![]() |
"Ol" Diye Yaratan Tanrı "Yokol" da der mi?
Bu soruyu özellikle "yaratma" kavramına inananlara, hiçlikten bu kâinatı "ol" diyerek yarattığını iddia eden bir Tanrıya inananlara sormak istiyorum.
"Ol" diyerek hiçlikten varlık meydana getirebilen bir gücün, varlığı yokedip hiçliği sağlama ya da "yokol" deme gücü de olsa gerektir. Hiçlikten varlığı ortaya çıkaran bir Tanrıya inananların bu durumda her şeyi tüm varlığı bir anda yok edebilecek, her tarafı bir anda "hiç" yapabilecek bir Tanrıya da inanıyor olmaları gerekir. Yani "ol" derken yaptığı hokuspokusu, "yokol" diyerek de pekâla yapabilmelidir. Bu yaratılışa inananlar buna ihtimal veriyorlar mı? Vermiyorlarsa neden? Sonsuzluğun herhangi bir anında Tanrı neden yarattığını yok etmeyi düşünmez? |
İbrahimi dinlere inanalar bu iddiayı atmış olsa da, konuya hakim uzmanlar "ol" demenin anında değil "sonuç netice olarak ol dedim mi olur kesindir ama ne zaman olur bilinmez" gibi açıklamaları vardır. Burada pat diye şıp diye olmak anlamına gelmiyor. Dinin en çok bu yönünü sevmiyorum. Bir sözden binlerce anlam çıkartıp her yöne çekilebiliyor. Bir "Tanrı" kelime oyunu yapmayı ne kadar çok seviyor olabilir ki? Sanırsın kutsal kitap değil, kullanılacak kitap. Herkes işine geldiği gibi çeviriyor. Yani daha kendi stabiltesi yok. Kesinlik, hüküm yok.
Diğer yandan bende bir yaratıcıyı asla inkar edemem ama öyle ben büyüğüm oldururum inan bana falan diyecek kadar çocuksu bir yaratıcı değil elbette inandığım. Bu tarz iddialar o dinin yaratıcısı için hakikaten ne talihsiz iddialardır. |
Alıntı:
Yoktan var etmek yerine kendisini bildiğimiz tüm varlığa dönüştürmüş olan bir Tanrı mıdır inandığınız? Peki, kendini dönüştürmüş olan bu Tanrı'nın bilinci evrenin neresindedir? Ya da Tanrı kendisini dönüştürme esnasında, kendisini unutmuş olabilir mi? Bir adım daha ileriye gidelim, kendisini unutan bir Tanrı modelini ele alırsak, bu Tanrı kâinatı ne zaman tasarlamıştır da bu şekle sokmuştur? En baştan bir tasarım var mıydı gerçekten? Yoksa en başta olan tek şey "evrim motoru"muydu? En basit hidrojen atomunun doğasında dahi haiz olan "dene, yanıl, tekrar dene, hayatta kal, çeşitlen" güdüsü herhangi bir tasarıma gerek bırakır mı? |
Gereksiz. Silindi.
|
Alıntı:
Kendisini bildiğimiz varlığa dönüştürmüş olduğunu iddia edemem çünkü bilemeyiz. Bu da diğer inançların iddiası olabilir. Kendisini unutan tanrı modeli diye bir yine iddiam olmadı olamazda. Gerisi zaten aynı sorunun kökünden geliyor. Çok açıktır aslında. İnsanlar bence somut kavramını yanlış algılıyor olabilirler. Şimdi desek ki evren tanrının beyninde ki bir milyar hücresinden birisidir sadece. Bu evren dahil 1 milyar daha evren olduğun iddia etsek ve kendimizle kıysalasak! Hani kendi hücrelerin seni anlatabilir, tanıyabilir mi? gibi... Fakat bunun gibi onlarca ihtimali bir kenara bırakıp, BİLİMİN cevaplayamadığı noktada eğer muazzam bir enerji bir güç varsa onun bir yaratıcısı olduğunu düşünebiliriz. Çünkü var ve açıklama gereği duyarsak başka ihtimal yok. Tesadüf de olsa onun da bir başlangıcı olmalı. Bunun için yaratıcı kimdir, nerededir, niye yaratmış görünmüyor karışmıyor, öncesi sonrası ne gibi dünya üzerinde ki hiç bir yapının, oluşumun açıklayamadığı bir bilinmezi benim açıklayabilmem mümkün değil. Bunun yerine somut olana bakmak gereklidir. Yani klasik ama ben niye varım gibi... Ya da evren nasıl oluşmuş gibi... Daha önce de yazmıştım. Bu benim uydurduğum bir iddiadır. Evreni yaratan bir yaratıcı varsa zaten göremeyiz! Çünkü evrenden büyük olmalı. Aksi halde evrenin içinde ki yaratıcıyla birlikte evreni de yaratan olmalı. Aslında ne kadar yalın net bir düşünce değil mi? Şu diyebilmek için algımızda göreceli olarak evrenden büyük bir yaratıcıya ihtiyacımız vardır. Gözlemleyebildiğimiz evrenden büyük olan şeyi zaten göremeyiz! Aksi halde yaratıcı olmaz sınırlı bir varlık olur. Hatta o dev olabilir yaratık olabilir ama evren içinde yaratıcı fikri mümkün değildir. En iyi ihtimalle evrenin sınırına gidip bakmalıyız. evren burada bitti ama yaratıcı yok demeliyiz bu tür yaratıcı, Tanrı Allah fikirleri kafadan atmak için. Evren sonunda erkek tavlası oynayan bir yaratıcı bulunamazsa da sorun çözülmeyecektir. Bilinmezlik devam edecektir. Şimdi niye karışmıyor olaylara neden acılara müdahale etmiyor demek mantıklı değildir bence. Niye etsin ki? İddia doğru olsa hani sen hücrende ki bir olaya müdahale edebilir misin? Fakat bu tür düşünceler sınırlıdır. Yaratıcının beyni ve hücresi var demek yanlıştır. Çünkü bilemeyiz. En azından benle konuşmadı hiç :) Burada esas olan kozmos ve içinde ki ve de kara maddenin veya karanlığın kaynağını açıklayabilmek. Bu noktada böyle son derece geçerli veriler varken nasıl olur da onu sorgulamayız! bunun tesadüf olduğunu kabul etsekte çözülen bir şey yok. Tesadüfü kim icat etti veya tesadüf olabilmesi için gerekli ortam ne zaman niye vardı?! |
Alıntı:
Size bir teoriden bahsedeyim, evrenin kompleks bir matematik denklemi olduğundan, hatta Tanrı dediğimiz kavramın... Bilinç, bu matematiksel denklemin kendi kendinin farkına varmasıdır. Beyin, fouirer transformasyonu yapan bir dönüştürücüdür, fourier transformasyonu sonlu bir fonksiyonun sonsuz sayıdaki farklı frekanslardaki dalgaların toplamı olarak yazılmasını sağlar. Evrenin aslında her yerinde matematik vardır. Örneğin bir ayçekirdeği çiçeğinde, bir ağacın yaprağında, bir salyangozun kıvrımlarının açısında fibonacci serisindeki sayılar gizlidir. Evrendeki pek çok yapı fraktal geometriye uygundur. Peki Tanrı matematiktir ne demektir? Matematiğin, iyisi ya da kötüsü olmaz, arzusu olmaz, kızmaz, öfkelenmez, belli bir ahlâk anlayışı yoktur. Matematik nötrdür, deterministtir... Matematiksel bir Tanrı tapınılmak istemez, inanılmaya ihtiyacı yoktur. Matematiksel bir Tanrının evreninde her şey nedenseldir, her denklemin belli koşullar ve şartlar altında belli bir sonucu vardır... Yani mucizelere yer yoktur. Peki böyle bir evrende, Tanrısının matematiksel bir denklem olduğu bir evrende gerçekten anlaşılan manâda bir "Tanrı" kavramından bahsedilebilir mi? Nedensel olarak işleyen bir evrende, matematiksel bir Tanrı ancak teoride var olabilir, pratikte yoktur. |
Alıntı:
Tanrı zaten varsa teori olması yeterlidir. Ötesi somutluk gerektirir. Somut olan şey tanrı olamaz. Evren dışında olabilir düşüncem kabul görmeyebilir ama bu benim bir yaratıcı sorusuna bulabildiğim en mantıklı düşüncem. Evren tanrı içinde de olabilir veya tanrı dediğimiz şey bir buhar makinesi de olabilir. Başlangıç bilinmediği için buraya kimse somut delil sunamıyor. |
Ol ve yok ol sihirbazliktaki gosteri olarak ayrilmaz ikilidir.
Yani bir sihirbaz, hokus/pokus ve el cabuklugu bir marifet ile, oldurur da, yok da eder. Zaten bu diyalektiktir. Birini yapabilmek digeri olmadan mumkun degildir. Eger oyle ise olduramiyordurda. Cunku oldurabilen yok da oldurabilir. |
Alıntı:
Algılanamaz ve anlaşılamaz olan bir Tanrı tasavvuru söz konusuysa diğer tüm saçma bulduğunuz dinlere de inanmaya ciddi ihtimal vermeniz gerekir. Anlamadığımız ve kavrayamayacağımız nedenlerden ötürü Tanrı böyle garip dinlere inanmamızı beklemiş olabilir neticede... Yani söz konusu olan anlaşılamaz bir Tanrının gönderdiği dinler olunca mantıkla örtüştürmeye çalışıyoruz da, o Tanrının anlaşılabilirliği söz konusu olunca mantığı bir kenara mı bırakmamız gerekiyor? |
Alıntı:
Bilgisayarın en önemli parçası/beyni, işlemcisi. İşlemciyi canlı-bilinçli bir varlık gibi farz edelim; algılayabileceği sadece sistem içinde kendisine kazandırılmış özelliklerle sınırlıdır. Kasanın dışını, dışında ne/nasıl bir dünya olduğunu bilemez. Demem o ki; biz zekâmızı % 100 kullansak dahi, bu zekadan çok daha üstün-ve farklı, algı kapasitemizin çok çok üzerinde varlık ve olgular bulunabilir. Bu; mantıken mümkündür. Tabi; 'her mantıken mümkün olan gerçekte de olur' diye bir mecbûriyet de yoktur. Bu nedenle agnostiklerin "Bilinemez" yaklaşımı, ateistlerin kesinlik bildiren "yok" betimlemesinden çok daha mâkûl görünüyor. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:22 . |