![]() |
Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları
'Üstat' Saidi Nursi; Risalelere başlarken Şakirtlere şunu yazdırır: ''Cifir ve Ebced hesapları, rakkamlar, harfler ve sayılar kullanılarak Gaip'ten ve
gelecekten haber vermek idiiasında olan BOŞ bir bilgidir. Bu Cifir işi me raklı, zevkli bir iş olduğu için insanı gerçek görevinden uzaklaştırır, boş ye re meşgul eder. Bir kere bu ''La yelemül'gaybe illallah'' yani: Gaybı Allaht an başkası bilemez ayetine karşı EDEB DIŞI bir davranıştır. Cifir gibi güç lü temellere dayanmayan gizli bilimler, kötü maksatlar için kullanılmaya çok daha müsaittirler''( Said- Nursi; Lem'alar sayfa 39 Sinan matbaası İst. 1958). İlk zamanlar Said-i Nursinin görüşü gerçekten buydu. Fakat kendis ini ve Risaleleri kutsallaştırmak için Risale-i Nur'un neredeyse her bölümü nde Cifir yoluyla Kuran ve Resul-ü Ekreme göndermeler yapmaktadır.. Başlarda mahkum ettiği yöntemi, sonraları temel İspat Enstumanı olarak kullanmıştır. Sikke-i tasdiki gaybiden Lemalara, Sönmeze dek her yer Cifir ve Ebced kaynamaktadır.dının arkasına RADIYALLAHÜANH yazdıran(Ehlib eyt; Ashab-ı Kiram ve Asr-ı Saadet döneminde hayatlarında cennetl e müjdelenmiş on kişi için KULLANILIR); Risale-i Nur'un Kurandan SÜZÜL MÜŞ,üstü örtülü daha muteber olduğunu ima ediyor, kendisinin GELECEĞİ NİN DE 14 ASIR ÖNCE KURANLA MÜjdelenmiş olduğunu VE başta Nur sur esi olmak üzere bunu KURANA, Abdülkadir geylani ve Gazaliy e dayandır ma CÜRETİNİ gösteren said-i nursiyi nasıl yüceltebiliyorlar. Şakirtleriyle konuştum, yıllarca feyz alanlarla da konuştum. Beyin yıkamanın ölçüsüzlü ğü ile şok oldum. Cifir'i Risalelerin hemen her kitabında uygulayan aynı said-i nursi ilk başlarda Allah korkusu ile: 'La yelemül'gaybe illallah' yani; gaybı Allahtan başkası bilemez derken sonra noldu da Cifir ve Ebced naml ı gayya kuyusuna düşmekten uzak duramadı? Ben cevabını sormuyorum. Sorunun sorulmasını istiyorum. (Yazının Temel Dayanağı: İlk Basımı 1971 yılında yapılan sevgili Turan Dursun'un 'Müslümanlık ve Nurculuk' Altınok Matbaası Ankara/İkinci basım 1996 Kaynak Yay.'dır) |
Önce ebced ve cifri tam bir kavramaya çalışalım. Nedir bunlar?
Ebced (Diğer ismi EbuCed) : Arap harflerinin hafızada iyi tutulabilmesi için geliştirilmiş sayısal bir sistemin adı. Arapça harflerin her birini 1 den 1000 e kadar değişik sayısal değerler verilerek oluşturulmuş. Ebced hesaplarının İsrailiyyat olduğundan bahsedilir. Rivayete göre bir grup yahudi Efendimize gelerek Kurandaki huruf-u mukatta denilen "Elif Lam Mim Ra " gibi harfleri ebced hesabına tabi tutarlar ve burdan yola çıkarak İslam ümmetinin ömrünü ölçmeye kalkarlar. Elif:1 Lam:30 Mim:40 falan deyip ümmetin toplam ömrünü bunlardan toplayıp 70 veya 71 yıl falan biçmişler. kendilerine "Kaf, he, ye, ayn, sad" gibi harfler hatırlatılınca da hesap etmeye çalışmışlar, işin içinden çıkamamış kafaları karışıyor yahudilerin ve İslam ümmetini kendilerine güldürüyorlar. Böyle bir rivayet var. Ancak bazı alimlerin fonetik fizyolojisinin ilkelerine göre tespit ettikleri ve düzenledikleri bir alfabe sistemleri var. Bazıları da harflerin sayılara tekabül etmesinden yola çıkarak ebced kelimelerini sihir ve büyülerde bile kullanmış. Türk edebiyatında bazen ebced bazı önemli olaylara tarih düşürmek için de kullanılmış. Mesela İstanbul'un fethi için Kurandaki "Aherun" kelimesi ebced hesaplarına göre tarih düşürmek amacıyla kullanılmış. Aherun kelimesini oluşturan harflerin sayısal değerlerinin toplamı 857'ye tekabül eder. Hicri 857 yılı ise Miladi olarak tam da 1453 yılına tekabül eder. Bazen de halk arasında hurafelere itibarın bir neticesi olarak bazı ayetlerin sayısal değerleri bir kağıda yazılır, bunlar muska olarak taşınır ve bu sayılardan şifa beklenir ki apaçık küfürdür, şirktir. Görüldüğü gibi ebced ilminin kullanıldığı alanlar farklı. İslam tarihinde ebced Sadece gaybdan haber vermek amacıyla kullanılmıyor. Bir de cifir bahsi var. Cifir ise çok farklı değil ebcedden ama bazı nüanslar var: Cifir bir ilim dalı. Harflere verilen sayı değerleri ile mazideki olaylara tarih düşürülür cifr hesabıyla. Nadir olarak da gelecekte gerçekleşmesi muhtemel olaylara ait ihtaratlar yapılır. Bu olaylar kesin gerçekleşecektir diye iddialarda bulunulmaz. Kesin bir iddia varsa cifr ilmiyle alakası yoktur bunun. İddia edenin kendi açmazıdır. Cifr hesapları Şia tarafından uygulanıp benimsenmiş daha çok. Bazı sünni alimler de cifre rağbet etmişler. Hz. Ali'ye veya imam Cafer-i Sadık'a atfedilen gizli ilimlerin toplandığı bir kitabın adına da cifr demişler ki aklı başında İslam alimleri b,öyle birşeyin varlığını zaten kabul etmemişler fanteziden ibaret görmüşler olayı. Hülasa; Ebced ve cifrin bizi ilgilendiren yönü bu hesaplamaların Kuran ayetleri ve hadis metinlerinden yola çıkarak harflere sayısal bir değer atfedilip bu sayısal değerlerden ortaya çıkan tarihlerle alakalı TAHMİN veya KESİN hüküm ortaya çıkarılmasıdır ki KESİN bir hüküm varsa ortada bu elbette tartışılır. Tahmin var ise "Gaybdan haber veriyor, halbuki gaybı Allahtan başkası bilmez, kafir bu adam" denilemez. Çünkü bu hesaplamaların niyeti hesaplayanın ameliyle değerlendirilir ve bir adam asla kalkıp da ebced veya cifir hesabı yapıyor diye küfürle, soytarılıkla, fuzulilikle suçlanamaz. |
Bediüzzaman'ın konuyla alakasına gelince.
Öncelikle Said Nursi'nin ebced ve cifir hesaplarıyla ilgili tavrını belirginleştirmeye çalışalım; Bediüzzaman Emirdağ Lahikası isimli eserinde bir mektubunda aynen aşağıdaki ifadeleri kullanır: "Risale-i Nur'un makbuliyetine imza basan ve gaybî işaretler ile ondan haber veren sekiz parçadan birinci parçadır. Aynı mes'eleye, aynı davaya ittifakları sarahat derecesindedir. Vahdet-i mes'ele cihetiyle o emareler birbirine kuvvet verir, teyid eder. O sekizden üç tanesi, İmam-ı Ali'nin üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur'dan haber vermesine dairdir. Bu sekiz parçayı Ankara ehl-i vukufu tedkik etmiş, itiraz etmemişler. Yalnız demişler: "Bu yazılmamalı idi. Keramet sahibi, kerametini yazamaz." Ben de onlara cevab verdim ki: Bu, benim değil, Risale-i Nur'un kerametidir. Risale-i Nur ise, Kur'anın malıdır ve tefsiridir dedim. Onlar sustular, demek kabul ettiler. Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münasibdi, fakat bu kadar hadsiz muarızlar ve çok kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve fakir ve zaîf olan bizlere kuvve-i maneviye ve gaybî imdad ve teşci' ve sebat ve metanet vermek için mecburiyet-i kat'iye oldu, ben de yazdım. Benim benliğime bir hodfüruşluk verip sukutuma sebeb olsa da, ehemmiyeti yok. Bu hizmete, yani ehl-i imanı dalalet-i mutlakadan kurtarmağa -lüzum olsa- dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim; binler dostlarım ve kardeşlerimin Cennet'e girmeleri için Cehennem'i kabul ederim." Risale-i Nurun makbuliyetinden bahsedilir. Risale-i Nur eserleri makbul bir tefsirdir, Kuranın manevi bir tefsiridir iddiaları Risalelerin her yerinde var. Bu makbuliyet için getirilen delillerden bir tanesi de ebced ve cifir hesaplamalarıyla elde edilen bilgiler ki Hz. Ali'nin kerametlerine dayandırılır. Halbuki Hz. Ali'ye atfedilen kitabın Sünni alimlerce pek de makbul ve sahih sayılmadığını söylemiştik. Şimdi dikkat edilmesi gereken şu; Bediüzzaman burada ne yapmaktadır. Gaybdan haber vermek gibi bir iddiası var mıdır? Hayır! Burada yapılan gaybdan haber vermek değildir. Geçmişte Hz. Aliye atfolunan bir kitabın içinden Hz. Aliye ait kabul edilen ifadelerden yola çıkılarak ebced ve cifir hesaplamaları yapılmış ve Hz. Ali'nin Risale-i Nurları işaret ettiğine dair malzemeler elde edilmiştir. Böyle birşey gerçek olabilir mi?Yani Hz. Ali gerçekten Risale-i Nurlara işaret etmiş olabilir mi? Olamaz denilirse neden? Olabilir denilirse neden? Bunları belirlemeden iddia sahiplerine ithamlar yapılması sağlıklı olmaz. Mutezile'nin yaptığı budur. Yani zaten gayba inanmayan birisinin gayb olmaktan çıkmış şeyler üzerine konuşanlar hakkında yüzeysel ithamlarda bulunmaktadır. Bu doğru birşey olmaz. Şu ifadeler atlanmamalı ; "Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münasibdi, fakat bu kadar hadsiz muarızlar ve çok kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve fakir ve zaîf olan bizlere kuvve-i maneviye ve gaybî imdad ve teşci' ve sebat ve metanet vermek için mecburiyet-i kat'iye oldu, ben de yazdım. Benim benliğime bir hodfüruşluk verip sukutuma sebeb olsa da, ehemmiyeti yok" Başka söze fazla gerek yok herhalde. Gayb hakkında konuşmak ne demek? Gayb nedir? Gaybın Allah'tan başkası bilmez denilirken Allah'ın bazı bilinmezleri kullarına bilinir hale getirdiği neden görmezden gelinir? Mesela Rum suresi gaybdan haber vermiştir ve ehl-i kitab olan rumlar farslılara galip gelmiş. İstanbulun fethedileceği gaybdan haber vermek değildir. Gayb olmaktan çıkmış, insanlar içinde sadece Peygamber tarafından duyumlanabilir hale gelmiş bir hadisenin önceden bilinip haber verilmesidir. Her şeyden önce bu tartışmalara girmeden evvel "Gayb" kavramını doğru tespit etmemiz gerekir diye düşünüyorum. |
Saidi Nursi; Risalelere başlarken Şakirtlere şunu yazdırır: ''Cifir ve Ebced hesapları, rakkamlar, harfler ve sayılar kullanılarak Gaip'ten ve
gelecekten haber vermek idiiasında olan BOŞ bir bilgidir. Bu Cifir işi me raklı, zevkli bir iş olduğu için insanı gerçek görevinden uzaklaştırır, boş ye re meşgul eder. Bir kere bu ''La yelemül'gaybe illallah'' yani: Gaybı Allaht an başkası bilemez ayetine karşı EDEB DIŞI bir davranıştır. Cifir gibi güç lü temellere dayanmayan gizli bilimler, kötü maksatlar için kullanılmaya çok daha müsaittirler''( Said- Nursi; Lem'alar sayfa 39 Sinan matbaası İst. 1958).. İlk zamanlar Said-i Nursinin görüşü gerçekten buydu. Fakat kendisini ve Risaleleri kutsallaştırmak için Risale-i Nur'un neredeyse her bölümünde Cifir yoluyla Kuran ve Resul-ü Ekreme göndermeler yapmaktadır.. Başlarda mahkum ettiği yöntemi, sonraları temel İspat Enstumanı olarak kullanmıştır. Sikke-i tasdiki gaybiden Lemalara, Sönmeze dek her yer Cifir ve Ebced kaynamaktadır.dının arkasına RADIYALLAHÜANH yazdıran(Ehlibeyt; Ashab-ı Kiram ve Asr-ı Saadet döneminde hayatlarında cennetl e müjdelenmiş on kişi için KULLANILIR); Risale-i Nur'un Kurandan SÜZÜL MÜŞ,üstü örtülü daha muteber olduğunu ima ediyor, kendisinin GELECEĞİ NİN DE 14 ASIR ÖNCE KURANLA MÜjdelenmiş olduğunu VE başta Nur sur esi olmak üzere bunu KURANA, Abdülkadir Geylani ve Gazaliye dayandır ma CÜRETİNİ gösteren said-i nursiyi nasıl yüceltebiliyorlar. |
Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları -II (geniş özet)
'Üstat' Saidi Nursi; Risalelere başlarken Şakirtlere şunu yazdırır: ''Cifir ve Ebced hesapları, rakkamlar, harfler ve sayılar kullanılarak Gaip'ten ve
gelecekten haber vermek idiiasında olan BOŞ bir bilgidir. Bu Cifir işi me raklı, zevkli bir iş olduğu için insanı gerçek görevinden uzaklaştırır, boş ye re meşgul eder. Bir kere bu ''La yelemül'gaybe illallah'' yani: Gaybı Allaht an başkası bilemez ayetine karşı EDEB DIŞI bir davranıştır. Cifir gibi güç lü temellere dayanmayan gizli bilimler, kötü maksatlar için kullanılmaya çok daha müsaittirler''( Said- Nursi; Lem'alar sayfa 39 Sinan matbaası İst. 1958). İlk zamanlar Said-i Nursinin görüşü gerçekten buydu. Fakat kendis ini ve Risaleleri kutsallaştırmak için Risale-i Nur'un neredeyse her bölümü nde Cifir yoluyla Kuran ve Resul-ü Ekreme göndermeler yapmaktadır.. Başlarda mahkum ettiği yöntemi, sonraları temel İspat Enstumanı olarak kullanmıştır. Sikke-i tasdiki gaybiden Lemalara, Sönmeze dek her yer Cifir ve Ebced kaynamaktadır.dının arkasına RADIYALLAHÜANH yazdıran(Ehlib eyt; Ashab-ı Kiram ve Asr-ı Saadet döneminde hayatlarında cennetl e müjdelenmiş on kişi için KULLANILIR); Risale-i Nur'un Kurandan SÜZÜL MÜŞ,üstü örtülü daha muteber olduğunu ima ediyor, kendisinin GELECEĞİ NİN DE 14 ASIR ÖNCE KURANLA MÜjdelenmiş olduğunu VE başta Nur sur esi olmak üzere bunu KURANA, Abdülkadir geylani ve Gazaliye dayandır ma CÜRETİNİ gösteren said-i nursiyi nasıl yüceltebiliyorlar. Şakirtleriyle konuştum, yıllarca feyz alanlarla da konuştum. Beyin yıkamanın ölçüsüzlü ğü ile şok oldum. Cifir'i Risalelerin hemen her kitabında uygulayan aynı said-i nursi ilk başlarda Allah korkusu ile: 'La yelemül'gaybe illallah' yani; gaybı Allahtan başkası bilemez derken sonra noldu da Cifir ve Ebced naml ı gayya kuyusuna düşmekten uzak duramadı? Ben cevabını sormuyorum. Sorunun sorulmasını istiyorum. İbn-i Haldun'un Mukkadime'sinde, Ziya paşa'nın harabat'ında, Ahmet Hamdi Akseki'nin Mezahibin Tefriki ve bir Noktaya Cem'i adlı eserinde CİFİR-Ebced HESAPLARINI yargılamışlar, yanlışlıklarını isbat etmişlerdir. Suyuti, Razi, Kurtubi, Sabuni, Gazali, Buhari, Müslim, al-Taberi, Kazi Beyzavi, Alüsi, Zemahşeri, Tantavi ve daha niceleri Usül-ü Tefsir yerine Cifir Ebced safsatasına ACABA neden başvurmamışlardır? Cevabını önce İbn-i Haldun'un Mukkadime'sinden alalım:'' Cifir Ebced, bunların hepsi ASILSIZ şeylerdir. Çünkü cifir denen şeyle ilgili olarak geleceği ve bilinmeyeni öğrenme konusunda kendisine başvurulabilecek bir ilme dayanan herhangi bir asıl isbat olunmamıştır. Eğer bu konuyla ilgili bir asıl, bir temel olsaydı, elbetteki bu temel gelişirdi ve herkes için cifir ilmini tahsil etmek mümkün olurdu. Sonra ne gereği var? Zaten Cenab-ı hak hiç kimseye gaybdan, bilinmeyenden haber vermek gibi bir ilim bahşetmemiştir. Yalnızca büyük peygamberlerin Ahirette olacaklarla, meleklerle cinlerle ilgili olarakvahiy yoluyla SABİT oldukları için yalnızca bunlara kesinlikle inanır ve kabul ederiz. Daha çok zayıf karakterli kimselerin bu tutum ve özelliklerinden yararlanan birçok açıkgözler türemiş ve kişilerin tutkularını bu konudaki heveslerini tahrik ederek bu konuda ÇIKAR SAĞLAMA yoluna gitmişler ve bunu meslek edinmişlerdir. Oysa bu AŞAĞILIK ZANAATLARIN hepside akla, mantığa ve dinimize uymayan, dinimizin HARAM kıldığı şeylerdir'' (Mukaddeme-i İbn-i haldun S. 399).Cifir - Ebced oyunlarıyla ilgili güzel bir yazı da İslami sitelerden geliyor: EBCED ''Cümel, Cifr, Sayı sembolizmi. Ebced veya Ebûced, Arap alfabesindeki harflerin kolaylıkla hatırda kalması için düzenlenen bir hârf dizisi ile bu harf dizisinin her birine tekabül eden bir rakam değeri sistemi ve diziyi oluşturan sekiz kelimenin ilkinin adıdır. Harflerin her birine 1'den 1000'e kadar matematik değerler verilmiştir. Bu sekiz temel kelime şöyledir: "Ebced, Hevvez, Huttiy, Kelemen, Se'fes, Karaşet, Sehaz, Dazığ".Rakam değerli harf sistemi, çivi yazısının kullanıldığı döneme kadar inen bir tarihi kökene sahiptir. Bu da vahiyle ilgisi olmayan bir alana yayılmış olduğunu göstermektedir.Rakam değerli harf sistemi, çivi yazısının kullanıldığı döneme kadar inen bir tarihi kökene sahiptir. Bu da vahiyle ilgisi olmayan bir alana yayılmış olduğunu göstermektedir. Cürhümî alfabesi temeline dayanan Arapça harfler diğer Sâmi dillerinden farklı olarak sıralanmaktadır. Bu sıra İsmail (a.s.) zamanında ilk kez Arapça'ya uygulanmıştır. Sekiz kelimeden ibâret Ebced alfabesi yirmi sekiz harftir. Bunlara kolaylıkla öğrenilsin diye "İslâmî" bir kılıf giydirilmiştir. Meselâ: 1. Ebced'in ilk altı kelimesi olan Ebced, Hevvez, Huttiy, Kelemen, Se'fes, Karaşet; Şuayb (a.s.)'ın kavminden altı askerin adıdır. Bunlar Medyen ülkesinin şahları olup, Kelemen, hepsinin büyüğüydü ve harfleri bu şahlar düzenlemişlerdi. Onlar, Medyen ve Eyke halkıyla birlikte helâk oldular. 2. Harfler altı şeytanın adına göre düzenlenmiştir. Bu şeytanlardan korunmak için kelimelerin sonuna "Fetebârekallahu bi ahseni'l Hâlikın" ibaresi eklenmiştir 3. Ebced kelimeleri haftanın günlerinin adıdır. Harflerin sırası gün adlarındaki sıraya göre düzenlenmiştir. Bu iddiaların hepsi de İsrailiyattan ibârettir ve uydurmadır. Ebced hesabını İslâm tarihinde ilk kez yahudiler yapmışlardır. Rasûlullah'a gelen bir grup yahudi Kur'an-ı Kerim'deki hurûf-ı mukattaa adı verilen Elif, Lâm, Mim, vb. harflerini Ebced'e göre değerlendirip, "İslâm ümmetinin ömrü, "Elif: 1, Lâm: 30, Mim: 40" olarak toplam 70 veya 71 yıldır" demişler; kendilerine hurûf-u mukattaa ile başlayan "Kef, He, Ye, Ayn, Sad, gibi diğer ayetler hatırlatılınca önce hesap etmeye başlamışlar, sonra bu işin altından çıkamamış, zihinleri karışmış, rezil olmuşlardır. Ashab ve Rasûlullah (s.a.s.) onların bu çocukça hesap işine gülmüşlerdir.Ebced hesabına dayanarak ortaya çıkan Hurûfilik, bu işi Kur'ân ile fal bakmaya kadar götürmüştür. Bir devlet kuruluşu olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, devletin dinî anlayışını yansıtmak üzere 1960'larda yayımlanan ''Allah Bizimle" adlı bir kitapçıkta Ebced hesabı ile Hz. Peygamber (s.a.s.) ile ilgili olan bir âyeti, 27 Mayıs 1960 askeri darbesine tarih düşürmeye çalışmıştır. Oysa bu hesaplar, bir İsrailiyyat uydurması olup İslâm ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.Bütün hurûf-û hecâ denilen yirmi sekiz harfi içine alan Ebced harf tertibinde harflerin sayısal değerleri şöyledir: Ebced: Elif : 1, Ba : 2, Cim:3, Dal:4 Hevvez: He : 5, Vav : 6, Ze : 7 Hutti: Ha : 8, Tı : 9, Ya : 10 Kelemen: Kef : 20, Lam : 30, Mim : 40, Nun : 50 Se'fes: Sin : 60, Âyn : 70, Fe : 80, Sad : 90 Karaset: Kaf : 100, Rı : 200, Şın : 3002 Te : 400 Sehaz: Se 500, Hı: 600, Zel : 700, Dazığ: Dad : 800, Zı : 900, Ğaym 1000. Bugün ancak eski kitâbelerde ebced hesaplarına rastlanmaktadır. Arap harflerinin kutsal ve bâtıni bir ilim olan "Cifr" ile ilgili olan sayı sembolizminin Hz. Ali (k.s.) tarafından kodlandığı iddia edilir (S. Hüseyin Nasr, İslâm ve İlim, İstanbul 1988, Çev: İlhan Kutluer, s.77). Bunun uydurmadan başka birşey olmadığı açıktır.'' Kaynak: http://www.sevde.de/islam_Ansiklopedisi/E/ebced.htm Bir kaç örnek verilebilir burda:---Said Nursi, şöyle demektedir, Tevrat, İncil, Zebur'un, Peygamberimiz Aleyissalatü Vesselama ait ayetlerinin birkaç numunesini göstereceğiz. Birincisi : Zebur'da şöyle bir ayet var : Allahım ! Fetretten sonra bize Sünneti ( yasayı ) ihya edecek ( düzeltecek ) olan zatı gönder. Risale-i Nur Külliyatı 1. cilt. syf. 432 / Yeni Asya Yayınları 1994 Zebur'un hiçbir yerinde böyle bir ayet yoktur. Said Nursi aynı sayfada devam ediyor, Zebur'un ayeti : Ya Davud ! Senden sonra, Ahmed, Muhammed, Sadık ve Seyyid olarak anılacak bir peygamber gelecek. Onun ümmeti Allah'ın rahmetine mazhar olacak.Said Nursi, Zebur'un bir ayeti diyor fakat ayet numarası veremiyor. Çünkü böyle bir ayet de yok Zebur'da. Tevrat'ın 3. ayeti : Musa dedi ki : Ey Rabbim, ben Tevrat'ta insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, Allah'a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm. Onu benim ümmetim yap. Allah buyurdu ki : O Muhammed ümmetidir. Syf. 432 Said Nursi burada da, kurnazlık yaparak güya kaynak belirtiyormuş gibi, Tevrat'ın 3. ayeti diyor ki, ayet arandığı zaman bulunamasın. Tevrat'ta bir sürü 3. ayet vardır. Hangi bölümün, hangi 3.ayeti ? Bunu söylemiyor, çünkü Tevrat'da bu ifadeleri içeren böyle bir ayet yok.. Böyle bir ayet olmadığı gibi Muhammed'in adının geçtiği hiç bir ayet yok. Said Nursi yalanlarına devam ediyor, Tevrat'ın bir ayeti daha : Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Mekke onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir. Syf. 433 Tevrat'ın hiçbir bölümünde, Muhammed'in adı geçmediği gibi, Mekke onun doğum yeri, ifadesi de yoktur.Bir başka yalan, Tevrat'ın bir ayeti daha : Sen benim kulum ve Resulümsün, Sana Mütevekkil adını verdim. Syf.433 Tevrat'ta böyle bir ayet de yoktur.Gene aynı yerde, Tevrat'ın ayeti ; Hazret-i İsmail'in validesi olan Hacer, evlat sahibesi olacak. Ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki, o veledin eli, umumun fevkinde olacak ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak. Said Nursi bu ayetin Tekvin Bap 17'de olduğunu söylüyor. Tekvin Bap 17'de böyle bir ayet yok. Ancak buna benzer bir ifade Tekvin Bap 16'da 11 ve 12. ayetlerde var 11. Ve Rabbin meleği ona dedi : İşte sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını İsmail koyacaksın çünkü Rab sana olan cefayı işitti. 12. Ve o insanlar arasında yabani adam olacaktır, onun eli herkese karşı ve herkesin eli ona karşı olacak ve bütün kardeşlerinin şarkında sakin olacaktır. Tevrat'ın ayeti açık bir şekilde İsmail'den bahsetmekte. Said Nursi, ayetteki İsmail adını kaldırıp onun yerine Muhammed'i düşündüren ifadeler koyuyor Kaynak:http://www.dunyadinleri.com/soop_ra...p?TID=4057&PN=1 İçin temiz olmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun kaç para Hırka tespih post seccade güzel Ama Tanrı kanarmı bunlara.. Ömer Hayyam |
Hezeyanda sınır yok.
|
Zevzekleğin alemi var mı şimdi. İtirazın varsa adam gibi yap hatalarımızı
göster. Beceremiyorsan, biraz kaynak karıştır. Beğenmediğin şeylerle karşılaşınca ağzını bozarsan nolur biliyorsun: Rüzgara karşı tükürmüş olur- sun, ve iğrenç salyan suratına bulaşır. |
'Üstat' Saidi Nursi; Risalelere başlarken Şakirtlere şunu yazdırır: ''Cifir ve Ebced hesapları, rakkamlar, harfler ve sayılar kullanılarak Gaip'ten ve
gelecekten haber vermek idiiasında olan BOŞ bir bilgidir. Bu Cifir işi me raklı, zevkli bir iş olduğu için insanı gerçek görevinden uzaklaştırır, boş ye re meşgul eder. Bir kere bu ''La yelemül'gaybe illallah'' yani: Gaybı Allaht an başkası bilemez ayetine karşı EDEB DIŞI bir davranıştır. Cifir gibi güç lü temellere dayanmayan gizli bilimler, kötü maksatlar için kullanılmaya çok daha müsaittirler''( Said- Nursi; Lem'alar sayfa 39 Sinan matbaası İst. 1958). İlk zamanlar Said-i Nursinin görüşü gerçekten buydu. Fakat kendis ini ve Risaleleri kutsallaştırmak için Risale-i Nur'un neredeyse her bölümü nde Cifir yoluyla Kuran ve Resul-ü Ekreme göndermeler yapmaktadır.. Başlarda mahkum ettiği yöntemi, sonraları temel İspat Enstumanı olarak kullanmıştır. Sikke-i tasdiki gaybiden Lemalara, Sönmeze dek her yer Cifir ve Ebced kaynamaktadır.Adının arkasına RADIYALLAHÜANH yazdıran(Ehlib eyt; Ashab-ı Kiram ve Asr-ı Saadet döneminde hayatlarında cennetl e müjdelenmiş on kişi için KULLANILIR); Risale-i Nur'un Kurandan SÜZÜL MÜŞ,üstü örtülü daha muteber olduğunu ima ediyor, kendisinin GELECEĞİ NİN DE 14 ASIR ÖNCE KURANLA MÜjdelenmiş olduğunu VE başta Nur sur esi olmak üzere bunu KURANA, Abdülkadir geylani ve Gazaliy e dayandır ma CÜRETİNİ gösteren said-i nursiyi nasıl yüceltebiliyorlar. Şakirtleriyle konuştum, yıllarca feyz alanlarla da konuştum. Beyin yıkamanın ölçüsüzlü ğü ile şok oldum. Cifir'i Risalelerin hemen her kitabında uygulayan aynı said-i nursi ilk başlarda Allah korkusu ile: 'La yelemül'gaybe illallah' yani; gaybı Allahtan başkası bilemez derken sonra noldu da Cifir ve Ebced naml ı gayya kuyusuna düşmekten uzak duramadı? Ben cevabını sormuyorum. Sorunun sorulmasını istiyorum. ''İşin bu ebced yönünü tahsîl ile öğrenmeye çalışmak abesle iştigâldir. Zannın ardına düşmektir... Ancak, Allah'a kul olan büyük veliyylere Allah (c.c.), sayısal cihete dâir sırrlardan haber verir. Tahsîl yoluyla değil, hîbe yoluyla...'' Çok büyük bir iddia ile geldiğinin sanırım farkındasın. İbn-i Haldun'un Mukkadime'sinde, Ziya paşa'nın harabat'ında, Ahmet hamdi Akseki'de Mezahibin Tefriki ve bir Noktaya Cem'i adlı eserinde CİFİR-Ebced HESAPLARINI yargılamışlar, yanlışlıklarını isbat etmişlerdir. Suyuti, Razi, Kurtubi, Sabuni, Gazali, Buhari, Müslim, al-Taberi, Kazi Beyzavi, Alüsi, Zemahşeri, Tantavi ve daha niceleri Usül-ü Tefsir yerine Cifir Ebced safsatasına ACABA neden başvurmamışlardır? Cevabını önce İbn-i Haldun'un Mukkadime'sinden alalım:'' Cifir Ebced, bunların hepsi ASILSIZ şeylerdir. Çünkü cifir denen şeyle ilgili olarak geleceği ve bilinmeyeni öğrenme konusunda kendisine başvurulabilecek bir ilme dayanan herhangi bir asıl isbat olunmamıştır. Eğer bu konuyla ilgili bir asıl, bir temel olsaydı, elbetteki bu temel gelişirdi ve herkes için cifir ilmini tahsil etmek mümkün olurdu. Sonra ne gereği var? Zaten Cenab-ı hak hiç kimseye gaybdan, bilinmeyenden haber vermek gibi bir ilim bahşetmemiştir. Yalnızca büyük peygamberlerin Ahirette olacaklarla, meleklerle cinlerle ilgili olarakvahiy yoluyla SABİT oldukları için yalnızca bunlara kesinlikle inanır ve kabul ederiz. Daha çok zayıf karakterli kimselerin bu tutum ve özelliklerinden yararlanan birçok açıkgözler türemiş ve kişilerin tutkularını bu konudaki heveslerini tahrik ederek bu konuda ÇIKAR SAĞLAMA yoluna gitmişler ve bunu meslek edinmişlerdir. Oysa bu AŞAĞILIK ZANAATLARIN hepside akla, mantığa ve dinimize uymayan, dinimizin HARAM kıldığı şeylerdir'' (Mukaddeme-i İbn-i haldun S. 399).Cifir - Ebced oyunlarıyla ilgili güzel bir yazı da İslami sitelerden geliyor: EBCED ''Cümel, Cifr, Sayı sembolizmi. Ebced veya Ebûced, Arap alfabesindeki harflerin kolaylıkla hatırda kalması için düzenlenen bir hârf dizisi ile bu harf dizisinin her birine tekabül eden bir rakam değeri sistemi ve diziyi oluşturan sekiz kelimenin ilkinin adıdır. Harflerin her birine 1'den 1000'e kadar matematik değerler verilmiştir. Bu sekiz temel kelime şöyledir: "Ebced, Hevvez, Huttiy, Kelemen, Se'fes, Karaşet, Sehaz, Dazığ".Rakam değerli harf sistemi, çivi yazısının kullanıldığı döneme kadar inen bir tarihi kökene sahiptir. Bu da vahiyle ilgisi olmayan bir alana yayılmış olduğunu göstermektedir.Rakam değerli harf sistemi, çivi yazısının kullanıldığı döneme kadar inen bir tarihi kökene sahiptir. Bu da vahiyle ilgisi olmayan bir alana yayılmış olduğunu göstermektedir. Cürhümî alfabesi temeline dayanan Arapça harfler diğer Sâmi dillerinden farklı olarak sıralanmaktadır. Bu sıra İsmail (a.s.) zamanında ilk kez Arapça'ya uygulanmıştır. Sekiz kelimeden ibâret Ebced alfabesi yirmi sekiz harftir. Bunlara kolaylıkla öğrenilsin diye "İslâmî" bir kılıf giydirilmiştir. Meselâ: 1. Ebced'in ilk altı kelimesi olan Ebced, Hevvez, Huttiy, Kelemen, Se'fes, Karaşet; Şuayb (a.s.)'ın kavminden altı askerin adıdır. Bunlar Medyen ülkesinin şahları olup, Kelemen, hepsinin büyüğüydü ve harfleri bu şahlar düzenlemişlerdi. Onlar, Medyen ve Eyke halkıyla birlikte helâk oldular. 2. Harfler altı şeytanın adına göre düzenlenmiştir. Bu şeytanlardan korunmak için kelimelerin sonuna "Fetebârekallahu bi ahseni'l Hâlikın" ibaresi eklenmiştir 3. Ebced kelimeleri haftanın günlerinin adıdır. Harflerin sırası gün adlarındaki sıraya göre düzenlenmiştir. Bu iddiaların hepsi de İsrailiyattan ibârettir ve uydurmadır. Ebced hesabını İslâm tarihinde ilk kez yahudiler yapmışlardır. Rasûlullah'a gelen bir grup yahudi Kur'an-ı Kerim'deki hurûf-ı mukattaa adı verilen Elif, Lâm, Mim, vb. harflerini Ebced'e göre değerlendirip, "İslâm ümmetinin ömrü, "Elif: 1, Lâm: 30, Mim: 40" olarak toplam 70 veya 71 yıldır" demişler; kendilerine hurûf-u mukattaa ile başlayan "Kef, He, Ye, Ayn, Sad, gibi diğer ayetler hatırlatılınca önce hesap etmeye başlamışlar, sonra bu işin altından çıkamamış, zihinleri karışmış, rezil olmuşlardır. Ashab ve Rasûlullah (s.a.s.) onların bu çocukça hesap işine gülmüşlerdir.Ebced hesabına dayanarak ortaya çıkan Hurûfilik, bu işi Kur'ân ile fal bakmaya kadar götürmüştür. Bir devlet kuruluşu olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, devletin dinî anlayışını yansıtmak üzere 1960'larda yayımlanan ''Allah Bizimle" adlı bir kitapçıkta Ebced hesabı ile Hz. Peygamber (s.a.s.) ile ilgili olan bir âyeti, 27 Mayıs 1960 askeri darbesine tarih düşürmeye çalışmıştır. Oysa bu hesaplar, bir İsrailiyyat uydurması olup İslâm ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.Bütün hurûf-û hecâ denilen yirmi sekiz harfi içine alan Ebced harf tertibinde harflerin sayısal değerleri şöyledir: Ebced: Elif : 1, Ba : 2, Cim:3, Dal:4 Hevvez: He : 5, Vav : 6, Ze : 7 Hutti: Ha : 8, Tı : 9, Ya : 10 Kelemen: Kef : 20, Lam : 30, Mim : 40, Nun : 50 Se'fes: Sin : 60, Âyn : 70, Fe : 80, Sad : 90 Karaset: Kaf : 100, Rı : 200, Şın : 3002 Te : 400 Sehaz: Se 500, Hı: 600, Zel : 700, Dazığ: Dad : 800, Zı : 900, Ğaym 1000. Bugün ancak eski kitâbelerde ebced hesaplarına rastlanmaktadır. Arap harflerinin kutsal ve bâtıni bir ilim olan "Cifr" ile ilgili olan sayı sembolizminin Hz. Ali (k.s.) tarafından kodlandığı iddia edilir (S. Hüseyin Nasr, İslâm ve İlim, İstanbul 1988, Çev: İlhan Kutluer, s.77). Bunun uydurmadan başka birşey olmadığı açıktır.'' Kaynak: http://www.sevde.de/islam_Ansiklopedisi/E/ebced.htm Bir kaç örnek verilebilir burda:---Said Nursi, şöyle demektedir, Tevrat, İncil, Zebur'un, Peygamberimiz Aleyissalatü Vesselama ait ayetlerinin birkaç numunesini göstereceğiz. Birincisi : Zebur'da şöyle bir ayet var : Allahım ! Fetretten sonra bize Sünneti ( yasayı ) ihya edecek ( düzeltecek ) olan zatı gönder. Risale-i Nur Külliyatı 1. cilt. syf. 432 / Yeni Asya Yayınları 1994 Zebur'un hiçbir yerinde böyle bir ayet yoktur. Said Nursi aynı sayfada devam ediyor, Zebur'un ayeti : Ya Davud ! Senden sonra, Ahmed, Muhammed, Sadık ve Seyyid olarak anılacak bir peygamber gelecek. Onun ümmeti Allah'ın rahmetine mazhar olacak.Said Nursi, Zebur'un bir ayeti diyor fakat ayet numarası veremiyor. Çünkü böyle bir ayet de yok Zebur'da. Tevrat'ın 3. ayeti : Musa dedi ki : Ey Rabbim, ben Tevrat'ta insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, Allah'a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm. Onu benim ümmetim yap. Allah buyurdu ki : O Muhammed ümmetidir. Syf. 432 Said Nursi burada da, kurnazlık yaparak güya kaynak belirtiyormuş gibi, Tevrat'ın 3. ayeti diyor ki, ayet arandığı zaman bulunamasın. Tevrat'ta bir sürü 3. ayet vardır. Hangi bölümün, hangi 3.ayeti ? Bunu söylemiyor, çünkü Tevrat'da bu ifadeleri içeren böyle bir ayet yok.. Böyle bir ayet olmadığı gibi Muhammed'in adının geçtiği hiç bir ayet yok. Said Nursi yalanlarına devam ediyor, Tevrat'ın bir ayeti daha : Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Mekke onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir. Syf. 433 Tevrat'ın hiçbir bölümünde, Muhammed'in adı geçmediği gibi, Mekke onun doğum yeri, ifadesi de yoktur.Bir başka yalan, Tevrat'ın bir ayeti daha : Sen benim kulum ve Resulümsün, Sana Mütevekkil adını verdim. Syf.433 Tevrat'ta böyle bir ayet de yoktur.Gene aynı yerde, Tevrat'ın ayeti ; Hazret-i İsmail'in validesi olan Hacer, evlat sahibesi olacak. Ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki, o veledin eli, umumun fevkinde olacak ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak. Said Nursi bu ayetin Tekvin Bap 17'de olduğunu söylüyor. Tekvin Bap 17'de böyle bir ayet yok. Ancak buna benzer bir ifade Tekvin Bap 16'da 11 ve 12. ayetlerde var 11. Ve Rabbin meleği ona dedi : İşte sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını İsmail koyacaksın çünkü Rab sana olan cefayı işitti. 12. Ve o insanlar arasında yabani adam olacaktır, onun eli herkese karşı ve herkesin eli ona karşı olacak ve bütün kardeşlerinin şarkında sakin olacaktır. Tevrat'ın ayeti açık bir şekilde İsmail'den bahsetmekte. Said Nursi, ayetteki İsmail adını kaldırıp onun yerine Muhammed'i düşündüren ifadeler koyuyor Kaynak:http://www.dunyadinleri.com/soop_ra...p?TID=4057&PN=1 İçin temiz olmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun kaç para Hırka tespih post seccade güzel Ama Tanrı kanarmı bunlara.. Ömer Hayyam |
''Eski talebelerim bilirlerki 1314 ile 1315-1316 yıllarında 2 minare yüksekliğinde dağ gibi bir taştan ibaret olan Van kalesinde çok eskiden kalma bir İn'in kapısından giriyorduk. Ayağımdan kundurulara kaydı. İki ayağım birden sürçtü. Tehlike yüzde yüzdü. Çünkü hiç bir dayanak kalmamıştı. Tutunabileceğim hiç bir şey yoktu. İşte tam o sırada 3 METRELİK BİR KAVİS ÇİZEREK MAĞARANIN KAPISINA ATILMIŞIM.
...İşte Abdulkadir geylani kasidesinde, hayat maceralarının önemli noktalarına işaret ettiğine göre;benim başımdan GEÇEN BU TEHLİKEYE DE İŞARET EDİYOR DEMEKTİR. BÜTÜN BUNLAR TESADÜF İŞİ OLAMAZ ELBETTE. '' Said-i Kürdi; Sikke-i tasdiki gaybi (s. 151-153) Dayandığı metin:'' __Kurtuluş kıyısına çıkan, Tanrı'nın kendisine yaklaştırdığı saiddir. Yok olup giden de, tanrının kendisinden uzaklaştırdığı ve azap vereceği bedbaht kişidir.'' Abdülkadir geylani; Münacaat Aynı komediyi Kuranda da yapar. Kuranda Nur kelimesinin geçtiği her ayet ona göre Risale-i Nur'a işaret etmektedir. İspatlamak için de cifir uyanıklığını kullanır. Risalelerinde özü zaten bundan ibarettir. Said-i Kürdi'ye göre bir tefsirdir, ama tefsir olmakla uzaktan yakından bir ilgisi olmamakla birlikte her satırında Risale-i Nur'un muhterem Müellifini yüceltir de yüceltir de yüceltir... son satırına dek. |
Gerçek adı: Kürt Said
Müstear adı: Said-i Kürdi Süslü adı: Bediüz-zaman Said-i Nursi Cafcaflı Adı & lakabı vs: Bediüzzaman Said-i Nursi (Radıyallahü Anh) RA: Radıyallahü Anh (Anha / Anhüm Ecmain vs)..Peygamberin Ashabı, Ehlibeyti, Aşere-i Mübaşere, Vahiy katipleri, Hanımları için kullanlılan özel bir ''Dileme -Dua'' dır.. (yaradan ondan hoşnut olsun mealinde) ..Ve zamanla bir Taltif ifadesine dönüşmüştür. Aklına esen bu ifadeyi kendi isminin arkasına ekleyemez. Kürt Said e k l e t t i r i r, Şakirdelerine Yani Kürt Said'in Cafcaflı adının türkçesi: Zamanın Harikası / Olağanüstüsü olan Said-i Nursi hazrelerinden Allah Hoşnut olsun.. Büyüklenme ve Kibirden başı dönenlere ibret olsun.. |
Mutezile Said Nursi'nin Tarihçe-i Hayatını hiç okumadan boş boş konuşma lütfen. Said Nursi kendini övmeyi hiç sevmez. Bunu eserlerini okuyan herkes bilir. Tabi sen okumadığın için -afedersin ama- uydurma bilgilerle insanların aklını karıştırıyorsun. Gururlanmak kibirlenmek Said Nursi'nin en sevmedi şeydir. Hatta şu sözü var risalede;
"Ben kendimi beğenmiyorum. Beni beğenenleri de beğenmiyorum" diyor. Böyle bi sözü söyleyen kişi için şu yazdıklarına bak ve UTAN. Kendini ne komik hale getirdiğine bi bak. Allah hidayet nasip etsin. |
Mutezile sonunda sende Hayyamcı oldun galiba bu güze bak işte. Ayrıca seni takdir etmeden geçemeyeceğim, sende müthiş bir beyin var dostum kıymetini bilmelisin.
|
asdfghjklş vs v:
Kurandaki Nur Suresinin t a m a m ı n ı ; İçinde Nur kelimesi geçen ayetler in tamamının -Cifir safsatası ile s ö z d e isptlayarak- .... kendisinin ve Risalelerin gelişini haber verdiğini ''kanıtlar'' Kürt Said.. Lafa gelince tevazudan falanda dem vurduğu olmuştur.. Öte yandan Kibir ve Büyüklenme'den bazen başı döner ve neler söyler, neler.. Madem sitemize yeni Nurcular teşrif ettiler, eski defterleri tekrar açalım.. asdfghjklşi; Güncelleyeceğim bazı yazılar arşivde, fırsat buldukça göz at. Biz Kürt said'i ''çok severiz''. Doğru yere geldin. |
Mutezile arkadaşım şunu aklından çıkarma;Said Nursi herşeyden önce Risale-i Nur'ları ön plana çıkarır. Çünkü Kur'an'ın bu asra gönderilen tefsiridir. Risale-i Nur fikr-i küfriyi dirilmiyecek bir surette öldürüyor; küfrün temel taşını zir ü zeber ediyor. Ve kıyamete kadar etmeye devam edecek inş. Sizin Said Nursi'yi sevip sevmemeniz beni ilgilendirmiyor. O size kalmış bişey. TEKRAR SÖYLÜYORUM: Bediüzzaman'ın hayatını ve eserlerini okumadan Bİ DAHA YORUM YAPMAYIN. Önceki yazdığım yazıyı da kendini övemeyi sevmediğini söylemiştim. Siz hala kibirlendiğini sanıyorsunuz. Zülmedenin zulmünü yüzüne vurmak, ve onlarca hikmetli olarak söylenen sözlerne zmandan beri kibirlenmek oldu. Sözylediği sözleri ne nasıl ve nçin kime söylediğini iyicene bi araştırın sonra Said Nursi hakkında konuşun. Yoksa SUSUN. Ben buraya önceden nurcuların geldiğini sanmıyorum. Ama yine nurcu olmasalarda birçok müslüman, inançlı, bilgili kardeşlerim gelmişler. Onlar size yeter de artar da. Bi de eski defterlerden bahsettiniz. :) Ne defterleriymiş bu isterseniz kütüphaneyle gelin. Allah'ın izniyle Kur'an'ı Kerim'in tefsiri olan Risale-i Nur'larda tüm ama tüm sorularınıza cevap var. Gerçekten merak ediyorsanız gelip burada cerbeze(YALANI DOĞRU GİBİ GÖSTERME) ile insanların akıllarını bulandırmak yerine gidip araştırın,okuyun biraz. "Arayan mevlasını da, bulur belasını da"
"İSLAMİYET GÜNEŞ GİBİDİR; ÜFLEMEKLE SÖNMEZ, GÜNDÜZ GİBİDİR; GÖZ YUMMAKLA GECE OLMAZ, GÖZÜNÜ KAPAYAN YALNIZ KENDİNE GECE YAPAR"(B.S.N) |
Risaleler tarikat bülbüllerinin gözünü boyadığı için ve Kürt Said öyle tembih ettiği için Tefsir olarak görülür Nurcu Şakirdelerin nazarında.
Oysa, laf salatasından başka bir şey değildir.. İlahiyat fakültelerinin tefsir derslerinde adı geçmez; Muteber Müfessirler bellidir tek tek saymayalım şimdi. Nur Surelerinde ve diğer ayetlerde Cifir ile hokkabazlık yaparak Allah'ın 14 asır sonra Kürt said'in gelişini haber verdiğini yüzü kızarmadan savlar; Şakirdleri de şakşaklar... Ayrıca: Alıntı:
|
Re: Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları -II (geniş özet)
ozledik seni mutezile
|
Re: Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları -II (geniş özet)
mutezile abi şimdi nurcular gelir bu işi halledebiliriz mantığıyla hareket edip de sıkıştırmasınlar sakın seni ,bak valla bunlar cok kalabalıktır ona göre demedi deme.hem sana bişey diyeyim mi abicim asıl saidin poyasını ortaya koyan yazısı varsa bence o da beşinci BEŞİNCİ ŞUA *VE EMİRDALAHİKASINDA ki yazılarıdır .BEN Bİ ARA NURCUYDUM *ondan iy bilirim risale i nurları isterseniz onuda bi tartışmaya açın ama hayatınız tehlike de olabilir dikkat edin. :D Sevgi ve saygılarımla
* HAKSIZLIK ETMEKTEN SAKIN HAK YOLUNA GİR YEDİĞİN EKMEĞİ BAŞKASINA DA YEDİR CANA KIYMA KİMSENİN SIRTNDAN DA GEÇİNME * SENİ CENNETE KOYMAK BENDEN ŞARAP GETİR (Bu şiir özellikle nurcu vakıf abilerime...) |
Re: Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları -II (geniş özet)
Turan Dursun Kitaplarındaki Tavrı:
1-Kitaplarında genellikle Türkçesi olan kaynaklardan alıntı yapmıştır. 2-İddia ettikleri şeyler kendi orijinal ürünü değil yıllardır Hıristiyan-Yahudi oryantalistlerin gündemde tutmaya çalıştıkları konulardır. Dursun sadece pazarlamacılık yapmıştır. *Zaten bir alıntısında buna yer vererek “Leoni Caetani öyle diyor, araştırılması lazım” diyerek zekice okuyucunun aklını karıştırmak istemiş "ama doğru bir şey yaptığını sanıp, yanlış iş yapan" *insanın yaptığını yaparak onlardan faydalandığının da açığını vermiştir. 3-Ayetin ayetle, ayetin hadisle, hadisin ayetle, hadisin hadisle açıklanacağını bilemeyecek kadar usul bilgisinden habersizdir. Haberi Vahid'le, Haberi mütevatir'in farkından habersizdir. 4-Kitaplardaki bir konuyla ilgili, pek çok rivayet arasından, yüzyıllardır âlimlerin (raviler açısından) seçip kabul ettiği doğru olanları değil, işine gelen rivayetleri okuyucuya doğru olarak sunmuştur. * Bu da onun ne kadar objektif (!) olduğunu gösterir. 5-Hadislere uydurma rivayetler karıştırıldığını söylemiş ama kendisi o uydurma rivayetleri işine geldiği zaman istediği gibi kullanmıştır. 6-En basit olayları bile alaycı bir üslupla ifade ederek, doğru-yanlış güya kaynak ta göstererek bu konuda hiçbir bilgisi olmayan okuyucuyu istediği gibi yönlendirmeye çalışmıştır. 7-“Bozacının şahidi şıracı” sözünde olduğu gibi İlhan Arsel’le paslaşmakta birbirlerini kaynak göstermektedir. Bir fetva kitabındaki, “…Tavaif-i nisadan biri talak-ı bain ile zevcinden talik oldukta akil ve baliğ olmayan bir velede veyahut bir sabiye veyahut içi göçmüş bir pire nikah olsa, badehu ondan da talak-ı bain ile talik olsa, önceki zevci ile nikahı caiz olur mu?” *Yaşlı erkek anlamına gelen “Pir” kelimesini “Pire” anlayacak kadar ilmi(!) salahiyeti olan kişiyi - Arsel'i -kavalye kabul ederek dans etmiştir. *Bir sabataist olduğu iddia edilen İ.Arsel, Vehbi Koç'un damadı, Semahat Arsel'in kocasıdır. Sabataistliği ile ilgili olarak bkz. www. orienternet.de /sabataylist.htm * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * TURAN DURSUN'UN ARAPÇASI-ÇARPITMALARINDAN ÖRNEKLER T.Dursun şöyle diyor: —Daha öncelere dayanır. Klasik Arapça, Fusha Sahih Arapça deniliyor ki, asıl Arapça, bozulmamış Arapça. O bozulmamış Arapçayı çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bugünkü Arapçayı da bilirim, ama o ölçüde değil. Arapçayı bilmemin önemi şurada, islam kaynakları o Arapçayla yazılıdır. Hem Kur'an, hem hadis tüm İslam kaynaklarında. Ayrıca benim uzmanlık alanım var. Örneğin, fıkıhçıyım ben, yani islam hukukçusuyum. Kelamcıyım, İslam kelamcısıyım. O da ayrı bir daldır. Hadis bilimcisiyim, yani bir hadis nasıl çürük olur, nasıl sağlam olur. Usulü hadisten bilinir, Usulü hadisçiyim. İslamın bu dallarını sadece meslek olarak da değil, özel çabalarımla da öğrenmeye çalışırım. Yani beni bu alanda, karşımda olanlar da yanımda olanlar da uzman olarak görürler. Ayrıca doğubilimciyim. Ben şimdi, kendimden sıkılıyorum anlatmaktan. Bu arada tüm dinlerin kutsal kitaplarını karşılaştırdım. Bir din etnologuyum." (Din Bu I/ 97) Sarfı, Nahvi, bedi-beyanı, tefsiri, hadisi, fıkhı, kelamı, mantıkı, sıhahı, usulü hadisi, usulü tefsiri, usulü fıkıhı, aruzu, İslam Tarihini,astronomiyi çok iyi bilen, aynı zamanda embriyoloji alanında uzman ve din etnologu olan mütevazı (?) yazarın bunları ne derece bildiğini makalelerinde göreceğiz. Askerde Türkçe okuma yazma öğrenmiş birisinin kitaplarında yaptığı dil hatalarına da hiç değinmeyeceğiz. Aşağıda ki bölüm Prof. Dr. Süleyman kitabından alınmıştır: 1.1-T.DURSUN, Hz, Peygamber'in, azl (doğumu önlemek için, boşalmadan önce ayrılma) ile ilgili bir sözünü aktarıyor: Ebu Said el Hudrî anlatıyor: —Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekârlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı Ancak, "Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?" dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azl yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmayabilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir."(DİN BU I, 34) Bu metinde geçen "yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" cümlesi, “Mâ aleyküm ellâ te’falû"dur. Bunun Türkçe anlamı, "Yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur" değil, tam tersine "Yapmamanız için bir gerek yoktur, yapabilirsiniz" demektir. Yani hadiste, yazarın söylediğinin tersi söylenmektedir. Yapmamanızda bir sakınca yoktur değil, yapmanızda bir sakınca yoktur. Hattâ mâ nâfiye (olumsuz edatı) da olabilir ki o zaman "Neden yapmayacaksınız?" anlamını verir. 1.2-T.DURSUN “DİN BU II” 46 ncı sayfasında, Arapça metni şöyle çevirmiştir: Birçokları gibi lbn Hazm'ın da, sâbiîlerden, tapınaklarından, ibadetlerinden söz ederken yazdıkları şunlar da var: (lbn Hazm, el Fasl, 1/88) "Ancak onlar (Sâbiîler), 7 yıldıza ve 12 burca saygı göstermek gerektiğini söylerler ve bunların suretlerini (resimlerini, heykellerini) tapınaklarında yapıp bulundururlar. Bunların kadîm (öncesiz ve sonrasız) olduklarını da söylerler. Bunlara kurbanlıklarla ve darıyla yakınlaşmaya çabalarlar. Bir gündüz ve gece içinde, Müslümanların namazlarına benzer beş vakit namazları vardır. Ramazan ayında da oruç tutarlar. Namazlarında, Ka'be'ye, el Beytü'l-Haram'a dönerler (kıbleleri Kabe'dir). Mekke'ye ve Ka'be'ye saygı gösterirler. Ölü etini, kanı, domuz etini haram sayarlar. Müslümanlara haram sayılan kurbanları onlar da haram sayarlar. Hindistanlılar da Buda'ya (ya da putlara) yıldızlar adına tasvir (resim, heykel) ve saygı anlamında buna benzer bir yol izlerler. Arap toplumundaki putların kökenini de bu oluşturur.(l/88.) Burada sâbiîlerin, yıldız tanrılara "kurbanlıklarla ve darı ile yaklaşmağa çalıştıklarını ifade ediyor. Arapça metindeki “ed-Dehanü” kelimesini, darı diye çevirmiş ve sâbiîlerin, kurban yanında darı ile de tanrılara yaklaştıklarını söylemiş. Bildiğim kadarıyla tarihte hiçbir millet tanrı diye taptığına darı takdim etmemiştir. Çünkü darı, tanrıya takdim edilecek bir değerde görülmez. Aslında metinde geçen “ed-Dehanü” kelimesi darı değil, "duman, buhur, tütsü" demektir. Tanrılara kurban kesenler, buhur yakarak, güzel koku ve tütsü ile ibadetlerini mabudlarına takdim ederler. Dini törenlerde, mevlitlerde buhur yakmak, tütsü ile topluluğa güzel koku yaymak, hâlâ yapıla gelmektedir. Şimdi bu kadar basit şeyi dahi bilemeyen bir insanın, ana dilinden daha iyi Arapça bildiğini iddia etmesi uygun mudur? Bu iddia sahibinin, diğer metinlere yaptığı çevirilerin ne derece aslına uygun olduğunu okuyucu düşünmelidir. (Gerçek Din Bu 1, Süleyman ATEŞ,11-14) 1.3- Şu örnekte Dursun’un çarpıtmalarından bir örnektir ve S. Ateş’in kitabından alınmıştır. Turan Dursun, yine Hz. Muhammed'in, güya şehvetperestliğini kanıtlamak hevesiyle, Gazali’nin İhyasında yer alan bir rivayete tutunmaktadır: "O dönem Araplarında şehvet (erkeklik gücü), en başta gelen bir özellikti. Bunu, Gazâlî, İhyâ'u Ulûmi'd-dîn adlı kitabının Âdâbu'n-Nikâh bölümünde uzun uzun anlatır. Ve bir örnek verir: Ali’nin oğlu Hasan'ın, bir alışta "altı karı birden aldığını, sonra çok geçmeden bunları boşayıp yenilerini aldığını, bu torunu Muhammed'e anlatıldığında, Muhammed'in: 'O, yaratılışta da, huyda da bana benziyor' dediğini" söylüyor. Yazar, Gazali’nin ibaresini tahrif etmiş. Çünkü Peygamber’in devrinde, torunu Hasan'ın, dört kadın değil, bir kadın alması da mümkün değildi. Hasan, hicretin dördüncü yılında doğmuştu. Peygamber’in vefatı sırasında o, sadece altı yaşında idi. Altı yaşında bir çocuğun dört kadın alması, sonra tez zamanda bunları boşayıp yerine başkalarını alması, bunu duyan Peygamber’in de onu övmek için "O yaratılışta da, huyda da bana benziyor" demesi mümkün müdür? Turan Dursun'un, bu tahriften amacı, dört kadın alıp, tez zamanda bunları bir başka grup kadınla değiştirmiş olan torunu Hasan'ın bu davranışını Peygamber’in beğenmiş olduğunu, böylece Peygamberin şehvet düşkünlüğünü anlatmaktır. (Gerçek Din Bu I.s.31-32) 1.4-Dursun’un çarpıtmaları bir iki değil ki onlardan bir başkası da şudur: Ahzab suresindeki şu ayet inince: “Eşlerinden dilediği (nin nöbetini) geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Boşadığın eşini de arzu ettiğin takdirde tekrar geri alabilirsin. * Bunda senin üzerine bir günah yoktur…” *(Ahzab/51) güya Hz. Aişe şöyle demiştir: "Mâ erâ (urâ) rabbeke illâ yüsâriu hevâke".(1) “Görüyorum ki, senin Allah'ın yanlızca senin şeyinin keyfini yerine getirmek için koşuyor.” Yukarıda ki Hz. Aişe'nin sözüne bu anlamı vererek, maksadını gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir yobaz görüntüsü vermektedir. T.Dursun’un çarpıtarak söylediği, Hz. Aişe'nin söylediği sözün doğru tercümesi şudur: “Kanaatim şudur ki, Rabbin senin arzu ve isteğini geciktirmeden hemen (ayeti indirmek suretiyle) yerine getirir.” 1.5-Turan’ın çarpıtmalarından bir örnek daha: "Peygamberin döneminde "gece baskınları" düzenlenirdi. Peygamberin emriyle "Öldür, öldür!" şiarları haykırılırdı. Sonra da yağmaya girişilirdi.” (Ebû Dâvûd, Cihâd/102, hadis 2638; ibn Mace, Cihâd/30, hadis 2840). Filistin'de "Übnâ (sonraları 'Yübnâ')" denen bir yere Peygamber bir baskın düzenlemişti. Baskını yapacaklara da şu buyruğu veriyordu: - Sabahleyin Übnâ'ya (ansızın) baskın yap ve orayı yak! Ve "Übnâ" köyü yakılıyordu. İçindekilerle birlikte.” (Ebû Dâvûd, Cihad/91, hadis 2616, c. 3, s. 88, ayrıca s. 124'teki 2'nolu not: ibn Mace, Cihâd/31, hadis No: 2843, c. 2, s. 948). Düşmanın bulunduğu yerdeki ağaçlar, ürünler de yakılır, ya da kesilirdi. Peygamber Benû Nadir kabilesinin hurmalıklarını yaktırmıştı… Peki, işin doğrusu neymiş şimdi ona S. ATEŞ'in Kitabından onu öğrenelim: “Übnâ baskını, durup dururken yapılmış bir şey değildir. O bölge halkı Müslümanları sürekli rahatsız ediyordu. Peygamberin elçilerini öldürmüşlerdi. Onlara bir ders vermek gerekince Peygamber, Üsâme kumandasında bir ordu göndermek istedi. Üsâme Peygamber'in, kendisine şöyle emrettiğini söylemiştir: — Sabahleyin Übnâ'ya baskın yap, sonra yak!" (Ebû Dâvûd, Cihâd: 91; Ibn Mâcc, Cihâd: 31). Hadisin metninde olan sadece budur. Hadiste kastedilen, köylülerin evlerini ve ekinlerini yakmaktır. Ibn Mâcc'nin yaptığı açıklama böyledir (2/948, not: 2843). Turan Dursun, hadis metninde olmayan şu ilâveyi yapıyor: "Übnâ köyü yakılıyordu, köy halkıyla birlikte." Hâlbuki hadisle köy halkının yakıldığından söz edilmez ve Üsame'nin gidip köyün ekinlerini yaktığı da anlatılmaz.… Peygamber asla köy halkını yaktırmamıştır. Savaşın sonucuna katkısı yoksa ağaçlara, ekinlere dokunulmaz, ağaçlara, hayvanlara dokunmama hususunda Hz. Ebûbekir'in de emri vardır.Ayrıca Yahudi olan Nadîr oğullarının birkaç hurma ağacını kestirmesinden maksat onları korkutup kan dökülmeden teslim olmağa zorlamak idi. Gerçekten adamlar savaşsız olarak Peygamber'in şartlarını kabul edip, taşınır mallarını develere yükleyip gitmeğe razı olmuşlar ve bu toprak Müslümanların eline geçmiştir. Fakat Peygamber bütün hurmaları kestirmiş değildi. Sadece birkaç ağaç kestirdi. Bunu gören Nadîr oğulları, şartları teslim şartlarını kabul ettiler. (Gerçek Din Bu, 85-87) Acaba, ağaçların kesilmesindense, savaşa girip, hümanist geçinen Turan’a göre her iki taraftan ta yüzlerce kişinin ölmesi, *kendisini daha mı mutlu ederdi bilinmez? |
Cifr ilmi
Dostlar!
Saidi kürdinin *ve talebelirini iddia ettikleri gibi bir cifr ilmi varmı? Yani bazı hesaplamalar yapılarak gelecek hakkında bilgi sahibi olunabirmi? Güya saidi kürdi bazı hesaplar yapmış ve menderesin idamını bilmiş . Ben bu cifr ilmi hakkında bilgisi olan dostlardan bilgi almak istiyorum varsa öyle bir şey şu geleceğimizi bir şekillendirelim. Saygılarımla dostça kalın |
Re: Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları -II (geniş özet)
Kuvvacı kardeş, bak Cifr ve Ebced konusu burada işlenmiş. Bir konu hakkında başlık açmadan önce sitenin "google" destekli sol taraftaki arama motorunu kullanırsan sorularına cevap bulabilirsin çünkü neredeyse her konu bu sitede işlendi geçmişte. Sevgiyle kal.
|
Re: Cifr ilmi
İdam edileceğini bilmiş....
Nasıl ifade etmiş, kayıtlı belge varmı, imamı etmiş, idammı edilecek demiş, şeyh mi söylemiş mürit mi? Yöntemi görmemiz lazım gelir bence :=) Menderes'in ne ektiği biliniyordu, ne biçeceğide az çok tahmin edilebilir ve yüzde yüz değildir, kanıları oluşturan doneler vardır sadece, önceki sezilerle verilmiş bir şeydir. Yani ekine bakarak un hakkında yorum yapmak, gelecek değil içinde olduğun an'ı dahi bilmiyorsundur, yaşıyorsundur, yaşananlar bilinebilir, yaşanılan an'dan, yaşanılacaklar tahmin edilebilir, ama kesinlik ile bilinemez, genellemeler bilinebilir, bu ise Cifr gibi saçma özel kehanetlerden ayrıdır, rutin, olağanlaşmış gündelik yaşam vs... Bir ekini tarlaya ekersiniz, bilirsiniz ki orada buğday başakları filizlenecektir, ama o yıl kar uzun kalır, toprakdaki uzun dönem kalan su yeni boy atmış, taze ekini çürütür, ve böylelikle buğday başaklarını göremeyiz. Yani, kar tarlada uzun kaldı, tüh ekinler çürüyecek, ama ne söyleyerek ektiniz, hasat edeceğinizi düşünerek. İlmi ve bilmi budur bu işin, arap harflerine bir numara veripde, kimin isminde geçiyor, toplamı nedir, toplamdan çıkan sayıların karşılık harfleri ne oluyor gibi, mantığı özünden saçma, nesneli olmayan, özneside olmayan uydurma bir yöntem bile değildir. Bulutları izlersiniz, rüzgarın seyrine bakarsınız, yani gelecekte olacak bir etkiyi yaşam anında yakalayabilirsiniz yeterki elinizde nesnel doneler olsun, bunun dışında yıldızlara bakarak, venüsün hareketleri vs gibi, yada harflere kendince rakamlar verip onların karşılıklarını bir şeylere yorarak oyun bile oynayamazsınız, geçmişte kalan her şeyin geleceğindesinizdir. Mesala bu gün adı, Ahmet olanlar burunlarına dikkat etsinler, kanayabilir der isem, sizde bana iyide milyon tane ahmet var muhakkak birisine denk gelir derseniz bende kehanetimde başarılı olmuş olurum. Saçmalığın kökü budur. Ahmetlerden burnu kanayan benim dediğimi okuyunca da inancaktır, toplumun genelinin başına günlük gelmesi muhtemel olağan olaylarıda ifade edersem inanan dahada artacaktır, aynen günlük gazetelerde birbirinden farklı falların olması, birisinin oturup sallamasına -ay ben fala inanırım öyle demeeee diye inananlar çoktur ve falcılara bakarsanız yıldızların hareketine, şekilli kartlara vs göre saçmalıyorlardır, cifr dekilerde belkide matematik oyunları oynuyordur. Din açısından ise, insan yöntem ile geleceği bilemez. Gaybı yalnızca İlah bilebilir ve sadece gelecekten ilahın seçtiği kişiler(erenler, peygamber vs) ifade edebilirler(ya tutarsa ha gayret salla, nasılsa müritler çok, adamı aya bile yollar). Saidi kürdinin yaptığı din düşmanlığıdır, insana gayb konusunda sözde yöntem vererek allah'a ortak koşma çabasıdır, insan yöntem ile bile olsa böyle gaybdan bilgiye sahip olabilir mi, olursa yöntemi öğrenen herkes olur. Cifr, nesnel yaşama yapılan matematik hesapları, kelime harf saymaca oyunları ile gelecekten haberiniz olmaz, bakıpda anlamak için değerli gözlerinizi de yormayın, yumurtanın üzerine yatan tavuğa bakarsınız, tüh bu yumurtalar çıkmaz anam, tavuk haylaz, üzerine doğru düzgün yatmıyor geziyor dersiniz, tutarsınız bu bilgiyi, tarota, yıldıza, yada matematik oyunlarına göre denk edersiniz(uymazsa uydurursunuz), oyundan zevk alıyorsunuz demektir. Hem kendinizle hemde insanlarla oynadığınız oyundan. Yani bazı hesaplamalar yapılarak gelecek hakkında bilgi sahibi olunabirmi? (hayır, biz bunu(Cifr) bilim dışı anlıyoruz, bilimsel hesaplamalar ise ayrı bir konudur, onlar güncelden veri toplanarak yapılır, kehanet anlamında değildir, bu saçmalıkla aynı yere bile konamaz) |
Re: Cifr ilmi
kuvvacı,
"Dostlar! Saidi kürdinin *ve talebelirini iddia ettikleri gibi bir cifr ilmi varmı? " ----------said-i nursi ve talebeleri iddia etmemişlerdir bu işi.cifr ilmi (fakat belki bizlere anlatılan veya bizim anladığımız gibi değil) eskiden beri vardır.mahiyetini bilemiyor olabiliriz.hatta hadislerde yahudilerin peygamberimize kuran ayetlerindeki cifri hesaplamalar ile bu ümmetin ömrü hakkında konuştukları nakledilir. said-i nursi ve talebeleri ise,var olan bir ilimi kullanmış olabilirler.bu konuda bir eleştiri getirmek istersek eğer oilmi bilmemiz ve o ilmin kuralları ve kullanılışı muvacehesinde görüş beyan etmemiz gerekir.------- "Yani bazı hesaplamalar yapılarak gelecek hakkında bilgi sahibi olunabirmi? " --------Geleceği sadeceAllah bilir.Eğer Allah bir kişiye gelecekle ilgili birşeyler sezdirmekisterse illa cifir ilmine de gerekyok.hatta bazen rüyalarımızda yarın olacakları görenlerimiz olabilir,veya benim gibi azcık romatizması olan (özellikle yaşlılarımız tecrübelidir bu konuda) tvden hava durumunu dinlemese de yağmurun yağacağını bir müddet önceden bilebilir.gelecek demek veya aslında gayb alemi denenler kişiden kişiye de değişir.bana gayb olan sana gayb değildir.----------------------- "Güya saidi kürdi bazı hesaplar yapmış ve menderesin idamını bilmiş . Ben bu cifr ilmi hakkında bilgisi olan dostlardan bilgi almak istiyorum varsa öyle bir şey şu geleceğimizi bir şekillendirelim. Saygılarımla dostça kalın" ------------ben bu menderesin ölümü *konusunda birşey okumadım.ama bu hiç de önemli bir mesele değil.ama said nursinin kendi ölüm yılı ile ilgili ve mezarının kaybedilmesi ile ilgili yazıları da var.bunlar da çok mühim değil.geleceği bilmek insana mutluluk getirmez.Allahın bir lutfudur geleceği bildirmemek.düşün ki annenin sen 8 yaşında iken öleceğini bilen bir çocuksun,veya yeni doğan yavrunun işte diyelim12-13 yıl sonra öleceği kesin. bu hayat çekilir mi. hayat diye birşey kalmaz dünyada. bilmemek en iyisidir.ve sanki ebedi zannederk herşeyi ve sevdiklerimizi hayatımızı sürdürebiliriz.az sonra gideceğini bilsek.ne işe yarar.araba alıyom,biliyorum ki,2 ay sonra çalınacak. gelde hayatını düzenle. |
Re: Cifr ilmi
Saygıdeğer Soröğren!
Tabiki geleceği bilmek o kadar da önemli değil önemli olan şuan yaşadığımız an da hani tedbir bakamından birkaç yıl ötesini bilsekte fena olmaz hani. *benim sormak istediğim böyle bir ilim veya bilim varmı? Asıl mesele bu cifr ilmi yahudilikten mi geliyor. Onlardaki kabala sistemi ile bizdeki ebcet hesabı biyerlerde çakışıyorlar. Yada hurufi meshebi bize birşeyler anlatıyormu? Saygılarımla...Dostça kalın |
Re: Cifr ilmi
kuvvacı teferruatı bilmiyorum.bir ilim varsa bu kimden kaynaklı olursa olsun mühim değil.tıb matematik gibi yani menşei mühim değil.kabalayı bilmiyorum.hurufiliği de bilmiyorum.cifrin kullanılışını risalelerde biraz gördüm.
cifri kimin kullandığı mühim.senin benim yazdığım cifr ilmiyle bir eser tabii ki kimseye bir şey kazandırmaz. He kur'andan cifr yoluyla birşey çıkarabilirmiyiz meselesi ise,bize kadar düşmez.zira kur'anın meseleleri ile bizim meselelerimiz farklıdır.kur'an Allahı ve dini anlatır.gelcekten haber verecekse de din ve Allah açısından kaydedeğer olaylardan bahseder.yoksa bizim günlük hayatımızda paraya çevirebileceğimiz olayları bulamayız. bu olay tabi su-i istimal de edilmiştir.bazı kişiler insanların bu merakını *kendileri için paraya çevirmeyi başarmışlardır. |
Re: Said-i Nursi Cifir ve Ebced hesapları -II (geniş özet)
Teşekkür ederim Saygıdeğer Sodomo abi
Geçen bi fırçaladın kendimize zor geldik. Forumda soru sorulmaz diye bu zamanın yaratılması hakkında .... Acemiliğimize ve cahilliğimize bağışlayın Dostça kalın saygılar sunuyorum. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:10 . |