![]() |
Ünlü filozoflar Hume, Voltaire ve Kant mutlak ateist mi?
Ben bu koyu skeptical filozofları ateist sanırdım. oysa, bu ünlü filozoflar bile, ego ve benliklerini bir tarafa koyup, dürüstçe,evrendeki kusursuzlukla, Tanrı'nın varlığına dikkat çekmişler;
"David Hume, dini ve mûcize gibi kavramları şiddetle eleştirmesine rağmen mutlak ateizme inanmamıştır: "Evrendeki gaye ve düzen en dikkatsiz ve en geri zekâlı bir insanın dahi her yerde dikkatini çekecek açıklıktadır... Bütün ilimler bizi farkına varmadan ilk yaratıcının varlığını kabule götürmektedir"(Gilson, Etienne Ateizmin Çıkmazı, çev. Veysel Uysal, İstanbul 1991. ) "Voltaire de yazmış olduğu felsefe sözlüğünün ateizm maddesinde, Sokrat ve İtalyan filozofu Vanini (1583-1619) gibi düşünürlerin bu konuda asılsız ithamlarla haksızlığa uğratılarak öldürülmelerini kınamış, mutlak ateizme ise ihtimal vermemiştir. Voltaire ateizmi din adamlarının taassubuna ve Tanrı'yı kötü göstermelerine bağlayarakinsan zihninde yaratıcı bir üstün varlık fikrinin daima yer aldığını belirtmiştir." (Goudge, T. A. "Charles Robert Darwin”, The Encyclopedia of Philosophy, ed. Paul Edwards, London 1972. ) Hume, Voltaire ve Kant gibi filozoflar sonuç itibariyle mutlak ateizme imkân tanımayıp, bir şekilde Tanrı’nın varlığına işaret ediyorlarsa, onlardan daha sistemli olmayan ve ortaya ciddi düşünce koymayan bir kısım ateistlerin tekrar düşüncelerini gözden geçirmeleri ve daha ihtiyatlı davranmaları gerekmektedir ." -Kant’ta ve Çağdaş İngiliz Felsefesinde Tanrı-Ahlâk İlişkisi, Ankara 1991. "The order of the universe proves an omnipotent mind. " (Treatise, 633n) "Wherever I see order, I infer from experience that there, there hath been Design and Contrivance . . . the same principle obliges me to infer an infinitely perfect Architect from the Infinite Art and Contrivance which is displayed in the whole fabric of the universe." (Letters, 25-26) http://ic.net/~erasmus/RAZ515.HTM |
Re: ünlü filozoflar Hume, Voltaire ve Kant mutlak ateist mi
sevgili liquıd
Tanrı'nın olmasını. bilimin,filozofların herkesin bunu kabul etmesini ne kadar yürekten istediğini çabalarından görebiliyorum.ama inan ateist'im diyen insanlarda bunu senin kadar istiyor.İnşallah(!) vardır ve bizler yanılıyoruzdur.sizler o'nun lütfettiği Cennet'lere bizlerde bizler için yarattığı( burası biraz karışık cehennem'imi bizim için,bizimi cehennem için *yarattığı konusunu pek aydınlatamamış) cehenneme gideriz ve binlerce yıldır din uğruna akan kanlar boşuna akmamış( nasıl olacaksa ) deriz. ama şunada inan birgün bir tanrının varlığı ispatlanırsa O tanrı bu dinlerin tanrısı olmayacaktır.Hayal kırıklığına uğrama sakın! Sevgilerimle |
Re: ünlü filozoflar Hume, Voltaire ve Kant mutlak ateist mi
abi bir yığın saçmalık ne desen boş birisi benu mustalıka cvp wermedikten sora hiçbi geçerliliği yok bu din işlerinin
fani işler bunlar :D |
Re: ünlü filozoflar Hume, Voltaire ve Kant mutlak ateist mi
cevat abi *venseramos
* Abi benu mustalik olayını takma bu kadar ! bak onlar takıyomu,yokmuş gibi davran ne bileyim iyi taraflarından bak,o konuda bile özgürlük verilmiş ne kadar özgürlükçü bi yaklaşım falan de,! sıkma kendini bu kadar abi telef olucan valla ya! |
hayır, üçü de ateist değildir, gerçi anti-dindir hepsi ama ateist değildirler... zaten 17/18. yüzyıl felsefesinden fazla ateist çıkmaz, ki deizmin de bu çağda popüler hale geldiğini söyleyebiliriz. d'Holbach ve Diderot var ateist olan, bikaç tane daha vardır belki..
|
Platon, Spinoza ve Descartes'i de ekleyebilirdiniz. Ancak Spinoza'nın Tanrı anlayışı yada kavramı çok değişik.
|
Kavram olarak Tanrı denilenle değil de, Varlık/Varoluş (Varoluş-um) denenle ve felsefece Ontoloji denilenle ilgilenmek arasındaki fark -ı almak ve konumlamak gerekiyor..
Ortak bir Varoluşu (Varoluş/Olmak sorununu ele) almakla ben kavramını (benim sorunlarım kavramını) ya da Tanrı kavramını ele almak (kullanmak) arasında da bir fark var. Kişi Ben kavramına ve Tanrı kavramına nasıl temas ediyor? Bu teoloji ve felsefe/filozofi ayrımına dair net /yakın bir tablo çizer mi bilmiyorum. Ben denenin (özgü-r-lük) sorunlarıyla/çözümleriyle -direkt- ilgilenmekte biraz (belki) teolojiktir... Peki ben denenin özel/öznel sorunlarıyla bunu genele yaymaksızın ve onun merkez dairesini biraz olsun genişletmeksizin ilgilenmek diyelim.. Düşünce de ben-merkeze ya da sorun merkeze Tanrı koymak koymamak gibi bir fark var, ayırt var. Kimi Toplum koyuyor, kimi İnsan koyuyor buraya merkeze, kimi de Evren ..Sorun/çözüm yaşam mı Tanrı mı? Neye göre yaşanacak sorusunun cevabı? mı umuluyor? Açıkça komut ve yönerge/yönlendirme bekliyor ve umuyorlar.... Bir icazet bekliyor. Bir doğrulama bekliyor. Yaşamak için icazet bekliyor, neler yaşanacağını ve yapılacağını bilmek, doğrulamak, öğrenmek istiyor ve bekliyor. Doğal yaşamın ve uyumun bozulması denilenle ilgilidir. Aslında sahibinin onayını almadan yaşayamıyor, onu ya da bunu seçemiyor ve yapamıyor-ikileme kalıyor.. Özgürlük yoksunluğu işaretliyor.. Bu durumda (kimilerine) filozof demek hafif kalır Varoluşun, varoluşumuzun sahipleri (ortak haksahipleri) gibi düşünmeliyiz. Belki burada biraz felsefe/filozofi başlayabilir. Bir üst varlığın denetimi, kontrolü, himayesi-hegemonyası ve egemenliği, emri buyurganlığı düşünmek ya da böyle bir ikileme çanak tutmakla açık dürüst objektif sorgu ve çözümleme arasında dağlar kadar fark var. Evrensel açık bir düzenle, oluşa bağlı yasalar düşünmek yerine mutlakiyetçi bir ayrıma girmek-girmemek farkı var. Sentezlenen ney? Evrenin ya da onun yasalarının herkese eşit mesafe de durması gibi bir ayrım belki. Varoluş bir ortaklıktır. Herkes birbirine ya da aynı oluşa (evrensel bir oluşa ve yasaya) dair demekle herkes evrensel bir iç-dış güce dair demek farklı. Felsefe teoloji ayrımına dair bir şey soruyorsak Felsefe demek başka teoloji demek başka.. B_ilgi üretiyor mu? Bilgi aramakla ilgi aramak/üretmek arasındaki fark...Biri daha ziyade kişisel bir ilgiyi üretiyor ya da pasif olarak kendiyle ilgileniyor.. Bu ateizm kavramında yığınlanan endişe ve anlam yükü de biraz çözüm/çözümlenmeyi bekliyor tabi |
Sanıyorum ve öyle anlıyorum ki;
Kozmolojik yapılandırma da bir ilk varlık (tek varlıktan) dağılan/başlayan varlık ve çoğulluk (varlık çokluğu) (varlık merkezi ve merkez varlığı vb.) düşünmek ve sonra bunu yalıtmak ve varlıktan ayırmak/koparmak oldukça teolojiktir ya da monoteistik karakterdedir. Anladığım kadarıyla; Tanrı kavramı taşların genel adının taş (tekbir ad ve taş-taş genel adı) ve renklerin genel adının renk olması gibi bir düzlemde ve anlayışta kabul edilebilir.. Yani Varlıklar genel adı-üst adı Tanrı kavramına çekildiğinde Tanrı bir ölçü de gerçeklenebilir Anladığım o ki en basit örnekte; Başlangıçta tek taş vardı ve diğer tüm taşlar ondan oluştuya da başlangıçta renk vardı sonra diğer renkler oluştu ya da bu renk o renkleri oluşturdu tanımlamasıyla değil. Örneğin bilinç ya da üst benlik gibi kavramlar yapılandırıyoruz. Burada bu düzlem bir üst, bir önce ya da ilk olarak yapılanmadığında belki kabul görebilir.. Örneğin suyun (enerjinin ve maddenin) sıvı katı gaz hali diyoruz. Varlığın Tanrı hali gibi bir belirtme de belki ancak Tanrı ortaya konabilir sanırım. Diğeri monoteizm olacaktır.. Tüm herşeyin kendilik (kendi/kendinden) ya da varlık (varlıktan) oluşu aynı şey ise tüm herşeyin Tanrıdan oluşu ve Tanrı oluşu gibi bir şeyden belki sözedebilirdik... Bir varlığı ilk, baş ya da ön varlık olarak soyutlanmadığımız sürece (ki başlangıçsız oluş, öncesiz oluş-merkezsiz oluş imleyerek) Tanrıyı ya da varsa yaratmayı/üretmeyi bundan ve süreçten aslında tüm olan bitenden bölmediğimiz ve dışlamadığımız sürece bir Tanrı imleyebiliriz... Burada Tanrı/Tanrılık varlığa ilişkin bir karakter/nitelik oluverir Dahası herhangi (varlıkiçi) varlığın da özelde (belirli koşullarda) gerçeklik ve evren t-üretip t-üretemeyeceğine dair bir sorgu da sanırım buna eşlik etmelidir.. Yani sonuçta bu Tanrı ya da Tanrılık hakkı ve durumu/kurumu tüm varlığa (eşit-özdeş) verilmeli ,bir ilk varlığa ya da baş varlığa ya da tek varlığa ya da belirsiz önce varlığına değil.. İlk özne ya da ilk varlık aramanın/yapılandırmanın herhangi bir sayısal çoklukta ilk kavramını soyutlamaktan/somutlamaktan farkı olacağını sanmıyorum. İlk bir çokluk kümesinin (birinci) elemanıdır. Küme tek elemanlı değil Bunu yukarıdaki bir alıntıya ilişkin sözettim. İlk renk nedir? İlk şey ve ilk tanrı belirtmeleri ya ikinci şey ve ikinci tanrı belirtmeleri ya da o ilk şeyin ve tanrının biçimleri gibi belirtmelere sanırım gebe olmalı.. |
Böyle bir yorum yazmak istememekle ve bu yorumu yazma konusunda çekimser olmakla birlikte;
Bu söylediklerim alegori vb. yolla dediğini aktarabilmek için kurgulanmış olacak. yani içerik tam olarak bağdaşmayabilir, bilişsel hatalar olabilir, içerebilir. Sonuç olarak bir kavram vermek ya da kendince bir çıktı üretmek üzerine.. deneysel bir yorum olacak-iki yorum gibi... Pek çok durumda; bilimsel sorgulama ve bilimsel şüphecilik sonucu (Minions'un yeni sahip arayışı ve kipi gibi) 'Teoloji'nin taban aldığı 'Tanrı' kavramı ya da teolojik tabanın kullandığı Tanrı kavramının yerini 'Madde', 'Evren' gibi kavramların aldığı ve teolojik ya da monoteistik olarak sözedilen tabanın aslında yenilenmediğini ve bırakılmadığını ve zihinsel düzeyde gerçekten temizlenmediğini ve ayıklanmadığını yeni bilgi yapılandırılmadığını ve ileri gidilemediğini söylemek bilmiyorum ne kadar doğru ya da ne kadar cazip olur. Kişi dışında bir güç arıyor ve belki de maddeyi ya da varlık ya da Evreni dışallaştırıyor/olgulaştırıyor. Burada bir bütüncülük belki kuramıyor. Küre üzerinde yaşama örneğini veriyoruz. Bu keşif yeni. ve eskiden yer dipti ve yere bitişikti-sonsuz bir yere bitişikti. Bir çok kurumsal felsefe algısı içinde böyle ..ve belki de bu kurumsal tabanı yineliyorlardır... Örneğin bir kürenin içinde değiliz ve küre tarafından sarılmıyor ve kuşatılmıyoruz. Boşluk bizi kuşatırken okyanus tarafından kuşatılan balık kadar içerdelik duymuyor olabiliriz. Bunu anlatayı deneyeceğim... Aidiyetlik duygumuz belki de eksik ve kopuk. Fromm'un Kendini Savunan insanda bahsettiği gibi bu küre üzerine fırlatılmış-düşürülmüş ya da hatta dışardan getirilmiş konulmuş hissediyoruz. Bir yanımız tanrısal ve göklere ait bir yanımız hayvansal ve yerlere ait hissediyor. Yeryüzündeki hayvan türleri nerdeyse bağdaşmıyoruz ve özdeşmiyoruz. Aksi örnekler de var . Bilimsel kuramlar yapılandırdık ancak ayaklarının yere basması konusunda herkes ya da çoğunluk ne yazık ki hemfikir olamadı. Bu kuramları dinden bir kaçış olarak sahipleniyoruz evet. Yukarıdaki Küre örneğini Varlığın üzerinde ve dışında/üstünde yaşamak kipine genişletelim. Alt tabanla aynı özdeşlik kurmuyoruz. Evren bizi içien alan/katan ve içidne tutan-bulunduran bir şey oysa bu dünyanın üzerinde olma örneği gibi Evren taban olduğunda yine onun dışında ve üstünde olmak gibi bir aidiyet duygumuz var. Bu tabandan sıyrılamıyoruz Ben varlık yokluk imlememizin bile alt üst yapılandırmasına ve zeminine oturacağını düşünüyorum. Düz bir çizgi çekiyoruz ve bölüyoruz alt taban varlık-doluluk ve üst taban boşluk-bilinmeyen. Düzlemsel bir bakışta-karşıdan bakışta, boşluğu bir çizgi ile kestiğimizde ve boşluğa bir çizgi çektiğimizde oluşturduğumuz bu doğrunun altını dip ve alt sayalım. Bir kağıdın üstündeki gibi Bunun bize doğru alan derinliği ya da ileriye ve geriye doğru uzamı ve alan derinliği gibi bir kavrama girdiğimizde? Yukarıda anlatmak istediğim buydu. Bir küre yüzeyi bir küre yüzeyi olarak düşünülebilir ve bölünemez tüm yönleriyle ve tüm küreyle birlikte .Burada alınabilecek tek kavram ya da en düşük kavram bir düzlem vb. olmalıdır, olabilir ancak düzlem denen de aslında tüm kürenin tüm yüzeyini geri verdi-kesilmiyor...gerçek bir düzlem Boşluğun doluluk ya da madde olması ve evrene dair olması yeni yeni anlaşılıyor ve kavramsallaşıyor. Bilimsel akışla zihinsel akış bilmiyorum birbirini izliyor mu? Bir taban algımız var zemin algımız var. ve zeminin üzerindeyiz. Alt dediğimiz zemin varlık üst dediğimiz boşluk bir tür yokluk hiçlik çağrıştırıyor. Üç boyutlu bir küreyi alan derinliğinde düşündüğümüz de bile o alan derinliğini yanlış yapılandırıyoruz, küreyi çoğu zaman dairemsi olarak yapılandırıyoruz Bir an için; Küçük Prens örneği gibi bir top vb. üzerinden durup bunu dünya ile özdeştirip öne arakaya ve sağa sola tam üç boyutlu alan derinliği içeren küreler yerleştirmeyi öneriyorum Küre içeren merkez tabandan dışarıya bakmak-küreye dışarıdan değil. Ben ve ayağımın altında küre var yer de bir dip yok... Boşlukta iki ayrı küre üzerinde duran iki benin bir birbirine bakması-düzlemselleştirmeden... Aya gitmiş bir astronot olsaydım ,Aydaki kendime ve dünyadaki kendime iki ayrı zamandan baktığımı düşünebilirim... Yer fikri oldukça düzlemseldir-bu düzlemleme de oldukça 2B ya da sonsuzsaldır. Uzayın içinde küreden küreye atlayabilirdik sanırım... Aşağıdaki boşlukta da sadece küreler var ve bunun yan denilen yönden hiç bir farkı yok.... İşin ilginci bunların konuyla ne ilgisi var denilebilir-Umarım bir gün ilgisinde ya da ne ilgisin de ya da ne ilgisi var da buluşuruz.. Küreden düşüyorum aşağılar dolu ve bir anda bir an da aşağı yan oluveriyor örneğin... Bir kürenin etrafında dikey dönüş dikey tur öneriyorum. Dünyaya karşıdan bakan uzak ay gibi bir noktadan dairesel eliptik ama dikey bir hızlı tur öneriyorum.. yukarıdaa aşağıya yapılan bir tur -alan derinliğini ,alan derinliği hissinizi ölçün bakın... ve ikinci önerme de bu tur sırasında karşıda bakılan tüm boşluk noktalarında uzay derinliği sağlama-görme uygulaması öneriyorum Dikey turdaki alan derinliğinin nasıl olduğundan bahseder misin? Küreyi altına ya da arkana alarak tam bir dikey tur Turunuzun yaptığı çemberle birlikte (dünyanın üstünde ya da karşısında durarak) dünyayı iki eşit yarım küreye bölerek ve onları sağa sola ayırarak (aşağıya ya da karşıya doğru) oluşan boşluktan sonsuz uzaya bakmayı dener misiniz? Böldüğünüz boşluğun tam karşı tarafına geçip bu tarafa bakar mısınız? Dünyayı ön-yukarı da düşünmek ve dünyanın altından/aşağısından bakmak gibi bir fikirle birlikte Peki soru şu: Uzayda dünyaya bakarken dünyanın altında/aşağısında hissedebilir miyiz? Peki bize göre dünyanın (yaklaiık tam dikey) altında ve aşağısında konumlanmış hissi veren bir gezegene gidelim ve yukarı ve gökyüzüne (bizden daha yüksek ve üst uzak bir noktaya) bakarak dünyayı gördüğümüzü hayal edelim. Dünya dan aşağıya düşey olarak dünyadan uzaklaştığımızı düşünelim. Ve bu uzaklaşmayı sürdürelim. |
Uzaya İniyoruz. Uzaya inmek ve Uzaya İniş
Alıntı:
Uzaya İniş Dünyanın altında da gezegenler var. Aşağısında da gezegenler var. Dünyanın altında da bir uzay var. Bir bakalım isterseniz. Dünyanın arkasında ve altında tam bir küre biçimde bir alt gezegen (aşağıdaki ve tam alttaki gezegen) düşünebiliriz. Uzaya çıkmak yukarı gitmek, ileri gitmek ya da göğe çıkmak ve yükselmek olarak kavramsallaşır Biz aşağı gidelim/inelim ve ne kadar aşağı (ve uzağa) gidilebiliyor bir bakalım. Aşağı ve alta giderek ( ve inerek) uzayın (alt) derinliklerine dalalım./derinliklerini keşfedelim. Dünyanın tam altında, dikey/düşey altında , konumlanmış gezegenler/küreler ve gezegen topları (hayal edelim) ve bu küreleri/kürecikleri tıpkı "Küçük Prens"teki gibi düşünelim. Aşağıdaki gezegenlere atlıyoruz. Dünya çok uzakta ve yüksekte/yükseklerde (tepede/tepelerde bir yerde) oluncaya dek aşağıdaki gezegenlere atlamayı sürdürüyoruz. Gezegenden gezegene aşağı düşüş/iniş düşünüyoruz. Sürekli bir alt gezegene, aşağıdaki/aşağılardaki gezegenlere atlıyoruz.... Küçük Prensin gezegeni çook çok yükseklerde ve yukarılarda kalıncaya dek aşağıdaki gezegenlere atlamayı sürdürüyoruz. Ekvatordan ya da güney kutbundan aşağı düşebiliriz . Dünyanın tam altı neresi? Kuzey yarım kürede durduğumuz yerden dünyanın yan tarafından aşağı kayıp boşluğa serbest düşebiliriz ve dünyayı üstte bir küre olarak düşünebiliriz. Belki hala tamamını bile göremediğimiz kafamızın üzerinde bir yarım top dünya. Uzaklaştıkça tepedeki güneş ve gezegenler gibi bir form alacaktır. Aşağıda da gezegen topları var. Atlaya atlaya aşağı gidiyoruz. Uzaya iniyoruz Uzaya inmek ve Uzaya iniş. Uzayda aşağıya iniyoruz... Ve uzaydan aşağı.. Birileri dünyaya düşmekten mi sözetti?/sözetmişti? --- Kuzeydoğuya Doğru Aşağıya Düşmek Şöyle bir baktım da benim evimin balkonu doğu kuzeydoğu arası bir yöne bakıyor ve durup burada sürekli sigara içitiğim için, sürekli dışarı baktığım için bu yönü ön olarak kavramlaştırıyorum. Yani yukarıda sunduğum dünyanın çevresinde dikey dönme ve aşağıya doğru dönüş (ileri ve aşağıdan tam dönüş) fikrimi buradan gerçeklesem Kuzey doğuya yakın bir yöne ileri gitmem gerekiyor. Tabi ki tüm yönlerden yapabilirim ve yapılabilir ancak ön kavramım burayı işaret ediyor. Sanırım Rusya ve Çin üzerinden, belki de okyanusa varıp oralarda bir yerden dünyadan (aşağı-ya) düşebilirim ve aşağı inebilirim. Aşağıya nerden inebilirim bilmiyorum ama bana göre aşağısı ileride ve ileriden sonra da . Rusyanın sonrasında kuzeydoğuda aşağısı var. Yani kuzeydoğuya doğru aşağıya düşebilirim... Güneye Doğru Gitmek Peki tam güneye doğru gittiğimi ve güney kutup dairesini bulduğumda arkama tam kuzeyi alıp dikey olarak uzaya düştüğümü varsayalım.. Ekliptik düzleme dikey mi düşmeliyim. Alt konusunda tam olarak kafam karıştı... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:56 . |