![]() |
Ahlak Ne Demektir? Ahlak Gerekli midir?
Azizler, Azizeler ve Üstadlar
Ahlak sorunsalını görüşe açmayı öneriyorum. TDK sözlüğün Ahlak tanımından başlayarak sorular ve yanıtlarla ilerleyelim. TDK: AHLAK ahlak Ar. a¬l¥® ç. a. (ahla:kı, l ince okunur) 1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre: “Ahlak düzelmeden hiçbir şey düzelmez.” -Ç. Altan. 2. Huylar: “Bu şoförler hepinizin ahlakını bozdu.” -M. Ş. Esendal. Güncel Türkçe Sözlük ahlak Bir çeşit armut. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü ahlak (< Ar. ahlâk) ahlak, yaradılış, huy Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü ahlak İng. morale 1. Toplu olarak yaşayan bireylerin uymak zorunda bulundukları eylem ve davranış kurallarına verilen ad. 2. Bir kimsenin içinde yaşadığı toplumsal çevrenin törelerine uyma yetisi. BSTS / Eğitim Terimleri Sözlüğü 1974 ahlak İng. morals 1. a. Belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı. b. Çeşitli toplumlarda ve çağlarda kapsamı ve içeriği değişen ahlaksal değerler alanı. 2. Bir kişi ya da bir insan öbeğince benimsenen eyleme kurallarının toplamı. 3. Ahlaksal olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler dizgesi (tek kişinin, bir ulusun, bir toplumun, bir çağın). 4. Felsefenin bir dalı olarak: a. Ahlak üzerine kavramsal öğretiler. b. İnsanların kişisel ve toplumsal yaşamdaki ahlaksal eylemlerine ilişkin sorunları inceleyen felsefe öğretileri. BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975 ahlak sağtöre. BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü 1966 ahlak İng. moral 1. Mutlak olarak iyi olduğu düşünülen veya belli bir yaşam anlayışından kaynaklanan davranış kuralları bütünü. 2. Bir kimsenin iyi niteliklerini veya kişiliğini ifade eden tutum ve davranışlar bütünü, mizaç. BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü Bu tanımlamaların okuduktan sonra Ahlakın önde gelen konularını sıralayabiliriz: . İyi-Kötü . Doğru-Yanlış . Yapılması Gerekenler-Yapılmaması Gerekenler . Bu üç konuya bağlı olarak oluşturulan ilkeler, değerler ve yargılar. Önde gelen konuları inceledikten sonra veya hemen "Ahlak belirleyen ilişkiler nelerdir?" sorusu ile devam edebiliriz. "Ahlak gerekli midir?" sorusuna sonra gelelim. |
ahlak = prefrontal korteksin limbik sistemle iletişimi ve belki de mücadelesidir.
|
Ahlak, toplumun toplumu oluşturan insanlar üzerindeki beklentilerini bazı kurallar çerçevesinde içselleştirmesidir. Yani genel olarak, kişilerin çevresine nasıl etkin bir şekilde uyum sağlayabileceğiyle ilgili bir kavramdır. Bu tanımdan yola çıkarak, toplumun tüm değerlerine kayıtsız şartsız bir uyum ve de bu süreçte edilgin bir yapı sergilenmesi elbette beklenemez. Ama algıların bu yönde olması ahlak konusundaki eleştirilerin yerinde olmasını da engelleyemiyor.
Bu konuda belli araştırmalarla çeşitli kuramlar ortaya atımış. Örneğin Piaget ahlak konusunda kişilerin 6 yaşına kadar böyle bir değere sahip olmadığını savunur. Çocuklar bu yaşa kadar belli bir kuralı içselleştirerek uyum sağlayamazlar. Yani ahlaki çerçeve kurallar bazında ele alınmış. Kohlberg’in kuramında da benzer bir çıkarım vardır fakat bu kuramın evrelere ayırımı olayın biraz daha somutlaşmasını sağlar. Örneğin 4-6 yaş arasındaki çocuklarda, Kohlberg’e göre ahlak anlayışı itaat/ceza amacı doğrultusunda işlemektedir. Bu dönemde otoriteye mutlak gözüyle bakılır ve kurallara cezadan kaçınmak için uyulur. Yani çocuk, kurallara inandığı için değil cezalandırılmaktan kaçındığı için boyun eğer. Bu birinci evredir. Örneğin dördüncü evredeki ahlak anlayışı yasa ve düzen eğilimi üzerinedir. Temel güdü “toplumsal düzeni korumak”tır. Bu dönemdeki kişilere göre kanunlar soru sorulmaksızın izlenilmeli ve kanuna uymayanlar asla onaylanmamalıdır. (Bir çok yetişkinin muhtemelen bu dönemde kaldığı görüşü vardır.) 5. ve 6. evrelerde kişiler artık kendi değer yargılarına göre kanunları sorgulayarak eşitlik, adalet, insan hakları gibi soyut kavramları kendileri seçip oluşturabilirler. Bu düzeye çok az insanın ulaştığı görüşü hakimdir. Tabi ki bu kuram bir çok alanda eleştirilere de maruz kalmıştır. Yerinde eleştiriler de mevcuttur elbette. Çünkü bu araştırmalar salt erkekler arasında ve belli bazı bölgeler üzerinde yapılarak genelleştirilmiştir ve bu da beraberinde bazı kısıtlamaları getirmiştir. Bu şekilde genellemeye gidilmesi sorgulanır ancak farklı bir bakış açısı da oluşturabilir diye düşünüyorum konu hakkında.. |
Saygideger arkadaslar;
Insanoglu inanc tasidikca ve bu inanci olumlu ve olumsuz nesillerden nesillere aktardikca, dusunce ve davranisinin, sistemlenisinin, yasam ve iliskilerinin ve hatta bilimsel disi olgularini inancla duzenlestirip, sistemledikce; Ahlak, felsefenin bransi etik olarak surecek ve ideolojik inancsal bir dogru temelinde sekillenecektir. Hic bir zaman bilimsel bir icerik kazanamayacak; her zaman kisileri ve toplumlari, her turlu farkli degerlerle, birbirinden ve kendi toplumu icinde ayiracaktir. Kurallari ise, nesilden nesile degiserek aktarilacak; ama toplumsal bir zorunluluk olarak kalacaktir. Her zaman, yonlendirici ve yonetici kismin elinde olacak ve her turlu ideolojik amac icinde toplumsal olarak bir cikar temelinde kullanilmaya ve su istismare acik olacaktir. Kendi yapilanis ve isleyis bunyesindeki "ahlaksizlik" ile paralel ilerleyecek ve kendi ideolojik inancsal dogrusu temelinde, "ahlaksizlik" a karsi cikacaktir. Ahlagin bir zararida, emirsel ve yonlendirici bir veri olmasidir. Sonucta bu verilerle buyuyenler, onlarin ne olduklarini algilayamadan sadece ogreni temelinde de mucadele ederler. Neyin ahlak oldugu veya olmadigi ise; tamamen, o toplumun cografi, tarihi, dini, milli, kulturel deneylerinin ve tasimalarinin temelinde olacaktir. Karsi cikanlar kendilerini "yenilikci" gorecekler ve koruyanlari da "tutucu, gerici" olarak degerlendireceklerdir. Ahlak ve ogretisi, ayni zamanda getirdigi kurallar, yasaklar ve tabularla; kisilerin serbest dusunmesini de onleyen bir olgudur. Cunku, dusunce ancak ogretildigi gibi dusunur. Sorgulanmazlar, alisilagelmisler, yerlesmisler, dokunulmazlar v.s. temelindeki dogrular ve kesinlesmis olanlar ve hatta orumcek baglamis olanlar, dusuncenin; dusunme sinirini verir ve dusunmenin bir engelidir. Bu engel; icinde bulundugu topluma gore, toplumu cagdasliktan da koparir, hatta cagin cok gerisine iter. Bugun icin gecerli olan, bence; sen, sana nasil davranilmasini bir insan dusuncesiyle istiyorsan; sen de baskasina ayni insan dusuncesiyle davran. Iste bu insanin ortak dusuncesinin ve birlikteliginin temelinde ve de bilimin ortaya koydugu "zararlar" temelinde bir insan ahlaki ortaya konabilir. Eger dunyadaki tum insanoglu, birgun; kendi insanlik ozunde dusunur ve davranirsa; o zaman zaten inanca ihtiyac da duymayacak; tamamen bilimsel ve teknik yasayacaktir. Boyle bir duzeye gelmis bir insanlikta; ahlakin yerini, "bilimsel sakincalar" alacaktir. Bu da bir inanc degil; tamamen epistemolojik gerceklik temelindeki bir dusunce ve davranis olacaktir. Dunya, dusunce, davranis ve toplumsal yasam ve iliski, bugun buna hazir degildir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Edit
|
Alıntı:
...e gore temelinde insanoglunun hangi ideolojik inancsal temeline dayandigi da onemlidir. Burada bir onemli konu da; ahlakin hem emirselligi hem de tutuculugunun getirdigi cag disilik ve etik olamamaktir. Aslinda yukarida verdigin hirsizlik ornegini, bugun diktator ve surekasi yaptigi halde yine ona biat edenler bunu bir sorun olarak gormemektedirler. Bu da insanoglunun ahlaki kendi cikari adina su istismar ettiginin ve de ahlak adina her seyi mubah ve mesru kildiginin delilidir. Ahlakin en olumsuz yonu, bilimsel ve evrensel olamamasidir. Cunku sonucta insanoglunun birarada yasam ve iliskisi adina dusunce ve davranisina verilen bir degerdir ve bu deger sadece algi temelinde nesillerden nesillere aktarilan bir degerdir. Diye dusunur, evrensel insan bireyi. |
Günümüzde aşamadığımız hukuk ile ahlak sorunsalıdır. Çoğunlukla hukukun yerine kime, neye, kimin çıkarına, statükoya, güce, zayıflığa, meşruiyete vb göre bin bir çeşit kılığa girebilen ahlak kuralları kullanılmaktadır ve bunun kaynağı yüzyıllarca iliklere işleyen yaşam ve inanç tarzıdır ve hali hazır günümüzde dinlerin hala etkin biçimde inanç gibi ahlakıda kullanıyor olmasından kaynaklıdır. Zira eski dünya sadece hukuku değil siyasetinden, insanların nasıl düşüneceğine kadar din bezirganlarının belirlediği bir dünya ve etkilerini silmek uzun vadeli olacaktır. Alt yapı(ekonomi politik) ne kadar hızlı değişirse değişsin, üst yapı çok uzun bir süreçte dönüşür, hatta yüzyılları bulabilir. Mesela dinler günümüz dünyasına ait değiller, yüzyıllardır bir üst yapı kurumu olarak hala posa gibidirler, atılmış değillerdir ve bu dinsel ahlak çok daha eski (Pagan) dinlerinde etkilerini taşırlar.
Aslında modern hayatın ve sosyal yaşamın gerekli hukuku sağlıklı ve yeterince içselleştirilmiş olsa insanlar kural ve kaideler temelinde değil, bir anlama yetisi, gereksinim çerçevesinde hareket edebilirler. Kısaca sosyal hukukun gerçekten geçerli olduğu bir toplumda ahlak hem gereksiz hemde anlamsızdır. Bir toplumda, ahlaka ne kadar çok ihtiyaç duyuluyor ve bahsediliyorsa, bu durum o toplumun o kadar da bir ahlaksız olduğunu gösterir ve sonuç itibariyle böylesi bir toplumda temel eksiğin ahlak değil hukuk olduğu açığa çıkar diye düşünüyorum. |
Alıntı:
Aslında bu ahlak konusu çok tartışmalı. Çünkü, toplumdan topluma ve bireyden bireye değişen bir kavram. "Doğada ahlak var, Doğada ahlak yok" ; her ikisini de diyenler var. Herkes kendine göre haklı. Evrensel ahlak yasasının varlığını kabul edenler de var, etmeyenler de. Ama şahsen, üzerinde düşünülmüş ve tartışılmış evrensel ahlak normları oluşturulabilir, tabiiki profesyonel-tarafsız sosyolog ve psikologlar tarafından.Ancak dünya buna henüz hazır değil. Hala ilkel bir dünyada yaşıyoruz. |
Alıntı:
Bu yasayı sonuçta insanlar belirleyecek, insanların bu yasayı belirleyecegi bir dayanak yok. Diyelim ki, doğanın ve evrimin yasalarına göre bir ahlak belirlendi, böyle olunca da bu bir ahlaktan ziyade ideolojiye kaçıyor. Üstelik doğanın bir yasasının olmadığını da göz önüne alırsak bu iş baya çetrefilli... Sayın Ahlaksız arkadaşımızın tepkisi bir nebze de olsa haklı... |
Alıntı:
Aslında hiç bir zaman aynı çerçevede olmayacak iki kavram ama insan doğaya ayar çekmeye ayarladığı için kendini, doğayı da ahlakla ilişkilendirebiliyor. En yakın komşularımız, kediler, köpekler, kuzular, inekler, kümes hayvanları hatta kuşlar da ne gibi bir ahlak anlayışı var, merak ediyor insan. Ne insanları ne de kendi hemcinslerini kâle almayan bir yapıları vardır bunların. İnsan hem kendini hayvandan "ayrı" görüp, hemde doğada ahlak var deyip "aynı" görmesi kendiyle olan çelişkisidir. Zaten ahlak kavramı başlı başına çelişkidir, doğa çelişki kaldırmaz! Doğada insani, saçma ahlaki kurallar olmaz, lakin oldurmaya çalışıyorlar elbet, bir işe yaramaz bu gayretler. Tabi insan çevreden kendini ayırmak, kutsal görmek için bu kavrama sarılmıştır ama bir yerde daha ahlak olmaz, hatta a 'sı bile olmaz. Rüyalar! Ama gel gelelim ahlak kavramına sarılırlar da sarılırlar. :D Alıntı:
Öteki türlü insanların koyacağı kurallar kim koyarsa koysun, doğanın aleyhine olacaktır diye inancım tamdır. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:15 . |