Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Tarih (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=29)
-   -   İngiliz-Arap dostluğu: McMahon Mektupları (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22542)

darkofdeath 01-01-2011 04:41

İngiliz-Arap dostluğu: McMahon Mektupları
 
1915 yılının Mart ayında Fransa İngiltere’ye Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceğiyle ilgili görüşmelerin başlatılması yolunda bir nota verince İngiliz Hükûmeti bundan önce kendi politikasını belirleme gereği duymuştur. Nisan ayı başlarında İngiltere Başbakanı Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarıyla ilgili İngiliz taleplerini belirlemek amacıyla bir komite oluşturmuştur. Maurice de Bunsen isimli başkanının adı ile anılan bu komite 30 Haziran 1915 tarihinde hazırladığı raporu hükûmete sunmuştur (Yerasimos, 1995: 141-142). Bu rapora göre Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları etnolojik ve tarihî kıstaslara göre beş büyük bölgeye ayrılmıştı: Anadolu, Ermenistan, Suriye, Filistin ve Irak-Mezopotamya (Kedourie, 1968: 58-62). Ayrıca yine bu raporda İngilizlerin çıkar bölgesi mutlaka, Filistin ile Irak-Mezopotamya’yı içine almalı ve kuzeydoğuda Kürt bölgesinin güney eteklerinden, güneybatıda Akabe’ye uzanan Hayfa, Akra, Tedmür ve Deyr-el Zor gibi yerleşimlerin üzerinde bulunduğu şerit bu bölgeye dâhil edilmeli ve bereketli Hilal’in kuzeybatısında kalan bölgeler de Fransa’ya verilmeliydi.
Bu öneri Fransız önerilerinin aksine Filistin’i kendi başına bir birim hâline getirmekte ve İngiliz nüfuz bölgesine dâhil etmekteydi (Yerasimos, 1995: 142-143). “İslam hâkimiyeti altında bağımsız” olması gereken Arabistan’a gelince, bu ülkeye, sınırları Akabe’den Maan’a kadar doğru bir çizgi ve Maan’ı Kuveyt sınırına birleştiren bir eğri çizgi ile çizilen topraklar bırakılmıştı (Kedourie, 1968: 62).

İngiliz-Arap müzakerelerinin ilk adımı McMahon mektuplarıdır. Araplarla İngilizler arasında ilk mektup 14 Temmuz 1915 yılında Şerif Hüseyin’in Kahire’deki İngiliz Yüksek Komiseri McMahon’a gönderdiği mektuptur. Bu mektup, Hüseyin’in İngiltere’nin Şam Protokolü ile belirlenen sınırlar içerisinde kalan “Arap ülkelerinin bağımsızlığını” ve “İslam dininin başına bir Arap halife” getirilmesi ilkesini tanıması talebini içermekteydi (Antonius, 1938: ek belge nu.1). Müzakerelerde ilk adımı atmak genel olarak tercih edilmeyen ancak müzakerelerin başlayabilmesi açısından bir tarafın mutlaka yapması gereken ve “ilk teklifi yapmak veya yapmaktan kaçınmak” (Schonfield ve Schonfield, 1991: 116) taktiği kapsamında incelenen bir yaklaşımdır. Burada Arapların Şam Protokolü’nde belirlenmiş ve talep olarak İngilizlere sunduğu sınırların gerçekçiliği sorgulanmalıdır, çünkü ilk talepte bulunan tarafların pazarlık payı elde edebilmeleri için hedef üzerinde bir teklifle başlamaları söz konusudur. Bu hamle aynı zamanda müzakereye yüksek taleplerle başlamak ve müzakere süresince hareket serbestisi kazanmak amacıyla uygulanan “yüksek beklentide bulunmak” taktiğini de içermektedir (Hendon ve Hendon, 1989: 128).

McMahon 30 Ağustos 1915’te gönderdiği cevap mektubunda, “İngiliz Hükûmetinin halifeliğin gerçek Arap soyundan bir kişiye devredilmesine olumlu baktığını” belirtmiş (Kedourie, 1968: 70); sınır meselesi ile ilgili olarak ise mektupta, bu konuyu tartışmak için zamanın henüz çok erken olduğunun söylenmesi ile yetinmiştir (Yerasimos, 1995: 144). İngilizlerin bu davranışından müzakerede karşı tarafı baskıda tutmak amacıyla; hedefleri ortaya koymak, potansiyel problemleri tanımlamak, çözümler önermek ve meydan okumaları hazırlamak maksadı ile (Hendon ve Hendon, 1989: 32) veya zaman kazanmak için de kullanılabilen “ertelemek” taktiğini kullandığı görülmektedir (Schonfield ve Schonfield, 1991: 182). Bu noktadan itibaren mektuplarda Araplar yani Emir Hüseyin bir taraftan sınır taleplerinde ısrarcı olurken diğer taraftan, zihninde Türklerin kendisini devirmesinden çekindiğinden bir şekilde orta yol bulmayı ve İngiltere’nin güvencesini sağlamayı arzulamaktaydı. İngilizler ise uluslararası ilişkilerde tecrübeli bir devlet olarak sorunları zamana yayarak karşı tarafın taleplerinin yavaş yavaş kendi planladıkları düzeye inmesini hedeflemekte ve müttefiklerinin çıkarlarını da düşünmek zorunda olduklarından anlamlı sözler vermekten kaçınmaktaydılar (Fromkin, 2008: 152). Bu aşamalarda Araplar, toprak taleplerinde aslında “adı geçen bölgeden bir karış toprak veremeyecekleri” gibi “ya hep ya hiç” taktiği (Griffin ve Daggatt, 1990: 130-131) uyguluyor gözükseler de aslında “blöf yapmak” taktiği (Brams, 2000: 144) ile kendilerini olduklarından daha güçlü göstermeye çalışmışlardır.

İngiliz tarafı ise genel anlamda “ertelemek” taktiğini (Hendon ve Hendon, 1989: 32; Schonfield ve Schonfield, 1991: 18) kullanırken bunun yanında, adı geçen paylaşılamayan bölgeyi pazarlık yapmayı kolaylaştıracak şekilde dört parçaya ayırarak da “alternatif üretmek” (Schonfield ve Schonfield, 1991: 148), “müzakere konularını ayırmak ve konuları tek tek ele almak” taktiklerini (Griffin ve Daggatt, 1990: 77-86) bir arada kullanmıştır.
Yukarıda belirtilen mektuplar aynı doğrultuda 1916 yılının Şubat ayına kadar devam etmiş ve neticede Emir Hüseyin, bir taraftan, Türklerden çekindiği için İngilizlere, alacağı yardım ile Osmanlı Devleti’ne isyan etmeye razı olmuş, diğer taraftan taleplerinden vazgeçmemiş ve bağımsız Arap Devleti’nin hayallerini kurmaya devam etmiştir. İngilizler ise Arapların isyanının sonuçta başarıya ulaşamayacağını dolayısıyla verilen vaatleri gerçekleştirmek zorunda kalmayacakları düşüncesi ile net bir cevap vermeksizin silah, cephane ve para yardımları ile Arapları isyan konusunda desteklemiş ve savaş sonrasında Osmanlı Devleti karşısında bağımsızlıkları noktasında yüreklendirmişlerdir (Fromkin, 2008: 152-153; Paris, 1998: 773-774; Friedman, 1970: 83-94; Smith, 1993: 48-52; Busch, 2007; 100-109).

Sarem Stratejik Araştırmalar Dergisi'sinden alıntıladım
saygılarımla..

onurmusa 01-01-2011 21:42

Çok teşekkürler darkofdeath.

Bu detayları bilmiyordum.

Arap şeyhlerinin Osmanlı yerine İngiltere'yi tercih etmesi, I.Dünya Savaşı'nda bize çok pahalıya mâl olmuştur. Gerek Kanal(Mısır) Cephesi'nde, gerekse Yemen-Hicaz, Suriye-Filistin ve Irak cephelerinde savaşı kaybetmemizde yerel halk olan Arapların İngiltere tercihi büyük rol oynamıştır. Özellikle Irak'ta tam Kut-ül Amare gibi büyük bir zaferle galibiyete yaklaşmışken İngilizlerin bölge halkını yanlarına çekmeleri, Irak'ın kaderini değiştirmiştir. Tarihte senaryo olmaz ama Arap şeyhlerini İngilizler değil de Osmanlı yanına çekmiş olsaydı, bugün belki de Suudi Arabistan'dan Irak'a dek tüm bu topraklar bizim etkinliğimiz altında olacaktı. En azından Irak'tan pay almamız sağlanabilirdi.

Ne acıdır ki bu konuda İngiliz istihbaratı Teşkilat-ı Mahsusa'dan daha tecrübeli, çok çok daha zengin ve doğal olarak daha başarılıydı.

Tekrar teşekkürler darkofdeath.

yucemanitu 01-01-2011 21:47

Mouse'ınıza sağlık, güzel alıntılamışınız da biraz da dönüp kendimize baksak... ABD-TC dostluğu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ya da Mavi Marmara baskınına kadar pek de halel gelmeyen TC-İsrail ostluğu hakkında?

darkofdeath 01-01-2011 21:52

katılıyorum onurmusa fakat teşkilatı mahsusa da az değildir.. 1.dünya savaşında çok iyi işler yapıldı.. onlarda olmayan bizde vardır.. ama emperyalizm işte üstünde güneş batmayan imparatorluk .. 1. dünya savaşını en az kayıpla atlatan ingilizlerdir. işi biliyolar işe gitmiyolarlar :)

darkofdeath 01-01-2011 21:54

Alıntı:

yucemanitu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 354351)
Mouse'ınıza sağlık, güzel alıntılamışınız da biraz da dönüp kendimize baksak... ABD-TC dostluğu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ya da Mavi Marmara baskınına kadar pek de halel gelmeyen TC-İsrail ostluğu hakkında?

bunları farklı bir başlıkta konuşmak gerek.. tarih bölümünde siyaset yapmayalım...

onurmusa 02-01-2011 08:54

Alıntı:

darkofdeath´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 354355)
katılıyorum onurmusa fakat teşkilatı mahsusa da az değildir.. 1.dünya savaşında çok iyi işler yapıldı.. onlarda olmayan bizde vardır.. ama emperyalizm işte üstünde güneş batmayan imparatorluk .. 1. dünya savaşını en az kayıpla atlatan ingilizlerdir. işi biliyolar işe gitmiyolarlar :)

Baştan sona katılıyorum darkofdeath. Teşkilat-ı Mahsusa'nın o yoksulluk yıllarında aynı anda tüm cephelerde özverili çalışmaları, az bütçeyle çok iş başarması asla yadırganamaz, küçümsenemez. Çok önemli işler başarmışlardır dünya savaşında. Kendisinden kat kat zengin ve tecrübeli emperyalist servislerle boy ölçüşmüşlerdir.

Kastım, sadece Arap şeyhlerini satın almaya yetecek kadar zengin olmamamızdı. İngilizlerin altınları ve "Türkleri satın, size devlet kuralım" vaatleri ne yazık ki aklını çelmiştir Arap şeyhlerinin.

Yazdıklarınla örtüşen bir alıntı yapalım Mit'in Gizli Tarihi'nden:

"Teşkilat-ı Mahsusa Balkanlarda sağladığı başarının aynısını elde etmek için bütün gücüyle Arap Yarımadası'nda da çalışmaktadır. Ancak karşısında parasal açıdan kendisinden çok üstün olan, bölge üzerindeki etkinliğini petrol alanlarına yönelik emelleri nedeniyle son derece arttırmış bulunan İngilizler, Fransızlar ve işbirlikçileri yer almaktadır. Birinci Dünya Savaşı sırasında teşkilatın faaliyetleri giderek artar. Ancak karşılarında dünyanın en iyi casuslarından biri olan ve Ortadoğu'da faaliyet gösteren, İngiliz haberalma teşkilatının bel kemiği, Merkez şefi bayan Getrude Bell ile Thomas Edward Lawrence, Captain Shakespeare ve adamları vardır. Shakespeare ve Lawrence Arap milliyetçiliğini sonuna kadar körüklemekte, düşmanın Türk olduğunu Arap'a anlatmakta ve sınırsız para olanaklarını kullanarak şeyhleri, Arap yöneticilerini satın almaktadır. Onun elindeki bir diğer güç de Arapların çok sevdiği altındır. Bol bol altın harcamakta ve vaadedmektedir.

...

Ancak bütün direnmelere rağmen Lawrence, Arap'lar ve İngiliz askerleri Teşkilat-ı Mahsusa'nın bütün çabalarını boşa çıkartmayı başarır. Araplar İngiltere'nin milliyetçilik propagandalarına kanmışlardır. Teşkilat-ı Mahsusa da Arap'lara para verir. Ancak İngilizler kadar doyurmayı ve kandırmayı başaramaz. Sonunda Lawrence'ın kışkırtıcı milliyetçiliğine esir olan Araplar İslamın kaynaştırıcılığı propagandasını yürüten, İngilizlere karşı Cihad ilan eden Osmanlı'ya karşı tutum alırlar. Lawrence'in altınla satın aldığı, derleyip toparladığı Arap'lar, bütün arımada'da Osmanlı askerlerini ve Teşkilat-ı Mahsusa'nın ajanlarını tek tek avlarlar. Onları arkadan vururlar. Bu toplu katliamlar zaman aman Lawrence'da bile tiksinti duygusuna yol açar."


Saygılarımla

Astur 03-01-2011 01:35

Buna dostluk demek ne kadar doğru bilemiyorum, uluslararası ilişkilerde dostluktan ziyade çıkar vardır. İngilizler 1850'lerde Kırım'da Osmanlı ile Ruslara karşı çarpışıyorlardı. O da mı dostluk?

darkofdeath 03-01-2011 02:06

Alıntı:

Astur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 354533)
Buna dostluk demek ne kadar doğru bilemiyorum, uluslararası ilişkilerde dostluktan ziyade çıkar vardır. İngilizler 1850'lerde Kırım'da Osmanlı ile Ruslara karşı çarpışıyorlardı. O da mı dostluk?

dostluktan kasıt iş birliğidir.:) yani hiç tartışacak konu mu bulamadınız

darkofdeath 03-01-2011 02:11

onurmusa
ayrıca eklemek istediğim bir başlık var yakup cemil efsanesi :)
bilen bilir belki ama kesinlikle bir başlık açılmayı hakkediyor bu isim..
atatürk yakup cemil için milli mücadelede yanıma alacağım ilk isim yakup cemil.mücadeleden sonra da ilk idam edeceğim isimdir demiştir.
yakupcemilin teşkilatı mahsusada önemli başarıları vardır..

Astur 03-01-2011 02:27

Emirlere, yasalara itaat etmeyen, kafasına göre adam öldüren bir katil bence Yakup Cemil. Adı üstünde fedai...


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:51 .