![]() |
'Arap Baharı' ve Türkiye Solu
Türkiye solunda ''Arap Baharına'' dönük tutum üzerinden bir taraflaşma hakim.
Hatta yer yer polemiğe bile dönüşüyor. Konu önemsiz değil elbet. Tavır alışlar, sürece yönelik okumalar sosyalizme dönük kavrayışları da ele veriyor. Sosyalist sol bu konuda ikiye ayrılıyor. Bir kesim, ''Arap Baharı'' adlı süreçte hakim olan gücün emperyalizm olduğunu söylüyor. Onlara göre asıl önemli olan, kitlelerin eylemliliğinin sonuçta ne getireceği. Gelen şeyin daha Amerikan işbirlikçisi bir yönetim olacağını, Müslüman Kardeşlerin iktidarı olacağını söylüyorlar. Bu durum yer yer Suriye başkanı Esad'da keramet aramaya dek varıyor. ''Arap Baharı'' adlı süreçteki kitle kalkışmasının güdümlü olduğu düşünülüyor. Diğer -ve benim de yakınlık duyduğum- sol anlayış ise buna karşı çıkıyor. Sonunda emperyalizm tarafından saptırılabileceği ihtimali var diye ezilenlerin erklenme çabasına burun mu kıvıracağız? Ya da baskıdan, özgürlüksüzlükten, yolsuzluklardan, yoksulluktan yılan halkın isyanını ''aman ya emperyalizmin işine gelirse'' telaşıyla görmezden mi geleceğiz? Bir devrimci kalkışmayı sadece sonunda sosyalizmin gelmemiş olmasıyla değerlendirecek; bu kalkışmalar sırasında halktaki değişimi ve bilinçlenmeyi, yaratılan öz örgütlenmeleri, geleneksel siyaset kültüründeki özgürlükçü değişimi, kitlelerin politizasyonunu görmezden mi geleceğiz? Bir devrimci kalkışma bizim hayal ettiğimiz kadar steril olmadı diye diktatörden yana tavır koymak da neyin nesidir? Yerine belki ılımlı islam gelecek diye eskinin diktatörünü mü savunacağız? Böyle derken, ılımlı islamı yeğliyor değilim; iki seçeneğin de olumsuz olduğunu belirtmek elzemdir elbet. Fakat soldaki tutumlardan biri sürece pasif kalırken, diğeri süreç içine girip aktifleşmeyi, kitle kalkışmasına hakikaten devrimci bir renk vermeyi savunuyor. Eski olan yıkılacak. Bu yıkım sürecine elbette islamcılar da emperyalizm de müdahele edecek, süreci kendi lehlerine çekmeye çalışacaklar. Ama biz de müdahele edecek ve sosyalizm lehine çekmeye çalışacağız. En azından emekçiler için pek çok kazanım elde etmek için bastıracağız. Devrimci mücadele steril değildir. Büyük güçlerle boğuşur, risk alır. Bundan korkulduğu yerde devrimcilik bırakılmış demektir. Çünkü iddianızı yitirmişsinizdir. Alınabilecek tek doğru tutum, sürece dahil olup emekçiler açısından mümkün olduğunca çok kazanım elde etmeyi desteklemektir. Aksi halde ''emperyalizme karşı çıkacağım'' derken kendinizi katliamcı diktatörlerin yanında ya da onlara antiemperyalistlik atfederken buluverirsiniz. Sonunda belki Müslüman Kardeşler kazanabilir diye sürece müdahil olmazsanız zaten kaybetmişsiniz demektir. Öte yandan, özellikle Suriye örneğinde görüldüğü üzere ''Aleviler Esad'dan yana - Sünniler Esad'a karşı'' şeklindeki tavır alışların sağcıların ve emperyalizmin işine gelen hatalı şablonlara sıkıştığını da bilmek gerekir. Sol bu tuzağa düşmemeli. Diktatöre karşı çıkışı bir dinle ilişkilendirmemeli. Elbette sünni çoğunluğun sayıca az olan Alevi ve hıristiyanlara güvence vermemesinin, islamın baskıcı kültürünün sürmesinin de bu kanlı çatışmalarda esas belirleyenlerden biri olduğunu belirterek. ''Arap Baharı'' diye anılan süreci geleneksel islamcı siyasetin bir eleştirisi haline getirmek, bunun üzerinden okumak da mümkündür. Bu olanağı değerlendirmek gerekmez mi? |
: ) Bu yazı, başka bir konu içerisinde yazdığım mesajdaki ifadelerle yakından alakalı gibi geldi. Mesajım > http://65.18.198.4/forumlar/showpost...95&postcount=4 . Eğer bu yazıyı yazmana vesile olan bensem ne mutlu bana. : )
|
Türk solunda Esad karşısında yer alan gruplar hangiler merak ettim şimdi.
|
Tabi başlık yazısını bu kadarla bırakmak da hata olur aslında.
Orada sadece ulusal solun tutumunu eleştirdik. Bir de liberal solun tutumu var... Bu tutum, söz konusu kitle kalkışmasını -emekçi sınıfların bilinç ve örgütlülüklerinin artıp artmadığına bakmasızın- ''şartsız destekleme'' yoluna gidiyorlar. Şartsız destekleme ne demektir? Yani söz konusu kalkışmada sürecin emekçiden yana dönmesiyle ilgilenilmeyecek, dönmese dahi desteklenecek, hiçbir eleştiri getirilmeyecek, yoksa ''ulusalcı oluruz!'' Bu durum, söz konusu kalkışmaya karışıp devrimcileştirme iradesi taşımamaktadır. Bu da ''ortada bir kalkışma olsun da ne olursa olsun''cu bir bakış açısının söz konusu olduğunu gösterir. İşte bu da sürece yönelik liberal sol sapmadır. Kitlelerin diktatörlüklere karşı isyanları elbette devrimcilerin ilgi ve sempatisine dahildir ve elbette emperyalizm de sürece müdahele edecektir. Yapılması gereken ne emperyalizmden korkup, kendi gücüne güvensizlik yapıp süreci sindirmeyi ve eski düzenleri desteklemektir ne de süreci ''şartsız destekleme'' yoluna gidip emekçilerin kazanımlarını gözetmeyi önemsizleştirmektir. Burada ''şartlı destek'' derken, sonuca göre destekteği ya da sürecinden dışında kalmayı kastetmiyorum. Aksine, sürece katılıp kalkışma yapan kitleyi ve onlara hakim düşünceleri de eleştirebilmekten, içlerinde emekten yana yönelimlerin ağırlık kazanmasını gözetmekten söz ediyorum. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:16 . |