Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Demokrat Müslüman, Modern Müslümanlık, Ilımlı İslam gibi kavramlara bakışımız (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22835)

ulpian 25-01-2011 09:20

Demokrat Müslüman, Modern Müslümanlık, Ilımlı İslam gibi kavramlara bakışımız
 
''Hür adam Said-i Nursi'' başlığındaki tartışmaların gelip dayandığı, bence ateistlerce üzerine daha fazla tartışılması gereken genel bir konu olduğunu düşünüyorum: Demokrat Müslüman, Modern Müslümanlık, Ilımlı İslam gibi kavramlara bakış açılarımız.

(Bu başlıkta özetlemeye çalışacağım pozisyonumun, Said Nursi ile hiçbir ilgisi yok. Somut olarak Said'le ilgili düşüncelerimizi zaten diğer başlıkta tartışıyoruz).


Bu gibi tartışmalarda üç farklı düzlemi ayırtemenin, makul sonuçlar alınabilmesi için olmazsa olmaz bir önşart olduğu kanaatindeyim (farklı düzlemleri ayırtetmek, aralarındaki ilişkiselliği yok saymak anlamına gelmez elbette).

(I) teolojik/dinbilimsel düzlem: öz kaynakları itibariyle asıl İslam nedir, nasıldır?

(II) sosyolojik düzlem: fiilen yaşayan İslamlar nedir, nasıldır?

(III) pratik/taktik düzlem: günlük hayatta ve siyasette yaşayan İslamlar'ın ılımlı türlerine yönelik nasıl bir tutum izlemek demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi açısından daha akıllıca olur?



Bu geniş ve karmaşık alanda, kendimce şimdilik makul bulduğum pozisyonumu tezler halinde kısaca özetleyip tartışmaya açmak istiyorum. Tezlerimi, teknik olarak daha kolay eleştirilebilmesi için numaralandırıyorum.

(1) Bir ateist olarak bütün dinlerin -siyaseten masum sayılabilecek dini inanç ve akımların dahil- aşılmasını, geride bırakılmasını arzuluyor, bunun 'en azından' insanlığın entelektüel bir kazanımı olacağını düşünüyorum.


(2) Bazı dinler ve özellikle İslam, diğer bazı dinlere göre ana kaynakları itibariyle daha saldırgan, daha şiddet yanlısı, daha baskıcı, daha demokrasi ve insan hakları düşmanıdır.


(3) Fakat bu (dinbilimsel) gerçek, İslam gibi dinlerin içinden bile (öz kaynaklarına aslen aykırı olarak) tarihte ve günümüzde nisbeten daha ılımlı, hoşgörülü, akılcıl, şiddet karşıtı akımların da gelişmiş olduğu (sosyolojik) gerçeğini değiştirmez (''hoşgörü'' için tarihi örnek olarak mesela Mevlevi geleneği).

Her alanda olduğu gibi burada da ''ya radikal/fundamentalist/şiddet yanlısı, ya da tam demokrat'' şablonu işlemiyor elbette.

- Açıkça şiddeti öğütleyen ve uygulayan, radikal, bağnaz, fundamentalist akımlar (örn. Al Kaida, Taliban)
- Şiddete mesafeli duran veya açıkça lanetleyen fakat diğer alanlarda oldukça bağnaz ve fundamentalist bir İslam'ı yaşayan akımlar (örn. bazı nakşi ve kadıri tarikatlar)
- İslam'ı biraz daha 'çağdaş' yorumlamaya çalışan, mezbep taassupçuluğu yapmayan, (genelde oldukça zorlama ve tevillerle) çoğu alanlarda diğerlerine oranla biraz daha özgürlükçü olan akımlar (örn. Hayrettin Karaman, Mustafa İslamoğlu)
- İslam'ı (aslen öz kaynaklarına tamamen aykırı olarak) iyiden iyiye demokrasi ve insan haklarına uyumlı şekilde 'yorumlayanlar' (örn. Yaşar Nuri Öztürk veya ''Hanif'' akımlar)


(4) Bunların bazılarının demokrasi, insan hakları konusunda samimiyetinden şüphe duyulması, takiye yaptıkları kuşkusu haklı olabilir.


(5) Diğer yandan her, ''demokrat ve insan haklarına tam saygılı'' müslümanın mutlaka takiye yaptığı iddiası haksızdır. Tarihte ve günümüzde birçok samimi ılımlı müslüman akımın olduğu bir gerçek.



(6) Buna rağmen veya tam da bundan dolayı, bu gibi hem samimi olarak demokrasi ve insan haklarını savunan, hem de müslüman olan (samimi olarak müslüman olduğunu sanan) görüşlere karşı, İslam'ın hiç de kasarak öyle yorumlamaya çalıştıkları gibi, modern değerlerle ve rasyonel ölçütlerle bağdaşabilen bir öğreti olmadığını, ısrarla göstermek, entelektüel ''din eleştirisinin'' önemli bir ayağıdır, diye düşünüyorum.

Örn. ''İslam'ın öz kaynakları itibariyle kesinlikle seküler düzene aykırı olduğu'' veya bazılarının yaptığı gibi Kuran'daki akla, bilime aykırı iddiaların, mesela cinlerin varlığının kesinlikle mecazi yorumlanamayacağı.


Bu bağlamda Sam Harris'in üzerinde çok durduğu ''ılımlı İslam'' eleştirisi bence de haklıdır
mesela:
milomanara tarafından çevirilen:
http://www.youtube.com/user/TuranDur.../0/VfWBhXVQ8Yo

Ascendent ve Astur tarafından çevirilen:
http://www.youtube.com/user/greennau.../1/aTjaENnLed0

Zaten Sam Harris de, takiye yapmayan, demokrat ve hoşgörülü, müslüman (samimice müslüman olduğunu sanan) kişi, topluluk ve akımların varlığını inkar etmiyor. Fakat işte onlara, bu güzel ve hoş düşüncelerinin asıl İslam'la çeliştiğini anlatmaya çalışıyor.


''Ilımlı İslam Olmaz'' cümlesi bu açıdan çokanlamlı. Cümleden ne kastedildiğini sormak lazım. Kastedilen eğer ''İslam'ın öz kaynakları itibariyle modern değerlerle uyuşmadığı'' ise, doğru bir cümle. Fakat söylenmek istenen, ''hem demokrat ve insan haklarına saygılı olan, hem de (samimice) müslümanım diyen kişilerin olamayacağı, varsa da mutlaka yalan söyledikleri, takiye yaptıkları'' ise, o zaman yanlış bir cümle.

Hem demokrat, hoşgörülü, şiddet karşıtı olan, mesela fikir özgürlüğünü, kadın-erkek eşitliğini savunan ve ailesinde ve çevresinde uygulayan, hem de samimice müslüman olduğunu söyleyen (örneğin bizzat aile ve çevremden) çok insan var. Evet, entelektüel olarak bir çelişki içerisindeler. Neticede din gibi yerleşmiş bir dogmadan vazgeçmek zor. Kendi inandıkları, kendi hayatlarında yaşattıkları ''yaşayan İslam''la, ana kaynakları itibariyle ''asıl İslam''ın çeliştiğini göremiyorlar, görmek istemiyorlar, bin bir türlü zorlama yorum, tevil ve akrobasi ile ayet ve hadisleri kendi demokratik dünya görüşlerine uydurarak okuyorlar.



(7) Herhangi bir islami akımın, kendi zamanına göre, diğerlerine oranla daha modern, daha ılımlı vs. olduğunu iddia etmek, ne İslamı savunmak anlamına gelir, ne söz konusu akımı savunmak anlamına gelir, ne de bu daha modern, ılımlı tutumun aslında, öz kaynakları itibariyle İslam'la bağdaşabileceği anlamına gelir.

Bu teolojik, dinbilimsel değil, sosyolojik bir tezdir ve yine sosyolojik düzlemde değerlendirilmesi ve eleştirilmesi gerekir.


(8) Yukarda genel olarak iki farklı düzlemi ayırt etmeye çalıştım: Teolojik/dinbilimsel düzlem (asıl İslam) ve sosyolojik düzlem (yaşayan İslamlar). Bunlara bir de ''pratik politika'' veya ''taktik' düzlemini ekleyebiliriz sanırm.

Bu düzlemdeki soru, (bu forumda genelde yapmaya çalıştığımız gibi) entelektüel tartışmalar, reddiyeler, argümantasyonlar bağlamında değil de, günlük hayat bağlamında (demokrasi ve özgürlükler açısından) ''ılımlı İslam''a yönelik olarak nasıl bir yol izlenmesinin akıllıca olacağı.

''İslam ana kaynakları itibariyle demokrasi ve özgürlükler düşmanıdır, şiddet yanlısıdır. Dolayısıyla aynen Nazi ideolojisinde olduğu gibi, günlük hayatın da her alanında topyekun üstüne gidilmesi, bastırılması, savaşılması gerekir''
şeklinde bir tutum mu?

Yoksa
''İslam'ı kısa vadede yok etmek mümkün değil. Bu yüzden (aslen İslam'ın kendisine aykırı olan) modernleşme, demokratikleşme hareketleri desteklenmeli, en azından kösteklenmemeli, ılımlılar ile radikallerin arası açılmalı, radikaller marjinalleştirilmeli''
şeklinde bir tutum mu?

Şahsen ben her iki tutum için de her alanda uygulanmasının doğru olmayacağını düşünüyor, somut konunun özellikleri, koşulları ışığında ince ince düşünerek bir yöntem belirlenmesi gerektiğini savunuyorum. Her alanda İslam'ın her türlüsünün şiddetle üstüne gitmek mutlaka müslüman toplumun daha da fazla radikalleşmesine yol açacaktır. Üstelik, Nazi ideolojisinin (öz kaynaklarına aykırı olarak) ılımlı, demokrat ve insan haklarına saygılı bir yorumu da fiilen yok. Bu yüzden böyle bir kıyas da baştan sakat.

Diğer yandan aşırı naif bir bakışla ''ılımlı İslam'' etiketiyle dolanan her akıma tüm kapıları açmanın ve her platformu sunmanın da, ılımlı İslam ile radikal İslam arasındaki geçişkenlik sebebiyle akıllıca olduğunu sanmıyorum. İşte bu bağlamda da yine İslam'ın aslen ve öz kaynakları itibariyle demokrasi ve özgürlükler düşmanı olduğunu tamamen gözardı etmenin yanlış olacağını düşünüyorum.

sargon 25-01-2011 11:34

ulpian, benim bir süredir izlemeye calistigim bir site var. www.qantara.de. Sanirim frodo önermisti ve cok da iyi etmis. Deutsche Welle'nin bir projesi ve Goethe Enstitüsü, Dış İlişkiler Enstitüsü ve Federal Siyasal Eğitim Merkezi ve Almanya Disisleri Bakanligi bu projeyi destekliyor. Burda her ay degisik ülkelerdeki reformist islam anlayislari tanitiliyor.

http://tr.qantara.de/webcom/show_art.../_c-678/i.html

Bir kere bir tutum belirleyebilmek icin insanlarin dünyada neler oldugunu anlamalari ve bilmeleri gerek.

ulpian 25-01-2011 12:06

Katılıyorum sargon.

Bu gibi modernleşme akımlarının dikkate alınması, belli ölçüde siyaseten de desteklenmesi, yaşayan İslamlar'ı siyasi olarak 'Kuran'daki İslam' sebebiyle mahkum etmenin yanlışlığı konusunda seninle hemfikirim.

Hemfikir olup olmadığımızdan emin olamadığım iki nokta var:
Ben de liberal, demokrat, insan haklarına saygılı bir yaşayan İslam türünün fiilen mümkün, ve alternatiflerine oranla arzulanası birşey olduğunu düşünüyorum, fakat:

- bu tarz modern yorumların, öz kaynakları itibariyle asıl İslam'la kesinlikle çeliştiği kanaatindeyim
ve
- bu çelişkiyi ifşa etme çabalarını faydalı bir din eleştirisi olarak görüyorum.


Din sadece öz kaynaklarından ibaret değildir, zaman içerisinde öz kaynaklarına rağmen de evrilir, bu doğru. Ama yine de (tüm dogmatik öğretilerde olduğu gibi) öz kaynaklar hala mutlak geçerli olarak savunulur, aksi takdirde zaten din kalmaz ortada. Liberal müslüman akımlar da, ''Kuran artık geçersizdir, biz bunun daha iyisini bulduk'' demiyor, ''Kuran mutlak Allah kelamıdır, uyulması gerekir, fakat biz doğru yorumunu veriyoruz'' diyorlar. Böylece ''Kuran'ın mutlaklığı'' tüm liberalleşme ve modernleşmeye rağmen her türlü eleştiri ve şüphenin üzerinde tutulmaya devam ediyor. Buradaki tehlike potansiyelini görmemiz lazım: Kuran'ı açıp okuyan ve okuduklarını fazla yorum taklaları atmadan, yazıldığı gibi anlayan, bir de bunu ciddiye alan müslümanların radikelleşebilmeleri her zaman olası kalıyor. Kuran'ın mutlaklığı dogması, bu tehlikenin genel zeminini ayakta tutuyor.


Hıristiyanlık da (ki Hıristiyanlığın öz kaynakları arasında eski ahit de var!) yüzyıllar içerisinde modernleşmeye boyun eğerek, (en azından Batı Hıristiyanlığı) dört beş adım geriden takip etse de sürekli evrilmek zorunda kaldı. Orda da bunun öncülüğünü yapan ve ciddi entelektüel donanımlı din adamları vardı ve var. Ama gelinen nokta artık tek kelimeyle komik: Örneğin Almanya'nın modern protestan teologları, artık cehenneme bile yok öyle birşey, herşey mecazi, diyebiliyorlar. Ortada kutsal olduğu kabul edilen kitaplar var. Fakat kitapların içerisindeki hiçbir şey bu iddianın sahipleri tarafından ciddiye alınmıyor. Sözde derin/felsefi yorum, ekleme ve çıkartmalarla tamamen keyfi yorumlar yapılıyor. Burda eleştirilmesi gereken iki nokta var: Birincisi salt entelektüel olarak bu keyfiliğin ve çelişkilerin kabul edilemez oluşu. İkincisi ise siyasi ve toplumsal olarak, tüm bu liberalleşmelere rağmen öz kaynakların üstünde hala kutsallık ve dokunulmazlık perdesinin tutuluyor oluşundan, sürekli orada yazılanları ciddiye alan birilerinin çıkması tehlikesine zemin oluşturuluyor oluşu, ki Hıristiyanlık da bugün dahi bunun birçok örneğini İslam kadar acı olmasa bile veriyor.

sargon 25-01-2011 12:34

Cok farkli düsünmüyoruz ulpian. Ben de Kuran ile yorumlari arasindaki celiskiye isaret etmenin anlamsiz oldugunu düsünmüyorum. Bunu yaparken bazi seyleri gözetmek gerekiyor sadece.

Bahsettigin yorumlar konusunda oldukca carpici örnekler var. Yukarda verdigim linkten bir yazi mesela. Bir tefsir uzmaninin yaklasimlari anlatiliyor burda.

Özsoy'a göre Kuran'da anlatılmak istenen içeriğin yalnızca yüzde 10'u, Kuran'ın ayetlerinde bulunabiliyor. Geri kalan kısım, tarihsel bağlamda yorum gerektiriyor. Dolayısıyla Özsoy Kuran'ı ne ebediyen geçerli, ne de evrensel bir belge olarak kabul ediyor. Bu tarihsel-eleştirel görüşleriyle, Kuran'ın emirlerini günümüzde de bağlayıcı olarak gören muhafazakar Müslümanlar’ın tepkisine neden oluyor.

http://tr.qantara.de/webcom/show_art...14/_p-1/i.html

Eger aciklama dogru ise oldukca radikal bir Kuran yorumu bu. Buna benzer yorumlar yapilacaktir. Mesele bunlari elestirirken geriden elestirme hatasinda düsmek. Bunu söyleyen adama, yok siz Kuran'i illa da kelime kelime kabul etmelisiniz diyemezsin. Yani celiski elestirisi burda aslinda zayifliyor. En azindan bu tür akimlara karsi zayifliyor. Burda elestiriyi baska yerden yapmak daha mantikli. Mesela su söylenebilir. Madem tarihsel bir okuma gerekiyor. Biz Kuran'in kendisini, islamiyetin ortaya cikisini vb. neden tarihsel sekilde okumayalim. Neden basta bir kutsallik kabul etmek zorunda olalim. Yada bu yorumun neden bir ihtiyac haline geldigine dair bir tarihsel aciklamaya girisebilirsin. Bu da zengin bir elestiri demeti sunabilir. Tabii baska argümanlar da olabilir, sanirim anlatmak istedigimi gösteren örnekler olmustur.

Yani sen bu yorumu daha da ilerletebilir, oraya vurgu yapabilirsin. Bu biraz da elestirenin kendisini konumlandirmasi ile ilgili bir sey.

Burda bazi konular biraz farkli. Mesela Muhammed Esed ile ilgili bir tartisma yapmistim daha önce. >Surda<

Burda Muhammed Esed, yeni bir yorum yapmayip, Kuran'i tercüme ederken degistiriyordu. Buna acikca karsi cikmak gerekir, cünkü tahrifat oluyor. Ama yukardaki yorum (Ozsoy'un yorumu) bundan oldukca farkli.

sargon 25-01-2011 12:59

Bu arada birsey eklemeyi unutmusum. Ornekte verdigim gibi bir reformcuyu eletirirken, onun asli islami kaynaklarla celistigini söylemek ve bunu kanitlarla ortaya sermek iyi birsey olur. Ama bu yorumcuya karsi bir elestiri noktasi olmaz. Burda yazarin ileri bir yorum getirdigini itiraf etmek daha dogru. Ama zaten asli kaynaklarla yeni yorum arasindaki celiskiyi ortaya koydugunda asli kaynaklara bir elestiri getirmis oluyorsun. Okurun kafasinda "acaba" sorusu olusturuyorsun. Bunu saglamak önemli birsey. Okur kendisi gidip karsilastirmalari yapma ihtiyaci duyabilir. Kararini, nasil yaklasmasi gerektigini kendisi saptar zaten, sen onun önüne zaten tabloyu sermis oluyorsun.

Sam Harris, bu noktanin cok ötesine gitmis bence. Dogru olan bu diyor, reformculari tahrifcilerle ayni kefeye koyuyor. Gelmis gecmis bütün felsefi, siyasi, dini akimlar icin ayni seyi yapsa, ilk ve orijinal hallerini gecerli kabul etse, acaba nasil bir sonuc ortaya cikardi?

ulpian 25-01-2011 13:11

Haklısın, her farklı yorumu klasik anlayışla çelişiyor diye hor görmemek lazım ve 'mümkün yorum' ile 'tahrifat' arasındaki sınır çok belirgin de değil her zaman. Ama yukarda örnek olarak linklediğin görüşün kesinlikle tahrifat kategorisine girdiğini düşünüyorum şahsen ('tahrifat' sadece çeviri yoluyla değil, 'yorum' kılıfıyla da mümkün).

'Muhafazakar' müslümanların bu alanda yazdıkları çok ciddi reddiyeler var. Örneğin Dücane Cündioğlu'nun tefsir metodolojisi hakkında çalışmaları ve reformist okumalara karşı reddiyeleri. Veya Ebubekir Sifil'in ''Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi'' adlı (şimdilik) 3 ciltlik kitap serisi. Bence, müslüman olmayan biri, tamamen tarafsız bir şekilde bu tarz reformist müslümanların çalışmaları ile bu gibi muhafazakar reddiyeleri okuyup karşılaştırdığında, bu kadar ileri giden reformist 'okumaların' kesinlikle Kuran metniyle çeliştiği kanaatine varacaktır.


Tam da Özsoy gibi tarihselcilerin tezlerinin Kuran'la çeliştiğini, Kuran'ı tahrif ettiğini göstermeye çalıştığım, daha önceki bir çalışmamdan ilgili bölümü alıntılıyayım:


Alıntı:

(4) Daha da önemlisi, bu gibi yorumları Kuran ayetleri için de getirenler, sınırın nerede çizileceğine hangi kriterlere göre karar vermekteler? Kuran’ın hangi somut hükümleri bugün geçerli, hangilerinde ise somut hüküm değil de, vermek istediği "evrensel mesajın özü" geçerli. Neticede altı farklı ayette açık seçik bir şekilde yer almış bir hükümden söz ediyoruz. Eğer bu somut hükmün -yukardaki tarihsellik yorumu ile- (Kuran’a göre) bugün uygulanması istenmiyor dersek, aynı şeyi hangi hüküm için diyemeyiz? Geriye Kuran’dan ne kalır?

(5) Ve hepsinden önemlisi de, zaten bu yorumu bizzat Kuran yanlışlamakta ve lanetlemektedir. Kuran’ın hiçbir yerinde "Zaman geçer de şartlar değişirse, somut hükümlerimi aynen uygulamak zorunda değilsiniz. O hükümlerin içerdiği evrensel mesajlar çerçevesinde kendinizce yeni hükümler koyabilirsiniz" şeklinde yorumlanabilecek bir ayet bulamıyoruz. Fakat tam tersine, Kuran’da geçen hükümlerin, aynen ve olduğu gibi, tüm zamanlarda uygulanması gerektiğine, (Müslüman toplumlar için) zaman ve mekân üstü bağlayıcı olduklarına dair birçok ayet var.
  • Maide/44
    O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
  • Maide/49
    O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar.
  • Maide/50
    Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?
  • Ahzab/36
    Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
  • Hac/51
    Ayetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
  • Bakara/85
    Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir.
  • Nisa/65
    Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.
  • Nisa/105
    Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!
  • Enam/115
    Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  • Ahzab/62
    Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.
  • Fetih/23
    Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
  • Nisa/150/151
    Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.


Bütün bu ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Kuran’da geçen somut bir hüküm için "Bu hüküm 1400 sene önce uygundu. Fakat bugün bu somut şekliyle artık bağlayıcı değil. Bağlayıcı olan, bu hükmün içerdiği evrensel mesajdır ve bu evrensel mesajın çerçevesinde somut hükümler değişebilir" gibi bir yorumu, yine Kuran’ın kendisi açık ve ağır bir şekilde eleştirmiş ve yasaklamıştır.


Aynı sonucu daha birçok ayet, hadis ve bağlamdan da çıkartabiliriz. Örneğin Maide Suresi’nin 43. ve devamındaki ayetlerde, Muhammed zamanında yaşayan Yahudiler’in Tevrat’ta yazan somut hükümleri uygulamayışları eleştirilir. Kuran’a göre Tevrat’ın sonradan tahrif edilip edilmediği sorusundan bağımsız olarak, Maide/43’e göre Muhammed zamanındaki Yahudilerin (günümüzde de aynı olan) kutsal kitaplarında Allah tarafından konulmuş bir hüküm muhafaza edilmiştir: Zina yapanların (kadın evli ise) öldürülmesi hükmü (Yasa’nın Tekrarı/Tesniye 22:22).

Fakat Muhammed zamanında yaşayan bir Yahudi topluluk, işte bu hükmü kendi aralarında zina yapmış olanlara uygulamak istemez ve hatta konuyu Muhammed'e danışırlar. Bu konu ile iligili "gelen" Kuran ayetleri ise şöyle der:
  • Maide/43
    İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.
  • Maide/44
    Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zahidler ve bilginler de(onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.

Tevrat, Muhammed'den (en az) 1400 yıl önce "gelmiştir" (doğrusu: oluşmuştur). Buna rağmen Kuran, "Tevrat'taki (zina için öngörülen) ölüm cezası, artık eskilerde kaldı, o dönem için geçerliydi" dememiş, aradan (en az) 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen Tevrat'ta yazılı olan hükmü uygulamadıklarından dolayı Yahudileri çok ağır bir dille tenkid etmiştir.

Sangre 25-01-2011 16:15

Buna benzer bir konuyu Ahbap ile birlikte Din ve Demokrasi başlığında tartışmıştık..

Aynı şeyleri yazmak yerine, eski yazıları paylaşmak istedim.

naper 25-01-2011 17:54

"Demokrat müslüman" gibi bir tanımlama yapılamaz.İslamın özü gereği bu mümkün değildir.Demokrasinin kesin ve net olarak aleyhinde olan onlarca ayet ortada dururken -Hadislere hiç girmeyelim- böyle bir sıfat akla yatkın değildir.
"Uzun boylu bücür" , "Sarı saçlı esmer" gibi algılıyorum...
Sarı saçlı esmer olmayacak şey değildir, boyayabilirsiniz.Lakin gerçek renk değildir.Boyadır!
Aynen "demokrat müslüman" lardaki, demokrat gibi...

Asıl sorulması gereken soru ise farklıdır;
Bir liberal demokrat, bireysel anlamda değil, toplumsal anlamda dinlerden vazgeçebilir mi?
Geçemez, zira din çok karlı iştir.

Jolly Jocker 25-01-2011 21:18

Önümüzde kendinden hiç taviz vermeyen, hukuka ve hatta cinsel ilişkilere bile karışan, günümüzün demokrasi ve insan hakları normlarına göre düşünüldüğünde kesinlikle çağ dışı ve baskıcı, tektipçi, özeleştiri yapamayan, eleştiriye tahammül edemeyen bir din var. Bu tür bir dinin bu denli geniş bir inanan kitlesi olmasa ona karşı tavrımız nasıl olurdu? Gene ılımlı yorumlar ve reform çabaları üzerine kafa patlatıp 'strateji' geliştirir miydik; yoksa bu sapkınlıkla mücadele etmek için doğru olan biricik şeyi mi yapardık, yani bunun yanlış olduğunu herkesin anlamasını sağlamak için sözümüzü sakınmadan birşeyler yapmaya mı çabalardık? Cevabımız ikincisi olduğuna göre, bugün islamın taraftar sayısının çokluğu yüzünden ilk seçeneğe ağırlık veren bir tutum almak bizim açımızdan etik midir?

İslam hıistiyanlığa benzemez. Reformlarla düzeltilemez. O reformlar, fundamentalistleri tavlamak için değil, bizleri tavlamak içindir. Yaşar Nuri gibilerinin islam yorumlarının, paganizmin yaygın olduğu dönemlerde Meryem Ana'ya tanrıça muamelesi yapan hıristiyan misyonerlerinden farkı yoktur. Kendini bize uydurur gibi görünüp bizi kendine bağlayacak, kendi kutsiyetini kabul ettirecek, birkaç nesil sonra da o kutsal güçle üzerimize çullanacak. Hangi yorumu yapılırsa yapılsın, Kuran yine de harkulade bir Tanrı buyruğu olarak görülmeye ve eleştiriden üstün tutulmaya devam edilecektir. Bunun da uzun vadede bize ve bizim değerlerimize hiçbir faydası olmaz. Bilakis, bu bir saatli bombadır. Çünkü o pek demokratik yorumlarla hiç ilgisi olmayan onca ayet kitabın içinde kabak gibi durmaya devam edecek. Şu da unutulmamalı ki ne hıristiyanlık ne de islam güzellikle yayılmıştır. Bu iki din de tarih boyunca despot iktidarlarla uyumlu olduğu için ayakta kalmış bu kadar çok taraftar edinebilmiştir. Hoşgörü, eleştiri, şüphe, demokrasi ve özgürlük ortamlarında kendinlerini tehdit altında hissederek rahatsız olurlar.

Önemli olan müslümanların, ''Kuran harkuladedir ama bazı ayetler yanlış anlaşılmıştır, yoksa bizim dinimiz çağdaş değerlerle uyuşmazlık etmez.'' demeleri değil, ''Evet dinimizin bazı ayetleri gerçekten de akıl ve vicdan dışı, bunları biz de eleştiriyoruz ve uygulama taraftarı değiliz. İnanıyoruz ama irademizi teslim etmiyoruz.'' diyebilmeleridir. Peki islam bunu dedirten, buna tahammül edebilen bir din midir? Elbette değildir. İslam öyle bir merettir ki bünyeyi toptan terk etmeden tedavisi yoktur.

Yapılacak iş açık ve nettir. Herşeyden evvel islamın 'kafadan' saygı bekleyen, inanmayanlardan bile sırf o bir din olduğu için kendisine saygı gösterilmesini ve sorgulanmamasını bekleyen anlayışını kırmak ve islamın da eleştiri ve sorguya açık olduğunu tüm müslümanlara kabul ettirebilmektir. Bu başarılırsa gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten.

hako 28-01-2011 01:21

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 360238)
İslam hıistiyanlığa benzemez. Reformlarla düzeltilemez. O reformlar, fundamentalistleri tavlamak için değil, bizleri tavlamak içindir.

Bu kadar basit.
Teşekkürler !


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:47 .