![]() |
Allah "Belki" der mi? Demiş...
Belki kelimesi bilinmeyen veya bilinemeyecek bir durum da kullanılır.
Akşam tiyatroya gelecekmisin? -Belki gelirim. -Evlat sana ceza vermiyorum bu sana ders olsun BELKİ aklın başına gelir. -BELKİ beni seversin diye sana şiirler yazıp çiçekler yolladım. .............. BELKİ aslında umut kelimesidir. TANRI UMUTEMİŞTİR, BELKİ diyerek. Nerede mi? Bakara 52-53 ..belki şükredersiniz(yani emin değilim,umutediyorum) A'raf 168 ...belki dönerler.(dönerler miii dönmezler mi bilmem ama belki.) Tevbe-18 Onların doğru yolu bulacakları umulur.(umarım bulurlar) |
belki gelirim; gelebilirimde gelmeyebilirimde
belki şükredersiniz; şükredenler olacak,şükretmeyenlerde olacak! bu örnekler çoğaltılabilir mesela belki anlarsınız;anlayanda olacak anlamayanda. bu anlamlarda bir tuhaflık göremiyorum. |
[
BELKİ aslında umut kelimesidir. TANRI UMUTEMİŞTİR, BELKİ diyerek. Nerede mi? Bakara 52-53 ..belki şükredersiniz(yani emin değilim,umutediyorum) A'raf 168 ...belki dönerler.(dönerler miii dönmezler mi bilmem ama belki.) Tevbe-18 Onların doğru yolu bulacakları umulur.(umarım bulurlar)[/QUOTE] ............. Bundan sonra BELKİ şükredersiniz diye sizi affetmiştik.Yola gelesiniz diye Musa ya Kitap veFurkan vermiştik.--Bakara-52-53 yani öyle ümitetmiş ama olmamış. HER ŞEYİ BİLEN TANRI ÜMİT EDER Mİ? |
Alıntı:
Kulları günah işlediği zaman cezasını vermekte acele etmeyen, aynı zamanda ihmal de etmeyendir. Yani mühlet vermesidir. Bu mühlet zarfı içinde kulunun hatasını anlaması ve hatasından dönmesi beklenir. Senin verdiğin örnekler bireydir, karşındakine sorarsın belkili cevap verir konu kapanır. Ama Allah bu ayeti tüm kullarına gönderdiğini düşünürsen, içlerinden hatasını anlayıp dönen olacağı gibi, hatasını anlamayıp dönmeyen de olacaktır. Dolayısıyla bu durum için kullanılabilecek en doğru söz "Belki"dir. |
Alıntı:
Bundan sonra BELKİ şükredersiniz diye sizi affetmiştik.Yola gelesiniz diye Musa ya Kitap veFurkan vermiştik.--Bakara-52-53 yani öyle ümitetmiş ama olmamış. gerekli açıklama barudi arkadaşımız tarafında yapılmıştır aşağıda. şükreden olacağını biliyor şükretmeyen olacağınıda biliyor ve buna karşılık söylenecek söz belki dir.neticede insana hitab ediliyor. kendi kendine konuşmuyor Allah. HER ŞEYİ BİLEN TANRI ÜMİT EDER Mİ?[/QUOTE] Alıntı:
|
TANRI UMUTEMİŞTİR, BELKİ diyerek.
HER ŞEYİ BİLEN TANRI ÜMİT EDER Mİ? Sayın Canip Atay, O geleceği bilenin adı tanrı değildir, Allah'dır. Allah "belki" der. Tanrıyı bilmem.... karıştırmayınız! . |
[QUOTE=barudi;297381]Bana göre saçma bir soru. Her şeyi bilmek yaratıcının özelliklerinden sadece biridir. Özelliklerinden biride "Halim" dir. Açıklaması ise şudur:
Kulları günah işlediği zaman cezasını vermekte acele etmeyen, aynı zamanda ihmal de etmeyendir. Yani mühlet vermesidir. Bu mühlet zarfı içinde kulunun hatasını anlaması ve hatasından dönmesi beklenir. .......... Herşeyi biliyorsa neden kendini yoruyor.Ne denemesi yapıyor? ÖCalan olduğuna kuşku yok.ÖCalanların en hayırlısı(nasıl oluyorsa) Ne mühleti ? belli değil mi ne yapıp ne yapmayacağı kul un. belli değilse demek ki herşeyi bilmiyor. belliyse kendini ve kul ları yoruyor. |
[QUOTE=canip atay;297393]
Alıntı:
Diğer bir husus, neden kendini ve kullarını yoruyor demişsin, misal verme amacıyla söylüyorum asla temennim değil; seni cehenneme atmak için yaratsa idi, itiraz etme hakkına sahip olursun, neden beni cehennemlik yarattın diyerek; ama sana bir şans verip de ön yargılı olarak cehennemlik yaratmadığı için şükredeceğine ve kıymet beleceğin yerde neden yoruyor gibi boş sözlerin peşinde koşma hevesin ancak düşünmeden yazılmış bir kelam olarak görüyorum. |
BELKİ DENİLMİŞ !
MÜNASEBET ALDI ! BİR ŞEY OKUMUŞTUM SİZE GETİREYİM SİZDE OKUYUN ! YAZININ SAHİBİ : HAZRETİ MUHAMMED ŞEMSEDİİN YEŞİL Cenab-ı Hak; Kainat Fir’avun kesilse, Mü’minlerin azimleri gevşememesini ve terbiyelerinin bozulmamasını emrediyor. Ey Hakikat Yolcusu! Her zaman genç ve dinç olan şu Kur’an-ı Mübin ne kadar çok incelikler, ne büyük ibretler, ne geniş derslerle doludur. Ehli imana ye’si (Ümitsizliği) layık görmeyen bu büyük kitabın “Ta” suresindeki şu iki ufacık cümle-i İlahiye Canab-ı Hüdaya insaf ile kulağımızı açarsak “ne kuvvetli azim ne yüksek terbiye talim ediyor. “İZHEBA İLA FİR’AVNE İNNEHU TAĞA. FEKULA LEHU KAVLEN LEYYİNEN LEALLEHU YETEZEKKERU. EV YAHŞA” Meal-i alisi: Musa ile Haruna emrediyor: “Fir’avna gidiniz, çünkü o pek azdı. Benim ile azamet yarışına kalkıştı, zumü ayyuka çıktı, rububiyet davasına kalkıştı. Siz hemen gidiniz. Hidayete davet edici resullerin şanına yakışır bir eda ile yumuşak söz söyleyiniz. Rıfk ile muamele ediniz (BELKİ inat damarları yumuşar, aklını başına alır) yahut sizin davetiniz içine korku getirir.” Ey Hakikat Yolcusu! Acaba Canab-ı Hak Fir’avnın azgınlığından vaz geçmeyeceğini, aklını başına almıyacağını, hidayete yaklaşmayacağını BİLMİYORMUYDU Elbetde biliyordu. O halde “BELKİ..” diye niye ümit veriyordu? Hakikati arayan iman sahiplerin de kuvvetli bir azim, güzel bir itmi’nanı kalb ile vazifelerini yapmalarına işaret ediyor. Küfür ile kararmış olan bir saha, zulüm ile çökmüş olan bir köşe görülünce; ye’se (Ümitsizliğe) düşüp, artık ne faidesi var, kime hakikatı anlatacağım diye meskenete düşmemeyi beyan ediyor. Sen vazifeni yap diyordu. Hulasa: Hakiki mü’minler kainat fir’avun gelse, hiç fütur getirmiyerek vazifelerine devam etmelerine, hakikatın peşinden koşmalarına ve hakikatı yapmaya azm etmelerine işaret ediyordu. Dikkat! Canab-ı Hak bu kuvvetli AZM yanına güzel bir terbiyeyi de ilave ediyor. Fir’avn gibi, zülmün, şekavetin canlı bir timsali olan, hatta rububiyet davasına kalkışan bir kimseyi yola getirmek için Musa ve Harun gibi iki büyük Peygambere; yumuşak konuşunuz rıfk ile muamelede bulununuz diye ferman buyuruYor. Biz değil Fir’avn gibi bir adama karşı yumuşak konuşmak rıfk ile muamele etmek camiye sol ayakla gireni bile alemin içinde yüzünü kızartacak kadar tekdir ederiz. Fikrimize uzak bir itiraz yapılsa, en sert en acı hakaretlerle bile hırsımızı alamayız. Hülasa: Hakiki bir Muhammedi kuvvetli bir azme, temiz bir terbiyeye sahip olması şarttır. Canab-ı Hak Kitab-ı Celilinde kötülüğü iyilikle yıkın diye emrediyor. İslam terbiyesi hakkında canlı bir misal ile sözümüzü keselim. Resul-ü Erkemin omzunda gezen kıymetli torunları, Hz. Fatime’nin ciğerpare yavruları İmam-ı Ali’nin kıymetli çocukları hakiki mü’minlerin gözlerinin nurları olan İmam-ı Hasen ve İmam-ı Hüseyin Efendilerimiz henüz pek küçükler iken bir ihtiyarın abdest alışını görürler. İhtiyarın abdestinde birçok yanlışlıklar olduğunu seyrederler. İki kardeş birbirlerine sorarlar. Biz bu ihtiyarın yanlışını nasıl tashih edelim. Utandırmış olacağız, düzeltmesek dini bir meseledir. Ne yapalım diye düşünürler iken İmam-ı Hasan Efendimiz, İmam-ı Hüseyin Efendimize; “kardeşim biz bu zatın yanına gidelim, ikiler arasında iddia var diyelim. Efendi peder, ben buna diyorum ki; ben senden daha iyi abdest alıyorum. Lütfen size ricamız var. Şurada biz ikimizde abdest alalım, sizi hakem yapalım, hangimiz daha iyi alıyorsak siz lütfen söyleyiniz. İhtiyar kemal-i memnuniyetle peki evlatlarım der Resul-ü Zişan’ın torunları abdest almaya başlarlar, ihtiyar her ikisine dikkat eder, kendi hatasını tashih eder.(düzeltir) Gözleri sürur yaşiyle dolar. Yavrularım; Siz benim hatamı tashih etmek için yaptığınız şu nezaketli muameleniz beni şüpheye düşürdü. Siz Habibullah’ın, O Rabbisi tarafından terbiye edilen Resul-ü Erkem’in yavruları olmıyasınız diyince Hazret-i İmamların yüzleri kızararak evet derler. Canab-ı Hak ahlaklarından hissedar ve şefaatlerına nail eyleye. Ey Hakikat Yolcusu! Resul-ü Ekrem; Bana Nisbeti Olan Kimse: “Sözünün güzelliğiyle, dilinin tatlılığiyle, ince nezaketiyle, geniş irfaniyle, temiz ahlakiyle, yüksek bilgisiyle, Hakka olan kemal-i teslimiyetiyle, bütün mahlukata karşı rağbet ile çarpan kalbiyle büyük çalışmasiyle, kuvvetli ve azim tevekkülü ile ismi sorulmadan işte bu adam Müslüman dedirtmelidir” buyurmuşlar. http://www.facebook.com/pages/Semsed...il/42992827030 |
Alıntı:
‘’… Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir...’’ A’raf(7/167) ‘’...Allah, hesabı pek çabuk görendir.’’Bakara(2/202) Yukardaki ayetleri Kuran'da okudum diye hatırlıyorum. Acaba ben mi yanlış hatırlıyorum. Yok hayır. Bakara Kuran'ın en uzun suresi idi. Yukardaki ayetler Kuran'dan. Demek ki Barudi bu ayetleri görmemiş. Görse hiç öyle yazar mı? Asla yazmaz, Barudi gerçeğe sıkı sıkıya bağlıdır. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:25 . |