![]() |
İrtidad ve Ridde Savaşları
RİDDE SAVAŞLARI
İslam davetle tebliğle başlayan ama bunun yetmiyeceğini görünce zoru benimseyen bir dindir. İslam'da demokrasiden, demokratik haklardan bahsedilemez. Çünkü kanunların, kuralların Allah'ın emri olduğuna inanılır. Allah'ın emirlerine ise asla karşı gelinemez. Karşı gelenlerin katli vaciptir. İnanmayanlara karşı " Ya islam ya ölüm" seçeneği bırakıldığı için yaşamak için İslam'ı kabul edenlere tabi ki ilerde din değiştirme hakkı da verilemezdi. Nitekim dinden dönenler için de ölüm kararı alınmıştır. Sonuç olarak İslam'da inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü kesinlikle yoktur. O nedenle de laikliğe karşıdırlar. Tabi güçlü oldukları yerde. Güçsüz oldukları yerde ise demokrasiyi ve laikliği isterler ki kendi inançlarının propagandasını yapabilsinler. Bu da adalet anlayışlarını ortaya koyar. Her fırsatta İslam dininin hoşgörü dini olduğunu iddia eden dinciler, İslam'ı tasavvuf, peygamberi ve halifeleri de Mevlana ile karıştırıyorlar herhalde. İslam'da hoşgörü yoktur. Hoşgörünün tanımı müslümanların kafasında farklıdır. Hoşgörü, bir müslümanın başka bir müslümana olan sabrı, iyi davranışıdır onlara göre. Gavura, kafire hoşgörü olmaz. İstisnalar ise o kişiyi ya da toplumu ifade eder, İslam'ı değil. Riddet ve irtidad kelimelerinin anlamı İslam dinini terk etmektir. Mürted'in kelime anlamı ise İslam'ı terk eden manasınadır. Kuran'a göre, İslam'ı terk eden cehenneme gidecek ve orada ebedi olarak kalacaktır. Bakara/ 217 Ali İmran / 90. İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisidirler. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: *"Kim dinini değiştirirse onu öldürün." Buhari, Cihad ve's-Seyr, 2794 1585 Zeyd Ibni Eslem ( radıyallahu anh ) anlatıyor : Resulullah ( SAV) buyurdular ki; "Dinini değiştirenin boynunu vurun." Ilk dinden dönme hareketi Peygamberin zamanında Yemen'de ortaya çıkmıstı. Kendisinin peygamber oldugunu iddia eden Esved el-Ansi, topladığı kuvvetlerle önce Necran bölgesini, peşinden de San'ayi, Vali Sehr ile yirmi beş gün savaşarak ele geçirdi. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdiği Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmiş daha sonra Ikisi birlikte Hadramevt'e gitmislerdi. (Taberi, III, 229-230). Ibnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çıkarmış olduğu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamıştı" (Ibnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endişeli bir şekilde beklerken, durumu haber alan peygamberin, Yemen bölgesinde bulunan müslümanların tamamına yönelik, Esved'e karşı savaşılması emri bölgeye ulaştı. Veber b. Yuhannis vasıtasıyla gönderilen mektubta; dinin korunması, mürtedlere karşı savaşılması, Esved el-Ansi'nin açıkça savaşılarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldırılmasi ve bu emrin Islâm'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulaştırılması gibi talimatlar yer almaktaydı (Taberi, III, 231; Ibnül-Esir, II, 338). Peygamberin emri San'a'daki müslümanlara ulaştığı zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansi, Firûz adındaki biri tarafından öldürülmüş ve Kenan bölgesi tekrar Islâm'ın hâkimiyetine girmişti. Onun öldürüldüğü haberi Medine'ye peygamber'in vefat ettigi günün sabahında ulaşmıştı (geniş bilgi için bk. Taberi, III, 227 vd.). Ridde Savaşları, peygamberin ölümünden sonra dinden dönüp Islâm devletine karşı koyanlarla yapılan savaşlardır. Peygamberin ölüm haberini duyan Yemen ve Necid bölgelerindeki bazı kabileler dinden ayrıldıklarını ilan ettiler ve vergi-zekat ödememeye başladılar. Bu durum kabileden kabileye yayılmaya ve isyan büyümeye başladı. Irtidat hareketlerinin başlamasıyla başkent Medine her taraftan kusatılmış bir duruma geldi. Öte yandan Yahudi ve Hristiyanlar, ortaya çıkacak durumu değerlendirmek için müslümanlarin durumunu izlemeye başladılar. Tarihçiler müslümanların o zaman içinde bulundukları dehşet verici durumu; "Müslümanlar, peygamberlerini kaybetmeleri ve azlıkları yüzünden sanki şiddetli soğuk, yağmurlu karanlık bir gecede sahrada kaybolmuş koyun sürüsünün durumunu andırıyordu" (Taberi, Tarih, Beyrut ty, III, 225; Ibnül-Esir, Tarih, Beyrut 1979, II, 333) şeklinde ifade etmektedirler. Medine'nin ciddi olarak tehdit altında bulunduğunu ileri süren bazı kimseler, peygamber'in vefatından az önce yola çıkan Usame'nin ordusunu bu seferden alıkoyması için Ebu Bekir'e müracaat ettiler. Islâm devletinin başına henüz geçmiş olan Hz. Ebu Bekir son derece net ve kararlı bir ifade ile bu tavsiyeyi yapanlara; Bilsem ki kurtlar burada beni parçalayacak; Usame'nin ordusu için peygamber'in emretmiş olduğu şeyi uygulayacağım" (Taberi, a.g.e., III, 225, 228; ) dedi ve bu orduya yoluna devam etmesi için emir verdi. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Usame B. Zeyd komutasındaki İslam ordusu peygamberin emri ile Ürdün
ve çevresine sefere çıkmıştı. Peygamberin ölümünden sonra başta Tay ve Esed kabilelerinin isyanı üzerine Ebubekir bu kabileleri uyardı ama bunlara karşı harekete geçmek için Usame'nin seferden dönüşünü bekledi. Ancak, Abslar'la, Zubyanlar'ın Medine'ye saldirmaları üzerine bu tehlikeyi yok etmek için faaliyete geçmek zorunda kaldı. Bu arada diğer bir takım kabilelerin elçileri Medine'ye gelerek, namazı kılacaklarını, ancak zekât'ı ödemeyeceklerini bildirdiler. Ve bu durumun kabul edilmesini istediler. Ebu Bekir elçilere; "Zekat olarak vereceğiniz hayvanların, bağlanacakları ipleri vermediğiniz taktirde bile sizinle savaşacağım" şeklinde sert bir cevap verdi. (Taberi, III, 244) Halife Ebu Bekir tarafindan istekleri reddedilen bu elçi heyeti dönüşlerinde, Medine'de bulunan müslümanların azlığını kabilelerine bildirerek Medine'ye yürümek için onları heveslendirdiler. Ebu Bekir sayılarının azlığını öğrenen mürtedlerin Medine'ye saldırabileceklerini anladığı için bir takım tedbirler aldı. Yakında olan düşman birliklerinin şehre girişini önlemek için Ali, Talha, Zübeyr ve Ibn Mes'ud'u şehre giren yollara yerleştirdi ve herkesin mescidde toplanmasını istedi. Nitekim o, düşüncesinde yanılmamış ve üç gün sonra mürtedler gece vakti harekete geçmişlerdi. Ancak yolları bekleyen birlikler onlarla savaşarak şehre girmelerini engellediler ve durumu Ebu Bekir'e bildirdiler. Ebu Bekir mesciddekilerle birlikte hemen harekete geçerek onları geri püskürttü ve Zahusa'ya kadar onları takip etti. Burada mürted askerlerin uyguladıkları bir yöntemle müslümanların develeri ürkmüş ve geri dönmüşlerdi. Mürtedler, müslümanların korkarak geri döndükleri zannına kapıldılar ve Zül-Kassa'da toplananlara haber göndererek kendilerine katılmalarını bildirdiler. Öte taraftan Ebu Bekir, geceyi savaş hazırlığı ile geçirdi ve sabaha yakın, sağ kanatta Numan b. Mukarrin, sol kanatta Abdullah b. Mukarrin, ortada Suveyd b. Mukarrin şeklinde bir tabya düzeni ile yola çıktı. Merkezinde Ebu Bekir'in bulunduğu ordu yaya olarak (sadece aracı birlikte süvariler vardı) hızlı bir yürüyüş yaptı ve fecirde düşmanın bulunduğu yere geldi. Onlar hiçbir şeyden habersiz olarak dururken, müslümanların ani saldırısı karşısında çok sayıda ölü bırakarak kaçmak zorunda kaldılar. Ebu Bekir, kaçanları Zül-Kassa'ya kadar takip etti. Numan b. Mukarrin'i bir miktar askerle orada bırakarak Medine'ye döndü. Irtidat eden Absogullari ile Zubyanogullari, aldiklari bu yenilginin acısıyla kabileleri içerisindeki müslümanları öldürmeye ve çevrede bulunan diğer müslümanlara saldırmaya başladılar. Bu haber Ebu Bekir'e ulaştığı zaman o, müthiş bir şekilde hiddetlendi ve müslümanları çesitli şekillerde öldüren mürted kâfirlerin, öldürdükleri müslümanlara karşılık olarak korkunç bir şekilde öldürüleceklerine dair yemin etti. (Taberi, III, 246; Ibnül-Esir, II, 345) Bu olaydan sonra, müslümanların moralleri düzeldi ve kabileler içerisinde irtidat eden kimselerin bir bölümü tekrar Islâma dönmeye ve yeniden zekat mallarını Medine'ye göndermeye başladılar. Ibnül-Esir'in kaydina göre de kırk gün sonra Usame b. Zeyd seferden dönerek Medine'ye geldi. Ebu Bekir onları sefer yorgunluğunu üzerlerinden atmaları için Medine'de bıraktı ve tertip ettiği kuvvetlerin başına geçerek, Necd yönünde bulunan Zül-Kassa'ya doğru hareket etti. Bu nazik ortamda Hz. Ebu Bekir'in bizzat savaşa çıkmasını doğru bulmayan bazı kimseler ona müracaat ederek Medine'de kalmasını istediler. Bu kimseler, eğer Ebu Bekir'e bir şey olursa, içinde bulunulan kritik durumun müslümanlar için bir felakete dönüşmesinden endişe ediyorlardı. Ebu Bekir; müslümanları bizzat koruyacağını söyleyerek bu teklifi reddetti. (Taberi, III, 247) /http://www.enfal.de/tarih26.htm |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Sevgili pante;
* * * * * * * * * * Açtığın başlıkla ilgili izninle küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Dinden dönme, "ridde" olaylarını tam anlayabilmek için "islami tebliğ ve davetin" tam olarak ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Yani bu dinden dönen kabilelerin hangi koşullarda Allah'ın dinini kabul ettiğini bilmek ve bu kabulün niteliğini belirlemek gerekli. İbni Kesir'in Tevbe suresi 123. ayet tefsirinde bahsetmeye çalıştığım şey oldukça net biçimde ortaya konur.Ayet şu: * * * * *Tevbe 123 Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir. * * * * *İbni Kesir'in tefsiri: * * * * *"Allah Teala mü'minlere önce kafirlerin önde gelenleriyle, İslam diyarına en yakın olanlarıyla sonra onları takib edenlerle savaşmayı emrediyor. Bu sebebledir ki Allah Rasulü Arap yarımadasındaki müşriklerle savaşmaya başlamıştır. Sonra Mekke, Medine, Taif, Yemen, Yemame, Hicr, Hayber, Hadramut , ve arap yarımadasınının diğer bölgeleri ve diğer arap kabilelerinden insanların bölük bölük Allah dininine girdiklerinde kitap ehli ile savaşa başlamış ve arap yarımadasına en yakın ve ehli kitap olmaları sebebiyle, İslam'a davete insanların en layığı olan rumlarla savaş için bir ordu hazırlamıştır....." * * * * * Dikkat edilirse İbni Kesir (bu genel olarak İslam düşünüşünün tipik bir örneğidir), Hristiyanları İslam'a davet için en layık topluluk olarak görüyor ve bu davet için bir savaş ve ordu gerektiğine karar kılıyor. (!?!!!) Arap kabilelere yapılan tebliğ ve davet tam da burada anlatılan gibidir. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Sevgili Pante son zamanlarda dine karşı hoşgörülü olan Pante gitmiş yerine insafsızca saldıran bir Pante gelmiş.Olayları senin gibi iyi tahlil edebilen birisinin benim kanımca birilerinin kayığına binerek böylesine yanlı bir bakış açısına düşmesi açıkçası bende hayal kırıklığı yarattı.Üzüntümü dile getirerek konumuza gelmek istiyorum...
Pante,İslamda (Kur'an da) mürtedlerin öldürülmesi gibi bir hüküm kesinlikle yoktur.Dinde zorlama yoktur.Dileyen dilediği inancı yaşar.Peki hiç mi mürtedlerle savaşılmamış,hiç mi onlardan kimse öldürülmemiş?Tabi ki savaşılmış tabi ki öldürülmüş.Peki neden?Bunun cevaplarından birisini yukarıda sen veriyorsun;"Ilk *dinden *dönme *hareketi *Peygamberin *zamanında *Yemen'de *ortaya *çıkmıstı. * Kendisinin *peygamber *oldugunu *iddia *eden *Esved *el-Ansi, *topladığı *kuvvetlerle * önce *Necran *bölgesini, *peşinden *de *San'ayi, *Vali *Sehr *ile *yirmi *beş *gün * savaşarak *ele *geçirdi. *Peygamber'in *Amil *ve *muallimi *olarak *bölgeye * gönderdiği *Mu'az *b. *Cebel, *Ma'rib'de *bulunan *Ebu *Musa *el-Esari'ye *iltihak *etmiş * daha *sonra *Ikisi *birlikte *Hadramevt'e *gitmislerdi. * (Taberi, *III, *229-230). *Ibnül-Esir'in *ifadesiyle, *"Esved'in *çıkarmış *olduğu *fitne * bir *alev *gibi, *Hadramevt'ten *Taif, *Bahreyn *ve *Ahsa'dan *Aden'e *kadar *her *yeri * kaplamıştı" * Sevgili Pante bir yerde insanların tek tek veya topluluk halinde İslam'dan çıkmaları Peygamber de dahil kimseyi ilgilendirmez.Ama o insanlar bir askeri güçle beraber alenen savaş ilan etmişlerse,devlet otoritesini reddetmişlerse,vermeleri gereken vergileri vermemişlerse,toplum içinde fitne ve fesat tohumları ekiyorlarsa (günümüzde buna bölücülük diyorlar) onlara hertürlü siyasi,ekonomik ve askeri müdaheleyi yapmak ilgili bütün devletlerin doğal hakkıdır.Günümüzde ve tarihte bütün devletler bu haklarından doğan sorumlulukları yerine getirmeye çalışmışlardır.(bu arada devlet otoritelerine isyan eden herkesi haksız gördüğümüzde sanılmasın)Devletimizde tarihinde türlü isyan ve ayaklanmalara devlet otoritesinin sağlanmasının bir gereği olarak müdahele etmiştir.Bu yüzden irtidad ve Ridde olaylarının yukarıda çizdiğim genel çerçeve içerisinde değerlendirilmesini rica ediyorum. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Alıntı:
Sevgili Hiramusta; Orhan Veli Kanık'ın " Beni bu havalar mahvetti " şiirinde olduğu gibi, beni de bu siteye yapılan haksız saldırılar geriyor. Bir konu, bir olay olsa da yapmış olunsa. Mesela ağır hakaretlerin, küfürlerin ya da adi karikatürlerin yayımına göz yumulur da böyle bir saldırıya maruz kalır, belki anlarım. Fakat gayet düzeyli giden bir forum, sırf burada islam tartışılıyor diye hacklenir mi? Burada dinsizliğin, ateizmin propagandası yapılıyorsa İslamın da yapılıyor. İslam'ı savunanlara bir sansür mü uygulanıyor? Hayır. O halde nedir bu rahatsızlık? Lamer midir hacker midir ben anlamıyorum ama şunu bilmelerini istiyorum; İşte bir eve zorla girer gibi girip gaspettiniz. 3 gün içinde de atıldınız. Ne kazandınız? Koca bir nefret? Ayrıca sizin nezdinizde İslam kötü imaj kazanımlarını arttırmakta. Bu saldırganların kesinlikle üyelerin içinden olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçeli ya da İleney ya da başka birileri. Bunlar saçmaladıklarında ise, tepkinin ilk önce sitedeki müslüman arkadaşlardan gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ona cevabı bir ateistten önce bir müslüman versin. Bunu zaman zaman yapan 1-2 arkadaş var. Ama çoğunluk susuyor. Adam da ateist arkadaşımızdan okkalı bir cevap alıp morarınca " Ben size gösteririm" havasına giriyor tabi. Gerginliğim kişisel değil ama bilsinler ki her saldırıdan sonra birkaç gün kendimi toparlamakta zorlanacağım ve yazılarım da da bu gerginlik hissedilecek. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
“Ülkesini, canını, malını, ailesini, kültürünü, hayat tarzını savunmanın, mütecavizlere karşı yiğitçe durabilme erdeminin suç sayıldığı bir yerde”
İşte anahtar cümle bu hiramusta... Şimdi Irak'ta gezegenimizin devi ve onun işbirlikçileri bir dayatma içerisindeler. Irak ve ortadoğu halklarına kendi doğrularını , yaşam anlayışlarını zorla dayatıyorlar. Peki islam ordularının gücü ve dayatması ile “Ülkesini, canını, malını, ailesini, kültürünü, hayat tarzını” savunmaya çalışanlarla ilgili aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz ? Evet bu dayatma da yanlış ve haksızdır *diyebiliyor muyuz ? Bu sorunun cevabı “insan” olmanın *turnusolüdür. Gerisi laf-u güzaftır. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Peygamberin ölüm haberi üzerine, Müseyleme ve Tuleyha, peygamberlik iddiasiyla
ortaya çıkmıştı. Tay ve Esed kabileleri Tuleyha'ya tabi olarak dinden dönmüş, Gatafan ise, Uyeyne b. Hisn'in başkanlığı altında isyan etmişti. Uyeyne: "Esed ve Gatafandan bir peygamber, bize Kureyşten olan bir peygamberden daha sevimlidir. Muhammed öldü. Tuleyha ise hayattadır" diyerek, Tuleyha'ya tabi oldu. (Ibnül-Esir, II, 342) Yolda kendisine katılan komutanlarından Mukarrinoğlu Numan, Abdullah ve Suveyd kardeşlerle birlikte Rebezelilerin toplandığı Ebrak denilen yere kadar ilerledi ve burada yapılan savaşta mağlup olan ve komutanlarını kaybeden Abslar ve Benu Bekr'ler dağılarak süratli bir şekilde bölgeden uzaklaştılar. Günlerce Ebrak'da kalan Ebu Bekir, Benu Zübyan'ları mağlup etti ve topraklarını ganimet olarak değerlendirerek bu arazileri Benu Zübyan'lar için yasak bölge ilan etti. Onun bu galibiyeti üzerine mürtedlerin çoğunluğu tekrar Islâm'a döndü. Öte taraftan, dağılan Abs ve Zübyan kuvvetleri peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha'nın yanına gittiler. Tuleyha, Sumeyra'dan hareket ederek Buzaha'ya yöneldi ve burada karargâh kurdu. Medine'ye dönen Ebu Bekir  savaş hazırlıklarına girişti ve orduyu on bir kısma ayırarak her birine bir bayrak verip görev sahalarını belirledi. Buna göre, Halid b. Velid, Buzaha'da bulunan yalancı peygamber Tuleyha ile savaşacak, peşinden Butah'da bulunan Malik b. Nuveyre üzerine yürüyecekti. Ikrime b. Ebi Cehl ise Müseyleme ile mücadele edecek, Muhâcir b. Ebi Ümeyye, Esved el-Ansi'nin bağlılarına karşı harekete geçecek, peşinden de Kays b. Maksuh ve onu destekleyen diğer Yemenliler'e karşı, Ebnalar'a yardım edecek ve sonra Kindelileri te'dip için Hadramut'a yönelecek. Halid b. Said, Suriye taraflarına; Amr b. el-As, Kuzâ'aya karşı yürüyecek; Huzeyfe b. Mihsan, Deba halkıyla savaşacak; Arfece b. Herseme, Mehre kabilesiyle; Tureyfe b. Haciz, Beni Süleym'i ve onlarla birlikte hareket eden Havazinliler'i itaat altına alacak; Süveyd b. Mukarrin, Yemen'in Tihame bölgesine; Alâ b. el-Hadrami, Bahreyn'e gidecekti. Halife Ebubekir, Surahbil b. Hasane'yi de, Ikrime b. Ebi Cehl'in arkasından göndererek, Ikrime'nin Yemen'den ayrılıp Kuzâ'alilar üzerine yöneldiği zaman ona iltihak etmekle görevlendirdi. (Taberi, III, 248-249) |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Bir şey soracağım.
Anladığım kadarıyla Kur'an'ı Kerim yazılı hale gelmeden, derlenmeden önce olmuş bu Peygamberlik iddiaları. Acaba o kabileler "Muhammed'in son peygamber" olduğunu bildiren ayeti bilmiyor olabilir mi ki diğer peygamberlerden birini kabul etmişler. Yoksa o ayet bu tür iddialar sebebiyle mi Kur'an'a girdi? Bunları engellemek için? Mümkün mü? Konuyu dağıtmıyorumdur umarım. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Alıntı:
Bence o ayet, Muhammed'in son peygamber olduğunu değil, gelmiş geçmiş peygamberler içinde sonuncusu olduğunu söyler. Eğer bu bilgi "o döneme kadar" şeklinde algılanırsa son peygamber anlamı taşımaz. Kur'an tümüyle evrensel olarak kabul edilir ise son peygamber anlamı taşır. O kabileler bu ayetleri biliyorlar ama kabul etmiyorlar, Muhammed'e değil Museyleme denilen Rahman'a inanıyorlardı. Muhammed'in zamanında da Museyleme peygamber olduğunu iddia etmişti. Bu konuda sanırım Sodomo geniş bilgi verecektir. |
Re: İrtidad ve Ridde Savaşları
Halid Bin Velid'in Tuleyha Meselesini Çözümlemesi
Tuleyha, Beni Esed b. Huzeyme'ye mensup olup, Muhammed'in son zamanlarında peygamberlik iddiasında bulunmuştu. O, bağlı bulunduğu Esedoğullarına kendisine Cebrail'in geldiğini söyleyerek bazı tuhaf şeyler uyduruyor ve onlardan kendisine tabi olmalarını istiyordu. Kendisine tabi olanlara namaz kılarken secde etmeyi yasaklıyor ve Allah'ın buna ihtiyacı olmadığını ve, O'nu ayakta zikretmelerini emrediyordu. İbnül-Esir; "Kabilecilik taassubundan dolayı çok sayıda Arap ona tabi oldu" demektedir. (Ibnül-Esir, a.g.e., II, 344) Bu yüzden ona bağlı olanların çoğu Esed, Gatafan ve Tay kabilelerine mensuptular. Fezare ve Gatafanlılar Taybe'nin güneyinde toplanmış, Tay kabilesi ise kendi topraklarının sınırda beklemekte idiler. Tuleyha'nın mensup bulunduğu Esed oğulları ise Sumeyra'da toplanmıştı. Abs, Sa'lebe ve Mürreliler ise Rebeze dolaylarında, Ebrek'de beklemekteydiler. Onların bir kısmı burada kalmış, diğer bir kısmı da Zül-Kassa'ya giderek Medine'yi tehdit etmişlerdi. Bizzat halifenin başında bulunduğu kuvvetler tarafindan, önce Zül-Kassa'da sonra da Abrek'de yenilgiye uğrayan grup Sumeyra'dan ayrılıp, Gatafan ve diğer kabilelerle birleşerek Tay kabilesi arasında bir su kenarı olan Buzaha'da karargah kuran Tuleyha'ya iltihak etti. Bu olay üzerine Tuleyha Tay kabilesinin Cedile ve Gavs boylarına adam göndererek kendisine iltihak etmelerini emretti. Onların bir bölümü acele olarak onun yanına hareket ettiler; arkada kalanlara da gelmelerini söylediler. Tay ve Cedilelilerden bin beşyüz kişinin iltihakiyla daha da güçlenen Halid, Buzaha'ya Tuleyha'nın üzerine yürüdü. Tuleyha'nın yanında Uyeyne b. Hisn komutasında yedi yüz kişilik Fezareli asker bulunmaktaydı. Savaşın siddetlendiği bir sırada Uyeyne bir kaç defa Tuleyha'nin yanına gidip kendisine Cebrail'in savaşın sonucu hakkında haber verip vermediğini sordu. Tuleyha sonunda ona; "Evet geldi ve bana; "bir gün düşmanlarınla karşılaşacaksın. Başlangıçta aleyhinde de olsa sonunda savaşı kazanacaksın. Değirmen gibi insan öğüten kanlı bir savaş, işte unutamayacağın bir söz" diye haber getirdi" dedi. Uyeyne ona; "unutamayacağın bir sözmüş..." dedi ve askerlerine; "Ey Fezareliler! Bu adam bir yalancıdır. Savaşı bırakıp geri dönün" emrini verdi. Gücü azalan Tuleyha savaşı kaybetti ve Suriye’ye kaçtı.Sonra da Kelb kabilesinin yanına gitti. Esed oğulları ve Gatafanlıların tekrar Islâm'a döndüğünü duyduğu zaman o da iman etti. Ebu Bekir vefat edinceye kadar, Kelblilerin arasında yaşamaya devam eden Tuleyha ancak onun vefatından sonra Medine'ye gitmiş ve Ömer'e bey'at etmişti. Tuleyha Ömer döneminde vukubulan Kadisiye ve daha sonraki savaşlarda akıl almaz kahramanlıklar göstermiş ve bu sefer gerçekten iman ettiği Islâm için hayatını sürekli tehlikelere atarak hizmet etmekten geri kalmamıştır. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:37 . |