![]() |
Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
Aşağıdaki sayfayı tamamıyla okuyun ve Turan Dursun 'u tanıyın.
http://www.netcevap.org/t_dursun_1990.html |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
NET CEVABIN SÖZDE CEVABLARI
Kuran’da Irkçılığın Olduğu Ve Yahudilerin Üstün Irk Olarak Belirtildiği İftirası Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47 Evet burda ırkçılık var ama net cevabın tanımına bakın :Normal bir akla sahip olan herkes anlar ki, bu ayette geçmiş zamandaki bir "üstünlükten" söz edilmektedir yani allahınız ırkçıydı ama vazmı geçti.evet geçmişte ırkçılık yaptı ama şimdi yapmıyormu diyor bu razt zurt cevap. netcevap: Peygamberimizin Türkler Hakkında İthamlarda Bulunduğu İftirası Turan Dursun'un milliyet konusundaki üçüncü asılsız iddiası, peygamberimiz Hz. Muhammed'in Türklere düşman olduğu yönündedir. Bu iddiasına delil olarak bazı sahih (doğru) olmayan, "mevzu" (yani peygambere atfedilerek sonradan uydurulan) hadisleri göstermeye çalışmıştır. Turan Dursun'un aktardığı hadisler şu şekildedir: - Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumlar.... kıl giyerler." -"Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır." T.D:Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır." Muhammed kaynak (Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Melahim/9 Babun fi Kıtali't Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu'l-Cihad/ Babu Gazveti't-Türk) KITALUT-TURK" ("TÜRKLERLE ÖLDÜRÜŞME") HADİSLERİNDEN. Sonunda Türkler kesilecekler...(Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad/9, hadis no:4305.) "Sizinle(siz müslümanlarla), küçük (çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası'nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."(Ebu Davud, sünen, hadis no: 4305.) Muhammed'in, bugün kendisine "Peygamberimiz, efendimiz" diyen Türklere bakışı tutumu budur işte. bu hadislere kaynak gösteriliyor yalan neresinde artı şahsım adına konuşuyorum T.D tanıyorum seviyorum. sen tanımak istersen başlangıç olsun al oku *(Kulleteyn) almak istersen http://www.yenisayfa.com/pgs/prda/pr...r_prdSID=VxmCr |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
sen şimdi parayada kıyamassın almazsın o kitabı bari biraz bilgin olsun siteden oku turan dursunu tanı
http://www.turandursun.com/modules.p...howpage&pid=20 |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
Alıntı:
Turan Dursun evrimle ilgili pek birşey söylemedi ki! darwincilikle cevap vermeye yelteniyorsunuz... önce bununla yazıma başlıyım sonra sıra sıra gidelimm Alıntı:
Alıntı:
yahu siz o yaşıyorken neden bunlarıu yazamadınız merak ediyorum... hiç mi "alim" bulamadınız bunları o yaşarken yazacak??? şimdi "kokudan öldürdüğünüz" bir adamın arkasından cevap diye bu saçmalıkları yazdınız!!! utanmanız gerek! Alıntı:
Alıntı:
ya buhari müslim ebu davud'u da sahih almıyorsanız siz toptan hadis inkarcısısınız!!! ayrıcas yazıda Alıntı:
kaynakta yazsaydınız ya görelim sahih mi mevzu mu??? Alıntı:
buna da demişsiniz ki Alıntı:
bakalım neler olmuş... yazının yukarısına dönelim: Alıntı:
elbette isarilliyat olacak kur'anda çünkü tevratın bir kopyası değil mi zaten... Alıntı:
“Andolsun, onları, bir bilgi üzerine âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Duhan; 32) (İsrail oğullarından söz ediyor) “Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Casiye; 16) “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 122) işte ayetler burda... buyrun burdan yakın! Alıntı:
bir bakalım: “Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Al-i İmran Ayet: 33-34) üstün kılınan bir "soy" "nesil" pekiş bir zamanlar üstün kılınan "nesil" şimdi ne oldu da islam yahudi çatışmasına döndü??? şimdi sormak gerek: bir nesil -ki nesilin devamlılığı vardır- sadece belli bir dönem nasıl üstün kılınır??? soy devam eder oysa ki... Alıntı:
öyle ya muhammed kavmini ve soyunu "beni haşimi" hiçbir sapıklığa düşmemiş olarak nitelendirmekte... Alıntı:
“Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Casiye; 16) Alıntı:
size daha tamamlayamadığım bir çalışmamdan alıntılar yapmak istiyorum bunu bu yazıya ek olarak aşağıda tek başına sunacağım Alıntı:
Alıntı:
"İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır.Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar." (En'am 92) yorum Turan Dursun'un değll tüm islam aleminin yorumudur!!! saptırmaya çalışılan yerler gerçekten açık ve bunları irdeliyince kendilerinin bu yorumu yaptıkları açıkça görülmektedir!!! Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
eğer yoksa buraya ben yazarım Alıntı:
muhammed önce kendi ailesinin peygamberi sonra sülalesinin sonra kavminin sonra da mekkenin en sonda tüm insanların peygamberiyim diye atılmıştır ortaya... Alıntı:
Alıntı:
karayı aklama girişiminden ne zaman vazgeçeceksiniz acaba... Alıntı:
|
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
daha bitiremediğim çalışmamdan bir kaç sayfa...
İNSAN HAKLARI VE ŞERİAT Elimde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi var. Bildirge 30 maddeden oluşmaktadır. Çok güzel bir "Önsöz" yazılmış. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum... "İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin niteliğinde bulunan onurunu ve eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu, İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için insan haklarını hukuk düzeniyle korunması gerektiğini, Uluslar arasında dostça ilişkileri geliştirmeyi özendirmenin temeli olduğunu, Birleşmiş Milletler haklarının Birleşmiş Milletler Antlaşmasında temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınlar hak eşitliğine olan inancını yeniden belirttiğini ve daha geniş bir özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlamaya karar vermiş olduğunu, Üye Devletlerin Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görüp gözetilmesini sağlamayı yükümlendiklerini, Bu hak ve özgürlükler konusunda ortak bir anlayış oluşturmanın bu yükümlülüğün tam olarak gerçekleştirilmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak, Genel Kurul, Toplumun her bireyi ve her organının bu Bildirgeyi sürekli olarak göz önünde bulundurarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygı geliştirmeye ve ulusal ve uluslar arası geliştirici önlemlerle gerek üye devlet hakları, gerekse bu Devletin yargı yetkisi içindeki ülkelerin hakları arasında bu hak ve özgürlüklerin evrensel biçimde tanınıp gözetilmesini sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm haklar ve uluslar için ortak başarı ölçüsü olarak bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ilan eder. (10 Aralık 1948)" Bu Bildirgede herkesin bildiği üzere insanların sahip olduğu haklar açıklanmış. Bunu biz insanlar düşünmüş ve böyle olması gerektiğini kabul etmişiz. Çünkü bir insanın başka bir insana üstün haklarının olması yada üstün olarak doğması, “adalet” bakımından bizce doğru değil! Peki ya bizleri yaratan(!), şekil veren(!), hayat veren(!), ilahi adaleti(!) olan Tanrı bunu gözetiyor mu? Öncelikle hemen aklımıza sakat doğan insanlar gelebilir… Sağlam olan bir bireyden eksik yönleri, onu hayatının her döneminde etkileyecektir. Bacaklarında sorun olan bir çocuk, yaşıtları gibi dışarıda oyun oynayamayacaktır. Ellerinde sorun olan bir insanın, normal bir bireyin temel ihtiyaçlarını (yemek yemek, tuvalet ihtiyacını karşılamak, v.b…) karşılaması mümkün mü? Peki, gözlerinde sorun olan bir kişi… Güneşin batarken gökyüzünü kızıla boyamasını görmesi belki de asla olamayacak bir şeydir. Şimdi sorulması gereken şey; Tanrı adaletin sembolüyse, bu insanlara yapılan haksızlıklar, onları bazı şeylerden mahrum kılmak, diğer insanlar gibi olamaması kimin planı? Deniliyor ki sağlam olduğumuz için şükredilmeli… “Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Diyanet Çevirisi, *Nahl; 78) Peki ya benim şanslarıma sahip olmayan bireyler neden şükretmeli? Doğarken bazılarının kayırıldığı, bazı insanlarının bir adım geride başlamaları, bu insanların çektiği sıkıntılar aklıma geldikçe hepsinin Tanrı’ya şükretmek yerine küfretmeleri gerektiğini düşünüyorum… Aslında benim asıl anlatmak istediğim bu değil… Elbette burada Tanrı’nın(!) yaptığı şey, onun mahluku olan “insan” zihniyle tasarlanmış yasalar yanında aciz kalıyor… İnsanların “insan oldukları için” sahip olduğu hak ve özgürlükler vardır. Bunlar yer ve zaman gözetmeksizin aynıdır ve değişmez, değişemez kural ve haklardır. 21. yy insanı bugüne gelene kadar elbette ki türlü evrelerden geçti… İlkel dönemlerden bugüne pek çok fikir gelişti! Tabi bazıları da “ilkel” olmaları nedeniyle terk edildi… Ancak bugün bile, ilkel dönemlerde olan kurallara ve fikirlere bağlı kalarak çıkar elde etmek isteyen insanlar tarihte bir geriye dönüşün yaşanmasına neden olmakta… Peki ya bu geriye dönüşte insanlar neleri kaybedecek? Nelerden yoksun olacak? Kimlerin düzeni, bu hayatı tekrar bir kaos ortamına sokacak? Bugün, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde kurulmuş olan Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde bu geriye dönüş neler kaybettirecek? Gerilemek istenen “şeriat” düzeni, “insan hakları”ndan ne kadar uzak? İslam dini hoşgörü dinidir, barış getirmek için Tanrı eliyle insanlığa armağan edilmiştir deniyor… Gündemde olan ve en çok anlatılan ayetlerden biri de şu: “Sizin dininiz (batıl inancınız) size, benim dinim de bana…” (Kafirun; 6) “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Diyanet Çevirisi, Kafirun; 6) Buradan hareketle her İslam savunuru İslam’ın hoşgörülüğünü dile getirdiğini sanır. Oysaki tek bu ayete bakmak faydasızdır. Çünkü bu ayet Nesh edilmiştir… Yani hükmü kaldırılmıştır!!! Başka bir nokta da ayette geçen “sizin dininiz” kelimeleri. Burada Ali Fikri Yavuz durumu kurtarmaya çalışıyor ama diyanetin çevirisi bu yorumu katmamış. Yani söylenmek istenen de “puta taparlık” bir “din”dir. Şaşılacak şey ki aynı Tanrı “benim katımda tek din İslam’dır” (bkz; Al-i İmran: 19, 85; Mü'minun: 52) da demiştir… 1- O zaman puta taparlığa yanlış bir yoldur mu demek istiyor yoksa “din” olarak kabul ediyor mu? Bunu başka bir başlık altında inceleyeceğimi söyleyerek Şeriat’taki eşitsizliğe ve ayrımcılığa döneyim. Eşitlik var diyenlerin kanıttır diye gösterdiği ayetlerden birkaç örnek daha vermek istiyorum: “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 70) “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Diyanet Çevirisi, Hucurat; 13) Anlatılmak istenen açık… Sizi tek bir insandan türettik ve hepiniz eşitsiniz! Ve hangi dini seçerseniz biz size karışmayız! Oysa durum bu değil…(Din Katliamı başlığında İnanırların başka “inanır”lara ve “kâfir”lere yaptığı kıyım ve katliamlar anlatılmaktadır) Kâfirleri “öldürün” ayetleri Kur’an’ın birçok suresinde var! Bunlara da aşağıda değinilecek. Şimdi sıkı bir kıyasla İnsan Hakları Bildirgesini ortaya koyalım ve sırasıyla Tanrı’nın hükümlerine Şeriat’ın “şiddet”ine göz atalım; * Madde 1 Tüm insanlar özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdanla donatılmış olup birbirlerine karşı bir kardeşlik anlayışıyla davranır. Madde 2 Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal yada başka bir görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş yada benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu Bildirgede ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklere sahiptir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında yada kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu ülke yada alanın siyasal, hukuksal yada uluslar arası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım gözetilemez. İlk olarak “kâfir” ile “müslüman” arasında ki farkı anlatmaya çalışacağım. Kur’an’daki birçok ayette kâfirlerin “kalp”lerinde, gözlerinde “mühür” olduğu söylenir. Bunları Tanrı vurmuştur ve bu “mühür”lerin işi kâfirin “kâfir” kalmasını sağlamaktır. “İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Nahl; 108) “Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.” (Diyanet Çevirisi, Bakara; 6) “Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Diyanet Çevirisi, Bakara; 7) “İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Diyanet Çevirisi, *Muhammed; 23) “Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz?” (Diyanet Çevirisi, Hud; 24) “Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.” (Diyanet Çevirisi, Bakara;18) “İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.” (Diyanet Çevirisi, Bakara; 171) “Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.” (Diyanet Çevirisi, *Araf; 100) “ İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Ant olsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.” (Diyanet Çevirisi, *Araf; 101) “Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.” (Diyanet Çevirisi, Mü’min; 35) “İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.” (Diyanet Çevirisi, En’am; 25) “Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 46) “Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.” (Diyanet Çevirisi, Yunus; 74) “Kim, kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.” (Diyanet Çevirisi, *Kehf; 57) “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Diyanet Çevirisi, Enfal; 22) “Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.”(Diyanet Çevirisi, Rum; 59) Peki ya bu durumdan kurtulmanın bir yolu var mı? Kâfir diye nitelenen insanlar nasıl bu körlükten ve sağırlıktan kurtulacak? Bu durum kendi suçları mı? Bu durumda olmalarının sebebi nedir? İşte bu soruların cevaplarını bulmak için Kur’an’a bakınca İslamcı kesimin bir foyası daha ortaya çıkıyor… “İrade” kavramının yanlışlığı ve bize anlatılmak istenen güya öyle olduğu savunulan düşünce, iki türlü irade olduğu yolunda (İrade konusunu başka yazımda daha detaylı değerlendireceğim) … Ancak aşağıdaki ayetler “cüz’i irade” diye bir şey olmadığını kanıtlıyor: “Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Diyanet Çevirisi, Casiye; 23) “Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah’ın ayetlerini inkâr etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve “kalplerimiz muhafazalıdır” demelerinden dolayı (başlarına türlü belâlar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.” (Diyanet Çevirisi, *Nisa;155) “Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.” (Diyanet Çevirisi, *Tevbe; 87) “Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.” (Diyanet Çevirisi, Tevbe; 93) “De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?” (Diyanet Çevirisi, En’am; 46) “Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız.” (Diyanet Çevirisi, İsra; 97) “Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 110) “Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.” (Diyanet Çevirisi, *Zümer; 22) Görüldüğü üzere Kur’an yani Tanrı(!)’nın kitabı müminlerle kâfirler arasındaki kesin çizgiyi çizmiş… Şimdi sorulması gereken bir kaç soru soralım: 1- *Kâfirlerin ne suçu varda kalplerine perde çekilip, gözleri kör edilip, kulakları sağır edilip üstüne mühür vurulmasını gerektiriyor? “İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Nahl; 108) 2- Oysa Tanrı, eğer insanı “imtihan” etmek istiyorsa, neden tüm insanları serbest bırakmıyor? Kâfirleri kâfir olmasını devam ettirecek mühür niye var? “Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.”(Diyanet Çevirisi,Münafikun;3) 3- Bu iki soruyu sorduktan sonra sorum şu ki, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ndeki 2. Madde “herkes bu haklara sahiptir” deniyor… Peki ya Tanrı bunu neden beceremiyor? (Uygulama da olmasa bile hükümlerde olabilirdi pekala!!!) 4- Peki bu iki ayet arasında bir çelişki yok mudur? “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 70) “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Diyanet Çevirisi, Enfal; 22) 5- Tanrı’nın amacı düzen sağlamak değil midir? Eğer öyleyse bazı kimseleri “kendi” kâfir yapıyorsa bu isteğiyle çelişmez mi? “Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.” (Diyanet Çevirisi, En’am; 39) “Yoksa “Yalan uydurup Allah’a iftira etti” mi diyorlar. Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah batılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanları) hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Şura; 24) 6- Bu keyfe keder “kâfir” olmak Tanrı’nın kendi isteğiyse (En’am 39, İsra 39, vs.) yarattığı mahlûkları cezalandırmak adil midir? “Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.” (Diyanet Çevirisi, *Al-i İmran; 151) “Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.” (Diyanet Çevirisi, *Bakara; 10) 7- “Kendisinin dilemediği” yada “dilemek istemediği” “herkesi “ doğru yola iletmekse ve bu evren deki her şey tamamıyla kendisinin istekleri doğrultusunda oluyorsa “kafir” olma suç(!)unu insanlara nasıl atar? “De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 46) 8- Tanrı madem kâfirlere “mühür” vurdum onlar artık asla anlamazlar diyor, o zaman -maalesef ki- önceden ateist olan kişilerin sonradan İslam’a yönelmelerini nasıl açıklıyor? 9- İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ndeki 1. Madde, Tanrı’nın hükümlerinden çok daha “evrensel” ve “barışçıl” değil mi? Tanrı’nın sözünün, onun mahlûku “insan” düşüncesinden aşağı bir tavır alması nasıl kabul edilebilir? Şu ayet çok ilginç: “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Araf; 179) Elbette sorulacak sorular bu kadar değil… Bunlara daha onlarcasını ekleyebiliriz ancak inanır kesimi fazla terletmek istemiyorum… Tanrı bazı “aile”leri, bazı “soy”ları “doğuştan” üstün kıldığını belirtiyor, hem de tüm âlemlerin üzerine… Kimi kişileri de kimilerine “üstün” “seçkin” kıldığını belirtiyor! “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 47) “Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Duhan; 32) (İsrail oğullarından söz ediyor) “Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.” (Diyanet Çevirisi, *Casiye; 16) “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 122) “Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Al-i İmran Ayet: 33-34) “İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 86) “Şöyle dedik: “Korkma (ey Musa!). Çünkü sensin en üstün olan.”” (Diyanet Çevirisi, *Ta Ha; 68) “Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.” (Diyanet Çevirisi, *Neml; 15) “O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Diyanet Çevirisi, *En’am; 165) “Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 247) (bu ayetlere rağmen Ehl-i Kitab’ın ne olacağı belli değil… Bunu ayrı bir başlık altında okuyucuya sunucaz) Şimdi de Tanrı’nın yaptığı dil ayrımına bir göz atalım. Malumunuz Kur’an Arapçadır. Günümüze kadar birçok çalışma yapan arap âlimleri ve diğer din âlimleri Kur’an’ın tam olarak başka bir dile nakledilemeyeceğini savunuyorlar. Bunun nedeni anlam kayması yada doğru anlamın verilememesiymiş. Peki ya neden Arapça? Bu kadar âlimin(!) anlayamadığı bir kitap diğer ülkedeki insanlara nasıl anlatılacak? Tanrı bunu nasıl akıl edemedi? Gönderseymiş ya her dilden bir kitap! O zaman anlaşılırdı herkes tarafından gayet güzel bir biçimde! İşte Tanrının yaptığı “dil” ayrımı: “Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf Ayet :2) “Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.” (Diyanet Çevirisi, Ra’d Ayet: 37) “Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapçadır.” (Diyanet Çevirisi, Nahl Ayet: 103) “Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.” (Diyanet Çevirisi, Zuhruf Ayet: 2,3) “Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.” (Diyanet Çevirisi, Şûrâ Ayet: 7) “Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak ayetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.” (Diyanet Çevirisi, Fussilet Ayet: 3) “Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” ( Zümer Ayet: 28) “Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.” (Diyanet Çevirisi, Şu'arâ Ayet: 193, 194, 195) “İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.” (Diyanet Çevirisi, Tâhâ Ayet: 113) “Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.” (Diyanet Çevirisi, Ahkâf Ayet: 12) Ve Tanrı açıklıyor: “Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.” (Diyanet Çevirisi, Şu'arâ Ayet: 198, 199) Buradan 2 anlam çıkıyor: Ya Arapça bilmeyen birine Arapça Kur’an’ı verecek, yada Arapça olmayan bir başka kitap verecek. Sonuçta ikisinden de o kişiler bir şey anlamayacakmış… O zaman kitap vermenin anlamı ne? Hiç verme! Aşık Mahzun-i Şerif’ten bir dörtlük: “Hey Arapça okuyanlar Allah Türkçe bilmiyor mu? İngilizce Fransızca Bize hitap kılmıyor mu?” Söze gerek yok sanırım… İnsan Haklarının bu hükümler karşısında ki mükemmelliği övgüye değer… Gelin tekrar “çağdaş” olalım, şu “insan” yasalarından devam edelim: Madde 3 Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır. Bu bir insan kanundur! İnsanlığın gereğidir bu! Çünkü kimse bir diğerine üstün olma özelliğine sahip değildir! O *halde herkesin yaşamaya hakkı vardır! Tanrı’nın ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal yada başka bir görüş, ulusal ve toplumsal köken, doğuş yada benzeri başka bir statü gibi herhangi bir ayrım yapıp yapmadığını herkese “adil” olarak yaşam hakkı verip vermediğini inceleyeceğiz. Bir hadis aktararak başlamak istiyorum: “Ahsab’tan Sabit İbn-i Kays, bir gün Muhammed’in meclisine varır; oturmak ister, fakat yanına oturmak istediği kişi ona yer vermez. Buna içerleyen Sabit, “Ey filan kadının oğlu” diye ona hareket eder. Bunu duyan Muhammed; “Ey Sabit! Meclistekilerin yüzlerine bak bakalım! Ne görüyorsun?” der. O da oturanların yüzlerine teker teker bakarak; “Ak, kara, kırmızı simalar gördüm” diye yanıt verir. Bunun üzerine Muhammed kendisine şöyle der: “Ey Sabit! Sen bunları siyahtır, Araptır; bu beyazdır, Acemdir, d,ye birbirine tafdil edemezsin (birbirlerine üstün tutamazsın)! –İnsanlar dinde salâbetleri (peklikleri), takvada (din yasaklarına uymakta) metanetleriyle daha faziletlidir- diyebilirisin.” [Sahih-i Buhari Muhtasarı… (Diyanet Yayınları, c.9, s. 212)] Görünen o ki ne siyah olana ne de beyaz olana, ırkından dolayı üstünlük verilemeyeceğini anlatmak istiyor Muhammed. Ancak ileri de görüleceği gibi “ırk”ların, “renk”lerin üstünlüğünü her fırsatta dile getiren biridir… Yukarıdaki hadisten sonra şimdi de Tanrı’nın hükümlerini derinlemesine inceleyeceğiz. “Din”i İslam olmadığı için kâfirlerin ve Ehl-i Kitab’ın yaşamaması gerektiğini söyler. Yani “müslüman”larına gösterdiği “yaşam hakkı” “adaletini” kâfir olanlara göstermez. İslam tam bir “şiddet” dinidir! Tabi şeriat’ın hükümlerinin sahibi Tanrısı da kendi yolunda kan dökülmesinden büyük haz alır ve böyle insanlara “cennetler” vereceğini söylemiştir: “Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.” (Diyanet Çevirisi, Bakara;191) “Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.” (Diyanet Çevirisi, Nisa; 89) “Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.” (Diyanet Çevirisi, Nisa; 91) Hadi “müslüman takımının” “kâfir”lere bir üstünlüğünü anladıkta: “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” (Diyanet Çevirisi, *Tevbe; 20) Kendi inanırları arasında da ayrım yapmasına ne diyeceğiz? Şöyle ki Kendi “müslüman”larına benim yolumda savaşın diyor ve ekliyor “hiç savaşanla savaşmayan bir olur mu?”: “Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (müminlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Diyanet Çevirisi, Nisa Ayet: 95–96) “Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez.” (Diyanet Çevirisi, *Tevbe; 120) “Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahy ediyordu.” (Diyanet Çevirisi, *Enfal; 12) Tüm insanları bir peygamber gibi yapması gerektiği halde, sadece belli miktarda peygamber gönderen Allah, bunu dilemesiyle yapıyor ve en önemlisi bir insana peygamberlik verip diğer insanlara o bahsedilen “giz”, “hikmet” ve “ihsan”ından vermeyen Tanrı, tabi ki insanlar arasında ayrımcılık yapıyor: “Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 21) “O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya hâkim kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Diyanet Çevirisi, En’am Ayet: 165) “Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.” (Diyanet Çevirisi, İsra Ayet: 21) “Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût’u öldürdü. Allah, ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 251) Peki, yalnızca insanlar arasında mı yapıyor ayrımcılık? Kendi inanırlarında olduğu gibi, “seçkin” kıldıklarını bile ayırıyor Tanrı! Şimdi de peygamberleri arasında yaptığı ayrımcılığı görelim: “Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Ant olsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd’a da Zebur’u verdik.” (Diyanet Çevirisi, *İsra; 55) (Ayrıca Zebur diye bir kitap yok!!! Lütfen ile ilgili yazılarımıza göz atın) “Bu peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık. O peygamberlerden, (arada vasıta olmadan) Allah’ın sözleştiği (H. Musa gibi) peygamberler var ve bazılarına da derece bakımından Allah yükseklere çıkarmıştır. Meryem’in oğlu İsa’ya açık mucizeleri verdik ve kendisini ve kendisini melek (Cebrail aleyhisselam) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, peygamberlerden sonra gelen ümmetler, kendilerine hidayete ulaştırıcı o apaçık mucizeler ve deliller geldikten sonra birbirini öldürmezlerdi. Fakat ihtilafa (ayrılığa) düştüler. Sonunda kimi iman etti, kimi de küfre saptı. Yine Allah dileseydi birbirinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediği şeyi yapar. ” (Bakara Ayet: 253) “İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.” (Diyanet Çevirisi, Bakara Ayet: 253) |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
Yaa site amacından sapmış adam Turan Dursun sitesine geliyor üye oluyor ve
Turan Dursun'un saçma iftiraları adı altında bir forum açıyor !!Bu kadarı da fazla buna site yönetiminin müdahale etmesi gerek.Örneğin dinsizlerin şeriatçı bir sitede yazmasına izin verilir miydi hiç bu ülkede ya da müslüman başka bir ülkede !!! |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
Siteyi iyice incelemeden, daha evvelden aynı soruların sorulup sorulmadığını araştırmadan yazı yazmayınız lütfen. Sık Sorulanlar sayfamızda bu konu ele alınmış idi. Cem.
http://www.turandursun.com/modules.p...sun+Hakk%FDnda |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
umarım sana cevabım yeterli gelir yusuf
|
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
Alıntı:
Bizler onlar gibi düşünmüyoruz.Onlar gerçek yüzlerini gösteriyorlar.Ama bizler onlar gibi olamayız.Yeterki seviyeli tartışsınlar.Yeterki gereksiz başlık aç- masınlar.Gerçi Cem de uyarmış.Burası demokratik özgür bir form.Kurallara uyulduğu sürece her kesin yazma özgürlüğü vardır.Bu başlıkla Turan Dursun'a bir şey olmaz.Verilen cevaplarla Turan Dursunu insanlar daha iyi tanıyacak- lardır.Bundan endişen olmasın. |
Re: Turan Dursun 'un Saçma İftiraları
Alıntı:
bırakın ya bu saçmalıkları. Hiç mi ibret almıyorsunuz tarihten Allah(CC)'ı Peygamberi'ni inkar eden topluluklardan , sodom gomm0rre'den, lut kavminden, Nuh aleyhissleam'ı alay alan ve daha sonra büyük tufan'da boğulup giden kavimden ve niceleri.... "O inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişteki günahları bağışlanır; yok yine isyana dönerlerse kendilerinden önceki ümmetlere uygulanan ilahi kanun geçmişti, artık onu beklesinler! " (Enfal Sûresi 38.Ayet) biz yine duamızı eksik etmiyoruz. Allahü Teala Hakikati görmenizi, hidayete ermenizi nasiv eylesin. Biz inananları da kendi yolundan ayırmasın. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:41 . |