Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Psikoloji (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=23)
-   -   Varoluşçuluk Felsefesi ve Psikiyatrisi Ekolü (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=1201)

18-11-2005 18:55

Varoluşçuluk Felsefesi ve Psikiyatrisi Ekolü
 
Varoluşçuluk Felsefesinin önemli temsilcileri arasında Jaspers, Kierkegaard, Heidegger, Sartre ve Camus'u sayabiliriz. Bu felsefenin psikiyatri bilimindeki izdüşümü Varoluşçu Psikiyatri ekolünün temsilcilerinden günümüzdeki en önemli isim ise Irwin Yalom. Türkiyede ise Prof. Engin Geçtan, bu ekolün temsilcilerindendir.

Vaoluşçuluk felsefesi ve psikiyatrisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Varoluşçuluk gerçekçi bir felsefe mi yoksa bir bunalım felsefesi mi? Din ve Varoluşçuluk arasında bir bağ var mı sizce?

Önce bu felsefeyi bilenler başlasın bakalım, eğer bilen az ise bu ekolü tanıtmaya başlarım.

18-11-2005 19:41

irvin yalom'un kitaplarını türkçe'ye çeviren yazar benim kuzenim :D
o da psikiyatrist, aynı zamanda adam türkiye'ye geldiğinde rehberliğini de yapmıştı

my-zone 18-11-2005 19:45

iyi o zaman genel bir şekilde felsefesini açıklayabilirsen biz de bilgilenmiş oluruz...

Aliminyum 18-11-2005 21:15

Tanıt Cem tanıt. Ben de çok merak ediyorum yazılacakları ve yazacaklarını. Yıllardır omzumun üstünde varoluşçu bir kafa gezdirdiğim için ilgimi çekti acaba ne denilecek bu mevzuda. Ama varoluşçu filozoflar içinden Heideggeri'i çıkar istersen. O konu tartışmalı. Sartre Heidegger'den etkilenmiş bu gerçek, ama Heidegger'in varoluşçu olduğu anlamına gelmiyor bu. O yüzden heidegger dışında kimi yazarsan yaz. Ama gözünü seveyim burada kopyala yapıştır biraz fazla olsun. Çünkü bir dönemler özellikle de Fransa'da moda haline gelmiş bir ekol kişisel çarpıtmalar sonucu öyle bir dejenere oldu ki. Bu yüzden bu mevzuda kişisel yorumlardan çok ana metinler üzerine konuşmak daha faydalı olabilir. sadece bir öneri. gene de kafana göre takıl.

my-zone 18-11-2005 22:19

hadi ilk copy paste benden olsun ;

Varoluşçuluk yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche ve Kierkegaard gibi düşünürler tarafından atılmıştır.

Varoluşçuluğu belirleyen temel özellik ve tavırlar şöyle sıralanabilir:

1) Varoluşçuluk, herşeyden önce varoluşun hep tikel ve bireysel, yani benim ya da senin veya onun varoluşu olduğunu öne sürer. Bundan dolayı, o insanı mutlak ya da sonsuz bir tözün tezahürü olarak gören her tür öğretiye, gerçekliğin Tin, Akıl, Geist, Bilinç, İde ya da Ruh olarak varolduğunu öne süren idealizme karşı çıkar.

2) Akım, varoluşun öncelikle bir varlık problemi, varoluşun kendi varlık tarzıyla ilgili bir problem olduğunu dile getirir ve varlığın anlamına ilişkin bir araştırmaya karşılık gelir. Bu çerçeve içinde, her tür bilimci, nesnel ve analitik yaklaşıma şiddetle karşı çıkan varoluşçuluk, özellikle varoluşun zamansal yapısına ilişkin analiz yoluyla, Varlığın genel anlamıyla ilgili bir öğreti, belli bir ontoloji üzerinde yoğunlaşır.

3) Varoluşçuluğa göre, varlığa ilişkin araştırma, varolanın aralarından bir seçim yapmak durumunda olduğu çeşitli imkanlarla karşı karşıya gelmeyi gerektirir. Başka bir deyişle, varoluşçu felsefe, geleneksel felsefenin öne sürdüğü gibi, özün varoluştan önce değil de, varoluşun özden önce geldiğini öne sürer; insanın önce varolduğunu daha sonra kendisini tanımlayıp, özünü yarattığını 8dile getirir. Başka bir deyişle, varoluşçuluk, insanın dünyaya fırlatılmış bulunduğunu, dolayısıyla onun kendisini nasıl oluşturursa, öyle olacağını; insanın özünü kendisinin belirleyeceğini; bireysel insan varlığının sabit ya da değişmez, özsel bir doğası bulunmadığını öne sürer. Bu bağlamda her tür determinizm ya da zorunlulukçuluğa büyük bir güçle karşı çıkan varoluşçuluk, bireylerin mutlak bir irade özgürlüğüne sahip bulunduğunu, insanın özgürlüğe mahkum olduğunu ve olduğundan tümüyle farklı biri olabileceğini dile getirir.

4) İnsana özünü oluşturma şansı veren bu imkanlar, onun şeylerle ve başka insanlarla olan ilişkileri tarafından yaratıldığı için, varoluş her zaman dünyadaki bir varlık olmak veya seçimi sınırlayan ya da koşullayan somut ve tarihsel olarak belirlenmiş bir durumda ortaya çıkmak durumundadır. Bu ise, varoluşçuluğun tekbenciliğe ve epistemolojik idealizmle taban tabana zıt bir felsefe akımı olduğu anlamına gelir.

5) Varoluşçuluk, nesneden yola çıkan, varlıkla ilgili nesnel doğrulara ulaşmaya çalışan görüşlere karşı, özneden hareket ve öznel hakikatlerin önemini vurgular. Felsefenin, varlık ve tümeller gibi konularla uğraşıp, nesnelliği araması yerine, korkuyu, yabancılaşmayı, hiçlik duygusunu, insanlık halini ele alıp, öznelliğe yönelmesi gerektiğini; hakikatin tümüyle öznel olup, hiçbir soyutlamanın bireysel varoluşun gerçekliğini kavrayamayacağını ve ifade edemeyeceğini söyler.

6) Varoluşçuluk, özellikle de hümanist ya da ateist boyutu içinde, evrenin akılla anlaşılabilir olan bir gelişme doğrultusu olmayıp, özü itibariyle saçma ve anlamsız olduğunu, evrenin rasyonel bir tarafı bulunmadığını, evrene anlamın insan tarafından verildiğini öne sürer.

7) Böyle bir evrende, insanın hazır bulduğu ahlak kuralları olmadığından; varoluşçuluk, ahlaki ilkelerin, kendi eylemleri dışında, başka insanların eylemlerinden de sorumlu olan insan tarafından yaratıldığını savunur.

kaynak; http://tr.wikipedia.org/wiki/Varolu%C5%9F%C3%A7uluk

19-11-2005 02:57

Konu oldukça uzun olduğu için parça parça ele almak gerekli. Öncelikle varoluşçuluk hangi sorunla ilgileniyor buna bir göz atalım:

"Parmağımı varoluşa batırıyorum, hiçbirşey kokmuyor. Neredeyim? Dünya denilen bu şey nedir? Beni buraya kandıran ve şimdi burada bırakan kimdir? Dünyaya nasıl geldim? Niçin bana danışılmadı?’’[align=right:66549ea1a7]— Soren Kierkegaard[/align:66549ea1a7]

Varoluşçu Felsefenin ilklerinden sayılan Kierkegaard' ın yukarıdaki sözleri bu felsefenin teması hakkında bizi bilgilendiren bir özet sayılabilir. Varoluşçuluk, bireysel çıkış noktası olan bir yaşam felsefesidir. Çıkış noktası bireyseldir, özneldir ama bu durum diğer benleri dışlamayı gerektirmez. Varoluşçu için şu soru çok önemlidir:

“İnsanın kendi kendini yitirdikten sonra bütün dünyayı elegeçirmesi neye yarar?”

Varoluşculuk öğretisine göre, evrende kendi varlığını yaratan tek varlık insandır. İnsan kendi değerlerini kendi tayin eder ve kendi yolunu kendisi çizer. O halde insan özgürdür. Yani insan kendi sorumluluğunu üstlenebileceği oranda özgürdür. İnsan kendi varlığını tayin ettiği için özgür ve dolayısıyla sorumludur. İnsan bu sorumluluk nedeniyle bunalım, kaygı ve sıkıntı duyar. Varolma sorumluluğundan doğan bu kaygı ve sıkıntı insanın temel davranış ve eylem gücünü oluşturur. Varoluş anksiyetesi, yaşamın sorumluluğunu hissetmektir.

Hayvanlar çevrelerinin farkındadır. İnsan ise farkında olduğunun da farkındadır. Doğmuş olduğumuzu ve bir gün öleceğimizi biliriz. Ölümün kaçınılmazlığı yokluk ve hiçlik duygularını yaratır. Bu duygu ise insanı doyumlu ve anlamlı yaşayıp yaşamadığı konusunda kaygılandırır.

İnsan kendinden kaçmak için basmakalıp dünyaya sığınır. İnsan kendinden kaçmak için basmakalıp dünyaya sığınır. İnsanı kendi hakiki varlığına sırt çevirmeye ve kendi dışındaki basmakalıp dünyaya dalmaya,kendisini değil de nesneler dünyasını başlı başına bir amaç saymaya iten şey insanın hakiki varlığına katlanamayışıdır. Birey kendi özgürlük ve sorumluluğuna katlanamaz ve bunun için gündelik basmakalıp değerlere sığınarak özgürlüğünü ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaya çalışır. Bireyin öz benliğine dönmesi, ölümü bütün varoluşu yok eden o kesin sınırı korkusuzca göze almasıyla mümkündür.

Aliminyum 19-11-2005 19:18

Bence şimdiden Kierkegaard'ı eleyelim. Kendisi Varoluş terimini modern anlamda kullanan ilk adam. "Niçin bana danışılmadı?" diyen bir adamdan hayır gelmez. Ula yoktun işte, neyini danışılacak sana. Bu lafı ettiğine kendisi de pişman oldu sonradan.
Ayrıca bir diğer hatası; Bilinçsiz suçluluk duygusunu savunması. Suçluluk duygusunun bilinçsiz bir şekilde insanın içinde belirdiğini iddia eder. Yani insan suçluluk duyarken bilinçsizdir, niçin suçluluk duyduğunu tam olarak kestiremez. Bu, tedavisi imkansız bir varoluş hastalığıdır ona göre. Ama çelişki de burada başlıyor; Suçluluk duygusu bireyin bilinci ile oluşmuyorsa suçluluk duygusu suçluluk duyulmasına neden olan dış etkene bağımlıdır. Halbuki duyguların oluşumunda dış etkileri yadsıyordu kendisi.
Anlatımı oldukça karışık bir adam, düşüncelerinde de oldukça kararsız bir tip. Bu yüzden eleyelim bu adamı. Emin olun bütün düşüncelerini öğrenmeye ve analiz etmeye kalksanız en fazla 1 ayınızı alır, en sonunda da o geçen 1 ayın vakit kaybı olduğunu anlar harcanan vaktinize üzülürsünüz.

kuşku 01-11-2006 21:14

Re: Varoluşçuluk Felsefesi ve Psikiyatrisi Ekolü
 
Aliminyum arkadaş, Kierkegaard’ı eleyelim demişti; tüm konu mu elendi yoksa!

‘Varoluşçu Felsefe’ ki, ömür biter yol bitmez…

Bilenler-ilgilenenler sürüdür ise mutlulukla izleyecek ve zaman zaman katılmayı deneyeceğim.

Ama, Kierkegaard’ı da anlamadan geçmeyelim, derim ben :D //kuşku akla götürür.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:40 .