![]() |
tümevarım ve pozitivizm çöküşü
Tümevarımın 2400 Yıllık Serüveni – Celal ŞENGÖR
Tümevarım, aynı zamanda pozitivizm de denilen felsefi görüşler tutamının en temel öğesidir: Bu görüşlere göre, bilimsel bilgi sadece ve sadece gözleme dayanır. Pozitivizm, bir şeyi beş duyunuzdan en az biriyle algılamıyorsanız, onun mevcudiyetini iddia etmenizi men eder. Tümevarımı ilk kez felsefi bir çerçevede ele alan, Platon'un şahadetine göre Sokrates‘tir. Sokrates buna annesinin mesleği olan ebeliğe atfen maiotika tehne, yani «ebelik tekniği» demiş, gerçeği tümevarımın «doğurttuğunu» imâ etmiştir. Bu doğurtma işine yardımcı olmanın yolu da sürekli soru sorarak, gerçeği bulması istenen kişinin gerçeği «görmesini» sağlamaktı. Ama Sokrates kendi ilkelerine sadık kalmayan bir propagandist olduğu için, ben tümevarımın tarihini Platon'un öğrencisi Aritoteles ile başlatmak istiyorum. Aristoteles'de tümvarımın adı epagoge'dir. Bu kelime «yol göstermek, bir yere götürmek, kılavuzluk etmek» anlamına gelen epagein fiilinden türetildi ve Aristoteles'in eserlerinde «ikna etmek» anlamında kullanıldı. Pek çok mantıkçı, epagoge'yi, doğruluğu hemen ilk bakışta belli olmayan bir iddianın, pek çok tekil örnek üzerinde gözlendikten sonra doğruluğunun ispatı, olarak tanımladı ve bunu da Aristoteles'e atfetti. Ancak, ilk çağ bilimi tarihinin büyük ustalarından Alman Kurt von Fritz 1964 yılında yayımladığı önemli monografisinde, Aristoteles'in böyle bir iddiada bulunmadığını gösterdi: Aristoteles, tek bir gözlemin insana bir iddianın doğru olup olmadığını gösterebileceği hallerde epagoge terimini kullanmış, yani tek bir gözlemin bizi ikna edebileceğini iddia etmiştir. Aristoteles'in bir gözlemler topluluğunun bizi kesin ispata götürmeyeceğinin farkında olduğu anlaşılıyor. Tümevarımın ikinci büyük savunucusu olarak İngiliz Sir Francis Bacon bilinir. İnsan aklını bir tabula rasa, yani «boş tahta» olarak betimlemeyen bu düşünürün, bu tahtanın gözlemlerden çıkarılacak sonuçlarla doldurulması gerektiğini iddia ettiği öne sürülür. Francis Bacon, eserlerinde Aristoteles'in genellemelerini boş laf olarak gördü ve boş laftan artık gözleme dönmenin zamanı geldiğini öne sürdü. Ancak yakın zamanda Peter Urbach, Sir Francis Bacon hakkında yazdığı küçük, ama önemli kitapta, Sir Francis'in de tek tek gözlemlerin genel gerçeklere varmada yetmeyeceğinin farkında olduğunu gösterdi. Buna rağmen, onsekizinci yüzyıldan itibaren tümevarım gene bilimin gözdesi oldu, doğa bilimciler Newton'un asla gerçeği yansıtmayan hypothesis non fingo, yani «varsayım yapmıyorum» sözünü sık sık tekrarladılar. Auguste Comte‘un pozitivizmi, gözlemin bu güya pozitif sonuçlarına dayandırılır. Ancak yirminci yüzyılda büyük Avusturyalı bilim feslefecisi Karl R. Popper nihayet «kral çıplak» diyerek tümevarımın iddia edilen gücünün olmadığını gösterdi ve Einstein gibi fizikçilerden Jacques Monod gibi biyologlara uzanan geniş bir yelpazede yer alan lider doğa bilimciler, Popper'in yanında saf tuttular: Bilim, hayâl gücünün ürünü olan varsayımların oluşturulması ve bunların yanlışlıklarının gözlemle belirtilmesi ile gelişmiştir. Aristoteles'den Sir Francis Bacon'a kadar tüm tümevarımcıların da aslında farkettiği ama açıkça dile getirmeğe cesaret edemedikleri durum budur. Peki tümevarımın bu büyük çekiciğinin kökeni nedir? Bunun tek cevabı insanın belirsizlikten korkmasıdır. Her devirde insan sorularına kesin cevaplar aramıştır ki, tanrı kavramının ve tüm dinlerin temel beslenme alanı işte bu kesinlik iştahıdır. Onun için günümüzde dinler, düşmanları olarak Popper'in fikirlerini değil, pozitivizmi öne sürmektedirler. Zira pozitivizmin temeli de dinlerinki kadar çürüktür. Televizyonlarda dikkat ediniz, dinin karşıtı olarak hemen «materyalizm ve onun babası olan pozitivizm» dile gelir. Halbuki her ikisinin de karşıtı olan eleştirel akılcılık yani gerçeğin aranması görevini insan aklına veren ve varsayımı gerçeği aramanın en güçlü aleti sayan, en az MÖ 6. yüzyılda yaşamış bizim Anadolulu doğa filozofları kadar eski olan eleştirel akılcılık, gerçeği bulduğunu hiç iddia etmese de ona yaklaşmanın en sağlam yöntemidir. Bilim tüm tarihi boyunca aslında bu yöntemle ilerledi ve o nedenle dinler ve tümevarıma dayandığını iddia eden dogmatik sistemler, hep onun önünde tökezlemişlerdir. Onun için dini savunanların bu tehlikeli hasımdan hep uzak durduklarını görmekteyiz. Bilirler veya hissederler ki eleştirel akılcılığın karşısında dinin savunulması asla mümkün değildir. Pozitivizm Hakkında Kavram Kargaşası – Celal ŞENGÖR Yobazın pozitivizmi hedef seçmesi onun dine rakip olduğunu duymuş olması ve pozitivizmin felsefecilerce çürütülmüş olduğu konusundaki kulak dolgunluğudur A. M. C. Şengör Türkiye'deki din yobazı çevreler, bilimsel yaklaşımı gerçeği aramanın tek yolu olarak görenlere hemen «pozitivist» yaftasını yapıştırırlar. Kelime anlamı olarak «olumluculuk» anlamına gelen (ve bu şekliyle pek de fena bir şey olmaması gereken) bu kelimenin aslında felsefe bilimi içerisinde bir tanımı vardır ve yobaz kullanımına uymaz. Yobazın yanlışı, Wikipedia'nın İngilizce yayınında da yapıldığından (meselâ Almanca'sındaki «pozitivizm» maddesinde verilen tanıtım doğrudur; Fransızca yayındaki, pozitivizmi tamamen Auguste Comte'a bağlayan tanıtım ise eksiktir) ve genellikle bizim din yobazlarının yabancı dil bilenleri Amerikancı da olmaları nedeniyle yalnızca bu dili okuyabildiklerinden, düzeltilmeye muhtaçtır. Pozitivizm, bilginin yalnızca gözlemden edinilebileceğini savunan bilgibilimsel bir kuramın adıdır ve kökleri tâ Aristoteles‘e iner. Bu kuramın temeli, mantıkî olmadığı 1739 yılında David Hume‘un «A Treatise on Human Nature» adlı büyük eserinde gösterilmiş olan «tümevarım»dır (Aristoteles'in epagoge'si) . Hume şunu göstermiştir: «Tecrübe ettiğimiz şeylerin tecrübe etmediğimiz şeylere benzemesi gerektiğini isbat edebilecek hiçbir kesin iddia ortaya atılamaz». Bu durumda, tek tek gözlem tutanaklarından hiçbir genel iddianın doğruluğu sonucu çıkarılamaz. Bunun tarih içindeki en güzel örneği de Newton kuramının çöküşü olmuştur. Newton «hypothesis non fingo» (=varsayım yapmıyorum) diyerek meşhur mekaniğinin sadece gözlemden türediğini imâ etmişti. Öyle olsa, yanılmasına imkân yoktu ve başta Immanuel Kant olmak üzere pek çok felsefeci de Newton'un gerçeği bulduğunu sanmışlardı. Bunun böyle olmadığı, Newton kuramının Merkür'ün yörüngesinde Güneş'e en uzak olan noktasının (yani perihelionun) Merkür etrafındaki dönüşünün (presesyonun) hesaplanmasında sürekli ve muntazam bir hatâ vermesiyle görüldü. Bu hatâ Newton'un yerçekimi kuramının yanlış (bazılarının sandığı gibi eksik değil, YANLIŞ) olmasından kaynaklanıyordu ki bu yanlışı yeni bir yerçekimi kuramıyla Einstein'in İzafiyet teorisi düzeltti. Ancak Einstein derhal kendi teorisinin de doğru olamayacağını, zira bu teoriyle atom için olayların tam olarak açıklanamadığını üstelik yerçekimi ve elektrik kuvvetlerinin de tek bir kurama indirgenemediğini vurgulamıştı. Bu nedenle Einstein bilim insanlarının yaptığının, eldeki gözlemleri ŞİMDİLİK en iyi şekilde açıklayacak bir varsayım yapmaktan ve bu varsayımın çıkarımlarını yeni gözlemlerle sınmaktan başka bir şey yapamayacaklarını söyledi. Bunu felsefede «eleştirel akılcılık» (kritischer Rationalismus) denen yeni bir epistemoloji kuramı haline getiren de Einsetin'in ahbabı Karl Popper olmuştur. TEK BİR ÇIKARIM BİLE YANLIŞSA Popper, Einstein'le (ve tüm modern bilim insanlarıyla) birlikte şunu söylüyordu: Sonsuz mikdar ve güvenilirlikte gözlem yapmamız imkânsız olduğu için, hiçbir genel iddianın kesin doğruluğu ispatlanamaz. Ama bir varsayımın tek bir çıkarımının yanlış olduğunun görülmesi o varsayımı çöpe atmaya yeter. Dolayısıyla bilimsel varsayımların değerlendirilmesine bir tekyanlılık vardır: Bunlar tek bir gözlemle yanlışlanabilirken, ne kadar gözlem yaparsanız yapın doğrulanamazlar. O zaman bilimin görevi mümkün olduğu kadar çok varsayım üretip mümkün olduğu kadar çok gözlemi açıklayarak yanlış varsayımları bir an önce eleyerek gerçeğe sürekli ama asla tam değemeyecek şekilde (yani asimtotik olarak) yaklaşmaktır. Yobazın pozitivizmi hedef seçmesi onun dine rakip olduğunu duymuş olması ve pozitivizmin felsefecilerce çürütülmüş olduğu konusundaki kulak dolgunluğudur. İşin detayını bilmeden, pozitivizmin çürütüldüğünü söyler (ki bu DOĞRUDUR) ve bu nedenle bilimin tüm gerçeği bilemeyeceğini (bu da DOĞRUDUR), bu nedenle de dine de bir yer ayrılması icap ettiğini (ki bu DOĞRU DEĞİLDİR) iddia eder. Halbuki bilim, yarattığı varsayımlarla sürekli modeller üreterek ve bunları gözlem tutanaklarıyla denetleyerek yanlışlarını hızla elemek arzusundadır. Din ise yanlışlarını gözlemle elemeye izin vermeyen bir iddiadır. Bilime yanlışlarını eleme azminde olduğu için güvenilir, yobaz ise dine niçin güvenilmesi gerektiğini açıklayamaz. Pozitivistlerin düştüğü hatâya düşüp doğru olduğunu bildiği birkaç dinsel iddiayı tekrarlayarak, tüm dinin doğru olduğunu savunur, yani mantıksal olarak zırva olan tümevarımı kullanır. Bir başka deyişle aynen eleştirdiği pozitivisitler gibi davranır. Onun için modern bilgi arayışında ne pozitivizme de ne dine yer vardır. Bu her iki düşünce sistemi de aşılmış ilkel sistemleri temsil ederler. Yobaz da zaten yanlışlandığı kesin olan mantıken tutarsız şeylere inanmaya devam ettiği için yobazdır. Yanlışlığı isbat edilmiş şeylere inanmaya devam etmeye saygı duyulması gerektiği tezini de ben bu nedenle anlayamıyorum (bu, koca bir insanın çocukken kendisine anlatılan masallara ömür boyu inanmasına saygı duymaya ve bu inançlara toplum yaşamında yer vermeye kalkmaya benziyor). |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:30 . |