Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Ölü Gömme Kültleri (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3467)

pante 25-01-2007 01:06

Ölü Gömme Kültleri
 
ÖLÜYE VERİLEN DEĞER

5000 yıl önce Sümerler zamanında, Lagaş kıralı Entemena, aralarında durmadan toprak sorunu çıkan komşusu Umma kıralı Urlumma'yı yenilgiye uğratınca, bu zaferin anısına yazdırdığı anıta, Ummalıların "savaş alanında ölmüş askerlerini öylece bırakmalarını" bir aşağılama, Ummalı ölülere kendisinin mezar yaptırmış olmasını ise özel bir üstünlük belirtisi olarak yazdırmayı önemsemişti.

Eski toplumda Ölü bedenin sahiplenilmesi o denli önemlidir ki, Truva önünde Akhalar ile başka nedenlerle suren savaş, bir noktadan itibaren, savaş sırasında olenlerin ölü bedenlerini kimin kendi tarafına çekip alacağı bir savaşa dönüşür. Aşil tarafından öldürülen Hektor bile, son nefesini verirken, ölü bedeninin Truvalılara teslim edilmesi için katiline yalvarmıştı.


"Yalvarırım, canın, dizlerin, anan baban adına,
Akha gemilerinin yanında köpeklerle bırakma beni.
Yığınla tunç al, altın al,
Babamla ulu anam armağanlar versin sana,
Ama sen de onlara geri ver gövdemi,
Ateş payımı alayım kadın, erkek Truvalılardan"


Ölüm anını takip eden süreçte, 'ölü sahipleri'ne yönelik yeme, içme ve cinsel ilişki yasağı bulunmaktadır. Günümüz yerli topluluklarında hâlâ bulunan, ölü sahiplerinin, bir cenaze töreni takvimine göre, yeme, içme, uyuma ve cinsel ilişki yasağına Homeros dünyasında da rastlarız. Patraklos'un yasının tutulduğu dönemde Aşil'in ulu anası tanrıça Thetis oğlunun yanına oturmuş, eliyle okşayarak ona diller dökmüş;
"Yavrum benim" demişti, "ne zamana dek yiyeceksin içini; yemeyi içmeyi unutup, ağlaya sızlaya? Bir kadınla sarmaş dolaş olmak iyi şey, neden bundan yoksun ediyorsun kendini?

Tanrıça İnanna, Ölüler Diyarına inerken sadık veziri Ninşubur'a şöyle demişti:

"Ölüler diyarına vardığım zaman
Felaketlerdeki gibi ağıt yak benim için
Kutsal toplantı yerinde davul çal benim için
Tanrıların evinde beni arayarak dolaş
Gözlerini indir-kapat benim için
Ağzını çarpıt benim için
Bir yoksul gibi tek giysine bürün benim için
"

Gılgamış ise 'mikku ve pukku'sunu 'ölüler diyarı'ndan çıkarmaya giden dostu Enkidu'ya şöyle öğüt veriyordu.

“Temiz giysiler giyme…
Bur kabındaki iyi yağdan sürme…
Ölüler diyarında mızrak fırlatma…
Elinde asa taşıma….
Ayağına sandalet giyme…
Ölüler diyarında haykırma...
Sevgili karını öpme.
İğrendiğin karına vurma…
Sevgili oğlunu öpme…
İğrendiğin oğluna vurma…"

Mezar törenlerinde göğüs-bağır parçalama, saç-baş dağıtma, yanakları tırnaklama davranışları, üzüntünün doğal dışavurum biçimi değildir; devralınmış, dolayısıyla sonradan edinilmiş töresel bir uygulamlardır. Aynı biçimde, Truva’da ölüm haberini alan kadının yaşmağını çekip fırlatması, insana ait doğal üzüntü refleksi değil; töresel yineleme olarak kazanılmış bir davranış biçimidir:

“Başından yere attı parlak şeritlerini
örgülü saçağlarını, tacını attı,
sonra da altın Afrodit’in verdigi yaşmağı.
Gelin olduğu gün vermisti Afrodit yaşmağı ona. ”


Kimi Afrika yerli kabilelerinde mezar töreninin, ölü beden etrafında bir çesit minyatür savaş şeklinde gerçekleşiyor olması uzmanları şaşırtmıştı: Sessizlik-yüksek ses yasağına ilişkin kurallara sahip olarak ölüm törenleri eski toplumun ilişkilerinin yansıtıcısıdır.

Ölüm törenleri konusunda bireyler dileklerince hareket edemezler; bir törenin takvimine göre hareket edilmelidir. Truva kıralı Piriamos, İlyada'da, oğlu Hektor’un ölüm töreni takvimini şöyle açıklamıştı:

“Haydi, dokuz gün sarayda ağlayalım ona
Onuncu gün gömelim, halk da yapsın şöleni.
Onbirinci gün bir tümsek yığarız mezarına,
Onikinci gün gene savaşırız gerekirse. ”

pante 25-01-2007 01:28

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Eski Türkler, ölen kişinin ruhunun, şaman tarafından özel bir merasimle yeraltı dünyasına götürülünceye kadar evde dolaştığına inanırlar; çünkü onlara göre ölü çevresinde olup bitenden haberdardır. Bu yüzden akrabalarına zarar verebileceği düşünülen ölü, merasimlerde etkisiz hale getirilmelidir.

Türklerin ölülerini nasıl gömdüklerine gelince en sağlıklı ve eski bilgileri Çin kaynaklarından edinebilmekteyiz: "Çin kaynaklarına göre, Türk uluslarında aşağı yukarı aynı devirlerde çeşitli gömme adetleri görüyoruz: yakma, ağaca asma, toprağa gömme."

Gök Türkler "ölüyü çadıra korlar. Oğulları, torunları, erkek-kadın başka akrabası, atlar ve koyunlar keserler ve çadırın önüne sererler. Ölü bulunan çadırın etrafında at üzerinde yedi defa dolaşırlar. Kapının önünde bıçakla yüzlerini kesip""kanlı gözyaşı dökerler" "Bu töreni yedi defa tekrar ederler."Sonra belli bir günde ölünün bindiği atı, kullandığı bütün eşyasını kendisiyle beraber ateşte yakarlar; külünü belli bir günde mezara gömerler. "İlkbaharda ölenleri sonbaharda, otların ve yaprakların sarardığı zaman gömerler. Kışın veya güzün ölenleri çiçeklerin açıldığı zaman (ilkbaharda) gömerler. Defin gününde ölünün akrabası, tıpkı öldüğü günde yaptıkları gibi, at üzerinde gezer ve yüzlerini keser, ağlarlar."

Mezar üzerinde kurulan yapının duvarlarına ölünün resmini, hayatında yaptığı savaşların tasvirini yaparlar. Türklerde bulunan bu balbal geleneğine uygun olarak "ölü" ömründe bir adam öldürmüş ise mezar üzerine bir taş korlar" "İnanışa göre, bir adamın öldürdüğü kimse veya kimseler, cennette öldürenin hizmetçileri olacaklardır""Gömülme işi bittikten sonra, ölünün atları kesilerek yenirdi ki, bu da Türk kavimlerinde görülen yuğu aşı veya ölü aşı geleneği idi" Bu atların ve kurban edilen koyunların kafaları ise kazıklara asılırdı.

Oğuzların defin törenleri de Gök Türklerin defin törenlerinden farklı değildi. "IX. yüzyıl Oğuz boylarının defin töreni Gök Türklerin defin törenlerinden farksız olduğu İbn Fadlan'ın verdiği malumattan anlaşılmaktadır. Oğuzların defin törenlerini İbn Fadlan şöyle tasvir ediyor: Onlardan biri hastalanırsa köleler ve cariyeleri bakar; ev adamlarından hiç kimse hastaya yaklaşmaz. Haneden uzak bir çadır dikip hastayı oraya korlar; iyileşince yahut ölünceye kadar çadırda kalır. Yoksul ve köle hastalanırsa onu kırlara bırakıp giderler. Onlardan biri ölürse ev gibi büyük bir çukur hazırlarlar. Ölüye ceket giydirirler, kuşağını kuşandırır, yayını yanına korlar; eline nebiz dolu tahta kadeh tutturup önüne de nebiz dolu bir tahta kap korlar. Bütün mal ve eşyasını bu eve /çukura/ doldurup ölüyü buraya oturturlar. Sonra çukurun üzerine topraktan kubbe gibi döşeme yaparlar. Atlarından, servetine göre, yüz yahut iki yüz, yahut bir baş at keserler, etlerini yerler. Başını, derisini, ayaklarını ve kuyruğunu sırıklara asıp - bu onun atıdır. Bununla cennete gider derler. Bu ölü hayatında adam öldürmüş ve cesur bir kişi ise öldürdüğü adamlar sayısı kadar ağaçtan suret yontarlar; ve mezarın üzerine korlar. Derler ki - bunlar uşaklarıdır, cennette ona hizmet edecekler."

Oğuzlar dini inanışlarının tesiri ile suya girmiyorlardı; çünkü "bütün Türklerdeki köklü bir inanışa göre, su kutludur ve arıdır. Yıkanmak kutlu ve arı olan suyu kirletmek ve böylece büyük günah işlemek demektir. Bu ise uğursuzluğa ve felakete sebep olur."Bu yüzden Oğuzlar ölülerini yıkamazlardı.

pante 25-01-2007 01:37

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
MERASİMLER

Altaylı Türkler cenaze törenlerini şu şekilde yaparlardı: "Altaylı öldükten sonra dul kadın, ceset yurtta kaldığı müddetçe kocası için ağlamak mecburiyetindedir. Defin işi gizlice ve hiçbir merasim yapılmadan icra edilir. Altaylılar ölülerini umumiyetle dağ üzerindeki gizli yerlerde toprağa gömerler. Ölü tam giyinmiş vaziyette mezara konur ve yanına, yol için bir torba yiyecek de yerleştirilir. Zenginler birlikte binek atı da gömer. Ölünün dört değnek üzerine kurulmuş iskeleye yerleştirilmek suretiyle defni adeti Altay'da ancak bazı yerlerde tatbik edilir, ancak ölü gömüldükten sonra akraba ve komşular yurtta toplanarak ziyafet tertip ederler. Geri kalanlar, ziyafetten sonra yurdu şamanlara temizlettirerek başka bir yere naklederler. Ağaç kabuğundan ve kütüklerden yapılmış olan yurtlar, aileden birinin ölümü üzerine terk edilerek olduğu yerde bırakılır ve aile kendisine başka bir yerde yeni bir yurt yapar."

Hunlular ölülerini tabut içine koyarak, bu tabutları altın ve gümüş işlemeli kumaş ve kürklerle örterlerdi. Gelecek hayatta da kendisine hizmet etmesi için yüzlerce kişi kurban edilerek ölüyle beraber gömülürdü.

Eski zamanlarda Uygurlar ölüyü yakarak gömerlerdi: "O çağlarda cesedi gömerken yeni elbise giydirilip kazılan mezarın içine sedir yapılıp, sedir üzerine kamıştan yapılmış hasır serilip, üstüne ceset konurmuş. Cesedi gömmeden önce büyük törenler düzenlenirmiş. Mezarın yanına ölen kişinin öz geçmişini anlatan, oyularak yazılan abide taş dikilirmiş. Kağan ölürse eşiyle birlikte gömülürmüş. Cesedin konulduğu çadırın etrafında yedi defa dolaşılır, bıçak ile alınlarını çizip kan akıtarak ağlarlarmış."

Yine Uygurların cenaze merasimleri hakkında en iyi bilgileri Çin kaynaklarından edinebiliyoruz. "Miladi 518 yılında Çinli gezgin Huy Sing ile Sun Yong, Luo Yang'dan yola çıkıp 519 yılında Odun'a (Hotan) gelmişler. Orada gördükleri hakkında yazmış oldukları Luo Yang ibadethane Hatıraları adlı kitabının beşinci bölümünde Odun (Hotan)'daki cenaze törenlerinden şöyle bahsetmektedirler: Ölen adamın cesedi ateşte yakılır, cesedin külü yere gömülür. Sık sık anmak için yanına put dikilir. Ağıt yakanlar saçlarını kesip, yüzünü boyarlar. Kağanın cesedi ateşe verilmez, tabuta konularak uzak ıssız yerlere gömülürdü.

sargon 25-01-2007 01:41

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Sanırım en yaygını ağaç üstüne koyma imiş. Jean-Paul Roux "Altay Türklerinde Ölüm" adlı kitabında uzun uzun anlatıyor eski Türk ve Moğolların bu geleneklerini. Ağaca asma ifadesi yanlış anlaşılabilir. Ağaçların üstüne bir paravana yapılıp ölünün cesedi oraya konuyordu. Son zamanlarda bunun sadece toprağın kazılamayacak kadar sert olduğu kış aylarında yapılıp sonra gömüldüğü de söyleniyor.

Bir başka yöntem ise vahşi hayvanlara terketme. Bunla ilgili Akira Kurosawa'nın bir filmini seyretmiştim. Japonlar da uyguluyorlar. Yaşlanan kişiyi oğlu dağa götürüp bırakıyor. Vahşi hayvanlara yiyecek oluyor. Bugün bunu anlamak mümkün değil ama, o zaman bu bir asalet sayılıyor. Hatta dağa götüecek bir oğlu yoksa şerefi lekeleniyor.

Bir başka konu ise eski Türklerin yaşlılığa bakışı. Pek hoş bakmıyorlar. Yaşlanıp muhtaç hale düşmek adeta şerefsizlik sayılıyor ve çok yaşlanmadan ölmek gerekiyor.

Son olarak önemli kişilerin ölülerinin gömülmesi. Gömülen yeri kimsenin bilmemesi gerekiyor. Bu yüzden gömme işini yapanlar öldürülüyor. Cengiz ve Kubilay'ın ölümlerinde ise sayısız insan öldürülmüş. Bu insanların gittikleri yerde de aynı şekilde yaşayacakları düşünülüyor ve bunun için ihtiyacı olabilecek atlar, uşaklar, cariyeler de öldürülüp beraberlerinde gönderiliyor.

pante 25-01-2007 01:52

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Eski Türklerde ayrıca mezarlara bayrak asma geleneği vardır. "Bu gelenek, Anadolu'da da görülmüştür. Özellikle evliyaların ve büyük kişilerin mezarlarında. Mezarlara bazı Türkler bayrak veya bez asmışlar; daha eski proto- Türk geleneklerini saklayan Türkler ise, at perçemli tuğlar asmışlardır. Bazıları da, yalnızca ölü veya yas evine asmışlar."

Eski Türkler ölülerine "aş vermeyi" en önemli görev sayar ve yoğ töreni dedikleri törenler düzenlerlerdi. İlk çağlarda aş doğrudan doğruya ölüye verilir, yani mezarına konulur veya dökülürdü. İslamiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra bu tören "sevabını ölü ruhuna bağışlamak üzere fakirlere yemek, helva vermek" şeklini almıştır. "Ölü aşı töreninin en ilkel şekli Tayga ormanlarında kalmış olan şamanist boylarda müşahade edilmiştir. Bunlar arasında öyle koca karılar vardı ki koyunlarına yahut çocuklarına bir hastalık geldiği zaman yemek ve içki alıp kocasının mezarına koyarlar ve -ye, iç! bize dokunma! hain seni! hâlâ doymadın! diye bağırırlar. Demek oluyor ki iptidai devirlerde aş-yemek doğrudan doğruya ölüye sunulmuş kurbanlardır ki bununla onların zararlarından kurtulmak istenirdi.

Eski Türklerin yas tutup tutmadıklarına gelince "Eski Türklerin en başta Orta Asya uluslarının yas tutma adetlerine dair Çin kaynaklarında bazı kayıtlar bulunmaktadır. Bu kayıtlara göre, yas tutanlar bağıra çağıra ağlarlar, yüzlerini parçalarlar, keserlerdi." Bunlara "sağıtçılar (Ağlayıcılar)" denirdi.

"Orhon yazıtlarında Kül Tegin ve Bilge Hakan'a yapılan matem törenlerinin tasvirlerinden anlaşıldığına göre, Gök Türkler yas tutarken saçlarını, kulaklarını... keserler, feryat ederek ağlarlardı. Kül Tegin için yapılan yastan bahsederken Bilge Hakan şöyle diyor: Çok yaşlandım. İki şad, küçük kardeşlerim, yeğenlerim, oğullarım, beylerim ve ulusumun gözleri, kaşları berbat olacak diye kaygılandım. Bilge Hakan'ın oğlu, babası için diktiği yazıtta şöyle diyor: ...bunca kavim saçlarını ve kulaklarını biçtiler. Eski Oğuzların yas adetleri Dede Korkut hikâyelerinde çok tafsilatlı tasvir edilmiştir. Beyrek'in babası kaba sarığını kaldırıp yere vurdu. Çekti, yakasını yırttı. Oğul, oğul diyerek ağladı, inledi. Ak perçemli anası ağladı, gözünün yaşını döktü, acı tırnaklarıyla ak yüzünü parçaladı, al yanağını çekti, yırttı; sim siyah saçını yoldu. Kızı, gelini kas kas gülmez oldu. Kızıl kına ak ellerine yakmaz oldu. Yedi kız kardeşi ak çıkardılar, kara elbiseler giydiler... Beyrek'in nişanlısı kara giydi, ak çıkardı. Bunu işitip Kayan Selçük oğlu Deli Dundar ak çıkardı, kara giydi, yar ve yoldaşları akı çıkarıp kara giydiler. Kalabalık Oğuz Beyleri Beyrek için büyük yas tuttular. Yaslı çadırın üzerine bayrak asmak Oğuzlarda adetti. Dede Korkut hikâyelerinden Beyböyrek hikâyesinde -karalu, göklü otağ zikredilmektedir. Her halde yaslı çadır üzerine kara ve gök bayrak asarlardı. Altay dağlarında yaşayan Kazakların yas alametleri geçmişte beyaz başörtüsü olduğu tespit edilmiştir. Umumiyetle Kırgız-Kazaklarda yas tutma töreni ve adetleri eski Gök Türk ve Oğuzlar'da olduğu gibidir. XIX. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Kadınların yüzlerini tırnaklarıyla yırttıkları, saçlarını yola yola ağladıklarını, yakalarını param parça ettiklerini biz kendimiz müşahade ettik. Kazaklarda yas adetine yalnız ölü çıkan aile değil bütün soydaşlar (en az yüz aileden ibaret oymak efradı) riayet ederler. Yas bir yıl devam eder. Yas alameti olarak saç kesme adeti şamanist Sagaylarda tespit edilmiştir. Sagaylar defin törenini tamamlayıp ölenin evine döndükten sonra karısının saç örgüsünü yarısından keserler. Manas destanında bir hakan kadınlarını boşadıktan sonra saçlarını kestirerek dışarı atıyor, bu kadınlar muhafızlar tarafından yağma ediliyorlar. Herhalde saç kesme dul olma alameti sayılmış olsa gerektir."

Türklerin yas geleneklerinden biri de elbiseleri ters giyinmedir. "Altay dağlarında yaşayan Kuznitsk şamanist Türk göçebelerinin kadınları yas tutarken elbiselerini yedi gün ters giyerler. Kırım sultanlarından meşhur Adil Sultan destanında anası Dana Bigim ağıt söylerken elbisesini ters giyip ağladığı söylenmektedir."

pante 25-01-2007 12:06

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Hitit devrinde Anadolu halkı genelde ölülerini gömmekteydi. I. Hattuşili vasiyetinde şöyle yazmaktadır:

"Cesedimi yıka, gerektiği gibi. Beni göğsüne bastır ve göğsünde tutarak beni toprağa göm…"
Ancak imparatorluk döneminde Hitit kral ve kraliçelerinin öldüklerinde yakıldıklarına dair metinler de bulunmaktadır. Arkeolojik veriler Orta ve Güneydoğu Anadolu’da erken Tunç çağından başlayarak ölü gömme ve ölü yakmanın birlikte varolduğunu göstermektedir.

Eldeki metinler Hititlerin ölüleri yakma törenleriyle Homeros’un aktardığı Troyalı Hektor'un cenaze töreni arasında büyük benzerlikler ortaya koymaktadır. O. R. Gurney’in saptadığı bu benzerlikler şöyle özetlenebilir:
1) Cenaze yakılır,
2) ateş içeceklerin dökülmesiyle söndürülür,
3) kemikler yağa bandırılır ya da yağla kaplanır,
4) kemikler keten bezi ya da iyi bir giysiyle kaplanır,
5) küller taş bir odaya yerleştirilir,
6) şölen yapılır.

Törenlerin bu denli benzeşmesi Troyalılarla Hititler arasında varolmuş olan güçlü bir kültürel bağa işaret etmektedir.

pante 25-01-2007 12:16

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Frig beyleri ölülerini ya kayalara oyulmuş mezarlara ya da tümülüslere gömerlerdi. Kaya mezarlarının çoğu soyulmuş oldukları için mimari dışında fazla bilgi vermezler. Buna karşın tümülüsler, yani yığma mezar tipleri Frig ölü gömme geleneğini öğrenmemizde önemli rol oynarlar. MÖ 8. yüzyıl başlarından MÖ 6. yüzyıl ortalarına kadar kullanıldıkları sanılan tümülüslerin büyük bölümü Gordion’dadır. Bu yığma toprak mezarları kentin sırtlarında yeralır ve sayısı 100’e yaklaşır.

Bu türde ölü gömme tekniği gelişmiş olarak birden ortaya çıkar. Bu durum tümülüs mezarlarının Frigya’ya dışarıdan gelmiş olduğuna işaret eder. Gerçekten de Arnavutluk ve Makedonya’da soylu kişileri gömmek amacıyla tümülüs mezarların MÖ 1800-1500’den itibaren kullanıldığı bilinmektedir.

Frigya tümülüslerindeki mezar odalarının ahşap yapısı çok ileri bir tekniğin eseridir. Ölüler önceleri yakılmadan ahşap sedirler üzerine uzatılmış, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren de, Yunanistan’dan gelen etkilerle yakılmaya başlamıştır. Ahşap mezar odasına ölü ve ölü armağanlarının bırakılasından ve ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üzeri büyük bir yığma tepeyle örtülmüştür.

Toprak yığınının ahşap mezar odasına yapacağı baskıyı en aza indirmek için mezar şu şekilde yapılırdı: Ahşap mezar odasının üstü moloz taşlarla kaplanmış, bunun üzerine kalitesi ve direnci fazla olan, sulandırılarak bulamaç haline getirilmiş kil serilmiş , sonra da kuru kilden tepe yığılmıştı. Toprak kümesi, altındaki nemli kilin iyice kurumasından sonra yığılmış olmalıdır; çünkü ıslak kil kuruyunca mukavemeti artıyordu.

Tümülüslerin yüksekliği gömülen kişinin önemine göre 2-3 ile 60-70 metre arasında değişmektedir.

Frig tümülüslerini, Lidya ve Yunan mezarlarından ayıran; mezar odaları yapımında taş yerine tahta kullanılması, yığma tepe toprağının çevreye yayılmasını önlemeye yarayan krepis duvarı ve mezar odasınına geçit veren dromos kullanılmamasıdır.

Toprak yığını altında kalan mezar odalarının yeri büyük boy tümülüslerde ortada, alçak tümülüslerde ise mezar soyguncularına karşı alınan önlemle merkezden uzak yerlerde olurdu.

Soylular için kentlerin dışında görkemli yığma mezarlar yapılırken, geniş halk kiltleleri için gösterişsiz mezarlar kullanılmıştır. Pazarlı halkı, ölülerini kalenin içindeki basit mezarlara, sırt üstü yatırarak gömmüşlerdi. Boğazköy halkı ölülerini yakıp, küllerini küpler içine koyarak gömmüşlerdi. Ayrıca Boğazköy’de çocuk mezarı olarak kullanılan bir vazo bulunmuştur.

Bu Boğazköy ve Pazarlı’daki ölü külleriyle iskeletlerin tümü geç Frig dönemine aittir ve sürekli kent içine gömülmüşlerdir. Ancak Ankara’da yakılmış ölülerin küpler içinde gömüldüğü kent dışı mezarlar da bulunmuştur. Bu Ankara’da bugünkü Hacıbayram Camisi çevresindeki Frig kentinde yaşayan farklı halk sınıflarının varlığını gösterir.

pante 25-01-2007 12:28

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Etrüskler’in öteki dünya hakkında da inançlar geliştirmişlerdir. Sanat eserlerinin büyük bir bölümü öteki dünya kültünün bir parçası olarak oluşturulmuştur. Elimizde yazılı metinler olmasa da ölülerle beraber konulan eşyalardan , yapılan resimlerden , kabartmalardan öteki dünya inançları hakkında bir fikir sahibi olabiliyoruz. Etrüsk inançlarına göre ölen kişinin ruhu kanatlı cinler tarafından öteli dünyaya götürülürdü. Bu tema bir çok mezar odasındaki resimlerde işlenmiştir. Burada oyunlar oynanıp ziyafetler veriliyordu. Burada Etrüskler’e özgü bir çok cin vardı. ( Bazen kader kitabını açan Culsu ve Vanth gibi.) MÖ. dördüncü yüzyıldan itibaren ise bu resimlerde öteki dünyanın efendileri de gösterilmeye başlanmıştır. Bunlar Greklerden alınan Eita ( Hades ) ve Phersipnai ( Persefone ) dir. Bu yüzyıldan itibaren öteki dünyanın tasvirleri de değişmeye başlamıştır. Burası artık eziyet çekilen korkunç bir yer olmaya başlar. Charus ve Tuchulcha adında iki korkunç cin de tasvirlerde yer alır. Etrüsk Krallığı çökmeye yaklaştıkça tasvirler daha da korkunçlaşır.

Urartular da, diğer kültürler gibi ölümden sonra hayata inanmışlardı. Urartular’dan ölü gömme ile ilgili belge bize ulaşmamıştır. Ancak arkeolojik bulgulardan hem yakarak hem de yakmadan ölü gömdüklerini, anıtsal mezar yaptıklarını ve ölü hediyesi bıraktıklarını biliyoruz.

Açık hava tapınaklarının da ölü kültü ile olan ilişkisi Altıntepe açık hava tapınağı için şöyle anlatılmaktadır:

"Bu açık hava mabedinin ölü kültü ile ilişkili olduğundan ve muayyen zamanlarda burada toplanıldığından, dini merasimler yapıldığından şüphe edilmemelidir. Açık hava mabedinin mâna ve plan bakımından paraleli Urartuda, hatta bütün Anadolu’da mevcut değildir. Bu bakımdan buna Uratuların ortaya koyduğu bir yenilik gözü ile bakılmalıdır."

pante 25-01-2007 12:57

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Yahudilerde ölü gömme rituelleri:

Giysilerin Yırtılması (Keriya)

Giyilen kıyafetlerin yırtılması çok eskilere dayanır. Ölüm haberi üzerine, ölenin yakınının giysisini yırtması, ilk İbranilere kadar uzanan bir gelenektir. “Yaakov, oğlu Yosef’in öldüğünü öğrendiğinde üstündekileri yırtmıştı.”

Bu yüzden birinci dereceden yakınını kaybeden kişi, yani yas tutacak kişi kıyafetini kol tarafından yırtar. Bu eylem kişiler ayaktayken gerçekleştirilir. Keriya’nın sebebi, kişinin içindeki Tanrı’ya olan isyanı yatıştırmak içindir.
Ölen kişi 1. dereceden akrabaysa, yas tutan kişi yedi günlük yas süresince giydiği tüm elbiseleri yırtmalıdır. Ve bir daha dikmemelidir.

Günümüzde Türkiye’de hiçbir dinsel gerekliliği olmamasına rağmen Yahudiler yas sırasında, siyah giyinmektedirler.

1. dereceden yakınını kaybeden ve yas tutan kişiye, ölümden, cenazeye kadar olan zamanda “Onan” denir. Bu kişi bu süre boyunca hiçbir şey yapmamalıdır. Bu süre içinde dinsel tören olmamalıdır.

Onan, bu süre içinde yıkanmamalı, et yememeli, şarap içmemeli, cinsel ilişkiye girmemeli, neşeli partilerde bulunmamalı, arkadaşlarıyla görüşmemelidir. Kişi evden sadece cesedin gömüleceği zaman çıkabilir. Aksi takdirde evden çıkmamalıdır.

Eğer ölüm Cumartesi günü olmuşsa, onan bu yaptırımların birçoğunu yapmak zorunda kalmaz. Ancak yine de cinsel ilişkiye girmesi yasaktır.

Kefen hazırlıklarına, kişi ölmeden başlamak kesinlikle yasaktır. Yapılan kefenlerin çok pahalı olmaması şarttır. Kefenler dikilirken veya ölü giydirilirken kefenin kesinlikle bir tarafı kıvrılmamalıdır.
Ceset, kesinlikle kefen hazır olmadan yıkanmamalıdır.

Ölüleri yakmak yasaktır. Gömme toprakta olmalıdır. Tora’ya göre “ Topraktan geldiniz toprağa döneceksiniz”(Bereşit 3:19). “Kesinlikle ölüyü gömmelisin“ (Devarim 21:23)

Gömme mümkün olduğunca ölümün gerçekleşmesinin hemen ardından olmalıdır. Ertesi güne ancak uzakta bulunan akrabaların ulaşabilmesi yada Şabat ve bayramlar nedeniyle ertelenir.

Şabat günü gömmek yasaktır. Bayramların ilk günü de Yahudilerin gömülmesi yasaktır. Bayramların ikinci günü ölüyü gömebilirler. Tercihen bayramın diğer günleri cenaze töreni yapılmamalıdır. Bayramın kutsallığını bozmak ve ölüye kutsal günlerde saygısızlık yapmamak için mümkünse bu zamanlarda cenaze yapılmaz.

Yas Yemeği (Guevo)

Yasın ilk günündeki yemek, yas tutan kişinin olmamalıdır. Yemek, komşularının veya arkadaşlarının olmalıdır. Yemekte yumurta verilmesi simgesel bir olaydır. Yumurtanın yuvarlaklığı bu mesajı vermektedir; “Bütün insanlar bir gün ölecektir”.

Arkadaş veya komşular 7 gece boyunca yemek vermelidir. 7 gün boyunca yastaki kişiler hiçbir iş yapmamalıdır.

Kadiş

Kadiş, en önemli, en yüce duadır. Aramicedir. Bu dua söylenirken Kudüs’e dönülür. Yas sırasında söylenen “Kadiş” duası iki nedenden ötürü okunur. Birinci nedeni, kişi yakını öldüğünde isyan içindedir. Tanrı’ya isyan eder. Bu duayı okurken de Tanrı’nın adaletine sığınır. Her ne kadar isyan etse de onun doğru yaptığına olan inancını ifade eder. İkinci nedeni, ölen kişinin ruhunun, Tanrı’ya hesap verdiği süre boyunca, yakınları okudukları “Kadiş” duası ile Tanrı’ya karşı ruhu yüceltirler.

pante 25-01-2007 13:01

Re: Cenaze Töre(n)leri
 
Yas Zamanı

Yas zamanını Yahudiler üçe ayırmışlardır. İlk yedi gün (Şiva), ölümden sonraki 30 gün (Şeloşim) ve ölümden sonraki 12 ay.

Yas, ölünün gömüldüğü andan itibaren başlar.

Şiva süresi yedi günün ilk sabah duasıyla başlar. Gömme günü Şivanın ilk günü olarak sayılır.

Şabat da Şiva sürecinin içindedir. Şabat şivanın arasına gelince halk uygulamalarına göre Şabat için Şivaya ara verilir ve Şabattan sonra devam edilir. Yine de Şabat yedi günün içinde sayılır.

Kutsal bayramlardan biri şiva zamanına denk gelirse, şiva tamamlanır ve bayram bittikten sonra da şivaya devam edilmez.

Cenaze Pesah veya Sukot haftasına denk gelirse şiva yapılır. Fakat bayram tamamen sona erince başlar. Diasporada bayramın son günü şivanın ilk günü sayılır.

Purim ve Hanuka yası bitiren bayramlardan sayılmaz. Yine de yasta olanlar Purimde Megila okumak için sinagoga gidebilirler.

Uzakta veya başka şehirde bulunmaktan dolayı ölüm haberi geç öğrenilirse ,haber ulaştığından itibaren şiva ve yasın gerektirdiği tüm kurallar yapılır. Ölümün olduğu yerde aile fertleri şivanın ortalarında iseler, haberi sonradan alan uzakta olan fert katılabiliyorsa diğerlerine katılıp aynı zamanda şivayı bitirir. Eğer diğer yastakilere katılamıyorsa veya şiva tamamlanmışsa o zaman ölüm haberinin alındığı ilk gün şivanın ilk günü sayılır.

Ölüm haberi otuz gün geçtikten sonra ulaşırsa şiva yapılmaz. Ayakkabılar çıkarılıp bir saatliğine alçak bir yerde oturulur, bu bir simgesel tutumdur. Ölü, kişinin ebeveyni ise giysisi ona sunulur.


Şiva Kuralları :

* Yasın ilk üç günü yas tutan kişi kimseyle selamlaşmamalı ve aynı zamanda verilen selamı da almamalı. Üçüncü günden yedinci güne kadar kendi selam vermemeli, ancak verilen bir selamı cevaplandırmalı.

* Bu yedi günlük süre içinde kişi cinsel ilişkiye girmemeli, deri ayakkabı giymemeli, evinden çok gerekli olmadığı takdirde çıkmamalı ve yerde oturmalıdır.

* Kişi yıkanmamalıdır. Erkekler traş olmamalı. Sadece elini, yüzünü ve ayaklarını soğuk suda yıkamalıdır. Yeni yıkanmış, güzel kokulu kıyafetleri “Şabat” dahi olsa giymemelidir. Kadınlar da kozmetik ürünleri kullanmazlar.

* Kişi kesinlikle ev işi yapmamalıdır. Sadece çok gerekli olduğundan, bazı önemsiz ev işlerini yapabilir.

* Yedi günlük yas süresince bir mum veya bir lamba dünyamızı terkeden ruhun anısına yanmalıdır.

* Yasta olanlar normal yükseklikteki sandalyelerde oturmazlar. Alçak sandalye veya tabure ,minder kullanılır. Sandalye koltuklarındaki minderler alçak yerlere koyarak oturulabilinir.
* Yas tutanlar deri ayakkabı giymezler.Terlik,spor, bez ayakkabı veya çorap giyebilirler.

* Yasta olanlar işe gitmemelidir. Özel durumlar için de cemaat ravına danışılmalıdır.

* Yas kuralları içeren kitap ve bölümler, Yeremia’nın üzüntü ve ıstıraptan söz eden

bölümlerinden başka, Tora çalışılmaz.

Günümüzde Türkiye’de kişiler ilk günden selam alıp vermektedirler. Bazı kimseler hala bu yas süresince yerde oturmayı tercih etseler de, birçok kişi artık odanın bir köşesindeki koltukta oturmayı yeğlemekteler. Oturulan o koltuğa yas tutanlardan başkalarının oturmaması gerekmektedir. Genelde var olan bir uygulama da şöyledir. Ölen kişi arkasında birinci dereceden kaç kişi bıraktıysa, evde o kadar sayıda mum yanar.


Şeloşim (ilk 30 gün)

Aşağıdaki uygulamalar, ölen kişi birinci dereceden ise 12 ay boyunca, daha uzaktan akrabaysa 30 gün boyunca uygulanır.

* Kişi bu süre boyunca yeni kıyafet giymemelidir. Yeni alınan bir kıyafeti ancak kıyafet 2-3 kere başkası tarafından giyildikten sonra giyilebilir.

* Yas tutan kişi bu süre boyunca hiçbir eğlence yerine gitmemelidir. Hiçbir kutlama yapmamalıdır ve hiçbir hediye alıp vermemelidir.

Bayramlardan biri şeloşim zamanına denk gelirse yas tamamlanmış sayılır.Bayram bittikten sonra devam etmez.

12 Ay

* 12 aylık yas süresi boyunca sabah akşam Kadiş söylenmelidir. Her sene ise ölenin anısına, kişinin gömüldüğü günden bir sene sonra Limud yapılmalıdır. Bugün boyunca da bir ışık o ruhun anısına yanmalıdır.

Yahudi dinine göre bir ölünün arkasından gereğinden fazla üzülmek yasaktır. “Rab verdi ve Rab aldı.” diye inanılır.

Kişi gömüldükten üç ay sonra, mezartaşı konulur ve ilk ziyaret yapılır. Bu ziyaretler (ziyara) her yıl düzenli olarak Roş Aşana-Kipur arası ve Oşana Raba gününde yapılır.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:09 .