![]() |
Kötü hatıralar...
Yıllar önce (1994) bir otelde teknik müdürlük yapıyorum, sabah iş arkadaşlarıma işleri dağıttım, birisinin işi otel dışındaydı, gitti.
Saat 09:30 gibi kötü bir telefon geldi. O sırada otel dışında olan iş arkadaşımın oğlu trafik kazası geçirmişti, hastanedeydi ve durumu kritikti, o zamanlar cep telefonu yok, haber veremediğim için kıvranıyorken bir yandan ben ne yapabilirim diye kara kara düşünüyorum. Herkese işi bıraktırdım, yüklü bir avans çekip birini taksiyle arkadaşı bulmaya gönderdim, ben hastaneye gittim, diğerlerini telefonun başında durmaları, otelin imkanlarını kullanarak tanıdık doktor ve hastane bulmaları için örgütledim. Çocuğun annesi de oradaydı, zaten kaza sırasında çocukla beraberlermiş, karşıdan karşıya geçerken ortada beklemişler, çok hızlı giden bir hususi arabanın aynası çocuğu yüzüne çarpıp kaçmış, 4 yaşındaki çocuğun yüzü çökmüş, beyne baskı yapıyormuş, acil ameliyata almak için heyet toplanmış. Basın kan kokusunu almış akbabalar gibi hastaneye doluşmuş, kıza "acı var mı acı" gibi sorular soruyorlar. Bir iki "oğlum bak git" uyarısı fayda etmeyince nasılsa hastanedeyiz diye birine daldım, götürüp acile attım. Diğerleri uzak duruyor, ama et görmüş sırtlanlar gibi uzaktan izlediklerini görüyorum. Arada sokulur gibi oluyorlar, işaret parmağımla kışkışlıyorum. Bir ara bizim kız medyatik ilgi görmenin memnuniyetine ilişkin belirtiler gösterir gibi oldu, onu boğacak gibi bakan gözlerimi görünce kendine geldi. Sıkıntılı dakikalar geçmek bilmiyor... Polis geldi, acildeki muhabir beni şikayet etmiş, dedim git, ben sonra gelirim. Çocuğu bir o yana, bir bu yana sedyeyle taşıyıp röntgen, tahlil yapıp duruyorlar, bunu heyetteki doktorların istediklerini biliyorum, ben sedyeye eskortluk yapıp yolu açmayanlara omuz atıp illaki açıyorum, TIR gibiyim, saniyeler çok önemli, sanki çocuk ölürse benim kaybettirdiğim o bir saniye yüzünden ölecekmiş gibi tuhaf bir telaş içindeyim, önümde polisler duruyor, battı balık yan gider, bir omuz, işte yine yol açık, "dayan oğlum baban yolda" diyorum sık sık. İnsanımız duyarsız, hastanede olmaması gereken bir şekilde bağıra bağıra yolu açıyorum, beni gören kenara sıçrıyor, tahlil labaratuvarını hastanenin bir ucuna, röntgeni diğer ucuna yapan zihniyetin yedi sülalesine sövüyorum, tahliller, röntgenler bitiyor, sonuçlarını bekleyiş başlıyor, sonuçları alıp hızla heyete yetiştirmem lazım. Arada otele telefon açıyor, gelişmeleri öğreniyorum, lanet olası bir gelişme yok. 1 saat sonra nihayet tahlil ve röntgen sonuçları elimde, derhal heyet odasına yetiştiriyorum, içeride kalmak için izin istiyorum, vermiyorlar, bekleyiş sürüyor... Çocuğun babası diğer arkadaşlarla geldi, kimse bir şey söylememiş, bu iş bana kaldı, usulu nedir bilmiyorum, en yalın şekliyle anlatıyorum, bayılır gibi oluyor, tutup sarsıyorum, çocuğun sana ihtiyacı var, kendine gel diyorum, işe yarıyor. Otel çalışanları geliyor, herkes anne-babaya ümit veriyor, merak etme kurtulacak diyor, ben temkinliyim. Üzerimdeki yük biraz hafifledi, söylenecek söylendi, artık bütün iş doktorlarda. Bekliyoruz... Heyet acil ameliyat kararı aldı, babasına durumu anlattılar, çocuğun çöken yüzü beyne baskı yapıyormuş, estetik (rekonstrüktif) cerrahi ile beyne baskı yapan kemikler çekilerek yerine oturtulmalıymış. Anne-babasına sordular, onay aldılar, çocuk ameliyata alındı. Bekliyoruz... Polisin yanına gittim, çarpıp kaçan şerefsiz bulunmuş, gözaltına alınmış. Onunla sonra ilgileneceğim. Gazeteciyi darp etmekten ifade verdim. Tutukluluk dediler, o kadar da değil dedim, hastaneye döndüm, ameliyat başladıktan sonraki 2. saat, bekliyoruz... Bir ara otel personelini ve kızı yine gazetecilerle konuşuyorken görüyorum, akıllarınca tutuklanan adamın daha çok ceza alması için çabalıyorlar. Bu bana çocuğun canı, kanı üzerinden siyaset yapmak gibi hissettiriyor, gözüm kararıyor, sırtlanlardan birini daha indiriyorum, kızı da sözlü uyarıyorum. Bilmiyorum, neden böyle yaptığımı bilmiyorum, sanki bir an bile çocuğu düşünmezsem onu bana bağlayan zayıf ip kopacak, elimden sıyrılacak, onu tutamayacağım, onu kaybedeceğim ve bu benim suçum olacak. Onu yaşama ben bağlıyor gibiyim. Herkesten de böyle olmasını bekliyorum ki, çocuk yaşama tutunsun, bana o an bu çok önemliymiş gibi geliyor, benden de önemli, her şeyden önemli, tertemiz çocuğu en küçük suistimal, en küçük kıkırdama benim gözümü karartıyor. Tekrar tekrar "daha bu çocuk diyorum, daha bu çocuk, çocuk ulan bu". Al işte yine polis geldi, öbür sırtlan da şikayet etmiş. O gece nezaretteyim. Bir kaç arkadaş gelip beni alıyor, kalmam gerekiyorsa kalayım diyorum, sabah sekizde burada ol, savcıya gideceğiz diyor ve bırakıyorlar. Hastaneye geri dönüyoruz. Bekliyoruz... Ameliyatın 5. saatinde artık olayın sıcaklığı bir çok kişide geçmiş, esnemeler başlamış, ben gideyim sonra yine gelirim diyenler bir bir ayrılıyorlar, kızı çantasından bir şey çıkarıp sırtlanlardan birine verirken görüyorum, tam uçacakken çocuğun babasının da orada olduğunu görüyorum, içimden bir şey kopuyor. "Eyvah!", birden ağır bir ümitsizlik çöküyor, dışarıda kimsenin olmadığı bir yere çöküp ağlıyorum. Beynimde binlerce düşünce dönüp duruyor, hepsi karamsar, hepsi kötü bitiyor, düşünceleri kovamıyorum, daha fazlası, daha kötüleri üşüşüp duruyor. "Eyvah!" diyorum, eyvah bunu yapmayacaklardı. Artık beklemiyoruz, bekliyorum. Dayan çocuk. Ne tuhaf, daha adını bile bilmiyormuşum. Ne fark eder. Dayan oğlum, dayan aslanım, ben buradayım, seni bırakmayacağım... 6. saat, artık ameliyathane önünde volta atıyorum, uzun sürmesi iyiye mi, kötüye mi işarettir, bilmiyorum. Arada oteli arayıp bilgi veriyorum, onlar da birilerine sorup normaldir/değildir diye bilgi edinip bana söylüyorlar. Zor bir ameliyatmış, uzun sürmesi normalmiş, ümitleniyorum. Aslan parçası be, seninle gurur duyuyorum. Bak, gördün mü, normalmiş, rekonstrüktif cerrahi bu boru mu, helal be size, iyi ki varsınız. Arada gizli yerime çöküp sinirlerimi boşaltıyorum, iyi ki varsınız, iyi ki varsınız. Dayan oğlum, az daha dayan. Rekonstrüktif cerrahi tabi. Peki sen ne işe yarıyorsun Tanrı bozuntusu? Memnunsundur halinden, çocuğun halinden de memnun musun? Cevap yok mu? Hep kaçak güreşiyorsun, Hızır masalını mı hatırlatacaksın bana, her işte bir hayır varmış falan, bu çocuk büyüyünce kötülük yapacakmış, bu mu savunman? Bir karış çocuktan da mı utanmıyorsun? Rekonstrüktif cerrahi işte gözünü seveyim, bak adamlar 7 saattir dinlenmeden, yılmadan çocuğu kurtarmaya uğraşıyorlar. Sen ne yaptın? Ulusun ya, yücesin ya, hadi kurtar çocuğu! Hoş, çocuğu bu hale getirmeden önce yapacaktın yapacağını. Önce bozup sonra düzelttiğin için puan mı vereyim. Çok beklersin. Kötüsün kötü. Duyuyorsan bari uzak dur adamlar işini yapsın. Kimseye ders vermenin yeri de değil, zamanı da. Hadi. 8. saat, artık ameliyathanenin kapısındaki camdan içeriyi görmeye çalışıyorum, 5 metre kadar ötede bir kapı daha var, ancak iki kapı birden açıkken bir şeyler görülebiliyor, personelin gidiş gelişlerini hesapladım, iki kapının aynı anda açıldığı anı artık yakalayabiliyorum. Bekliyorum... Sırtlanlar artık benden çekinmiyor, polisten çekindiğimi düşünüyor olmalılar, bizimkiler çocuğun tüm hayatını ötmeye başlamışlar, çocuğun adını duyuyorum, arada biri eve gitmiş olmalı, vesikalık, hatıra fotoğrafı falan veriyorlar, arada gülüşmeler oluyor, yapmayın bunu çocuğa diyorum içimden, az sonra hepsine dalacağım ama çocuk ne olacak, ulan siz çocuğa dua edin. Dayan oğlum, dayan aslanım, dayan ... (ilk kez adıyla sesleniyorum, içimi bir sıcaklık kaplıyor, bağımız güçlenmiş gibi geliyor bana, ümitleniyorum, karşımdaymış gibi gülümsüyorum) ben buradayım, ben buradayım. 10. saat, ameliyat bitmiş olmalı ki bazı doktorlar çıkıyor, ...'ın ameliyatından mı çıktınız diye soruyorum, evet diyorlar, çok zor bir ameliyat olduğunu, önümüzde çok kritik bir 72 saat olduğunu söylüyorlar, teşekkür ediyorum, medyayla muhabbeti ilerletmiş ebeveynlere bu bilgiyi veriyorum, bu arada gözümden çok düştüler. Aldırma oğlum, aldırma aslanım, ben buradayım. 11. saat, artık çocuk yoğun bakımda, serum takmışlar, ebeveynlerinin camın arkasından görmesine izin verdiler. Dayan oğlum. Ben buradayım. Arkadaşlar geldi, sandviç getirmişler, yedik. Yemek yerken fark ettim, bir parmağımı kırmışım. Nasılsa hastanedeyiz, sardırdım. Bekliyoruz... Kendi kendime şebekleri affet, şimdi arıza çıkarma diyorum, hadi çocuğun hatırına affettim. 12. saat, en azından olumsuz bir şey yok diyorum. Başka bir şey düşünmemeye çalışıyorum. Arkadaşlardan birini eve gönderdim, eşim temiz elbise getirdi, bu telaş içinde eşimi aramayı unuttum. Beni görür görmez ağlamaya başladı. Beni hiç böyle görmemiş. 16. saat, otele geri dönüp duş aldım, elbisemi değiştirdim, karakola gittim, diğer sırtlan için olan ifadeyi de verdim. Savcıya gitmek için bekliyorken gazeteleri karıştırdım, bizim çocuğun haberini gördüm, 1 vesikalık foto ve 2 cümle: Dün sabah 09:15'de filan yerde 4 yaşındaki bir çocuğa çarpıp kaçan sürücü yakalandı. Sürücü farkında değilim dedi. Dedim burada mı, dediler başka karakolda. Gazeteden bir tane kendime aldım. 24. saat, sıram geldi, iki sırtlanla çıktık savcının karşısına, anlattılar, ben de anlattım, gazeteyi attım savcının önüne, bakın dedim, dünkü icraatları bunun içinmiş bu akbabaların. Her biri için 1 ay hapis, tecil, para cezası vesaire, hakim karşısına çıktık, hakim basın özgürlüğü var filan diye uzun bir nasihat çekti, bıraktı. 26. saat, neyse şimdi bununla uğraşamam, dayan ..., dayan aslanım, yanına geliyorum. Yine yanında olacağım. Yeniden hastanedeyim, hala olumsuz bir şey yok, aslan rekonstrüktif cerrahi. Gerçi kritik zamanın dolmasına 48 saatten fazla süre var, eşim de benimle geldi, artık daha güçlüyüm. Dayan oğlum, bak eşim de burada. Biz buradayız, biz evet biz, hep yanındayız. Yoğun bakımın tıkır tıkır işleyen düzenine, doktorların, hemşirelerin o özgüven dolu, ne yaptığını bilen koşuşturmalarına hayranlıkla bakıyorum, bu düzeni bozmak aklımdan bile geçmiyor, içimde ....'ı görmek için müthiş bir istek var, sanki görsem daha yoğun düşünebilecekmişim gibi geliyor bana, arada aklım başka şeylere gittiğinde suçluluk hissediyorum. 36. saat, saatler geçmek bilmiyor. Neyse ki olumsuz bir şey yok. Eee, olumsuz bir şey yoksa olumlu bir şeyler oluyordur diye düşünüyorum. İnsanın yüzünü sıyırıp kemik yapısını gözümün önüne getirmeye çalışıyorum, daha içini, daha da içini, artık beyni göreceğim yere kadar, orada kırılmış, çökmüş kemikleri kaynatıyorum hayalimde, elimi dokunduruyorum, elimden güçlü bir ışın çıkıyor kırmızı ve yumuşak, kemikleri onarıyorum, etleri kaynaştırıyorum, elimi yavaşça çekerken yaraların kapandığını hayal ediyorum, bunu defalarca canlandırıyorum hayalimde, iyileşeceksin çocuk, iyileşeceksin. Sen de benim adımı öğreneceksin. Hoş, ne önemi var. Boşver çocuk, hele sen ayağa kalk. Ayrılmıyorum kapının önünden, eşim arada çıkıp çay sandviç getiriyor. Gözümü kapıdan ayırmadan yiyor, içiyorum. 48. saat, sırtlanlardan biri beni çeyrek sayfa haber yapmış. Basın özgürlüğü, barbarlık, mafyalık vesaire, eşim okudu, Düşman askerini ayaklar altına alan heykel gibi çıkmışım. 52. saat, Ne oluyor? Yoğun bakımda bir telaş başladı. Eyvah! Yapma çocuk. İş mi bu yaptığın, bak hepimiz buradayız işte. Ne konuşmuştuk seninle, hadi abisi, hadi oğlum, hadi .... Acil kan lazım başka bir hasta için, gideyim mi çocuk, söz veriyor musun bir yaramazlık yapmamaya? Hadi aslanım benim, yine geleceğim, bak 15 dakika sonra buradayım. Kan grubu benimki değilmiş, olsun verdim, belki başkasına yarar, oteli arayayım, personelden varsa gelip versinler, geldim abisi, geldim, bak yine buradayım... 55. saat, yine bir telaş başladı. Eyvah! Abisi bana bak, yapma bunu bana, kızıcam ama, ne konuştuk seninle? Doktorlar koşturuyor, eyvah rekonstrüktif cerrahi dediler, acil yoğun bakıma dediler. Yetişin, yetişin. Hadi rekonstrüktif cerrahi, hadi aslanlar, hadi çekin alın bu çocuğu ölümün elinden. O daha çocuk, o daha çocuuuuk. ... Tabutu kibrit kutusu gibi geldi bana, sanki bir insan değil serçeydi, ne kadar da küçüktü. O daha çocuktu, o-da-ha-ço-cuk-tu. Kendi kendinin belanı verebiliyor musun? Güzel, ver o zaman. Veremiyor musun? Zavallısın. --/-- Uyan Berkin, uyan abisi, bak buradayım, bak buradayız, bu sefer daha kalabalığız, seni vuran, seni vurduran alçağın aksine yüz binlerce, milyonlarca kişiyiz, hadi abisi, hadi oğlum, hadi aslanım, güzel kardeşim, buradayız, buradayız, hep buradayız, hepimiz buradayız. Veya biraz daha uyu istersen, sen bilirsin, ama kalkacağına söz vereceksin tamam mı? Biz yine burada olacağız. |
20 yıldır ilk günkü gibi tazeliğini koruyan bir acı, kimbilir belkide dahada yoğunlaştı, hiç hız kesmedi.
Aslında bana bu tür unutulamayan şeyler yabancı gelir, zira ben genelde ilk şokta sistem error verir, kendini kapatır, sessizleşir, olayı yıllar sonra anlarım, saçma bir şey ama yapı meselesi, birde çocukken geçirdiğim trafik kazası sonucu fiili unutkanlık eklenince, iyice saçma olan bir yapı. Dahada saçma olanı başkalarının duyguları bana geçiyor, bunada engel olamıyorum, kim olursa olsun, isterse düşmanım olsun, eğer yoğun duygulu bir şey yaşamışsa, beni çok etkiler. Sözlere pek inanmam ama duygular zaafımdır, kitap okumamamın altında buda vardır aslında. Sevgili @Deist_tr, bu kötü hatıranı okuyunca yıllar önce izlediğim bir belgeselde Emillianın hikayesini izlemiştim, detaylarını buraya yazmıştım biraz, o da etkileyici bir hikayeydi, bir insan 30 yıldan fazla bir olayı nasıl ilk günkü tazeliğinde yaşayabilir, helede 1.5 yaşında yaşadığı bir olayı nasıl tap-taze tutabiliyor, mantık devre dışı kalıyor resmen. Bugün çok geç yattıydım, zaten zor uyurum genelde, 1 saat anca uyumuşumdur, bir kabusla uyanmışım ki imdat diye diye kaçarken uyandım. Tabii uyanınca dedim herhalde bir feryat var, zira daha öncede böyle şeyler geldiği için başıma, az çok böyle çıkarımlar yapabiliyorum. Neyse neti açınca senin bu yazını gördüm, daha doğrusu feryadını gördüm. Acına bi şey yapamam ama o acın banada yansıdı bunu bilmeni isterim. |
Unutulmasi guc bir ani, tam da boyle durumlarda ilahi bir gucun butun bunlari tasarladigini dusunmek yardimci olabiliyor imanlilara. yani bence dinin tek faydasi bu psikolojik etkisi. Bizler, olen masum yavrunun gidecegi bir yeri, ailesinin de bir daha yavrusunu goremiyecegi grtcegini gayet iyi bildigimiizden, acimiz daha da bir guclu ve surekli olabiliyor. Belki de, burada oldugu gibi, acimizi dostlarimizla paylasmak biraz hafifletecek, basinci biraz azalatacaktir. Sevgiler sevgili dostlara.
|
Bazen susmak daha iyidir. Susmak ve sadece paylaşmak.
Kendimi böylesine tarifsiz bir acıyı yaşayan biri olarak düşününce yanımdakilerin susmasını, uzakta durmasını isterdim, hani görebilecek ama duyulamayacak uzaklıkta. Sessizlik olmalı ki acımı yaşayabileyim, düşüncelerimi, dikkatimi toplayabileyim, dilediğim gibi, içimden geldiği gibi, hak ettiğim gibi vedalaşabileyim. Mesela, yatayım toprağın üstüne, son bir kez kucaklayayım, kokusunu duyayım, kana kana, coşkuyla, daha önce hiç ağlamamış olduğum gibi iç çeke çeke ağlayayım, inleyeyim, yaşlar sicim gibi boşansın ama dimdik durabileyim, ölecek gibi olayım ama sesim titremesin, başkasını duymayayım, başkası beni duymasın. Herkes ayrı ayrı bu acısını olanca yalnızlığıyla yaşasın. Bari bu anlarda gerçekten kendisi olsun. O bir kaç metreküplük toprakla anlaşmadır defin, ona verilen değerli bir emanetin, hediyenin geri ödemesidir. Toprak reddetmez, saygıyla, hürmetle hakkını alır, özümser, doğaya eşit bir şekilde dağıtır, adalet varsa belki bir burada vardır. Bu öz, suya gider, çiçeğe gider, ağaca gider, hayvana gider, toprak yine kendinden bir parçayı ödünç verir, bir yerden, bir çok yerden yaşam olur fışkırır. Ödünç yaşarız, gün gelir geri veririz. Özümüzden türlü yaşamlar can bulur. Berkin'in özünün can vereceği yaşamları bilmek isterdim. Bir ağaç mı? Bir çiçek mi? Bir kelebek mi? Bir sincap mı? Bir başka hayvan mı? Bir başka insan mı? Acaba yine böyle kara kaşlı, kara gözlü mü olurdu? Yine böyle güler yüzlü mü olurdu? Gördüğüm her varlıkta Berkin'i arayacağım. Bu, belki sonraki hafta sonu, baş başa olabileceğim bir zamanda Berkin'in kabrine gideceğim, toprağına sarılacağım, O'nu içimden geldiği gibi uğurlayacağım. |
Berkin öldürüleli 6 yıl geçti.
Failleri hakkında ne soruşturma-sorgulama var ne de tutuklama. |
|
Bilmemkaçıncı kez ertelendi.
|
Berkin'in Masalı - Berkin Elvan Anısına
05.01.2021 Alıntı:
|
Bu gün olmuş , çocuğun bedeni toprağın içine karışmış olduğu ve kendini savunacak bir durumu yokken
Ülkücüler ve İslamcılar halen çocuğun bedenine , ailesine , hukukuna iğrenç mide bulandırıcı , tiksindirici , alçakça küfür ediyorlar. Hele o imajlarına Atatürk resmi koyup bu igrenclige ortak olanlar kusturuyor insan olanı. Nedir insanlığın bu faşist , dinci , ırkçı , kuyu , çukur , lağam atığı yaratıklardan çektiği. |
Erteleyin bakalım...
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:18 . |