Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Ben de hâlümce Bedreddinem !! (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3399)

frodo 10-01-2007 14:25

Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Leipzig Üniversitesi Rektörü ünlü ortaçağ tarihçisi Ernst Werner Büyük Bir Devletin Doğuşu c.2 sayfa 58 de, bir başka tarihçi Kissling’in de tanıklığı ile şöyle diyor :

“Gerçekleştirmeye çabaladığı devlet ve insanlık idealleriyle Bedreddin ,dünya tarihinin büyükleri arasına yükselmiştir. Çağının en güçlü kişiliklerinden ve Mustafa Kemal’e kadar ki en üstün Türk Devlet adamlarından biri sayılabilir.”

Kimdir Bedreddin ?

Sanıyorum bu isim altında yapılacak bir araştırma , Börklüce Mustafa ve Torlakların lideri Hu Kemal hareketi ile birlikte tarihimizin en ilginç ve “soylu” sayfalarının aralanmasına yol açacaktır.

“Yarin yanağından gayrı her yerde her şey de hep beraber” diyebilen ilk öncüllerden birini araştıralım, tartışalım isterim...

frodo 10-01-2007 15:35

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Osmanlı tarihçilerinden, “insanların uğradığı meşakkat ve acılardan.karşılaştıkları sosyal güçlüklerden, hele hele halk ayaklanmalarından” hiç bahsetmedikleri için yakınan F.Babinger, bunun tek istisnasının Simavne’li Bedreddin olduğunu söyler.

Saray görevlisi tarih yazarlarının bile görmezden gelemediği ve kendinden sonra gelen bir çok kişiyi düşünceleri,deyişleri ve hayatıyla etkileyen Şeyh Bedreddin Arda ovasında Simavne’de 1358 yılında dünyaya gelir. Babası İsrail Simavne kadısıdır. İsrail ,Orhan’ın oğlu *Süleyman’ın yanında başkomutan yardımcılığı yapmıştır. Kökeni son Selçuklu Sultanı III.Alaeddin Keykubat’a uzanan bir ailedendir. Bedreddin’in dedesi Abdülaziz Osmanlı sarayında görevlidir. I.Murat Abdülaziz’e ailesine de miras bırakabileceği araziler bağışlamıştı..

Bu soylu geçmiş eski bir Türk-Moğol geleneği uyarınca (soyluların kanı toprağa düşmemeli)
cellat kılıç ve işkenceleri ile değil asılarak idam edilmesini sağlayacaktır.Bedreddin Çaydar
adında bir mevlevinin idam fermanını okumasından sonra bir kış günü 1416 da Serez çarşısında asılarak idam edildi.

Serez çarşısı kör,
Serez çarşısı sağırdı...

Şeyh Bedreddin 58 yıllık yaşamına neler sığdırmış ,hangi düşünsel akımlardan beslenmişti ?
Çarmıha gerilerek öldürülen Börklüce Mustafa’nın son sözü “Dede Sultan Eriş.!!” olur. Son nefesini veren Börklüce’nin erişmesini istediği kişi Bedreddin olmalı, ama o erişemeyecek 1416’da “kethudası” Mustafa ile aynı yazgıya boyun eğecekti.

Bu genel bilgilerden sonra Bedreddin’i tanımaya çalışalım...

10-01-2007 15:42

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 

Sevgili uzmanım ;
Eğer sen sevgili Ahmet Kaya'nın Şafak Türküsü eserindeki:

Beni burada arama
Arama anne
Kapıda adımı
Adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne ağlama

Kaç zamandır yüzüm traşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
Ah.... verebilseydim keşke
Yüreği avucunda koşan
Her bir anneye
Tepeden tırnağa oğula
Ve kıza kesmiş
Bir ülkeye armağan
Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
Usulca açıverdi yanağımda tomurcuk

Pir Sultanı düşün anne,Şeyh Bedrettin’i
Börklüce’yi Torlak Kemal’i insanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir Yusuf’cuk havalansın


Yani benim güzel annem
Alaşafağın da ülkemin yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar içinde kendi buruk kanımı içtim
Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet
Giderken dar ağacına
Geride masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
Bagışla beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye
Kızma bana
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
Ağlayıp kokluyacaktın belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

Yaşamak ağrısı asıldı boynumda
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim
Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların eline

Sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza
Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar koşun
Sabah üstüme üstüme geliyor
Kısacası güzel annem
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek ümit etmek özlemek
Yada mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara
Ölmek ne garip şey anne
Artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
Şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
Baba olamayacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne
Uçurumlar ki sende büyür
Dağdır ki sende göçer
Ben bayrak derim çiçek derim
Çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yine de oğlunu yitirmek
Ne garip şey anne
Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan her kadın
Toprağı tırnaklayarak doğurur beni
Özlem benim, kavga benim, aşk benim
Bekle beni anne
Bir sabah çıka gelirim
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Adı başka sesi başka nice yaşıtım
Koynunda çiçekler
Çiçekler içinde bir ülke getirirler...


Ve Usta'nın ise şu dizelerindeki :

Baktı.
Bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
Git gide yaklaşıyordu bu toprağın sonu
* * * *fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla
.
Oysaki onlar bu toprağı,
* * * *bu kayalardan bakanlar, onu,
üzümü, inciri, narı,
tüyleri baldan sarı,
* sütleri baldan koyu davarları,
ince belli aslan yeleli atlarıyla
duvarsız ve sınırsız
bir kardeş sofrası gibi açmıştılar
.

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayri her şeyde
* * * * * * * * * * * *her yerde
* * * * * * * * * * * * * * * hep beraber!
* * * * * * * * * * *diyebilmek
* * * * * * * * * * * *icin
on binler verdi sekiz binini
..

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin
* * * * *dikişsiz ak gomleğine sildiler
* * * * * * * * * * *kılıçlarının kanını
.
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
hep beraber kardes elleriyle işlenen toprak

Edirne sarayında damızlanmış atların
* * * * * * * * * * * * * eşildi nallarıyla.

Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
* * * * * * * * *zaruri neticesi bu!
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * deme, bilirim
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim !
Ama bu yürek
* * *o, bu dilden anlamaz pek.
O, "hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey",
* * * * * * * * * * * * *der
.

Gönül adamı isen adın başka da olsa:

Halünce Bedreddin olmanda ne beis olabilir ki ?

frodo 10-01-2007 15:53

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
sevgili psiko;

Bu güzel şiirlerden sonra söz söylemek düşer mi bilmem...
Ama açtık madem topiği devam edelim..

Ben de hâlümce Bedreddinem demeye...

ŞEYH BEDREDDİN DESTANI'NDAN

Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında
yağmur çiseliyor.
korkak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddin'im bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor,
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor,
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

Nazım Hikmet

spartacus 10-01-2007 16:19

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Sevgili Frodo güzel konuya güzel giriş yapmışsın. Ben Bedreddin kazanını bilirim, içinde herkese yetecek kadar aşı...

İlk kez Bedreddin ile, Livanelinin söylediği türkü ile tanışmıştım.
"Akdeniz Yakası Aydın elleri...." Türküsü ile... Sonrasında ise Nazım Hikmet'in destanı ile......
...
Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musa'yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
Çelebi hünkar idi amma
Al Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarümar idi
Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi
ahüzar idi.

...
Sicakti.
Sicak.
Sapi kanli, demiri kor bir bicakti
sicak.

Sicakti.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar bosanacak
bosanacakti.
O, kimildamadan bakti,
kayalardan
iki gozu iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumusak, en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
nerdeyse doguracak
doguracakti.
...
Bakti.
Bedreddin yigitleri kayalardan ufka baktilar.
Git gide yaklasiyordu bu topragin sonu
* * * *fermanli bir olum kusunun kanatlariyla.
Oysaki onlar bu topragi,
* * * *bu kayalardan bakanlar, onu,
uzumu, inciri, nari,
tuyleri baldan sari,
* sutleri baldan koyu davarlari,
ince belli aslan yeleli atlariyla
duvarsiz ve sinirsiz
bir kardes sofrasi gibi acmistilar.


Nazım Hikmet - Şeyh Bedreddin Destanı
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=373

mhmd 10-01-2007 18:51

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Sn. Frodo,

Yaktığınız mumun ışığında görebildiklerim;

Google arama motorununu "Şeyh Bedrettin" aramasına karşılık aldığım ilk üç cevabın özeti.

1. Daha önceleri çok dikkatimi çekmeyen bir şahsiyetin hayatı,
http://www.osmanli700.gen.tr/kisiler/ss9.html

2. Biraz daha teferruatlı bir destan denemesi,
http://www.mkutup.gov.tr/n-siir108.html

3. Kendisi ortadan olmayan ama görüşü ortadan birisinin incelemesi,
http://www.osmanli.org.tr/yazi.php?bolum=1&id=361

Şahsen; kaynaklı ve tanımış olduğum bir üstad olan Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ' ün açıklamaları daha tatminkar,
Destan oldukça duygulu
Kronolojisi oldukça resmi geldi.

Çok derinlemesine incelemek için de doğrusu zamanım olmadı.
Bu yansımalar ile tökezler miyim acaba diye bir sorayım dedim?

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

frodo 10-01-2007 19:21

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Sevgili mhmmd;

* * * * * bahsettiğin linklere hızla bir göz attım.Haklısın 1.link
sıradan bir kronoloji..
* * * * * 2.link nazım hikmet'in Şeyh Bedrettin Destanı (bir kez daha
hayran oldum.Hem kaynaklara vakıf oluşu hem de şiirsel anlatımı nedeniyle)
* * * * * 3.Link ise ehli sünnet'in osmanlı geleneğinde olaylara dar
bir perspektifle bakan bir yazı.Zaten topicte de bu bakış açısının
eksikliğini ( bu eksiklikten dolayı da yanlışlığını ) tartışmak isteğindeyim.

sevgilerimle

vys 10-01-2007 19:47

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Börklüce Mustafa'yla Torlak Kemalin çıkardıkları isyanlar bastırılıp bağlılarının tümü kılıçtan
geçirilince Şeyh Bedreddin, sürgün olarak bulunduğu İznik'ten yola çıkarak Çelebi Sultan Mehmet'in o sırada
bulunduğu Serez'e kendi ayağıyla gelmiş ve boynunu ipe uzatmıştır. Tarih şöyle yazıyor: Çelebi Sultan Mehmet,
Bedreddini karşısında görünce, yüzünüz neden bu kadar sarardı? diye sormuş. Bedreddin de şu karşılığı vermiş:
Güneş, batarken sararır.

vys 10-01-2007 19:57

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Sen bakma havanın durgunluğuna
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Derya dediğin uyur uyur uyanır
Topkapı Sarayı’ndan biraz aşağıya Çemberlitaş’a doğru yürüdüğünüzde sol tarafta yeşillikler içerisinde Türk ocağı olarak işletilen bir yer var. Geniş giriş kapısından bahçeye adımınızı atar atmaz karşınıza sağlı sollu mezar taşları çıkıyor. Ziya Gökalp ve II.Abdülhamit’in karşı karşıya vererek sonsuz uykuya daldığı bu yerde II.Abdülhamit’in mezarına giden yol üzerinde hemen sol tarafta üzerini ayrık otlarının bürümüş olduğu bir mezar taşı göreceksiniz. İşte benim kalbimin yarısı üzerini ayrık otlarının kapladığı o mezarda yatmaktadır.
Her karış toprağı kanla sulanmış Anadolu 1365 senesinde bir büyük doğumu müjdeledi topraklarına. Bedreddin bir diğer namıyla Simavna Kadısının oğlu Şeyh Bedreddin; dağlar, ovalar, zamanlar aşan Bedreddin. Timur’un orduları ile her yeri yakıp yıktığı, Osmanlı’da Beyazıd’ın oğulları arasında taht kavgasının yaşandığı, çoğalan vergiler nedeniyle halkın yaşam savaşı verdiği, açlıktan kırılmaya başladığı bir dönemde kimi durağan tasavvuf ekollerinden birinin gölgesine sığınırak kabuğuna çekilmek yerine “Kalbimin içindeki ateş tutuşuyor. Ve günden güne artıyor, o surette ki kalbim demir de olsa selâbetine rağmen eriyecek” diyerek büyük Anadolu direnişini başlatan Bedreddin.
Gerçeklere ulaşmanın yolunun ancak Allah ile kurulacak yakınlık sayesinde insan üzerinde zuhur edeceğini, insanın kendini içsel serüvenleri sonucunda Allah ile özdeşleştirmesi sonucunda hedefe yöneldiği takdirde cennetin bu dünyada kurulabileceği fikrini benimsemiştir. Uzun yıllar aldığı ilahiyat eğitiminin, engin tasavvuf görüşünün, yüksek bir Allah ve insan *sevgisinin ışığında şekillenen fikirleri Varidat isimli eserde toplanmıştır.. Büyük tasavvuf ilkesi Vahdet-i Vücud, yani insanın Allah ile birliği ekolüne inanır. Bu nedenle insanın yaratılışı ile kendisine bahşedilen canda sadece iyinin, güzelin ve adaletin hükmünün olmasını diler, bunu dile getirir. Onunla aynı fikri paylaşmayanlarca, dinsiz, sapkın ve asi ilan edilir. Bu topraklar bu filmi daha kaç kere izlemeye mecbur bırakılacak. Cemil Meriç ne de güzel söyler bir yazısında. ‘Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim bizde filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar et’
Şeyh Bedreddin yeryüzünde sadece cehennemi görmüş olan ezilenlere yol gösterdiği için, zamanının idarecileri tarafından bir kötülük kaynağı olarak gösterilmiştir. O yüce kalbinde sevgiden başka bir şey barındırmayan ve yarin yanağından gayri her şeyde ortaklık dileyerek, bu sevgiyi çok sevdiği o ezilen, aç bırakılan, ağır vergiler karşısında beli bükülen mazlumlarla paylaşan Bedreddin’in geleneksel şeriat hükümlerine göre katli zevaldir artık.
Çünkü zamanındaki dini algıya göre ibadet, Allah’a bağlanmak, O’na kulluk etmek biçiminde Allah ulaşmaktan geçerken, Bedreddin’de farklı bir anlam kazanır. Ona göre insanın Allah’a kavuşması bütün kötülüklerden arınması ile mümkün olur. İbadet de ancak bütün kötülüklerden ve bütün çıkarlardan arınmış bir gönülle yapılırsa ibadettir. Aksi insanın sadece kendini kandırması, etrafında olup bitenlere gözlerini kapatması ya da işine geldiği üzere çıkarları doğrultusunda kötülüğü, zulmü desteklemesidir ki bu münafıklıktır ve bu insanlar yirmidört saatini ibadetle geçirse faydası olmayacağı açıktır. İnsanlar düşünce ve fikirleriyle, hareketleriyle, güzeli ve iyiyi bulabildikleri zaman bu doğrultuda Allah’a kavuşabilirler. İşte bu nedenle ibadetin dışa dönük bir görevin yerine getirilmesi gibi, bir çıkarın sağlanması, yani cennete gidilmesi amaçlarıyla yapılmasını açık bir dille ret eder. Ve ona göre Allah’a, ya da O’nun bir sıfatına ulaşmaya çalışan insana yakışan, yarin yanağından gayri her şeyin ortak *olduğu bir toplumsal yapılanmadır. Ezenle ezilen ayrımının olmadığı, geceleri birinin çatlayacak kadar tokken diğerinin aç yatmadığı, insanların mevkilerinden dolayı yüceltilip yine içinde bulundukları sefalet yüzünden horlanmadığı bir dünya… Yani eşitlik ilkesi üzerine yaratılmış olan bu dünyada gerçek eşitlik, sosyal adalet, cennet ve aşk.. Yani Şeyh Bedreddin, gerçek bir İslam önderi büyük bir mutasavvuf olan Simavna Kadısının oğlu Bedreddin ve Bedreddin’in aşkına inanan kalplerini, bedenlerini ve sonunda başlarını bu aşk uğruna asilce feda edecek olan Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve peşleri sıra gelen onbinlerce Anadolu’lu.
Cenneti öncelikle bu dünyada kurmak istemenin bedeli her çağda ağırdır. Yüreğinde ancak gerçek anlamda bir aşk barındıran ve yaşamının her anında bu aşktan beslenen kimseler durmaz, pes etmez ya da ardına bakmaz. Aşk soluk aldırır, düşündürür, insanın her anına bir çoşku salar, ölmeden önce öldürür. Bu dünyada mutluluk bir hayalden ibaret midir bilinmez ancak mutluluğa biraz olsun yaklaşılacaksa bu ancak bütünsel anlamda yani hep beraber olacaksa anlam kazanır işte ancak o zaman değerlidir.
Bedreddin’in asırlar önce dile getirdiği fikirler bu toprakların insanını yüceltir ve onlara layık oldukları yaşamı sunar. Fikirleri önce Ege’de yankı bulur. İzmir, Manisa, Aydın ve Tire yörelerinde binlerce kişi Bedreddin’i destekler, Bedreddin ve arkadaşlarının fikirlerine, aşkına baş koyar, sosyal adaletsizliğe karşı eşitlik söylemi ile ayağa kalkar. İşte o zamanlar Ege’de her şeyin ortak olduğu, ekilenin biçilenin sofralara ortak sunulduğu bir yaşam biçimi yaşanmaya başlar. Ancak bu durum karşısında Osmanlı orduları durmaz. Bozguna uğradığı ilk girişimin sonucunda İzmir civarında ikinci bir saldırı ile binlerce kişiyi kılıçtan geçirir. İzmir bölgesindeki tüm erkek nesil yok olur sağ kalanlar sadece çok ihtiyarlar ve kundaktaki bebeklerdir. Halk hareketinin önderlerinden olan Torlak Kemal ve Börtlüce Mustafa çarmığa gerilerek asılıp şehit edilir.
Ve işte bugün Çemberlitaş Türk Ocağı’nın bahçesinde üzerini ayrık otlarının kaplamış olduğu o köşe mezarda yatan Şeyh Bedreddin bundan tamı tamına 586 sene evvelinde Serez’de yağmur çişeleyen bir günde asıldı ve naaşı *ibret olsun diye bir ağaçta uzun süre sallandırıldı. Bedreddin’in asılırken gülümseyerek söylediği sözler ise asırlar boyu akıllardan çıkmadı, çıkarılamadı.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Mademki bu kerre mağlubuz
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * netsek, neylesek zaid.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Gayrı uzatman sözü.
* * * * * * * * * * * * * * * * Mademki fetva bize aid
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * verin ki basak bağrına mührümüzü
Şeyh Bedreddin bu topraklar üzerinde yaşamış olan en büyük mutasavvuflardandır. Mutasavvuf olmak öyle yüce bir gönül işidir ki hem üstün bir zeka, hem de eşi benzeri bulunmaz bir kalp güzelliği gerektirir. Şeyh Bedreddin de onyıllar boyunca aldığı dini eğitimi insanların eşitlik içinde, kardeşce, ezenle ezilenin olmadığı, birinin tokken diğerinin aç yatmadığı bir dünya düzeni tasavvur ederek benliğinde buluşturdu. Yani aşk ile gerçeği gördü ve bu uğurda ne yapılması gerekiyorsa bu vazifeden asla geri durmadı.
Çemberlitaş Türk Ocağı’nın bahçesinde yatmakta. Mezarının üzerini ayrık otları kaplamış ve bir köşede yapayalnız durmakta.. Bugün resmi tarih kitaplarında sıradan bir asi gibi iki satırla geçiştirilen Şeyh Bedrettin 600 sene evvelinde bize gerçeği fısıldadı aşk ile geldi aşk ile vücud buldu ve aşk ile gitti ama gerçeği bilerek gitti. Ya bugün etrafımıza bakınca gördüklerimiz, onlar ne fısıldıyor bize.. Sus ve otur !
Aziz ruhu şad olsun…
Peren Birsaygılı

sargon 11-01-2007 01:57

Re: Ben de hâlümce Bedreddinem !!
 
Erol Toy'un üç ciltlik bir romanı vardır: Azap Ortakları. Şeyh Bedreddin'in bir başka destanıdır. Tadına doyamayacağınız güzellikte anlatıyor Şeyh Bedreddin'i ve yaşadığı dönemi.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:57 .