![]() |
Kuran, Kardeş Katli ve Karga - Kuran'ın Yahudilikten Devraldıklarına İlginç Bir Örnek
1810-1874 yıllarında yaşayan Yahudi asıllı Abraham Geiger'in, "Was hat Mohammed aus dem Judenthume aufgenommen?" (Muhammed, Yahudilikten Neleri Devraldı?) adlı eseri, Kuran'ın Yahudi geleneğinden iktibas ettiklerini tespit ve teşhir eden önemli çalışmalardan biri.
Zamanının Prusya Kraliyeti Ren Üniversitesi ödülüne layık görülen bu eserin orijinal baskısının tamamını internetten okuyabiliyoruz. => tıkla Bu eserde gözüme çarpan oldukça ilginç bir örneği (Sayfa 103-105) kendimce yorumlayarak ve geliştirerek ele almak istiyorum. Örnek, (üç monoteist dinin iddiasına göre) ilk insan Adem'in oğulları Habil ile Kabil arasındaki kardeş katli ve akabinde cesed defninin bir karga aracılığıyla insanlara öğretilmesi hikayeleriyle ilgili. http://image3.examiner.com/images/bl...art%281%29.jpg 1. Kuran'daki Anlam Kopukluğu Habil ile Kabil'in hikayesi Tevrat'ın Yaratılış 4 / 1-16 bölümünde geçiyor. Aynı hikayeyi Kuran, farklı bir versiyonla ve oğulların ismini anmadan, Maide Suresi'nin 27-31. ayetlerinde anlatıyor. İlginç olan, Kuran'daki bu anlatımla hemen bu anlatımı takip eden Maide/32 ayeti arasındaki anlam kopukluğu:
Burada ilginç olan, Maide/32'nin "Min ecli zâlike" (bundan dolayı, işte bu yüzden, bu sebeple) ifadesiyle başlaması. Bir önceki ayette anlatılan karga ve defin meselesinin, bir insanı öldürenin tüm insanlığı öldürmüş gibi olması ile hiçbir anlamsal ilgisi yok ki, 32. ayet ''İşte bu yüzden'' diye başlasın. Hangi ifade burada 32. ayette anlatılana sebep olarak gösteriliyor, belli değil. Üstelik Sure'deki 31'den önce gelen ayetlerden de böyle bir ilişki çıkartamıyoruz. Maide Suresi'nde önce muhtelif konulara değiniliyor, 20. ayetten itibaren Peygamber Musa'dan ve Musa'nın kavmi ile yaşadığı sıkıntılardan bahsediliyor, 27. ayetten itibaren Adem'in bir oğlunun diğerini öldürmesi anlatılıyor. 31. ayet'te karga vasıtasıyla kardeş katiline cesedi ne yapacağının gösterildiği söyleniliyor. Ondan sonra birden bire ''işte bu yüzden'' diyerek, İsrailoğulları'na bir insanı öldürenin bütün insanlığı öldürmüş gibi olduğunun bildirildiğinden bahsediliyor. 2. Ayetteki Kayıp Halka Bir insanı öldürenin bütün insanları öldürmüş, bir insanı kurtaranın ise bütün insanları kurtarmış gibi olduğu Yahudiliğin ana hukuk kaynaklarından olan Mişna'da geçiyor. Mişna, Yahudi inancına göre Tevrat'la birlikte kendilerine verilmiş, asırlar boyunca sahih raviler vasıtasıyla muhafaza edilmiş ve sonraları yazılı kayda geçilmiş. Bu inancın doğruluğundan bağımsız olarak, Mişna metninin her halükarda en geç 220 yılı civarında şu anki haliyle yazılı olarak bulunduğu kesin bilgilerden. Yani Mişna'nın şu anki metni her halükarda Kuran'dan dört-beş asır öncesine dayanıyor. Mişna: Sanhedrin / 4:5'ten: Kain hakkında, "kardeşinin kanları sesleniyor", yazılmıştır (Tevrat, Yaratılış 4 / 10). "Kardeşinin kanı" değil, "kanları" yazıyor. Kastedilen kardeşinin ve onun (doğamayan) neslinin kanlarıdır. (...) Bu yüzden, insan tekil yaratılmıştır ki, İsrail'in bir canını yok edenin tüm dünyayı yok etmiş, İsrail'in bir canını kurtaranın ise tüm dünyayı kurtarmış gibi olduğu bilinsin.Görüldüğü gibi, (1) Mişna metninde ''bir can = tüm dünya'' ifadesi geçiyor (2) Bu ifade için bir sebep veriliyor (3) Ve bu sebep de, Tevrat'taki Habil ile Kabil hikayesini anlatan cümlede ''kanlar'' geçmesi olarak gösteriliyor. Kuran'da ise, aynı Yahudi kaynakları bağlamında olduğu gibi Habil ile Kabil'in hikayesi anlatılıyor ve yine bu bağlamda ''bir can = tüm dünya'' denklemi kuruluyor. Fakat bu denklem -ayet ''işte bu yüzden'' diye başladığı halde- herhangi bir sebebe dayandırılmıyor. ''İşte bu yüzden'' ifadesi tamamen havada kalmış durumda. 3. Genel Değerlendirme - Maide/27-31'de anlatılan kardeş katli hikayesi Tevrat, Yaratılış 4 / 1-16 yer alıyor. - Maide/31'deki karga hikayesi 800'lü yıllarda yazılı kayda geçen, ama çok öncelerinin Yahudi sözlü rivayetlerini derleyen Pirke De-Rabbi Eliezer'de geçiyor. Fakat bu kaynakta, karga cesedin napılacağını kardeş katili Kabil'e değil, babası Adem'e gösteriyor. (bkz.) - Maide/32'deki ''bir can = tüm dünya'' denklemi, yine Yahudi kaynaklarından olan Mişna/4:5'te ifade ediliyor. - Üstelik Mişna'da bu denklem için Tevrat'taki Habil-Kabil kıssasında geçen ''kanlar'' ifadesi sebep gösteriliyor. Oysa Kuran, bu denklemi aynı bağlamda kurduğu ve ayete ''işte bu yüzden'' diye başladığı halde, herhangi bir sebep vermiyor. ''İşte bu yüzden'' ifadesi tamamen ilintisiz bir şekilde ayetin başında duruyor. Tüm bunlar, Muhammed'in farklı fırsatlarda çevresindeki Yahudilerden dinlediği Yahudi kıssalarını, kendisine anlatıldığı ve aklında kaldığı kadarı ile, bir şekilde bir araya getirerek taraftarlarına (''vahiy'' kılıfıyla) anlattığını muhtemel kılmakta. 4. Müslüman Savunmaları Bu durum islam tefsircilerin de gözünden kaçacak değildi elbette:
Yani bu açıklamaya göre, ''işte bu sebeple'' ifadesinin açıklaması şu oluyormuş: Allah, insan öldürmenin ne denli vahim birşey olduğunu izah etmek için, önce Adem'in oğullarını anlatıyor. Ondan sonra ''işte bu yüzden bir canı alan tüm dünyayı öldürmüş gibi olur'' diyor. Açıklamayı bu şekliyle alsak bile hiç de makul değil ''işte bu yüzden'' ifadesinin bu amaçla kullanılmış olması. Üstelik, bu açıklama göz önündeki bağlamı çarpıtmakta. 32. ayet tam olarak ''bir insanı öldürenin tüm dünyayı öldürmüş gibi olduğunun'' İsrailoğulları'na vahyedildiğini söylüyor. Sure'de Adem'in bir oğlunun diğerini öldürmesi konu ediliyor, sonra karganın cesedi napacağını gösterdiği anlatılıyor. Hemen ardından da ''işte bu sebeple, biz İsrailoğulları'na bir insan öldüren tüm dünyayı öldürmüş gibidir, demiştik'' deniliyor! Ne yaparsak yapalım, buradaki ''işte bu sebeple'' ifadesinin makul bir yere oturduğunu söylemek pek mümkün gözükmüyor. Ayetteki ''işte bu yüzden'' (veya ''bundan dolayı'') ifadesi zaten müfessirlere epey bir sıkıntı yaratmış. Bir örnek:
Bu ve bu gibi izah teşebbüslerini tatmin edici bulup bulmamak en nihayetinde kişinin kendi tercihine kalıyor galiba. Ama burada bir sıkıntı olduğunu, ''bundan dolayı'' ifadesinin nereye ilinti kurduğunun açıkça anlaşılmadığı inkar edilemez. Oysa, ayetin asıl kaynağı olan Mişna'daki açıklamayı bu iki ayetin arasına koyunca, ''bundan dolayı'' ifadesi tabir yerindeyse cuk diye oturuyor. Belli ki, Muhammed dinlediği muhtelif Yahudi rivayetlerini kendince bir araya getirmiş ve buradaki ara halkaya ya ulaşamamış ya da unutmuş. saygılarımla |
Aynı anlama gelen farklı başlıkları temcit pilavı gibi değiştire değiştire,ama sonucu aynı yere gelecek şekilde,farklı başlıklarda eleştirip duruyorsunuz.
Tabiki benzerlikler olacaktır.Hepsi bir kökten türemiştir.Bu gün hristiyanlığın yada yahudiliğin tamamen asimile olmuş olduğunu söyleyen biri varmı? Elbette bozulmayan aktarımlar da var. Sümer içinde bunları söylediniz.Neden aklınıza kopyalanmış olduğu geliyorda,hepsinin aynı içerikte olduğu ve zamanla bazılarının tam metin olarak orjinalliğini koruyamadığı gelmiyor? Saygılarımla... |
sayın nogada,
bu konunun forumda işlendiğini ben görmedim. Link verirseniz, o başlıktan da mutlaka faydalanmak isterim. Yok eğer başlıkların netice olarak aynı yere vardığından bahsediyorsanız, evet farkedin artık, din eleştirisi yapan bir forumun İslam alt-forumunda bulunuyoruz. Burada non-teist üyeler tarafından açılan başlıkların büyük çoğunluğu mutlaka aynı neticeye varacaktır. Ayrıca metni okumadığınız anlaşılıyor. Çünkü bu başlıkta konu edilen nokta, Kuran'da geçen bazı şeylerin Yahudi kaynaklarında geçiyor olması değil. Kuran'ın devraldığı şekliyle ayetlerde bir anlam kopukluğu olması! Konuyla ilgili görüş ve yorumlarınız varsa, lütfen yazın. saygılarımla |
Temcit pilavı deyince aklıma geldi.
TANRI: Ey insanoğlu( kadınları hesaba katmıyorum)Tüm kitaplarımda aynı olayları anlatıyorum gene anlamıyorsunuz,gene anlamıyorsunuz. Sanırım siz okumaktan anlamayacaksınız.EBABİİİL çağır arkadaşlarını. |
Alıntı:
Bu konuya paralel bir çok konu işlendi.(Benzerlikler Anlamında) İncilde yazıyor,Kurandada yazıyor,bu muhakkak onlardan araklanmıştır. Tevratta yazıyor Kurandada benzeri var,bu muhakkak tevtattan esinlenmiştir. Zerdüşte var,islamda var,kesin bu zerdüşt kopyasıdır. Sümerler tabletlerinde var Kuranda var,Bu kesinlikle sümerlilerden çalıntıdır Ve bunlar gibi benzer niceleri... Neymiş meğerse Hz.Muhammet. Bu gün iletişim ve bilgi çağının zirve yaptığı dönemde bile,yüzbinlerce insanın bilmediği şeyleri,nasılda öğrenmiş meğerse. Meğerse ne kadar entelektüel biriymiş.Tüm din,kült ve tarihi biliyormuş meğerse yaşadığı yüzyılda,pes doğrusu. Bunlar araklama değildir Sayın Ulpian,buna ne zaman tarafsız olarak bakacağınızı merak ediyorum... Saygılarımla... |
Sayın nogada,
gerçekten okumuyor musunuz?! Alıntı:
|
Sayın ulpian, kaleminize sağlık güzel bir konu,
Birde benim anlamadığım, Ölüm muhammed'in sorunu olduğu zaman bütün dünya'yı öldürmek ile alakalı oluyorda, Ölüm, Kafir lere inanmayanlara gelince neden hep " Vurun abalıya " oluveriyor madem çok önemli, değerli Muhammed için 1 canın değeri, a: Neden bütün dünya inanmayanlarına ölüm fetvası çıkarabiliyor, b: Neden çok değerli olan o 1 canın değeri 1 adet köle azatı ve belli bir diyet ile sümen altı yapılıyor, En iyisi Çağırsın EBABİLLL Arkadaşlarını bu böyle olmayacak :D:D Saygılarımla |
:)
Evvela başlık içün tercih edilen ifadeye dair itirazımı kayda geçireyim! "Kuran, Kardeş Katli ve Karga - Kuran'ın Yahudilikten Devraldıklarına İlginç Bir Örnek" Bunu gördüğümde evvela aklıma fatih kanunnamesi geldi, başlığı okuyunca meselenin habil-kabil kıssası ve masum bir cana kıyılmasının hükmü olduğunu gördüm! Pekiyi o vakit "Kuran" ile "Kardeş Katli" ifadelerini yan yana getirmenin hikmeti nedir! Başlık eğer mazrufa uygunluk noktasından düşünülür ise şöyle olmalı değil miydi! "Kuran, habil-kabil kıssası ve Karga - Kuran'ın Yahudilikten Devraldıklarına İlginç Bir Örnek" Bunu söyledikten sonra şu genel itirazı izahatı ve bilinen gerçeğide zikredeyimki artık öğreniniz islam ve vahiy beşeriyetin bidayetinden bu yana varolmuştur ve kuran vahyin son merhalesidir! İslam ve kuran, kendisinden önce gönderilmiş kitapların hükümlerinin kalktığını, bunların beşerce tahrifini zikreder ancak bu kitapların gönderildiğini inkar etmez bırakınız inkar etmeyi onları "tastik" ettiğini söyler! Çünki onları gönderende kuranı vahyeden de aynı zat-ı cülcelaldir! İmdi bu girizgahtan sonra ulpianın göremediği ve "kayıp" dediği halkayı kendisine göstermeye gayret edelim! |
Alıntı:
Alıntı:
Peygamberlerine ve esasta o peygamberi gönderene isyan eden bir topluluk! Peygamberine "sen rabbinle git, ikiniz savaşın, biz işte burada oturacağız" diyen bir topluluk! Tam bu noktada kuran yirmiyedinci ayetin başında وَاتْلُ عَلَيْهِمْ diyor! "Onlara oku" buyruluyor! Kim bu onlar! Musaya iman ediyoruz diyenler, yahudiler, israiloğulları! Alıntı:
İsmi zikredilmeyen iki adem oğlunun hikayesi! Bunlar habil ile kabil midir bu noktada kuranda bir sarahat yok amma kati olan bu kıssanın israiloğulları kıssası anlatılır iken yine onlara okunması emri ile söze dahil edildiğidir! Kıssada ne var! Kurbanı kabul edilmeyen oğul kurbanı kabul edilen oğula "seni kesinlikle öldüreceğim" diyor! Kurbanı kabul edilen oğul ise kendisine öldürmek içün kastedilse dahi kendisinin bunu karşısındakine yapmayacağını söylüyor ve bunu "Allah'tan korkarım" hikmetine bağlıyor! Sonra da "Ben, hem benim hem de kendinin günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası işte budur!" diyor! Yani kıssa bir masumu katledenin kendi günahları ile birlikte başka günahlarıda yükleneceğini ifade ediyor! Sonra katil olanın hüsrana uğradığı zikredilip katilin pişman olduğuda ifade ediliyor ve bu sadedde "Bunun için İsrailoğullarına kitapta şunu bildirmiş idik: 'Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.'" deniyor! İmdi burada ne gibi kayıp bir halka vardır! İsrailoğullarının musaya ve rablerine isyanı zikredildikten sonra "onlara oku" denerek iki ademoğlunun kıssasının okunması emrediliyor! Bu kıssa genel kanaate göre habil-kabil kıssası! Yani "onlara oku" denen yahudilerinde bildiği bir kıssa! Bu kıssada masum, mazlum bir cana kıyanın kendi günahından başka günahlarda yükleneceği ifade ediliyor ve sonra deniyorki "bundan dolayı" Yani kıssanın habil-kabil kıssası olduğunu düşünür isek beşeriyetin taa en başından, bidayetinden, işlenmiş ilk cinayetten bu yana katil kendi günahından başkaca günahları yüklenir! Bunu sizede anlattık ve şu hükmü size bildirdik! "Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur." Kayıp halka nerede muhterem! Alıntı:
"Niçün bir masumu öldüren sanki bütün insanları öldürmüş gibi olmakta" sualine kendilerince verdikleri bir cevap! Sana göre bu tefsire kurandan ulaşamadığımızdan kayıp bir halka vucuda gelmekte! Acaba durum bu minvalde midir! Kuranda geçen kıssada öldürülen mazlumun ağzından şu niyazı işitiyoruz! Alıntı:
Elmalılı tam bu noktada şöyle der! Alıntı:
İbn-i mesuddan rivayet edilmiştirki Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur! "Zulümle öldürülmüş hiç kimse yoktur ki, onun kanında Âdem'in ilk oğluna bir pay düşmesin. Çünkü adam öldürenlerin ilki odur." Tirmizi Yine müslim ve nesaide geçerki Hz. Muhammed "İslâm'da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm'da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz." buyurmuştur! İşte bütün bunlardan, yani kuran metninde kıssada mazlumun ağzından katilin kendi günahından başkaca günahlar yükleneceğinin zikrdedilmesi ve sünnet tarikiyle kötü bir çığır açanın takipçilerininde günahını yükleneceği ve hususen ademin büyük oğlu içün bildirilen hükümden mütevellid ortada kayıp bir halka yoktur! Gerçeğe sadakat şart! |
Sevgili ulpian,
Bu detayda eski metinleri incelemeye devam edersen, alimlerden olup yeni bir harici mezhep çıkaracağından şüphe ederim. :) Kuran, daha önceki kitapların da Allah tarafından gönderildiğini ve tahrif olduğunu aslında orjinal metinlerin İslam itikatı üzere indiğini sayısız yerde belirtiyor zaten. Burada benim anladığım, İsrailoğullarına gelen hükmün tasdik olunduğu. Tabi bu, İslam nazarında İsrailoğullarına has hüküm geldiği çelişkisine yol açar ve Tevrat'ın bir kavme gönderilişini doğrular nitelikte ki, bu da sözü geçen en ciddi tahrifatlardan birinin aslında tahrifat olmadığı, Allah'ın gerçekten İsrailoğullarına hitaben kitap gönderdiği durumu var. Açıkçası kerameti kendinden menkul bu metinler pek de ilgimi çekmiyor benim. Muhammed mi Andersen[1] mi dersen, Andersen derim. O kadar yani. Adam en azından masallarının tanrısallığı iddasında değil. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:54 . |