bir yaklasim degil elbette..

islam dahil hic bir din calismayin, uretmeyin demiyor...fakat urettikleri tasavvuf, mistizm nefis terbiyesi adi altinda inanirlarini adeta tembelligi tesvik ediyor...buna adiyaman menzil, fatihteki tekkleri ornek verebilirz..tekkeyi bekleyen corbayi icer ilkesinden hareket eden bir cok insan uretim disidir..

islamda calismayin demiyor, ama bir ay boyunca sevap kazanacagim diye ac gezen insan ne kadar verimli uretebilir..

gunde 5 kez mamaz kilan, gunun buyuk cogunlugunu dua ile geciren insan ne kadar verimlidir..

zamanini anlamadigi dilden kuran okuyarak geciren insan dunyadaki gelismeleri, teknolojiyi, ekonomiyi yakindan takip edebilir mi? basbakan teget gecti dediginde hayir teget degil, deldi gecti diyecek donanimi varmidir?

din insanlarin ve ulkelerin kalkinmisliklarinda etken degilken, geri kalmisliklarinda en buyuk etkenlerden biridir...

radyonun cikardigi sesleri "icinde melekler konusuyor" diye aciklayan saidi nursi hazretlerinin muritleri teklojojiye, bilime, sanata katkida bulunabilirler mi?

evrensel-insan 19-01-2009 18:20

Saygideger DreiMalAli;

Yoksa bu altyapı-üstyapı modeli böyle sorular için geçerli değil mi?-DreiMalAli-
Tarihler boyu; ustyapi-altyapi, iliski veya celiskisi-ki bu bakis acisina bagli. Genelde, ust yapinin degisimiyle,ilerlemis ve zamanla-goreceli, degisken ve gecici olsa da- yansimistir. Ilginctir, Marxizmi; uygulamak isteyen Lenin; tarihte ilk kez; bilinc ve alt yapinin zorlamasi olmadan ust yapiyi degistirmek istemis ve basaramadigini tarih gostermistir. Ust yapi, genelde yoneten ve yonlendiren iktidarlarin; her turlu bakis acisini; toplumun once dusunce ve davranisina ve sonrada, nesnel sartlarina uyarlamaya calismistir.

Alt yapi; halk ve toplumun cogunlugu olarak, hic bir zaman ve tarihin hicbir doneminde; ust yapiyi zorlayacak bilince erismemistir ve erisemez. Toplumun, aydinlari, ve ileri gelenleri; genelde ya iktidara gelerek; ya da iktidarin bunyesinden gelerek, ust yapiyi degistirmislerdir. Dolayisiyle, tarihin her doneminde; alt yapi ust yapidan geride kalmistir. Cunku, sonucta; ust yapiyi degistiren de; dusunce ve onun orgutlenisidir. Bu, eskiden; avam ve lordlar kamarasi olarak da adlandirilirdi. Bugun, kuresellesen; temelde; artik ulkelerin ust ve alt yapilari; ancak zorlama ile degistirilmektedir. Bu zorlama, once SSCB ile, ulke bazinda baslamis; daha sonra, global temelde-bilhassa, SSCB'nin Afganistan olayiyla baslayip; ikiz kulelerin yikilmasiyla suren surec-merkezilesmektedir. Ulkeler, ne ust ne de alt yapi olarak; kendilerini yonetmeyip-yonlendirmemekte; bu yonetim ve yonlendirim; merkezi bir temelde dikte edilmektedir-amerikan idealizmi- Iste, gunumuzdeki; ALLAH'IN SOPASI budur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

placebo 20-01-2009 00:39

Alıntı:

sargon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 149425)
sevgili preach, bu yazdiklarinin konumuzla ilgisi var mi? Biz din ile bilimin catismasini tartismiyoruz ki? Senin iddian ekonomik gelismede dinlerin belirleyici oldugu seklinde idi. Ben ise tersini yani ekonomik gelisme sürecinin dinleri belirledigini savunuyorum. Bu iddiani savunacak seyler getirmemissin ki..

Birkac örnek daha vereyim istersen. Hiristiyanligin evrimi cok güzel bir örnektir. Ortodoksluk ile Katoliklik ayriminin ortaya cikmasinin nedeni Roma'nin bölünmesidir. Bati Katolik, dogu Ortodoks olmustur. Daha sonra burjuvazinin tarih sahnesine cikmasi ile yeni bir dinsel anlayis olarak Protestanlik gelismistir. Eger Protestanligi yaratacak olan ekonomik gelismeler olmasaydi böyle bir mezhep yada din cikamazdi.

Alıntı:

Tabii ki din ile geri kalmışlık arasında bir korelasyon vardır..Gelişmişlik bilim ve bilimsel düşünce sayesinde olduğuna göre,buna din ve bilim arasındaki çatışmadan yola çıkarak bakmak gerekir..
Diye başlamıştım söze hatırlarsanız..Dolayısıyla kökenine inersek sonuç burada kilitlenir yani din bilim çatışmasında.. Bunlar birbirine bağlı etkiler olarak zincirleme gelişirler..Bilimde başarılı olamayan,felsefe üretemeyen, özgür düşünemeyen toplumlar ekonomik olarak veya diğer yönlerden nasıl gelişebilirler ki?.İnsanlığın tüm gelişimi renassaince tan sonra ki dönemde başlamıştır..Ayrıca konumuz ekonomi değildi sanıyorum, din ve geri kalmışlık arasındaki korelasyondu..

Saygılar..

sinner 20-01-2009 03:19

Bence olaya çıkış noktasından bakmak lazım.
Din evreni açıklarken statik ve değişmez bir bilgiye dayanır.
Bilimin evren hakkındaki açıklaması ise kesin değildir devamlı ilerlemeye dayanır.
Bu açıdan bilim ve dinin uzlaşması sadece bir fantezidir.

dilaver 20-01-2009 03:32

Tarihi sınıflardan ve sınıflar mücadelesinden bagımsız olarak ele alırsak bir çözümsüzlüge düşmemiz de kaçınılmaz olur. Dinler, düşünce biçimleri, inançlar esas itibarıyla, toplumun içerisinde bulundukları durumun izahıdr sonuçta. Salt izah ile de kalmazlar, özlenen ve arzu edilen yönü de göstermeye çalışırlar. Ancak binlerce senelik insan tarihinde elbette bunlar saf halleriyle degil içiçe geçmiş durumda yer almaktadırlar.

Din toplumların gelişmesinde temel etkendir derseniz 6 bin senelik mücadeleyi çöpe atmış olursunuz. Dinler sadece semavi dinlerden mürekkep degildir, pek çok ilkel düşünme biçimi de din adını alır. Din aslında toplumun geçmişinin ileriki kuşaklara aktarılmasıdır. Kuran ve İslam da ister istemez çıkış dönemindeki toplumsal temele oturmuş ve o dönemdeki toplumsal şartlar ile özlemlerle yogrulmuş ve toplumun geçmiş deneyimlerini sonraki kuşaklara aktarmayı amaçlamıştır.

Toplum ekonomik olarak gelişmedigi takdirde, yeni biçimlere sıçramadıgı takdirde ilerleme de görülmez. Kültür aslında farklı etnisetelerin çeşitliligi ile gelişen bir kavramdır. Toplumlar arasında ilişki olmazsa gelişme de olmaz. Aborjinler binlerce sene yalıtık ve dış dünyadan kopuk yaşadıkları için hala en eski ilkel düşünce yapılarını korumuşlardır. Sınıfsal farklılaşma oluşmadıgı için gelişme de olmamış, gereksinim olmadıgı için, kıtlık olmadıgı için yeni arayışlara ve yeni biçimlere de evrim olmamıştır. Yeni yeni bulunan ilkel kabilelere rastlıyoruz, onlar hala insanlıgın geçmişini yaşıyor ve oklarla, mızraklarla helikopterlere savaş açabiliyorlar.

İslamiyet de çıktıgı zaman üretici güçleri geliştirici bir işlev görmüştü, bu yüzden 500 senelik bir İslam medeniyetinden bahsedebiliyoruz. Çünkü İslam dünya ticaretini elinde bulunduruyor ve artı degerin büyük kısmına el koyabiliyordu. Ancak sanayi devrimi ile birlikte, kapitalizmin gelişmesi ile birlikte feodal bir ideolojinin de toplumu ileri götürebilmesi mümkün degildi. Bu yüzden de kapitalizmin şafagında dine karşı en büyük mücadele burjuvaziden geldi. Din aristokrasinin ideolojik biçimiydi. Tanrı fikri şefin algılanması idi. Mutlak hükümdar aristokrasinin yansımasıydı. Bu yüzden aydınlanma döneminde en büyük mücadele Fransız Devrimi esnasında oldu. Hatta diyebiliriz ki tarihin hiç bir döneminde SSCB deneyimi de dahil olmak kaydıyla, Fransız Devrimi sırasındaki gibi bir din karşıtlıgı yaşanmadı.

Fransız Devrimcileri sırf pazar günleri kilise de ayin yapılmasın diye haftayı bile 7 günden 10 güne çıkarmak istediler. Kilisenin egemenligine son verdiler ve onu tüm toplumun hayatından soyutlayıp kilise duvarları arasına hapsettiler. Ancak Fransız devriminin bir özelligi daha vardı. Devrimde burjuvazi kendi sonunu gördü. Geriden gelen külotsuzları tanıdı ve yok oluşunu hissetti. Bu yüzden de devrimden yıllar sonra Napeleon tekrar dine eski işlevini yükledi. Din Marks'ın deyimi ile halkın afyonu oldu. İnsanların mücadele isteklerine ket vurmak ve ahret masalları ile aldatmak için vazgeçilmez bir süpap haline geldi.

Şimdi bu baglamda baktıgımız zaman dinin sınıf mücadelelerini yatıştırıcı, pasifize edici bir işlevi oldugu muhakkaktır . Öyle oldugu için de 12 Eylül'ün ilk yaptıgı şey toplumun başına din belasını sarmak olmuştur. Egitimde dine agırlık verilmiş ve cemaatlere izin verilmiştir. Burjuvazi her şeyden çok bunun farkındadır.

Ancak ne olursa olsun kapitalist gelişme ile feodal din görüşü çelişir. Kapitalizm geliştikçe din geriler Sanayi toplumu ile Muhammed'in develerini bir araya koyamazsınız. İster istemez bir aydınlanma hareketi gelişir, gelişecektir. Türkiye Kemalist devrimi ile bu konuda epey yol aldı. Kapitalizmi geliştirmek için dinin geriletilmesi kaçınılmazdı. Bu yüzden de kabul edilebilir sınırlara kadar din geriletildi. Üretici güçlerin önü açılmalıydı, kadınlar ücretli emek pazarında yer almalıydılar. Ancak bu kapitalizm işbirlikçi temelde gelişen bir kapitalizm idi ve toprak sahipleri ile de ittifak içindeydi. Bu yüzden de asla dine karşı radikal çıkışlar olmadı. İhtiyaca kadar kullanıldı o kadar.

Türkiye'de başarısız bir 23-30 dönemi vardır. Fakir ülkenin gelişmesi ilerlemiyordu, çünkü sermaye birikimi yoktu. Bu yüzden de devletçilige geçildi. Devlet zoruyla sermaye birikimi gerçekleştirildi ve kapitalizm bu sayede gelişebildi. Bu dönemler sermaye ihracının ve yabancı şirketlerin de azalmadıgı, aksine yogunlaştıgı bir dönemdi.
60 ise sanayi burjuvazisinin önünü açan bir hamleydi ve tüm bu dönemlerde dinin gelişmeye engel olacak bir tarafı yoktu. Ancak sermaye birikimine sahip olamazsanız kapitalist olarak da yol alamazsınız. Yani kapitalizmi geliştiremezsiniz.

Gelişen kapitalizm kendi zıttını da geliştirdi ve 12 Eylül sürecine sınıf mücadeleleri ile gelindi. 12 Eylül ise finans burjuvazisinin önünü açtı ve Türkiye artık vahşi bir gelişme içine girdi. Fakat sınıf mücadelesini bastırmak ve pasifize etmek için de burjuvazi hem baskıyı kullandı. En ileri unsurlar yok edildi, ya da içeriye tıkıldı. İdeolojik olarak da bu korkunun yanısıra din pohpohlandı. Ancak bu din de kapitalizmin ihtiyacı kadardı. Kitleler kul oldukların idrak etsinler yeterdi. Fazlasına da izin yoktu. Bu yüzden de tarikatlar ile çelişildi.

Şimdi bir olguya dikkat edersek İslamın ezilenlere yönelik taraflarını radikal İslam örgütleri kullanır. Eşitlikçi söylemlerde bulunurlar. Muhammed döneminin ilkel toplum kalıntıları olan ortaklaşmacılıkları ve şuraları örnek alırlar. Dünyanın çogu yerinde radikal İslam bunları da savunur fakat bagnaz gericilik ile birlikte. Türkiye'de ise bu yapı kapitalizm ile çelişir, çeliştigi için de gelişemez ya da yok edilir.

Türkiye artık istese de geri dönüş yapamaz. Ancak istese de gelişemez. Kaynakları öncelikle yagmalanmakta ve emperyalizm içselleşmektedir. Türkiye yıllar boyunca acentacılık, komisyonculuk, işbirlikçilik temelinde kapitalizmini geliştirmiştir. Şİmdi ise ortaklıklar temelinde kompradorlaşmıştır. Türkiye'nin bu kadar iç ve dış borç altında yürümesi ve gelişmesi de mümkün degildir. Bu sistemi yürütmenin tek yolu çalışan kesimin daha agır şartlarda çalıştırılmasıdır ve nitekim de öyle olmaktadır. Tüm bu yaşanalarda dinin payı yoktur. Ya da sadece kullaştırma, mücadele etmeme açısından vardır ama Türkiyenin gelişememesinin nedeni dinde degil emperyalizmde aranmalıdır.

Paranız , birikiminiz varsa her türlü gelişmişlige ulaşabilirsiniz. Ama Tükiye'nin sadece borçları vardır ve nefes almasına izin verilmektedir. Ancak gene de pek çok İslam ülkesinden ileri olmasının nedenini kapitalist gelişmede aldıgı yolda aramak gerekir.

Diger İslam ülkelerinde ise durum fecaattir. Onlarda kapitalist gelişme neredeyse sıfırdır. İran biraz farklı yerdedir ama İranda 'da mücadele seslerini her gün duyuyoruz. Ezilmeye çalışılan muhalifler, kadın hakları savunucuları, idam edilenler, recm edilenler. Bu muhalefetin gelişmesinin nedeni ise İran'ın kapitalist gelişmede aldıgı yol ile düşünceyi ifade hürriyetinin artık talep edilmesidir. Kapitalizm emegini özgür satacak bireyler arar. Bunun üst yapısı da demokratik düşünce olacaktır bu kaçınılmazdır. İleriki günlerde İran'da daha ciddi kitle mücadeleleri ise kaçınılmazdır.

Diger Asya, Afrika İslam devletleri ise hala feodalizmin kör karanlıgındadır ve temel alt yapı degişmedigi sürece de öyle kalmaya mahkum olacaklardır. İleride bu ülkelerde İslam sorgulanmaya başlayacaksa bu kabileler içinde degil, fabrikalar içinde olabilir ancak. Yani önce fabrikalar gelişecek, ancak ve ancak ondan sonra İslam sorgulanabilecektir.

Sonuç olarak dinler ve inançlar toplumun üretim ilişkilerinin dışa vurumudurlar. Burada temel soru öz itibarıyla aynıdır. Varlık mı bilinci belirler, bilinç mi varlıgı belirler. Avrupa ve ABD de bu soruya cevap verilmiştir. Onlar devrimlerini yapmışlar ve bu devrimlerine uygun laik modelleri geliştirmişlerdir. Dinin orada yapacak pek bir şeyi kalmamıştır. Ekonomik gelişme ve kapitalizm kendi ideolojisini yaratmış ve dini kilise sınırlarına hapsetmiştir. Kapitalizm her şeyi metalaştırır, dini bile. Din ve dinsel degerler bile ticari pazara çıkarılır. Bu yüzden de daha toplumların gidişatı üzerinde motivasyonları kalmaz.

saygılarımla

placebo 20-01-2009 19:16

Sevgili dilaver çok güzel bir yazı ve açıklama olmuş ellerine sağlık ..Ama sonuçta senin dediklerini idrak edip,görebilecek zihniyetler çoğunlukta olmalı ki, kendisinin hangi pozisyona sokulduğunu anlayabilsin..Görüldüğü gibi dar görüşlü ve at gözlüğü takmış "Allah diğerlerine Karun gibi zenginlik bize de fakirliği reva görmüş"---"kaderimiz böyleymiş"---"Rızkı Allah verir" diyenler oldukça söylediklerinin çoğu tarihin çeşitli dönemlerinde de şimdi de anlaşılamamış ve anlaşılamamakta..Düşünebilenlerin az, düşünemeyenlerin çok olduğu bir dünyada yaşıyoruz..Ülkemizin durumuna baktığımız da da felsefe yapmak denince rakı masalarında ülke kurtarmak anlaşılır..Felsefe yapmak gerçek anlamıyla düşünmek ve gerçeği aramaktır ama halkımızın aklına yabancı ya da eski sözcükler kullanarak, insanları etkilemek ve ikna etmek için yapılan anlamsız ve kafa karıştıran konuşmalar gelir.. Ülke dindarlık ve kötü eğitim sistemi yüzünden her deneni sorgulamadan kabul eden, akla hitap edenlerle ilgilenmeyip insanın duygularıyla oynayanların peşinden koşan insanlarla dolmuştur...

saygılar..

DreiMalAli 23-01-2009 19:10

Din; toplumun gelimesinde temel/tek etkendir denilmişmiş gibi bir hava yaratma çabalarını görmezden geleyim.

Sevgili evrensel-insan, sevgili Dilaver,

Altyapı-üstyapı konusunun doğruluğundan/yanlışlığından bahsetmedim. Ama bu sitemin söz konusu olduğu yazılarda, tek tarafı ağır basan hakim. Bunlarda gördüğüm ise, felsefi ve/veya siyasi içerikli olmaları. İlkel komünak toplumdan başlayarak uzuuuuun uzun örnek üzerine örnek dolu yazılar. Başka bir şey görmüyorum.
Benim sorum ise gayet basit, sözü geçen model için (Altyapı-üstyap-modeli, mesela günümüzde, herhangi bir araştırma var mı? Yukardaki örneklerimi tekrar verirsem:

Alıntı:

Mesela, ev kadınlarını ele alan bir araştırma var mı? Ev kadınlarının üretim ilişkilerini (altyapı), yine ev kadınlarının siyasi gürüşü, inanç sistemi, kültürü, zevk ve eğlencesi (üstyapı) bağlantısını belgeleyen bir istatistik araştırma?
Ya da, talebelerin?
Veya aynı iş yerinde çalışan işçilerin?
Veya aynı maaş ile çalışan işçilerin?
Veya aynı meslekte çalışan işçilerin?
Veya aynı bölgede çalışan işçilerin?
Veya benim burada yazı yazmamın, benim üretim ilişkileimle ne ilgisi var?
Veya benzeri herhangi bir araştırma var mı?

Bu soruya herhangi bir cevap alamadım. Sadece burada değil, şimdiye dek hiç alamadım. Sadece felsefi/siyasi nutuklarla teselli edildim.
Şöyle de diyebilirim: Felsefecilerin/siyasetcilerin ortaya attıkları modelleri denemeye/araştırmaya gerek duymazlar. Böyle bir sorunları yoktur. Onlar mantıki olarak bilirler(!).

Sevgiler

evrensel-insan 23-01-2009 21:41

Saygideger DreMalAli;

Yazimda da, aciklamaya calistigim gibi; maalesef, ust yapinin hic boyle bir misyonu olmamistir. O sadece, altyapiyi kullanarak ve istedigini empoze ederek ve degisimi zorla kabul ettirerek hareket eder.

Ust yapi icin; alt yapi, hem nesnel hemde oznel olarak hep kullanim-somuru araci olmustur. Onun butun istedigi, alt yapinin kendine ayak uydurmasi ve ust yapinin getirdiklerine razi olmasidir. Zaten, altyapiya; ustyapi bilincini de vermez.

Altyapi ise; ust yapiyi anlamak ve algilamak yerine; ancak onun getirdiklerinle, yasam ve iliski surdurmeye calisir. Alt yapinin, ustyapiyi degerlendirecek bilinci yoktur ve ust yapi, hicbir zaman ve hicbir surette bu bilinci vermez. O yuzden de, boyle istatistiklere de; gerek duymaz. Onu ilgilendiren altyapinin duzeyi degil; altyapinin kendisine itaat edip etmemesidir. Buda, evrensel ayrimcilik kokeninin temeli olarak basi ceker. Ustyapi, kendisini; herzaman altyapidan, ayr itutmus ve ustun gormustur. Bu da; ana evrensel sorunlardan biridir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

DreiMalAli 24-01-2009 22:20

Sevgili evrensel-insan,
başlığı amacından saptırmış oluyorum ama, bu son.
Alıntı:

ust yapi, hicbir zaman ve hicbir surette bu bilinci vermez. O yuzden de, boyle istatistiklere de; gerek duymaz.
Buradaki üstyapıyı devlet vb. olarak alırsam, bu cümle doğru değil. Çeşitli konularda araştırmalar yaparlar. ama benim sorduğum bu değil.
Benim sorduğum altyapı istatistik araştırma yapmış mı veya üstyapı istatistik araştırma yapmış mı? sorusu değil.
Benim sorduğum: Altyapı-üstyapı modelini ortaya atanlar ve/veya altyapı-üstyapı modeli ile bir şeyler izah etmeye çalışanlar bu modeli herhangi bir şekilde, istatistiki de olsa, test etmişler mi? Hangi konuda? Nasıl bir model ile? Ne gibi parametlerle? Ne kadar süreyle? Veriler? Sonuçlar?
Birbirini karşılıklı etkileyen iki etmen olarak, en basit hali ile, iki gezegeni örnek verebiliriz.
Bunlar, birbirleri etrafında, her zaman bir elips yörünge oluşturmazlar. Kütlelerine ve enerjilerine bağlı olarak, yörüngeleri daire de olabilir, parabol de, hiperbol da. Veya, kısa süreli de olsa, bir doğru çizgi çizebilecekleri gibi bir spiral yörünge de çizebilirler.

Sevgiler


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:17 .