![]() |
Tanrıya inanmak doğaldır. (Centre for Anthropology and Mind at Oxford University)
|
teşekürler bir solukta okudum(ilk kaynağı sadece)..
ikincisi açılmadı bir türlü.. Bu haber, ateizmi mi güçlendiriyor yoksa Tanrı inancını mı, onu anlamadım:) |
Araştırmayı yöneten bilim insanının da dediği gibi bu araştırmanın sonucu tanrı ya da tanrıların varlığına kanıt değil, zaten araştırmanın asıl amacı da bu değil. Lakin bu araştırma din çevrelerince uzun süre kullanılacağa benzer.
Bilim insanları genelde milyonlarca veriyi inceleyip basit ve herkesçe anlaşılabilir sonuçlar ortaya koymaya çalışırken normal insanlar da bu sonuçlardan kendi sığ kanaatleri için sığ sonuçlarını türetecekler elbette. Benim kanaatime göre bu araştırma tanrı tanımazlığı ya da tanrı tanırlığı doğrudan ilgilendiren bir sonuç içermiyor. Evrilen canlılarız, milyonlarca yıldır güdüleştirdiğimiz, doğumla birlikte hiç bir şey bilmeden dahi farkında olduğumuz, bir şekilde milyonlarca sene içerisinde kernel'imize yamanmış kanaatlerimizi, davranışlarımızı ve yeteneklerimizi düşünürsek bu da onlardan biri olabilir. Neden olmasın? |
peki şu kriterlerin bilinmesi sonucu etkilemez mi?
bu kişilerin eğitim düzeyi, maddi durumlar..yani, araştırmanın yapıldığı yer ve kişiler... çok yoksul ve eğitimsiz insanlar üzerinde yapılacak araştırma ile eğitim düzeyi oldukça yüksek ve varlıklı insanlar arasında yapılack anket taban tabana zıt olabilir.. bence yani |
Alıntı:
Buna yüzde yüz katiliyorum,bu televizyon reyting arastirmasinada benzeyebilir,bes on ailenin televizyonuna birseyler monte etmisler ordan reyting ölcüsü aliniyor,yada secim anketi,,,birsey dogru,ölüm ötesi dünyanin heryerindeki bütün insanlari ilgilendiriyor. |
Alıntı:
Herhangi bir düşünce veya davranış biçimimizin, özel bir kültür ve coğrafyaya özgü olmaması, tüm homo sapiens türünde bulunması, o şeyin 'doğru' ya da 'iyi' olduğuna değil, sadece milyonlarca yıl içerisindeki ölüm-yaşam savaşında ya doğrudan evrimsel bir avantaj sağladığına ya da doğrudan evrimsel bir avantaj sağlayan başka bir düşünce/davranış biçiminin yan ürünü olduğuna işarettir. |
Bu tersi için de doğru tabi. Tanrıya inanmamak da gayet doğal ve evrimsel nedenlerden ötürü var. Bunun gibi Tanrısız dinlere ait yaklaşık 2-3 milyar insan da gayet doğal bir şekilde inanmamayı tercih ediyor veya Tanrı gibi bir kavrama inanamaya ihtiyaç duymadan yaşıyor.
Zaten tüm insan türlerinin de şartlanmış gibi toptan inançlı veya toptan inançsız olmaları evrimsel ilişkilerden ötürü de beklenemezdi. Çünkü gen havuzunda ne kadar çeşitli ve farklı gen fonksiyonları varsa o tür için o kadar çok avantaj sağlar. Yani insan her iki düşünce şekline de türü gereği ihtiyaç duyar. İnançsız kısmın yaşam mücadelesindeki başarısı veya başarısızlığı tüm insanlığa olumlu veya olumsuz bir etki oluşturmaya başladığında yaşam avantajları diğer grubun işine yarayabilir ve insan türü tümden yokolacağına yaşamda kalır. Yani bu kültürel evrimimizin bir parçası. Bazı olağan üstü veya olağan dışı olaylarda ya da gelişmelerde insan türüne bir dezavantaj oluşturacak durum ortaya çıktığında gen havuzumuzda evrimimizi yürütecek ve hayatta kalmamızı sağlayacak başka genlerin de olması doğaldır ve bunu her iki taraf da (teist ve ateist) bir avantaj olarak değerlendirmelidir. Kültürel evrime ve insanlığın bilimdeki yükselmesiyle ilişkili olarak Ateizm şu an en hızlı yayılan görüş biçimidir. Bu her zaman böyle değildi. Kültürel evrimimizde uzun dönemler boyunca Tanrı inancı önemli idi. Çünkü bilimin yeteri kadar gelişmediği dönemlerde hayatta birçok kötü şey ortada herhangi bir mantıklı açıklama ve neden yok iken cereyan ederdi. Ağaçlar insanların üstüne düşüyorsa, birileri de bunu açıklamak için hikâyeler uydurur. Eğer insanlar depremlerde, yanardağ patlamalarında toplu yok oluşlara maruz kalıyorsa insanlar yaşam gücünü kaybetmemek için bu tür moral verici hikâyelere inanmayı tercih eder. Bu sebeple dinler en çok geli,şmemiş ülkelerde etkindir ve yayılır. İyi bir eğitim ve ekonomi ise bu tercihi bilim yönüne çevirir. Hayat iyi giderken insanlar çocuklarına dini bilgiler vermekle uğraşmazlar da. Dolayısıyla ekonomik olarak gelişkin toplumlarda da dinin etkilerinin daha az olması da gayet doğaldır. Çoğularımız yaşam standartlarının ve bilim seviyesinin artışı oranında hayatı sadece bilimle anlamayı tercih edeceklerdir. Çünkü bilgi insanı kendine daha güvenli yapıyor ve daha kolay çözüm yollarına ulaştırıyor. |
Daha önce böyle bir konu için şöyle bir şey paylaşmıştım;
"İslamdan vazgeçtiğimde bir araştırma yaptım ve nöroteoloji diye bir bilim dalı olduğunu gördüm. Bu bilim insanların ibadet ettiği sırada beyninin nerelerini kullandığına bakıyor. http://en.wikipedia.org/wiki/Neurotheology Nöroteoloji adındaki bilim insanların genlerindeki bir çeşit DNA geninden dolayı ibadet ettiklerinde huzur duygusu hissediyorlar. Bu yoga, namaz, kilise ayini, tapınma her şey olabilir. Güneş ile yoga arasında kalmışken yogayı seçtim ve buradan müslüman kardeşlerime söylüyorum, "kalplerinizdeki" parıltının daha fazlası bu yoga ile gerçekleşiyor. nöroteloji insanların ibadet ederken beyinlerinin nerelerini kullandığını araştırır. Bir hıristiyan pazar ayinindeyken Bir Müslüman Cuma namazı kılarken Bir hindu Ganj Nehri'nde çamaşır yıkarken ve Bir Budist yoga yaparken manyetik ölçek takmaları istenmiş. Bu ibadetlerin ortak tarafı hepsinin yapıldığı sırada beyin sağ ön çarprazının çalışması, yani huzur duygusunu oluşturan kısım. Ancak en fazla ve en az huzur duygusu hissetme oranı şöyle; YOGA>NAMAZ>AYİN>ÇAMAŞIR YIKAMA budistin beyni 20 Volt harcamış müslüman 12~Volt Hıristiyan 8 Volt Hindu 4Volt Yani aslında bir müsliman cuma namazı yerine yoga yapsa çok daha fazla huzur duygusu hissedecek. Ve bu duyguyu tetikleyen kaynak da Danimarkada yapılan araştırmalarda netleşti DNA'larımızda bulunan dindarlık memi bunu belirliyor. Bu mem ne kadar baskınsa o kadar fazla huzur duygusu hissediyor şahıs ama bu memler doğuştan gelen özellikler ve değiştirilemezler..." |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:40 . |