![]() |
ispatı ne?
Tanrıya inanan bir insanı Kur'anın Allah kelamı ve hz. Muhammed'in peygamber olduğuna nasıl ikna edebilirsiniz şu devirde.
Ne tür deliller gerekir? dini nasıl tebliğ edersiniz? not: Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair deliller elbette Kur'andan ayetler olmamalı. |
Re: ispatı ne?
[quote="karacahil";p="34755"]
Tanrıya inanan bir insanı Kur'anın Allah kelamı ve hz. Muhammed'in peygamber olduğuna nasıl ikna edebilirsiniz şu devirde. Ne tür deliller gerekir? dini nasıl tebliğ edersiniz? not: Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair deliller elbette Kur'andan ayetler olmamalı. Forumda gezinirken baktım arkadaşımızın sorusuna yanıt veren olmamış.Evet yok mu bu soruyu yanıtlayacak bir imanlı kardeşimiz? |
Re: ispatı ne?
Bu soruyu eşime sormuştum, bana birbirine karışmayan denizlerin Kur'anda bildirilmiş olduğunu söyledi. (Rahman suresi) Bilemezdi ki daha yeni okumuştum Peygamber döneminden çok önceki denizcilerin boğazlardaki tuzlu ve tatlı suyun birbirine karışmadığını *bildiğini. :(
|
Re: ispatı ne?
Yaw bilmis olsa ne olur, bu bir insani peygamber mi yapar?
Butun mesele imandir. Inanan her bos sozde bile bir mana bulur, falcilarin masallari gibi. |
Re: ispatı ne?
Sayın Kara Cahil, siz suların birbirine karışmadığını İslam'dan önce bilindiğini ifade etmiştiniz.
Oysa Kuran sadece denizlerin birbirine karışmadığını değil, başka bir bilimsel gerçeğide ortaya koyuyor.Bakın aşşağıda ki ayete ve bu işin uzmanının bu hususta ki yorumu Aralarında suların birbirine karışmasına bir engel bulunan iki denizi birbirine karıştırdı. Peki ayet hem iki suyun birbirine karışmaması için suların arasında engel olduğunu belirtip,hemde suların birbirine karıştığını vurgulamakla acaba neyi kastediyor?Amerikalı deniz bilimleri profesörü olan Prof.Dr.Hay denizlerin bu durumunu şu şekilde açıklar:”Akdenizin suları,Atlas Okyanusunun sularına,Atlas Okyanusun suları da Akdeniz sularına karışır ama aralarında gerçekten bir engel vardır.Her iki denizin suları birbirine karışmak için bu engelden geçerler.Engelden geçerken kendi özelliklerini kaybeder ve karışacağı suyun özelliklerini alır.Yani Akdeniz suları,okyanus sularına karışmadan önce bu su engelinden kendi özelliklerini kaybedip,okyanus suyunun özelliklerini kazanır ve okyanus suyuna,okyanus sularının özellikleriyle karışmış olur.Aynı şekilde Okyanus sularıda,Akdeniz sularına karışmadan önce bu engelden geçerken kendi özelliklerini kaybedip,Akdeniz özelliklerini alır ve Akdenize,Akdeniz suyu olarak karışır.Böylece hem iki su arasında karışmalarına engel vardır,sular birbirine karışmazlar hemde izah ettiğim şekilde karışırlar.Kuran’ın bu ifadesi müthiş!” Kuran’da ilmi mucizeler,Abdulmecit Zindani sh 67 * * * * * * 16.asırda mikroskobun keşfinden sonra doktorlar 17.asır boyunca insanın erkek sperminde kâmil olarak yaratıldığına inanıyorlardı.18.asra kadar böyle devam etti.18 asırda yumurta hücresinin keşfinden sonra ,doktorlar insanın kamil olarak kadın yumurtacığında yaratıldığı fikrini savundular.Erkek sperminin rolünü kabul etmediler.17.asırda kadın yumurtacığını kabul etmeyen araştırmacılar 18 asırda da erkek sperminin rolünü reddettiler.19.asrın başlarında insanın merhaleler halinde yaratıldığı keşfedilmeye başlandı.Oysa Kurân bu merhaleleri 14 asır önce bildirmiştir. Kurân buyuruyor ki: * * * * * * “Yemin olsun ki biz insanı süzülmüş özlü balçıktan yarattık.Sonra onu nutfe halinde müstahkem bir karargah olan rahme yerleştirdik.Sonra nutfeyi asılı kan pıhtısı haline(alaka) getirdik,kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık,bir çiğnem eti kemiklere çevirdik,kemiklerede et giydirdik.Sonra da onu bambaşka bir varlık yaptık.Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir. * * * * * * * * * * * * *“O(Allah),sizi annelerinizin karnında bir merhaleden bir merhaleye geçirerek üç karanlık içinde yaratır. * * * * * * * Kanada Toronto Üniversitesi Anatomi ve Empriyoloji bölüm başkanı olan Prof.Dr.Keith L.Moor’un “The Developing Human Clınıcally Oriented Empryology”isimli kitabı dünyanın en başarılı kitabını seçmek için Amerika’da toplanan kurul tarafından ödüle layık görülmüştür.Prof.Moor kitabının Ortaçağlar başlığı altında özetle şunları yazar: * * * * * * *“Ortaçağlarda ilmi inkişaf çok yavaştı.Empriyoloji hakkında o çağlarda çok az şeyler biliniyordu.Müslümanların mukaddes kitabı Kuran’da,insanın dişi ve erkekten gelen bazı salgılardan yaratıldığı yer almaktadır.Kuran’da bir çok ayet insanın meni olan nutfeden yaratıldığı ifade edilmektedir.Nutfe altı gün geçtikten sonra rahimde istikrara kavuştuğu anlatılmaktadır. * * * * * * * Bilinen şu ki,ilkah olunan spermler parçalanmaya başlamadan önce altı gün geçince gelişmeye başlar.Kuran buna alaka(rahim cidarına tutunmuş pıhtı kan) olarak ifade etmektedir ki,yumurtacık bölündükten sonra bu şekli alır.Ceninin bu merhaledeki şekli alakadan farklı değildir. * * * * * * * Bundan sonraki merhalenin çiğnenmiş bir şeye ete,sakıza veya ağaca benzediği zikredilmektedir.15 nolu şekilde görüldüğü gibi gerçekten ceninin üzerinde sanki diş izleri vardır.Ceninin 40 veya 42 gün sonra insan şekline dönüştüğü kabul edilmiştir.Bu merhaleden sonra canlı,cenine benzemez.Çünkü ceninde Kurân ayrıca ceninin üç karanlık içinde geliştiğini açıklar.Cenin gerçekten üç karanlık içindedir.Cenin * * * * * 1.Annenin karın derisi, * * * * * 2.Rahim cidarı ve * * * * * 3.Cenini ihata eden zar olmak üzere üç kat örtünün karanlığı içindedir.Burada çocuğun doğumundan önce anne rahminde geçirdiği gelişmeleri hakkında Kuran’daki bütün bilgileri vermeye ve onlara temas etmeye imkanımız yok.” * * * * * Yine başka bir ayette Kurân buyuruyorki: * * * * * *“Ey insanlar!Eğer tekrar dirilmenizden şüphe ediyorsanız,ilk yaratılışınızı bir hatırlayın.Yaratmadaki kudretimizi açıkça göstermek için ,biz sizin aslınızı topraktan,sonra onun neslini nutfeden,sonra pıhtılaşmış (rahim cidarına) asılı kandan sonrada bir(kısmı)belli (bir kısmı )belirsiz bir çiğnem te parçasından yarattık. * * * * *Fledelfiya’da Üniversitenin Anatomi Kürsüsü başkanı Prof.Dr.Marshal Johnson Kurân hakkında bir çok tebliğlerde bulunmustur.Tebliğlerin birinde şekiller göstererek şu izahatta bulunmuştur: * * * * “Görmekte olduğunuz şu resim mudgaya(bir çiğnem et parçası) aittir.Mudganın harici şeklini bize göstermektedir.Gördüğünüz gibi kavislidir.Sanki diş çekilmiş bir damak,şişkinlikler ve ilmikler görmekteyiz.Bu mudganın uzunluğu bir santimetredir.Bundan bir parça alıp içini açsak,vücud organlarının büyük bir kısmının yaratılmış olduğunu görürüz. * * * * Şu şekilde ise bazı yaratılmış hücreler görünür.Bazı hücrelerde henüz yaratılmamıştır.Bu şekliyle mudagayı tarif etmek istediğimizde ona ne ad verebiliriz?Ona yaratılmıştır diyebilirmiyiz?Yaratılmış hücreler için bu dğru olur.Yaratılmamış dersek bu tarifte henüz yaratılmamış hücreler için geçerli olur.Mudgayı dahili terkibiyle tavsif etmemiz gerekir.Yani Kurân’ın tarif ettiği gibi.Çünkü bu merhalede Kuran’ın tarifi mudganın en mükemmel tarifidir”. * * * * “sonrada bir(kısmı)belli (bir kısmı )belirsiz bir çiğnem te parçasından yarattık.” Müminun *12-14 Zümer 6 Hacc 5 Kuran’da ilmi mucizeler,Abdulmecit Zindani sh 67 |
Re: ispatı ne?
sn.psiko üstteki cevabınız epeyce düşündürdü beni.
Sn.Panteidar, Daha önce panteizm'in ne olduğu, nasıl olduğuyla ilgili bir topik'iniz varsa onu canlandırabilir misiniz? Veya eğer yoksa özden daha fazla bilgi vereceğiniz bir topik açabilir misiniz? (vaktiniz varsa tabii) Site anasayfasındaki panteizm bilgileri beni hiç tatmin etmedi. sağlıcakla... |
Re: ispatı ne?
Karacahil kardeşim;
Panteist görüşte değilim. Nickimden dolayı öyle anlaşılıyorum. Panteizmden çok Panenteizm düşüncesine yakınım. Ama sadece yakınım. "Ben panenteistim" de diyemem. Ben düşüncelerimi Diyalektik Tasavvuf adı altında toparladım. Panteizm nedir? başlığına bir yanıt yazmıştım. 1. sayfada Vartor'un başlığı. Bunun dışında aşağıdaki bloğumdan vaktiniz olduğunda Diyalektik Tasavvufu inceleyebilirsiniz: http://www.blogcu.com/Pante/517454/ |
Re: ispatı ne?
Sevgili Pante Dostum;
" Demek ki Tanrıdan esinlenme sadece peygamberlere ait değil. Kim hangi konuda derin çalışmalara ve düşüncelere dalarsa gaipten bir esinlenme, bir ilham alacaktır. Hele parapsikal özellikleri bünyesinde taşıyorsa bu esinlenme çok daha güçlü olacaktır. Hayalleri, düşleri, rüyaları, halüsilasyonları dahi normal insanlardan farklı olur. Sizce Hz. Muhammed vahiy ya da ilham geldiğinden mi sara krizi gibi titreme hallerine giriyor, yoksa bu hale girdiği için mi vahiy alıyordu, aldığını düşünüyordu?" Araştırmacılığını takdir ettiğimi, fikri konudaki yakınlığımı çeşitli kereler belirtmiştim. Bu arada enerjikliğine duyduğum hayranlığı da ayrıca belirtmeliyim. Hz.Muhammed'in sara hastası olduğu savına asla iştirak etmiyorum. Bence fazla agresif bir iddia. Senin araştırmacılığın fazla. Peygamberlerin (Özellikle Hz.Muhammet'in)vahi aldıkları,transa geçtikleri anki,tesbit edilebilen fiziki durumlarını araştırdın mı? Veya bu konunun , hezeyandan(her iki bakış açısından da) uzak olarak etraflıca araştırıldığı,tartışıldığı bir topic var mı? Psiko Dostumuzun belirttiği gibi,toplumları bu derece etkilemiş insanları, çok hafiife almak,bir kalemde üstlerini çizmek doğru değil. Ama olmayacak şekilde de abartılı seviç nağmelerinden de uzak durmak gerek? Bu konunun gerçeği acaba ne? Pante bu konuları sever ve araştırır! Sevgilerimle. |
Re: ispatı ne?
Alıntı:
link için teşekkür ediyorum. oradaki yazılarınızı okudum. felsefe'deki yazılarınıza da şöyle bir göz atabildim. Çok net cevaplar bulabildiğimi söyleyemeyeceğim ancak az da olsa fikir sahibi oldum. (çok yüzeysel okudum belki de) Kur'an'ın tamamını değilse de bazı ayetlerinin Allah kelamı olduğunu, İlahi kitap olduğunu kabul ediyorsunuz anladığım kadarıyla. Yanlış mı anlamışım? |
Re: ispatı ne?
Sevgili Aldostu;
Muhakkak ki iyi bir araştırma ile daha geniş ve tatminkar bilgiye ulaşılabilir. Ancak, bu araştırmanın vahiy hali olarak tanımlanan trans halindeki insanlar üzerinde yapılan incelemelerden olması gerekir ki bu incelemelerin yeterli done olmadığı için yapılamadığını biliyorum. Doneden kastım, bir ilham aldığında trans hali yaşayan insanlardır. Hz. Muhammed sara hastası değildi. Çünkü Sara hastalığında bilinç kaybı vardır. Hasta ayıldığında hiçbirşey hatırlamaz. Halbuki Muhammed, trans halinde ayetleri okuyor ve yazdırıyor. Şimdi şu ihtimalleri değerlendirelim: 1- Kendisine vahiy geldiğine çevresini inandırmak için rol yapıyordu. 2- Kendisine gerçekten vahiy geliyor ve bu vahyin etkisiyle trans haline giriyordu. 3- Vahiy haliyle ilgili anlatılanlar uydurmadır. Böyle bir hal yaşamamış olabilir. 4- Vahiy hali denilen durum sara ya da başka bir beyinsel hastalıktır. Burada 4 no.lu şıkkın olamayacağını belirtmiştik. 3 no.lu şık da çok zayıftır. 1. şıkkı ise 23 yıl boyunca bu rolü sürdürmesini pek inandırıcı bulmuyorum. Müslümanlar 2. şıkka inanır. Ben de bu şıkka şöyle inanıyorum: İlham denen olay anlık bir olaydır. Hiç beklenmedik, olmadık bir anda birden aklınıza birşeyler gelir ve geçer. Eğer bunu derhal kayda almazsanız unutursunuz ve bir daha da aklınıza gelmeyebilir. Besteciler, gelen ilhamı hemen üstüste mırıldanarak akıllarında o melodiyi oluşturur ve hemen notalarını kaydederler. Şairler de mısraları üstüste tekrarlarlar. Çoğu yanlarında daima kalem kağıt bulundurur. Şiire merak saldığım sıralarda benim de başımdan geçmiştir bunlar. Hatta ilk kez duyduğum birkaç melodi dahi ilham almış, ama müzikle ilgilenmediğim için üstünde durmamıştım. Hz. Muhammed'in vahiy geldiğinde aşırı terlediği, sürekli dilini oynattığı, titreyerek mırıldandığı belirtilir. "Gelen vahyi hafızasına iyice yerleştirdiğinde vahiy hali geçer, katiplere gelen vahyi yazdırırdı." diye rivayet edilir. Kağıt-kalemin olmadığı ortamda çaresiz uygulanacak tek yöntemdir gelen ilhamı kaçırmamak için. Kim olsa aynı şeyi yapardı. Peki aşırı terleme ve titreme halinin sebebi nedir? diye düşünürsek, belki bu vahiy halinde neler yaşadığı abartılıyor olabilir. Titreme hali, etrafın dikkatini üzerine çekme ve gelen ilhamı kaçırmasına sebep olacakları bir dikkati dağıtıcı davranışı engelleme amacı olarak da açıklanabilir. Bu konuda düşündüklerim bunlar. Ama araştırma mümkün mü bilemiyorum. Çok zor. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:07 . |