![]() |
Yonaguni - Size Öğretilenlerin Hepsi Yalandı.
http://img407.imageshack.us/img407/6994/100c.jpg
Yonaguni , Çin denizi ve pasifik okyanusu arasında Ryukyu adaları zinciri sonunda Tayvanın doğusunda bulunur. http://img162.imageshack.us/img162/7471/101p.jpg Koordinatlar : 24° 26′ 58″ N, 122° 56′ 1″ E 1985 yılında Kihachiro Arateke adlı dalış operatörü ada kıyısına yakın bir lokasyonda dalış yaptığı sırada su altında sıra dışı kalıntılar ile karşılaştı. Yeri tespit edilen sıra dışı kalıntılarla ilgli olarak önce Okinawa Su Altı Arkeoloji ve Jeoloji uzmanı Prof.Masaaki Kimura tarafından incelemeye alındı. Yonaguni-Jima’da bulunan bu sıradışı yapı , muntazam kesilmiş kaya blokları üst üste yükselerek su yüzüne 5 m kalana dek uzanan piramit şekilli yapıdır. http://www.resimkoy.net/images/n48c0rgqpn.jpg Prof.M.Kimura su altında bulunan sıra dışı piramit konusunu uluslararası kamuoyuna taşıdı ve konuyla ilgili olarak inceleme komisyonu kuruldu. Komisyona katılan Dr. Robert Schoch bir kaç dalıştan sonra Dünya Tarihinin yeniden yazılması gerektiğini bilim kamuoyuna sundu. http://www.resimkoy.net/images/9jbjznwow6.jpg http://www.resimkoy.net/images/0sopae3x73.jpg Araştırma komisyonunun bölgede yaptığı araştırmalarda piramitin tek olmadığı benzer yapıların olduğu ortaya çıktı.İlk bulunan yapı 200×140 temelde 26 m tek tarafının yüksekliği 100 m iken , 1990 yılında bulunan diğer piramitin tek taraf yüksekliği 183 m uzanmaktaydı. Prof. Kimura ve Dr.Robert Schoch bu piramitlerin en az 10.000 binyıl olduğunu ve insanlık tarihinin tekrar gözden geçirilmesi gerkliliğini bilim dünyasına anlatmaya çalışırken, araştırma ekibine dahil olan Amerikalı Bilim adamları kalıntıların bir yapı olmadığını doğal oluşum olduğunu bilim dünyasına sahip oldukları kamuoyu araçlarıyla geçince konu bilim dünyasından düştü. Bilim adamları arasında kamuoyuna yansımadan doğal - yapı tartışmaları devam ederken Prof. Kimura ve ekibi su altında yaklaşık 7 m büyüklüğünde insan başı heykeli ile su altındaki yapıların üzerine kazınmış hiyeroglifler , araç ve gereç buldu. |
http://www.resimkoy.net/images/vp38nn28j1.jpg
2001 tarihinde Japon bilim adamları , Amerikan ve Batılı bilim adamlarının her türlü engellemelerine karşın kalıntılarüzerindeki hiyeroglifleri kamuoyuna açıkladılar.Bu bilinmeyen kültürün son buzul çağında batan uygarlıklardan biri olduğu yapılan testlerle kamuoyuna sunuldu. Sosyal İnsanın oluşumunu 6.000 yılla açıklayan Batı bilim dünyası insanlık tarihini alt-üst edecek sıradışı bulguların hepsini ya görmezden gelir yada yok sayar.Aklın yolunun bir olduğunu söyleyen batı için belkide aklın yolunun bir olmadığını düşünmek en doğrusudur. http://www.resimkoy.net/images/uh7znuw0ix.jpg |
Bu vatandaşa kesinlikle katılmıyorum. Kaynaksız iddialarla kafa karıştırmayı amaçlıyor.Yanlı ve yanlış haberler. :) :)
Doğruysa Hiyeroglif yazıların kaynağını vermeli. ;) |
http://search.japantimes.co.jp/membe...20000719b4.htm 2000 yilina ait bir haber..ve bazi yabanci haber kaynaklarina gore(yukarda yazdigin gibi) amerikali bilim adamlari bunlarin dogal yapilar oldugunu,insan yapisi olmadigini(not manmade) iddaa ediyorlar...kanit diyorlar daha ne olsun..tas gibi yapilar:rolleyes:
|
Amerikalı Bilim Adamları daha iyi bilir tabii de (?) ben hiç doğal yapıya benzetemedim onları.
Ne şekilde oluşmuş olurlarsa olsunlar, su altı resimleri gerçekten çok güzel.. |
Akhenaton geri döndü.
|
Alıntı:
|
İnsanlık ve bilim tarihini sadece kendi tekelleri altında tutarak insanlara empoze edildiği çağımızda, gerçekten hiç şaşmadım. Doğru olabilir haber. Piramitlere dünyanın her yerinde rastlanabiliyor. VE rastlandıkları vakit de etraflarında büyüklü küçüklü birçok benzerleri bulunabiliyor. Belki yakında Antartika'da yahut Grönland'da da ortaya çıkabilirler. Fakat bu insanların uzaydan geldiklerini göstermez(kanımca):)
|
http://www.bihou.com/iseki/etc/seki/k37.jpgOkinawan Rosetta stone(tas tablet)
|
Akhenaton;
Sen neye dayandırıyorsun bunu? Deniz suları daha mı alçaktı geçmişte? Tufanın neticesi mi? Ben çıkamadım içinden.. |
Pante;
O ne biçim soru öyle? Burada konu o yapıların neden suyun altında kaldıkları değil. Fiziksel konumlarının neyin sonucu olabilecekleri değil. Çeşitli jeolojik olaylar sonucunda yer suyun altında kalmış olabilirler. Toros dağlarının zirvelerinde eskiden deniz varmış, şimdi yok. Yer kabuğu yükseledebilir, deniz geri çekiledebilir. Çekilse de fakat bu her yerde denizin geri çekildiği anlamına gelmez. Bir yerde yükselirken, bir yer de artabilir. Bir yerde yer kabuğu çökebilir şehir sular altında da kalabilir. Çok çeşitli şeyler olabilir. Sorun bu değil. Burada sorun, Akhenatonun eskiden çok gelişmiş, gizemli uygarlıklar, topluluklar, yaşayışlar olduklarını göstererek, uzaylılarla bağlantı kurmaya çalışması. Direk uzaylılarla goriller(veya her ne ise) çiftleşmiş ve; akıllı, yüksek tinli insanlar türemiş der ve anlatmaya kalkarsa ciddiye alınmayacağını biliyor. Bunu dolaylı yollardan sizlere ilk önce temellerini kabul ettirmeye çalışıyor. Sizin o sonuca varmanızı sağlacak yolları çizerek, sizin önünüze getiriyor. Çünkü Akhenatonun bir lafı var: Ne ateizm, ne dinizm. Ateistlere ve kitapçılara inanmıyor. Rest çekiyor. Sen ne yapmaya çalıştığını sanıyorsun Akhenatonun allah aşkına? |
Doğruysa Hiyeroglif yazıların kaynağını vermeli. ;)
........... www.haluktarcan.com Hem bak pante senin çok seveceğin birisi Haluk Tarcan Beyefendi. Ben kendisi ile telefonda tanıştım. 3 Cilt kitabını mutlaka alıp okumalısın. Hatta bir yerde Mısırlı bilim adamlarının okuyamadıkları metinleri Kazım Mirşan'a yollayıp çözümlettiklerinden söz ediyordu. Kazım Mirşan'da Sağ, 100 yaşında falan sanırım. Bodrum'da yaşıyor; 329 Dolar bulursam bütün kitaplarını adamcağız ölmeden alacağım. Dinç ve açık bir zihne sahip hala, Allah uzun ömürler versin. Neyse; Sorduğun sorunun cevabı o kitapta. Bence okumalısın. Düşün ben bile okudum yani. Kitabı okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksın zaten. Selamlar |
Alıntı:
Şimdi soru şu !!!! Peki bizim önümüze konulan insanın evriminde bu kalıntılar hangi aşamada. Eğer ki önümüzde bir evrim haritası varsa bu kalıntılar evrimin hiç bir noktasına koyulamaz.İşte tartışmamızın ana noktası. Kim doğruyu söylüyor !!!! Dincilermi , Evrimcilermi !!! yoksa benmi.:):) |
Haluk Tarcan ve Kazım Mirşan hakkında ben de bazı şeyler okudum, çalışmalarına saygı duydum. Fakat bunu evrime ters bir yanı olmasa gerek. Uzaydan gelmek ne demek ya? Neyle gelecek uzaydan? Çok hücreli bir organizma, uzaydan dünyaya mı düşecek? Olsa olsa ufolarla belki:D O zaman da, Akhenaton açık söyle? Lafı uzatma, ufoların içinden inen uzaylı canlıların, insan öncesi canlılarla çiftleşerek, melezleşerek, Homo sapiensi oluşturduğunu söyle. Ufolar belki gerçek hayatta da var olabilir. Hakikaten dünyaya da gelmiş olabilir. Olmayada bilir. Fakat, biyoloji hakkında biraz bilgin varsa, birbirine uzak, ayrı diyarlarda yaşayarak evrimleşmiş canlıların birbiriyle melezlenemeyeceğini bilirsin. Fasülyeyle insan sperm hücresi, döllenemez. Ancak birbirlerini yerler. Belki bir ihtimal maymunla insanı melezleyebilirsin. Fakat onda da zigot ya birkaç kere bölünür, ya da hiç bölünmeden ölür gider. Yaşayamaz. Tarcan ve Mirşan'ın çalışmaları aksine evrimin kendisini gösteriyor. Ters bir yanı yok. İnsanlık tarihinin evrimini anlatıyor adamlar. Nasıl oluyorda, İskandinavya'daki bir yazıtla, orhun yazıtlarını aynı teknikle okuyabiliyor adam? Veya başka bir kıtadaki yazıtları? Anlamı da çıkıyor mu çıkıyor. Bu adamlar günümüz bilim savunucuları tarafından gözden düşürülmeye çalışılıyor mu, çalışılıyor. Çünkü şimdiki insanlığın bir kök kavimden yayılıp çoğaldığı sonucu çıkıyor ortaya. Tam tersine bir anda yaratılma düşüncesini elinin tersiyle itiyor. Karşına gövdesinden dallara ayrılmış bir ağaç portresi çıkıyor. Bu evrimdir, çeşitlenmedir. Günümüz klasik bilim tarihiyle kıyaslarsan Akhenaton, ortaya saçma sapan şeyler çıkabilir, gelir, "uzay" düşüncesinin senin beyninde tohumlarının atılmasına sebep olabilir.
|
Alıntı:
|
Akhenaton şunu da söyliyim: günümüzde evrimciyim diyen birçok insanın evrimle alakası yok. O insanları ayırt etmeyi öğren. Günümzü klasik bilimi, tek hücreli canlıları, işte milyonlarca yıl önce ortaya çıkmış hücremsi yapılara dayandırıyorlar. Herşeyi ağaç dalları misali ona bağlıyorlar. Tamam ağaç dalını andıran evrim çeşitlenmeleri var ama, tek hücreli canlılar, yaşadığın her salise, şu an bile, ortaya çıkmaya devam ediyorlar. Senin kanında, dokuların her an oluşmaya devam ediyorlar. Proteidlerden, örgütlenmemiş organik madde yığınlarından dirim kabarcıkları, kesecikleri şeklinde örgütlenerek, ve bu keseciklerin de birleşmesi sonucu ile bir tek hücrelinin ortaya çıkması birkaç gün, kimileri birkaç haftada olabiliyor. Bunlar daha sonra özerk bölünme yeteneğine kavuşuyorlar. Bunlar hatta kameralara çekilmiş, görüntünün hızlandırılması ile olay daha aydınlığa kavuşturulmuştur. Yok öyle milyonlarca yıl falan. Çok hücreli canlıların evrimi ancak o kadar sürebilir belki.
Ama tabi bunlara mesela, insan vücudunda ortaya çıkıp hastalık yaptıkları vakit, kontamisnayon damgasını yapıştırıyor klasik bilim. Bir de şu zaman testlerini anlamıyorum. Karbon 14 testi mesela. Bozunma hızlarına bakarak o maddenin kaç yıllık olduğunu nasıl hesaplıyorlar? Yarılanma ömrü diye birşey var. Her seferinde yarısı bozunuyor. Kısa bir zaman aralığında yapılan testlere bakıyorlar. Daha sonra zaman aralığını genişletince bu grafiğin aynı biçimde ilerleyeceğini düşüyorlar. Grafik belki inişe, belki çıkışa geçiyor ne biliyorsun. Sonra tutuyorlar bu madde 5000 yıllık. Hadi canım, hiç gözünle gördün mü? 5000 yıl boyunca başında bekleyip denedin mi? O elindeki kürek 10000 yıl önce dağda taşa toprağa karışık halde bulunmuyor muydu?Herşeyi doğrusal denklem gibi düşünmekten çıkyor iş. Makine gibi diyelim biz buna. Makineci gizemci dünya görüşü herşeyi keskin sınırları olan şekillere, cisimlere dönüştürür. Herşeyin bir anda olduğunu varsayar, inanır. Onun gelmişini, geçmişini merak etmez. Dalgalı yapılarla ilgilenmez. Oysa doğa düpdüz, cetvel gibi değildir, dalgalıdır. eğrilip, büğrülür. Ondan sonra bu düşünüş şekli insanın evrene ve doğaya bakışına hakim olur ve der k: Allah dünyayı 6 günde yarattı. İnsan bir anda ortaya çıktı: ya allah yarattı, ya da uzaydan gelen canlılarla meleşti. Herşeyi genlere bağlar. Canlıya bir molekül enjekte edince onun tamamen başka bir canlı gibi davranacağını hayal eder. Falan da falan, örnekleri çoğaltmak mümkün. |
Sadece şunları üzerinde ayrıntılı bir şekilde düşünmmenizi istiyorum sadece:
"Herşeyin dışardan gelerek veya dışardaki görünmeyen gizemli bir şey sayesinde bir anda olduğu" düşüncesi ve "bu gizemli gücün herşeyden sorumlu olduğu" düşüncesi" hayatımıza ne kadar egemen değil mi ? Bu açıdan bakıldığında günümüz klasik bilimi ile din ve gizemcilik düşüncelerinin birbirinden hiçbir farkı olmadığını görüyoruz aslında. Mesela şu örneklere bakalım: 1 - Herşeyi yaratan allahtır. Dünyayı kısacık bir zaman diliminde yaratıvermiştir.Hücredeki her işlevin sorumlusu çekirdekteki DNA'dır.[Buradaki bir şeyin herşeyden sorumlu olması düşüncesi] 2 - İnsanı[Adem ile Havva] bir anda dünyaya allahın oturtuvermesi düşüncesi ile, insanın uzaydan gelen canlılarla melezleşerek bir anda akıllı, bilen insanın[homo sapiensin] ortaya çıkıvermesi, türemesi. 3 - Kansere veya AIDS'e dışardan bir anda gizemli bir virüsün girmesi ile hastalıpa sebep olması: Oysa kanser ve AIDS hastalılarına baktımızda yılları kapsayan bir süreç içerisnde kaygılı, içe kapanık ve düşük enerji düzeyinde yaşadıklarını günümüz bilimi göz ardı eder, saklar. 4 - Hücreye bir iki gen aktararak onun işlevinde bir anda değişiklik yaratılabileceği düşüncesi. [Bu gün genin ne olduğu sorusu çıkmaza girmiştir. Geni bir molekül parçası değil, işlevsel bir parça olarak bile tanımlayamıyoruz. DNA'nın kalıtımla ilgili bir şey olmadığı düşüncesi yakın zamanda dünya genelinde gittikçe yayılmakta. Tabi, bizim gibi ülkelerde hala lafı duyulmaması garip değil] 5 - Sovyetler birliğinin bir anda şipşak çöküverdiği düşüncesi egemendir hala, dünyada birçok insanın kafasında. Gerçekten de öyle düşünürler. Halbuki bunun temelleri onyıllar öncesinde hazırlanmıştır. 6- Tarih kitaplarımız[okullarımızda üniversitelerimizde] herşeyin, bütün toplumsal, siyasal ve savaş olaylarını bir anda oldu bitti şeklinde anlatırlar. Mesela meşhur tarih kitaparımız 1. dünya savaşının nedenini Avusturya-macaristan veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesine bağlar. Bir anlık olay. Oysa gerçekte bu savaşın nedeni çok daha derindedir ve geçmiştedir. 7- Herkes sanırki ABD'nin Ortadoğu işgaline, Usame Bin Ladin ismindeki bir teröristin saldırısı neden olmuştur. Hayır. O sadece insanlara uydurulmuş bir bahenedir. İnsanlık bir anlık olayları sever. ABD o işgali çok daha önceden çeşitli sebepler nedeniyle planlamıştı. 8 - Bir biyolojik hastalık bir anda bir virüs veya bakteri kaparak başlamaz.[Günümüz tıbbının içine düştüğüm komik durum] O insanın o hastalığa yakalanabilmesi için geçmişinden gelen, azalıp alçalan enerji potansiyelne bağladır. Niye aynı evde yaşanan on insandan biri zatüre olurken diğer dokuzu sağlam kalabiliyor. Solunum yolu ile bulaştıysa niye öbürleri hastalanmadı. Diğerlerinde anti-zatüre geni mi vardı yoksa?:D Herşey bir anda mikrobun gelmesi ile olmadı. Onca gün çıplak çıplak dışarlarda dolaştın, vücudun zayıf düştü de ondan hastalandın. Ayrıca o bakteriler de vücuda dışardan girmediler. Senin zayıf düşen, bozulan dokularından türediler. |
Asıl sorun şu: biyolojik, ruhsal ve coşkusal hastalık olan, bir olayı, bir hadiseyi gizemli tek birşeyden sorumlu tutarak, o olayı çok küçük bir zaman süreci içerisine sığdırmaya kalkmak. Anlaşılmayan sorun bu. Dikkat edilmeyen de. Bu şekilde düşünme alışkanlığın kazanılmasının nedeni ise ataerkil-baskıcı düzen içerisinde yaşamanın insanlara kazandırdığı bir özellikten başka birşey değildir.
|
"İşte Aysu ile oturuyorduk başbaşa. Herşey bir anda oldu."
Yalan. Bir erkeğin böyle bir sözüne de inanmayın. Uzun zamandır, fırsat kolluyordu o kızla başbaşa kalabilmek için. Uzun zamandır onu süzüyor, bir türlü açılamıyordu. Bir(burda Aysu olsun) kızın dudaklarından da şu yalan dökülür: "Oturuyorduk. Bir anda üstüme saldırdı." Yalan. Sen de o çocuktan hoşlanıyordun. Yanına yaklaşmasına ses çıkarmadın. Hep böyledir işte. Bir anda-cılık dini. Bu da bir din mi demeli? |
Akhenaton, sen de bu dinin bir üyesisin.
|
Mesela işte, sokaklarda devrim devrim diye bağıran insanların, umutları da herşeyin bir anda değiştirerek mutluluğa ve huzura kavuşacağını sanmalarından başka birşey değildir. Koskoca bir hayaldir. Evrim karşıtıdır. Tarihe baktığımız zaman kısa zaman diliminde büyük değişiklikler yapma niyetinde gerçekleşen olaylar[işte bu devrim] hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu insanların hepsi bir andacılık dininin bir üyesidirler. Bir anda gerçekleşen olaylar canlı sistemleri öldürür, bozar. Toplum da canlı bir sistemdir.
|
Alıntı:
|
Bu durumda Mu kıtası ya da Atlantis ihtimal dahilinde.
Detaylarıyla değil tabi. Batık kıta oluşlarıyla. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Daha detaylı yaş tayini içinse daha doğru sonuç veren K/Ar metodu kullanılır.
............. Bu konuda biraz bilgi vermeniz mümkünmüdür? Teşekkürler |
Tarcan ve Mirşan'ın çalışmaları aksine evrimin kendisini gösteriyor. Ters bir yanı yok. İnsanlık tarihinin evrimini anlatıyor adamlar.
........ Ters bir yanı var diyen mi oldu bu konu da, benim kaçırdığım ? Veya evrim ile bu kitapların bir alakası olduğunu mu öne sürdüler, mesaj falan silinmedi arada değil mi? Bu mesaj silinmelerinin fazlalaşması önyargılara neden oluyor yaaa. Bir çözüm bulmak lazım. Oysa Haluk Tarcan bence iyi de bir ateist gibi görünüyor. Kültürel devrimi ispat eden bir kitap. Bir inanır olarak çok değerli bilgilere sahip olduğum halde Haluk bey bu bilgileri tamamen başka amaçlar için yazmış zaten. En hoşuma giden tarafı, taasuba saplanmış bilimin çaresizliğini delilleri ile ispat ediyor. VE bu bilgi artık kabına sığmıyor zaten. İstenildiği kadar 6000 yılı gibi bence komik bir tarihin çok çok ötesinde bir tarihle muazzam bir tarih gözler önüne serilecektir. Neyse; ben sadece Pante'nin sorduğu sorunun cevabının adresini vermek istemiştim. Uzaylı konusu benim ilgim ve bilgim dışında zaten. Selamlar |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ders Notumda yazanın aynısını yazıyorum "K/Ar metodu: K'nun tabiattaki tek radyoaktif izotopu K^40 tır. Diğer izotoplar K^39 ve K^41 ise radyoaktif değildir. K40, tabii K içinde % 0,0118 oranında bulunur. Bu izotop bir elektron yayarak Ca^40 veya bir elektron alarak Ar^40' a dönüşür. Ar'a dönüşen atom sayısı Ca'a dönüşen atom sayısına oranı 0,123 dır. Başka bir ifade ile Ar'a dönüşen 12 atoma karşılık Ca'a dönüşen 95 atom vardır. Bu metotta önce, kimyasal yollarla yaşı tayin edilecek mineral içersindeki toplam K tenörü bulunur ve K^40 miktarı hesaplanır. Daha sonra Ar^40 miktarı bulunur. Aşağıdaki formül kullanılarak yaş tayini yapılır. t = 1/λln[1+(1+R*Ar^40)/R*K^40)] t mineralin yaşı,(milyon yıl) λ=5,32*10^-10 , R= 0,123" 20bin ile 4,3 milyar yıllık yaş tayini yapılabilmiş bu yöntemle. Aslında Daha doğru yaş tayini derken Radyokarbona göre daha kesin sonuç vermesindendir. Yoksa her yaş tayini için bu metodu kullanamayız. Her yöntemin kullanılabileceği şartlar vardır. K/Ar metodunu genellikle kayaçların yaşını hesaplarken kullanılır. Arkeolojide radyokarbon daha fazla kullanılmaktadır. Sonuçları yüzde yüz kesin olmasa bile doğruya yakın bir sonuç vermektedir radyokarbon yöntemi. |
Bu metotların güvenilirliğini nasıl test ediyorlar? Bu yöntemlerin bulunuşunun tarihi şurada olsa olsa 100 yıllıktır en fazla. Ne kadar süre deney yapmışlar da bunun uzun zaman süreci içinde de geçerli olabileceğini biliyor, ondan sonra tarih hakkında atıp tutuyorlar?
|
Binlerce yıllık tahminlere bir soru işareti de bizden olsun.
Oluşumun hangi dönem yaşı bulunmaktadır? Gaz halindeyken sıvı hale geçmiş hali mi? Sıvı halden katı hale geçmiş hali mi? Gün ışığına çıkmış hali mi? İşlendiği zamandaki hali mi? |
Alıntı:
Oluşumun hangi dönemine ait dersen soğumaya başladığı döneme ait kayaçlara göre tahmin yapılıyor. |
Alıntı:
Sevgili Serdar bu metodları geliştirenler yüzde yüz doğrudur deyip geçmiyorlar. Radyokarbon yönteminide bulanlar bu bilimadamları , Radyokarbonun hatalı yanlarınıda bulanlar da bu bilimadamları. Bilimde zaten hiç birşeye kesin doğrudur diye bakılmaz herzaman şüphecidir. Emin ol senin düşündüklerini düşünen bir sürü bilim adamı var bu yüzden de bulunan bu yöntemlerin hatalı yanları bulununcaya yada doğruluğu öteki yöntemlere göre daha güvenilir olan yöntemler bulunana kadar bu yöntemlere güvenmeliyiz. Bulunan bu yöntemlere araştırmadan, doğruluğunu kontrol etmeden atıp tutuyorlar dersek o insanların bu yöntemleri geliştirene kadar verdikleri emeklere, bilime büyük saygısızlık olur. |
Sn. Ki-Adi,
Konu hakkındaki bilgisizliğimizden dolayı sorduğumuz sorularda anlamsızlık var ise kusura bakmayın. Biraz daha açalım. Bulunan yapıların yaşları hesaplanmış. Duvarda kullanılan taştan bir örnek alınarak yapılmıştır zannımızca. Şimdi bu durumda. Taşın oluşum yaşı mı hesaplanmakta, duvarın kurulduğu zaman mı? (İkinci ihtimalin saçmalığının farkındayız) |
Sevgili Mhmd Tarihi eserlerdeki yaş tayini genellikle organik kalıntılar üzerinden yapılır. Tarihi eserin üzerindeki tahta parçasından yada bulunan bir kemik gibi canlı kalıntılarıdan. Ayrıca pişmiş kil gibi çanak çömlekten de yaş tayini yapılmaktadır. Bulunan bir duvardaki taşın yaşı o duvarın yapıldığı göstermez.Örnek Büyük piramidin yaşı piramidteki taşlara bakılarak yapılmamıştır. Üzerindeki bir taşın üstünde bulunan bir yazının sayesinde yapılmıştır.
|
Sn Egoiste,
10.000 önce japonyada bir adanın yakınıda piramit benzeri bir yapıyı diyelimki insanlar yapmış olsun. Bu bildiğimiz herşeyi temelden değiştiremez.Olsa olsa tarihleme konusundaki kullandığımız zaman ölçülerini değiştirir.Bakınız daha mezopotamya tarihi konusunda dip noktaya bile ulaşılamamış çalışmalar hala devam etmektedir.Göbeklitepe 13.000 -14.000 yıllara tarihlenmekte, Stanford Üniversitesi’nden Ian Hodder da Göbeklitepe sayesinde tarihin yeniden şekillenebileceğini belirtiyor. Uzun süre Çatalhöyük’teki kazıları yöneten Hodder, Göbeklitepe için şunları söyledi: “Bu tür yapıların sadece yerleşik hayata geçmiş tarımla uğraşan medeniyetler tarafından yapılabildiği düşünülürdü. Ama Göbeklitepe her şeyi değiştirdi. Çünkü bunu yapanlar avcılıkla hayatını sürdüren insanlar. O yüzden bildiğimiz her şey değişebilir. Çok uzun bir zamandır yapılan en önemli arkeolojik buluş.” http://toplumvetarih.blogcu.com/gobe..._14078971.html |
Çora çocuğa anlatırken, herşeyi kesinmiş gibi anlatıyor bir çok kitap ve kaynak. Anlatmak istediğim bu. Adam 20 sene bunlar bilimin kesin doğruları diyip kafasına yerleştiriyor. 20 sene sonra bir bakıyor ki, o kafasına soktuğu şeylerin hepsinin temeli sakat çıkıyor. Hepsi varsayımdan, teoriden ibaret. Öğrendiği birçok ne mikroskop altında denenmiş, ne zaman olarak test edilmiş. Okullarda gençlerimize bir sure gibi öğretiyotlar. Adam 20 sene sonra daha ileri çalışmalara girişince, görüyor ancak bazı şeyleri.
|
Alıntı:
Dostum o kadar çok şey değişir ki , tahmin dahi edemezsin, bırak göbeklitepeyi avrupada 16.000 yıllık Türk yazılarını bitireyim onları basıcam. İnsanın ata-yele m.ö 6,000 binde gem vurduğu düşünlürse bu tarihler ortada ne evrim teorisi bırakır nede tarh. insana ait evrim teorisi tamamen çöp oluştur.Bu tür bilgiler görmezden gelinir veya yok sayılır.İşte ortodoksin bilim (üniversite) budur. Üniversite bilimi ahitteki insana ait soy ağacını farklı yöntemle anlatır.Bugün batı bilim adamları bunu tartışmakta, ben bir kaç kez gündeme taşımama rağmen bizim ATEİST'ler aynı dindarlar gibi.ben boşuna demiyorum ATEİZM dindir diye.:):) |
Alıntı:
İnsanın ata-yele mö 6 binde mi yok 6000 bin ( nasıl bi rakam oluyor bu?) demi gem vurduğunu söylüyorsun. Sanırsam mö 60bin demek istedin. M.Ö 60bin insanın atı dizginleyebildiği nasıl evrimi yok etcek çok merak ediyorum. M.Ö 190 bin yılından beri olan homosapiensapien 130bin yıl sonra atı dizginlemeyi öğrendiyse ne olmuş. Avrupadaki 16bin yıllık türk yazıtları neler çok merak ettim. Daha önce duymamıştım. Bu yazıtların türk yazıtları olmasını geçtim 16 bin yıllık yazıt bulunsaydı yer yerinden oynardı diye düşünüyorum. |
Alıntı:
Alıntı:
Tüm dillerin ve uygarlığın kökeni Türktür ; Avrupadan , anadoluya, anadoludan , mezapotamyaya, mezapotamyadan mısıra, mısırdan çine ,çinden amerikaya heryerde damgası mevcuttur. Eğer avrupadaki 15,000-16,000 bin yıllık Türk yazılarını bulmak istiyorsan, Runik İsverium'dan , Fransadaki Cleuzeut mağarasından girip Laskio mağarasındaki yazıtlardan çıkacak, Puthark yazıtlarına bakacaksın. Etimoloji olarak ortodiksin bilim, üniversitelerin yapmış olduğu tüm dil çalışmaları hikaye ve yalan üzerine kuruludur. Yunanistanda 10.000 yıllık heykelin altındaki yazıyı okuyamayan şaşkın evrimciler, bilim adamlarının bu dil TÜRKÇE dedikten sonra uğradığı şaşkınlık oldukça ironiktir. Uzun konulara temas ettin, avrupadan çine uzanan bir dil atlası çıkarılabilir. S. Jay Gould 'dan Arkeolojinin ABC kitabında bir alıntı yapılır , aynen şöyle der Gould ; Bilimin o kadar büyük bir kısmı hikayeye dayanıyorki, hikayeyi iyi yönde kullanmaya çalışıyorum, Fakat yinede hikaye işte.:):) |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:40 . |