Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Varlık Tanımı Üzerinden ; İkincil Hayat Açıklanabilir mi? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=23727)

berguzar 18-03-2011 17:52

Varlık Tanımı Üzerinden ; İkincil Hayat Açıklanabilir mi?
 
Sevgili arkadaşlar,

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Burada din ile bilimi evlendirmek gibi bir niyetim yok. Zira benim düşünceme göre bilim insanın insan olarak tarih sahnesindeki yerini aldıktan sonra bilme süreci ile başlamıştır.

Benim ön kabülüm Tanrıdır ve bu çoğunuzca malumdur. Tanrıyı her varlığın sebebi olarak görmek yerine varlığın var edeni olarak görmenin bilime ters geleceğini düşünmüyorum. Şöyleki: Bilim varlığın nasıl var oldu sorusunun cevabını büyük oranda verebiliyor. Yani varlığın oluşum sürecindeki sebepleri-öncülleri bize sunabiliyor. Ama bunun ötesine şu ana kadar geçmiş değil. Ama Tanrı için her varlığın ilk sebebi demenin bu bağlamda yanlış olacağını düşünmüyorum.

Şimdi yavaş yavaş konumuzu işlemeye başlayalım ve varlığı var eden en küçük parçaların tanımlarından ve özelliklerinden konumuzu genişletelim.

Atom: (Yunanca atomos, bölünemez anlamına gelir.) bir kimyasal elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçacığıdır. Gözle görülmesi imkânsız, çok küçük bir parçacıktır ve sadece taramalı tünel mikroskobu (atomik kuvvet mikroskobu) ile incelenebilir. Bir atomda, çekirdeği saran negatif yüklü bir elektron bulutu vardır. Çekirdek ise pozitif yüklü protonlar ve yüksüz nötronlardan oluşur. Atomdaki proton sayısı elektron sayısınına eşit olduğunda atom elektriksel olarak yüksüzdür. Elektron ve proton sayıları eşit değilse bu parçacık iyon olarak adlandırılır. İyonlar oldukça kararsız yapılardır ve yüksek enerjilerinden kurtulmak için ortamdaki başka iyon ve atomlarla etkileşime girerler.

Element Alm. Element (n), Urstoff (m), Fr. Elément (m), İng. Element. Kimyasal metodlarla daha basit maddelere ayrışması mümkün olmayan basit madde. Su bir element değildir. Fakat suyun elektrolizinden elde edilen hidrojen ve oksijen birer elementtir. Saf şeker bir element değildir. Çünkü şekerden karbon, hidrojen ve oksijen çıkarılabilir. Element, aynı cins ve kimya tepkimelerinde bölünmeyen en küçük parçaların yığınıdır. Bu parçalara atom denir.


Kimyasal Element doğal ve saf olarak tek atom içeren atom numarası, kütlesi ve kendine has özellikleri olan ve kendine ait çekirdeği ve elektron yörüngeleri bulunan maddelerdir. Ayrıca bu terim aynı proton sayılarına sahip özdeş atomlar için de kullanılır. Basit örnekler olarak; demir, bakır, gümüş, altın, hidrojen, karbon, azot ve oksijen verilebilir. Toplamda, 118 adet element bulunmuştur ayrıca 94 tanesi Dünya üzerinde doğal olarak bulunmaktadır. 80 adet element sabit izotopa sahiptir ki atom numarası 43 ve 61 (teknetyum ve prometyum) dışında atom numarası 1'den 82'ye kadar olan tüm atomlardır. Atom numarası 83 ve daha fazlası olan atomlar (bizmut ve fazlası) kesinlikle sabit değildirler ve radyoaktif özellikleri vardır.Atom numarası 83 ten 94 e kadar olanlar sabit değillerdir.Onlar asla doğada bulunmazlar.Ya güneş sistemi veya başka kısa ömürlü kızı izotoplar olarak uranyum ve toryum doğal çürüme yoluyla üretilen elemanları üretilen ilkel yıldız nükleosentez kalıntıları olarak kalan. Tüm kimyasal madde bu unsurdan oluşur. yüksek atom numarası yeni unsurlar zaman zaman, keşfedilen gibi yapay nükleer reaksiyon ürünleri.

Kısaca atom için elementin bütün özelliklerini taşıyan, bölünemez parçadır dememiz yanlış olmaz.


Gelelim işin yeniden yaratılış sürecindeki teolojik argümanlarına.

Ben aşağıya Muhammed İkbal’in bir makalesinden bir alıntı vermek istiyorum:

Şimdi buraya The Emergence of Life / Hayatın Doğuşu adlı kitaptan bir pasaj alıntılamak istiyorum.
Yazar kitabında yer alan “Uzaysız / Mekansız Gerçeklik” başlıklı bölümde cismani diriliş meselesini işliyor. Pasaj şöyle:
Birazdan alıntılayacağım pasajda dikkate değer olan nokta, sürgit daha bir derinleşen modern bilim ve felsefenin 18. Ve 19. Yüzyılların biliminin absürd ve hiçbir kıymeti harbiyesi yok diyerek reddettiği bazı dini inançları nasıl rasyonel temellerle izah edecek bir konuma geldiği meselesidir. Dahası, Müslüman okuyucu, cismani diriliş fikrini desteklemek amacıyla bu pasajda geliştirilen argümanın pratikte 13 asır önce Kuran tarafından ifade ve beyan edilen cismani diriliş inancıyla nasıl aynen örtüştüğünü görecektir:

“Teolojik öğretinin en muhteşem ve deyim yerindeyse en harikulade sırlarından, Aziz Pavlus tarafından ısrarla vurgulanan ve günümüzde bile çağımızın en parlak ve en başarılı bilim adamları tarafından muhkem bir şekilde inanılan bedenin yeniden dirilmesi gibi görünüşte gerçekten fantastik bir fikrin, bilimsel düşünen kafalar için meselenin mümkün ve rasyonel inançlar kümesinden bütünüyle reddedilemeyeceği anlaşılıyor. Uç bir örnekte yola çıkmak belki saçma görünebilir ama hendekteki bir patlama tarafından paramparça olan bir insanın bedenini oluşturan atomların, sadece mucize olarak görülmenin dışında, herhangi bir şekilde yeniden bir araya gelebilecekleri ihtimali konusunda, doğru ‘zaman ve ayarlama’ ile bu atomları harekete geçirerek bir kez daha kendi maddi çevresinin odası olarak işlev görmüş olan nomadların teker teker hepsine birden cevap vereceği artık ispatlanmıştı.” (Syed Abdul Vahid’in Thoughts and Reflections of Iqbal başlıklı kitabından s. 220-224 arası alıntı.)

Bunu dedikten sonra kuranın cismani diriliş hakkındaki argümanlarına bakalım:

VAKIA:

47. ve diyorlardı ki: "Ne Yani! Biz ölüp de toz ve kemik yığını haline geldikten sonra mı diriltileceğiz yeniden?

48. Ve eski atalarımız da mı?"

49. De ki: "Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de

50. [yalnızca Allah tarafından] bilinen bir Gün'ün belirlenmiş olan bir vaktinde bir araya getirilecekler:

KIYAMET:

1. KIYAMET Günü'nü tanıklığa çağırırım!



2. İnsan vicdanının kınayan sesini tanıklığa çağırırım!



3. İnsan, [onu tekrar diriltip] kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?

4. Hayır, kesinlikle! Onu parmak uçlarına kadar yeniden var etmeye kâdiriz!

5. Ama yine de insan, önüne serilmiş olan şeyi inkara kalkışır,
Bilindiği üzere dini terminolojide kıyam ayağa kalkma demektir.


Aşağıya alıntıladığım bir ileti üzerinden konumuzu toparlayıp bitirelim istiyorum:


Örneğin, şempanze vs insan aynı atadan gelirken, aslında aynı bölgelerde yaşamışlar. Birlikte evrimleşmişler. Bu iki türün ilk ayrılması 6 Milyon yıl kadar önce gerçekleşmiş olsada, 3-4 Milyon yıl kadar daha birbirlerine gen transfer etmişler. Büyük ihtimalle gerçekleşen kromozom kaynaması sonucu izolasyon iyice ortaya çıkmış ve son 3 Milyon yıldan bu yana insan daha ziyade kendi başına bir yol çizmiş. Kısaca, türden yeni bir tür ortaya çıkmış değil. Türlerden, türler ortaya çıkmış.. İnsan türleri bunun en güzel örneğidir. (Bu cümleyi başka bir internet platformunda bir ateist arkadaş yazmıştı.)

Bilim bunu kabul ediyor ama bilim şuna cevap veremiyor.

Bilinç dediğimiz, akıl dediğimiz, zeka dediğimiz kavrama yetisi ve doğayı soyutlama kabiliyeti insandan başka bir varlıkta gözlemlenemiyor. Bu bence dayatılan evrim kuramının açmazlarından biri olmaktan asla kurtulamayacaktır.

Mesela buna aşağıdaki ayet bir delil teşkil etmektedir.

1. İNSAN[ın tarih sahnesinde görünmesin]den önceki dönem, sonsuz bir zaman kesitinden ibaret [değil] midir; insanın henüz dikkate değer bir varlık olmadığı [bir zaman kesiti]?

Sonuç olarak benim için şunu söylemek hiçte zor olmayacaktır:

Bilimin her bulgusunun başımın üstünde yeri vardır. Bu benim Tanrıya olan inancıma zerre kadar sekte vurmamakla beraber Tanrının varlık sahnesindeki eylemlerini göstererek kendisine olan inancımı kat kat artırmaktadır. Bu nedenle buradan bilim/bilme adına yapılan her eyleme sonsuz saygımı ve bu eylemlerde bulunan kişilere en derin şükranlarımı sunmayı bir yükümlülük biliyorum.

Atom ve elementin tanımından yola çıkarak bunlar bölünemez şeyler olmakla beraber kesin ve değişmez tanımlı olgular olduğundan hareketle şunları söylemek mümkündür.
Bu bir araya gelen atomlar bölünemez ve değişmez özellikleri ile toprağı, taşı, bitkiyi, hayvanı ve insanı oluşturur. Yani bunların bir araya gelmesinden bir varlık ortaya çıkar. Bu varlıklar arasında varlığın içinde kendi farkındalığının farkında olarak karşımıza ise insan çıkar. Bunun içindirki yaptığı eylemler nedeni ile ister inançlı, ister inançsız bir toplumda bulunsun, kendi sosyal adaleti ve huzuru için varlığının farkına vararak kendine yüklediği bir takım ahlaki normlar ile hukuksal süreç başlatmış ve işletmiştir.

Bundan da öte, Tanrının sorumluluk yüklediği tek varlık olan insanın yeniden dirilmesi zorunluluğunu çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Bu nedenle bugün varlığın tanımını yapabiliyor iken ve varlığı meydana getiren özelliklerin tanımını da yapabiliyor iken, bunların başka şartlar ve koşullar altında yeniden bir araya gelemeyeceğini neye göre iddia edebiliriz ki?

Yani bu atomların yeniden bir araya gelerek başka kendini bilen bir varlık olamaması önündeki engel nedir?

İkincil hayat yok demek ne kadar mantıklı ise, var demekde o kadar mantıklı değil midir?

Selamlar…

YasasinBilim 19-03-2011 04:07

sayın Bergüzar;

işe, insanı bir hayvan olarak kabul ederek başladığımızda varacağımız sonuç farklı olacaktır.

ben insanın bir hayvan olduğuna inanıyorum. bir şempanzeyle aramızda çok az fark var. bir milyon yıl sonra şempanzelerin konuşamayacağını, medeniyet kuramayacağını kimse garanti edemez (insan faktörü ve dünyanın ömrünü gözardı edersek). hatta günümüzde bile gözle görülür biçimde evcil şempanzelerin büyük aşama kaydettiklerini gözlemleyebiliyoruz (bazı bilgisayar oyunlarında insanlardan çok çok başarılı olmaları gibi).

madem ki hayvanız; bir sirke sineği için olması gerekenler bizim için de geçerli olmalıdır.
bir sirke sineği yumurtadan çıkar, uçar beslenir, bir kaç gün sonra ölür. onun kalıntıları bitkilere gübre olur. o bitkilere yine sirke sinekleri konar. bu döngü devam eder.

şimdi kendimize soralım. bir sirke sineğinin tekrar dünyaya gelmesine ya da dinlerde bahsedilen cennet/cehennem gibi bir yerde tekrar yaşatılmasına gerek var mı?

bence yok. ikinci yaşam sadece temennidir. bu, insanın ölümü-yokoluşu, sevdiklerinden ayrılmayı kabullenememesidir. her kim çıkıp ta ölümden sonra bir yaşam vaadetmişse (peygamberler gibi) insanlara cazip gelmiştir.

7. yüzyılda ben çıkıp "ölümden sonra hayat yok. cennet falan yok." deseydim, insanlar bana inanmak yerine muhammede inanmayı tercih ederlerdi.

NOT: Buna rağmen; ruh çağırma, fal, büyü gibi olayları kabul ediyorum. tanık olduğum çok vaka var. bunların açıklaması da dinler değildir. çünkü ilkel Afrika kabilelerinde (Voodo kabilesi vs.) bile bu olaylar var. Bunlar, evrenin kendi kuralları ile izah edilebilecek metafizik olaylardır. Bilim ileride bunlara da açıklama getirir diye düşünüyorum. Yeter ki şu din kavanozundan çıkalım. Olayları kavanozun dışından görebilelim.

Sonuç: Cennet diye bir yer olamaz. Cehennem belki. Cennet sonsuz mutluluk ise bunu bazı uyuşturucularla dünyada da yapabilirsiniz. Ben cennete gitsem 3 gün sonra sıkılırım. herşeyin 4/4 lük olduğu Antalya otellerinde bile en fazla 1 ay kalabilirsiniz.
Ayrıca dünyadayken aynı adamı seven 2 kadın ve o adamın cennete gittiğini düşünün. Kimin isteği gerçekleşecek? aşk üçgeninden mutlaka biri zarar görecektir. cennet kavramının saçma olduğunu ispatlayacak yüzlerce örnek türetilebilir.



saygılar...

kasarsis 19-03-2011 05:13

insanın hayalleri, tasarımları, izlenimleri Alahaddin'in lambasını, denizkızını vb. imgeleri yaratabildiyse cenneti de yaratabilir...

allame 19-03-2011 23:27

Kati olan Ruhun varlığıdır.

Beden gelip geçicidir.

Anne karnındaki bebeğe 4. ayda ruh verilir, ve ölünceye kadr bedende kalır.

Öldükten sonra beden toprak olur. Topraktan geldi, ve toprağa döner.

Öldükten sonra Ruh Rabbine döner. Rabbinden geldi ve Rabbine döner.

Bedenin ölümünden sonra Ruhun nasıl bir akıbete sahip olacağı Rabbinin insiyatifindedir. Şuur ruhla birliktedir.

Bedenin ölümünden sonra beden ölüdür, boş bir çuval gibidir. Çürüyüp başka bir şeye de dönüşebilir, toprak da olabilir, bir çiçeğin yaprağı ya da bir böceğin kanadı da olabilir. Ruhu yoktur ve hiç bir değeri yoktur. Kitaptaki ayetler insanın konuyu daha kolay anlaması için kemik ve toprakla birlikte "örnekler" şeklinde aktarılmıştır.

Mutlaka öyle olacak denmez. Çünkü gerçekte o bedenin hiç bir kıymeti yoktur, şuur -Ruhla- birlikte olduğundan eski bedenin hiç bir önemi kalmamıştır. Ona ulaşmaya çalışana kadar ulaşılacak çok daha cazip şeyler etrafta bulunur.


edit: imla hataları

westergaard 20-03-2011 00:36

Berguzar herşeyden önce mantık silsilesi taşıyan bir yazı yazmayı öğren.. yazdıkların sadece bir çorba.. en sonda da bir sonuca varıyorsun ama hangi çıkarıma binaen bu sonuca vardın beli değil:

Alıntı:

Bundan da öte, Tanrının sorumluluk yüklediği tek varlık olan insanın yeniden dirilmesi zorunluluğunu çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Neyi nasıl "net" ortaya koydun ben anlamadım.. Sadece rasgele konuşup zırvalıyorsun.

Şunu anla ki eğer Allah varsa tabiki isterse bizleri tekrar diriltir. Bunun için atom vs tanımlarına bakmamız gerekmez. Kuran zaten bu basit argümanı ortaya koyuyor: "İlk yaratmayı yapan, diriltmeyi de yapamaz mı?" Ewet yapar. Allahın herşeye gücü yeter, gerekirse atomlarını toplar seni tekrar diriltir. Ama bu eğer Allah varsa ve insanları diriltmek gibi bir planı varsa olur.

Sen şimdi Allah'ın var olduğunu ve diriltmek gibi planı olduğunu ispat etmeden kalkıp hangi neye dayanarak "dirilme vardır" deyip duruyorsun? Allah'a inanmayan insanlara hangi dirilmeyi ispatlayacaksın?

berguzar 21-03-2011 16:06

Alıntı:

YasasinBilim´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 373166)
sayın Bergüzar;

işe, insanı bir hayvan olarak kabul ederek başladığımızda varacağımız sonuç farklı olacaktır.

ben insanın bir hayvan olduğuna inanıyorum. bir şempanzeyle aramızda çok az fark var. bir milyon yıl sonra şempanzelerin konuşamayacağını, medeniyet kuramayacağını kimse garanti edemez (insan faktörü ve dünyanın ömrünü gözardı edersek). hatta günümüzde bile gözle görülür biçimde evcil şempanzelerin büyük aşama kaydettiklerini gözlemleyebiliyoruz (bazı bilgisayar oyunlarında insanlardan çok çok başarılı olmaları gibi).

madem ki hayvanız; bir sirke sineği için olması gerekenler bizim için de geçerli olmalıdır.
bir sirke sineği yumurtadan çıkar, uçar beslenir, bir kaç gün sonra ölür. onun kalıntıları bitkilere gübre olur. o bitkilere yine sirke sinekleri konar. bu döngü devam eder.

şimdi kendimize soralım. bir sirke sineğinin tekrar dünyaya gelmesine ya da dinlerde bahsedilen cennet/cehennem gibi bir yerde tekrar yaşatılmasına gerek var mı?

bence yok. ikinci yaşam sadece temennidir. bu, insanın ölümü-yokoluşu, sevdiklerinden ayrılmayı kabullenememesidir. her kim çıkıp ta ölümden sonra bir yaşam vaadetmişse (peygamberler gibi) insanlara cazip gelmiştir.

7. yüzyılda ben çıkıp "ölümden sonra hayat yok. cennet falan yok." deseydim, insanlar bana inanmak yerine muhammede inanmayı tercih ederlerdi.

NOT: Buna rağmen; ruh çağırma, fal, büyü gibi olayları kabul ediyorum. tanık olduğum çok vaka var. bunların açıklaması da dinler değildir. çünkü ilkel Afrika kabilelerinde (Voodo kabilesi vs.) bile bu olaylar var. Bunlar, evrenin kendi kuralları ile izah edilebilecek metafizik olaylardır. Bilim ileride bunlara da açıklama getirir diye düşünüyorum. Yeter ki şu din kavanozundan çıkalım. Olayları kavanozun dışından görebilelim.

Sonuç: Cennet diye bir yer olamaz. Cehennem belki. Cennet sonsuz mutluluk ise bunu bazı uyuşturucularla dünyada da yapabilirsiniz. Ben cennete gitsem 3 gün sonra sıkılırım. herşeyin 4/4 lük olduğu Antalya otellerinde bile en fazla 1 ay kalabilirsiniz.
Ayrıca dünyadayken aynı adamı seven 2 kadın ve o adamın cennete gittiğini düşünün. Kimin isteği gerçekleşecek? aşk üçgeninden mutlaka biri zarar görecektir. cennet kavramının saçma olduğunu ispatlayacak yüzlerce örnek türetilebilir.



saygılar...

Sevgili yasasınbilim,

Eğer evrendeki yada bizim dünyamızdaki canlıları ikiye ayıracak olursak, yani bitkiler ve diğerleri olarak burada hayvanlar dediğimiz gruba hadi dahil olabiliriz diyeyim. Ama insanın akıl ile verilen seçim yapabilme özelliği yani özgür irade sizi diğer canlılardan ayıran en belirğin özelliktir. Bu nedenle insanı da sıradan bir hayvan olarak kabul etmem mümkün değil.

Siz hiç sirke sineklerinin topluca-organize bir şekilde başka canlılara haksız yere bir eylem yaptığını gördünüzmü. Yada bir hayvanın (hangisi olursa olsun) karnını doyurmak yada canını kurtarmak dışında başka bir canlıya zarar verdiğini gördünüzmü? Yada fillerin topluca Libya'ya saldırdığına şahit oldunuz mu? Olamazsınız.

Görüldüğü üzere insanda bir hayvandır ve diğerleri ile aynıdır demek ile gerçek aynı şeyler değilmiş. Bundan dolayı insanın özgür iradesi sonucu yaptığı seçimlerden dolayı sonraki hayatında nihai bir karşılık olarak ahiret çıkıyor karşısına. Ben şahsen ahirete inanmakla beraber, kesinlikle olmalı ve olacaktır diyenlerdenim.

Ve gelelim son paragrafınıza.

Cehennem belki demişsiniz. O oranda da cennet için aynısını demek zorundaydınız ama dememişsiniz. Sıraladığınız sebepler ise çok geçersiz.

Kuranda derki cehennemi işaret etmek için. "Onları yakacağız, derilerini yenileyip yeniden yakacağız". Buna benzer hitaplar var yani. Yani deniyorki, oradaki algı ve yapı o kadar farklı olacakki, birşeyler yok olsa bile acı çekmeleri için o yok olan uzuvlarını yeniden yaratıp yeniden cezalandıracağız. Ve eminim siz bu minval üzere cehenneme belki dediniz.
İyide işte o zaman aynısı cennet içinde geçerli. Sizin hiç sıkılmayacağınız, hiç bunalmayacağınız bir şekilde var edilip cennette ödül olarak hak ettiğiniz karşılığı bulacağınız işaret ediliyor. Dolayısı ile cehennem için yaratılış ile cennet için yaratılış teknik olarak aynı gibi duruyor.

Selamlar...

Alıntı:

westergaard´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 373325)
Berguzar herşeyden önce mantık silsilesi taşıyan bir yazı yazmayı öğren.. yazdıkların sadece bir çorba.. en sonda da bir sonuca varıyorsun ama hangi çıkarıma binaen bu sonuca vardın beli değil:



Neyi nasıl "net" ortaya koydun ben anlamadım.. Sadece rasgele konuşup zırvalıyorsun.

Şunu anla ki eğer Allah varsa tabiki isterse bizleri tekrar diriltir. Bunun için atom vs tanımlarına bakmamız gerekmez. Kuran zaten bu basit argümanı ortaya koyuyor: "İlk yaratmayı yapan, diriltmeyi de yapamaz mı?" Ewet yapar. Allahın herşeye gücü yeter, gerekirse atomlarını toplar seni tekrar diriltir. Ama bu eğer Allah varsa ve insanları diriltmek gibi bir planı varsa olur.

Sen şimdi Allah'ın var olduğunu ve diriltmek gibi planı olduğunu ispat etmeden kalkıp hangi neye dayanarak "dirilme vardır" deyip duruyorsun? Allah'a inanmayan insanlara hangi dirilmeyi ispatlayacaksın?

Emriniz olur paşam!!! Nasıl bir kanıt istiyorsunuz. Getirip Allahı gözünüze soksam inanır mısınız? Yoksa Allah insanların gözle görülebileceği bir varlık ise ben onun Tanrılığından şüphe ederim diye yine bir inkara mı girersiniz?

Tanrı sizin istediğiniz anlamda kanıtlanabilesi bir varlık olsa idi o zaman her tür fizik yasasının içine dahil olmak zorunda olurdu. Ama tüm fizik yasaların sahibi ve var edeni o ise, O o yasaların dışında yani metafizik olmak durumundadır. Bu kadarcık basit bir mantıki çıkarımı beceremeyip karşı tarafa şusun-busun demek kolaycılıktır.

Ve ayrıca üslubunuz bu tarzda olacaksa lütfen bana yazmayın. Çünkü aynı şekilde yazarsanız sizinle 2. kez muhatap olabileceğimi sanmıyorum.

ulpian 21-03-2011 16:20

sayın berguzar,

lütfen kızmayın, ama westergaard'a hak vermemek mümkün değil.

Allah varsa, elbette dilerse ölüleri tekrar diriltebilir. Öyleyse Allah'ın varlığı konusunda ikna edici argümanlar sunmanız gerekir bu konuyla ilgili olarak. Oysa siz ''atom'', ''kimayasal element'' vs. gibi konuyla hiç ilgisi olmayan mevzulara girmiş, sanki bilimsel birşeyler söylüyormuş gibi yapmış, ölüm sonrası hayat tezinizi destekleyecek hiçbir gerekçe sunmadan ''net olarak'' ortaya koyduğunuzu iddia etmişsiniz... Başlığın tezi ile sunulan gerekçeler arasında hiçbir bağlantı yok...

berguzar 21-03-2011 16:30

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 373691)
sayın berguzar,

lütfen kızmayın, ama westergaard'a hak vermemek mümkün değil.

Allah varsa, elbette dilerse ölüleri tekrar diriltebilir. Öyleyse Allah'ın varlığı konusunda ikna edici argümanlar sunmanız gerekir bu konuyla ilgili olarak. Oysa siz ''atom'', ''kimayasal element'' vs. gibi konuyla hiç ilgisi olmayan mevzulara girmiş, sanki bilimsel birşeyler söylüyormuş gibi yapmış, ölüm sonrası hayat tezinizi destekleyecek hiçbir gerekçe sunmadan ''net olarak'' ortaya koyduğunuzu iddia etmişsiniz... Başlığın tezi ile sunulan gerekçeler arasında hiçbir bağlantı yok...

Sevgili ulpian,

Benim kızma noktam sadece üslup. Elbet burası ağırlık olarak dinlerden özgür bir forum ve nerede yazdığımı çok iyi biliyorum. Bu yüzden bu noktayı belirtmek istedim.

Ama zaten argümanlar yeteri kadar sıralanmış. Yinelemek durumunda kalıyorum ama her şeyin sebep-sonuç döngüsünde işlediği bir evrende, evrenin ve canlılığın bilimin geldiği yada gelebildiği nokta insanı doyurur cinsten değil. Sonuçta şu bir gerçekki insan düşünebildiğinden beri o soruları sorar durur:
Niye varım?
Burada olmamın bir amacı var mı?

Yani kısaca bilim bize var olan evrendeki bilgiyi açığa çıkarıyor. İşte burada inanç devreye giriyor. İnanırlar bunları bir yapıp eden üstün bir güç-zeka var diyor. Bilim ise henüz bazı soruların cevabını bilmiyoruz diyor. Bilmiyoruz demek ne kadar art niyetsiz ve salt bir düşünce ise, bunları bir yapıp eden var demekte o kadar art niyetsiz salt bir düşüncedir.

Elbet sonuçta iş inanca varıyor.

Bir yapıp eden var demek inanç ise.

Bir yapıp eden yok demekte aynı oranda inançtır.

Yinelemek durumda kalıyorum ama. Yemek yersen bunun işe yaramaz kısmını çıkarmak zorundasın. Acıkınca da yemek yemek zorundasın. Herşey belirli kurallara bağlanmış bir döngü içinde. Ve evrende fizik yasalar hakim ise bu yasaları bir koyan niye olmasın?

Başlık konusunda ise sunulan argümanlar, direk maddeyi var eden atomlar üzerinden işlenmiştir. Hepimiz maddeyiz ve atomlardan oluşuyoruz. Ve her canlı öldükten sonra atomları bir şekilde dünya dışına çıkmıyor, yine bu dünyada kalıyor. Ve yine belli kurallar dahilinde bu atomlar gerekli şartlar oluştuğunda neden yeniden bir canlı meydana getiremesin ki?

Selamlar...

ulpian 21-03-2011 16:50

sevgili berguzar,

evrene, varlığa bir anlam katma arayışlarınızı anlayabildiğimi sanıyorum. Fakat vardığınız sonuçları makul bulamıyorum. Açıklamaya çalışayım:


Alıntı:

berguzar´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 373695)

Bilim ise henüz bazı soruların cevabını bilmiyoruz diyor. Bilmiyoruz demek ne kadar art niyetsiz ve salt bir düşünce ise, bunları bir yapıp eden var demekte o kadar art niyetsiz salt bir düşüncedir.

Elbet sonuçta iş inanca varıyor.

Bir yapıp eden var demek inanç ise.

Bir yapıp eden yok demekte aynı oranda inançtır.


Burada yanılıyorsunuz. Zaten ateistlerin büyük çoğunluğu (sadece bu forumda değil, mesela bugün 'ateizm' deyince dünyada akla gelen ilk isimler de dahil) ''negatif ateizm'' dediğimiz bir tutuma sahipler. Yani ''Evreni vareden doğaüstü ve bilinç sahibi bir güç kesinlikle ve asla yoktur'' tezine sahip değiller zaten. Bu tezi savunanlar için 'inanç sahibi' diyebilirsiniz. Fakat ateistlerin büyük çoğunluğu zaten bunu değil, şunu diyorlar: ''Herhangi bir şeyin varlığını kabul etmem, 'var' diyebilmem için, o şeyin varlığına dair yeterli delil, gerekçe, argüman görebiliyor olmalıyım. Aksi halde kabul etmem''.

Bu tutuma bir 'inançtır' diyemezsiniz. Pul toplamak bir hobidir, fakat pul toplamamak aynı şekilde bir hobi değildir.

Bilemediğimiz konularda biliyormuş gibi yapıp, ''vardır'' gibi kati hükümler vermektense, ''bilemiyoruz, fakat varlığı hakkında yeterli delil, argüman göremediğim şeylerin de varlığını kabul etmem'' demek entelektüel açıdan daha samimidir.

Tabii eğer birşeyi, bizi mutlu ettiği, rahatlattığı, huzur verdiği için değil de, o şeyin gerekçeleri aklen bizi tatmin ve ikna ettiği için kabul edeceksek. Akli tatmin ve ikna kısmını pek de önemsemeyip, ''huzur'' üzerinden gideceksek herşeye inanabiliriz.



Alıntı:

berguzar´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 373695)
ama her şeyin sebep-sonuç döngüsünde işlediği bir evrende, evrenin ve canlılığın bilimin geldiği yada gelebildiği nokta insanı doyurur cinsten değil. Sonuçta şu bir gerçekki insan düşünebildiğinden beri o soruları sorar durur:
Niye varım?
Burada olmamın bir amacı var mı?

Bu sözlerinize daha önce >yine sizin bir başlığınızda< yanıt vermeye çalışmıştım:
  • Sorduğunuz soru: ''Evren (tanrı olmadan) nasıl oluşmuş olabilir ki?'' değil de, ''Evren niye var?''. Yani varlığın anlamı nedir?... Sırf bu soruyu sorabiliyoruz diye, pozitif bir yanıtın olması şart mı? Belki de yoktur bir anlamı. Belki de vardır, ama bilemiyoruz.

    Hem evrenin/varlığın doğaüstü bir anlamının olması için Tanrı da şart değil ki. Örneğin budizm de evrenin ve insanın varlığına doğaüstü anlamlar veriyor, fakat bir yaratıcı Tanrı yok budizmde. Zaten tarih boyunca nice farklı kültürlerce nice farklı, apayrı doğaüstü 'anlamlandırma'larda bulunmuş insan türü. Bunların hepsinin yanlış ve sadece x dinin iddia ettiği anlamın doğru olduğunu nereden bileceğiz? Tibet'te doğmuş ve iyi bir budist olarak yetiştirilmiş olsaydınız da, belli bir yaşa gelince ''yok yok, İslam'ın sunduğu anlam daha makul'' deyip, müslüman mı olacaktınız?

    İnsan'ı eşrefi mahlukat olarak tasarlayan ve herşeyi insan için yaratan bir tanrının, mesela önce dinozorlar yaratmış, çok uzun bir zaman gezegende dinozorlar yaşadıktan sonra onları yok etmiş, sonra yine milyonlarca yıl sonra insanı yaratmış olması çok mu makul gerçekten de? Veya tanrının (Kuran'ın ifadesiyle) ilk insandan itibaren her kavme kendi içinden, kendi dilinden bir elçi seçip göndermiş olması, ama 6. yüzyıla gelince birden bire ''bundan sonra başka elçi yok, bundan sonra kıyamete kadar yaşayacak her insan, her millet, her medeniyet 6. yüzyılda Arap Yarımadasından seçtiğim elçinin öğretisine uyacak, yoksa cezalandırırım'' demesi, evrene çok mu makul bir anlam katıyor?



    ''Tanrı var ve x dininin vaaz ettiği gibi evreni şu amaçla yaratmış, varlığımızın anlamı işte budur'' deyince, sorunu çözmüş olmuyorsunuz ki hem. Sadece aynı sorunu bir yüksek basamağa taşımış oluyorsunuz. ''Tanrı niye var, onun varlığının anlamı nedir?'' sorusuna aklı tatmin edici, nihai bir yanıt veremeyip, bu sorunun insan aklının sınırlarını aştığını söyleyeceksek, aynı şeyi niye evrenin kendisi için söylemeyelim.

    Belki ezeli ve ebedi Yaratıcı vardır ve evreni belli bir amaçla yaratmıştır. Belki de öylesine yaratmıştır. Belki bir yaratıcı vardır, ama ezeli değildir, onu da bir yaratan vardır. Belki ezelidir, ama ebedi değildir. Belki birden çok tanrı vardır. Belki de yaratıcı bir tanrı yoktur, ama yine de evrenin doğaüstü bir anlamı vardır. Belki de doğaüstü hiçbirşey yoktur, evrenin maddenin ötesinde bir anlamı da yoktur ve kendi yaşamımıza hangi anlamı vereceğimiz tamamen bize bağlıdır. Tüm bunları, matematiksel bir kesinlikle ne ispatlayabiliriz, ne de yanlışlayabiliriz. Öyleyse akla en yatkını, en az varsayımı yapan alternatif olsa gerek (bkz. ockham'ın usturası).

westergaard 21-03-2011 18:20

Alıntı:

berguzar´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 373695)
Başlık konusunda ise sunulan argümanlar, direk maddeyi var eden atomlar üzerinden işlenmiştir. Hepimiz maddeyiz ve atomlardan oluşuyoruz. Ve her canlı öldükten sonra atomları bir şekilde dünya dışına çıkmıyor, yine bu dünyada kalıyor. Ve yine belli kurallar dahilinde bu atomlar gerekli şartlar oluştuğunda neden yeniden bir canlı meydana getiremesin ki?

Allah istese atomsuz da bizi diriltir. Atomla matomla falan sadece kendi kafanı karıştırıyorsun.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:05 .