![]() |
Yarım Kalan Devrimler
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk
Siyasal alanda devrimler Halifelik ve saltanatın birbirinden ayrılması,Osmanlı saltanatının kaldırılması ve Osmanlı Devleti'nin hukuki varlığının sona ermesi (1 Kasım 1922). Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923). Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılması (3 Mart 1924). Devletin dinine ilişkin maddenin anayasadan çıkartılması ve Laiklik ilkesinin anayasaya eklenmesi (1928) Atatürk İlkeleri'nin tamamının anayasaya girmesi (5 Şubat 1937) Toplumsal alanda devrimler Şapka Kanunu (25 Kasım 1925) Tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925) Kadınlara belediye seçimlerinde (1930) ve genel seçimlerde (1935) seçme ve seçilme hakkı tanınması Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934) Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanlarin kullanımının yasaklanması (26 Kasım 1934) Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931) Hukuk alanında devrimler İslam vakıflarının devlet idaresine alınması (1924) İsviçre Medeni Kodundan çevrilerek hazırlanan Medeni Kanun'un kabulü (1926). İtalyan Ceza Kanunu'ndan çevrilerek hazırlanan Türk Ceza Kanunu'nun kabulü (1927). Eğitim ve kültür alanında devrimler Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrencilerle ders dinlerken (15 Aralık 1930)Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile devlete bağlı olmayan ilköğretim kurumlarının kapatılması (3 Mart 1924) Yeni Türk harflerinin kabulü ve Arap alfabesiyle her türlü yayın ve eğitimin yasaklanması (1 Kasım 1928) Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1932) Dil Devrimi ve Güneş Dil Teorisinin benimsenmesi (1932-1938) Darülfünun'un kapatılıp İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden kurulması (31 Mayıs 1933) Derli toplu olması için cumhuriyet sonrası gerçekleşen devrimleri ilgili linkten buraya aktardım. Çeşitli başlıklarda sıkça rastladığım “Yarım Kalan Devrimler” söylemi üzerine diğer konular ile karışmaması için ayrı bir başlık açmanın yerinde olacağını düşündüm; Yakın tarih çok fazla ilgi alanıma girmediğinden; Gerçekleştirilmesi planlanan ve bu güne kadar sonuçlandırılamayan devrimleri konu ile ilgili arkadaşlarımızdan mümkünse maddeler halinde buraya aktarmalarını ve bu yarım kalan devrimler ile ilgili plan, hangi aşamada olduğu, gerçekleşmeme nedenleri ve gerçekleştirilmesi halinde günümüze etkilerinin nasıl olacağı hakkındaki görüşlerinizi rica ediyorum. Merak duyduğum noktalarda konuya dahil olacağım. Sevgiler,saygılar. |
sevgili Pervane
Atamız devrimleri yerinde ve zamanında yapmıştır ama devrimlerine karşı çıkanların kökünü kurutmaya ömrü yetmemiştir kubilayı katledenlerin kanından gelenlerin torunları akrabaları ülkemizi bölmeye çalışmakta olduğundan dolayı bunu dile getirme ihtiyacı hissettim eğer ömrü yetip te bunların kökünü kurutabilseydi ülkemiz bugün çok ileride olurdu diye düşünüyorum Atatürk gibi bir kişinin değerini bilememek ona yapılacak en büyük haksızlıktır hakarettir. bence Atatürk osmanlı devletinde değil de ingilterede filan doğmuş olsaydı bugün ingiltere dünyaya tamamen hükmediyor olurdu. konuyla biraz alakasız oldu belki yazdıklarım ama affını dilerim içimdekileri dökmem gerekti. |
Saygideger pervane;
Birde, bu devrimlerin neden tamamlanamadigi aciklansa; o zaman en azindan, tamamlanmaya yeltenenlerin, bir onerisi veya plan-projeleri gundeme gelir. Bizlerde bakar degerlendiririz. Cunku, sonucta Ataturk'un de hic yapmadigi, asil yapilmayan bir devrim varki; o da "birey yetistirme, olma, egitme v.s. devrimi" Her ne hikmetse; Ataturk'un kendisi dahil; bu tarihsel gelisim, ne algilanabilmis ne de farkedilebilmis. Nede, kimileri gunumuze kadar; bu konu temelinde; herhangibir gorus ortaya atabilmis. Neyse; konumuz, olmamis degil; yarim kalmis devrimler, haydi hayirlisi. Saygilarimla; evrensel-insan |
Sn.unbelieving lütfen döktükleriniz içe atılan konular değil!. Diğer arkadaşlardan da rica ediyorum mümkün olduğunca konu ile ilgili olsun söylemlerimiz. Amacım asla polemige yol açmak olmadı bu sitede, konular farklı yerlere doğru yol da alabilir ama elle tutulur birşeyler olsun lütfen bildiğimiz sloganlar değil!
|
Alıntı:
Yarim kalmis devrim ise TURKCU devrimdir!esenlikle |
Cumhuriyet 08.03.2009
3 Mart-Devrim Yasaları... Padişahlığa karşı Cumhuriyetçilik, şeriata karşı laiklik, tutuculuğa karşı devrimcilik, ümmetçiliğe karşı ulusçuluk gerçekleşiyordu. Akıl inançtan, bilim dinden bağımsızlaşıyordu. İşte bu nedenlerle 3 Mart, gerçek bir devrim günüdür, Atatürk devrimcilerinin bayram günüdür. Alev COŞKUN Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ilkelere dayalı temellerinin atıldığı tarih 3 Mart 1924’tür. Üç önemli devrim yasasının 85. yıldönümü geçen hafta yurdun çeşitli bölgelerinde etkinliklerle kutlandı. Emperyalist güçlere karşı, mazlum milletlere örnek olan Ulusal Bağımsızlık Savaşı 9 Eylül 1922’de zaferle bitince İzmir’de Mustafa Kemal’e, “Çok yoruldunuz herhalde, çiftliğinize çekilir, dinlenirsiniz” dediler. Mustafa Kemal’in yanıtı şöyledir: “Hayır, asıl savaşşimdi başlayacak... Bu savaş, cahilliğe ve gericiliğe karşı yapılacaktır” dedi. Bu savaş aslında ortaçağın karanlığına gömülmüş bir toplumun çağdaşlaşması için verilecek savaştı. Din devleti olgusu Atatürk, bu savaşın çok güç olduğunu biliyordu. Hatta emperyalist güçlere karşı, topyekûn bir milletin verdiği savaştan da daha zordu... Padişah Vahdettin bir İngiliz zırhlısına binerek yurdu terk etti. Lozan Barış Antlaşması başarı ile sonuçlanınca, Mustafa Kemal ve arkadaşları 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i ilan ettiler. Ama halifelik hâlâ sürüyordu, din devleti olgusu hâlâ geçerliydi. Cumhuriyetin gerçek nitelikleri henüz anayasaya ilke olarak girmemişti. Bu nitelikler ancak, 4 ay sonra, 3 Mart 1924’te kabul edilen 3 önemli devrim yasasıyla belirgin olarak ortaya çıkmıştır. 3 Mart’ta “Hilafet ilga edildi”, yani hukuken ortadan kaldırıldı. Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı ve “Tevhidi Tedrisat” eğitimin birleştirilmesi yasası kabul edildi. Böylece artık Osmanlı’nın temsil ettiği din devleti yıkılıyor, laik ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti kuruluyordu. Bu 3 devrim yasasıyla laik Cumhuriyetin kuruluşu gerçekleşmiştir, bu nedenle bu 3 yasanın kabul edilişi Cumhuriyetin ilanı kadar önemlidir. Bu yasaların kabul edilmesi, siyaset bilimi ve hukuk açısından aşağıdaki sonuçları getirmiştir. Halifeliğin kaldırılışı, devletin yapısındaki laikleşmenin en önemli başlangıcıdır. Şeriye vekâletinin kaldırılışı şeriata dayalı hukuk sisteminin yıkılışıdır. Bunların ardından şeriata dayalı yasalar yürürlükten kaldırılmış, Medeni Kanun (Yurttaşlık Yasası), Borçlar Yasası, Ticaret Yasası ve usul yasaları kabul edilmiştir. Böylece çağdaş hukuk ilkeleri benimsenmiş, hukukun laikleşmesi sağlanmıştır. Bunlarla eşzamanlı olarak türbe, tekke, zaviyeler ve tarikatlar kaldırılmış, harf devriminin kabul edilişi ile kültür alanının laikleşmesi sağlanmıştır. Eğitimin birleştirilmesi yasasıyla mahalle mektepleri ve medreseler kaldırılmıştır. Bu son derece önemli devrim yasasıyla eğitimin laikleşmesi sağlanmıştır. Bu yasalar gerçek aydınlanma devrimleridir; Avrupa’nın 300-400 yılda yaptıklarını Atatürk 15 yıla sığdırıyordu. İlhan Selçuk’un çok güzel bir biçimde özetlediği gibi: Padişahlığa karşı Cumhuriyetçilik, şeriata karşı laiklik, tutuculuğa karşı devrimcilik, ümmetçiliğe karşı ulusçuluk gerçekleşiyordu. Akıl inançtan, bilim dinden bağımsızlaşıyordu. İşte bu nedenlerle 3 Mart, gerçek bir devrim günüdür, Atatürk devrimcilerinin bayram günüdür. Halkevlerini yıktık Ama sonra ne oldu? Cumhuriyet’ten demokrasiye geçtik. Bu yolda ilerlerken toprak reformunu gerçekleştiremedik, feodal beyler güçlerine güç kattılar. Dünya ölçeğinde, kendine özgü ve etkin bir eğitim sistemi olan Köy Enstitüleri projesini yarattık, 20 tane Köy Enstitüsü kurduk ama 5 yıl içinde bunları kapattık. Oradan mezun olan 20.000 Köy Enstitülü öğretmene sahip çıkamadık. Bununla da yetinmedik, 20 Köy Enstitüsü yerine 650 adet imam hatip lisesi açtık. Eğitim birliği yasasını tersyüz ettik. Halka kültür götürmek için kurulan Halkevleri ve Halk Odalarını yıktık. Ama unutmayalım ki Fransa’da da ihtilalden sonra Cumhuriyetin sağlıklı bir biçimde kurulması yüz yıl sürdü. Devrimleri sağlam temellere oturtmak kolay olmuyor. Her devrimden sonra karşıdevrim harekete geçiyor. Bugün biz neye dayanacağız? Bizim dayanacağımız, ideal çağdaşlaşma bilincidir. Kadınlarımızın ve gençlerimizin duyarlılığıdır. Geriye gitmek istemeyecekleri inancıdır. Akan ırmaklar tersine çevrilemez... |
Benim anlamadığım bu kadar içi boş bir sözün nasıl düşüncesizce yıllardır tekrarlandığı. Gerçekten merak ediyorum.Bu söylemi ülke meseleleri görüşülükren sanki yaşanan sorunlar bu yarım kalan devrimler yüzünden aşılamıyormuş gibi üzerinden siyaset yapılıyor. Madem yarım bırakılan devrim tasarıları vardı neden kimseler ortaya koyup gerçekleştirmek için çaba içinde değil. Hoş yapılanların da he hale getirildiği ortada!
|
Sevgili Pervane,
''yaşanan sorunlar bu yarım kalan devrimler yüzünden aşılamıyormuş gibi üzerinden siyaset yapılıyor'' demişsiniz. Sorunları ortaya koyarsanız bende devrimci çözümü ortaya koyarım. 1. dünya savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması başlı başına bir devrimdir. Devrim süreklidir bizler devrim bayrağını alıp daha ileriye götürememişsek bunun suçunu kendimizde aramalıyız. Ayrıca bu başlığı açmanızdaki amacı açıkça açıklarsanız size daha çok yardımcı olabiliriz. sevgiler |
1. dünya savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması başlı başına bir devrimdir.
Bu maddeye hiç bir yerde itirazıma rastlayamazsınız. Başlığın adındaki söylem bana ait değil. İsterseniz başlıkları tarayıp bu sözün kullanılma sıklığını buraya aktarabilirim. Sadece sitede kullanılan bir söylem değil. siyasetçisinden bakkalına bu söz sık kullanılıyor dikkatimi çekti. Merak ve öğrenmekten başka kendime burda başka amaç edinmedim. Yarım kalan devrimlerin neler olduğu hakkında yardım talebinde bulunmuştum zaten. İlk mesajımda var. |
Sovyetler Birliğinin çöküşü ve kapitalizmin geri dönüşü, kapitalizmin sosyalizmden daha iyi olduğunu, sosyalizmin çözüm olmadığını göstermez. Sosyalist geçinenlerin başarısızlığını ortaya koyar.
Cumhuriyet devrimleri de öyle. Bu bir bayrak yarışı gibidir. Bayrağı alan başarılı olamazsa aradaki kesinti sonucu etkileyecektir. Devrimler süreklilik arzetmelidir. Kesintisiz olmalıdır. Gerektiği yerde gereği yapılmazsa, yapılması gerekenin tersi yapılırsa önceki başarılar da zarar görür. Örneğin Köy Enstitülerine her yıl yenilerini eklemek yerine tamamen yokedilirse, kooperatifleşmelerin önü kesilirse, işçi sendikaları yozlaştırılırsa, demokratik devrimler yerine darbeler yapılırsa, din dersleri zorunlu hale getirilirse, İmam Hatip Okulları en iyi referans haline gelirse, tarımda ne ekilip biçileceğine AB karar verirse, kamu teşekkülleri peşkeş çekilirse, yeni yatırımlar olmazsa 80 sene önce yapılmış devrimlerden fayda gelmez. Yine iyi idare etti şimdiye kadar, hala da etmeye devam ediyor. |
Halkevlerini yıktık
Ama sonra ne oldu? Cumhuriyet’ten demokrasiye geçtik. Bu yolda ilerlerken toprak reformunu gerçekleştiremedik, feodal beyler güçlerine güç kattılar. Dünya ölçeğinde, kendine özgü ve etkin bir eğitim sistemi olan Köy Enstitüleri projesini yarattık, 20 tane Köy Enstitüsü kurduk ama 5 yıl içinde bunları kapattık. Oradan mezun olan 20.000 Köy Enstitülü öğretmene sahip çıkamadık. Bununla da yetinmedik, 20 Köy Enstitüsü yerine 650 adet imam hatip lisesi açtık. Eğitim birliği yasasını tersyüz ettik. Halka kültür götürmek için kurulan Halkevleri ve Halk Odalarını yıktık. Ama unutmayalım ki Fransa’da da ihtilalden sonra Cumhuriyetin sağlıklı bir biçimde kurulması yüz yıl sürdü. Devrimleri sağlam temellere oturtmak kolay olmuyor. Her devrimden sonra karşıdevrim harekete geçiyor. Halkevlerini kim kapatmıştır? http://w3.balikesir.edu.tr/~mozsari/...#_Toc121732267 Şimdi Halkevleri yeniden faaliyette http://www.halkevleri.org.tr/ http://www.halkevleri.org.tr/depo/brosurhe.pdf link biraz bekletiyor ama mutlaka okumalısınız. Ne yapılmalıydı? Toprak reformu mutlaka yapılmalı ve feodalizm tasfiye edilmeliydi.Aşiret seyh şıh saltanatına son verilmeliydi. Eğitim seferberlik halinde devam etmeli ülkemizde okuma yazma bilmeyen Türkçe konuşamayan insan kalmamalıydı. Tarım ve tarıma dayalı sanayide gelişme sağlanmalı daha sonra sanayileşmeye hız verilmeliydi. Demiryolları ve deniz taşımacılığı geliştirilmeliydi. Enerji ihtiyacımızı karşılayabilecek yatırımlar yapılmalıydı. Nato ya girilmemeliydi. Hap yap para kap köşe dönde nasıl dönersen dön,ben yaptım oldu politikaları uygulanmamalıydı. Eğitimli çalışkan eşitlikçi bir halk yaratılmalı ve hakça paylaşım temelinde sosyal bir devlet olunmalıydı. Biz işin kolayına kaçtık,ya da bizi yönetenler kendilerini düşündüler ve emperyalizmin boyunduruğuna girdiler ve geldik bugüne. Hala yapabiliriz yeterki birlik beraberlik ve kararlılık olsun. sevgiler |
Alıntı:
Sevgili pante ve aydoe' nun; genel olarak konuya degindiklerini ve yazdiklarina katildigimi belirtmek istiyorum Sevgili pante'nin yazdigi en son cümlesinden yola cikarak ben de bazi düsüncelerimi yazayim. Nasil idare ediyor bu halde hala hayret ediyorum. Türkiye'nin bu günkü halinin yarisi olabilecek sekildeki olumsuz durumuna, AB ülkesinin lokomotif ülkesi olan Almanya bile dayanamaz. Dokuz parcaya ayrilir. Dünya'nin en verimli topraklarinin ve ikliminin bir arada oldugu bir yerde tarim yapamiyor ve cesit, cesit ürünlerinizi alamiyorsunuz. Dolayisi ile üretim yapamayip, satamiyorsunuz. Ciftcilerimiz ve köylülerimiz üretemedikleri gibi, büyük sehirlere göc ediyorlar. Bu da ayri bir sorun yaratiyor. Hic bir ülkenin sahip olamiyacagi kadar yer alti madenlerine sahipsiniz ve bunlari cikartamiyorsunuz. Birileri bunlara engel oluyor. Osminyum, Bor gibi en degerli madenlerinizi dahi isleyemiyorsunuz. Üreterek kazanma ve tüketme desteklenecegi yerde, oturarak tüketmek, hazir beklemek desteklenmis, desteklenmektedir. Egitiminiz yillardir bilincli olarak, balatalanmakta ve genclerimiz her 10 yilda bir kusak catismalari yasamaktadirlar. Ortak dilimiz Türkce bir türlü gelistirilememis ve bilincli olarak yozlastirilmakta, hala düzgün bir dil yapisina kavusamamistir. Anadolu'nun etnik yapisinin farkliligi ve coklugu, birbirleri ile sürtüsmeleri gündemden bir türlü düsürülmemis ve kardes insanlar; kendilerinden baska bir farkliliga düsman gibi baktirilmislardir. Insanlarimiz, cok farkliliklarin, bir zenginlik kazanimi oldugunu ve bu birliktelikten; paylasildikca daha bir cok yeni zenginlikler edilecegi olgusundan, bilincli olarak uzaklastirilmaktadirlar. Anadolu inanclari ve kültürü, Arap inanclarina ve kültürlerine dogru yönlendirilmistir. Okullarda zorla hanefi mezhebi din dersleri verilmis ve bu dogrultuda devlet kurumlari olusturulmustur. Su anda dahi israrla bu dayatma ile karsi karsiya bulunulmaktadir. Calismayan, üretmeyen, hazira alismis, tüketen, bilincsiz ve hizla yozlasan, yobaz bir toplum olmaya dogru süratle ilerliyoruz. Halkimiz özellikle kargasa ortamlarina dogru itilmekte, haklarinin neler oldugu konusunda bilgilendirilme yapilmamaktadir. Bu konularda özellikle insanlar yanlis bilgilendirilmektedirler. Toz bulutlari ve dumani arasinda, ülkesini düsünmeyen siyasetciler, devlet kurumlari, medya kuruluslari ve bunlarin patronlari, diger büyük kapital sahipleri, ülkenin gelecegine; kendi cikarlari ugruna amborga koymaktadirlar. Özellikle secim sistemi, dokunulmazliklar, evrensel hukuk kurallari, insan haklari, sokaktaki esitlik ve bunlara bagli konular inatla iyilestirilmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaslari, baska ülkelerde olan yasam standartlarini ve insan haklarini bilemedikleri icin bulunduklari agir yasam sartlarindan dolayi; dogruyu ve düzgün olan her seyi kendilerine verildigi ya da anlatildigi gibi sanarak yasamlarini sürdürmektedirler. Bu insanlara dogrulari inandirmak hic kolay olmamaktadir. Türkiye’de calisma ortamlari dahi sistematik olarak gelisim gösterememistir. Is yerleri, devlet kurumlari; kisilerin sahsi keyifleri ve egolari ile yönetilmektedir. Bir cok is yerinin calisani, yöneticisi ve müsterileri icin gecerli olabilecegi oturmus bir sistemi, kurali ve calisma disiplini yoktur. Toplum icinde bireyler, kendi haklarina razi olmamakta,bulunduklari her yerde ve konumda baskalarinin haklarini hice sayan bir arayis icinde bulunmaktadirlar. Toplum kurallari hic bir yerde islememekte, en aci ve gercek olan durum ise, insanlarimizin cogu toplum kurallarini bilmemekte ve ögrenmemek icin israr etmektedirler. Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti söylemi, ici hala doldurulamamis bos bir kavramdir. Mustafa Kemal ve arkadaslarinin biraktigi yerden devam edilebilse idi, yukarida saymaya calistiklarim olmayacakti. Devrimler ile yeniliklere dogru yelken acmak asla bitmez. Yurdunu, insanlarini, gelecek kusaklari düsünebilen sorumluluk duygulari gelismis insanlarin varliklari; ancak devrimleri gelistirebilir. Basiretsiz, günlük yasamasini bilen siyasetcilerden, asla devrimci olmaz. Bunlar ancak yapilanlari devirmeyi bilen egoist sakarlar ve usaklar takimidir. Saygilar. |
sevgili Cigi
yazdıklarında o kadar haklısın ki. vatandaşın eğitiminin baltalanması hep belli birtakım çevrelerin işidir. siyasetçiler yıllardır halkın cahil kalması için ellerinden geleni yapıyorlar. yapıyorlar çünkü akılla bilinçli bir halk bu tarz saçmasapan mahalle kabadayılarına oy vermez. eğitimin düzeltilmesi gerek en başta, daha sonra aile eğitimleri yapılmalı ki aileler düzgün bilinçli çocuklar yetiştirebilsin. ilk adım bu olmalıdır. köy enstitülerinin yeniden açılması süper olur en azından orada yetişecek olan öğretmenler gittikleri yerlerde halkı bilinçlendirebilir. daha başka çok şey var ama şimdilik aklıma gelenler bunlar. sevgiler |
Devekuşu gibi kafalarımız kuma gömülmüş gerçekleri görememekteyiz.
Televizyonu açıyorsun sabah sabah seda sayan,ibo show,bul karayı al parayı programları,desti izdivaç,yemekteyiz cart curt ıvır zıvır ,paparazzi kim kimi nerde gördü nerde öptü. Haberlerde bol kan cinayet,cinsellik ,ayrımcılık, kutuplaşma küfür. Eğitim yok ,bilgilendirici programlar yok,eğitim sistemi ulemanın emrinde. Müthiş bir kültürel yozlaşma ve deformasyon,toplumsal tahrip,ayrıştırma ,kutuplaştırma ve etnik ve dini temelde parçalanma,bir yok oluş Allah akıl fikir versin ne diyeyim,işimiz allaha kalmış ki Abd bilem bize ılımlı islam modelini uygun görmüş. Ya teslim olacağız kul olacağız, ya da dağlarda tek tek ateşler yakacağız. sevgiler |
Taman anladım aydoe vazgeçtim. Vermiş olduğunuz bilgiler için çok teşekkür ederim. Keşke Evrensel hocama sorsaydım. O bilmese bile bir yolunu bulur anlatırdı ben de anlamış gibi yapardım.:)
Dün iki günlük üyeler gibi amacımı falan sorunca sesimi çıkarmadım dı. Kesin aydoe devlet sırrı verecek haklı olarak dost muyum? düşman mıyım? Bilmek istiyordur mutlaka dedim.:o |
Saygideger pervane;
Tarihler boyu, tum devrimler; once bir ideoloji olarak ortaya atilmis; sonradan bu ideoloji toplumsal olarak benimsenmistir. Eger, bir devrim ideolojisi cok onceden ortaya atildi da; bunu bir ulke, oncusu adina uygulamaya koyacaksa -Ataturk devrimleri-baska; eger, bir ideoloji ilk defa orada ortaya atilip orada uygulaniyorsa-SSCB- baskadir. Bu isin bir yonudur. Isin diger yonu ise; bu ideolojik devrimlerin; ne kadar tepeden inme mi?, yoksa toplumun benimsedigi, algiladigi mi? olduguna baglidir. Ucuncu bir konu; bu ideolojik devrimlerin; pratikte uygulanabilirliginin, kabul gorurlulugunun olanaginin ne oldugudur. Son konuda bence; bu ideolojik devrimlerin; bir kisinin urunumu, yoksa bir grubun urunumu oldugudur. Eger kisi, urunuyse; cok acik ki, kisinin yasamiyla paraleldir. Eger, devrimler; yuzeyden bitirilip, bilinc olarak oturtulmadiysa ve devrimi yapan kisi de; tarih sahnesinden goc ettiyse, bu devrimlerin; tamamlanmasi, koruyup-kollanmasi ve bilince tasinmasi zordur. Cunku, bu isi yapacak olanlarin; degil ortak karar almasi; kisisel olarak bile, devrimi baslatanin ne dusundugunu bilip uygulamasi; hemen hemen imkansizdir. Ayrica unutmamak gerekir ki; original ne bir ideoloji ne de bir beceri; originalini devam ettiren tarafindan, o originalligini veremez. Cunku, o baska bir kisidir. Son bir ornekle soyle acikliyayim. Bir kisi bes kisilik grubu, planladigi sekilde gezdirmek istiyor. Ama aksilik bu ya! Gunun tam yarisinda; vefat ediyor. Kisinin vefatini bir yana birakalim. Soylenebilirmi ki; o vefat eden kisinin plani aynen uygulanabilir? Birincisi; gezi tamamen iptal olabilir. Ikincisi katilan bes kisiden bes ayri oneri gelebilir. Ama, hic bir zaman; o bes kisi; ne o vefat eden kisinin plan ve projesini bilebilir, ne de gezi planlandgi gibi; yurutulebilir. Bilmem, anlatabildim mi? Saygilarimla; evrensel-insan |
Hocam nerelerdeydiniz koruyucu meleğim;)
Sizin bu yazınız Uğur Mumcuyu hatırlattı bana. Türk vatandaşı; isviçre medeni kanununa göre evlenen, italyan caza yasasına göre cezalandırılan, alman caza muhakemeleri usulü yasasına göre yargılanan, fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir.. Saygılar. |
Alıntı:
Bak, bizim elimizde Gençliğe Hitabe var, Bursa konuşması var, cumhuriyet var, var oğlu var. "Devrim niye yapılır"ın cevabını verdiğinde "devam eder mi" veya "nasıl devam eder" sorusunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. A. |
Saygideger azinlik;
Dusunceyi iletenin, ilettigi dusuncede; neyi vermek, ne demek, neyi one cikarmak v.s. istedigi ile; o dusunceyi okuyup, kendi dusuncesi ile algilayanin; ne verdigi, ne dedigi neyi one cikardigi, farkli seylerdir. Bu zaten; insanoglunun en onemli bir sorunudur. Verenin, vermek istedigi ile; alanin aldigi, bunun ayni olmasinin olanagi; nerdeyse; okyanusta bir damladir. Ben sana; 10 kisi getireyim ve okutalim, "genclige hitabeyi" bakalim 10 kiside ayni anlamimi verecek, biri cikacak mi?, yada; bu 10 kisiden herhangibirinin verdigi; Ataturk'un neyi vermek istedigiyle; ortusecekmi? Kimileri "Ataturk ateist", ti diyor. Ataturk'un boyle bir dusuncesi olsa aciklayamaz miydi?, kimden cekinir di ki! Ustelik Ateist olan bir kisi; nasil olurdu da; ulke marsinda; "su ezanlarki, dinin temeli; ebedi, yurdumun ustunde inlemeli" misralarina yer verirdi. Bunlar ornekler. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger pervane;
Bu corba; oyle bir corbaki; sakin benden bu corbaya bir de; isim bulmami bekleme. :rolleyes: Yalniz diyebilecegim teksey; corbanin; icim tarihininde gecmis oldugu. Iceni zehirliyor. Cunku, 300 yillik. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Yanılıyorsun; Geçliğe Hitabe bir şiir değil bir hitaptır. Dolayısı ile her cümlesi açık, seçik ve yanlış anlamaya yer vermeyecek kadar kesindir. Tamamını yarın birlikte inceleyelim. A. |
Saygideger azinlik;
Senin bir kisi olarak, birinci vazifen nedir? Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
A. |
Saygideger azinlik;
Bende, senin bir genc olarak; fikrini ogrenmek istedim. Nedir, bir kisi olarak, birinci vazifen? Saygilarimla; evrensel-insan |
''Taman anladım aydoe vazgeçtim. ''
Vazgeçmek yok,mücadeleye devam . |
Alıntı:
Pek genç sayılmam ... ama madem merak ettin: benim birinci görevim sadece beni ilgilendirir ve bunun Gençliğe Hitabe ile de Atatürk Devrimleri ile de hiçbir ilgisi yoktur çünkü Gençliğe Hitab'ında görevi Ata'mız tanımlamıştır. Ve aslında kişisel amaçlarımızın hiçbir önemi de yoktur çünkü burada anlatılan şey kişisel görevlerin çok üzerinde, varlığımızın temel dayanağı olan bağımsızlığı korumak gibi bir ulusal ülküdür. Şimdi gelelim, Gençliğe Hitabe ayrı ayrı yorumlanabilir mi? Ey Türk gençliği! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyet'ini, sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir. Bağımsızlığın en değerli hazinendir, sen de bunu korumalı ve savunmalısın. Gelecekte bile seni bu hazineden yoksun bırakmak etmek isteyecek, iç ve dış kötü yürekliler olacaktır. Buradaki "iç" ve "dış"ın ne olduğu biraz sonra anlaşılacak. Bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunmak zorunluluğunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunduğun durumun olanak ve şartlarını düşünmeyeceksin. Bu olanak ve şartlar çok olumsuz bir nitelikte ortaya çıkabilir. Bu yeterince açık sanırım. Bağımsızlık ve cumhuriyetine zarar vermek isteyecek düşmanlar, bütün dünyada eşi benzeri olmayan bir yenginin sahibi olabilirler. Zorla ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. İşte "dış" mihraklar bunlar; işgalciler. Bütün bu şartlardan daha üzücü ve daha ağır olmak üzere, memleketin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık, ve delilik, ve hattâ ihanet içinde bulunabilirler. İşte bunlar da "iç" mihraklar: işbirlikçiler. Hatta bu iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını işgalcilerin siyasî amaçları ile birleştirmiş olabilirler. Ve hatta iç mihraklar bunu sadece kişisel çıkarları için bile yapıyor olabilir; doğal olarak o zamanlar bu en akla gelmeyecek olasılık. Millet, fakirlik ve yokluk içinde perişan ve yorgun düşmüş olabilir. Kriz teğet geçmiş, işsizlik yüzde yirmiyi aşmış, dış borç 400 milyar dolara dayanmış, ve insanlar aç yatıyor olabilir. Yani sana isteseler bile destek verecek durumda olmayabilirler. Ey Türk geleceğinin çocuğu! İşte bu durum ve şartlar içinde bile görevin; Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Şartlar ne olursa olsun bağımsızlığın için savaşmalısın. İhtiyaç duyduğun güç damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! Ve savaşmak için bir güç arıyorsan çevrene bakma, o güç kendi içindedir. Bunun neresi yorumlanır anlamadım. Ayrıca Ata'nın bundan 80 yıl önce açık, seçik, ve net olarak bugünleri görebilmiş, ve gördüklerini bu kadar kesinlikle anlatabilmiş olması da dünya üzerinde daha önce rastlanmış bir durum mudur bilmiyorum. Konuya dönecek olursak; bir devrim eğer arkasında böyle "yol haritaları" bırakabiliyosa sürer. A. |
Saygideger azinlik;
Bir bir gidelim. "ey Turk gencligi" o donemler, bilindigi gibi; Osmanlilardan ayrilan ulkelerin, ayrilis mentalitesi ve uygulamasi milliyetcilik uzerinedir. Bu kervana; TC adina Ataturk'te katilmistir. Bu temelde; Birincisi; neden "Ey, TC gencligi " dememistir?, ikincisi; bugun Turklugu bir etnisite olarak goren; baska kokenlerden geldigini soyleyen, kisiler veya topluluklara bu hitabe uyarlanabilirmi?, ucuncusu; sadece milli bir icerikle genclige hitap edildiginde ve dini icerik ortaya konmadiginda; bu hitabe; hangi dini kokene hitap eder ve neden? Ataturk; bunu belirtmiyerek" her genc nasil olsa anlar" yolunami gitmistir?, yoksa; ayni tek bir millet gibi; dini de tek olarak mi dusunmustur? Evet bu sorularla baslayabiliriz, simdilik. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger azinlik;
Ayni cumle icinde gectigi icin devam ediyorum. Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyet'ini, sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir. Sonsuza kadar korunacak olan toprak parcasimi, yoksa uzerinde yasayanlarmidir? Eger toprak parcasi ise; Turk, yerine Turkiye denmesi gerekmezmi? Eger, uzerinde yasayanlar ise; o zamanda; Anadolu'nun milli-dini kokensel farkliliklarla bezenmis mozaik yapisinin gercegini goz onune almak gerekmezmi? Neden "Turk lirasi", neden "Turk dili" Para, cografyanin midir?, yoksa uzerinde yasayan toplumun mu? Dil, cografyayami aittir?, yoksa uzerinde yasayan toplumami?, ustelik "Turk dilini" bir yabanci veya turk kokenli olmayan kullanamazmi? yani "Turkce'yi" Para da; TC lirasi degil mi? Bu ornekleride, sana; "isin mentalitesini ve icerigini algilayasin" diye verdim. Verecegin yanitlari, eger Turk MILLIYETCILIGINE, DUYGUSALLIGINA ve KISISELLIGINE uyarlamadan verebilirsen, sevinirim. Amac; "atisma" degil; olanlarin ne oldugunu nedenleyip-sorgulama. Saygilarimla; evrensel-insan Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Alıntı:
İkinci olarak; benim atalarım bugünkü Yugoslavya'dan gelmişler. Hiçbir etnik kökene bağlılığım yok, kendimi nasıl tanımlamamı istersin? Alıntı:
Bugünlük daha fazla yazamayacağım - akşam bizim ümmetten bazı TC vatandaşı muhacırlarla içmeye gidecez :D A. |
Saygideger azinlik;
"Vatandas" kavrami; "ayni vatanli" demektir. Vatanin ismi nedir? Turkiye. O zaman, sen bana "Turk vatandasi" tamlamasinin; hem tekil hem de cogul mantigini izah edebilirmisin? "Turk" kavrami nedir? Toprak parcasinin adi mi?, yani cografya'nin; yoksa bir millitin adimi?, yoksa bir kokenin adimi? , ir kokene eklenen "etnik" kavrami o kokene nasil bir icerik verir? Bir, kisi veya toplum; kendi gecmisinin kendisine verdigi; kokenlerimi, yoksa; uzerinde yasadigi cografyayimi kimlik olarak alir? Eger, ikisini birden alirsa; bu nasil ifade edilir. İhtiyaç duyduğun güç damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! Kan, bir fiziksel olusum degilmidir? "Asil kan" ne demektir? Bana, bilimsel olarak kanin asilinin ne oldugunu izah edermisin? Bu "asil kan" kimin kanidir? Kan insanoglunun kani degil mi? Dunyada; "asil olmayan kanlar" dami var?, kime ait bu kanlar?, bir kani "asil "diye adlandirmanin altinda yatan mentalite nedir? Kan dogustan ve dogal degilmidir? Bugun, emperyalist zihniyetin oynamaya calistigi "zeki" ve "zeki olmayan, irk" veya DNA larin, genlerin kavramlarla ayristirilmaya calisilmasiyla; Ataturk'un "asil kan"soylemi ayni ayirma ustelik dogustan ayirma zihniyetinin bir urunu olan "irkcilik" degilmidir? "Ustun irk", "Alt irk" ayrimini; Hitler'de uygulamadi mi? SOS'larin temeli "saf alman irki" girisimleri, Yahudilerin "yok edilme" cabalari v.s. ayni zihniyetin urunleri degilmidir? Evet, bilimsel fakat; duygusal, kisisel ve milliyetci icerigi olmayan gorus ve yorumlarini bekliyorum. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger azinlik;
Ifadelerinde bile, bir tahmin var; bu"sen de biliyorsun ben de" nin altinda yatan nedir?, ya bilmeyenler varsa veya degisik algilayanlar o zaman ne olacak? Madem boyle bir anlam kargasasi dogma olanagi vardi da, neden "Ey, TC gencligi" demedi. Yoksa diyemedi mi? "Bu onlara kalmis birsey"ifaden de; yine bir kesin ortak anlayisa isaret etmiyor. "Etnik gruplarin derslerini ogrenmek" cumlesinden kastin nedir?, nedir "ogrenilmesi gereken ders" kim, kimden ogrenecek ve neye gore? Bir milli koken ve gecmis kadar; dini koken ve gecmiste onemlidir. Dini kokende, ayni milli koken gibi; bir kisinin veya toplumun kisilik veya toplumsal yapisini ortaya koymadaki en temel ozellikleri ve haklaridir. Ataturk; bu dini mozayigi gormemismi, gorememismi, yoksa gormemezlikten mi gelmis?, sence hangisi? Eger kendini vatandas olarak tanimliyorsan; once bir ulke secersin, ki bu Turkiyedir. Eger bu vatandasin genelligini ozele veya farka tasiyacaksan ;o zamanda bir milli ve bir dini koken secersin. VATANDAS; VATANLA PARALELDIR, YANI COGRAFYA ILE; KOKENLE DEGIL; O YUZDEN; "TURK VATANDASI" HEM VATANI BELIRTMEZ, HEM DINI BELIRTMEZ HEM DE OZEL VEYA KISISEL KOKENIN SADECE "TURK" YONUNU BELIRTIR. YANI, BASKA KOKENIDE ICERMEZ. Eger, icerdigini de; iste boyle varsayim ve tahminlere birakirsan; hersey corbaya doner, herkes kendine gore yorumlar ve bugunku durum ortaya cikar. Once, neyi; neden ve neye dayanarak dedigini belirteceksin ki, anlam kazansin ve tahmine yer kalmasin. Ataturk'un, butun bunlari bilemeyecek kadar toy biri oldugunu soylemeyeceksin herhalde. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Bu ne? Sorgu mu? Sen anladığını anla ben de anladığımı. Boşuna birbirimizi sıkmayalım. A. |
Saygideger azinlik;
Bu ne? Sorgu mu? Sen anladığını anla ben de anladığımı. Boşuna birbirimizi sıkmayalım.-azinlik Yorumlarin icin, tesekkurler. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger azinlik;
Bak konu nasil baslamis. evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Ben sana; 10 kisi getireyim ve okutalim, "genclige hitabeyi" bakalim 10 kiside ayni anlamimi verecek, biri cikacak mi?, yada; bu 10 kisiden herhangibirinin verdigi; Ataturk'un neyi vermek istedigiyle; ortusecekmi? Üstad, Yanılıyorsun; Geçliğe Hitabe bir şiir değil bir hitaptır. Dolayısı ile her cümlesi açık, seçik ve yanlış anlamaya yer vermeyecek kadar kesindir. Tamamını yarın birlikte inceleyelim. Konu, yeteri kadar aydinliga ulasmistir, saniyorum. Saygilarimla; evrensel-insan |
Atatürk'ün gençliğe hitabesini walla ben anladım,benim gibi bir çok insanda anladı.
Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az Öküzün altında buzağı ararsan hitabı da anlamazsın Niyetin üzüm yemek değil bağcı dövmekse ,kavramlar üstünde günlerce tartışırsın ,özü göremezsin. Eğer doğruysa İstanbul fethedilirken Bizanslılar meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış. |
Saygıdeğer Evrensel-insan;
"Türk" sözcüğünün anlamını bir ara detaylı olarak sunmaya çalışacağım. Türklüğü bir ırk belirten sözcük olarak anlama yanlışlığından kurtulunması gerek ama bu yanlışı yıllarca öyle işlediler ki düzeltmek çok zor. Türk sözcüğünü ırksal görenin hitabeyi de yanlış algılaması doğaldır tabi. |
Saygideger pante;
Sen istersen, bana once "asil kan" in irkcilik iceren bir ifade olmadigini izah etmeye calis. Sonra da "Turk" un ne olduguna, nasil bize batinin bir hediyesi olduguna bakariz. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Nasıl ki kalp (beyin yerine) vicdanı, merhameti, zalimliği, aşkı, sevgiyi, nefreti vs. sembolize etmişse dilimizde; benzer şekilde "kan" da (gen'in yerine) şerefi, onuru, gururu, yiğitliği, kahramanlığı, kahpeliği, hainliği vs. sembolize etmiştir. Hitabedeki "damarlarındaki asil kan" ifadesini "genlerindeki bağımsızlık karakteri" olarak anlamak gerekir. |
Saygideger pante;
Kusura bakma ama; senin bu yaptigin aciklamalara aciklamadan ziyade; "kendi milliyetci kilifina uydurma" denir. Hitler'de aynisini yapmisti tarihte. Tum fiziksellikten yola cikarak yapilan deri, gen,DNA ve de kan ayrimlarida ancak boyle algilaniyor zaten. Lutfen bana irkciligin tanimini yaparmisin? Bir de; beynin disind baska bir organin dusunce urettigini de; bilimsel olarak kanitlarsan, tam olacak. Saygilarimla; evrensel-insan |
Hocam epistemiyolojiye takılmışsın öze varamamışsın burdaki asil kan insan olmak demektir.
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Bakınız burda bir muhtaçlık durumu söz konusu ve insanlık onuru söz konusu,bu durumda insan olmanın gereğini yapınız denmiştir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:25 . |